KISA ÖYKÜLER : 40 PARALIK ADAMLAR


40 PARALIK ADAMLAR

Toplumumuzda çok kullanılan bir sözdür.

"Kaç paralık adam ki"

Sanki adamlığın ölçü birimi paraymış gibi.

Parası olana beyefendi denir.

Parası olmayan adam bile değildir.

Yaşlılar daha iyi bilir.

Eskiden öğrenciler de parayla değerlendirildi.

"40 paralık adamlar" denilirdi.

Eylem yapan hakkını arayan öğrencinin genel adıydı bu.

"40 paralık adamlar"

Peki neden 10 20 30 değil de 40 paralık adamdı öğrenciler?.

Tarih; Teşrinisani 1924’tü.

Yani 1924 yılının Kasım ayı.

Bundan tam 95 yıl önce.

İstanbul’da tramvay şehir ulaşımı Konstantinopol isimli bir Belçika şirketine aitti.

Cumhuriyet kurulduktan sonra yabancı şirketlerle masaya oturulmuş ve sözleşmeye bazı şartlar konmuştu.

Bu şartlardan birine göre öğrenciler kimliklerini göstermek şartıyla yarı fiyatına tramvaya binecekti.

Belçika şirketi Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm şartlarını kabul etti. .

Tramvayda tam bilet 80 para öğrenci 40 paraydı.

Ancak Osmanlı döneminde her istediği yapılan Belçika şirketi sorun çıkarıyordu.

Öğrencilerden de tam bilet parası yani 80 para istiyordu.

15 Kasım 1924’te Tıp Fakültesi öğrencileri örgütlendi.

İstanbul’un tüm duraklarında tramvaya binecekler ve 40 para ödeyeceklerdi.

Harbiye durağından binen bir grup öğrenci 40 para verince biletci kabul etmedi ve tramvayda olaylar çıktı.

Kavganın büyümesi üzerine vatman tramvayı durdurdu.

Olay yerine yetişen şirket işçileri ile öğrenciler arasında arbade yaşandı.

Yoldan geçen bazı vatandaşlar da hakkını arayan öğrencilere tepki gösteriyordu.

"Ne olacak bunlar 40 paralık adamlar"

Bir anda iki el silah sesi duyuldu ve iki öğrenci vurularak yaralandı.

Silahı ateşleyen polis Harbiye karakolunua sığınarak linçten zor kurtuldu.

Ertesi gün İstanbul’daki tüm üniversite öğrencileri ayaklanmıştı.

Belçika şirketinin Beyoğlu’ndaki Metrohan’da bulunan merkezini basıp herşeyi talan ettiler.

Şirket yetkilileri canlarını zor kurtarıp Sirkeci’de bulunan Sansaryanhan’daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne sığındı.

Polisin ve şirket yetkililerinin tüm girişimlerine ve sözlerine rağmen olaylar 3-4 gün yatışmadı.

Sonunda 21 Kasım 1924’te yani 95 yıl önce bugün Konstantinopol şirketi pes etti.

Artık öğrenciler her yerde tramvaya 40 paraya binecekti.

Bu Cumhuriyetin ilk toplu öğrenci eylemiydi ve başarıyla sonuçlanmıştı.

İki öğrenciyi yaralayan polis memuru Hüseyin Efendi ise "Silahım kendiliğinden ateş aldı" deyince hapisten kurtuldu ama meslekten el çektirildi.

Bugün öğrenciler toplu ulaşım araçlarına yarım biletle biniyorsa bu 1924 yılındaki o "40 Paralık adamlar"ın sayesindedir. .

Eskilerin öğrencilere "40 paralık adamlar" demesinin nedeni de budur….

FIKRA : RİZELİ DURSUN’UN KAZASI 😊


RİZELİ DURSUN’UN KAZASI 😊

Rize’de kaza geçiren bir işçi, olayı ayrıntılarıyla anlatmak için şantiye şefine bir mektup yazmış ki, evlere şenlik. İtiraf etmek gerekirse, klasik Karadeniz fıkralarından biri sandım ama değilmiş. Bire bir gerçek bir hikaye… "Sayın şantiye şefim, iş kazası tutanağında planlama hatası diye yazmıştım.

Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı bilgi istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıdaki gibi olmuştur:

Bildiğiniz gibi ben duvar ustasıyım.

İnşaatın 6. katında işimi bitirdiğimde, biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250 kg olduğunu sandığım bu tuğlaları aşağıya indirmem gerekiyordu. Bunun için bir varil buldum.

Ona sağlam bir ip bağladım. 6. kata çıkıp, ipi bir çıkrıktan geçirerek, ucunu aşağıya saldım. Tekrar aşağıya inip, ipi çekerek varili 6. kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp, tekrar yukarı çıktım. Tüm tuğlaları varile doldurup aşağı indim. Tam ipin ucunu çektim ki, kendimi havalarda buldum. Ben yaklaşık 70 kiloyum.

250 kiloluk varil aşağı düşerken, beni yukarı çekti. Heyecandan ipi bırakmayı akıl edemedim. Yolun yarısında dolu varille çarpıştık. Sanıyorum sağ iki kaburgam bu sırada kırıldı. Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple birlikte çıkrığa sıkıştı.

Böylece parmaklarım da kırılmış oldu. O sırada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa dağıldı.

Varil hafifleyince, bu kez ben aşağı inmeye, varil yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine varille çarpıştık. Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı.

Can havliyle ipi bırakmayı akıl ettim ve tabii yaklaşık 3 kat yükseklikten aşağıya doğru düştüm. Sol kaburgalarım, sol el bileğim de o zaman kırıldı sanırım. Başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin hızla üzerime doğru geldiğini gördüm. Kafatasımın da böylece çatladığını düşünüyorum. Bu sırada bayılmışım.

Gözümü hastanede açtım. Allah’ın, herkesi böyle görünmez kazalardan korumasını diler, hürmetle ellerinizden öperim.

FIKRA : REİS BİR GÜN AVM’YE GİTMİŞ :)


Tayyip Erdoğan ile Emine Erdoğan açılışını yaptığı AVM nin bir et reyonuna resmi ziyarete gitmiş. Reyonu tertemiz ve çok düzenli olarak görmüş. Adamları ile gezerken rast gele bir kasabın tezgahına gelerek sohbet etmeye başlamış. Cumhurbaşkanı : dana ve koyun etleri fena değilmiş, işler nasıl gidiyor ? diye sormuş.

Kasap: genelde iyi idi ama bugün bir kilo bile satamadım;

Cumhurbaşkanı : neden ?

Kasap: siz ziyarete geldiğiniz için müşteriler pazara alınmadı;

Cumhurbaşkanı : o zaman ben alayım, bana 4 kilo verir misiniz;

Kasap: hayır satamam;

Cumhurbaşkanı : neden satamıyorsun ? diye sormuş;

Kasap: sizi gelecek diye tüm bıçaklarımızı topladılar,

Cumhurbaşkanı : bıçak olmasa da olur, bana şu parçayı ver bakayım;

Kasap: yine de satamam, demiş;

Cumhurbaşkanı: yine ne oldu ? Neden satmıyorsun ?

Kasap: çünkü ben kasap değilim, Silahlı Polis timinden bir askerim.

Cumhurbaşkanı sinirli bir şekilde: git bana komutanını çağır, demiş;

Kasap: o da karşıda balık satıyor; diye cevap vermiş.