MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi


Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi

24.04.2020

E-POSTA : cemkucuk

İsrail gizli servisi MOSSAD Orta Doğu’da Türkiye aleyhine kara propaganda faaliyetlerine devam ediyor. Bunu yaparken de gazeteci görünümlü ajanlarını ve medyayı kullanıyor.

MOSSAD bu işleri yaparken Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve FETÖ’yle iş birliği yapıyor. Hepsinin ortak amacı MİT’i ve dolayısıyla Türkiye’yi yıpratmaya yönelik. 18 Mart’ta İsrail’in operasyonel sitelerinden biri olan Intellitimes.co.il’de “Disclosure: The image of the Iran Quds Force’s Terror and Intelligence Branch in Turkey (İfşa: İran Kudüs Gücü’nün Türkiye’deki Terör ve İstihbarat Kolunun İmajı)” başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede kullanılan fotoğraf Türkiye’den ve resmin her yerinde İran bayrakları var.

Daha önce de Süleymani öldürülünce İsrail’de Netanyahu’ya yakın Makor Rishon gazetesi Hakan Fidan’ı hedef göstermiş ve müsteşar beyin ölmesini istemişti. Aynen şöyle yazmışlardı:

“Şimdi Süleymani yerin altında üç arşın bir yerde yatıyor. Sıra onun Türk ikizi olan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın durumuna odaklanmaya geldi.”

Pazit Rabin imzasıyla çıkan “Sultan ve Süleymani” başlıklı yazıda, MİT Başkanı Fidan’a ağır ifadeler kullanmışlardı.

Benjamin Netanyahu bu iddiaları yalanlamıştı. Devreye hemen Suudi Arabistan girmişti. Bin Selman’ın finanse ettiği ve Türkiye’ye yönelik kara propagandalarıyla bilinen İndependent Türkçe Pazit Rabin’le görüşerek onu aklamaya çalışmıştı.

Daha önce FETÖ Selam Tevhid dosyasıyla İran’la bağlantılı diye hedefe koyduğu herkesi tutuklamaya kalkmıştı. Gerekçe de İran’a ajanlık yapmalarıydı. Tabii hepsi uyduruk gerekçeler. Sonradan FETÖ’cü polis şeflerine MOSSAD masabaşında kurgulanmış bilgiler vermiş ve Hakan Fidan’ı hedef yapmışlardı. Hakan Fidan’ın, göreve geldiği günden bu yana İsrail ve FETÖ’nün hedefinde olması asla şaşırtıcı değil…

11 Aralık 2018’te FETÖ’cülerin Almanya merkezli sitesi correctiv.org’da aynı kara propagandalar devam etmiş ve “About Black Sites Turkey” başlıklı yazı yayınlamışlardı. Üstelik bu yazı hem İngilizce hem Almanca olarak basılmıştı. Peşinden Haaretz, Türk istihbaratı hakkındaki aynı asılsız iddiaları yazmıştı.

İsrail aynı zamanda yakın ilişki içinde olduğu ülkelere veri de sağlıyor. Bunun en önemli örneği Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan’a sağlanan istihbarat desteğidir. Pegasus İsrail’e ait bir yazılım programıdır. MOSSAD bu programı Suudi Arabistan’a verdi ve Kaşıkçı’nın günlük hareketleri saat saat izlendi. En sonunda öldürüldü…

İsrail, dostlarına bu tür yazılım programlarını çok satıyor ve bu işten büyük para kazanıyor. Paranın yanında rakiplerine de zarar vermenin hesaplarını yapıyor. İsrail bu bilgileri şöyle veriyor: Önce Balkan ve Orta Avrupa devletlerinde tabela şirketler kuruyor… Mesela Sırbistan’da kurdukları şirketin adı B.D.C. Aslında böyle bir şirket yok, sadece kâğıt üzerinde. Buralarda özel internet siteleri açıyor MOSSAD. Hepsi fake isimlerle hâliyle.

Sonra o ülkelerde işine yarayacaklarını düşündükleri kişileri büyük paralarla satın alıyorlar. O kişi İsrail’e çalıştığını biliyor. İsrail’in hedefe koyduğu kişiye MOSSAD ajanları kendilerini iş adamları olarak tanıtıyorlar. İşine yarayacakları kişiyle hedefteki kişiye ulaşıyorlar. Tabii paravan şirketin yöneticisi gibi kendilerini tanıtarak…

Zamanla aradaki güven tazelenince hedefteki kişiye telefon ve başka hediyeler veriliyor. Telefonun içinde MOSSAD’ın izleme ve dinleme programları mevcut. Hedefteki kişi ticaret yaptığını zannediyor ama aslında av oluyor!.. Peşinden İsrail ajanları hedefteki kişiyi Asya ülkelerine davet ediyor. Çünkü oralarda güvenlik daha düşük düzeyde. Asya ülkesine gelen kişinin telefonundan geriye dönük bütün bilgiler Pegasus yazılımı sayesinde elde ediliyor.

Bu konuya devam edeceğim. İsrail’in diğer örtülü operasyonlarını ve MOSSAD’ın cinayetlerini de yazacağım…

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI : Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi cinayetiyle ilgili şok FETÖ detayları


Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi cinayetiyle ilgili şok FETÖ detayları

2018’de Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’yi makamında şehit eden polis memuru Sarıcaoğlu’nun FETÖ ile bağı deşifre edildi. Katil zanlısının FETÖ’nün mahrem imamıyla yoğun görüşme trafiği ortaya çıktı. Verdi suikastını planlayarak azmettirdiği belirlenen 9’u aktif görevdeki polis olmak üzere 29 kişi hakkında operasyon başlatıldı.

İki yıl önce makamında, bir polis memuru tarafından şehit edilen Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi öldürülmesi olayında Karlov suikastı benzeri bir FETÖ izi çıktı.

Verdi’yi görev yerinin değiştirilmemesini bahane ederek şehit ettiği ileri sürülen polis memuru İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun FETÖ ile yoğun irtibatı tespit edildi. Verdi suikastını planlayıp azmettirdiği gerekçesiyle dün 27 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Gözaltı listesinde ismi bulunanlardan dokuzu görevdeki polis memuru, diğerleri ise FETÖ’den ihraç edilen polisler ile doktor, öğretmen ve araştırma görevlilerinden oluşuyor.

SABAH; İstanbul, Adana, Bursa, Rize, Samsun, Trabzon, Nevşehir’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın koordinesinde yürütülen operasyonla ilgili özel bilgilere ulaştı. Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın yürüttüğü araştırmada 11 Aralık 2018 tarihinde merkeze 10 km uzaklıktaki görev yerini il merkezine aldırmayı bahane edinerek Rize Emniyet Müdürü’nün makamında terör estiren ve İl Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’yi şehit eden İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun Fetullahçı Terör Örgütü ile yoğun bağlantıları tespit edildi.

Örgütün Altuğ Verdi’yi, kendi üyesi olan polis memuruna görev yerinin değiştirilmemesini bahane edip vurdurarak Karlov suikastı benzeri bir etki yaratmayı amaçladığı belirtildi. Rus Büyükelçi Andey Karlov 16 Aralık 2016’da kritik bir süreçte Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini bozmak için FETÖ üyesi Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürülmüştü.

Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’nin şehit olduğu saldırının yeni görüntüleri ortaya çıktı

TETİKÇİ MAHREM İMAMA BAĞLI

Altuğ Verdi suikastının tetikçisi Sarıcaoğlu’nun da FETÖ üyesi olduğu ve İstanbul’da görevli olduğu sırada örgüt imamının da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yapan FETÖ mahrem imamı olduğu yönünde ihbar üzerine harekete geçildi.

Sarıcaoğlu’nun lise son sınıftayken Trabzon’da bulunan FETÖ’ye ait Zafer-Fen isimli dershaneye gittiği, liseden mezun olması ardından FETÖ üyeliğinden işlem gören, Samsun’da doktor olarak görev yapan abisi aracılığıyla Samsun’da örgüte ait ‘Sakarya’ isimli dershaneye gittiği ve burada yatılı olarak belirlendi.

İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun bilgisayarında yapılan incelemede, FETÖ’nün yayın kuruluşlarına ait üniversiteye hazırlanmaya yönelik, ‘test, soru bankası, bu derslere ait ders notlarının’ mevcut olduğu tespit edildi. Sanığın Erzurum Üniversitesi İnşaat Mühendisliği okuduğu dönemde, FETÖ Silahlı Terör Örgütü’ne ait yurtta kaldığı anlaşıldı.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü’nün ulaştığı bilgilere göre, Sarıcaoğlu Erzurum’da okuduğu sırada FETÖ mensubu arkadaşlarıyla üniversitede öğrenim gören öğrencileri ‘sohbet’ adı altındaki toplantılara davet ettiği öğrenildi.

Sanık Sarıcaoğlu’nun 2003-2005 yılları arasında Niğde Polis Okulu’nda okuduğu sırada polis okulunun çevresindeki illerde bulunana polis memurları ile irtibatlı olan ve ‘polis sohbet abisi’ olarak bilinen, aynı zamanda da örgütün Bölgeden Sorumlu İmamı olarak değerlendirilen Akademisyen M. Ç. ile cep telefonu irtibatı tespit edildi.