FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Ercan Caner : Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri


Ercan Caner : Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri

E-POSTA : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

24 Şubat 2020

RAND Raporu

Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri

15 Temmuz 2016 günü, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki muhalif bir grup, kısmen iyi planlanan, fakat acele uygulamaya koyulan; İstanbul ve Ankara’daki senkronize hava ve kara saldırılarının yanı sıra, sahil kenti Marmaris’te tatilde olan Erdoğan’ı yakalamak ve infaz etmek için bir komando baskınını da içeren bir darbe girişimi başlatmıştır.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 24 Şubat 2020

RAND web sitesinde; Türkiye’nin Milliyetçi Rotası – ABD-Türkiye Stratejik Ortaklığı ve ABD Ordusu için Sonuçları (Turkish Nationalist Course – Implications for the U.S.-Turkish Strategic Partnership and the U.S. Army) başlıklı 245 sayfalık bir rapor yayınlanmıştır.

Rapor: Stephen J. Flanagan, F. Stephen Larrabee, Anika Binnendijk, Katherine Costello, Shira Efron, James Hoobler, Magdalena Kirchner, Jeffrey Martini, Alireza Nader ve Peter A. Wilson tarafından kaleme alınmıştır.

RAND rapour; ABD Kara Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcılığı Ofisi, G-3 (Harekât), G-5 (Sivil-Asker İşbirliği) ve G-7 (Eğitim ve Tatbikat) tarafından desteklenen; ‘‘Türkiye’nin Değişken Dinamikleri – ABD-Türkiye Stratejik Ortaklığı ve ABD Ordusu için Sonuçları’’ başlıklı proje kapsamında yapılan araştırma ve analizlerin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Projenin maksadı Türkiye’nin iç, dış ve savunma politikalarındaki eğilimleri analiz etmek ve ABD savunma stratejisi ve kuvvet planlaması açısından sonuçlarını değerlendirmektir.

Birleşik Devletler ve Türkiye arasındaki ortaklık, çeşitli meselelerde ABD ve Türk çıkarlarının bir zamanlar olduğu gibi örtüşmemesi ve bu meselelerin ele alınmasına yönelik politikalarda önemli görüş anlaşmazlıkların ortaya çıkması nedeniyle son yıllarda oldukça gerginleşmiştir.

Suriye ve Kürt meselesine yaklaşımdaki farklılıklar, Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerindeki gerginlikler, artan terörizm tehdidi ve Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türk siyasetindeki otoriter kayış hakkındaki ABD endişeleri bir araya gelerek, işbirliğinin sınırlanmasına ve karşılıklı güvenin altının oyulmasına neden olmuştur. İki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden olan gerginliklerin önde gelenleri aşağıda sıralanmıştır:

  • Türk yetkililerin bir terör örgütü olduğunu ve Temmuz 2016 başarısız askeri darbe girişimin arkasındaki isim olduğunu iddia ettikleri sürgündeki Sûfî İslami hareketin lideri olan Fethullah Gülen’in Birleşik Devletlerde kalmaya devam etmesi,
  • Ankara’nın Rus yapımı S-400 hava ve füze savunma sistemlerini satın alması,
  • Türkiye’nin Amerikan ve Avrupa ülke vatandaşlarını tartışmalı terör suçlamalarıyla tutuklaması ve
  • ABD’nin, Türk hükümetindeki üst düzey yetkililerle işbirliği yaparak, İran’a karşı yaptırımları delmek maksadıyla tasarlanan büyük bir kara para aklama planını düzenlemekle suçlanan bir altın tüccarını yargılamasıdır.

Türkiye’de, ikisi de Erdoğan ve diğer Türk liderlerin tahrik eden ifadeleri nedeniyle alevlenen, ABD’nin Türkiye’nin istikrar ve güvenliğine katkısı üzerinde derin şüpheler olduğundan, halk arasında Amerikan karşıtlığı giderek derinleşmiştir.

Raporun ana bulgular kısmında iki önemli tespit yer almaktadır:

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de demokrasi ve insan hakları geriye doğru gitmiştir. Anayasal ve yasal değişiklikler, hükümeti parlamenter sistemden güçlü bir icracı cumhurbaşkanlığına sahip otoriter bir devlete dönüştürmektedir.
  • Erdoğan politik gündemini geliştirmek maksadıyla milliyetçi, dini ve etnik gerginliklere oynamıştır, fakat birçok Türk insanının, demokrasinin aşınması, ekonomik belirsizlik ve Kürtlerle bir barış anlaşmasının yapılmaması nedeniyle derin endişeleri bulunmaktadır.

Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri

15 Temmuz 2016 günü Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki muhalif bir grup, kısmen iyi planlanmış, fakat acele uygulamaya koyulan; İstanbul ve Ankara’daki senkronize hava ve kara saldırılarının yanı sıra, sahil kenti Marmaris’te tatilde olan Erdoğan’ı yakalamak ve infaz etmek için bir komando baskınını da kapsayan bir darbe girişimi başlatmıştır.

Darbeciler ülkeyi bir ‘‘Yurtta Sulh Konseyi’’ ile yönetmeyi planlamıştır. Darbecilerin yönetimindeki hava araçları, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) binalarına saldırıp zarar verirken, İstanbul’daki kara unsurları da Boğaziçi köprüsünü kapatmış ve Erdoğan’ın çağrısıyla köprünün kapanmasını protesto etmeye gelen sivil halkın üzerine ateş açmıştır.

Boğaziçi Köprüsünde darbe girişiminin ertesi sabahı yaşananlar. Kaynak: Hürriyet.com.tr

En üst seviyedeki askeri liderlerin hükümete sadık kalma kararı ve AKP’nin toplumsal tabanının süratle harekete geçmesi, 100’ü darbeci olmak üzere 290 kadar insan hayatlarını kaybetse de diğer faktörlerle birlikte darbe girişiminin çabuk bir şekilde başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. Başarısız askeri darbe girişiminde 1400’den fazla kişi de yaralanmıştır.

Soruşturmalar halen sürüyor olsa da darbe girişiminin aceleye getirilmesinin nedeni olarak; darbecilerin sürmekte olan bir casusluk davasıyla bağlantılı olarak, hükümetin Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Gülencileri kitlesel tutuklama planından haberdar oldukları yönünde inandırıcı raporlar bulunmaktadır. Bu raporlar, Erdoğan’ın savcıların 01-04 Ağustos 2016 tarihleri arasında yapılacak olan Yüksek Askerî Şûra toplantısı öncesinde tutuklamaları gerçekleştirme planını ve muhtemelen YAŞ toplantısı esnasında kitlesel bir tasfiyenin başlatılmasını onayladığını göstermektedir.

Darbe girişimi, siyasete periyodik askeri müdahale günlerinin artık geride kaldığına inanan Türk halkında büyük bir şoka neden olmuştur ve Erdoğan ile AKP yönetimi için de bir sürpriz olduğu görülmektedir. Birçok Türk, bir önceki on yıl boyunca yapılan reformların, ordunun Türk siyasetine müdahalelerine karşı bir set oluşturduğuna inanmaktadır. Başarısız darbe girişiminden saatler sonra Erdoğan ve AKP liderleri, Gülen ve silahlı kuvvetler, emniyet güçleri ve kamu hizmetindeki Gülen hareketi takipçilerini darbeyi yönetmekle suçlamıştır.

2002 yılından beri Türk siyasetini yöneten AKP-Gülen ittifakı, Erdoğan’ın rakip bir güç merkezi haline gelmeye başlayan Gülen hareketini engellemek maksadıyla; 2011 Haziran milletvekili seçimlerinde düzinelerce Gülenciyi AKP seçim listelerine almayı reddetmesiyle başlamıştır. Giderek artan politika farklılıkları da mevcuttur. Gülen, hükümetin Oslo’da PKK ile yaptığı gizli görüşmelere ve İran ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik çabalarına itiraz etmiştir. Gülen ayrıca, Erdoğan’ın Türk-İsrail Mavi Marmara krizi ve Gezi Parkı protestolarını ele alış biçimine de karşı çıkmıştır.

2002 yılının başlarında sızan bilgiler, Oslo görüşmelerinin illegal olarak kayıt altına alındığını ortaya çıkarmış ve Gülen hareketine bağlı savcılar, Erdoğan’ın yakın bir sır küpü olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ı görüşmelerdeki rolü nedeniyle sorgulamaya kalktıklarında, iki taraf arasında zaten gergin olan ilişkiler iyice kopma noktasına gelmiştir. Kasım 2013 ayında Erdoğan Gülenci eğitim merkezlerinin kapatılacağını açıkladığında ilişkiler kırılma noktasına gelmiştir. Tepki olarak yargı ve emniyet güçlerindeki Gülenciler AKP içinde, birkaç bakanın (sonradan istifa etmişlerdir) oğullarının da olduğu, geniş yolsuzluk iddialarıyla ilgili bir soruşturma başlatmıştır. İddialara göre; Recep Tayyip Erdoğan’ın oğulları Bilal ve Burak’ın iş faaliyetlerini kapsayan soruşturma ise engellenmiştir.

Bu olayın ardından Erdoğan açık bir şekilde; Gülen ve taraftarlarının paralel bir devlet yapılanması içinde olduklarını ilan etmiş ve başta yargı ve emniyet güçleri olmak üzere bu yapının üyeleri olduğu iddia edilenleri devlet kadrolarından uzaklaştırmıştır. Gülenci üniversiteye hazırlık okulları ile medya organlarını kapatmış ve Gülen taraftarlarının sahip oldukları şirketlere el koymuştur. Türkiye Milli Güvenlik Konseyi 26 Mayıs 2016 tarihinde Gülen hareketini terörist bir organizasyon olarak tanımlamış ve FETÖ olarak bilinen Fethullahçı Terör Organizasyonu olarak adlandırmıştır.

Temmuz 2016 darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen sonrasında ve üç aylık sürelerle yedi kez uzatılan olağanüstü hal uygulaması süresince AKP hükümeti sivil toplum kuruluşlarını kapatmış, Gülen hareketi mensuplarının sistematik tasfiyelerle devlet kurumlarından uzaklaştırmasını hızlandırmıştır. Temmuz 2017 itibarıyla, Gülen hareketine bağlı 1.000 kadar şirketin 11 milyar ABD doları tutarındaki varlıklarına da el koyulmuştur.

Temmuz 2016 ve Ocak 2018 arasındaki dönemde, 150.000’den fazla insan işlerinden atılmıştır. 110.000 devlet memuru, askeri personel, üniversite öğretmenleri, devlet okullarındaki öğretmenler (Türk yetkililer bunlardan 40.000’nin görevlerine iade edildiğini iddia etmektedir) ve özel okullarda çalışma lisansları iptal edilen öğretmen bu rakama dâhildir.

En geniş çaplı tasfiyeler, Gülen taraftarlarının en çok zemin kazandığı bakanlıklarda yaşanmıştır; Milli Eğitim Bakanlığından çoğunluğu öğretmen olan 33.629 personel, Adalet Bakanlığından 6.168 devlet memuru ile 4.463 hâkim ve savcı, Emniyet Genel Müdürlüğünden 24.419, İçişleri Bakanlığından 5.210 ve Dışişleri Bakanlığından 813 personel görevlerinden uzaklaştırılmıştır.

Ocak 2018 itibarıyla 78.000’den fazla insan tutuklanmış, bunların arasından 54.000 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış ve 24.600 kişi ise hâlâ tutuklu olarak yargılanmayı beklemektedir. Darbe girişimini takip eden yıl içinde Türk Adalet Bakanlığı 169.000’den fazla insanın yasal takibata tabi tutulduğunu açıklamıştır.

Dernekler, özel okullar, üniversiteler ve araştırma enstitüleri dâhil yaklaşık olarak 1.500 sivil toplum kuruluşu kapatılmıştır. 319’dan fazla gazeteci tutuklanmış ve bunlardan en az 150’si halen cezaevinde tutulmaktadır, 189 medya organı da kapatılmıştır.

Tasfiyeler, Gülen ile yıllarca aynı doğrultuda hareket eden AKP’nin üst basamaklarını tehdit etmeye devam etmektedir. Başlangıçta Gülen karşıtı tasfiyeler için kamuoyu desteği oldukça yüksektir. Bir kamuoyu anketine göre Türklerin %65’i Gülen’in darbenin arkasındaki isim olduğuna inanmaktadır. Türk Dışişleri Bakanlığındaki muhataplar dâhil Gülen ile dolaylı veya dolaysız bağlantısı olan kamu ve özel sektörden birçok insan daha hızlı terfi ettirilmiş ve kayırılıp kollanmıştır.

Birçok laik Türk, Ergenekon komplo davalarını yönetmede neden oldukları haksız kargaşa nedeniyle Gülencilere öfkelidir ve bu Türkler başarılı bir askeri darbenin, daha da fazla tasfiyelerin yapılacağı İslamcı bir devlet kurulmasına neden olabileceğinden korkmuştur. Darbe sonrası dönemde birçok Türk Erdoğan’ı, diğer şeylerin yanı sıra Alevi dini azınlığa karşı kitlesel şiddeti önleyen istikrarlı bir figür olarak görmüş ve birçok kişi de ekonominin dayanıklılığını kanıtlaması nedeniyle rahatlamıştır.

Tasfiyeler her türlü muhalefete giderek artan sistematik bir baskıya dönüşürken, halkın desteği de giderek azalmıştır. Olağanüstü hal idaresi altında iktidarın nasıl merkezileşme eğilimine girdiğini ve politik sistemi dönüştürmek başta olmak üzere, kendi iç gündemini kabul ettirmek isteyen AKP’li yetkililerin, darbe girişimini açıkça potansiyel rakiplerini ezmek maksadıyla kullandığını gören siyasi yelpazenin her kesiminden birçok Türk paniğe kapılmıştır.

Çevirenin Notları: Bu yazı, RAND Düşünce Kuruluşu tarafından kaleme alınan; Türkiye’nin Milliyetçi Rotası – ABD-Türkiye Stratejik Ortaklığı ve ABD Ordusu için Çıkarımlar (Turkish Nationalist Course – Implications for the U.S.-Turkish Strategic Partnership and the U.S. Army) başlıklı raporun ‘‘The Gülen Movement and the Impact of the July 15, 2016, Coup Attempt – Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri’’ alt başlığının çevirisidir.

Raporun sonunda ‘‘Bu rapor RAND Corporation araştırma rapor serilerinden bir tanesidir. RAND raporları, kamu ve özel sektörlerin karşı karşıya kaldıkları sorunları ele alan araştırma bulguları ve hedef analizlerini ortaya koymaktadır. Bütün RAND raporları, araştırma kalitesi ve tarafsızlığı açılarından yüksek bir standart yakalamak maksadıyla titiz bir incelemeye tabi tutulurlar’’ ifadeleri yer almaktadır.

Sun Savunma Net, Türk kamuoyunda tartışılan raporun bazı bölümlerini çevirerek sayın okurlara sunmaktadır. Sun Savunma Net sitesinde rapordan çevirilerin yer aldığı; ‘‘Sivil-Asker İlişkileri ve Askeri Kabiliyetler’’, ‘‘İç Kutuplaşma, Milliyetçilik ve Otoriter İktidar’’, ‘‘AKP ve Yeni Türkiye’’, ‘‘Orta Doğu İhtirasları’’, ‘‘Kıbrıs Meselesi’’ ve ‘‘Sıfır Sorundan Değerli Yalnızlığa’’ başlıklı yazıları da okuyabilirsiniz.

Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve raporda ifade edilen görüşler yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazının çevrilerek paylaşılması Sun Savunma Net sitesi ve çevirenin ifade edilen ve ileri sürülen görüş ve iddiaları paylaştığı anlamına gelmemektedir. Raporun tamamına aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Mehmet ASAL : ADİL ÖKSÜZ’ÜN ÜZERİNDEN ÇIKAN CİHAZ


Mehmet ASAL : ADİL ÖKSÜZ’ÜN ÜZERİNDEN ÇIKAN CİHAZ

15 Ağustos 2016

İşte Adil Öksüz’ün üzerinden çıkan cihazın adı ve özellikleri

FETÖ Hava Kuvvetleri İmamı olan, önce tutuklanıp sonra serbest bıraktırılan Adil Öksüz’ün üzerinde olup ta kurtulmaya çalıştığı cihazın günlerdir bir GPS cihazı olduğu söylendi durdu. Aslında bu cihaz GPS cihazı değil bir Kablosuz Modem.

VINN cihazları gibi çalışabilen ‘ZTE 4G LTE’ kısa adlı cihaz. ABD’de satışa çıkmış, fiyatı yaklaşık 1000 TL civarında olan, aynı anda 10 kadar WIFI özelliğine sahip cihazın (Telefon, bilgisayar v.b.gibi) internet bağlantısına olanak sağlayan, 850/900/1800/1900MHz frekanslarında 4G Teknolojisi ile çalışan bir Kablosuz Modem. 150Mbps hıza kadar çıkabilen veri alma kapasitesine ve 8 saate kadar dayanan pil kullanım süresine sahip bir cihaz. 10,5×6,5×1,5 cm ebadındaki bu Modem2300mAh Li-Ion battery kullanmaktadır.

Tüm VINN cihazları gibi kablosuz olarak çalıştığından cihazın içerisinde bir SIM kartı var. Bu kart ABD’de bulunan ve tıpkı Türkiye’de ki “Turkcell”, “Vodafone”, “Türk Telekom” gibi esas olarak cep telefonları için çalışan bir kuruluş olan “T-Mobile” SIM kartına sahip.

Bu ne demek? ‘ZTE 4G LTE’ adlı bu Modem cihazı ile, “T-Mobile” operatörü vasıtasıyla Dünyanın her yerinde Internete bağlanabilir ve civarınızdaki 9 kişinin daha aynı hizmetten yararlanmasını sağlayabilirsiniz.

Bu cihazı ve T-Mobile SIM kartını kullandığınızda, ABD dışında bir ülkede bulunduğunuzda Roaming vasıtasıyla, bulunduğunuz ülkedeki Hizmet sağlayıcılardan T-Mobile ile anlaşması olan hangisi varsa onun vasıtasıyla Internet bağlantınız sağlanabilir, ya da T-Mobile uydu telefonu hizmeti de verdiğinden, T-Mobile SIM kartınız ile şayet bu uygulamayı kiralamışsanız (Cihaz satın alınınca T-Mobile hizmetini de otomatikman satın almış oluyorsunuz), bulunduğunuz ülkenin hizmet sağlayıcılarına ihtiyaç kalmadan Uydu üzerinden de Internet bağlantınız var demektir. Eğer uydu üzerinden hizmet alıyorsanız, dünyanın neresinde olursanız olun, en ücra köşede bile Internet erişiminiz var demektir. Oysa Roaming üzerinden bağlandığınızda Roaming Hizmeti sağlayan şirketin ağının gücüyle orantılı olarak hizmet alırsınız.

Bu cihazla neler yapılabilir;

Internete bağlanma özelliğine sahip tüm cihazlar ile bu Modemi kullanarak Internet bağlantısı sağlayabilirsiniz. Böylelikle; SKYPE, Whatsup, Facebook, Viber, Twitter, Instagram, Periskop,Face Time, Lock, Tango, Yandex, her türlü e-postanıza ulaşabilirsiniz. BYLOCK sistemini de kullanabilirsiniz. Bylock sistemi, görüntü olarak Gmail’in uygulamasına benzeyen, tıklayıp içine girdiğinizde ilk etapta Gmail hesabı gibi duran fakat daha sonra basılan iki farklı tuşla yazışmaya girilen bir uygulama ile kullanılan, kullanılan telefonla entegre olmayan, kullanıcı herkesin kişisel karekodu bulunan bir sistem

BYLOCK resmi olarak Google Play Store’da olmayan anlık bir mesajlaşma uygulaması. WhatsApp, Viber ve Tango uygulamaları gibi çalışıyor. Ancak ByLock’un en büyük farkı şifreli ve kriptolu yazışmaların yapılmasına olanak sağlaması. ByLock üzerinden yapılan yazışmalar, sadece mesajı gönderen ve alan kişiler tarafından belirlenen şifre girildiği takdirde görülebiliyor. Aksi halde yazışmaların okunması ve ele geçirilmesi mümkün olmuyor. Eagle uygulaması da güvenlik düzeyi yüksek mesajlaşma seçeneği sunuyor. Farklı şifreleme yöntemleri ile haberleşme sağlanıyor.

Bu bilgiler ve Modem cihazı yan yana konduğunda karşımıza çıkan durum şudur;

  1. Adil Öksüz Teknolojiyi yakinen takip eden biridir. Cihazı ya ABD’den almış veya birine aldırtmıştır. Cihazın üzerindeki SIM kartının kime ait olduğunun, resmi olarak “T-Mobile” dan sorulması durumunda bu durum açıklığa kavuşabilir.
  2. Dünyanın her yerinden haberleşme ihtiyacı olduğu/ olabileceği düşüncesiyle, en hızlı, ABD SIM Kartı taşıyan ve aynı anda 10 kişinin İnternete bağlanabileceği hızlı ve Modern bir kablosuz Modem kullanmaktadır.
  3. Böylece Bylock Sistemini de bu bağlantı üzerinden kullanmak suretiyle, dünyanın her yerinden FETÖ Mensupları ve Pennsylvania ile görüşebilmesi mümkün olacağı gibi, Türkiye’den de dinlenebilmesi ve kimlerle görüştüğü/konuştuğunun gizli kalmasını sağlayabilmektedir.
  4. ABD içinde iken T-Mobile bağlantısıyla, ABD dışındaki ülkelerde ise cihazı Roaming olarak kullanabileceği gibi uydu üzerinden de kullanmış olabilir.
  5. Roaming kullanması durumunda tespiti, bulunduğu ülke operatörünü kullandığı için, biraz daha kolay olsa da uydu üzerinden bağlandığında bunun Türkiye’den tespiti mümkün değildir. Aslında Roaming üzerinden de SIM Kartı (Telefon Numarası) bilinmedikçe kimin kullandığının da anlaşılması mümkün değildir.
  6. Adil Öksüz’ün bu cihaz aracılığı ile bağlandığında hangi sitelere ne kadar süreyle girdiği, cihazı ne zaman kullandığı ancak “T-Mobile” in kayıtlarından öğrenilebilir ki, bunun için de mahkeme Kararı gerekeceği değerlendirilmektedir.

Cihaz ait fotoğraflar ve bilgiler aşağıdadır.

ZTE MF910 Technical Specifications:

* Chipset: Qualcomm MDM9225

* Radio LTE-FDD: APAC 700/800(B20)/900(B8)/1800(B3)/2600(B7)MHz;

* UMTS: 900/2100MHz;

* EGPRS/GSM: 850/900/1800/1900MHz

* Peak Data Rate: LTE FDD:DL/UL 150/50Mbps (Category4);

* DC-HSPA+: DL/UL 42/5.76Mbps

* Wi-Fi: 802.11b/g/n, 2.4GHz & 5.8G

* Two Mimo antenna sockets (get ZTE MF910 external antenna signal booster)

* MicroUSB port

* SIM socket

* standard USIM

* Internal Antenna and External Antenna slot (2)

* Dimensions: 104mm x 64.5mm x 14.05mm

* Weight: 105g

* OS: Win7, Windows XP, Vista, Mac OS

* Battery: Li-Ion battery 2300mAh

Product Features

Compatible with most Wi-Fi-enabled devices

For wide-ranging use.

Provides high-speed Internet to up to 8 devices simultaneously

Using a single mobile Broadband connection, allowing you to access T-Mobile’s 4G network to watch videos, play games and more while you’re on the go.

4G speed

Ensures rapid data transfer rates. The 256MHz MDM8200A processor offers fast, efficient performance.

1.4" OLED LCD

With 128 x 128 resolution provides information in clear, easy-to-read detail. Manage features using controls on the device or an all-new Web interface.

Lithium-ion battery

Allows portable use.

SPECIFICATIONS

Wireless Capability

4G

Service Provider

T-Mobile Prepaid

UPC

610214637031

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// MEHMET ASAL : ABD FETULLAH GÜLENİN ANCAK CESEDİNİ GÖNDERİR


MEHMET ASAL : ABD FETULLAH GÜLENİN ANCAK CESEDİNİ GÖNDERİR

13 Ağustos 2016

15 Temmuz gecesi FETÖ’nün kalkıştığı hareket, ilk Türk Devleti kurulduğundan bugüne kadar Türk Milletinin gördüğü ve bundan sonra da göremeyeceği en cüretkâr kalkışma, Cumhuriyeti ve Demokrasiyi sona erdirme girişimiydi.

Fethullah Gülen, en ucuz ve en kolay istismar yolu olan Din ve İnanç Faktörünü yıllardır pervasızca kullanarak ve istismar ederek Türkiye’de örgütlenmişti. Bu gücün ve teşkilatın farkına varan Emperyalist ABD, Ortadoğu ve Türkiye üzerindeki emellerine ulaşmak için CIA vasıtasıyla bu şahsı kullanmaya ve gütmeye başlamıştı.

Bugün CIA Fethullah Gülen’i maddi ve manevi olarak desteklemekte ve Dünya’da 160 Ülkede, 2000 den fazla okulda, İngilizce Öğretmeni (Native Speaker) kisvesiyle yüzlerce CIA ajanı görev yapabilmektedir. Yani CIA ve dolayısıyla ABD Fethullah Gülen Okulları vasıtasıyla ve öncelikle tüm İslam ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede yasal casuslar/ajanlar bulundurmaktadır.

Sizce durumu bu şekilde kullanan ABD, Fethullah Gülen’i geri verir mi? verebilir mi?

Küresel Güçler; Özellikle İslam ülkelerinde aşiret, cemaat ve Hamas, Hizbullah, El Kaide, El Nusra ve IŞİD gibi terör örgütlerinin çıkarttığı iç karışıklıkların yanı sıra, dil, din, yerel kültür, etnik köken ve mezhep çatışmaları çıkartılarak ülkelerin bölünmesi istemektedir.

15 Temmuz girişimi bunu açıkça ortaya koymuyor mu?

Şu hususun altı koyu harflerle çizilmeli ve hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Eğer 15 Temmuz girişimi başarılı olsaydı, tıpkı İran’da Humeyni’nin dini lider olarak Fransa’dan Tahran’a gelip uçaktan indiği gibi, Fethullah Gülen de yeşil Hilafet kaftanını giyerek Amerika’dan Ankara’ya dini lider olarak inmiş ve bugün ülkemizde şeriat hükümleri uygulanmaya başlanmış olacaktı.

Böylece 16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim‘in Memluk Devleti‘ne son vermesinden sonra Osmanlı Devleti‘ne taşınan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün 3 Mart 1924’te görülen lüzum üzerine Halifeliği kaldırmasından 92 sene sonra ülkemize tekrar Hilafet gelecek ve tüm Cumhuriyet kazanımları bir gün içinde yok edilmiş olacaktı.

1924 yılında Halifeliğin kaldırılmasıyla laik düzene geçiş kolaylaşmış, devrimlere karşı dinin istismar edilmesi engellenmiş, bağımsız bir dış politika izleme imkânı doğmuş, Ulusal egemenlik anlayışı güçlenmiş, Ümmetçi devlet anlayışından Ulusçu devlet anlayışına geçiş süreci hızlanmıştır.

Fethullah Gülen’in dini lider olarak Türkiye’nin başına geçmesi sonrasında da tüm İslam âleminin lideri olmasını temin etmek için önce İran ve sonra Suriye ile bir savaşa girişilmek kaçınılmaz olacaktı. Böylece İran’da Humeyni, Suriye-Irak’ta Ebu Bekir El-Bağdadi halifelikleri sona erdirilmeye çalışılacak, Fethullah Gülen’in tek İslam Halifesi olarak ilan edilmesi amaçlanacaktı.

Tabii İran’a karşı bir savaşta; bu terörist darbecilerin yöneteceği bir ordu ile ne derecede başarılı olunabilecekti? Bu da apayrı değerlendirilmesi gereken bir sorudur.

Bu dönemde, yurt içinde tüm Ulusalcı, milliyetçi askerler ve siviller ile Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda önceden yargılanan kişiler de ya tasfiye edilecek, ya da yok edilecekti.

Türkiye neden bu duruma geldi? Getirildi?

Mustafa Kemal Atatürk; bu tip tehlikeleri ve ileride oluşabilecek girişimleri görerek, TBMM’nin, 30 Kasım 1925’te kabul ettiği bir kanunla tekke, zaviye ve türbeleri kapatmıştır. Aynı kanunla bütün tarikatlarla birlikte şeyh, derviş, dede, mürit gibi bir takım unvanların kullanımı da kaldırılmış, falcılık, büyücülük, muskacılık gibi din dışı uygulamalar yasaklanmıştır. Zira; Tekke ve zaviyeler siyasi çalışmalar içerisine girmeye hatta çatışmalarda bulunmaya ve halkın dinî duygularını kullanarak çıkar elde etmeye başlamıştı. Çağdaşlaşmayı amaçlayan Türk milleti için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi engeller kaldırılmalıydı. Tıpkı bugün Fethullah Gülen Terör Örgütünün yapmak istediği gibi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra bu dini istismar çevreleri tekrar eski günleri hortlatmaya çalışmış, her defasında da ya Siyasetçilerin önemli bir kesiminden destek görmüş veya siyaset bizzat bu çabaların içinde olmuştur.

Aslında Türkiye’de Askerin tüm hassasiyeti ve girişimleri de, 15 Temmuz Darbe girişimi dışında, genelde hep bu noktada olmuştur. Laiklik olgusu; tarikata bulaşmamış, içine sızdırılmamış askerlerin en büyük hassasiyetidir ve bu son darbe girişimi de bu hassasiyetin ne kadar doğru ve yerinde olduğunu bir kere daha ortaya çıkarmıştır.

Eğer sağ kesimdeki birçok siyasetçinin yaptığı ve güttüğü gibi asker bu derecede sindirilmese, yetkileri elinden alınmasa, askeri okullar merkezi sınav sistemlerine zorla dâhil edilmese, Atatürk’çü ve vatansever askerler hakkında kumpaslar düzenlenmese, devletin en üst düzeyindeki yetkilileri bu kumpaslara kucak açmasa, bugün ne bu kadar FETÖ’cü orduya sızabilir ne de ordu bu kadar itibarsızlaştırılabilirdi.

Ne yazık ki son dönemlerde Orduyu itibarsızlaştırmak çok sıradan ve Moda bir hal aldı. Sanki Polis gücüyle uluslararası bir savaş kazanılabilirmiş gibi.

Ülkenin bu duruma gelmesinde ve getirilmesinde en büyük sorumlu hiç şüphesiz ki son 14 yıldır ülkeyi yöneten AKP hükümetleridir. Asker ve Ordu sindirilsin. Nasıl ve ne şekilde olursa olsun itibarsızlaşsın ve siyasi iktidar ülkeyi nereye çekerse çeksin bir daha müdahale edemeyecek hale getirilsin diyerek meydan FETÖ Kumpasçılarına bırakılmış, onların sahtekâr savcılarına zırhlı makam araçları tahsis edilmiş, kumpas davalarının savcılığına soyunularak ülkemiz bir uçurumun, kaosun eşiğine getirilmiştir.

Bu duruma getirilmede, Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, Necdet Özel ve Hulusi Akar gibi son dönemlerde Genelkurmay Başkanlığı yapan Orgenerallerin ve onların yanında aciz ve sünepelik içinde bu gelişmeleri izleyen tüm Kuvvet Komutanlarının da büyük sorumluluğu vardır. Tarih bunları asla affetmeyecektir. Emir subayını bile seçip yönetmekten yoksun kişilerin Dünyanın en büyük ordularından birinin Kuvvetlerini yönetmesini beklemek en basit ifade ile aşırı saflıktır.

Biraz da Askeri okul Komutanlarına değinmek gerekir. Onlar yıllardır içlerine sızan, sokulan bu FETÖ’cüleri bulup ortaya çıkarıp ihracı için işlem yapmak yerine kendi istikbal ve geleceklerini ve alacakları rütbeleri düşünmüştür.

Deniz Harp Okulu Eski Komutanı E.Tuğamiral Türker Ertürk ve onun gibi 1-2 kişi dışında hiçbiri Askeri Liselere veya Harp okullarına sahip çıkmamış ya da bir şey yapamamışsa en azından onuruyla istifa etmeliydi?

Tüm bu kötü ve sorumsuz yönetime rağmen eğer 15 Temmuz girişimi başarılı olmadıysa, olamadıysa bunun en büyük nedeni, tüm tasfiyelere, aşağılanmalara rağmen ordu içerisindeki Ulusalcı ve Atatürk ilke ve inkılaplarını benimsemiş kesimlerin bu darbe girişimine katılmadığı gibi hafta sonu bir gece olmasına rağmen ciddi bir karşı koyuş göstermesidir.

Kamera kayıtlarından bir tankın onlarca aracı kâğıt gibi ezdiği, ezebildiği, hatırlandığında, bir makinalı tüfeğin onlarca kişiyi bir anda saf dışında bırakacağı düşünüldüğünde, aslında halkın bu şekilde sokağa sürülmesinin de ne derece mantıklı ve gerçekçi olduğu önümüzdeki dönem uzunca bir süre tartışılacağa benzemektedir. Darbe başarılı olsa sonrasında on binlerce kişiyi gözünü kırpmadan öldürecek sapıklık ve kararlılıktaki bu kişileri sadece halkın sokağa çıkarak durdurduğunu söylemek safdillik ve bu darbe girişiminin amacını hiç anlamamış olmak olur.

Yapılan yanlışlıklar ve uygulamalar ne olursa olsun sonucunda bu darbe girişiminin bastırılmış olması ülkeyi uçurumun dibinden alıp uçurumun tepesine geri çıkarmıştır. Ancak Türkiye her an uçuruma tekrar düşmeye yakındır. Bunu çok iyi görüp anlamak gerekir.

Orduya sızan FETÖ’cülerin yetiştiği Askeri Liseler kapatılırken, görevine son verilen 3500 Diyanet Görevlisinin mezun olduğu, bürokrasiye ve devlete sızan on binlerce FETÖ’cünün okuduğu İmam Hatip Okulları ile ilgili herhangi bir karar alınmamıştır.

Son yıllarda düz ortaokul ve Liselerin neredeyse tamamının İmam Hatip Okullarına dönüştürüldüğü düşünüldüğünde, gelecekte başka tarikat ve gurupların benzer girişimlerde bulunmayacağını kimse söyleyemez ve iddia edemez.

Askeri Liseler bir Subayın yetişmesinde temel askeri bilinç ve eğitimlerin verilebileceği, ülke sevgisinin aşılanabileceği en uygun kurumlardır ve yüzlerce yıldan beri bu misyonu yerine getirmişlerdir. Askeri Liseden gelenlerle doğrudan dışarıdan Harp Okullarına alınan öğrencilerin mesleki başarıları incelendiğinde, askeri liseden yetişenlerin çok ciddi üstünlükleri olduğu bilinen ve genel kabul gören bir gerçektir.

Bırakın askerler 1980 öncesinde olduğu gibi Atatürk’ün çizdiği yolda yetişen laik, bilgili, vatansever, dürüst askerler olsunlar. Askeri Liseleri kapatmak yerine niteliklerini ve hatta niceliklerini arttırıcı tedbirler alınmalıdır. Siyasiler sürekli laikliği kaşımaktan, dindar asker yetiştirme sevdasından vazgeçerek asker gibi asker yetiştirme ülküsünü ve ilkesini benimsemelidir.

Din insanların kendi tercihleri ve ailelerinin yönlendirmesiyle oluşmalıdır. Siyasiler art niyetli ve ümmetçi zihniyetteki ellerini toplumun üzerinden çekerek, ulusalcı, tek bayrak, tek vatan, tek millet ülküsünde askerlerin ve vatandaşların yetişmesine katkıda bulunmalıdır.

Bu ülkede yaşayan gayrimüslimlerin de olduğu, onların büyük çoğunluğunun bu ülkeye en az dini İslam olanlar kadar sahip çıktığı unutulmadan söylemlerde sürekli “İslam” vurgusundan vazgeçilmeli, daha çağdaş, daha kucaklayıcı ve daha insani olunmalıdır. Aksi takdirde zaten oldukça yalnız bırakıldığımız Batı Dünyasında daha da yalnızlaşmamız kaçınılmaz olacaktır.

FETÖ izlediği politika ve yol ile önce Adli Tıp ve TÜBİTAK’ı ele geçirmiş ve böylece istediği gerçek kanıtı sahte veya istediği sahte kanıtı gerçek diye sunabilmiştir. Adalet sistemine soktuğu savcı ve hakimlerle istediği kararları alarak kendisine ve hedeflerine zarar verecek kişileri tasfiye etmeye başlamıştır. Bununla paralel olarak Emniyet teşkilatına, Valilik ve kaymakamlıklara sızmış, maliyeye ve bakanlıklara girmiş, YÖK ve sınav sistemlerini ele geçirmiş, orduya soktuğu yüzlerce yandaşıyla en üst komutanları dinler ve o makamlara ulaşır hale gelmiş, siyasete adam sokmuştur. Siyaset için fazla çaba göstermesine gerek kalmamıştır. Zira AKP Kadroları, Fethullah Gülen’in kendine biat eden siyasetçisi gibi o ne istediyse onu yapmışlardır. Bunu bizzat eski Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik 8 Ağustos 2016 gecesi CNN Türk’e gönderdiği yazılı açıklamasında itiraf etmektedir.

Yani ülkenin bu hale gelmesinde ve uçurumun dibine düşürülmek istenmesinde başta AKP Kadroları ve Komuta heyetleri olmak zere hepimizin ayrı ayrı sorumluluğu veya ihmali mevcuttur. Şimdi yeniden kenetlenelim ve birleşelim derken, Laik olduğunu iddia ettiğimiz Meclisimizin koridorlarında ve Parti Divanlarında atılan “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” nidaları ne yazık ki gelecekte de benzer durumlarla karşılaşılacağının ve hala 15 Temmuz girişiminden hiçbir ders alınmadığının en açık göstergesidir.

Atatürk’ün kurduğu Ulusal ve LAİK mecliste “Dini nida ve bağırışların” anlamı nedir?

Bu genel değerlendirmeden sonra bu makalenin yazılmasına neden olan başlığa gelecek olursak.

ABD Fethullah Gülen’i iade edecek midir?

Elbette HAYIR.

Siz ABD’nin yerinde olsanız, emperyalist amaçlarınız için sonuna kadar kullandığınız bir kişiyi, yıkmaya, parçalamaya, yok etmeye çalıştığınız bir ülkeye iade eder misiniz? ABD gibi Küresel Emperyalist bir güç bu hatayı yapar mı?

Fethullah Gülen gibi onlarca Cemaat Lideri ABD’de misafir edilmekte ve kullanılmaktadır. En azından bunlar nezdinde ABD itibarını ve güvenirliliğini de yok eder mi? CIA bu başarısız darbe girişimi sonucu ciddi bir itibar kaybetmiş ve Ortadoğu masasında tasfiyeler başlamıştır. Vietnam’dan sonraki ABD’nin en büyük hayal kırıklığıdır bu olay.

Fethullah Gülen şu anda Türkiye’ye iade edilmemek için ABD’ni tehdit etmekte, beni iade ederseniz ben de Türkiye üzerindeki Planlarınızı ve beni nasıl kullandığınızı anlatırım demektedir. Fethullah Gülen şu anda kendi için en uygun yolun bir başka Batı Ülkesine gönderilmek olduğunu düşünmektedir.

Fethullah Gülen’in “Evet, ABD beni Türkiye’deki rejimi, hükümeti yıkmak için kullandı dediğini düşününüz” Böyle bir durumda neler olacaktır. Türkiye;

  • İncirlik üssünü ve ABD tesislerini kapatacaktır,
  • ABD ile siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel ilişkileri askıya alacaktır,
  • Türkiye muhtemelen NATO’dan ayrılacaktır,
  • Türkiye ister istemez Doğu Blokuna ve muhtemelen Rusya ve Çin’e yanaşacaktır,
  • Daha bir çok şey sayılabilir.

Bunları göze alması mümkün olmadığına göre ABD’nin önümüzdeki günler için iki seçeneği ortaya çıkmaktadır;

  1. Fethullah Gülen’i bir başka ülkeye göndermek (Böyle bir seçenek yukarıda yazılı sonuçları birebir doğurmasa da buna yakın neticeler ve ilişkiler için hoş olmayan ABD’nin tercih etmeyeceği bir durum oluşturacaktır.)
  2. Fethullah Gülen’i öldürecektir. Bunu da kendini bu işten tamamen sıyırmak ve farklı anlamalara sebep olmamak için; ya Pensilvanya’da yanında bulunan bir Türk’e veya Müslümana yaptıracak, ya da ABD’de bir başka bölge de yaşayan bir Türk veya Müslüman aracılığı ile bu işi bitirecektir.

Sonucunda Türkiye en fazla Fethullah Gülen’in cesedini Türkiye’ye getirtebilir ama Fethullah Gülen’in kendisini canlı olarak asla getirtemeyecektir. Bu kehanetin doğru olup olmadığını önümüzdeki günler daha açık gösterecektir.

Milletçe gerekli ve doğru dersleri çıkarıp bir an önce Mustafa Kemal Atatürk’ün çerçevesini çok net ve açık olarak çizdiği Cumhuriyetin ve Türkiye’nin KURULUŞ/BAŞLANGIÇ AYARLARI’na dönülebilmesi ümidiyle,

Esen kalınız.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA


TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA

13 Temmuz 2020

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mustafa Akış’ın CNN Türk’teki FETÖ’nün örgütsel şemasına dönük anlattıkları bu alçak yapının nasıl sinsi, ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Çünkü son derece profesyonellik ve gizliliğin hâkim olduğu müthiş bir örgüt yapısı söz konusu… Herkes birbirini denetliyor, kontrol ediyor. Örneğin ordudaki her öğrencinin abisi, her generalin, albayın ya da diğer rütbelilerin örgütsel anlamda öğretmenleri, genel müdürleri, müdürleri farklı. Tabii o abileri ve diğer sorumluları denetleyenler de… Ve bu karmaşık yapılanmayı, örgüt şemasını en tepedekiler dışında kimse bilmiyor. O nedenle de yukarıdan gelen talimatlar TSK’da veya FETÖ’nün sızdığı diğer kamu kurum ve kuruluşlarında kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz yerine getiriliyor. Hem de dünyanın önde gelen istihbarat servislerini kıskandıracak kadar profesyonellikle… Dolayısıyla bu noktada akla gelen soru da şu:

Bunların hepsini FETÖ’mü yaptı ya da nasıl yaptı? O kadar akıl mı var? Yanıtı MİT Kontrterör Merkezi eski başkanı Mehmet Eymür veriyor:

“Ben FETÖ’yü sadece bir terör örgütü olarak görmüyorum. Bunun muhatabı ABD’dir. Yani Amerika bize zarar veriyor ana fikir o, bunu tartışmak lazım. Hiç kimse boş bırakılmamış. Bunun istihbarat yapısı olduğu artık belli o kadar bariz ki. Ben böyle bir proje geliştirsem bu kadar detayını çizemezdim.”

Muhatap ABD derken?

“Amerikan istihbarat yapılanması bu. FETÖ’nün üst kademesindeki birçok adamın ABD istihbaratıyla direk ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Adil Öksüz’ün ABD’ye gittiğinde Fetullah Gülen’e gitmese dahi CIA’ye uğrayıp bilgi verdiğini düşünüyorum. Nitekim ABD Başkan Yardımcısı Biden geldiğinde komputer oyunu oynadığınızı zannettik diye dalga geçti. Onun için bu işin muhatabı Fetullah Gülen değil onu idare edendir. İdare eden de belli ABD istihbarat teşkilatı CIA.”

Bu kadar adam nerede, nasıl yetişti?

“Ben çok olağanüstü insanlar olduklarını zannetmiyorum. Ama verilen görevleri yapıyorlar ciddi bir şekilde. Kaç kere yurt dışına çıkmış adam muhakkak talimat alıyor şunu şöyle yap bunu böyle yap diye. Adil Öksüz’ü gördük çok mükemmel bir adam mı? Sıradan bir adam. Ben Adil Öksüz’ün yaşadığını bile zannetmiyorum. Çünkü söyleyecekleri, doğru söylerse ortalığı karıştırır. Onun için pek yaşadığını Almanya’da falan olduğunu zannetmiyorum. ABD konsolosluğunun telefonla araması da irtibatsızlık olduğu, ulaşamadıkları için. Hani, vizesini iptal edecektik falan demişlerdi ya hepsi hikâye. İnandırıcı bir şey değil.”

FETÖ’nün kesinlikle bir servis yapılanması olduğunu yineleyen Eymür, devam ediyor:

“Bunun muhatabı kesinlikle Fetullah Gülen değil. O bir projenin elemanı. O görevini yapıyor, konuşuyor dua ediyor falan. Ama kapasitesi bu kadar geniş yapılanmayı idare edecek kadar değil. Fetullah Gülen CIA’nın kuklası kesinlikle. Ben başından beri hiçbir zaman silahlı bir terör örgütü diye bakmadım birer kukla diye baktım.”

Örgüt kafası değil bu yani?

“Değil. İşte PKK’nın yapılanmasına bak. Askeri kolu var, siyasi yapısı var falan filan. Böyle acayip bir yapılanması yok yani. Basit bir yapılanma o da bir destek gördüğü için. DHKP’de öyle bir lider altında ne yaptığını bilmeyen zavallı askerleri… Bombaları takıp intihar eden adamlar.”

CIA FETÖ’nün attığı her adımı biliyordu o zaman?

“Mümkün mü bilmesin. Herşeyden haberleri var kim geliyor kim gidiyor haberi olmaması mümkün mü? Boş bırakırlar mı? FETÖ bir ABD projesi, istihbarat projesi başında da CIA var kesinlikle. FETÖ’nün birçok şeyden haberinin olmadığını düşünüyorum. Bu kadar raporlar gelecek dinlemeler gelecek onlarla uğraşması mümkün değil… O kukla, İsmi, cismi kullanılıyor. Orduyu bozdular, polisin içini bozdular, hâlâ ayıklanıyor… Bize bu kadar zarar veren bir yapıyı idare edeni görmemezlikten gelmemeliyiz. Neyse bunun bedeli cevap vermek lazım neye mal olacaksa…

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Fethullah Gülen’in, Vaazlarında Karşı Tarafı Etkileyebilmek Adına Kullandığı Taktikler


Fethullah Gülen’in, Vaazlarında Karşı Tarafı Etkileyebilmek Adına Kullandığı Taktikler

Vaazları ve sohbetlerindeki etkili anlatımıyla bilinen Fethullah Gülen, bu kadar insanı etkilemeyi nasıl başardı? Ekşi Sözlük’ün, "algı yönetimi" konusunda uzman kişisi "daitoryu" anlatmış.

fetö örgütü elebaşı gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. o dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren adolf hitler ve amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden evangelist rahip benny hinn oluşturuyordu.

araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana türkiye’de yaşadığım halde neden gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. tabii kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum gülenin o dönemlerde samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim gülenin “eğitilmiş” bir beyin yıkayıcı hatip olduğu üzerineydi. bu görüşüm aradan geçen yıllara rağmen hiç değişmemiş ve 15 temmuz günü gülenin vaazlarıyla beyinleri yıkanmış askerlerin halkın üzerine acımadan sıktıkları mermiler tezimin ne yazık ki çok acı bir sağlaması olmuştur.

gülenin vaazları ve sohbetlerinde kullandığı beyin yıkama teknikleri duygusal temelli paradigma yıkıcılar dediğimiz bir metodoloji üzerinedir. bugün size biraz bu alanda bilgi vermek istiyorum.

1) hepimiz hayatımızdaki kararlarımızı akıl ve mantığımızı kullanarak aldığımıza inanmak istesek de aslında her birimizin karar alma mekanizmalarında duygularımız esastır.

yani bizler duygularıyla karar alan ama kendimizi bu kararları beynimizle aldığımıza inandırmak isteyen varlıklarız.

2) nörobilim uzmanı jonah lehrer yaptığı bir deneyde bir grup insana iki seçenek sunmuştur.

birinci seçenek on dolar tutarında bir hediye çeki, ikinci seçenekse yirmi dolarlık bir hediye çekini yedi dolara alma fırsatıdır. sakin kafayla düşündüğünüz zaman gruptaki insanların hepsinin ikinci seçeneği tercih edeceğini tahmin edersiniz çünkü birinci seçenekte on dolar kar elde etmekteyken ikinci seçenekte karları net on üç dolardır. fakat şaşırtıcı şekilde grubun tamamı birinci seçeneği tercih etmiştir. bu deneyi defalarca tekrarlayan ve hep aynı sonucu alan lehrer sonuç olarak insanların mantıken ikinci seçenekte daha fazla kazanacaklarını bilmelerine rağmen sırf birinci seçeneğin onlara verdiği bedava bir şey kazanma zevki duygusu daha baskın olduğu için zarar etmelerine rağmen birinci seçeneği tercih ettiklerini belirtiyor. yani duygularımız kafamızı kesinlikle karıştırır.

3) insanları ikna etmek ve daha ileriki aşamalarında beyinlerini ele geçirmek için kullanılan temel faktör duygularını kontrol etmektir.

fetö elebaşı gülen vaazlarını dinleyen insanları ağlama krizlerine sokacak hatta bayıltacak kadar usta bir duygusal beyin yıkama uzmanıydı.

4) insanları güdüleyen duygular arasında en kuvvetlilerinden birisi üzüntüdür. güçlü üzüntü duygusu yaşayan insanlar karar vermekte sorun yaşarlar ve doğru düşünemezler.

hareketleri yavaşlar ve tüm dünyayı bir sis perdesi arkasından izlemeye başlarlar. kararsız kalan bir insanı yönlendirmek son derece kolaydır. gülenin insanlara anlattığı acı ve pişmanlık dolu vaazların ilk amacı insanları derin üzüntü durumuna sokarak karar verme mekanizmalarını etkilemek ve onları daha kolay telkin edilir duruma sokmaktı. ( bu arada konumuz değil ama izlediğiniz acıklı dizinin en acıklı ve ağlatıcı yerinde aniden ortaya çıkan reklamların tesadüf olduğunu düşünmüyorsunuzdur herhalde öyle değil mi? )

5) ağır üzüntü yaşayan insanlar bu durumlarından kurtulmak için kısa yoldan çözümleri kolayca tercih ederler.

çok efkarlanan bir insanın zararlı olduğunu bile bile oturup bir şişe içkiyi kafaya dikmesinin bir sebebi de bu kısa vadeli çözümle üzüntü durumundan acilen kurtulmak istemesidir. buna benzer şekilde gülenin vaazlarında duygusal üzüntü zirvelerine getirilen insanların bu hallerinden kurtulmak için vaaz sonrası hem bu dünyada hem de ahirette ferahlık vaatleriyle önlerine uzatılan himmet torbalarına ceplerinde ne varsa boşaltmaları beyinlerinin üzüntüden çabuk kurtulmak için kabul ettiği bir durumdur.

6) üzüntülü insanlar hem kendilerini hem de sahip olduklarını değersiz görme eğilimindedirler.

batsın bu dünya psikolojisidir bu. işte fetö elebaşı gülenin vaazlarıyla üzüntünün karanlık dehlizlerine düşen ve “bu dünya boşmuş, ben de boğazıma kadar günaha batmış kesin cehennemlikmişim hocanın anlattıkları çok doğru” durumuna ulaşan bir insanın hiç düşünmeden evini satıp gülenin himmet torbasına paracıkları doldurması veya kolundaki bilezikleri sıyırıp vermesi oldukça normal bir psikolojik sonuçtur.

7) vaazlarının ve sohbetlerinin belli yerlerinde karşısındaki insanların psikolojik durumlarını iyi analiz eden gülen, dinleyicilerin en hassas olduğu konulardan örnekler vererek konuşmasının frekansını yükseltir.

mesela tutar peygamberimiz hz. muhammedin uhud savaşında yaralanmasını anlatır ve bunu öyle renkli ve yaşayarak anlatır ki insanlar bu tek kişilik tiyatro gösterisinden sanki olay karşılarındaymış gibi etkilenirler. türk insanının aşırı duygusal yapısı da işin içine karışınca dinleyiciler patlamaya hazır bir bombaya döner. gülenin yeteneği işte burada ortaya çıkar. cemaati duygusal olarak iyice yükselttikten sonra en can alıcı noktada cebinden mendilini çıkartır ve müthiş bir ağlama seansına başlar. onunla beraber çekirdek kadrosundan olan ve dinleyicilerin sağına soluna serpiştirilen insanlarda bağırıp inlemeye başlarlar. işte artık o anda ipler kopar ve tüm cemaat toplu bir histeriye girerek haykıra bağıra kendilerinden geçerek ağlamaya başlarlar. işte bu durumlarda artık oradaki tüm insanlardan canlarını ve mallarını isteseler hepsi de düşünmeden verecek hale gelmiştir. bu ağlama ve dövünme seansları bittikten sonra fetö’nün himmet para çuvallarının ağzına kadar dolduğunu tahmin edebilirsiniz.

8) yukarıda anlattığım insanları toplu histeriye sokma tekniği aslında sıkça uygulanan bir tekniktir.

mesela ünlü müzik grubu beatles’ın menajeri brian epstein grup ilk meşhur olmaya başladığı zamanlarda konser salonlarının dışında bekleyen seyircinin içine soktuğu maaşlı elemanlarını beatles görünür görünmez çılgınca bağırtmaya ağlatmaya ve bayılma numarası yapmaya başlatıyordu. 20-30 kişilik bu paralı ağlayıcıların etkisi şimşek hızıyla yayılarak kısa zamanda konser salonu dışında bekleyen binlerce insanı da bağıran ağlayan ve yerlere yatan bir sürü haline dönüştürmekteydi. ilginçtir yıllar önce beatles hayranlarında kullanılan bu tekniğin aynısını gülen vaazlarında kullanılmıştır. bunun nedenini iyice düşünün derim.

kısacası sevgili dostlar fetö hareketi elebaşı gülen, psikolojik ikna taktikleri konusunda son derece iyi eğitimli ve üst düzey oyunculuk yeteneklerine sahip bir duygusal beyin yıkayıcıdır.

yüzbinlerce insanımızı yıllar içinde kontrolü altına alabilmesindeki en büyük sebeplerden bir tanesi de uyguladığı taktikleri tespit edip devletin ilgili birimlerine önleyici karşı taktikler konusunda danışmanlık yapabilecek algı yönetimi uzmanlarının ülkemizde yeterince olmaması ve var olan uzmanlara da seslerini geniş kitlelere duyurma imkanı verilmemesidir.

blog hali: duygusal beyin yıkama

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Orhan UĞUROĞLU : Arınç’ın itirafları ve gizlediği gerçekler…


Orhan UĞUROĞLU : Arınç’ın itirafları ve gizlediği gerçekler…

E-POSTA : orhan

27 Haziran 2020

AKP’liler laf cambazlığında, algı yaratmakta profesyonelleri suya götürüp susuz getirirler. FETÖ itirafları yapan AKP’lilere ağabeyleri, ustaları Bülent Arınç da katıldı.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi, AKP kurucusu, Başbakan eski Yardımcısı Av. Bülent Arınç, Haber Global canlı yayınında Jülide Ateş’le 40 dakika programında çarpıcı itiraflar yaptı.

İşte Arınç’ın itirafları ve benim itirazlarım:

– İtirafı:

"Bunların karanlık yüzlerini maalesef çoğumuz göremedik. Masum değiliz hiçbirimiz."

– İtirazım:

FETÖ’nün karanlık yüzünü, Ceviz Kabuğu programına çıkardığı Gülen Cemaati itirafçıları ile Hulki Cevizoğlu ortaya koydu. Arabasına bomba konuldu. Faili meçhul kaldı…

Hulki Cevizoğlu, Yavuz Selim Demirağ, Zübeyir Kındıra, FETÖ’nün karanlık yüzünü anlatan kitaplar ve köşe yazıları yayınladılar.

Necip Hablemitoğlu suikastı da ders olmadı mı?

Değerli okurlarım,

Jülide Ateş, "FETÖ’cü müsünüz?" diye sordu.

– İtirafı:

"Bu bana yapılabilecek en kötü iftira olur. Türkçe olimpiyatlarının hepsine katıldım. Meclis Başkanıyken ödül de koydum. Çünkü Türkçe’nin konuşulması, Türkçe’nin uluslararası bir dil haline gelmesi, İstiklal Marşı’nın okunması bizi etkiliyordu. Bunların okullarına da gittim."

– İtirazım

Evet, FETÖ işte bu itiraflarınıza uygun olarak AKP iktidarlarının onayı ile askeriyeye, polise, bürokrasiye virüs gibi yayıldı.

– İtirafı:

"Bu sözün arkasından başkalarına da sormanız gerekir. Benim söylediğim sözleri Binali Yıldırım da, Bekir Bozdağ da, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da söyledi. Çünkü biz dış görünüşüne bakarız. Kimsenin kalbini yarıp da bakmadık."

– İtirazım

Dış görünüşe bakmanız, Fethullah Gülen’in hedefini, gerçek yüzünü görmemeniz, anlamamanız yüzünden Türkiye 15 Temmuz hain darbe girişimini yaşadı.

İktidar olmak muktedir olmaktır.

Dış görünüşe aldanmak, tüm uyarılara rağmen gerçek yüzünü araştırıp ortaya çıkarmamak AKP iktidarının ihmalidir, görev suçudur…

– İtirafı:

"Hiçbir istihbarat raporunun, hiçbir emniyetin, askeriyenin istihbaratlarında bunlar 15 Temmuz gibi bir kalkışma yapabilirler diye bir notun gelmediği MGK toplantılarına katılmış biri olarak söylüyorum. Eğer bizi aldatmışlarsa, bizi yanıltmışlarsa bu suç bizim değil. Biz bu faaliyetleri sezseydik kafalarını ezerdik."

– İtirazım

2004 yılı Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, FETÖ tehlikesini gündeme getiriyor, tedbir alınması için hükümete tavsiye kararı alınıyor. Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı ve AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, Sabah Gazetesine "Bu MGK kararı yok hükmünde olmuştur. AK Parti bununla ilgili hiçbir adım atmamıştır. Bunu çok net ortaya koymamız lazım" demedi mi?

1972 yılında Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Gülen’i "Atatürk’ü gençliğe din düşmanı olarak göstermeye ve tanıtmaya çalıştığı, Nurculuk tarikatı yoluyla dine dayalı devlet düzenini kurma yönünde faaliyette bulunduğu" gerekçesiyle 3 yıl hapse mahkûm etmesini ve Askeri Yargıtay’ın 24.10.1973 tarihinde onadığını nasıl bilmezsiniz?

28 Şubat davasında ve 2008’deki AKP kapatılma davasında da ortaya çıktı ki FETÖ tehlikesi içeren tüm istihbarat raporları MGK’ya, cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa gönderilmiş.

Bunlardan da hiç haberiniz olmadı mı?

Bunları inceleyip "kafalarını ezmemek" suç değil mi?

Askerlere kurulan kumpasları fark etmemek suç değil mi?

– İtirafı:

"15 Temmuz’da bir facia yaşadık. Bu facianın yaşanabilir olduğunu kimse önceden söylemedi. Evet, emniyetteki, asker içindeki bir yapılanmadan zaman zaman bahsedildi ama böylesine bir 15 Temmuz hain kalkışmasını kimse söylemedi."

– İtirazım

2014 ve 2015 Yüksek Askeri Şuralarında MİT raporuna rağmen FETÖ’cü tüm askerleri neden emekli etmediniz?

Başbakan Ahmet Davutoğlu ve MİT müsteşarının ısrarına rağmen Mehmet Dişli ve 8 generali neden emekli etmeyip terfi ettirdiniz?

MİT’e darbe olacağını ihbar eden Binbaşıyı neden dikkate almadınız?

İhbar varken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan neden tatilini kesip Ankara’ya dönmedi?

Dönemin AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, 3 Mart 2014’de dedi ki;

"Polisi, emniyeti, askeri, medyayı ele geçirerek ardından gelip Anadolu’ya 10 yıl sonra, 5 milyon kişi karşılayacak… Humeyni’ye nasıl teslim olduysa İran, biz de öyle teslim olacağız öyle mi?"

Bu sözleri de duymadınız mı?

– İtirafı:

"O yüzden kendimi bu noktada bir suçlu olarak görmüyorum. Hele hele FETÖ’cü olarak görmüyorum."

– İtirazım

Hepiniz 17-25 Aralık öncesi Fethullah Gülenciydiniz.

Devlette paralel yapı oluşması için Gülen cemaati ile elele olmanız sizleri suçlu yapmaz mı?

– İtirafı:

"Ben "Türkiye bağırsaklarını temizliyor" sözünü 2009’da söyledim. Cuntacılık Türkiye’de bir gelenektir. AK Parti iktidara geldi, cunta heveslileri bizi vesayet altına almak istediler. Biz onlara karşı direndik ve başardık.

– İtirazım

Başarınız; Türk askerine, Amerika ile FETÖ’cülerle kumpas kurmanız mı?

Değerli okurlarım,

AKP’liler; Suçlular mı, suçsuzlar mı?

Karar sizin…

Kaynak Yeniçağ: Arınç’ın itirafları ve gizlediği gerçekler… – Orhan UĞUROĞLU