FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Saygı Öztürk /// Ç.A. : “Verdiğim bilgilerle 500 FETÖ’cü tutuklandı”


Saygı Öztürk /// Ç.A. : “Verdiğim bilgilerle 500 FETÖ’cü tutuklandı”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, yıllardır belediyedeki görevine gelmemesine rağmen maaş alan, bastırdığı kartvizite “FETÖ uzmanı” yazdıran Ç.A.’nın görevine son verdi. Ç.A. ise devletin hassas birimlerinin işe niçin gitmediğini bildiğini belirtti, “Benim yardımlarımla, 500 civarında FETÖ’cü ya tutuklandı ya da haklarında soruşturma açıldı. Şimdi işsiz kaldım. Kendimi Türk Milleti’ne emanet ediyorum” dedi.

Ç.A., 2009’da ASKİ’de çalışmaya başladı. Ç.A.’nın belediyedeki son görevi özel kalem müdürlüğünde müşavir kadrosu. Bu göreve başladığı 24 Temmuz 2015 tarihinden sonra Ç.A.’nın hiç işe gitmeden maaşını aldığı ortaya çıktı. Ç.A., niçin işe gitmediğine ilişkin belediye yetkililerinin sorusu üzerine, “Devlete çalıştığını” söylemekle yetindi. Belediye, MİT’e başvurup bu kişinin kendileri için çalışıp çalışmadığını sordu, ancak MİT Ç.A.’nın kendileriyle bir bağının olmadığını bildirdi. İşe gitmemeye devam eden Ç.A.’nın 27 Eylül’de işine son verildi.

İSTİHBARATA ÇALIŞTIM

Kartvizitinde “Araştırmacı yazar- FETÖ uzmanı” yazan Ç.A., bugüne kadar FETÖ’nün iç yüzünü ortaya koyan 8 kitap yazdığını, bunlar arasında FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yapılanmasının da yer aldığını söyledi. Maaşı belediyeden alıp da devletin başka birimleri için çalıştığını söyleyenler çıkıyor. Bu durumu Ç.A.’ya sordum ve o şunları anlattı:

“2015 yılından bu yana belediyedeki görevime gitmediğim doğru. Ama, sanki her gün işe gidiyormuş gibi sabahtan akşama kadar Milli Kütüphane’ye gidip orada FETÖ ile ilgili çalışma yapıyordum. Bugüne kadar kütüphaneye binden fazla girişim var. C. Savcılığı’nın, emniyetin terör ve istihbarat şubelerinin, yani FETÖ ile mücadele edecek ekiplerin bilgiye ihtiyacı vardı. Onların istedikleri bilgileri elde etmeye, yani kurumların talebi üzerine, FETÖ mensuplarının özellikleri üzerine çalıştım.”

O BİLGİLERİ BEN VERDİM

“15 Temmuz darbe girişiminin iskeletini oluşturan bilgileri ilgili makamlara ben verdim. Askeri öğrencilerin nasıl bulunduğunu, nasıl yerleştirildiğini, yetiştirildiğini, nasıl kurmay subay yapıldığını hazırladığım raporla ilgili makamlara sundum. Benden istenen başka bir çalışma ise ideolojileriydi. Yetkili makamlar, bunu araştırmamı istediklerinde Fetullah Gülen’in yazdığı 100 civarında kitabı okudum, ideolojisini ortaya koymaya çalıştım. Kitapların ilk baskıları ile sonradan çıkarılan ve eklenen bölümleri de belirledim. Yaklaşık 4 bin sayfaya imza atıp hassas birimlere verdim.”

KARIŞILMAMASINI İSTEDİLER

“İşte bu çalışmaları yaparken, istihbarat ve terör birimleri belediye ile irtibata geçti, benim kendileri için çalıştığımı, bana karışmamalarını söylediler. Yani, ben kendiliğimden değil, devletin ilgili makamlarının isteği üzerine belediyeye gitmeyip, kütüphanede araştırmalarıma devam ettim. 2015 yılından bu yana bana hiç karışan olmadı.

Yavaş’ın büyükşehir belediye başkanı seçilmesinden sonra 15 Mayıs 2019’da müfettişler geçmişe dönük araştırma başlattı. Parmak izi kayıtları incelenirken benim hiç belediyeye gelmediğim anlaşıldı. Beni çağırınca, ben de ilgili hassas birimleri bilgilendirdim. İsimlerini veremem ama bunlar gerçekten çok önemli kişilerdi. Onlardan, belediyeye gelip, ‘Ç.A. devletimiz için önemli işler yapıyor. Buna dokunmayın’ dediklerini öğrendim.

Benim için randevu alındı, Mansur Bey’den sonra belediyenin ikinci adamı pozisyonunda olan kişinin yanına gittim. Kartvizitimi de kendisine sundum. Bir kısım kurumlar, kişiler devreye girmesine rağmen eylül ayı maaşım ödenmeden, tazminatım verilmeden üstelik ismim ve yaptığım çalışmalar deşifre edilerek, can güvenliğim tehlikeye düşürülerek işten çıkarıldım. Kendimi Türk Milleti’ne emanet ediyorum.”

BAŞKALARI DA VAR

“Devletin kurumlarının başvurusu üzerine 2015 yılından itibaren bana bir inisiyatif tanınmıştı. Benim gibi benzer durumda olan başkaları da vardır. FETÖ Çatı Davası’nda 78 sayfa ifade verdim. Mahkemede 7 saat soruları cevaplandırdım, bildiklerimi anlattım. Örneğin Adil Öksüz’ün Deniz Kuvvetleri imamı olduğunu ben söylemiştim. Avukatlar davasında da önemli açıklamalarda bulundum.

Ben, ortaokul birinci sınıftan itibarern FETÖ yapılanmasının içinde bulundum. Tacikistan, Türkmenistan ve Kuzey Irak’ta FETÖ okullarında öğretmenlik, yöneticilik yaptım. TSK’nın mahrem imamlarından birisiydim. Darbe davasında da yine tanıklık yaptım. Benim çalışmalarım, ifadelerim sonucu 500 civarında FETÖ’cü ya tutuklandı ya da haklarında soruşturma açıldı. Tüm bu hizmetleri yerine getirirken belediyedeki maaşım dışında hiçbir yerden bir kuruş para almadım. Devletin, hükümetin bilgisi dahilinde FETÖ ile mücadele etmiş bir kişinin sonu böyle olmamalıydı.”

Çok şey bilen ya da bildiğini söyleyen Ç.A’nın, devlet içinde kendisi gibi çok sayıda kişi olduğunu söylemesi de hayli ilginç.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Zekeriya Öz Ermenistan’da ortaya çıktı


Zekeriya Öz Ermenistan‘da ortaya çıktı

Artvin Valisi Kemal Cirit, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında "örgüt kurma" iddiasıyla soruşturma yürütülen eski savcılar Zekeriya Öz ile Celal Kara‘nın Gürcistan üzerinden Ermenistan‘a geçtiklerini bildirdi.

Cirit, sosyal ve yaygın medyadan haberler nedeniyle ve şeffaf yönetim anlayışları gereği Öz ile Kara’nın Sarp Sınır Kapısından çıkışlarıyla ilgili tespitlerini saatleriyle daha önce kamuoyuyla paylaştıklarını söyledi.

Buna göre Öz’ün dün saat 03.46, Kara’nın da 04.19 itibarıyla haklarında herhangi bir yakalama kararı verilmemişken ve yurtdışı çıkışlarıyla ilgili tahdit durumu yokken çok saatler önce Sarp Sınır Kapısı’ndan yurtdışına çıktıkları yapılan araştırmalarda belirlendiğini dile getiren Cirit, "Sarp Sınır Kapısı, ülkemizde karayolu anlamında en yoğun kullanılan kapıdır. Sezonunda günlük 25-30 bin civarında geçişler olur. Adli işlemlerin yanı sıra konuyla ilgili idari işlemler de tarafımızdan başlatılmış ve araştırmalarımız devam etmektedir" diye konuştu.

Vali Cirit, "Söz konusu şahısların Gürcistan üzerinden Ermenistan’a çıkış yaptıkları tespit edilmiştir" ifadesini kullandı.

SÜREÇ

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesi, savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş, Mehmet Yüzgeç ile hakim Süleyman Karaçöl’ün, yürüttükleri 17-25 Aralık soruşturmasında, yasal yetkilerini aştıkları, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine aykırı kararlar verdikleri sonucuna vararak, 12 Mayıs 2015’te meslekten ihraç etmişti.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" ile "Cebir, şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçlarını işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluştuğunu, savcılarla ilgili "örgüt kurma" suçlamalarının yer aldığını belirterek, gereğinin yapılması için Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinden bu kişilerin tutuklanma amacıyla yakalanmalarına karar verilmesini talep etmişti.

Talepleri ve delilleri değerlendiren mahkeme de eski savcılar Öz, Kara ve Yüzgeç ile ilgili tutuklanmaları amacıyla yakalama kararı çıkarılmasına oy birliğiyle karar vermişti.

Yapılan araştırma sonucu eski savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara’nın Gürcistan’a gittiği tespit edilmişti. Yüzgeç ile ilgili arama çalışmaları ise devam ediyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Türkiye’den kaçan yüzlerce Gülen Cemaati üyesi Selanik’te


Türkiye’den kaçan yüzlerce Gülen Cemaati üyesi Selanik’te

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra açılan soruşturmalar, davalar ve haklarında çıkarılan yakalama kararları nedeniyle Türkiye’yi terk eden, aralarında 8 askerin de bulunduğu yüzlerce Fethullah Gülen Cemaati üyesi Yunanistan’a kaçıp iltica başvurusunda bulundu.

İnsan kaçakçıları aracılığıyla Meriç Nehri üzerinden veya Akdeniz’de sürat teknesiyle Yunan topraklarına geçen bazı Gülen Cemaati üyeleri Selanik için "Yeni evimiz" diyor.

Haklarında Türkiye’de soruşturma açılmasına ve yakalanma kararı olmasına rağmen Yunanistan, Türkiye’nin iade taleplerini reddediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atina ziyareti sırasında Yunan yetkililere seslenip, darbe girişimi sonrası Yunanistan’a sığınan 8 askerin de iade edilmesi talebini yineledi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Ekim ayında Yunanistan’a kaçan Cemaat üyelerini gündeme getirip darbe girişiminden sonra Yunanistan’a sığınmacı olarak başvuranların sayısının 955 olduğunu söylemişti.

Çavuşoğlu, "Yunanistan’ın FETÖ’cüler için adeta bir sığınma üssü olmasını arzu etmeyiz. Dolayısıyla bu başvuruların titizlikle değerlendirileceklerini ve Yunanistan Anayasası’na ve yasalarına göre değerlendirileceklerine, hainlere prim vermeyeceklerine inanıyoruz" diye konuştu.

Ama Selanik’te BBC’ye konuşan Gülen Cemaati üyeleri, darbe girişimi sonrası açılan "Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)" soruşturmaları kapsamında işkence ve gözaltında kötü muameleden korktukları için ülkeyi terk ettiklerini, kendilerine yöneltilen "terör örgütü üyesi olma" suçlamalarını kabul etmediklerini söylüyorlar.

Ebru, Rodos Adası’na geçerken belinden rahatsızlandığını söylüyor.

Eğitimci eşinin çalıştığı üniversite Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan kimya öğretmeni Ebru, 3 çocuğu ve eşiyle Mayıs ayı başında Yunanistan’ın Rodos Adası’na geçmiş.

Sürat teknesinde dalgalar nedeniyle yaşanan sarsıntıda beli kırılmış ve Rodos Adası’na varınca Selanik’e geçmeden önce bir süre adada tedavi görmek zorunda kalmış. Neden kaçtıklarını anlatıyor:

"Darbeden sonra Hizmet’le ilgili operasyonlar arttı, eşimin arkadaşının kaçırıldığını, ondan sonra bir ay hiç haber alınamadığını öğrendik, hala da haber alınamıyormuş. Bizi tanıyanların da ihbarları oldu."

"Bir suç işlemediğimizi biliyorduk ama işkence korkusu, gözaltında ölenler ve eşleriyle tehdit edilenler… Bunlar korku değil, yaşayan arkadaşlarımız var."

‘İşkence gördüm’

İşkence iddialarını Ekim ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de "Gözaltında: Türkiye’de Polis İşkencesi ve İnsan Kaçırma" adlı raporunda gündeme getirdi. Raporda, tanıklarla gözaltında işkence yapıldığına dair ‘güvenilir kanıtlar olduğu’ belirtiliyor.

İşkence iddialarını ise Türkiye reddediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Atina ziyaretinde 8 askerin iadesini isterken, "Türkiye’de işkence, idam söz konusu değil. Bunlar darbe gerçekleştiren kişilerdir ve Türkiye’ye iadesi mümkündür" dedi.

Selanik’e Ağustos ayında Meriç Nehri üzerinden kaçarak gelen ve güvenlik gerekçesiyle ismini vermek istemeyen bir öğretmen ise 29 Temmuz gece yarısı evinde gözaltına alınıp işkence gördüğünü, ters kelepçeyle dövüldüğünü ve aşağılayıcı, kötü muameleye maruz kaldığını öne sürüyor.

Darbe girişiminden bu yana Yunanistan’a sığınan Gülen Cemaati üyelerinin 1000’e yakın olduğu tahmin ediliyor.

Sorgusunda çalıştığı eğitim kurumundaki öğrencilerin işadamı velileriyle mali ilişkisine dair sorular sorulmuş. İş adamlarının TUSKON çatısı altında derneklerde çalıştığını, ama kendisinin "veli-öğrenci" ilişkisinden başka bir ilişkisi olmadığını söyledi.

Öğretmen, 6 aylık gözaltı süresi sonrası ilk duruşmada, aleyhine tanıklık eden iş adamının "Baskı altında ifade verdim" sözleri üzerine serbest bırakılmış.

Fakat ikinci duruşmada cep telefonunda, "FETÖ soruşturması" kapsamında Gülen Cemaati’nin şifreli yazışma uygulaması olduğu ifade edilen ByLock bulununca mahkemenin "ByLock indirmişsin, bu terör örgütü üyeliğine bir delildir" kararıyla hakkında tutuklama çıkmış.

Öğretmen, "Ben Bylock programını kendim indirdim, kullandım. Bu Kakao, Viber, WhatsApp gibi bir program. Siz de indirmiş olsanız siz de mi örgütle bağlantılı olacaksınız? Velev ki bağlantınız var, bu programı indirip kullanmanın neresi suç. Suçsa da o gün devletin çıkıp bu suçtur demesi lazım" diyor.

ByLock programı, soruşturma kapsamında Cemaat üyesi olduklarından şüphelenilenlerin izlenmesi için yetkililerin takibe aldığı bir program.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Nisan ayında katıldığı bir televizyon programında ByLock için "Bu ByLock olayıyla çok ciddi veri yakaladık. İnlerine adeta giriyoruz. Teknolojik olarak hangi imkanlarla çalışıyorlarsa biz de o imkanlara saldırıyoruz" demişti.

’20 bin euro yoksa geçemezsin’

Selanik’te BBC’ye konuşanların aktardığına göre Gülen Cemaati üyeleri, ülkeden kaçışlarını organize etmek için de ülkeler arası iletişimden faydalanıyor.

İnsan kaçakçılarıyla iletişimi de Almanya ve Avrupa’nın bir diğer ülkesine gidenlerin sağladığını söylüyorlar.

Kaçakçılara 4-5 kişilik bir aile 50 bin ila 70 bin TL arası bir ücret ödüyor zira "20 bin euro yoksa geçemiyorsun zaten" diyorlar.

Bu geçiş süresince haklarında arama kararı olduğu için birçoğu sınırı geçene kadar farklı şehirlerde haftalarca saklandıklarını anlattı.

Mustafa ve Semra çifti darbe girişiminden iki ay sonra çocuklarıyla kaçma kararı almış. Haklarında "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla iddianameler var.

Kaçakçılara 3 çocukla ve diğer cemaat üyeleriyle Rodos’a geçebilmek için 50 bin lira ödemişler ama ilk denemelerinde kaçakçıların yarı yolda bırakmasıyla başarısız olmuşlar.

Image caption Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Ekim ayında "Yunanistan’ın FETÖ’cüler için adeta bir sığınma üssü olmasını arzu etmeyiz" dedi.

Kaçakçılar yürütüp bir su kenarına bırakınca Rodos kıyısına geldiklerini düşünmüşler önce ama gece karanlığında telefonu açtıklarında Menderes nehrinin kıyısına bırakıldıklarını görmüşler.

Birkaç hafta daha sahil kentlerinde saklandıktan sonra insan kaçakçısı bir gece sürat teknesiyle Rodos açıklarına kadar götürmüş.

Ama Sahil Güvenlik teknelerine yakalanmamak için hızla uzaklaşmalarını istemiş kaçakçı. Sebebi için de "Ben çok kişiyi geçirdimburadan, ama sizi kaçırırsam ve yakalanırsam vatan hainliğiyle yargılanacağım. Yakalanmamamız lazım, sakın. Bizim de çoluğumuz çocuğumuz var" deyip Semra ve ailesini kıyı yerine kayalıklara bırakmış.

Acar ailesi gibi darbe girişimi sonrası Selanik’e yerleşen aileler çocuklarını Yunan devlet okullarına veya göçmenlerin gittiği uluslararası eğitim kurumlarına gönderdiklerini söylüyor.

Çocukları ve kendileri Yunanca İngilizce eğitim alıyorlar, maddi olarak da geçimlerini Türkiye’de sattıkları mal mülklerinden kalan parayla karşıladıklarını anlatıyorlar.

Bazı aileler de, BM’ye bağlı bir derneğin ayda 400-450 euro verdiğini söyledi.

Kiraladıkları evlerde yaşayanlar arasında, Türkiye’deki eşyalarını, mobilyalarını kaçak kargo şirketleriyle Selanik’te kiraladıkları evlere getirenler de var. Kimileri de bazı eşyaları, kitapları Almanya’daki tanıdıklarından alıyorlar.

Bazı Gülen Cemaati üyeleri, Müslüman Türk azınlıkların yaşadığı ve Türkçe eğitim veren okullar olmasına rağmen Batı Trakya’da hoş karşılanmadıkları için oraya yerleşmediklerini, sığınma başvurularının sonuçlarını Selanik’te beklediklerini söyledi.

Selanik’e sığınan Gülen Cemaati üyelerinin iadesi için yürütülen diplomatik çabalar ve Yunanistan’ın iade talebini reddetmesinin iki ülke arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceğine dair soruları, BBC’nin ulaştığı Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu yanıtsız bıraktı.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ gizci, ezoterik ve kült bir örgüt


FETÖ gizci, ezoterik ve kült bir örgüt

“Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele” raporu FETÖ mücadelesinin çok boyutlu ve uzun vadede yapılması gerektiğini ortaya koydu.

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün “Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele” raporu, FETÖ mücadelesinin çok boyutlu ve uzun vadede yapılması gerektiğini ortaya koyarken tek merkezden idare edilen bir strateji veya doktrinin gerektiği vurgulandı.

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü araştırmacıları Yağız Aksakaloğlu ve Metehan Kutlusan tarafından hazırlanan “Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele” raporu Ağustos 2019’da yayınlandı. “Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele” raporu, FETÖ ile mücadelenin çok boyutlu ve uzun vadeli olması gerektiğine belirtirken terörizmle mücadelede “teröristle mücadele” yalnızca bir safha olduğuna değiniliyor.

Rapora göre FETÖ, cemaat, hizmet hareketi ya da sivil toplum görüntüsü adı altında 1980’li yıllardan bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yasama, yürütme ve yargı kurumlarına, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı’na sızan, sızdırılan casusluk örgütünün genel isimlendirmesi diye adlandırılıyor. “Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele” raporunda, FETÖ’nün 1980’lerden beri terör, casusluk, şantaj, hırsızlık, kundakçılık, illegal kayıt ve dinlemeler, rüşvet, gasp ve hâkim kiralama gibi suçlarına karşı gerekli cezai işlemlerin uygulanamaması hatta bu suçları açığa çıkaran kamu görevlilerinin çeşitli karşı suçlamalara maruz kaldığı belirtiliyor.

ALGIYA YÖNELİK İKİ ÖRNEK!

FETÖ’nün doğru tanımlanmasının gerektiği raporda yer alırken örgütün uygulamaya koyduğu algı yönetimine karşı farkındalık oluşturmanın gerekliliği vurgulanıyor. Bu kapsamda örgütün algı yönetimi kapsamında uygulamaya koyup dış basına servis ettiği “Fetullahçı Anneler ve Yaşayan Şehitler” örnekleri raporda irdeleniyor.

15 Temmuz Hain Darbe Girişimi sonrasında örgüt mensubu kadınlara yönelik operasyonlarda gözaltına alınan kadınların birçoğunun hamile olduğu raporun “Fetullahçı Anneler” kısmında yer alırken bununla birlikte örgütün kadınları soruşturmadan kaçırmak ve örgüt faaliyetlerini kadınlar üzerinden yürütmek istediği değerlendirmesi yapılıyor. Ayrıca ulusal ve uluslararası alanda elleri kelepçeli, mahpus hamile kadın görüntüleriyle mağduriyet psikolojisi oluşturmak istediği raporda yer alıyor.

FETÖ İLE MÜCADELE DAHA GÜÇLÜ OLMALI

“Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele” raporunu Diriliş Postası muhabirine değerlendiren 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu Araştırmacısı Metehan Kutlusan, FETÖ ile mücadelenin siyasal, ekonomik, toplumsal, dini boyutlarının yanı sıra meselenin yargı, eğitim ve kamu diplomasisi boyutlarının da olduğuna dikkati çekti. Kutlusan, “FETÖ ile mücadelede tam başarı sağlamak için “FETÖ’cü ile mücadele” her ne kadar başarılı ve özverili yürütülüyor olsa da başlı başına yeterli değildir” tespitini yaptı.

FETÖ ile mücadelenin Türkiye’nin bugünü ve geleceği açısından büyük önem arz ettiğini belirten Metehan Kutlusan, “Türkiye’de devletin ve Türk milletinin bütünüyle uzun soluklu ve engellerle dolu maratonda her ne olursa olsun mücadele etme azminde olması gerekmektedir” diyerek mücadelenin kararlılığını vurguladı.

Ortadoğu Araştırmacısı Kutlusan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özetle FETÖ ile mücadelede birçok disiplini, akademisyeni ve uzmanı bir araya getiren tek bir merkezden koordine edilen bir strateji ya da doktrin oluşturulmadığı takdirde FETÖ ile mücadeleyi sulandıracak, akamete uğratacak veya FETÖ’nün kârlı çıkmasına sebep olacak odaklar faaliyetlerine hızla devam edecektir.

FETÖ’nün gizci, ezoterik ve kült yapısı dolayısıyla tehdidini fark edememek veya küçümsemek büyük bir hata olacaktır. Gelinen nokta da ne yazık ki bunu göstermektedir.”

FETÖ MÜCADELESİNE DOKTRİN ŞART!

FETÖ’nünyurtdışında diasporaya dönüştüğüne değinen Kutlusan, FETÖ’nünTürkiye aleyhine lobicilik faaliyetleri yürüttüğünü söyledi. Kutlusan, FETÖ ile mücadele kapsamında daha etkin ve isabetli kamu diplomasisi yürütülmesinin şart olduğunu belirtti. Ortadoğu Araştırmacısı Kutlusan, “Öte yandan yurt içinde FETÖ ile mücadeleye duyulan güven ve bu mücadelenin itibarı gün geçtikçe azalmaktadır. Elbette bunun sebeplerinden birisi de yine FETÖ’nünmanipülasyon faaliyetleridir” dedi.

Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele RAPORU İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Cem Küçük : FETÖ, İbrahim Okur’a niçin saldırmadı ???


Cem Küçük : FETÖ, İbrahim Okur’a niçin saldırmadı ???

E-POSTA : cemkucuk

Mısır’ın eski devlet başkanı Cemal Abdülnasır’ın damadı Eşref Mervan çok enteresan bir kişilikti. Kumara, gece hayatına düşkün olan Mervan, kayınpederi zamanında istediği göreve bir türlü gelememişti. Sonradan MOSSAD’a bilgi sızdırmaya başlayan Mervan kimilerine göre İsrail’e para karşılığı bilgi satan biriydi. Kimilerine göre ise Mısır adına çalışan ve MOSSAD’a çalışıyormuş gibi görünüp İsrail’i tuzağa düşürmeye uğraşan biriydi. Yani iki tarafa birden çalışan bir "double agent", çifte ajandı. Bu tartışma hâlâ sürmektedir.

Dünya tarihinde sadece ajan değil tipoloji olarak da her tarafa çalışan bayağı kişi olmuştur. Ülkelerin iç siyasetinde de bu böyledir. Zamanında Susurluk’ta adı çok geçen Tarık Ümit böyle biriydi. Türkiye’de 17-25 Aralık’ta hem FETÖ’ye hem hükûmete çiçek dağıtan yargıç, memur, iş adamı, gazeteci sayısı sanıldığından fazladır.

Eski HSYK 1. Daire Başkanı, Taha Akyol’un kankası İbrahim Okur böyle biriydi. Üç gün önce eski adalet bakanı Sadullah Ergin mahkemede İbrahim Okur’u savundu. Mahkemelerde Sadullah Bey’in başka savunduğu tutuklu savcı ve hâkim var mı bilmiyorum ama Okur’u savunduğuna göre bir bildiği vardır. Sadullah Ergin 7 Şubat 2012’deki MİT krizinde Okur’un kendisiyle birlikte İstanbul’a geldiğini ve Başsavcı vekiline "Savcıların hukuksuz davrandıklarını tek tek önlerine koyduğunu" söylemiş. Sadullah Ergin’e göre Albay Hüseyin Kurtoğlu davasında katkısı olmuş. "İstanbul Alay Komutanı Albay Hüseyin Kurtoğlu hakkında yerel mahkeme tarafından verilen ve Yargıtay’ın ilgili dairesinde onanan ve haksız olduğu noktasında önemli delillerin olduğu dava içinde Birol Erdem’le beraber İbrahim Okur’un gayretleri olmuş ve karar tashihi karar aşamasında bu dosya karar düzeltme yoluna gidilmiş ve mağduriyetler bir nebze olsun telafi edilmişti" ifadesinde bulunmuş.

Sadullah Ergin, İbrahim Okur’un 17-25 Aralık’ta da katkıları olduğunu beyan etmiş ve şu ifadelerde bulunmuş: "Yine 17-25 Aralık soruşturmaları esnasında soruşturma savcılarının hukuku kanırtan hukuksuz uygulamaları önlemek için o dönem İstanbul Adliyesinde Başsavcı olan Turan Çolakkadı Bey’i moralmen destekleyip ona katkı sunan kişi gene İbrahim Okur idi."

Hatta 2011’de Zekeriya Öz’ü görevden alanın HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur olduğu çokça söylenmişti. Sözcü’den Saygı Öztürk 29 Kasım 2016’da bu konuda şunu yazmıştı: "Savcı Zekeriya Öz’ün görevden alınışının kuşkusuz ilginç bir perde arkası vardır. Görevden alınması, İbrahim Okur tarafından başkanlığını yaptığı 1. Daire’nin gündemine getirildiğinde üyeler âdeta şoke olmuştu. Üst makamın kendilerinden isteği, Zekeriya Öz’ü ‘kırmadan almaları"ydı. Başsavcı vekilliğine verildi. Öz, o dönemde kendini öyle bir yere koyuyor ki normal yollardan görevden alınmasını imkânsız görüyordu. Görevden alındıktan sonra HSYK’nın önemli bir yetkilisine ‘Benim alınmamı Sayın Cumhurbaşkanı mı (Abdullah Gül) yoksa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mı istedi?’ diye sordu. Yani, kendisini onlar istemedikçe kimsenin alamayacağını düşünüyordu. Haksız da değildi."

Buraya kadar her şey tamam. O zaman şunları da biz soralım: HSYK 1. Daire Başkanıyken Balyoz, Ergenekon, şike davalarında hâkim ve savcılarla ilgili onlarca şikâyet varken birini bile neden işleme koymadı? 2014 Eylül’ünde CNNTürk’te katıldığı Taha Akyol’un Eğrisi Doğrusu programında o zamanki tabirle paralel savcı ve hâkimlerin sayısının maksimum 3 bin civarında olduğunu ısrarla söyleme sebebi neydi? Şunu hatırlatayım, 15 Temmuz’dan sonra ihraç edilen savcı hâkim sayısı 4 binin üzerinde.

AK Parti’nin Elâzığ eski milletvekili Şuay Alpay 1 Ekim 2014’te "bütün dünyanın evrensel hukukunda suç olarak tanımlanan Zekeriya Öz’ün tehdit ve aşağılayıcı ifadelerini ‘düşünce özgürlüğü’ bağlamında değerlendirilmesini ve İbrahim Okur’un ve arkadaşlarının buna gıkı çıkmadığını söyledi. Alpay, Okur’un yaptıklarına olumlu bakılmasının mümkün olmadığını da ayrıca dile getirdi. O tarihlerde FETÖ’cü Zekeriya Öz, Tayyip Bey için "Sonu Kaddafi gibi olacak," "sonu Saddam gibi olacak" ifadelerini kullanmıştı.

Ayrıca İbrahim Okur 17-25 Aralık’tan sonra adli kolluk yönetmeliğinin değişmesine "hukuk devletine aykırıdır" diye karşı çıkmıştı. Eğer o madde değişmese Sayın Bilal Erdoğan’dan başlayıp herkesi tutuklayacaklardı. Ben o zaman Okur’un buna niye karşı çıktığını hiç anlamamıştım. 17-25 Aralık’ta isteseydi İbrahim Okur ve arkadaşları illegalitede sınırı aşmış savcı ve hâkimleri görevden alabilirlerdi.

Yine İbrahim Okur’un 2014 Ekim’indeki HSYK seçimlerinde Yüksek Kurul’a aday gösterdiği Yargıtay üyesi Mustafa Ateş 15 Temmuz sonrası tutuklanmıştı.

Hiç anlamadığım bir şey var: FETÖ hedef gösterdiği herkese saldırırken, fake hesaplarla, aktifhaber gibi siteler üzerinden karakter suikastı yaparken İbrahim Okur’a niçin hiç dokunmadı? FETÖ’cüler kendilerine en küçük eleştiri getirene bile operasyon çekerken Okur’u es geçtiler? Neden Okur’a FETÖ’cülerden tek bir saldırı bile olmadı? İnsan merak ediyor işte.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Fetullah Gülen’le görüşen sunucu : İstihbarat gözetiminde röportaj yaptık


Fetullah Gülen’le görüşen sunucu : İstihbarat gözetiminde röportaj yaptık

15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sorumlu FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ile röportaj yapan TEN TV sunucu El Dihi mülakata dair yaptığı açıklamada Gülen’in, Amerikan istihbaratının himayesinde olduğunu, sıkı güvenlik tedbirleri altında söyleşiyi gerçekleştirdiğini açıkladı.

Sol’da yer alan habere göre; Mısır’da Cumhurbaşkanı Sisi’ye yakın TEN TV, Fethullah Gülen’le Pensilvanya’daki malikânesinde röportaj yaptı. Röportajı yapan TEN TV’nin sunucusu El Dihi, Gülen ile ABD ‎istihbaratının himayesinde söyleşi gerçekleştirdiklerini belirtti.

El Dihi Gülen’in darbeyle göreve gelen Sisi için “muhlis ve halkının çıkarına ‎çalışan biri” şeklinde övgüler dizdiğini ve Sisi’ye dua ettiğini de belirtti.

TEN TV ise, Gülen’den, “ruhani bir şahsiyet” olarak söz etti.

El Dihi, El Vatan gazetesine ‎mülakata dair yaptığı açıklamalarda, Gülen’in, Amerikan ‎istihbaratının himayesinde olduğunu, sıkı güvenlik tedbirleri altında söyleşiyi gerçekleştirdiğini açıkladı.

‘MISIR’A GELMEK İSTEDİĞİNİ BELİRTTİ’

El Dihi, Gülen’in Mısır’a gelmek istediğini belirterek, “Kendisini Mısır’a davet ettim ve bana geleceği hususunda ‎vaatte bulundu. Bu onun büyük bir hayali ve arzusu. Cumhurbaşkanı Abdulfettah El Sisi için dua etti. El ‎Sisi’yi muhlis, Allah’tan korkan ve halkı için çalışan biri olarak tanımladı” dedi.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// YAĞIZ AKSAKALOĞLU : FETÖ’nün inlerine neden giremiyoruz ???


YAĞIZ AKSAKALOĞLU : FETÖ’nün inlerine neden giremiyoruz ???

21 Eylül 2019

21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Teostrateji Araştırmaları Merkezi Başkanı

Türkiye’de çok geç kalınan bir alan olarak kült örgütlere dikkat çekmek gerekiyor. Bu tür örgütlerin üyelerinin çeşitli düşman istihbarat kuruluşları tarafından kullanılarak terör ve casusluk eylemlerine yönlendirilebilmeleri, bu soruna karşı alınması gereken önemlerin milli güvenlik açısından ne kadar hayati olabileceğini vurguluyor.

Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ), görüntü olarak kendini bir cemaat, hizmet hareketi ya da sivil toplum kuruluşu olarak tanıtıyor. Fakat 1980’lerden günümüze terör, casusluk, şantaj, tehdit, hırsızlık, kundakçılık, illegal kayıt ve dinlemeler, rüşvet, gasp ve hâkim kiralama gibi suçları işliyor. Özellikle 2000’li yıllar itibarıyla FETÖ’nün askeri okullarda kendilerinden olmayan öğrencilere yaptıkları işkenceler, kumpas davaları ve “Kamu Personeli Seçme Sınavı” gibi sınavlardaki soru hırsızlıkları, FETÖ’nün önlem alınmadıkça çok daha büyük, güçlü ve saldırgan bir yapı haline evrildiğini gösteriyor.

Büyük soru işaretleri
15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan Fethullahçı darbe girişimi ardından bugüne kadar çok geç kalınmış bir mücadele hayata geçmiş vaziyette. Öyleki bu mücadele, Türkiye’nin en büyük iç düşmanı olan FETÖ’ye karşı yürütülüyor. Fakat en başından itibaren mücadelede görülen fahiş hatalar, “FETÖ ile mücadele” konusunda zihinlerde büyük soru işaretleri bırakıyor.
Bugün gelinen noktada, FETÖ konusunun hızla gündemden düşmesi, cezaevlerinin FETÖ’nün yeni okullarıymış gibi işlev görerek örgüt mensuplarının buralarda radikalleşmesi, FETÖ’nün üst düzey mensuplarının serbest bırakılabilmesi, yargı içerisinde birçok örgüt mensubunun gizlendiğine dair izlenimler ve FETÖ’nün siyasi ayağına dokunulmaması gibi hususlar zihinleri iyice bulandırıyor. Şüphesiz FETÖ konusundaki yanlış teşhisler, bizleri içinden çıkılmaz daha ağır sonuçlara götürecek yanlış tedavilere sürüklüyor.
FETÖ ile mücadelede Fethullahçı terörist ve casusların peşinde koşuyoruz. Bu sırada mücadelenin fikri, psikolojik, iktisadi, sosyal, siyasal, kültürel ve dini birçok boyutunu gözden kaçırıyoruz. Böylece bizler, her ne kadar FETÖ’nün inlerine giriyoruz sansak da aslında örgütü daha fazla güçlendiriyoruz. Mensuplarını radikalleştiriyoruz. Kısa vadeli çözümlerin peşinde koşarken, uzun vadede gelecek olan tehlikeleri göz ardı ediyoruz.

Sıkışmışlık hissi
FETÖ ve benzeri tarikatlar dünyanın pek çok yerinde faaliyet gösteriyor. Bu tür yapıların mesihlik/ mehdilik iddiasındaki liderlerini sorgusuz sualsiz takip eden milyonlarca insan bulunuyor. Bu tarikatlar etik dışı ikna ve kontrol yöntemleri kullanıyor.
Mensuplarını giderek ailelerinden, arkadaşlarından, sosyal yaşamlarından uzaklaştırıyor ve köleleştiriyor. Mensupları üzerinde çok güçlü grubu terk etme korkusu yaratıyor. Eleştirel düşünmeyi yasaklıyor. Mensupları tarikat içini en korunaklı yer, dışını ise çok korkunç ve ölümcül sanıyor. Bu tür yapılara karışan insanlar korku, suçluluk ve utanç arasında sıkışıp kalıyor.

Kült örgütler
FETÖ ve benzeri tarikatlar hakkında yukarıda verdiğim bilgiler, aslında genel düzlemde “kült örgütleri” anlatıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimiyle daha net ortaya çıkan FETÖ gerçeği, kült örgütler konusunda büyük bir zafiyetimizin olduğunu açıkça gösteriyor.
Türkiye’de FETÖ sorunuyla ilgili olarak her ne kadar kült örgüt konusuna olan ilgi artmış olsa da henüz yeterli düzeyde değil. Oysaki ABD’de kült örgütlerde yaşanan psikolojik manipülasyonlar ve tacizlerle ilgili eski üyelere yardımcı olma, ailelere rehberlik etme, halkı bilinçlendirme, konuyla ilgili araştırmaları destekleme ve ilgili uzmanlara yardımcı olma amacıyla kurulan Uluslararası Kült Araştırmalar Derneği (International Cultic Studies Association – ICSA) 1979’dan beri faaliyet gösteriyor. İngiltere’de faaliyet gösteren Kült Bilgilendirme Merkezi (Cult Information Centre – CIC) ise 1987 yılında kurulmuş.
Bunlarla birlikte özellikle İngilizce literatürde kült örgütlerle ilgili birçok araştırma, makale, kitap bulunuyor. Hatta bu tür örgütlerden ayrılmayı başarmış birçok mağdurun anılarını derleyen çalışmalar ile bu örgütlere karşı nasıl korunmamız gerektiğine dair birçok popüler yayın da mevcut.

Kullanılmaya müsait yapılar
Bu noktada Türkiye’de çok geç kalınan bir alan olarak kült örgütlere dikkat çekmek gerekiyor. Bu tür örgütlerin üyelerinin çeşitli düşman istihbarat kuruluşları tarafından kullanılarak terör ve casusluk eylemlerine yönlendirilebilmeleri, bu soruna karşı alınması gereken önemlerin milli güvenlik açısından ne kadar hayati olabileceğini vurguluyor.
Gerçekten de FETÖ’nün inlerine girmek ve bu mücadelede başarılı olmak istiyorsak, FETÖ ve benzeri tarikatların teorik boyutu olan “kült örgütler” üzerine titizlikle eğilmeliyiz. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından yayımlanan “Kült Örgütler Kapsamında FETÖ ile Mücadele” özel raporu, bu hususta attığımız önemli bir adımdır. Bu raporla birlikte FETÖ’yü terör ve casusluk örgütüne evrilen bir kült örgüt olarak tanımlıyoruz.
“FETÖ’cülerle mücadelenin” yeterli olmadığına; ideolojisi, yöntemleri, yapısı ve dinamikleri tam olarak anlaşılmış ve bunlara karşı stratejik bir mücadele doktrini geliştirilmiş bir “FETÖ ile mücadelenin” acilen gerekli olduğuna dikkat çekiyoruz.