ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI : Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi cinayetiyle ilgili şok FETÖ detayları


Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi cinayetiyle ilgili şok FETÖ detayları

2018’de Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’yi makamında şehit eden polis memuru Sarıcaoğlu’nun FETÖ ile bağı deşifre edildi. Katil zanlısının FETÖ’nün mahrem imamıyla yoğun görüşme trafiği ortaya çıktı. Verdi suikastını planlayarak azmettirdiği belirlenen 9’u aktif görevdeki polis olmak üzere 29 kişi hakkında operasyon başlatıldı.

İki yıl önce makamında, bir polis memuru tarafından şehit edilen Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi öldürülmesi olayında Karlov suikastı benzeri bir FETÖ izi çıktı.

Verdi’yi görev yerinin değiştirilmemesini bahane ederek şehit ettiği ileri sürülen polis memuru İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun FETÖ ile yoğun irtibatı tespit edildi. Verdi suikastını planlayıp azmettirdiği gerekçesiyle dün 27 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Gözaltı listesinde ismi bulunanlardan dokuzu görevdeki polis memuru, diğerleri ise FETÖ’den ihraç edilen polisler ile doktor, öğretmen ve araştırma görevlilerinden oluşuyor.

SABAH; İstanbul, Adana, Bursa, Rize, Samsun, Trabzon, Nevşehir’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın koordinesinde yürütülen operasyonla ilgili özel bilgilere ulaştı. Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın yürüttüğü araştırmada 11 Aralık 2018 tarihinde merkeze 10 km uzaklıktaki görev yerini il merkezine aldırmayı bahane edinerek Rize Emniyet Müdürü’nün makamında terör estiren ve İl Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’yi şehit eden İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun Fetullahçı Terör Örgütü ile yoğun bağlantıları tespit edildi.

Örgütün Altuğ Verdi’yi, kendi üyesi olan polis memuruna görev yerinin değiştirilmemesini bahane edip vurdurarak Karlov suikastı benzeri bir etki yaratmayı amaçladığı belirtildi. Rus Büyükelçi Andey Karlov 16 Aralık 2016’da kritik bir süreçte Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini bozmak için FETÖ üyesi Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürülmüştü.

Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’nin şehit olduğu saldırının yeni görüntüleri ortaya çıktı

TETİKÇİ MAHREM İMAMA BAĞLI

Altuğ Verdi suikastının tetikçisi Sarıcaoğlu’nun da FETÖ üyesi olduğu ve İstanbul’da görevli olduğu sırada örgüt imamının da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yapan FETÖ mahrem imamı olduğu yönünde ihbar üzerine harekete geçildi.

Sarıcaoğlu’nun lise son sınıftayken Trabzon’da bulunan FETÖ’ye ait Zafer-Fen isimli dershaneye gittiği, liseden mezun olması ardından FETÖ üyeliğinden işlem gören, Samsun’da doktor olarak görev yapan abisi aracılığıyla Samsun’da örgüte ait ‘Sakarya’ isimli dershaneye gittiği ve burada yatılı olarak belirlendi.

İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun bilgisayarında yapılan incelemede, FETÖ’nün yayın kuruluşlarına ait üniversiteye hazırlanmaya yönelik, ‘test, soru bankası, bu derslere ait ders notlarının’ mevcut olduğu tespit edildi. Sanığın Erzurum Üniversitesi İnşaat Mühendisliği okuduğu dönemde, FETÖ Silahlı Terör Örgütü’ne ait yurtta kaldığı anlaşıldı.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü’nün ulaştığı bilgilere göre, Sarıcaoğlu Erzurum’da okuduğu sırada FETÖ mensubu arkadaşlarıyla üniversitede öğrenim gören öğrencileri ‘sohbet’ adı altındaki toplantılara davet ettiği öğrenildi.

Sanık Sarıcaoğlu’nun 2003-2005 yılları arasında Niğde Polis Okulu’nda okuduğu sırada polis okulunun çevresindeki illerde bulunana polis memurları ile irtibatlı olan ve ‘polis sohbet abisi’ olarak bilinen, aynı zamanda da örgütün Bölgeden Sorumlu İmamı olarak değerlendirilen Akademisyen M. Ç. ile cep telefonu irtibatı tespit edildi.

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI /// SABAHATTİN ÖNKİBAR : FETÖ suikast timleri kimleri öldürecek


SABAHATTİN ÖNKİBAR : FETÖ suikast timleri kimleri öldürecek

Adı: 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü.

Başkanlığını Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın yaptığı Türkiye’nin en önemli Stratejik Araştırma Merkezi.

Geniş ve yetkin bir kadroya sahip.

21. Yüzyıl Enstitüsü kısa bir süre önce Ankara’da FETÖ bağlamında önemli bir çalıştay yaptı.

Devletten ilgili yetkililer, AKP’den Mehmet Metiner ve diğer davetlilerle gazeteci olarak bizim de izlediğimiz bu çalıştayda FETÖ bağlamında kamuoyunun bilmediği yeni pek çok bilgi paylaşıldı.

PROF. ÖZDAĞ: BİN YILIN EN BÜYÜK İÇ TEHDİDİ

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın 1071’den beri en büyük iç tehdit olarak sunduğu FETÖ, kuşkusuz kült örgüt lakin aynı zamanda emperyal bir casusluk şebekesi.

Öyle olduğu için bu örgüte karşı çok boyutlu bir taarruz gerekirken bugün sadece adli ve idari bir mücadele söz konusu.

Evet, diğer dinci cemaatler zarar görmesin diye zihni ve fikri mücadele verilmiyor.

Diyanet ve ilahiyatçılar devreye sokulmadığı için FETÖ’nün İbrahimi Dinler masalı, yani Amerikan İslami projesinin garabeti ve arka planı, geniş kitlelere yansıyıp yankı bulmuyor.

500 SAVAŞ PİLOTUNU TASFİYE EDEN DOKTOR

Yargılamalarda türlü etkiler ve yasal yetersizlikler söz konusu.

Örneğin casusluk ve vatan hainliğinden hüküm giyen yok.

Kurulan FETÖ borsaları, AKP kaynaklı siyasi dış etkiler adli mücadeleyi sabote ediyor.

O kadar ki; Hava Kuvvetlerinde FETÖ’cü olmayan 500 savaş pilotunu sağlık raporları ile tasfiye eden FETÖ’cü doktor sadece 2.5 yıl hapis yattıktan sonra tahliye oldu.

FETÖ, keza halen yurt dışında Türkiye’ye karşı en büyük düşman diaspora pozisyonunda ve özellikle Avrupa ile ABD’de algı oluşturma bağlamında rezil faaliyetler yapıyor.

AYNI ANDA 10 SANSASYONEL SUİKAST

Çalıştayda paylaşılan pek çok yeni bilgiler içinde FETÖ’nün Suikast Timleri önemli bir başlıktı.

Bu kült ve emperyal casusluk şebekesi, Rus elçisinin katli misali devleti zaafa uğratabilecek suikastlar yapabilecek kabiliyetini koruyormuş.

Evet, uyutulan FETÖ hücre ve Timleri aynı zaman dilimi içinde 10 büyük siyasi suikastı bile yapabilme potansiyeli söz konusu imiş.

Örgütü sansasyonel suikastlar noktasında şimdilik frenleyen şey ise CIA, MOSSAD ve MI6 gibi istihbarat merkezlerinin zamana yaydıkları hedef ve planları.

FETÖ’cüler TSK, Emniyet, Dışişleri, Diyanet, Savunma Sanayi, Milli Eğitimde yoğun olmak üzere bütün bürokraside ve siyasette hala varlar.

SARAY’IN DERDİ TÜRKİYE DEĞİL İKTİDARI

Örgütün bugün için uyguladığı plan ise açığa çıkmayan mensuplarını korumak ve ülkede kargaşa-kaos zeminlerini adım adım inşa etmek.

Hülasa FETÖ kahpeliği, kazınmak bir yana yer altında iç savaş çıkarma adına hazırlık yapıyor.

Kuşkusuz devlete ve millete ihanet etmeleri imajlarını tarumar etti lakin hedefleri gücü yeniden ele geçirip algı taarruzları ile bunu ters yüz etmek.

Saatler boyu en yetkin isimleri dinledikten sonra hükmüm şudur:

Saray’ın FETÖ ile yüzeysel mücadelesi Türkiye adına değil, kendi siyasi ikbali ve hesabı adınadır nokta.

Sabahattin Önkibar

Odatv.com

MİT DOSYASI /// Eski MİT’çinin FETÖ itirafı Kod adı : Mustafa


Eski MİT’çinin FETÖ itirafı Kod adı : Mustafa

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede Enver Altaylı’nın yurtdışına kaçırmaya çalışırken yakalanan eski MİT’çi Mehmet Barıner’in itirafları da yer aldı: Maaşımın yüzde 10’unu himmet olarak verdim.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından, Ağustos 2017’de saklandığı köyde yakalanarak tutuklanan eski MİT’çi Enver Altaylı hakkında hazırlanan iddianamede Mehmet Barıner’in itiraflarına yer verildi. İddianamede, MİT’in İran masasında çalışan Mehmet Barıner’in, şüpheli Enver Altaylı tarafından ülke dışına kaçırıldıktan sonra ABD’nin New York kentinde sürdürülen Halkbank davasına yabancı istihbarat servislerinin yardımıyla müdahil olacağı belirtiliyordu.

Barıner iddianameye yansıyan ifadelerinde bazı itiraflarda bulundu. Ortaokul dönemlerinde okurken FETÖ’ye ait Denizli’de bulunan dershanenin seviye belirleme sınavına girdiğini kaydeden Barıner, örgüte giriş sürecini anlattı: “2002 yılında Liselere Giriş Sınavında başarı göstererek Denizli Özel Servergazi Fen Lisesine kayıt yaptırmaya hak kazandım. 2005 yılında mezun olarak girmiş olduğum ÖSS sonucunda İstanbul Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi bölümünü tam burslu olarak kazandım. Lise döneminde Rehber Öğretmenim olan Atilla Yaşar isimli öğretmenin yönlendirmesiyle Yeditepe Üniversitesi Mühendislik Bölümünde okuyan Fatih İlhan isimli şahısla terminalde buluştuk. Bu kişi beni FETÖ’ye ait Sadık Kenan Özel Erkek Yurduna götürdü. 2011 yılında üniversiteden mezun oldum. 2012 yılı Temmuz ayında MİT Teşkilatında Eğitim Akademisinde kursiyer olarak göreve başladım. 2013 yılı Şubat içerisinde İstihbarat Karşı Koyma Başkanlığı Ortadoğu Dairesi İran Şubesinde göreve başladım. 2016 yılı Kasım ayı içerisinde açığa alındım. 1 Aralık 2016 tarihinde ihraç edildim.”

‘ÖRGÜT İLE TANIŞMAM LİSE YILLARINDA BAŞLADI’

FETÖ ile asıl tanışmasının lise döneminde olduğunu bildiren Barıner, “20 kişilik sınıfımızın rehber ve fizik öğretmeni Atilla Yaşar tarafından ilk defa yapı ve yapıyı oluşturan konular hakkında bilgilendirildim. Tabi bu safhada bir cemaat üyesi veya asıl eleman gibi bir öğrenci olmadım. Babamın basın mensubu olması nedeniyle bana karşı başından itibaren temkinle yaklaşılmış, Fetullah Gülen veya Said Nursi kitapları lise son sınıfa gelene kadar hiçbir şekilde önerilmemiştir. Ancak lise son sınıfta ÖSS’ye de girmenin etkisiyle şahsımda manevi bir arayış olmuştur. Örgütsel kitapları okumam rehber hocamın tavsiyesiyle bu dönemde gerçekleşmiştir” beyanlarında bulundu.

‘MUSTAFA KOD ADINI VERDİLER’

MİT Teşkilatı Eğitim Akademisine girdikten sonra yaklaşık olarak 2 hafta sonra kendisini arayan Selim kod adlı kişinin Yenimahalle civarında buluşmalarını söylediğini aktaran Barıner, “Ben buluşma yerine gittiğimde 159. dönemden kurs arkadaşım olan Fatih Okan ile tanıştırdı. Tanıştıktan 1 veya 2 hafta sonra Fatih Okan benim yanıma taşındı. Daha sonra Selim isimli kişi bizim evimize gelerek dini sohbetler yapıp, Fetullah Gülen kitabı okuyordu. Bize eğitim akademisinde bulunan arkadaşlarımızı soruyordu. Genellikle de ben arkadaşlarım hakkında bilgi vermiyordum. Selim’e aylığımızın yüzde 10 civarında himmet parası vermeye başladık. Selim; Fatih Okan’a ‘Furkan’ bana da ‘Mustafa’ kod adını verdi” şeklinde ifadelerde bulundu.

MALEZYA İMAMI KONYA’DA YAKALANDI

Konya’da düzenlenen operasyonda FETÖ’nün 2011-2013 yıllarında sözde “Malezya ülke imamı” olan Ahmet K. ile eşi yakalandı.

Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca, yürütülen soruşturma kapsamında İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Terörle Mücadele Şubesi (TEM) ekipleri, örgütün 2011-2013 yıllarında sözde “Malezya ülke imamı” olan Ahmet K. ile eşi Betül K’nin saklandığı evi tespit etti. Adrese düzenlenen operasyonda Ahmet K. ve eşi gözaltına alındı. Zanlılar, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü. Ahmet K’nin, örgütün sözde “Malezya ülke imamlığı”ndan önce Hindistan, Singapur, Tayland ve Filipinler’de de sözde “ülke imamlığı” yaptığı, zanlı ve eşi hakkında Gaziantep 5. Sulh Ceza Hakimliğince yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi.