FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA


TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA

13 Temmuz 2020

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mustafa Akış’ın CNN Türk’teki FETÖ’nün örgütsel şemasına dönük anlattıkları bu alçak yapının nasıl sinsi, ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Çünkü son derece profesyonellik ve gizliliğin hâkim olduğu müthiş bir örgüt yapısı söz konusu… Herkes birbirini denetliyor, kontrol ediyor. Örneğin ordudaki her öğrencinin abisi, her generalin, albayın ya da diğer rütbelilerin örgütsel anlamda öğretmenleri, genel müdürleri, müdürleri farklı. Tabii o abileri ve diğer sorumluları denetleyenler de… Ve bu karmaşık yapılanmayı, örgüt şemasını en tepedekiler dışında kimse bilmiyor. O nedenle de yukarıdan gelen talimatlar TSK’da veya FETÖ’nün sızdığı diğer kamu kurum ve kuruluşlarında kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz yerine getiriliyor. Hem de dünyanın önde gelen istihbarat servislerini kıskandıracak kadar profesyonellikle… Dolayısıyla bu noktada akla gelen soru da şu:

Bunların hepsini FETÖ’mü yaptı ya da nasıl yaptı? O kadar akıl mı var? Yanıtı MİT Kontrterör Merkezi eski başkanı Mehmet Eymür veriyor:

“Ben FETÖ’yü sadece bir terör örgütü olarak görmüyorum. Bunun muhatabı ABD’dir. Yani Amerika bize zarar veriyor ana fikir o, bunu tartışmak lazım. Hiç kimse boş bırakılmamış. Bunun istihbarat yapısı olduğu artık belli o kadar bariz ki. Ben böyle bir proje geliştirsem bu kadar detayını çizemezdim.”

Muhatap ABD derken?

“Amerikan istihbarat yapılanması bu. FETÖ’nün üst kademesindeki birçok adamın ABD istihbaratıyla direk ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Adil Öksüz’ün ABD’ye gittiğinde Fetullah Gülen’e gitmese dahi CIA’ye uğrayıp bilgi verdiğini düşünüyorum. Nitekim ABD Başkan Yardımcısı Biden geldiğinde komputer oyunu oynadığınızı zannettik diye dalga geçti. Onun için bu işin muhatabı Fetullah Gülen değil onu idare edendir. İdare eden de belli ABD istihbarat teşkilatı CIA.”

Bu kadar adam nerede, nasıl yetişti?

“Ben çok olağanüstü insanlar olduklarını zannetmiyorum. Ama verilen görevleri yapıyorlar ciddi bir şekilde. Kaç kere yurt dışına çıkmış adam muhakkak talimat alıyor şunu şöyle yap bunu böyle yap diye. Adil Öksüz’ü gördük çok mükemmel bir adam mı? Sıradan bir adam. Ben Adil Öksüz’ün yaşadığını bile zannetmiyorum. Çünkü söyleyecekleri, doğru söylerse ortalığı karıştırır. Onun için pek yaşadığını Almanya’da falan olduğunu zannetmiyorum. ABD konsolosluğunun telefonla araması da irtibatsızlık olduğu, ulaşamadıkları için. Hani, vizesini iptal edecektik falan demişlerdi ya hepsi hikâye. İnandırıcı bir şey değil.”

FETÖ’nün kesinlikle bir servis yapılanması olduğunu yineleyen Eymür, devam ediyor:

“Bunun muhatabı kesinlikle Fetullah Gülen değil. O bir projenin elemanı. O görevini yapıyor, konuşuyor dua ediyor falan. Ama kapasitesi bu kadar geniş yapılanmayı idare edecek kadar değil. Fetullah Gülen CIA’nın kuklası kesinlikle. Ben başından beri hiçbir zaman silahlı bir terör örgütü diye bakmadım birer kukla diye baktım.”

Örgüt kafası değil bu yani?

“Değil. İşte PKK’nın yapılanmasına bak. Askeri kolu var, siyasi yapısı var falan filan. Böyle acayip bir yapılanması yok yani. Basit bir yapılanma o da bir destek gördüğü için. DHKP’de öyle bir lider altında ne yaptığını bilmeyen zavallı askerleri… Bombaları takıp intihar eden adamlar.”

CIA FETÖ’nün attığı her adımı biliyordu o zaman?

“Mümkün mü bilmesin. Herşeyden haberleri var kim geliyor kim gidiyor haberi olmaması mümkün mü? Boş bırakırlar mı? FETÖ bir ABD projesi, istihbarat projesi başında da CIA var kesinlikle. FETÖ’nün birçok şeyden haberinin olmadığını düşünüyorum. Bu kadar raporlar gelecek dinlemeler gelecek onlarla uğraşması mümkün değil… O kukla, İsmi, cismi kullanılıyor. Orduyu bozdular, polisin içini bozdular, hâlâ ayıklanıyor… Bize bu kadar zarar veren bir yapıyı idare edeni görmemezlikten gelmemeliyiz. Neyse bunun bedeli cevap vermek lazım neye mal olacaksa…

VATAN PARTİSİNDEN DUYURU : FETÖ ve PKK Çalıyor, Ahmet Nesin Oynuyor !!!!!


DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

4 Temmuz 2020

BASIN BÜLTENİ

FETÖ ve PKK Çalıyor, Ahmet Nesin Oynuyor

Fransa’da kaçak yaşayan Ahmet Nesin’in Sivas davasıyla ilgili Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek hakkındaki tezviratlarını ve iftiralarını Akit ve Milli Gazete sayfalarına taşıdı. Doğu Perinçek’e saldırması için sürekli FETÖ kanallarına çıkarılan, HDP-PKK’nın ortaklık yaptığı Nesin’in yalanlarına, 13 Haziran 2020 tarihinde yanıt vermiştik. Tekrarlanan iftiralara karşı, Sivas davası avukatlarından Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nusret Senem tarafından verilen yanıtı aşağıda tekrar bilginize sunuyoruz.

“Partimize ve Genel Başkanımıza hakaret ve iftiraları nedeniyle suç duyurusunda bulunduğumuz ve bu nedenle hakkında yakalama kararı olan Ahmet Nesin isimli Fransa’ya kaçan kişi, her gün FETÖ’cülerin sosyal medya kanallarında baş konuktur. Bu kişinin iftiraları, son günlerde bazı kesimlerce sık sık gündeme getirilmektedir. Gündeme getiren kişilerin HDP’li veya HDP ile bağlantılı olması dikkat çekicidir.

HDP-PKK’LILAR İFTİRALARIN SÖZCÜSÜ

"Avukatı Coşkun Özgür Piroğlu aracılığıyla Hüseyin Karababa, Ahmet Nesin’in Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek’in “Sivas katliamının sorumlularından” olduğu iddiasını Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşımıştır. Bölücü örgüt PKK’nın siyasi kolu HDP’nin İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise 10 Haziran günü Ahmet Nesin ve Hüseyin Karababa’nın iftiralarını TBMM kürsüsünden dile getirmiştir."

ERGENEKON İDDİANAMESİNDEKİ YALANLAR

"HDP’nin kapatılmasına ilişkin mücadelesi nedeniyle yoğun bir psikolojik savaş yürütülüyor. Bu iftira ve psikolojik savaş kampanyası yeni değildir. Ergenekon tertibinde 1 numaralı hedef olan Doğu Perinçek ile Partimize karşı FETÖ’cü savcılar Zekeriya Öz ve diğerleri de iddianamelerinde benzer iftiraları resmi devlet belgesine geçirme cüretinde bulunmuşlardı. Tertiplerini yüzlerine çarptık, yerle bir ettik."

YARGITAY’IN KESİNLEŞEN KARARI

"Yargıtay’ın Sivas katliamı ve failleriyle ilgili kararları kapı gibi ortadadır; tarihi nitelikte değerlendirmeler içermektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30.09.1996 tarihli ilamında; Sivas olayının adi bir öldürme suçu değil, Cumhuriyetin temel niteliklerini ortadan kaldırmaya yönelik bir eylem olduğu gerekçesiyle sanıkların mülga TCK 146/1 maddesinden cezalandırılması gerektiğini belirterek mahkemenin hükmünü bozmuş, daha sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 28.11.1997 tarihli kararında 9. Ceza Dairesi kararının yerinde olduğuna hükmetmiştir. Failler, bu hükümler kapsamında değişik ağır hapis cezalarına çarptırılarak haklarındaki hükümler infaz edilmiştir."

ABD SAHAYA SÜRÜYOR

"Ahmet Nesin, babası Aziz Nesin’e de ihanet ve iftira etmektedir. Gerçekler yargı kararlarıyla, görüntülerle apaçık ortadayken, Ahmet Nesin ve PKK/HDP’li bölücüler Amerikancı kontrgerillanın hizmetine girmişlerdir. FETÖ’cülerin Ergenekon tertibindeki iftiralarını 12 yıl sonra yeniden gündeme taşımışlardır. HDP’liler Ergenekon tertibinde de FETÖ ile ittifak halindeydiler. ABD’nin piyonlarının her kritik anda müttefik oldukları bir kez daha ortaya çıktı. Müttefikleri FETÖ’cü savcılar ve hakimlerle birliktedirler. Failleri, olayın planlayıcısı Amerikancı kontrgerilla örgütünü aklama telaşındadırlar. Bu davranışlarını anlıyoruz. Bugün PKK/HDP de FETÖ gibi ABD’nin silahlandırdığı, Türkiye’nin üzerine sürdüğü güçlerden biridir."

TERTİPÇİLERİN ÇABASI BOŞUNA

"Bunlar, Doğu Perinçek ve vatanseverlere karşı düşmanca faaliyetlerin odağında olan kişi ve örgütlerdir. Milli güçler arasına fitne sokmak derdine düşmüşlerdir. Onların sahaya sürülmelerini, arkalarındaki gücü ve hezeyanlarını anlıyoruz. Çabaları boşunadır. Biz, bu gibi tertipçilerin hakkından gelmesini biliriz. Bunlarla yasal ve anayasal yollarla sonuna kadar mücadele edeceğimizi kamuoyumuzun bilgisine sunarız.”

VATAN PARTİSİ

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’nün bilinmeyen sızma programları. ByLock’un atası deşifre oldu


FETÖ’nün bilinmeyen sızma programları… ByLock’un atası deşifre oldu

FETÖ’ye dokuz program yazan eski Emniyet İstihbarat Dairesi personeli bilgisayar mühendisi Fatih G’nin itirafçı olduğu öğrenildi. Örgütün ByLock’tan önce ‘Hortum’ ve ‘Mimar’ adındaki sızma programlarını kullandığı tespit edildi.

Yıllarca FETÖ yapılanması içinde yer alan eski Emniyet İstihbarat Dairesi personeli bilgisayar mühendisi Fatih G’nin itirafçı olduğu öğrenildi.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, örgüte ilişkin ayrıntılı bilgiler veren Fatih G.’ye etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 1 yıl 11 ay 22 gün hapis cezası vererek, hükmünün açıklamasını geri bıraktı.

FETÖ için çalıştığı dönemde dokuz program yaptığını anlatan Fatih G., programlar hakkında mahkemeye önemli bilgiler verdi.

BİLGİSAYARLARA SIZAN PROGRAM: HORTUM

Sözcü’den Can Özçelik’in haberine göre, Fatih G., 2009 yılında Emniyet İstihbarat Dairesi’nde çalışmaya başladıktan sonra kendisinden bir yazılım yapılmasını istediğini belirterek yaptığı programları ve işlevlerini şöyle sıraladı:

*Hedef bilgisayara yüklendiği zaman hedef bilgisayarındaki mikrofon verisini, klavye hareketlerini, internet tarayıcısı geçmişini, bilgisayardaki dosyaları verilerini, ekran görüntülerini alıp daha önceden belirlenen e-posta hesaplarına e-mail olarak gönderebilen bir yazılım geliştirmemi istediler. Bu programı bir yıl içerisinde yazdım. Bu programın ismini ‘Hortum’ koydular.

TİB’den gelen hedeflerin internet trafiklerinde olan Windows Messenger trafiğini oynatan bir video oynatıcı yazmamı istediler. Ben bu yazılımı altı ay gibi bir sürede yazdım. Bu programla, MSN programında görüşen kişilerin kamera görüntüleri, sesler geliyordu.

DHKP-C PROGRAMINDAN GELİŞTİRMİŞ: MİMAR

* Benden hedef şahısların internette gezinirken web sayfalarında tam olarak ne gördüklerini görüntüleyen bir program yazmamı istediler. Ben bu programı yıl gibi bir süre içerisinde yazdım. TİB’den gelen verileri bu programa attığım zaman hedeflerin o anda ekranda ne gördüklerini görebiliyorduk. Bu programın ismini ‘Mimar’ olarak koydular.

* İstediğimiz kişi adına e-mail atabileceğimiz bir program yazmamı istediler. Ben bu programı altı ay gibi bir sürede yazdım. Bu programla istediğimiz kişiye istediğimiz mail adresiyle mail atabiliyorduk.

* DHKP-C’de geliştirilmiş olan bir şifreleme programını tersine mühendislik yöntemleriyle analiz ettim ve bu program tarafından oluşturulmuş şifreleri çözen bir program geliştirdim.

BYLOCK’TAN ÖNCE BÖYLE HABERLEŞİYORLARDI

Fatih G., geliştirdiği bir programın polislerin haberleşmesi için kullanıldığını söyledi. Bu programın aynı Bylock gibi bir sunucuya kurulduğunu, amacının da örgüt üyesi polislerin güvenli bir şekilde şifreli haberleşebilmesinin sağlanması olarak anlatıldığını dile getirdi.

PROGRAM EMRİ EROL DEMİRHAN’DAN

Fatih G. programı yazmasını dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan tarafından emredildiğini iddia etti. Demirhan’ın daha sonra bu yazılımı emniyet dışındaki bir sunucuya kurması için kendisine talimat verdiğini belirten Fatih G., şunları söyledi:

* Bu sunucu 7 Nisan 2012 ile 18 Mart 2014 arasında hizmet vermeye devam etti. Mart 2014’te bu kiralık sunucuyu kapatmam istenildi. İstihbarat Daire Başkanlığı’ndaki sunucu ben tayin olduğumda dahi çalışmaya devam ediyordu.

ÖRGÜT YÖNETİCİLERİ KULLANIYOR

* İnternetteki açık kaynaklarda ve gazetelerdeki haberlerden Bylock’un Mart 2014 yılında tescil edildiğini ve hizmete başladığı bilgisini edindim. Kiralık sunucuya kurduğum yazılımın son görülme tarihi Mart 2014.

* Bu sunucunun son görülme tarihinin ve Bylock’un ilk görülme tarihinin aynı olmasının tesadüf olmadığını düşünüyorum. Bundan dolayı Bylock öncesinde örgütün bahsettiğim bu programla haberleşmiş olabileceğini düşünüyorum.

İtirafçı Fatih G.’nin Avukatı Sidar Yurtçiçek, “Müvekkilim, benim genellikle itirafçıların avukatlığını yaptığımı öğrenince bana başvurdu” diyerek, şunları söyledi:

* Müvekkilimin geliştirdiği programlardan en önemlisi ismi olmayan ama kullanım amacı gizli haberleşme olan aslında Bylock’un atası olan program. Bu gizli haberleşme programı aslında o zaman Emniyet İstihbarat Daire çalışanlarının kendi aralarında gizli haberleşebilmesi için yapılıyor.

* Lakin daha sonra örgüt tarafından o kadar beğeniliyor ki tüm kripto örgüt elemanlarının kullanabilmesi için sivil sunucularda da kuruluyor. Kanaatimiz 17/25 Aralık ve tüm FETÖ operasyonları yapılırken haberleşme aracı olarak bu gizli programı kullandılar.

* Zaten bu programın kullanılmasına son verildiği gün Bylock programı kullanılmaya başlıyor. Yani Bylock’un açılmasıyla müvekkilin geliştirdiği programın kapanma günü aynı gün. Bylock terör örgütünde tabana yayılmış bir program oysa bu program sadece kripto ve yönetici seviyesinde örgüt mensuplarının kullandığı bir program

TSK DOSYASI : Karadayı FETÖ’cüleri neden kabul etti ??? Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız !!!


Karadayı FETÖ’cüleri neden kabul etti ??? Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız !!!

Önce A Haber’in hazırladığı ve yayınladığı, AKP’li siyasetçilerin de sosyal medyada yoğun şekilde paylaştığı bu kısa videoyu izleyin.

Yazımıza öyle başlayalım.

VİDEOYU BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Evet şimdi başlayabiliriz.

Yukarıdaki videoda gördüğünüz kişi eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı.

Geçen hafta hayatını kaybetti.

O hiç bitmeyen mağduriyet olan 28 Şubat yeniden gündeme geldi.

E tabii bu konunun baş aktörlerinden biri İsmail Hakkı Karadayı ve gündem de “darbe iddiaları” olunca, vur vurabildiğin kadar.

İslamcı-AKP medyası ve televizyona çıkarılan konuklar Karadayı’ya ağır laf etme konusunda adeta yarıştı.

Gerekçe basitti. Onlara göre, Karadayı birçok inançlı askeri TSK’dan atmıştı.

O kadar ağır sözler vardı ki Karadayı hakkında, bu kadar ağırını FETÖ’cülere söylediler mi hatırlayamadım.

Her kanal ve sözde iktidara yakın kişi harekete geçti.

AKP’nin propaganda kanalı A Haber de öyle…

Yukarıda izlediğiniz haberi yaptı.

4 yıl önce ilk kez ortaya çıkmıştı video.

Yine A Haber yayınlamıştı.

Video 1995 yılına aitti.

Karadayı açıkça başında Nurettin Veren’in bulunduğu bir FETÖ okulunun öğrencileriyle konuşuyordu.

Veren, Fetullah Gülen’den ve okullarından bahsederken, Karadayı da “başarılı” olan öğrencileri kutluyor ve öğrencilere bir küçük ödül veriyordu.

Bu haber, Karadayı’nın FETÖ’cüleri Karargâhta ağırlayarak aslında onlara yol verdiğini ima ediyor.

Haberde, FETÖ’nün o yıllarda bile Genelkurmay Karargahına rahatlıkla girebildiği, en üst düzeyde kabul gördüğü vurgulanıyor.

Sonuç hasıl oluyor ve bunu izleyen birçok kişi de sosyal medyada, “İşte Karadayı’nın gerçek yüzü”, “FETÖ’yü Karargâha sokan komutan” gibi tepki göstermeye başlıyor.

Millet kısaca İsmail Hakkı Karadayı’nın FETÖ ile irtibatına ikna oluyor.

Fakat TSK’da görev yapmış herkes bilir ki, Karadayı’nın FETÖ ile hiçbir işi yok. Hatta kendisinin irticaya karşı büyük mücadeleler verdiği biliniyor.

Karadayı’nın TSK’dan FETÖ’cüleri atan son komutan olduğu da biliniyor.

Zaten İslamcı cenah da bu nedenle Karadayı’dan nefret etmiyor mu?

Ama A Haber öyle bir ima yapıyor ki, görseniz sanki Karadayı FETÖ’cü.

Görevini yapıyor tabii.

Kendisine ve tüm grubuna 17-25 Aralık 2013’ü milat sayan, bu tarih öncesinde işlenmiş her türlü FETÖ günahını affeden ama bu tarihten sonra verilen desteği kabul etmeyen bir AKP var karşımızda.

Kim kendini kurtarmak istiyorsa, “Ben bunları 17-25 Aralık öncesinde, bunları hizmet hareketi olarak zannettiğim zaman söyledim” diyordu. Aklanıp paklanıyordu.

Hala da öyle…

Kendilerine bu sonsuz anlayışı gösteren AKP ve A Haber, Karadayı’nın 1995 yılındaki bir videosundan algı yaratmaya çalışıyor. Yani Karadayı’yı FETÖ’ye destek vermekle suçluyor.

Peki gerçek ne?

Bir Genelkurmay Başkanının FETÖ okul yöneticileriyle ve öğrencileriyle ne işi var?

Bu soruyu A Haber’in akıl edemediği(!), o gün Karadayı’nın ziyaretine giden bir numaralı tanığa, Nurettin Veren’e sordum.

Veren ziyareti şöyle anlattı:

Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik. Ani bir kararla gitmiştik, planlanmış bir şey değildi. Bu cemaat okullarında yetişmiş öğrenciler, dünya olimpiyat yarışmalarında her türlü fen dallarında dünya birincilikleri almışlardı. Onları devlet yetkilileriyle tanıştırmak istiyordum.

O zaman yaygın okullar zinciri yoktu. ‘Neden devlet bir cemaat okulundan olimpiyat şampiyonları çıkmasıyla ilgilenmiyor’ diye düşündüm. İlk önce öğrencileri Başbakan Tansu Çiller’e götürdüm. Fotoğraflarını yayınladık onların. Çok memnun oldu, hediyeler verdi.

Aklıma o an geldi, ‘Diğer devlet yetkilileri de görse de basında gündem olsa’, diye.

Tansu Hanım ‘gidin ziyaret edin’ dedi. Nusret Demiral’dan başladık (Dönemin DGM Savcısı), Sayıştay ve Yargıtay başkanlarına gittik.

Sonra da Yekta Güngör Özden’i (Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı) ziyaret ettik. ‘Bu işi takip edin, bu çocukların bir cemaat okulundan çıktığını görün, destek verin bunlara’ dedim. Çok memnun oldu. O da hediyeler verdi.

Özden, ‘Bu çocuklar nasıl olimpiyat şampiyonu oldu?’ diye sordu. Ben de ‘Bakın bunlar Fetullah Gülen’in kurup organize ettiği okullarda yetişen çocuklar’ dedim. Çok memnun oldu. O an aklıma geldi, ‘Paşalar da bu çocukları görse, sevinirler, çok mutlu olurlar’ dedim. Hemen telefonu kaldırdı, İsmail Hakkı Karadayı Paşa’yı aradı: ‘Burada çocuklar var, bunlar fen alanında dünya birincisi olmuş çocuklar, ben şaşırdım, siz de bir görseniz bu çocukları’ dedi. Karadayı Paşa da, ‘Hemen gelsinler o zaman buraya’ dedi.

Gittik, kapıda karşıladılar bizi. Okulun müdürü ve öğretmenleri de geldi. Karadayı Paşa dedi ki, ‘Bakın oğlum buraya benim devre arkadaşlarım bile gelmek için randevu alırlar, 10-15 gün 1 ay bekleyenler var ama ben sizi anında kabul ettim, çok memnun oldum, bu başarılarınızı tebrik ediyorum’ dedi. Hemen oradan hediye edilecek şeyleri hazırlatmış, çocuklara bu hediyeleri verdi.

Şimdi bu iş spontane olduğu için Karadayı’nın işin gerçeğini ve konuyu anlamadığını hissettim. O ara konuştu Karadayı Paşa, normal talebelere konuşur gibi. İşte ‘ülkemiz düşmanlarla çevrili, Türkiye bir tehlike içinde, Atatürk ilkelerine bağlı gençler olarak sizi kutluyorum, bu hedefinizde yürüyün’ gibi öğrencileri normal talebe statüsünde görüp konuştu.

Cemaat okulu öğrencisi olduğunu anlamadığını görünce dedim ki, ‘Paşam bu çocuklar daha çok Fetullah Gülen’in İzmir, Ankara, İstanbul okullarında yetişmiş talebeler.’ Ben bunu deyince Karadayı Paşa’nın rengi kaçtı. Gülen hakkında demek ki olumsuz bir bilgisi vardı. ‘Çocuklar’ dedi, ‘Bakın Atatürk ilke ve devrimlerine bağımlı ve bağlı olun, ilkelerinizi buna göre ayarlayın, sakın böyle sapkın fikirlere düşmeyin’. Karadayı Paşa bir anda konuşma stilini değiştirdi.

Ardından Karadayı Paşa, ‘Buraya fotoğraf makinesi ve kamera hiçbir şekilde girmez, ben size müsaade ettim ama sakın bu görüntüleri bir yerde yayınlamayın, bu okulunuzda dursun’ dedi. 1 saate yakın çocuklara nasihat etti. Çocuklara hayatlarına Atatürk ilkelerinde yetişmiş bireyler olarak devam edin gibi nasihatlerde bulundu ve bu konuşma bittikten sonra oradan çıktık biz.”

Bu açıklamalar başka söze gerek duyulmadığını gösteriyor.

Hayatını kaybetmiş bir askere bu alçak iftirayı atan bir medya…

Kendisi 4 sene önceye kadar FETÖ övgüsü yaparken, 25 yıl önce çekilmiş ve sadece FETÖ’cülerin elinde olan bir videoyu buluyor ve Karadayı’ya itibar suikastı yapıyor.

Hadi Nurettin Veren’i aramıyorsun! Peki ya videonuzun 8’inci saniyesinde görünen Karadayı’nın arkasındaki askere neden sormadın?

Evet, o asker Hulusi Akar.

İsmail Hakkı Karadayı’nın Genelkurmay Başkanlığı yaptığı süreçte Özel Kalem Müdürü Hulusi Akar’dı ve o zamanlar Kurmay Albaydı.

Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız, FETÖ’cüler oraya niye gelmiş diye?

Bu ülkeye ve millete kötülük yapıyorsunuz, sizin gazeteciliğiniz bu kadar!

MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi


Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi

24.04.2020

E-POSTA : cemkucuk

İsrail gizli servisi MOSSAD Orta Doğu’da Türkiye aleyhine kara propaganda faaliyetlerine devam ediyor. Bunu yaparken de gazeteci görünümlü ajanlarını ve medyayı kullanıyor.

MOSSAD bu işleri yaparken Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve FETÖ’yle iş birliği yapıyor. Hepsinin ortak amacı MİT’i ve dolayısıyla Türkiye’yi yıpratmaya yönelik. 18 Mart’ta İsrail’in operasyonel sitelerinden biri olan Intellitimes.co.il’de “Disclosure: The image of the Iran Quds Force’s Terror and Intelligence Branch in Turkey (İfşa: İran Kudüs Gücü’nün Türkiye’deki Terör ve İstihbarat Kolunun İmajı)” başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede kullanılan fotoğraf Türkiye’den ve resmin her yerinde İran bayrakları var.

Daha önce de Süleymani öldürülünce İsrail’de Netanyahu’ya yakın Makor Rishon gazetesi Hakan Fidan’ı hedef göstermiş ve müsteşar beyin ölmesini istemişti. Aynen şöyle yazmışlardı:

“Şimdi Süleymani yerin altında üç arşın bir yerde yatıyor. Sıra onun Türk ikizi olan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın durumuna odaklanmaya geldi.”

Pazit Rabin imzasıyla çıkan “Sultan ve Süleymani” başlıklı yazıda, MİT Başkanı Fidan’a ağır ifadeler kullanmışlardı.

Benjamin Netanyahu bu iddiaları yalanlamıştı. Devreye hemen Suudi Arabistan girmişti. Bin Selman’ın finanse ettiği ve Türkiye’ye yönelik kara propagandalarıyla bilinen İndependent Türkçe Pazit Rabin’le görüşerek onu aklamaya çalışmıştı.

Daha önce FETÖ Selam Tevhid dosyasıyla İran’la bağlantılı diye hedefe koyduğu herkesi tutuklamaya kalkmıştı. Gerekçe de İran’a ajanlık yapmalarıydı. Tabii hepsi uyduruk gerekçeler. Sonradan FETÖ’cü polis şeflerine MOSSAD masabaşında kurgulanmış bilgiler vermiş ve Hakan Fidan’ı hedef yapmışlardı. Hakan Fidan’ın, göreve geldiği günden bu yana İsrail ve FETÖ’nün hedefinde olması asla şaşırtıcı değil…

11 Aralık 2018’te FETÖ’cülerin Almanya merkezli sitesi correctiv.org’da aynı kara propagandalar devam etmiş ve “About Black Sites Turkey” başlıklı yazı yayınlamışlardı. Üstelik bu yazı hem İngilizce hem Almanca olarak basılmıştı. Peşinden Haaretz, Türk istihbaratı hakkındaki aynı asılsız iddiaları yazmıştı.

İsrail aynı zamanda yakın ilişki içinde olduğu ülkelere veri de sağlıyor. Bunun en önemli örneği Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan’a sağlanan istihbarat desteğidir. Pegasus İsrail’e ait bir yazılım programıdır. MOSSAD bu programı Suudi Arabistan’a verdi ve Kaşıkçı’nın günlük hareketleri saat saat izlendi. En sonunda öldürüldü…

İsrail, dostlarına bu tür yazılım programlarını çok satıyor ve bu işten büyük para kazanıyor. Paranın yanında rakiplerine de zarar vermenin hesaplarını yapıyor. İsrail bu bilgileri şöyle veriyor: Önce Balkan ve Orta Avrupa devletlerinde tabela şirketler kuruyor… Mesela Sırbistan’da kurdukları şirketin adı B.D.C. Aslında böyle bir şirket yok, sadece kâğıt üzerinde. Buralarda özel internet siteleri açıyor MOSSAD. Hepsi fake isimlerle hâliyle.

Sonra o ülkelerde işine yarayacaklarını düşündükleri kişileri büyük paralarla satın alıyorlar. O kişi İsrail’e çalıştığını biliyor. İsrail’in hedefe koyduğu kişiye MOSSAD ajanları kendilerini iş adamları olarak tanıtıyorlar. İşine yarayacakları kişiyle hedefteki kişiye ulaşıyorlar. Tabii paravan şirketin yöneticisi gibi kendilerini tanıtarak…

Zamanla aradaki güven tazelenince hedefteki kişiye telefon ve başka hediyeler veriliyor. Telefonun içinde MOSSAD’ın izleme ve dinleme programları mevcut. Hedefteki kişi ticaret yaptığını zannediyor ama aslında av oluyor!.. Peşinden İsrail ajanları hedefteki kişiyi Asya ülkelerine davet ediyor. Çünkü oralarda güvenlik daha düşük düzeyde. Asya ülkesine gelen kişinin telefonundan geriye dönük bütün bilgiler Pegasus yazılımı sayesinde elde ediliyor.

Bu konuya devam edeceğim. İsrail’in diğer örtülü operasyonlarını ve MOSSAD’ın cinayetlerini de yazacağım…