MEDYA DOSYASI : AKİT TV haber müdürünün FETÖ ile ilişkisi ortaya çıktı !!! ÖNEMLİ İDDİA !!!


AKİT TV haber müdürünün FETÖ ile ilişkisi ortaya çıktı !!! ÖNEMLİ İDDİA !!!

Hükümete yakın Akit TV’deki programda Akit gazetesi Haber Müdürü Murat Alan’ın sözleri tepki çekmişti

Murat Alan, Akit TV’de yorumculuk yapan gazeteci Ali Tarakçı’ya bir konu hakkında yanıt verirken, “O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa bunu AK Parti iktidarı oturttu” demişti.

Sözcü gazetesi yazarı Aytunç Erkin ise Türk askerine “Eşşek” diyen Alan’ın FETÖ ile ilişkisini ortaya çıkardı.

Erkin yazısında, “Aynı gazeteci 2010’da, Fetullah’ın sözcüsüydü. CHP ve MHP’yle ilgili kumpas kasetlerini aklıyordu” ifadelerini kullandı.

Yazıya göre Alan, 2011’de MHP kaset kumpası hakkında FETÖ’nün “oğuzyurdu” adlı internet sitesinde “olaylarla hiçbir ilişkisi olmayan Gülen Hocaefendi”tespiti yaptı ve FETÖ’nün kampanyasını haberleştirdi.

İşte o yazının tamamı:

AKİT Haber Müdürü Alan “Generallerinizin hepsi, oynaya oynaya eşek gibi saf tutacaklar” dedi

Milli Savunma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü “Yargıda hesap verecek” açıklaması yaptı

Aynı gazeteci 2010’da, Fetullah’ın sözcüsüydü. CHP ve MHP’yle ilgili kumpas kasetlerini aklıyordu

1 – Tarih 6 Mayıs 2010… Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bir kadın milletvekiliyle, otel odasında gizli kamera ile görüntülenmiş bu kumpasın ardında da 10 Mayıs 2010 tarihinde genel başkanlık görevinden istifa etmişti. Söz konusu ‘gizli’ görüntüler ilk Anadolu’da Vakit ismiyle yayın yapan ulusal gazetenin internetteki haber sitesi olan habervaktim.com’da yayınlandı.

FETÖ’NÜN SERVİS ETTİĞİ KASET

Görüntüleri yayınlayan kişi 23 Haziran 2016’da FETÖ’den tutuklanan Yener Dönmez’di. Dönmez, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de aralarında bulunduğu 171 kişinin yargılandığı davada 13 Ağustos 2018 tarihinde adli kontrolle tahliye edildi. Yener Dönmez, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede Baykal kasetinin nasıl yayınlandığını şöyle anlattı: “Cevheri Güven (FETÖ’cü) isimli şahsı Star Gazetesi Haber Müdürü olması nedeniyle tanırım. Arada sırada çeşitli görevlerde karşılaştığımız da oluyordu. Cevheri Güven isimli şahıs yukarıda okunan metnin içinde geçen kayıtlarda beni zamanını tam olarak bilmediğim ve hatırlamadığım bir anda aradı. Ve bana ‘Sizinkilere bir şey gitmiş haberin var mı’ şeklinde bir şey sordu. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. O gece daha sonra beni birkaç kez daha aradı ve ‘Elimde önemli bir şey var’ şeklinde yine aynı şekilde bu minvalde sözler sarf etti. Ben de kendisine bu önemli şeylerin ne olduğunu sordum. Kendisi bana bu konu hakkında bir açıklama yapmak istemedi.”

HABERVAKTİM’E GELEN İHBAR

Yener Dönmez daha sonra AKİT yöneticilerinden yayınlanması konusunda ‘olur’ aldığını söyledi ve şöyle devam etti: “Ben de bunun üzerine hem gazetede haber müdürü olarak çalışan hem de habervaktim.com. yayın yönetmeni olan Fatih Akkayı’yı arayarak, ‘Elinize ulaşan önemli bir şey varmış, bunlar nedir’ diye sordum. Akkaya bana Deniz Baykal’la ilgili görüntülerin habervaktim.cominternet sitesinin ihbar hattına geldiğini söyledi. Yöneticilere, internet sitesinin ihbar hattına gelen ihbarın metacafe.com adlı video paylaşım sitesinde yayınlanan Deniz Baykal’a ait görüntülerin olduğunu söyledim.”

“EŞŞEK GİBİ SAF TUTACAKLAR”

Şimdi geliyoruz Türkiye’yi iki gündür meşgul eden ve “O hizaya gelmeyen apoletli generalleriniz hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşek gibi saf tutacaklar” diyen AKİT’in Haber Müdürü Murat Alan’a…

Hatırlatalım… 11 Ekim 2010’da Anadolu’da Vakit ismi değiştirildi, Yeni Akit olarak yayın yapmaya başladı.

2 – Baykal, o muhabir hakkında dava açtı ve tazminat kazandı

Tarih 18 Mart 2011… Yeni Akit Gazetesi’nin manşetinde “Şok diyalog” başlığı ile Deniz Baykal ve İ.B. isimli bir kadın gazetesi arasında geçtiği iddia edilen telefon görüşmelerinin kayıtları yayınlandı.

Kayıtlar yayınlandıktan sonra Baykal, gazetenin sahipleri ve Ramazan Fatih Uğurlu ile haberleri yapan ve bugün aynı kurumda haber müdürü olarak görevlendirilen Murat Alan hakkında manevi tazminat davası açtı. Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, Baykal’ın siyasi figür olması nedeniyle ‘özel hayat’ olarak nitelendirilen durumları hakkında kamunun bilgilendirilmesinin doğal olduğu yönünde karar verdi.

TAZMİNAT ÖDEDİLER

Bunun üzerine Baykal temyiz başvurusu yaptı. Yargıtay, 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını bozdu.

Tarih 22 Nisan 2014… Yeniden yargılama yapan Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay kararındaki gerekçeleri kabul etti ve gazetenin yöneticileri Ramazan Fatih Uğurlu ve Murat Alan hakkında kişi başı 6 bin lira manevi tazminata hükmetti. Gazete, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Gazete yöneticilerinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirten AYM heyeti, söz konusu iddianın ‘kabul edilemez’ olduğunu açıkladı.

Bitmedi…

Türk Ordusu’nu bugün hedefe koyan Murat Alan, 2010’larda Fetullahçılarla birlikte ‘Ergenekon’ sürecinde yine askerin karşısındaydı ve kumspas kasetleriyle ilgili haberler yapıyordu! Dönemin polisleri ve yargı dünyasıyla arası iyi olan gazetecilerdendi…

Gazeteci Alan: Hocaefendi’nin kasetlerle hiçbir ilgisi yok

Mayıs 2011’i, MHP’de yaşanan kaset depremini hatırlayın… 12 Haziran seçimlerine giderken partide kilit görevde bulunan 10 kişinin nasıl istifa ettiğini, ‘farklıülkücülük’ adlı internet sitesi üzerinden yürütülen kampanyayı düşünün! FETÖ operasyonları tam gaz sürerken, kurulan internet siteleri üzerinden siyaset dizayn edilmişti.

25 Mayıs 2011’de Murat Alan, FETÖ’nün inter sitesi “oğuzyurdu” üzerinden çarpıcı bir habere imza atmıştı. Okuyalım: “… Seçimlere kısa bir süre kala MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin A takımının yayınlanan kasetleri ve kaset içeriğinde yer alan uygunsuz görüntülerinin yankısı sürüyor. ‘CHP-MHP-Kartel’ üçlüsü peş peşe yayınlanan kasetlerden hükümeti ve olaylarla hiçbir ilişkisi olmayan Fetullah Gülen Hocaefendi’yi hedef gösterse de ‘Oğuzyurdu’ isimli internet sitesinde yayınlanan bildiriye göre; gerçekler çok daha farklı. Bahçeli’nin kasetlerin okyanus ötesinden kurgulandığı telkinine itibar ettiği belirtiliyor.”

Alan, 2011’de “olaylarla hiçbir ilişkisi olmayan Gülen Hocaefendi” tespiti yapmış ve FETÖ’nün kampanyasını haberleştirmişti.

Hatta, ‘oğuzyurdu’ adlı FETÖ’cü sitenin yayımladığı bildiriyi de yazmıştı.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// AYTUNÇ ERKİN : ‘FETÖ borsası’ndaki infazın ipuçları iddianamede var


AYTUNÇ ERKİN : ‘FETÖ borsası’ndaki infazın ipuçları iddianamede var

1990’lardaki ‘polis yelekli’ infazların adresi bu kez İzmir…

AKP’li Ahmet Kurtuluş’u polis yelekli şüpheli öldürdü. Geride, 396 sayfalık iddianame kaldı

İddianamede, 60 kişilik FETÖ’cü listesinde yer alanların nasıl kurtarıldığı anlatıldı

2 – Tarih 4 Kasım 1993… Başbakan Tansu Çiller, İstanbul’da Holiday Inn Oteli’nde ellerinde PKK terör örgütüne haraç veren işadamlarının ve sanatçıların listesi olduğunu açıklad, “Onlardan hesap soracağız” dedi.

Behçet Cantürk ve şoförü Recep Kuzu’nun cesedi 15 Ocak 1994’te Sapanca yakınlarında bulundu. Cantürk ismi öldürülecek 67 Kürt işadamı listesinin ilk sırasında yer alıyordu. Fevzi Aslan ve yeğeni Şahin Aslan 28 Mart 1994’te İstanbul Şehremini’de bir kafede otururken, polis olduklarını söyleyen 4 kişi tarafından gözaltına alınmıştı. Oto alım satımı yapan Aslanlar’ın cesedi ertesi gün Hendek’te bulundu. Savaş Buldan ve Hacı Karay, 3 Haziran 1994’te İstanbul’da bir otelden çıkarken çıkarken üzerinde ‘polis’ yazan çelik yelekli silahlı kişilerce alıkonulduktan iki gün sonra Bolu’nun Yığılca İlçesi’ndeki Melen Çayı kenarında öldürülmüş halde bulundular. Neden 26 yıl öncesine döndüm?

‘ÖRGÜT İÇİ HESAPLAŞMA’ MI?

Çünkü, 30 Mayıs 2019’da, İzmir’in Narlıdere İlçesi’nde polis yeleği ile evine gelen şahsın silahlı saldırısında hayatını kaybeden AKP eski İzmir İl Başkan Yardımcısı ve iş insanı Ahmet Kurtuluş’un hikayesi de 1990’ları hatırlattı! Birinci tespit şu: Geçen ocak ayında, Serkan Kurtuluş’un liderliğini yaptığı suç örgütüne yönelik aralarında İzmir eski İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Kurtuluş’un da bulunduğu 69 şüpheli hakkında dava açılmıştı. İddianameye göre ikinci tespit de şöyle: Bazı devlet görevlilerinin mafya ile işbirliği yaparak ‘FETÖ borsası’ kurdukları tespit edildi. Üçüncü tespit ise en can alıcı olanı: Öldürülen Ahmet Kurtuluş, ‘organize suç örgütü’ hakkında bildiklerini anlatmış ve ev hapsine çıkmıştı. Sanki bir ‘örgüt içi’ hesaplaşma! Dördüncü tespit de şöyle: Savcı Deniz, öldürülen Ahmet Kurtuluş’a dönemin İzmir MİT Bölge Başkanı G.Y. ve MİT görevlisi H.B. ile ilişkisini de sormuş.

O zaman İzmir Cumhuriyet Savcısı Ferhat Deniz’in hazırladığı 396 sayfalık iddianameye bakalım…

2 – ‘100 bin dolar istediler vermeyince, tutuklandım’

İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede Serkan Kurtuluş’un liderliğini yaptığı ‘organize suç örgütü’nün tehdit, şantaj, silahlı saldırı gibi eylemlerle maddi menfaat elde ettiği ifade edildi. Serkan Kurtuluş’un örgütünde İzmir Emniyet eski İstihbarat Şube Müdürü Kudret D. ve AKP İzmir eski İl Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş (öldürülen) da şüpheliler arasında yer aldı.

Ahmet Kurtuluş

Savcı iddianamede, “FETÖ Borsası olduğu kuşkusu uyanmıştır” tespitinde bulundu. Peki savcı, “FETÖ borsası” kuşkusuna nasıl ulaştı? İddianamede yer alan ve iş adamı olan FETÖ/PDY suçundan şüpheli Tamer Kömürgöz’ün ifadesi ‘kuşku’nun ilk ayağı!…Kömürgöz’ün ifadesini okuyalım:

CEMAATÇİ KURTULMUŞ

“… Y.P.’nin bir akrabası Gaziantep’te üst düzey bir emniyet görevlisiymiş. Bu kişi de İzmir ilinde görevli İstihbarat Şube Müdürü Kudret D. ile yakın ilişki içerisinde. Onun sayesinde bu işlerden kurtulmuş… Nisan 2016’da cemaatçi Y.P., işyerime geldi ve cemaate operasyon yapılacağını söyledi. 100 bin dolar vermesi halinde aklanacağımı ifade etti, kabul etmedim. 17 Ağustos 2016’da Serkan Kurtuluş bana gözaltı listesinin elinde olduğunu söyledi ama İstihbarat Şube Müdürü’nün tanıdığı olduğunu belirtti. Bu listeden kendisini çıkaracak kişinin kendisi olduğunu anlattı. Parayı vermedim ve tutuklandım.”

3 – İnfaz edilen Kurtuluş listeyi istihbaratçı müdürden almış

Yine iddianamede şüpheli Ilgın Şentürk’ün ifadesi de “FETÖ borsası”nın nasıl işlediğini açıkça anlatıyor. Okuyalım: “… 5-6 yıl kadar önce Ege Üniversitesi’nde memur olarak çalışmaktaydım, tam tarihini hatırlamadığım bir gün oturmuş olduğum semtte bir pastaneye girdiğimde Serkan peşimden geldi ve benimle tanışmak istedi. Bu süre içerisinde kendisi bana sürekli mesaj atıp arardı. Serkan işadamı gibi kendisini tanıttı. Yaklaşık 6-7 ay kadar birbirimizi tanıdıktan sonra birlikte yaşamak için ev tutmaya ısrar etti. Yeşilova semtinde Myvia isimli apart dairelerden daire kiraladık.”

AYAKKABICI OLAYI

“… Ayakkabıcı olayında (Tamer Kömürgöz) Serkan Kurtuluş, bir şahsı Yakup Y.’a vurdurtmuştu ve bundan dolayı 50.000 TL almışlardı. Serkan aynı ayakkabıcı için cemaatçi olduğunu söyleyip, bu şahıstan 1 trilyon para almak için uğraşıyordu. Ayakkabıcı denen şahıs bildiğim kadarıyla daha sonra FETÖ örgüt suçundan tutuklanarak cezaevine girdi. Bahse konu 60 kişilik listeyi (FETÖ’cü listesi) Serkan bana Whatsapp üzerinden yedeklemek için gönderdi.”

Serkan Kurtuluş

KURTULUŞ’A GELEN LİSTE

“Serkan bana bu liste gelmeden evvel bir FETÖ listesi geleceğini söylemişti. Bu listede bulunan şahısları kaldırıp para alacaklarını, bu listenin Kudret D.’den geleceğini anlatmıştı. Daha sonra Serkan bu ekran görüntüsünü bana attı.

Ben de kendisine bu listeyi nerden aldın diye tekrar sorduğumda bana Ahmet Kurtuluş tarafından kendisine geldiğini, Kurtuluş da bu listeyi Kudret D.’nin verdiğini söyledi.”

Sonuç: FETÖ’yle mücadele gerçekten beka sorunu ise ‘borsa’ların üzerine gitmek gerekiyor.

EĞİTİM DOSYASI : ABD’de FETÖ üniversitesi “eğitim kalitesi yoksunluğu”ndan kapanıyor


ABD’de FETÖ üniversitesi “eğitim kalitesi yoksunluğu”ndan kapanıyor

Göçmenlik Çalışma Merkezi, raporunda Virginia Yüksek Eğitim Kurulu’nun Virginia’da bulunan FETÖ üniversitesinin akreditasyonunu iptal emeye hazırlanandığını belirtti

Virginia Eyalet Yüksek Eğitim Kurulu’nun kıdemli üyesi olan Akademik İşler ve Planlama Müdürü Dr. Joseph G. DeFilippo ve ekibinin hazırladığı raporda Virginia International Üniversitesi’nin kapatılması için 60 günü süre verdi.

FETÖ’nün ‘tabela’ üniversitelerindeki öğrenci sayıları düşüşte

Geçtiğimiz senelerde 2 bine yakın öğrencisi bulunan üniversitenn bugün 270 öğrencisi bulumakta. Bu sene üniversite sadece 85 mezun verdi.

Raporda ayrıca FETÖ okulunun “eğitim kalitesinden yoksun” ve “ABD’ye gelen kişilere F1 öğrenci vizesi almaya odaklı” olduğu notuna yer verildi.

MK ULTRA PROJESİ : FETÖ/PDY ve FETHULLAHÇI KATİL YAPILANMALARIN ERGENEKON/BALYOZ SANIKLARINA KARA BİLİM OPERASYONLARI


YAZAR : DOÇ. DR. ÜMİT SAYIN (İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nde öğretim üyesi Ergenekon Sanığı)

BU YAZI AYNI ZAMANDA FETÖ/PDY ve FETHULLAHÇI YAPILANMA HAKKINDA BİR SUÇ DUYURUSUDUR !

FETÖ/PDY ve FETHULLAHÇI KATİL YAPILANMALARIN ERGENEKON/BALYOZ SANIKLARINA KARA BİLİM OPERASYONLARI

Tarihteki en büyük düzmece ve Sahte Bayrak (False Flag) Operasyonlarından ya da KUMPASLARINDAN biri olan ERGENEKON, BALYOZ ve Paralelindeki diğer operasyonlar, Türk Devletine, Türk halkına, Türk hükümetine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk Yargısına karşı yapılmış en büyük sahtekârlıklardan ve entrikalardan birisidir.

Ergenekon sanıklarının pek çok çoğunda bazı hastalıklar ortaya çıkmıştır ve bazıları da hayatlarını kaybetmişlerdir. Fethullah Terör Örgütüne üye katil-haşhaşin insanların ne kadar hasta ve manyak olduklarını 15 Temmuz 2016 tarihindeki Cunta Darbesi sırasında anlamış bulunuyoruz. Bu gizli masonik örgüte üye Fethullahçı polisler ve bu gizli yapılanmanın diğer üyeleri (ki cezaevlerinde pek çok FETÖ’cu müdür, gardiyan mevcuttur) kumpasla zindana attıkları insanlar üzerinde, yabancı istihbarat örgütlerinin de yardımıyla bazı öldürme veya sakat bırakma operasyonları düzenlemiş olabilirler. Nitekim Tuncay Özkan’ın karaciğerini nasıl 4 farklı madde vererek (2’si normalde bulunması imkânsız radyoaktif bileşik, Silivri Zindanında bu radyoaktif bileşikler ve DDT ne aramaktadır?) mahvettikleri son aylarda ortaya çıkmıştır. Suçsuz insanları zindanlara atarak, orada işkence edip öldürmek, bu kumpası planlayanlar açısından çok tercih edilebilecek bir durumdur. Çünkü ÖLÜLER KONUŞMAZ ve HAKKINI ARAYAMAZ! ÖLMÜŞ SANIKLARA DA HER TÜRLÜ SUÇU ATABİLİRSİNİZ DAHA SONRA! Birsürü insana sahte suçlar atan bu alçak FETÖ/PDY çetesi, bazı insanları entoksikasyonla zehirleyerek ortadan kaldırmak istemiş olabilirler. Bu konunun detaylı olarak araştırılması ve bu KİTLESEL KATLİAMIN ortaya çıkarılması gerekmektedir. Ortaya çıkan pek çok kanser, kalp krizi gibi hastalıkları cezaevi stresi ile açıklamaya kalkmak olayı çok hafife almaya yönelik ve FETÖ/PDY Haşhaşin Çetesini aklamaya yönelik bir tutum olur.

KARA BİLİM NEDİR?

Bakınız: Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler, 2006, Neden Kitap (sayfa: 181-203)

Kara Bilim (Black Science) veya Kara Tıp (Black Medicine) bilimin ve tıbbın insanların kötülüğü mutsuzluğu ve zararı için kullanılması anlamına gelmektedir. Gerçekten de bugün emperyalist devletler, Batılı Derin Devletler, bilimin gücünü kendi çıkarları ve hedefleri için kullanmaktadırlar. Son yıllarda bu konudaki bulgular CIA’de çalışan eski görevliler tarafından herkesin okuyabileceği kitaplar haline de dönüştürülmüştür:

  • Kara Bilim, bir toplum üzerinde hakimiyet kurmanın geliştirilmesi için bilimin kullanılmasıdır. Buna ekonomik hakimiyet, ekolojik veya tarımın hakimiyeti, tüm üretim malzemelerini hakimiyeti de girmektedir.
  • Kara Bilim, toplumların, insan gruplarının ve doğanın yok edilmesi için bilimin kullanılmasıdır. Bu konuda özellikle gizli örgütlerin ve Round Table, Skulls and Bones Society gibi faşist kurumların çok büyük etkinliği vardır.
  • Kara Bilim, insanlara veya doğaya biyolojik-kimyasal vb. savaş yapılması için bilimin kullanılmasıdır. Savaş teknolojisi, insanları yok etme, sakat bırakma, işkence yapma, onlara zarar verme teknolojisi bugün Derin Devletlerin gizli birer projesi olarak kullanılmaktadır.
  • Kara Bilim, insanların beyinlerinin, hafızalarının, iradelerinin denetilmesini de öngörmektedir; temel hedef sosyal sistemleri eğitim, propaganda, psikolojik savaş ve sosyal şartlama ile istenildiği şekilde kanalize, istenildiği ideolojiye doğru yöneltebilmektir. Bu nedenle emperyalist Batılı Derin Devletler, yaptıkları gizli projelerle Zihin Kontrolü, Psikolojik Savaş, Beyin Yıkama metodlarını çok detaylı olarak geliştirmişlerdir.

Ergenekon davası sürecinde benzer şekilde pek çok kişi ağır hastalıklar, kanser, kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Gerekli istatistikler yapılırsa, Ergenekon Zindanlarındaki sanıklarda görülebilecek bu toksik tablolar ve tıbbı patolojiler normal popülasyon’daki sıklığının ve insidansın çok üzerindedir. Bu operasyon büyük olasılıkla FETÖ/PDY tarafından yapılmıştır.

Bunlardan hatırlayabildiğimiz bazıları şunlardır; bu konuda Ergenekon davası süresince hastalanan, vefat eden kişilerin araştırılması ve listelerinin yapılması, ölüm nedenlerinin ve epikrizlerinin, tekrar, akademik skorları yüksek, bilimsel geçmişe sahip ve uluslararası üne sahip öğretim üyelerinden oluşan bir komisyon tarafından elden geçirilmesi gereklidir:

  • Eski MİT Müsteşarı, Em. Korg.Teoman Koman (kalp sorunu, öldü)
  • Tuncay Özkan (Karaciğer yetmezliği, karaciğerinde Almanya’da yapılan araştırmada DDT bulundu; kök hücre nakli yapıldı, belki karaciğer nakli geçirecek; ağır hasarlı karaciğer; ne kadar yaşayabileceği belli değil)
  • MİT bölge başkanı Kaşif Kozinoğlu (MIT’in kara kutusu hakim karşısına çıkıp bildiklerini anlatamadan kalp krizi veya zehirlenme ile öldü. Aşağıdaki habere bakınız, öldü)
  • Em. Yüzb. Muzaffer Tekin (Pankreas kanseri, öldü)
  • İmam Hüseyin-Hüseyin Görüm (Pankreas kanseri, öldü)
  • Sami Hoştan (Pankreas kanseri, öldü)
  • Erkut Ersoy (İstihbarat Uzmanı-ÖZEL BÜRO) 2001 Şubat ayında Fetullahçı İstihbaratçılar tarafından hassas takibe alındı. Şubat ayı içinde Fetullahçı istihbaratçılar tarafından kaçırılarak 3 gün boyunca işkence edildi. Tüm işkenceye rağmen tetikçi olmayı kabul etmedi. 2001 – 2008 tarihleri arasında İstanbul’da hassas kontrole alındı. 2003 – 2008 (Tutuklandığı tarihe kadar) arası ise Düzce’de hassas kontrol devam ettirildi. Yoğun işkencelere ve baskılara maruz kaldı.
  • Prof. Dr. Emin Gürses (cezaevinden çıktıktan sonra kolon kanaması sorunları yaşadı; kolon kanseri şüphesi var, yaşıyor)
  • Doç. Dr. Ümit Sayın (Aralık-2015’te ağır bir toksik tablo sonucunda gelişen mide ülserine bağlı ölümcül bir kanama ile ölmek üzereydi; Çapa Dahiliye Acilinde garip bir biçimde tedavi edilmedi; Çapa’da ve Marmara Acilde kan transfüzyonu yapılmadı; kanaması 3 gün sürdü, ölmek üzereyken Cerrahpaşa’da Acil’de ve Cerrahi Gastroenteroloji’de kurtarıldı) detaylı bilgi için: http://www.drumitsayin.com/tr/acil-servis
  • Avukat Yusuf Erikel (Solunum yolları ve boğaz kanseri, öldü)
  • Kuddusi Okkır (Karaciğer ve Pankreas kanseri, öldü)
  • Eski Rektör Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu (Kanser, yaşıyor)
  • Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal (kanser, yaşıyor)
  • Ergenekon davası hâkimi Köksal Şengün (Akciğer kanseri-Köksal Şengün Ergenekon davasında diğer hâkimler ve savcılarla ters düşen bir hâkimdi, yaşıyor)
  • Prof. Dr. Erol Manisalı (Kanser, yaşıyor)
  • Tuğamiral Cem Aziz Çakmak (Balyoz sanığı, Kanser, öldü)
  • Metin Kaplan (Kanser, öldü)
  • Albay Birol Atakan (Deniz kuvvetleri komutanı Yener Karahanoğlu’nun emir subayı-Trafik kazası, öldü)
  • Emekli Albay Begütay Varımlı (Kadıköydeki evinde balkonundan düşerek öldü)
  • Yüzbaşı Olgun Ural (24 Mart, 209 da evinde ölü bulundu)
  • Hâkim Albay Tanju Ünal (Makam odasında ölü bulundu)
  • Deniz Tabib Yarbay Nursal Gedik ( Ergenekon davası bağlantılı- görevi başında ölü bulundu)
  • JİTEMCİ olduğu iddia edilen Em. Albay Abdulkerim Kırca (10 Ocak 2009 da evinde ölü bulundu)
  • Emniyet Özel Harekat Dairesi başkanı Behçet Oktay (25 Şubat 2009’da arabasında ölü bulundu)
  • Em. Albay Tarık Akça (Balyoz, Kasım 2012 de Ankara’daki işyerinde ölü bulundu)
  • Deniz yüzbaşı Doğan İlhan (21 Eylül 2010’da evinde ölü bulundu)
  • Aydın Engin (Ergenekon-kalp krizi, öldü)
  • Ergenekon sanığı avukatı Ahmet Ülger (evininin önünde ölü bulundu; kalp krizi dendi)
  • Görevden alınan Ergenekon Savcısı Ercan Şafak Özel (Kalp krizi, yaşıyor)
  • BBP başkanı Muhsin Yazıcıoğlu (helikopter kazası)
  • Bir ihtimalle Sayın Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’ın da basında çıkmış olan kolon kanseri dedikoduları öncesinde FETÖ/PDY kendisine de KARA BİLİM Tekniklerini kullanmaya çalışmış olabilir. Ayrıca FETÖ/PDY’nin kendisini zehirlemeye çalıştığı basında da yazılmış bir olgudur.

Liste daha uzayıp gitmektedir. Ergenekon sanıkları içindeki yoğunluklu olarak kanser ve kalp krizi olguları düşünüldüğünde, gerçek verilerle bir istatistik yapılırsa, sonucun normal popülasyondaki kanser veya kalp krizi veya kaza biçimindeki ölümlerden, hedef grubunun (Ergenekon sanıkları) karşılaştırmasında, istatistiksel olarak normal olmadığı ve normal popülasyondaki kanser-kalp krizi-kaza tipi ölümlerden, istatistiksel anlamlı olarak, çok daha fazla çıkacağı aşikârdır.

KAŞİF KOZUNOĞLU HAKKINDA ÇIKMIŞ OLAN BİR BASIN HABERİ

Link : http://www.haberturk.com/gundem/haber/712638-olum-sebebi-kalp-krizi-degil

MİT’çi Kaşif Kozinoğlu, Oda TV soruşturmasının en dikkat çekici isimlerinden biriydi. Devletin ‘gizli’ belgelerini Oda TV’ye sızdırmakla suçlanan Kozinoğlu, 10 Mart 2011’de Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Hâkim karşısına çıkmasına 13 gün kala hayatını kaybetti.

Zaman gazetesinin haberine göre, Kozinoğlu’nun iddia edildiği gibi kalp krizinden ölmediği ortaya çıktı. Alınan bilgilere göre, otopside doku örneklerini inceleyen Adlî Tıp uzmanları ‘kalp krizi’ vakalarında rastlanan temel verileri tespit edemedi. Damarlarda darlık olduğu fakat bunun kriz geçirtecek kadar ciddi olmadığı belirlendi. Herhangi bir kan pıhtısının damarları tıkamadığı görüldü. Kriz vakalarının en önemli sonucu sayılan kalp dokusu ölümü de tespit edilemedi. İkinci aşamada, alınan örnekler üzerinde zehir taraması yapılacak.

ERGENEKON DAVASINDA GİZLİ TANIK OLDUĞU İDDİA EDİLMİŞTİ

Ergenekon soruşturması kapsamında yürütülen Oda TV operasyonuyla gündeme gelen isimlerden en dikkat çekici olanı şüphesiz eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’ydu. Ankara, Çayyolu’ndaki evine operasyon düzenlendi. Bazı belgelere el konuldu. Devlete ait ‘gizli’ içerikli belgeleri Oda TV’ye sızdırmakla suçlanıyordu. Soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Kozinoğlu, 10 Mart 2011’de ‘terör örgütü üyesi olmak’ ve ‘devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin etmek, açıklamak’ suçlarından tutuklanarak, Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Kendisi de emekli bir asker olan Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları ise Ergenekon davasının tutuklu sanıkları emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman Yıldırım’dı. Ergenekon davasında ‘gizli tanık’ olduğu ileri sürülen Kozinoğlu, 12 Kasım 2011’de, hakim karşısına çıkmasına 13 gün kala şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.

OĞLU ‘BABAMIN KALP RAHATSIZLIĞI YOKTU’ DEMİŞTİ

Adalet Bakanlığı, ölümünün hemen ardından bir açıklama yaptı. Açıklamada, "Doktor tarafından ceset üzerinde elle yapılan yoklamada herhangi bir kırık, darp veya cebir izine rastlanmadığı belirlenmiştir. Oda arkadaşının beyanına göre; Kozinoğlu’nun uzun süreli ve ağır spor yaptıktan sonra duş alıp odasına geldiğinde yatağında fenalaştığı ve tansiyonunun yükselmesi nedeniyle kendisine dilaltı hapı verildiği ve bu sebeple acil butonuna basarak görevlileri durumdan haberdar ettikleri anlaşılmıştır." denildi. İddialara göre Kozinoğlu, yaptığı ağır spor sebebiyle fenalaşmış ve geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Ancak ailesi ve Kozinoğlu’nu tanıyanlar bu iddiaların doğru olamayacağını savundu. Zira Kozinoğlu, yıllardır ağır spor yapıyordu ve bugüne kadar da kalp rahatsızlığı yaşamamıştı.

Oğlu Özel Kozinoğlu, "Babamın kalp rahatsızlığı yoktu." derken, Kozinoğlu’nun ablası Fügen Bıçakçıoğlu, "Sporunu küçüklüğünden beri ihmal etmezdi. Değişik spor dallarında dünya birincilikleri vardı. Onca ağır spor yapan bir insanın, cezaevinde spor yaptığı için öldüğünün söylenmesi ise inandırıcı değil." ifadelerini kullanmıştı. MİT’in karakutusu olarak bilinen Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü üzerine Silivri Cumhuriyet Savcılığı da soruşturma başlatmıştı. Kozinoğlu ile aynı koğuşta kalan Hasan Ataman Yıldırım ve Atilla Uğur’un ifadelerine başvuruldu. Kozinoğlu’nun kaldığı koğuşun görüntüleri de kaydedildi.

ZEHİR İHTİMALİ ÜZERİNDE DURULUYOR

Adli Tıp Kurumu’nun Kozioğlu’yla ilgili ilk inceleme sonuçlarına göre, ilk tespitler Kozinoğlu’nun kalp krizinden öldüğü iddialarını çürütüyor. Kozinoğlu’ndan alınan doku örneklerini inceleyen Adli Tıp Kurumu uzmanları, ‘kalp krizi’ vakalarında rastlanan temel verileri tespit edemedi. Kalp damarlarında darlık olduğu fakat bunun kriz geçirecek kadar ciddi olmadığı belirlendi. İncelemelerde herhangi bir kan pıhtısının damarları tıkamadığı da görüldü. Daha da önemlisi kalp krizi vakalarının en önemli sonucu olan kalp dokusu ölümleri de Kozinoğlu’nun incelemelerinde görülmedi.

Uzmanlar kalp krizinin yeterince oksijen alamayan, beslenemeyen ve bunun sonucunda kalp dokusu ölen hastalarda meydana geldiğini ifade ediyor. Son incelemeler sonucunda Kozinoğlu’nun üzerinde durulan ölüm sebebi ise ‘ani tehlikeli ritim bozukluğu’. Kozinoğlu’nun bu zamana kadar ciddi ritim bozukluğu rahatsızlığı bulunmaması ise kafalardaki şüpheleri iyice artırdı.

Hareketli bir meslekte çalışan ve yıllardır ağır spor yaptığı belirtilen Kozinoğlu’nun böyle bir rahatsızlığı var ise, bunun geçmişte mutlaka kendini hissettirmesi gerektiği vurgulanıyor. Kozinoğlu’nun dışarıdan verilen toksikolojik (zehir) bir maddeyle ‘ani öldürücü ritim bozukluğu’ yaşadığı yönünde iddialar da araştırılıyor. Adli Tıp şu anda incelemelerde ikinci aşamada. Alınan örnekler üzerinde zehir taraması yapılıyor.

LİNK : http://odatv.com/tuncay-ozkanin-zehir-raporunda-neler-yaziyor-2005161200.html

"Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana…"

Böyle başlıyor Dickens, İki Şehrin Hikayesi’ne…

“Giyotinin açlığını durdurmak mümkün değildi. Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik veya Ölüm: Bu dördünün içinde ölüm, en bilindik olanı ve en kolay elde edilebileniydi” diye sürüyor roman.

Bazen bir tanıklığı anlatmak yaşamaktan daha zor.

Hele hapishanede bir hücrede, ölümün bir adım gerisindeyse…

Yani özgürlük ile giyotin arasında bir yerde yaşanmışsa…

12 Mart 2012 günü Silivri 4 No’lu Cezaevi’nde yeni hücre arkadaşım Tuncay Özkan olmuştu. Birlikte 6 ay geçirdik.

Ne yana dönsen duvarın dibiydi. Küfü, nemi tepedeki bıçağın gölgesiydi.

Tuncay Özkan hastaydı. Teni sararıyordu. Vücudunda lekeler çıkmıştı.

Bu sararma hali öyle dikkat çekiciydi ki, ziyaretçilerin gördükleri sayesinde konu bir süre sonra dışarıda da tartışıldı.

Kitabında da durumunu şöyle anlatmıştı: “Aniden sararmaya, yaralar dökmeye başladım. Revire kaldırıldım, kimi zehirlendiğimi, kimi siroz olduğumu, kimi portakalı fazla kaçırdığımı o yüzden sarardığımı, kimi de psikolojik olduğunu söyledi. Hastaneye sevk edildim, tetkik üstüne tetkik, teşhis konulamadı.”

Tuncay Özkan bunlarla boğuşurken bir akşam hayatımın en ağır sırrını omzuma bıraktı:

“Beni burada zehirlediler. O yüzden sararıyorum.”

Nereden bildiğini, emin olup olmadığını sordum.

Hikayesini anlattı.

Ergenekon Davası’nın tutuksuz sanığı olan doktor dostu duruşma arasında kanını almıştı. Dışarıya incelemeye götürmüştü. Tahlillerin sonucunda vücudunda yüksek miktarda DDT D-6 bulunmuştu. Yine dışarıdan getirdiği ilaçlarla tedavi olmaya çalışıyordu.

Hep dalga geçtiği refleksimle yerimden sıçrayıp “hemen yazalım” dedim; “ortalığı ayağa kaldıralım.”

İzin vermedi. Bunu sır olarak tutmamı, eğer içerde ölürse o vakit anlatmamı istedi.

Şüphelendiği ismi de söyledi.

Ben çıktım, Tuncay Özkan çıktı, hastalığı sürdü. Sır da olduğu yerde duruyordu.

Bir türlü iyileşemedi. Almanya’ya gitti. Yakınları vücudunda zehir bulduklarını söylediler.

Geçen hafta İzmir’e, evine gittim. İyi görünüyordu. Hastalanmamak için maskeyle geziyordu. Önemli bölümü zarar gören karaciğerine kök hücre tedavisi yapılmıştı. Daha iyi olacağını anlatıyordu. Tedavi ömrünü uzatmıştı.

Almanya’dan aldığı raporları gösterdi. Vücudunda bir dizi zehirli madde vardı. Doktorlarından öğrendiğine göre; 3 tanesi vücudunun dengesini bozmuştu. DDT D6’dan daha büyük zararı veren 2 radyoaktif madde vardı: Strontium carbonicum D8 ve caesium chioratum D8.

Bu maddeler karaciğerinden başlayarak vücuduna yayılmıştı. Dişlerine kadar sirayet etmişti.

Hapishanedeyken bile onu bu kadar öfkeli görmemiştim. “Ölene kadar peşlerini bırakmayacağım” diyordu. Şüphelendiği ismi tekrarladı. “Bu Cemaat’ten bunun hesabını sormazsak, yarın gelip çocuklarımızı gözümüzün önünde keser” diyerek meselenin kendi ciğeri olmadığını anlattı.

Öfkeli olduğu kadar umutluydu da…

Bir seferberlik başlatacağını ve kesinlikle sonuç alacağını söylüyordu. Bir süredir tanık olduğum sükûnetin yerini, valizini hazırlamış da yola çıkacak insanın heyecanı almıştı. “Güzel günler göreceğiz” diyordu.

CHP yönetiminin, hastalığına yönelik bulgulara tepkisini merak ettim.

Tuncay Özkan, Almanya’dan döndükten bir süre sonra doktoruyla birlikte CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etmiş ve ona da elindeki raporu sunmuştu. Kendisine bunları yapanlarla mücadele edeceğini söylemişti.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun tepkisini sordum.

"Sonuna kadar gidin" demişti.

Vedalaşıp ayrılıyordum ki, evden çıkarken kapının yanında Bedri Baykam’ın yaptığı Tuncay Özkan portresi dikkatimi çekti. Portreye cam kırıkları karışmıştı. İzmir’in batan güneşi, cam kırıklarından yansıyordu. Renklerin karmaşasının arasından geleceği aydınlatan ışık görülüyordu.

Oğuz Atay "kafam cam kırıklarıyla dolu doktor, beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?” diyordu ya…

Anlıyor musun?

Barış Terkoğlu

Odatv.com

LİNK : http://odatv.com/tuncay-ozkanin-zehir-raporunda-neler-yaziyor-2005161200.html

FETHULLAHIN TÜM RAKİBİ NURCU ŞEHLER 2013’DEN SONRA KALP KRİZİ İLE ŞÜPHELİ ÖLÜMLERLE ÖLMÜŞLER

LİNK : http://www.yenisafak.com/gundem/fetonun-komplo-planlari-c-subesinden-2505250

FETÖ’nün tehdit ettiği alimlerin şüpheli ölümü

FETÖ’cülerin ‘hayatlarıyla öderler’ sözleriyle tehdit etmiş olduğu Bediüzzaman Said Nursi’nin vekili beş din aliminin kalp krizinden ölümü şüphe uyandırdı. Örgütü elebaşı Gülen’in kafasındaki menfur hedefe ulaşmak için o isimleri engel görmüş olabileceği konuşuluyor

LİNK : http://www.yenisafak.com/dunya/fetonun-tehdit-ettigi-alimlerin-supheli-olumu-2505294

Terör örgütü FETÖ’nün İslamiyet’i kullanarak Türkiye’de taban kazanmaya çalıştığı ve bunun önünde engel gördüğü diğer dini cemaatler ile birlikte Said Nursi’nin yaşayan 6 vekilini ölümle tehdit ettiği, ardından beş din aliminin şüpheli kalp krizleriyle öldüğü ortaya çıktı.

Star’ın haberine göre; FETÖ’cülerin “Hayatlarıyla öderler" şeklindeki ölüm tehditlerine bizzat tanıklık ettiğini belirten AK Parti Isparta Milletvekili Sait Yüce, “Fetullah Gülen, kafasındaki menfur hedefe ulaşmak için Bediüzzaman Hazretleri’ni ve talebelerini engel gördü" dedi.

ÖLÜM MAKİNESİ

Yücel, terörist başı Fetullah Gülen’in başarısız darbe girişimi sonrasında yaptığı açıklamada, “Beyin kanaması balyoz gibi inebilir alır götürür" sözleriyle, FETÖ ile mücadele edenleri ölümle tehdit ettiğine dikkat çekti. AK Parti Milletvekili Sait Yüce, “Örgüt, Türkiye’de genişlemelerine engel gördükleri siyasetçi, gazeteci veya dini cemaatlere karşı, içlerine soktukları adamların sebep oldukları ihtilaflar ve hadiselerle gözü dönmüş bir ölüm makinesi olduklarını gösterdi" diye konuştu. Teröristbaşı Fetullah Gülen’in başta Kur’an-ı Kerim ve İslamiyet’i istismar etmeye çalıştığının altını çizen Sait Yüce, FETÖ’nün Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Risale-i Nur’unu tahrip ederek yayınlamaya çalışması ve 17-25 Aralık sonrasında kendilerine tepki gösteren din alimlerine ölümle tehdit etmesine ve ardından beş alimin şüpheli ölümüne dikkat çekti.

SADECE BİRİ KALDI

FETÖ tarafından Said Nursi’nin beş talebesinin öldürüldüğüne ilişkin şüphesini anlatan Yüce, şunları söyledi: “Talebeleri, Gülen hareketinin yanlışlıklarını ve Nurculuk hareketiyle ilgisi olamayacak sapkın yönelimlerinden bahsetmeye başlamış, 17-25 Aralık sonrasında da bu girişimin yanlışlığını ortak bir açıklamayla kınamışlardı. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin ”manevi evladım, varis ve vekilim’ dediği Mustafa Sungur, FETÖ’nün ve mensuplarının İslamiyet’e zarar veren uygulamalarından vazgeçmelerini istemiş, ‘Elleri ayakları kırılsın’ diye beddua etmişti. Nursi’nin o gün hayatta olan talebeleri Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Abdülkadir Badıllı, Mehmet Fırıncı, Hüsnü Bayram, Salih Özcan, 17-25 Aralık’tan yedi gün sonra gazete ilanları ve açıklamayla FETÖ’yü açık bir şekilde kınadı. O açıklamadan sonra, Bediüzzaman Hazretleri’nin yaşayan altı talebesinden merhum Mustafa Sungur, Abdülkadir Badıllı, Sait Özdemir, Abdullah Yeğin ve Salih Özcan, gelen tehditlere rağmen örgüt sempatizanı aile fertleri tarafından tedavi için götürüldükleri FETÖ’ye ait hastanelerde ya da başka sağlık kuruluşlarındaki Paralel Yapı’ya mensup doktorların kontrolü altındayken şüpheli şekilde kalp krizinden öldüler." AK Parti Isparta Milletvekili Yüce, FETÖ’nün altı din alimini ölümle tehdit etmesine ve örgüt hastanelerinde şüpheli ölümlerine bizzat tanık olduğunu anlattı:

HAYATLARIYLA ÖDERLER

“Mehmet Fırıncı’ya ABD’den kimliği belirsiz telefonlarla “Biz karşımıza çıkanları yok ederiz. Konuşmalarınıza dikkat edin" tehditleri geldi. Bizzat şahit oldum. Şu an yurtdışında olan FETÖ’nün üst düzey adamlarından Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı eski Başkanı Harun Tokat’a, Gülen’e ulaştırması üzerine merhum Sungur’un mektubunu götürdüm. Risaleleri tahrip etmemelerini istedik. Harun Tokat, tam kapıdan çıkarken bana ‘Latif Erdoğan ve Kemalettin Özdemir’e de söyle fazla konuşmasınlar, hayatlarıyla öderler’ dedi, dondum kaldım."

ORUÇ, SEZEN VE ALTINDAL’IN ÖLÜMÜ DE ŞAİBELİ

  1. Tarihçi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, “Asrın ihanetinin analizi" isimli yazısında, teröristbaşı Fetullah Gülen’in Erzurumlu bir vaiz iken Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik ve bağımsızlığına kastedecek bir güce nasıl ulaştığını anlatırken, örgütle bağlantılı şüpheli ölümlere de dikkati çekti. Şimşirgil, “Bu örgütün iç yüzünü anlatanlar bir anda herhangi bir suçla içeri alınıyor veya itibarsızlaştırılıyordu. Kıymetli dostum rahmetli Mehmet Oruç Bey, Yümni Sezen ve yine rahmetli Aytunç Altındal bunlardandır" dedi.

LİNK : http://www.timeturk.com/muezzinoglu-feto-erdogan-i-zehirlemeye-calisti/haber-111212

Müezzinoğlu: FETÖ Erdoğan’ı zehirlemeye çalıştı

Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, ‘FETÖ’nün Erdoğan’ın makamı ve özel hayatını yakından takip ederek zehirleme girişiminde bulunduğunu söyledi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, ‘Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ)’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı zehirleme girişiminde bulunduğunu belirtti. Müezzinoğlu, Bugün gazetesine çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bugün Gazetesi’nden Müjgan Özyurt’a konuşan Müezzinoğlu, örgütün Türkiye’yi içeriden çökertmek için strateji geliştirdiğini söyledi. Müezzinoğlu, örgütün, Erdoğan’ın makamını ve özel hayatını yakından takip etmesinin bu zehirleme girişimi ve çökertme stratejisinin göstergesi olduğunu ifade etti.

Bakan Müezzinoğlu, “İyi işler yapmak isteyenlere karşı bu girişimler her dönem yapıldı. Bunu Cumhurbaşkanımız fark edince ‘Haşhaşi’ benzetmesi yapmıştı. Devleti içeriden çökertmek için stratejiler geliştirdiler. Sinsice başardılar. Koyun postuna bürünmüş kurt gibiler" dedi.

Fethullah Gülen’in sağlık sorunlarını bahane ederek ABD’den Türkiye’ye dönmediğini hatırlatan Müezzinoğlu, “Bu, Türkiye’ye yapmış olduğu ihanete kılıf uydurmaktan başka bir şey değil. Gelsin biz ona bütün tedavileri uygularız. Ama ülkeye ihanet ettiyse bunun bedelini de ödemeye hazır olmalı. Burası senin vatanınsa gel vatanında öl. Vatan hasretiyle ilgili birçok vaaz veriyor. Vatan hasretiyse buyursun gelsin" diye konuştu.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : ROBOTİK KATİLLER SUİKASTLERDE BAŞROLDE /// CIA+FETÖ’NÜN MK ULTRA PROJESİ ENGELLENSİN !!!!


Tamer Korkmaz : En iyi belge, İTİRAF’tır

Irak’ta görev yapmış bir ABD askeri olan Esteban Santiago, Florida eyaletindeki Fort Lauderdale Havaalanı’nda beş kişiyi öldürdükten sonra teslim oldu. Saldırganın geçen Kasım’da Alaska’daki FBI bürosuna giderek “Amerikan hükümeti bana zihin kontrolü uyguluyor. Zorla DAEŞ videoları izlettiriyorlar. DAEŞ’e katılmamı istiyorlar” dediği ortaya çıktı!

Ek’te bulunan YENİ NESİL SAVAŞ – PSİKOTRONİK SİLAHLAR adlı belgeyi mutlaka okuyun. Ek’ten indiremeyenler buraya tıklayarak indirebilirler.

Bu da haberin İngilizcesi.

1-6 Esteban Ruiz Santiago. Is a Targeted Individual who shot several people at a Fort Lauderdale Airport indiscriminatingly, which 5 people were killed. The media ran it that he was a lone gunman who had mental issues. But the message was clear to me that he was sending a message to the public that a terrible concern was happening in America. How do I know this? He was claiming to the FBI that he was getting Voice 2 skull and that he thought the CIA was after him. These are clear signs that he was trying to get help to trying to stop the attacks that was happening to him. Often times when you go to the government for help, they put you in the mental health system – completing ignoring the crimes at hand. I had a similar run in with the FBI, but fortunately, it did not result in a hospitalization, but it has happened to many Targeted Individuals.

fort lauderdale, cointelpro, electronic harassment, v2k, voice to skull, 5 people killed, fbi

__._,_.___

ABD’nin 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan “Seçilmiş Başkanı” Donald Trump, kampanya esnasında (12 Ağustos 2016) aynen şöyle demişti:

“DAEŞ’i Başkan Obama kurdu…

Hilekâr Hillary de (Dışişleri Bakanı iken) buna yardımcı oldu!”

En iyi belge ya da delil, itiraftır…

Donald Trump’ın bir önceki ifşaatı da (yine başkanlık kampanyası sırasında) twitter’da “15 Temmuz’da 13 CIA ajanı Türkiye’deki darbeye yardım etti” diye yazmasıydı!

*

2014’te Türkiye’yi DAEŞ’ten petrol almakla suçlayan CIA kısa bir süre önce özür dilemek zorunda kalmıştı!

Ankara’ya DAEŞ iftirası atma bahsinde “kraldan bile daha kralcı” olan Washington’daki gazeteci kamuflajlı “etki ajanı” Tolga Tanış’ın…

“CIA’in dahi özür dilemesiyle, Trump’ın ifşaatıyla yahut Esteban Santiago’nun deşifre ettiği hakikatle yüzleşebilmesi” ise asla mümkün değildir!

Mister Tanış, Haydut Devlet ABD’nin medyadaki yeminli dublajcılarındandır…

Baronsal Hürriyet’in, Tanış’ı Washington’daki temsilcilik görevinden alarak merkeze yani İstanbul’a tayin ettiğine dair dünkü haberler ilgiyle okundu. Etki ajanlığı Türkiye’de devam edecektir.

“Amerika’nın Sesi” Tolga Tanış, işbu ‘Görevimiz Tehlike’ misyonuyla ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby’nin idealindeki “gazeteci?”dir!

*

Amerika Birleşik Terör Devletleri’nin aleyhindeki “kaçışı mümkün olmayan” gerçek haberler, medyamızda hayli artış gösterdi.

Amerikan Yalanları’nın seri halde deşifre olması, Terörün Mühendisi ABD’nin ipliğinin pazara çıkması; John Kirby isimli şahsı adeta çıldırtmış durumda:

Bu küstah sözcü “Türk medyasındaki Amerikan karşıtı haberler durmalıdır; temelsiz suçlamalara dayalı bu haberler Amerikan vatandaşlarının hayatlarını tehlikeye atabilir” diye konuştu!

FETÖ’yü, PKK’yı ve DAEŞ’i Türkiye’ye saldırtan; bütün bu terör örgütlerinin derin patronu olan Katil Amerika hakkında yazılanların ziyadesiyle temeli var. Bu mevzuda; belgeden ya da kanıttan bol bir şey de yok!

Kendisini “Sömürge Valisi” sanan Kirby son açıklamasıyla edepsizliğin şahikasına çıkarak; medyamızda “ABD ile alakalı gerçeklerin yazılmasının engellenmesini/sansürlenmesini” talep etmiştir.

Özelde Kirby’nin genelde ABD’nin “basın özgürlüğünden ne anladığı” işte bu sansürcü tavırda saklıdır!

Başta ABD olmak üzere Batılı devletler hakkındaki belgeli çarpıcı gerçeklerin dile getirilmesi halinde mi; Tolga Tanış’ın “Sam Amca”sının maskesi düşer, hakiki yüzü ortaya çıkar…

Yani “sansür talebi, baskı ve tehditler” birbiri ardına gelir.

Bu, hep böyle olmuştur!

Özellikle son dönemde, “Türkiye’de basın özgürlüğünün sıklıkla ihlal edildiği” savıyla gürültü koparan ABD makamları; şu son günlerde “Türk Medyası, Amerika ile alakalı haberler konusunda durmalıdır, susmalıdır” talebiyle CIA’klıyor!

Hal böyleyken…

Bir kere daha “şahane çifte standartlar sardı, dört bir tarafımızı” diyoruz!

Kirby’nin sözcülüğünü yaptığı ABD’nin medyasında yer alan güya “itibarlı!” New York Times, vaktiyle yazdığı “kitle imha yalanlarının” ayıbını halen daha temizleyebilmiş değil!

Burası, Bağımsız Müslüman Türkiye’dir:

FETÖ’nün+PKK’nın+DAEŞ’in derin patronu olan Haydut Devlet Amerika’nın bilumum sözcüleri; gerçekleri yazmamızı asla engelleyemezler!

BU DA FETÖ ÖRGÜTÜ’NÜN (CIA) TELEGRAM VASITASIYLA KULLANDIĞI DANIŞTAY TETİKÇİSİ ALPASLAN ARSLAN’IN MAHKEME İFADESİ VE İTİRAFI

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=-8BI7YcScKI&t=1010s

Değerli Yurtseverler bu videoyu iyice izleyin. Özellikle 15:25 ile 17:04 . dakikalar arasını çok dikkatlice takip edin ve itirafını canlı olarak duyun.

MEDYA DOSYASI : FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ GAZETECİ MEHMET BOZKURT’A FENA KAFAYI TAKTI /// HEM ERGENEKON HEM FETÖ SANIĞI OLDU 1!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : GAZETECİ MEHMET BOZKURT’UN BAŞINA GELENLERİN BENZERİ ERGENEKON’DA TUTUKLU OLARAK YARGILANAN VE MAHKEME SONUNDA 11 SENE 15 GÜN HAPİS CEZASI ALAN İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UNDA BAŞINA GELDİ. 2001 YILINDA CIA-FETÖ TARAFINDAN HASSAS TAKİBE ALINDI. TEHDİT EDİLDİ, HATTA KAÇIRILARAK 3 GÜN BOYUNCA İŞKENCE EDİLDİ, İKAMETİNİ DEĞİŞTİRMEK ZORUNDA BIRAKILDI AMA YİNE DE FETÖ VE CIA İÇİN TETİKÇİLİK YAPMAYA DİRENDİ. BU KONUDA DAHA DETAYLI BİLGİ İÇİN www.ozelburoistihbarat.com SİTEMİZİ ZİYARET EDİN.

SONER YALÇIN : Meslektaş kazığı

Onlar, bir avuç korkusuz genç gazeteciydi…-
FETÖ, eğer Türkiye’yi teslim alamadıysa bu cesur muhabirlerin büyük emeği oldu!
O karanlık dönemde tüm tehditlere rağmen aşkla bağlı oldukları gazetecilik mesleğine leke düşürmediler…
O yürekli muhabirlerin başında gelen bir isim, Toygun Atilla
Yaptığı özel haberlerle beni her daim şaşırttı. Bu sebeple…
Yazdığı “İfşa” adlı kitabı heyecanla okudum. Biliyordum ki, öğreneceğim neler vardı. Haklı çıktım; her sayfasındaki özel bilgilere şaştım kaldım.
Birini paylaşacağım:
Gazeteci Mehmet Bozkurt‘un başına gelenlere şaşırıp kalacaksınız!
FETÖ’nün insanlara neler yaptığına inanamayacaksınız! Şöyle:
Mehmet Bozkurt, üniversiteye giderken Aydınlık‘ta çalışmaya başladı. Yıl, 2004 idi…
Keza:
TGB’nin Kırmızı Beyaz adlı dergisinde “Fethullah sicilli Emniyet İstihbarat Daire Başkanı uyardı: TGB’ye dikkat” başlıklı haber yazdı.
Haberine konu olan kişi dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı -bugün tutuklu bulunan- Ramazan Akyürek‘ti.
Tabii ki bunun karşılığı olacaktı; Mehmet Bozkurt bir bahaneyle gözaltına alındı.
Yılmadı…
Ümraniye’de bir gecekonduda el bombalarının bulunması ile başlayan Ergenekon operasyonlarının perde arkasını yazdı. Örneğin, bombaları bulan polislerin karakolda aralarında yaptıkları konuşmanın dökümünü ele geçirip yayınladı. Polisler, Ergenekon’un düzmece olduğunu kendi aralarında konuşuyor, tutanağı nasıl yazacaklarını tartışıyorlardı…

Ergenekon mu, FETÖ mü

O karanlık günlerde…
Mehmet Bozkurt, FETÖ gerçeklerini yazdıkça kendini savcı karşısında buldu.
“Terfileri
F Savcıları Belirliyor; Fethullah Hoca Askeri Şura’da” başlıklı haber mi yaptı hemen ifadeye çağrılıyordu.
Zorlu süreçti…
Mehmet Bozkurt, hayatında ilk kez Fethullah Gülen’in açtığı dava yüzünden hapis cezası aldı. Para cezasına çevrildi. 25 yaşındaydı
Odatv‘ye düzenlenen operasyonda bizzat Zekeriya Öz’ün talimatıyla şüpheliler arasına yer aldı. Telefonu dinlenmeye başlandı. Süreç sekiz polisin takibiyle devam etti. Gerekçe şuydu; Gazeteci Doğan Yurdakul‘a “geçmiş olsun” demişti!
Çok sürmedi…
19 Ağustos 2011’de sabah 05.00 sularında büyük bir gürültüyle çalan kapıyı açtığında karşısında polis ekiplerini buldu. Sonrası malum…
Silivri’de 12 Haziran 2012 günü Ergenekon Mahkemesi‘nin sanık kürsüsündeydi.
Tutuksuz yargılandı. Bir yıl sonra… 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çaptırıldı! Son karar Yargıtay’da idi. Ve…
Asıl hikâyemiz şimdi başlıyor…
Tarih: 4 Nisan 2016…
Sabah 06.00…
Mehmet Bozkurt’un kapısı yine polis tarafından çalındı.
Gerekçe şaşırtıcıydı:
Ergenekon’dan mâhkum olan Mehmet Bozkurt, bu kez FETÖ soruşturması nedeniyle gözaltına alındı!
Neler oluyordu?
Mehmet Bozkurt, Ergenekon mu, FETÖ mü?

Bylockçu Gazeteciler

Ergenekon’dan mahkum edilen Mehmet Bozkurt, bu kez FETÖ soruşturmasına maruz kaldı. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı!
Bu arada, “FETÖ-TUSKON ilişkisini” yazdığı için Niğde Cezaevi’ne kondu! Ama…
Asıl bomba 12 Temmuz 2017 günü geldi:
FETÖ’nün gizli haberleşme sistemini kullanan “Bylockçu gazeteciler” arasında ismi vardı!
Bylock kullanıcısı ve FETÖ örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle sorgulandı!
İfadesinde şunu söyledi:
“Sayın Savcım ben FETÖ’cüysem, bu ülkedeki herkes FETÖ’cü!”
Dediği doğruydu. Savcı Murat Çağlak da bunun farkındaydı. Keza: İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, darbe gecesi Boğaziçi Köprüsü’nde FETÖ mensubu askerlere karşı birlikte ölüme yürüdüğü Mehmet Bozkurt’un FETÖ elemanı olduğuna inanmıyordu.
İyi de… Kimse “Bylock” meselesini çözemiyordu. Telefon kayıtlarına göre, Mehmet Bozkurt Ağustos-Eylül 2014 tarihleri arasında Bylock kullanmıştı.
Gerçek ortaya çıktı:
Mehmet Bozkurt, o tarihlerde meslektaşı Murat Kazancı ile birlikte kitap yazmak için Güneydoğu‘ya gitmişti. Telefon hattı faturalı olduğu için Murat Kazancı kendi hattının internetini ortak kullanmalarını istemişti.
Mehmet Bozkurt bilmiyordu ki, Murat Kazancı FETÖ mensubuydu ve telefonunda Bylock vardı!
Mehmet Bozkurt’un hayatının en zor günleri böyle başladı.
Murat Kazancı halen kayıp, aranıyor…
Mehmet Bozkurt ise çok sevdiği mesleğini yapamıyor. İnkılap Yayınları‘nda editör olarak çalışıyor.
Toygun Atilla’nın “İfşa” kitabında şaşıracağınız benzer çok bilgi var…

FETULLAHÇI ASKERLER DOSYASI : FETÖ’den Yunanistan’a tweetli istihbarat !!!!


FETÖ’den Yunanistan’a tweetli istihbarat

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na sızan FETÖ’cülerin twitterdan Yunanistan başta olmak üzere birçok istihbarat örgütüne askeri gemilerle bilgi sızdırdıkları tespit edildi.

FETÖ‘nün Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na sızmasıyla ilgili yürütülen soruşturmada askeri sırların örgüt üyeleri tarafından nasıl sızdırıldığı ortaya çıktı. Soruşturmaya göre FETÖ’cüler DKK ile ilgili önce çok sayıda twitter hesabı kurdu. Önceleri denizcilikle ilgili bilgiler paylaşan hesaplar, daha sonra savaş gemilerimizle ilgili sıradan bir arızadan seyir rotasına kadar birçok bilgi paylaşmaya başladı. Böylece tüm gizli bilgilerin yayılması sağlandı. İncelemede Yunanistan ve Türkiye aleyhine çalışan tüm istihbarat örgütleri bu bilgileri twitterdan elde etti. FETÖ’nün Deniz Kuvvetleri’nden sorumlu sivil imamı Tuncay Opçin ve Twitter’da Fuat Avni Hesabı’nı yöneten Aydoğan Vatandaş’tı.

ADİL ÖKSÜZ’E AKTARDI

Bu bilgileri abilere sızdıran FETÖ’cülerin başında ise dönemin Kuzey Deniz Saha Kurmay Başkanı olan Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık vardı. Tespitler arasında Harmancık’ın darbe günü Akıncılar üssünde Adil Öksüz‘e sürekli bilgi aktardığı da yer aldı.

SÖZDE KONSEY ÜYESİ

Akşam’ın haberine göre; Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık, Sözde ‘Yurtta Sulh Konseyi’ üyesi olduğu ve donanmaya ait 29 geminin darbe faaliyetinde kullanılmak üzere hazır hale getirilmesini emrettiği iddiasıyla Genelkurmay Çatı Davası’nda yargılanıyor. Harmancık çapraz sorgusunda Akıncı Üssü’ne kurye uçağıyla İstanbul‘a uçmak için gittiğini söylemişti.

PARMAK İZİ ÇIKTI
En son 15 Temmuz 2016’da Ankara‘daki villada yapılan darbe toplantısına katılan Harmancık burada da Öksüz ile bir araya geldi. Harmancık ifadesinde ‘O villada benim bir izim çıksın parmağını keserim’ demişti. İşte o villada yapılan inceleme de Harmancık’ın parmak izi de bulunmuştu.