FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Necip Hablemitoğlu’nda yollar FETÖ’ye çıkıyor


Necip Hablemitoğlu’nda yollar FETÖ’ye çıkıyor

17 yıl önce evinin önünde uğradığı suikast ile öldürülen Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu cinayetinde FETÖ izine rastlandı. İpuçları FETÖ’cü polis şefi Akın Güneri’yi gösterdi. Güneri, 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi sonrasında tutuklanmıştı.

FETÖ elebaşısı Fetullah Gülen ve Alman Vakıfları davalarında hazırladığı raporlarla bilinen Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, 17 yıl önce evinin önünde uğradığı suikast ile öldürülmüştü. Cinayetle ilgili yapılan soruşturmalar bir türlü ilerleyememiş ve rafa kaldırılmıştı. FETÖ çatı iddianamesine de giren Hablemitoğlu suikastında örgüt bağlantısının tespiti, dosyanın 2 yıl önce yeniden açılmasını sağlamıştı. Yargıtay’a atanan dönemin Ankara Başsavcıvekili Necip Cem İşçimen’in kurduğu özel ekiple başlayan çalışmalar, görevi devralan Savcı Zafer Ergün’le devam etmişti. İstihbarat polislerinden oluşturulan ekip, tüm detayları yeniden incelerken, Akit’in ulaştığı bir bilgi, suikastın FETÖ tarafından gerçekleştirildiğini ortaya koydu.

Buna göre, cinayetin ardından başlatılan soruşturmaya, FETÖ’cü polis şefi Akın Güneri getirildi. Kendisi gibi FETÖ’cülerden oluşan bir ekiple sözde cinayeti soruşturan Güneri, suikastın 17 yıldır aydınlatılamaması için bütün delilleri kararttı. 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi sonrasında, Balıkesir Altıeylül İlçe Emniyet Müdürü olan 3. Sınıf Emniyet Müdürü Akın Güneri, tutuklanarak cezaevine konuldu.

Suikasttaki FETÖ izi ByLock çözüldükten sonra tespit edildi

Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesinin üzerindeki sis perdesini aydınlatacak kritik bir bilgiye de örgütün ByLock yazışmaları çözüldüğünde ulaşılmıştı.

FETÖ’nün ByLock’ın deşifre olmasından sonra darbe girişimine uzanan süreçte aktif biçimde kullandığı Eagle uygulamasında Hami rumuzlu şahsın bir FETÖ imamıyla yaptığı konuşma, örgütün suikastı 15 Temmuz sürecinde bile perdelediğini göstermişti. Hami rumuzlu FETÖ’cü polisin, Tango görünümlü Eagle uygulaması içerisindeki BT isimli grupta yaptığı yazışmada, FETÖ imamına “Necip Hablemitoğlu cinayeti ile alakalı 18 Aralık 2002’den sonrası ve 6 aylık CDR verilerini şirketlerden istemişler. Onlar da ne var ne yok vermiş. İlgili tarihle alakalı” bilgisini aktardığı tespit edilmişti. Ele geçen yeni bulgu ve bilgiler ışığında, Hablemitoğlu suikastı, FETÖ çatı davasına alınmıştı. Suikast olayı ile ilgili çalışmalar, zaman aşımına 3 yıl kala hızlandırıldı. Hablemitoğlu’nun katillerinin bulunması için terörle mücadele ve istihbarat polislerinden oluşan özel ekip yoğun mesai harcıyor.

“Köstebek” isimli kitabı yazarken örgütün hedef tahtasına kondu

Hablemitoğlu ölümünden önce FETÖ elebaşısı Gülen’i ve örgütü anlatan Köstebek isimli kitabını bitirmek üzereydi. Hablemitoğlu, bu kitabı yazarken terör örgütünün radarına girmişti. Ölümünden sonra basılan kitabında Necip Hablemitoğlu, Gülen cemaatinin silahlı örgüt halini almaya başladığı tespitini daha o zamanlar yapmıştı. Gülen’in devleti ele geçirmeyi hedeflediğini de belirten Hablemitoğlu, FETÖ elebaşısının, iktidarı ele geçirdikten sonra Türkiye’ye Humeyni gibi dönmeyi planladığını da kitabında anlatmıştı.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Gazeteci Haydar Meriç’in son telefon görüşmesinin kayıtlarını silen polise dava açıldı


Gazeteci Haydar Meriç’in son telefon görüşmesinin kayıtlarını silen polise dava açıldı

Teröristbaşı Fetullah Gülen’in özel hayatına ilişkin kitap yazacağını söyledikten sonra FETÖ’cü polisler tarafından takibe alınan ve 2011 yılında cesedi denizden çıkarılan gazeteci Haydar Meriç’in son telefon görüşmesini kayıtlarının silinmesine ilişkin iddianame hazırlandı.

Sözcü’den Can Özçelik’in haberine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Haydar Meriç’in son telefon görüşmesinin kayıtlarının o dönem İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Operasyon Şube Müdürlüğünde (TEKOP) görevli komiser olan şüpheli Hakan K.’nın yardımı olmadan silinemeyeceği vurgulandı. Şüpheli Hakan Kanın ayrıca FETÖ’nün gizli mesajlaşma programı Bylock kullanıcı olduğu da tespit edildi. İddianamede şüphelinin “Silahlı Terör Örgütüne üye olma”, “Bilişim Sistemindeki verileri bozma, yoketme, erişilmez kılma” suçlarından cezalandırılması talep edildi.

FETÖ’CÜ İSTİHBARAT POLİSİ: HAYDAR MERİÇ OLAYI ÖRTBAS EDİLDİ

Kırklareli’ndeki usulsüz dinlemelere ilişkin yapılan soruşturma kapsamında İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olan S.D isimli polisin verdiği ifade de iddianamede yer aldı. Eski polis memuru S.D’nin savunmasında telefonu dinleme altındayken Haydar Meriç’in öldürüldüğünü ve bu olayın örtbas edilmek için de istihbarat şubesince gerekli bilgi paylaşımı yapılmadığını söyledi.

“DAVULCU SÜLEYMAN” İDDİANAMEDE

İddianamede ayrıca gazeteci Haydar Meriç’in, FETÖ lideri Fetullah Gülen’in özel hayatını araştırdığı ve buna ilişkin bilgilere ulaşmasının ardından öldürüldüğü belirtildi. İddianamede, “Gazeteci Haydar Meriç’in Fetullah Gülen aleyhine görüşleri olduğu, bunu o dönem itibarıyla dile getirmekten çekinmediği tanık beyanlarına göre, Fetullah Gülen’in 1964 yılında Kırklareli’nde Diyanet İşleri Başkanlığı mensubu olarak görev yaptığı dönemde ‘Davulcu Süleyman’ ismi ile bilinen bir kişi ile gayri ahlaki cinsel birlikteliği olduğuna dair duyumlara ulaştığı, bu duyumlara ilişkin araştırma yaptığı bu bilgileri kitaplaştıracağını çevresine söylemesi üzerine 2010 yılında hakkında dinleme kararı alındığı” vurgulandı.

“SON GÖRÜŞME 66 SANİYE”

Haydar Meriç’in 2011 yılında öldürülmeden önce yaptığı 66 saniyelik telefon görüşmesini kiminle yaptığına dair soruşturmanın derinleştirerek sürdüğü vurgulanırken iddianamede bu görüşmenin kayıtlarının silinmesi olayı da anlatıldı. İddianamede, bu kayıtların silinmesinin o dönem İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Operasyon Şube Müdürlüğünde (TEKOP) görevli komiser olan şüpheli Hakan K’nın olmadan yapılamayacağı da belirtildi.

İddianamede olay şöyle anlatıldı: “Haydar Meriç’in baz sinyallerinin takip edildiği, gece 01.00 sularında Erhan Y., adına kayıtlı patates hat olarak tabir edilen bir hat ile 66 saniyelik görüşmesi sonrası Haydar Meriç’in ortadan kaybolduğu, bu görüşmenin anlık olarak istihbarat şube müdürlüğü kayıtlarına düştüğü, telefonlarına ulaşılmaması ve ikametine de gelmemesi sonrası eşi tarafından şikayette bulunulması ve Haydar Meriç’in kaybolduğunun duyulması sonrası Kırklareli Asayiş Şube müdürlüğünde işlem yapılması ve dönemin İstihbarat Şube Müdürü İbrahim Ş’ye bilgi verilmesine rağmen İbrahim Ş’nin, Haydar Meriç’in görüşme kayıtlarından faydalanarak bilgi vermediği kasıtlı olarak haydar Meriç’in kaybolduğu gece yapmış olduğu görüşmeyi İstihbarat Daire Başkanlığı Log kayıtlarından örgütsel yapıyı da kullanarak silinmesini sağladı.”

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Veliaht Prens şimdi de Kaşıkçı’ya yakın bu 3 ismin peşinde !!!


Veliaht Prens şimdi de Kaşıkçı’ya yakın bu 3 ismin peşinde !!!

İstanbul’un Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası Suudi Arabistan sessizliğini korurken, cinayet emrini verdiği iddia edilen Veliaht Prens Muhammed bin Selman hakkında muhalif avını sürdürdüğü ortaya çıktı. Kaşıkçı’nın üç yakın arkadaşı için rapor hazırlayan CIA "Riyad sizi izliyor, hayatınız tehlikede" uyarısı yaptı

Suudi Arabistan‘ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda 15 kişilik infaz ekibi tarafından öldürülen Cemal Kaşıkçı cinayetinin sorumluları hala hesap vermedi.

Cemal Kaşıkçı cinayeti soruşturması kapsamında Türkiye’ye gelen Birleşmiş Milletler (BM) Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard, Suudi Konsolosluğuna gelmiş ancak içeri alınmamıştı. Uluslararası çapta tepkiler ve yaptırımlar da söz konusu olmasına karşın, Suudi Arabistan bu konudaki sessizliğini koruyarak, olayı örtme tavrını devam ettirdi.

CIA’DEN UYARI

İngiliz Time Gazetesi, CIA’in Kaşıkçı’nın üç yakın arkadaşını ölüm tehditleri konusunda bilgilendirdiğini yazdı.

CIA kaynakları bu üç ismin kendileri ve ailelerine yönelik güvenlik tehditlerinin son derece ciddi boyutlara ulaştığını düşünüyor. Gazete bu üç isme de geçtiğimiz haftalar içinde ulaşan CIA ekiplerinin brifingler verdiğini belirtti. Haberde bu isimlerden ikisi halen Norveç’te aktivist ve gazeteci olarak çalışan Iyad al Baghdadi, Kanada Montreal’de yaşayan Omar Abdulaziz. Tehdit altındaki üçüncü isim ise Kayıkçı ile insan hakları projelerinden yakında çalışan bir isim. Ancak yüksek güvenlik riski nedeniyle bu kişi isminin açıklanmasını istemedi.

Bu isimlerin cinayetin aydınlatılması için yaptıkları çalışmalar ve cinayetle Veliaht Prens arasındaki bağa dikkat çekmeleri nedeniyle hedef oldukları belirtildi.

Brifinlerde Baghdadi ve Abdülaziz’e bulundukları ülke dışında uzun süreli seyahatlere özellikle de Suudi yönetiminin etkili olduğu Avrupa ve Asya’ya gitmeleri konusunda uyarıda bulundu.

GÜVENLİ BİR YERE NAKLEDİLDİ

Norveç’in sığınma hakkı tanıdığı Filistinli bir aktivistin, Suudi Arabistan kaynaklı muhtemel bir tehdit nedeniyle güvenli bir yere götürüldüğü ortaya çıktı.

Guardian gazetesinin haberine göre, Filistin asıllı İyad el Bağdadi, 25 Nisan’da Norveçli yetkililer tarafından evinden alınarak güvenli bir yere nakledildi. Buna sebep olarak da Suudi Arabistan kaynaklı içeriği belli olmayan bir tehdit gösterildi.

Gazete, tehdide ilişkin istihbaratın ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından Norveç makamlarına iletildiğini iddia ederken, İyad el Bağdadi de konuya ilişkin açıklamasında, "Anladığım kadarıyla Suudilerin hedefindeyim ancak ne yapacakları hakkında hiçbir fikrim yok." ifadesini kullandı.

Norveçli yetkililerin istihbaratı çok ciddiye aldığını vurgulayan Bağdadi, iki polis ekibinin evine geldiğini, bunlardan birinin kendini güvenli yere naklederken, diğerinin olası bir takibe karşı önlem aldığını belirtti.

Bağdadi, haberin duyulmasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, son iki haftanın çok stresli olduğunu ifade ederek, "Beni öldürmek istemiyorlarsa o zaman işimi yapmıyorum demektir." değerlendirmesinde bulundu.

Arap Baharı döneminde sosyal medya mesajları ile dikkat çeken Bağdadi, Birleşik Arap Emirlikleri’nden sınır dışı edilmesinin ardından 2015’te Norveç’te siyasi sığınma hakkı elde etmişti.

Gazetenin yorum için aradığı CIA açıklama yapmazken, Washington Post gazetesi Kayıkçı cinayeti hakkında önceden bazı bilgilere sahip olan CIA’in Kaşıkçı’yı uyarmadığını ortaya çıkarmıştı.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// Rus büyükelçiden kız arkadaşı “Novichok” ile öldürülen adama : Biz yapmış olamayız, biz yapsak oradaki herkes ölürdü


Rus büyükelçiden kız arkadaşı "Novichok" ile öldürülen adama : Biz yapmış olamayız, biz yapsak oradaki herkes ölürdü

Salibury saldırısından kısa süre sonra iki Britanyalı sinir gazından zehirlenmişti

Kız arkadaşı sinir gazı "Novichok"a maruz kaldıktan sonra ölen Charlie Rowley isimli Britanya vatandaşı, cinayeti Rus hükümetinin işlediğine inanıyor. Rowley, cinayet hakkında Rusya’nın Britanya Büyükelçisi Alexander Yakovenko ile görüştü. Yakovenko, "Saldırıların arkasında biz olamayız, çünkü saldırıları biz yapmış olsak herkes ölürdü" dedi.

Sunday Mirror’ın aktardığına göre Rowley, kız arkadaşıyla birlikte sinir ajanının bulaştığı bir parfüm şişesine temas ettikten sonra ‘Novichok’a maruz kaldı. Rowley kurtulmayı başarırken kız arkadaşı hayatını kaybetti. Mirror’ın haberine göre Rowley, Rus büyükelçiye "Neden kız arkadaşımı öldürdünüz?" diye sormaya gitti.

Rowley, büyükelçi ile gerçekleştirdiği röportajdan sonra, "Pek bir cevap alamadım. Genelde Rusya propogandası yaptılar. Büyükelçi, ‘bu bizim yaptığımız Novichok olamaz. Bizim yaptığımız olsa herkes ölürdü’ diyip durdu" diye konuştu.

4 Mart 2018’de eski bir Rus askeri olan ve aynı zamanda Britanya istihbarat servisine çalışan Sergei Skripal ile kızı Yulia Skripal, Salibury’de Novichok ile zehirlenmişti. İlerleyen günlerde Salisbury’nin 8 mil uzağında Amesbury’de iki Britanyalı bir parfüm şişesinden aynı gaza maruz kalmıştı. Birleşik Krallık hükümeti, Salisbury’deki saldırıdan Rusya’yı sorumlu tutmuş ve bazı diplomatları sınır dışı etmişti.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : ASELSAN mühendisinin ölümünde derin şüphe


2006-2007 yılında ASELSAN mühendislerinin üst üste intihar etmesinden sonra geçen hafta da Hakan Öksüz’ün trafik kazasında hayatını kaybetmesi soru işaretlerine yol açtı. Daha önce kaçırılarak öldürülesiye dövülüp köprü altına atılan Öksüz’ün, bir yıl önce de ‘siz zarar görmeyin’ diyerek çocuklarını memlekete gönderdiği ortaya çıktı. Aile, şüpheli gördüğü ölümle ilgili hukuki mücadeleye hazırlanıyor.

ASELSAN mühendisi Hakan Öksüz’ün geçtiğimiz günlerde Ankara’da meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmesi, yakınları tarafından ‘şüpheli ölüm’ olarak görülüyor. Uzun süredir ‘takip ediliyorum’ endişesi yaşadığı belirtilen Öksüz’ün eşi ve çocuğunu 1 yıl önce Kahramanmaraş’a göndermesi, kazanın suikast olabileceği yönünde kuşkulara yol açtı. Kaza yaptığı yerin evi ya da işyeri güzergahında olmaması da dikkat çekici. Aynı gün işyerine gittiği halde işyeri giriş kartı ve kimliğinin üzerinden çıkmaması ise bir başka soru işareti. Mühendis Öksüz’ün, önceki yıllarda başından geçenler de şüpheleri artırıyor. Yakınlarının anlattıklarına göre, ASELSAN mühendislerinin üst üste intihar ettiği 2006-2007 yıllarında Öksüz de ölümden döndü. Keçiören’de bir marketten alışveriş yaptıktan sonra zorla kaçırılarak öldüresiye dövüldü ve boğazı kesilerek bir köprü altına atıldı. Sabah saatlerinde temizlik görevlilerinin ölü sandığı Öksüz, hastaneye kaldırıldı ve uzun süre tedavi gördü. Geçmişte yaşanan bu olayın da araştırılmadığını düşünen Öksüz’ün ailesi, şüpheli kazayla ilgili hukuki mücadele başlatmaya hazırlanıyor.

ASELSAN Akyurt Tesisleri’nde görev yapan 42 yaşındaki Hakan Öksüz, 25 Ocak’ta Ankara’da geçirdiği trafik kazası sonrası hayatını kaybetmişti. ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden dereceyle mezun olan ve yaklaşık 15 yıldan bu yana da ASELSAN’da önemli projelerde görev alan Öksüz’ün eşi ve çocuğunu 1 yıl önce Kahramanmaraş’a göndermesi, kazanın suikast olabileceği yönündeki şüpheleri artırdı. Ailesi ve yakın çevresinden alınan bilgilere göre, mühendis Öksüz, takip edildiğini düşünüyordu. Zaman zaman geldiği memleketinde ailesine, “Bana zarar verecekler. Siz zarar görmeyin. Psikolojik baskı altındayım.” diyordu. Eşini ASELSAN’da çalıştığını kimseye söylememesi yönünde tembihlediği, sitedeki güvenlik görevlisinin bile Öksüz’ün işiyle ilgili herhangi bir bilgi sahibi olmadığı belirtiliyor. Yaşadığı sıkıntılardan sonra ailesini Ankara’dan uzak tutmaya gayret ettiği söylenen Öksüz’ün, 3. çocuğunun doğumundan sonra 6 ay boyunca Kahramanmaraş’ta yaşadığı vurgulanıyor.

AİLESİ, YARGIYA GİDİYOR

Mühendisin kendisini ölüme götüren trafik kazası öncesinde yaşadığı olaylar da soru işaretleriyle dolu. Kaza öncesi 10 gün boyunca ailesiyle görüşmediği öğrenilen Öksüz’ün kazanın yaşandığı gün ASELSAN’a uğradığı ve imza atıp çıktığı kaydediliyor. Ancak, kazadan sonra üzerinde şirkete giriş kartı ile kimliğinin bulunmaması, kaza yerinin de şirket ile evinin güzergahında olmaması şüphelere yol açıyor. Öksüz’ün yakınları, kaza ve öncesinde yaşananlarla ilgili hukuki mücadele başlatacaklarını söylüyor.

Mühendis Hakan Öksüz’ün, önceki yıllarda başından geçenler de kazanın derinlemesine araştırılması gerektiğini ortaya koyuyor. Yakınlarının anlattıklarına göre, ASELSAN mühendislerinin üst üste intihar ettiği 2006-2007 yıllarında Öksüz de ölümden döndü. Ankara Keçiören’de bir marketten alışveriş yaptıktan sonra önü, kimliği belirsiz kişiler tarafından kesilen Öksüz, zorla bir araca bindirildi. Banka kartları gasp edilerek zorla şifresi alındı. Kimliği belirsiz kişiler, aynı gün Öksüz’ün bütün hesabını kartından nakit para çekerek boşalttı. Boğazı kesilen Öksüz, bir köprü altına atıldı. Sabah saatlerinde temizlik görevlilerinin ölü bir ceset sandığı Öksüz, hastaneye kaldırıldı ve uzun süre tedavi gördü. O dönem olayın üzerinin kapatıldığını düşünen yakınları, polisin de gerekli hassasiyeti göstermediğini, hatta tutulan tutanağa Öksüz’ün ‘olayı hatırlamadığının’ yazıldığını belirtiyor. Bu olaydan sonra psikolojisi bozulan Öksüz’ün çalıştığı uluslararası güvenlik projelerinden alınarak daha alt birimlerde görevlendirildiği vurgulanıyor.

2006 ve 2007 yılında peş peşe gelen şüpheli ölümlerin ilkinde ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen hayatını kaybetti. F16 uçaklarının yazılımı ve milli tank projesi üzerinde çalıştığı belirtilen Başbilen, 7 Ağustos 2006’da boğazı ve bileği kesilmiş olarak aracının içinde bulundu. Başbilen’den sonra aynı yerde çalışan mühendis Halim Ünal 17 Ocak 2007’de kafasına isabet eden tek kurşunla öldü. Bundan dokuz gün sonra da 26 yaşındaki genç mühendis Evrim Yançeken, oturduğu binada altıncı kattan düşerek can verdi.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : 8. CUMHURBAŞKANI TURGUT ÖZAL’IN ÖLÜMÜNDE “TELEGRAM CİHAZI” ŞÜPHESİ


Geçtiğimiz aylarda basında yer alan ama nasıl olduysa gözümüzden kaçan ve sağolsun Ali Nacar dostumuzun bilgilendirmesiyle haberdar olduğumuz önemli bir değerlendirmeden bir bölüm:

– ÖZAL’IN ÖLÜMÜNDE ‘TELEGRAM’ CİHAZININ ETKİLİ OLDUĞUNA DAİR BİR MAİL ALDIM"

Kitabı yazdıktan uzun yıllar sonda mail adresine ilginç bir mail geldiğini anlatan Doğan şunları söyledi:

"Özal hangi cihazla öldürüldü, niçin iz bırakılmadı başlıklı bir yazı geldi. Bu yazıda ‘telegram’ isimli bir cihazdan bahsediliyor. Bu cihazın bir nevi silah olduğu iddia ediliyordu. Bu cihazın insanlarda kalp krizi geçirmesine sebep olduğu anlatılıyordu. Bu gelen yazıyı okudum ve birisinin iddiasıdır diye fazla üzerinde durmadım. Ama son zamanlardan rahmetli Özal’ın ölümü ile ilgili incelemeler arasında bu bahsedilen konunun da ele alınıp bir incelenmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu iddianın ne kadar gerçek olduğu, gönderen bunu neden gönderdi bunun araştırılması gerektiği kanaatindeyim."

"EKİPTE DENİZ BAYKAL’IN OĞLU DA VARDI"

Cihan Haber Ajansı – 22 Kasım 2012

Gazeteci Yazar Kutlay Doğan, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a 17 Nisan 1993 günü Hacettepe Hastanesi’nde ilk müdahaleyi yapan ekibin içinde eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın oğlu Ataç Baykal’ın da bulunduğunu söyledi.

Özal’ın saat 11.00 gibi Hacettepe Hastanesi’ne getirildiğini belirten Doğan, "Özal’a ilk müdahaleyi yapanlar arasında bulunan eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın oğlu Doktor Ataç Baykal, ‘Sayın Özal’ın durumu çok ağır. Kurtarmaya çalışıyoruz’ dedi." şeklinde konuştu. Ataç Baykal ise bu konuyla ilgili görüş bildirmeyi uygun görmediğini söyledi.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün üzerinden 19 yıl geçti. Merhum cumhurbaşkanının ölümü ile ilgili soruşturma devam ediyor. Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) hazırladığı raporunu ardından ivme kazanan süreçte merhum Cumhurbaşkanı’nın mezarı açılarak otopsi yapıldı. Adli Tıp Kurumu’nun Özal ile ilgili raporunu önümüzdeki günlerde tamamlaması bekleniyor. Turgut Özal’ın yıllarca bir gazeteci olarak takip eden ve Anavatan Partisi’nin bir seçim kampanyasını yürüten Kutlay Doğan, Turgut Özal’ın yaptığı konuşmaları, döneminde yapılan çalışmaları, gazetelere verdiği röportajlarını ve hayatı ile ilgili tüm bilgileri toplayarak ‘Turgut Özal Belgeseli’ isimli kitabı hazırladığını anlattı.

Turgut Özal’ın parti kurma döneminden başlayarak Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı süreçlerinde kendisi ve çalışmalarını yakinen takip eden bir gazeteci olduğunu belirten Doğan, “Rahmetli ile zaman zaman Ankara’da ve İstanbul Kalender Ordu evinde bir araya gelerek sohbetlerimiz oldu. Bu sohbetlerimiz esnasında Türkiye’nin ekonomik durumunu o gün ki sosyal yapıyı ve Türkiye’nin hızlı bir şekilde kabuk değiştirmesi için neler yapılması gerektiğinden de söz ederdi. Zaman zaman da ‘siz gazetecisiniz, siz halkın içindesiniz, bizim yaptığımız bu icraatlar halk arasında nasıl karşılanıyor’ diye bizden bilgiler alırdı.” diye konuştu.

Kutlay Doğan, merhum Özal’a Hacettepe’de ilk müdahale edenlerden birinin eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın oğlu Ataç Baykal olduğunu söyledi.

Doğan, kitabında ‘Ve Son Yolculuğu’ başlıklı bölümde Özal’ın öldüğü gün ile ilgili anekdotu şu şekilde anlatıyor:

"Turgut Özal’ın çok yoğun bir çalışma temposu vardı. Son olarak hastalanıp hastaneye kaldırıldığı gün İstanbul’dan bir gazeteci arkadaşımla birlikteydik. Bu arkadaşım hemen Hacettepe Hastanesi’ne gitti. Arkadaşımla yaptığım görüşmede hastaneden ilk aldığımız haberlerde Özal’ın durumunun ağır olması ve Gülhane Hastanesi’nin de uzak olması nedeniyle Çankaya’dan inerken Kızılay’dan sonra hemen Hacettepe’ye sapılmış. Hastaneye giden arkadaşımdan hemen bilgi istedim. Bana Hacettepe’nin daha yakın olduğu gerekçesi ile götürüldüğü ve orada ilk karşılayan acil servis ekibinin içinde Deniz Baykal’ın oğlunun da olduğunu söyledi. Onunla temas kurulduğunu kendisini, ‘durumunun acil olduğunu ve kurtarmak için çalışıyoruz.’ dediğini iletti. Ardından diğer hocalara haber verilmiş.” şeklinde konuştu. Doğan, Turgut Özal’ın hastaneye gitmeden önce nabzının durduğu ve kalbinin atmadığına yönünde bilgiler aldığını kaydetti.

"ÖZAL’IN ÖLÜMÜNDE ‘TELEGRAM’ CİHAZININ ETKİLİ OLDUĞUNA DAİR BİR MAİL ALDIM"

Kitabı yazdıktan uzun yıllar sonra mail adresine ilginç bir mail geldiğini anlatan Doğan şunları söyledi:

"Özal hangi cihazla öldürüldü, niçin iz bırakılmadı başlıklı bir yazı geldi. Bu yazıda ‘telegram’ isimli bir cihazdan bahsediliyor. Bu cihazın bir nevi silah olduğu iddia ediliyordu. Bu cihazın insanlarda kalp krizi geçirmesine sebep olduğu anlatılıyordu. Bu gelen yazıyı okudum ve birisinin iddiasıdır diye fazla üzerinde durmadım. Ama son zamanlardan rahmetli Özal’ın ölümü ile ilgili incelemeler arasında bu bahsedilen konunun da ele alınıp bir incelenmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu iddianın ne kadar gerçek olduğu, gönderen bunu neden gönderdi bunun araştırılması gerektiği kanaatindeyim."

"ÖZAL KENDİSİ İLE İLGİLİ EN AĞIR YAZI YAZANA DAHİ KIZMAZDI"

Turgut Özal’a muhalif olan birçok gazeteci ve medya mensubunun ardan yıllar geçtikten sonra Özal’ı aramaya başladığını belirten Doğan, “Bu isimler o dönem Özal’a haksızlık yaptıklarını itiraf ettiler. Rahmetli Özal en ağır yazıyı yazana dahi kızmazdı. Özal’a karşı en muhalif haberi yazan muhabiri ve televizyoncuya kızmazdı. Sabah kalkıp gazetede haberi okuduğu zaman o köşe yazarını telefonla arayarak ‘Bugün benim hakkımda böyle böyle yazmışsın. Bana bir uğrada o meselenin doğrusunu sana anlatayım.’ derdi. O ismi davet ederdi ve meselinin doğrusunu anlatırdı." açıklamasında bulundu.

"BU OLAYIN TAM OLARAK ÇÖZÜLECEĞİNİ ZANNETMİYORUM"

Turgut Özal’ın mezarının açıldığı gün duygusal olarak büyük bir rahatsızlık duyduğunu ifade eden Kutlay Doğan, "Çok sevdiğim bir insandı. Bu millete çok hizmetler etmiş, Türkiye’ye kabuğunu değiştirmiş bir insandır. Turgut Özal’dan önce Türkiye yarım demir perde ülkesi idi. Özal’ın bu ülkeye yaptıklarını, hizmetlerini hangi köşesinden alırsanız çok farklıdır. Özal’ı o yüzden çok seviyorum. Mezarı açıldığı için duygusal olarak rahatsızlık yaşadım. Ama keşke rahmetli olduğu gün otopsisi yapılsaydı ve elde bir rapor olsaydı. O gün ne var ne yok bu ortaya çıksaydı." diye konuştu. Özal’ın ölümünün normal bir ölüm olmadığını düşündüğünü vurgulayan Doğan, "Rahmetli Özal’ın ölümünde dış güçlerin parmağı var. Türkiye içindeki uzantıları bulunabilir. Tahliller tetkikler o günkü olaylarla Türkiye içindeki uzantılar belki bulunabilir ama dış güçler var. Bu olayın tam olarak çözüleceğini zannetmiyorum. Çözülemez. Çünkü Türkiye’de bu güne kadar dış bağlantılı hiçbir problem çözülemedi." dedi.

ATAÇ BAYKAL: BU KONUYLA İLGİLİ GÖRÜŞ BİLDİRMEYİ UYGUN GÖRMÜYORUM

Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın oğlu Ataç Baykal, ÖSS Fen puanında Türkiye 43’üncüsü olarak girdiği Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1988 yılında mezun oldu. Aynı yıl başladığı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 1993’te tamamladı. 2001’de doçent, 2008’de profesör oldu. Halen Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nde görev yapan Prof. Dr. Ataç Baykal, "Bu konuyla ilgili görüş bildirmeyi uygun görmüyorum." dedi.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// SONER YALÇIN : SUİKAST SEBEBİ


SONER YALÇIN : SUİKAST SEBEBİ

Suudilerin başkonsolosluklarında işledikleri gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti, Türkiye’yi zora sokacak görünüyor. “Güvenilmez ülke” imajı üzerimize yapıştı! (Cemal Kaşıkçı’nın ilk çalıştığı Suudi gazetesi Okaz şu haberi yaptı: Suudiler için İstanbul güvenli mi?)
Sormak durumundayız:
Suudiler, konsoloslukta cinayet işleyecek kadar gözlerini nasıl kararttı? İstanbul’da tek kurşunla bu cinayeti birilerine rahatlıkla işletemez miydiler? Yapmamış da değiller…
O halde…
Bu suikast örtülü mesajı olmalı değil mi?
Bildiğimiz şu:
Cemal Kaşıkçı, ülkesinden kaçıp Eylül 2017’den itibaren ABD’de yaşamaya ve Washington Post Gazetesi’nde köşe yazmaya başladı.
Peki, kimdi bu Cemal Kaşıkçı?
Medine’de 13 Ekim 1958’de dünyaya geldi.
ABD’deki Indiana State Universitesi‘den 1982’de “işletmeci” olarak mezun oldu. Çok az süre kitapçılık yaptı.
1985’te gazeteciliğe başladı. İlk gazetesi Suudi gazetesi Okaz oldu; iki yıl çalıştı. Al Sharg, Al Awsat, Al Majalla, Al Madina gibi 1987’den sonra çeşitli Arap gazetelerinde, dergilerinde görev yaptı.
1987’de Usame bin Ladin‘le söyleşi yapmayı başardı.
1991-1999 yılları arasında Afganistan, Cezayir, Kuveyt, Sudan gibi ülkelerde muhabirlik yaptı. Ayrıca….
Bu dönemde; hem Suudi Arabistan istihbarat teşkilatı Al Mukhabarat’a hem de CIA’ya hizmet ettiği iddia edildi.
1995’te yine Ladin’le röportaj yaptı.
1999-2003 yılları arasında Suudilerin önde gelen İngiliz gazetesi Arab News yönetiminde bulundu. Buradan Al Watan‘ın yazı işleri müdürlüğüne geçti. 52 gün çalışabildi. İddiaya göre, “dini kurumları eleştirdiği” için kovuldu. Londra‘ya gitti.
1977-2001 yılları arasında Suudi Arabistan istihbarat kurumu/Al Mukhabarat başkanlığını yapan Prens Türki al Faysal‘ın danışmanı oldu!

NİŞANLISI KİMDİ?

Ne tesadüf:
11 Eylül saldırılarına adı karışan Prens Türki ile Cemal Bardakçı’nın Suudi Arabistan’dan ayrılma tarihleri aynı!
Prens Türki, İrlanda ve ABD elçiliği yaptıktan sonra 2007’de ülkesine döndü. Ve…
“Adamı” Cemal Kaşıkçı da 2008’de tekrar
Al Watan‘ın yazı işleri müdürlüğüne getirildi. Kaşıkçı gazeteci mi istihbaratçı mı?
Ancak…
İbrahim el-Almaee‘nin 2010 yılında Selefiliği eleştirdiği yazısını yayınladığı için bir kez daha görevden alındı. Kendine göre ise istifa etti.
Bahreyn‘e gitti. Al Arab News Channel‘a yönetici ve politik yorumcu oldu. Trump’ı eleştirince atıldı.
Cemal Kaşıkçı’nın, Washington Post makaleleri gösteriyor ki, Suudi Arabistan’ın Katar‘a yönelik politikalarına karşı. Katar politikası konusunda Türkiye’ye yakındı.
Sık sık Türkiye’ye geldiği biliniyor. Ki en yakın arkadaşı bir dönem AKP’nin dış işlerinden (şimdi insan haklarından) sorumlu genel başkan yardımcısı Yasin Aktay! Başına bir şey gelirse aranacak ilk ismin o olduğunu söyledi Türk nişanlısına!
Nişanlısı Türk vatandaşı olan Hatice Cengiz idi.
Peki… Hatice Cengiz kimdi?
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden 2013’te mezun oldu. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Mezhepler Tarihi Ana Bilim Dalı’ndan mezhepler konulu Umman saha çalışmasıyla 2017’de master aldı.
Özelde Umman, genelde Körfez ülkeleri üzerine çalışmalarına serbest araştırmacı olarak devam ediyor. Bu sebeple…
İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) yan kuruluşu İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (INSAMER) bünyesinde 18 Ocak 2018’de “Mezhepsel Uzlaşmada Umman Örneği” makalesini yazdı.
Yazıda Suudi Arabistan’ın aşırı mezhepsel politikalarını eleştirdi.
Keza:
11 dilde yayın yapan Dünya Bülteni‘nde 13 Temmuz 2018’de Katarlı gazeteci (Dar Al Arap Medya Grubu’nun CEO’su) Cabir Salem el Harmi ile Katar-İran yakınlaşması ve geçen yıl Suudilerin başı çektiği Katar ablukası üzerine röportaj yaptı.
Röportaj, İran’a zeytin dalı uzatırken Suudileri eleştirdi.
Nişanlılar Suudi Arabistan muhalifliydi!

DEVŞİRİLDİ Mİ?

Peki…
Hatice Cengiz ile Cemal Kaşıkçı nerede- ne zaman tanıştı?
8-11 Mayıs 2018’de dü­zenlenen ve 18 ülkeden 60 gazetecinin katıldığı “Arap Ga­zeteciler İstanbul Buluşması” olabilir mi? Ki İstanbul Büyük­şehir Belediyesi’nin organize ettiği, Erdoğan‘ın “Zeytin Dağı Barış Ödülleri”ni dağıttığı toplantıya katılan gazetelerin ortak görüşü Katar ablu­kasına karşı olmalarıydı!
Cemal Kaşıkçı, evlilik iş­lemleri için neden ABD değil, Türkiye’deki Suudi konsoloslu­ğuna başvurdu? (Ülkesindeki ilk eşi/ ya da eşleri kimdi?)
Cemal Kaşıkçı muhtemelen Hatice Cengiz nedeniyle son dönemde İstanbul‘da yaşı­yordu.
Kuşkusuz, neden kayıp edildiği konusunda doyurucu pek bilgi alamayacağız. Servis cinayetleri böyledir!
Suudiler, Cemal Kaşıkçı’yı Al Mukhabarat’tan “devşiril­diği” için mi yok etti?
Açık mesajları kime:
-Türkiye’ye mi?
-Katar’a mı?
Bu konuyu çok tartışacağız.
En önemlisi ise Türkiye’de siyasi cinayetlerde hep -FETÖ sayesinde- “İran parmağı” aranırdı. Suudiler’den bugüne kadar hiç şüphenilmedi!
Meğer başkonsoloslukta bile kıtır kıtır adam kesiyorlarm