FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// VİDEO : Haluk Kırcı’dan Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla ilgili çok konuşulacak açıklamalar


Haluk Kırcı’dan Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla ilgili çok konuşulacak açıklamalar

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=0OgmRxTSHvM&feature=youtu.be

Ankara Bahçelievler’de 7 kişinin öldürülmesiyle ilgili davada hüküm giyen Haluk Kırcı, firarında kimseden yardım almadığını söyledi.

İdamdan kurtulmasının Abdullah Çatlı’nın devletle yaptığı pazarlığın bir sonucu olabileceğini ifade eden Kırcı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir sırrın ifşa olması nedeniyle şehit edildiğini söyledi.

<span style="display: inline-block; width: 0px; overflow: hidden; line-height: 0;" data-mce-type="bookmark" class="mce_SELRES_start"></span><span style="display: inline-block; width: 0px; overflow: hidden; line-height: 0;" data-mce-type="bookmark" class="mce_SELRES_start"></span>

Haluk Kırcı, Haber Global’de yayınlanan ‘Jülide Ateş ile 40’ programında soruları cevapladı. Bahçelievler’de 7 öğrencinin öldürülmesiyle ilgili konuşan Kırcı, “pişman mısınız?” sorusuna hayatın gerçeklerinde “keşkelerin” olmadığını söyledi.

Olayda kendisinin de ölebileceğini ve çok sayıda arkadaşını da çatışmalarda kaybettiğini söyleyen Kırcı, Ülkücülerin o dönemde 2 binin üzerinde şehit verdiğini anlattı. Dönemin gerçeklerini, onları yönetenlerin göremediklerini ve kullanıldıklarını söyleyen Kırcı, dönemin kurbanları haline geldiklerini ifade etti. Kırcı, bugün duyulan pişmanlığın hiçbir şeyi çözmeyeceğini söyledi.

Nasıl firar etti?

Adliyeden firar ederken iddia edildiği gibi kimseden yardım almadığını söyleyen Kırcı, olayın Ramazan’da gerçekleştiğini ve iftar sırasında yaşanan boşluğu değerlendirerek adliyeden kaçtığını anlattı.

Yardım aldığı yönündeki iddiaları dile getirenlerin polis müfettişlerinin raporlarını okumalar gerektiğini belirten Kırcı, şöyle konuştu:

“Ben asla ve asla, namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum hiç kimseden yardım almadan, Allah’ın da yardımıyla oradan kaçtım. Bakın namusum üzerine yemin ediyorum. Dışarıdan ve içeriden kimseden yardım almadım.

Abdullah Çatlı yaşıyor mu?

Keşke yaşasaydı ama maalesef Allah rahmet eylesin vefat etti. Vefat etmesinin nedeni de arka sağda oturuyor ve çarpmanın şiddetiyle beyin kanaması geçiriyor. Ben cenazesini alan adam olarak söylüyorum. Gece saat 01:30 civarıydı. Susurluk’a gittim. Bize cenazeyi teslim etmediler, morga kadar indim, kendi gözlerimle gördüm. Cenazeyi sonra ben teslim aldım, ambulansla Nevşehir’e götürdüm ve morga da ben indirdim.

Abdullah Çatlı maalesef ki maalesef vefat etti. Yüzünde hiçbir iz yoktu. Kolu kırılmıştı ve başına gelen darbeyle de beyin kanaması sonucu vefat etmiştir. Bunun başka izahı ve açıklaması yoktur. Abdullah Çatlı genç yaşında 40 yaşında rahmetli oldu.

“Muhsin Yazıcıoğlu şehit edildi”

Rahmetli müthiş güvenilir bir insandı. Düşünebileceğiniz en güvenilir limanlardan biriydi. Çok cesur, bünyesinde her şeyi zirvede yaşayan çok iyi bir insandı. Ben gençlik yıllarımdan beni tanırım. Çok da severdim Allah gani gani rahmet eylesin. Ben kanaatimce güvenilir bir insan olduğu için ortadan kaldırıldı. Neden? Büyük ihtimalle birileri bir takım bilgileri Muhsin Başkan’a verdi, FETÖ ile ilgili söylüyorum. O zaman bu bilgiler Muhsin Başkan’ın eline geçti. Belki bir yerde tuttu ya da birileriyle paylaştı. Bu da onun sonu oldu. Ben inanıyorum ki Muhsin Başkan şehit edilmiştir ve bu da F-16’lar ile yapıldı. Onun aktörleri kimlerdir, oyun nasıl kurgulandı devletin kayıtlarında vardır. Bugün çıkmazsa yarın ortaya çıkar. “

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// Fethullah Gülen’in şifreli emri : Alparslan Türkeş’in ölümünde şoke eden detay


Fethullah Gülen’in şifreli emri : Alparslan Türkeş’in ölümünde şoke eden detay

Yeni Şafak yazarı Bülent Orakoğlu, "Gülen’in başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmayları olmak üzere FETÖ soruşturmasını yürüten tüm savcı ve emniyet görevlilerini gazeteci ve yazarları şifre ile ‘zehirleyin’ yönünde ölüm talimatları verdiği biliniyor" dedi.

18 Mayıs 2020

Bir dönem Fethullah Gülen’e en yakın isimlerden birisi olarak bilinen Latif Erdoğan, dün Yeni Akit gazetesindeki köşesinde, "Alparslan Türkeş’in vefatında FETÖ şüphesi" başlıklı bir yazı yazmıştı.

Yeni Şafak yazarı Bülent Orakoğlu ise, bugünkü köşesinde, "FETÖ Başbuğ Türkeş’e suikast mı düzenledi?" başlıklı bir yazı kaleme alarak, söz konusu iddiayı değerlendirdi. Orakoğlu, "Latif Erdoğan’ın bu iddiasını ispat etmesi gerekir" derken, "Aksi takdirde FETÖ’nün bu iddiası tamamen FETÖ ile mücadele eden ülkücü hareketi karalamak veya baltalamak ve rencide etmek için ortaya atılmış bir psikolojik harp taktiği anlamını taşır" diye belirtti.

Orakoğlu, FETÖ’nün, kendilerine karşı olan gazeteciler için şifreli bir emirle "zehirleyin" dediğini ve ölüm talimatı verdiğini de aktardı. "Gülen’in başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmayları olmak üzere FETÖ soruşturmasını yürüten tüm savcı ve emniyet görevlilerini gazeteci ve yazarları şifre ile ‘zehirleyin’ yönünde ölüm talimatları verdiği biliniyor" diye belirten Orakoğlu, söz konusu soruşturmayı yürüten savcıların da adliyelerde çay ocaklarında çay dahi içmediğini ifade etti.

Bülent Orakoğlu’nun yazısı şu şekilde:

"Yeni Akit Gazetesi yazarı Latif Erdoğan köşe yazısında ‘’Alparslan Türkeş’in FETÖ tarafından zehirlenerek öldürüldüğü” yönündeki kuşkularını ortaya koyan bir yazı kaleme aldı. Bu iddia 15 Temmuz kalkışmasından yaklaşık 1 ay sonra merhum Alparslan Türkeş’in koruması emekli Başkomiser Tahsin Pehlivanoğlu tarafından da dile getirilmişti. Aslında Pehlivanoğlu güçlü şüpheleri bir bir sıralamış olmasına rağmen sanırım bu konuda herhangi bir soruşturma yapılmamıştı. Latif Erdoğan ise yazısında ‘’1997 yılında Gülen’in isteği ile yüz yüze yaptıkları görüşmede Türkeş’in kendisini öldürmesi için cemaat içinden bir kişiyi vazifelendirdiği bu kişinin kendisine gelerek olayı anlattığını belirtmişti.’’ Aradan 3-5 gün geçtikten sonra Alparslan Türkeş aniden vefat etmişti. Ancak Latif Erdoğan’ın ülkücü hareketin doğal lideri merhum Başbuğ Türkeş’i FETÖ elebaşı Gülen’i öldürmek için FETÖ içinden bir kişiyi görevlendirme iddiası bu kişinin ismi ve kimliği açıklanmadığı sürece merhum Başbuğ’a atılmış açık bir iftira niteliği taşır. Latif Erdoğan’ın bu güne kadar FETÖ ile mücadelede hizmetleri bilinen bir gerçek. Bu iddiasını yazarken samimiyetine de inanıyorum. Ancak terörist başı Gülen’in Başbuğ Türkeş’e yapılması muhtemel suikasta meşruiyet kazandırmak için Latif Erdoğan’a yalan söylemiş olması da yabana atılmayacak bir ihtimal. Bu nedenle Latif Erdoğan’ın bu iddiasını ispat etmesi gerekir. Aksi takdirde FETÖ’nün bu iddiası tamamen FETÖ ile mücadele eden ülkücü hareketi karalamak veya baltalamak ve rencide etmek için ortaya atılmış bir psikolojik harp taktiği anlamını taşır.

Türkeş’in korumasından sorumlu Pehlivanoğlu’nun FETÖ tarafından zehirlenme iddiasıyla öne sürdüğü güçlü argümanlar ise şöyle: Pehlivanoğlu 1997 yılında Türkeş ile birlikte Almanya’ya gittiklerini, Türkiye’ye dönmeden 3 gün önce Başbuğa check-up yaptırdıklarını belirtiyor. Check up yapan 33 yaşındaki doktor Fikret’in Başbuğ’a “18’lik genç gibisin. Hiçbir şeyin yok‘’ dediğini ancak bu doktorun yaklaşık bir ay sonra kalp krizinden ölmesini şüpheli bir ölüm olarak niteliyor. Ayrıca Türkeş’e neden otopsi yapılmadığını sorgulayarak 8 Cumhurbaşkanı Özal’a yapıldığı gibi Türkeş’in de mezarının yeniden açılmasını adaletin tecelli etmesi açısından elzem görüyor.

TURGUT ÖZAL SUİKASTINI FETÖCÜ HAİNLER NASIL KARARTTI

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal 17 Nisan 1993 günü rahatsızlanarak hayatını kaybetti. Turgut Özal’ın zehirlendiği yönünde kuvvetli şüpheler bulunurken 15 Temmuz’dan sonra “FETÖ’cü” kimlikleri deşifre olan isimler delilleri karartma konusunda olağanüstü gayret gösterdi. Ortaya çıkan bulgular, Özal’ın ölümünün FETÖ tarafından işlenmiş bir suikast olduğuna işaret ediyor. GATA’ya götürülen Özal’ın naaşı, nöbetçi Tabip Binbaşı Mustafa Sarsılmaz tarafından teslim alındı. FETÖ’nün çekirdek kadrosunda yer alan ve 15 Temmuz’dan sonra firar eden dönemin Tabip Binbaşısı Mustafa Sarsılmaz, Özal suikastını nasıl kararttı? İlk olarak vücut boşluğuna kimyasal madde enjekte ederek yıllar sonra Özal’ın zehirlenip zehirlenmediğinin araştırılmasının önüne geçti. Öte yandan Özal’ın gerçek ölüm sebebinin ortaya çıkmaması için de saç teli örneği alınmadan defnedilmesini sağladı. Nitekim 2010 yılında başlatılan soruşturma üzerine Özal’ın kabri açıldı ve otopsi yapıldı. Hâlen FETÖ üyeliğinden yargılanan dönemin Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce, “Zehir var ama zehirlenme yok” skandal açıklamasıyla suikastı karartma faaliyetini sürdürdü. Turgut Özal son yurt dışı gezisini 3 Nisan 1993 günü gerçekleştirdi. 12 günlük Orta Asya gezisi esnasında Özal, FETÖ’nün okul görünümlü karargâhlarını da ziyaret etti. Özal’a bu ziyaretlerde hâlen FETÖ firarisi olan, Fatih Üniversitesinin eski Rektörü Şerif Ali Tekalan da eşlik etti. 15 Nisan’da Türkiye’ye dönen Özal yalnızca iki gün sonra hayatını kaybederken ortaya çıkan deliller merhum Cumhurbaşkanı’nın FETÖ tarafından zehirlendiğini açıkça ortaya koyuyor. Özal ve Türkeş suikastları delil karartma stratejileri açısından birbirine benzeyen birçok ortak noktada buluşuyor. Özal gibi merhum Türkeş’in de kabri açılıp otopsi yapılması gerçeklerin ortaya çıkması açısından elzem görünüyor.

FETÖ ELEBAŞI GÜLEN’DEN ZEHİRLEYEREK ÖLDÜRME TALİMATLARI

Gülen’in başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmayları olmak üzere FETÖ soruşturmasını yürüten tüm savcı ve emniyet görevlilerini gazeteci ve yazarları şifre ile ‘zehirleyin’ yönünde ölüm talimatları verdiği biliniyor. Soruşturmanın başında olan savcı ve emniyet görevlilerinin görev yaptıkları yerlerde yemekhaneyi kullanmadıkları, yine aynı şekilde adliyelerde ve emniyet binalarındaki çay ocaklarından çay da içilmediği kaydedildi. Paralel Devlet Yapılanması ile mücadele eden devlet görevlilerinin sadece kendi evlerinde yemek yedikleri veya evden yemek getirttikleri kaydedildi. “Ben bir arpa kadar haram yedim, zehir olsaydı, yuvam başıma yıkılsaydı, eşim ölseydi, çocuklarım nal dikseydi ben bu haramı irtikap etmeseydim” sözüyle yine ölüm emri verilen kişilerin aile bireylerinin de hedefte olduğu belirlendi."

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : TÜRKİYE GENELİNDE FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER LİSTESİ


  1. Gözaltına Alındıktan Sonra Kaybolanların İsme Göre Sıralı Listesi
  2. Gözaltında Alındıktan Sonra Kaybolanlar Şehirlere Göre Sıralı Listesi
  3. Türkiye Genelinde Kaybolanlar
  4. Terör Örgütlerince İşlenen Cinayetler
  5. Faili Meçhuller Tarihe Göre Sıralı Liste

DOKUMANTERİ BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : MİT AFGANİSTAN BÖLGESİ BAŞKANI KAŞİF KOZİNOĞLU’NUN ÖLÜMÜM ASAYA YATIRILDI !!!!


KAŞİF KOZİNOĞLU’NUN SIR ÖLÜMÜ | ERGÜN GEDEK | PANKUŞ – 108

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=7Gr4i4TMKlw

KOZİNOĞLU’NUN ÖLÜMÜNÜ ÇÖZECEK ŞİFRELER – 2 | ERGÜN GEDEK | PANKUŞ – 111

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=a865HGAD-9w

KOZİNOĞLU’NUN MEKTUPLARINDA ERDOĞAN,GÜL,GÜLEN – 3 | ERGÜN GEDEK | PANKUŞ – 112

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=QLl5Vh21K8w

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// NEDİM ŞENER : ‘Güldal, bunlar beni öldürecek!’


NEDİM ŞENER : ‘Güldal, bunlar beni öldürecek!’

Bugün gazeteci Uğur Mumcu’nun katledilmesinin 27’nci yıldönümü.

Gerçek bir yurtsever olan Uğur Mumcu, birçok konuda olduğu gibi Türkiye’nin düşmanı ve emperyalistlerin maşası olan PKK ile ilgili en gerçekçi ve cesur tahlillerde bulunmuştu.

Öldürülmeden önce terör örgütü PKK’nın Amerikan istihbarat örgütü CIA ve İsrail gizli servisi MOSSAD tarafından nasıl kullanıldığını belgeliyordu.

Yazdıklarının hepsi gerçekti ve bugün de geçerliliğini koruyor. Çünkü zamanın yıpratamadığı şey gerçeklerdir.

Biliyorum, PKK’ya ağzını açıp “terörist” diyemeyen, cinayetlerini kınayamayan ne kadar bilgisiz, hafızasız, kötü niyetli manipülatör varsa yine Uğur Mumcu’nun adını ağzına dolayacak.

Peki Uğur Mumcu’nun katledilmesi süreci nasıl, bunu biliyorlar mı?

Eşi Güldal Mumcu, cinayetten tam 20 yıl sonra 2013’te bunu ‘İçimden Geçen Zaman’ (UMAG Yayınları) kitabında anlattı.

PKK’NIN GAZETESİ ‘ÖZGÜR GÜNDEM’ HEDEF GÖSTERDİ

Uğur Mumcu öldürülmeden önce PKK ve arkasındaki gizli servislerin rollerini yazıyordu. CIA ve MOSSAD ilişkisini ortaya döküyordu. Öldürülmeden iki hafta önce 7 Ocak 1993’te Cumhuriyet’te yayınlanan, Güldal Mumcu’nun da kitabında yer verdiği yazısını şu soruyla bitirmişti:

“(…) Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?”

Uğur Mumcu PKK terör örgütünü yazdıkça ona “Kürt düşmanı” iftirasını atıyorlardı, hedef gösteriyorlardı, tıpkı bugün olduğu gibi.

Nitekim Mumcu başına gelecekleri cinayetten kısa bir süre önce eşi Güldal Mumcu’ya anlatmıştı. Güldal Mumcu, ‘İçimden Geçen Zaman’ kitabında yaşadıklarını şöyle aktardı:

“1992 yılının sonbaharında bir sabah… Uğur gazeteleri okumuş, ayakta duruyor. Ben yine bordo koltuktayım. Birden, ‘Güldal’ dedi, ‘Bunlar beni öldürecekler!’

‘Kim?’ dedim.

Yaşar Kaya’nın Özgür Gündem gazetesindeki makalesini gösterdi, şu satırları okudum:

‘Kürtler Cumhuriyet’in kurulmasında temel taş oldular. 1925’ten sonra Kürtler inkâr edildi. Bu konuda Mumcu’nun Kürtler için istediği bir şey var mı? Herkes maskesini çıkarsın!… Yoksa yüzlerindeki maskeyi biz yırtacağız. Biz yırtmazsak bile Kürt halkının dinamiği yırtacak. Herkesin notu, karnesi belli olmuştur. Kürt düşmanlığı yapmamak bile namus borcudur…’

‘Nereden çıkarıyorsun?’ dedim.

‘Halkın dinamiği yırtacaktır, sözünden. Bundan daha açık söyleyemezler’ dedi.” (Sayfa 47-51)

Uğur Mumcu, PKK’nın dış desteği yanında örgütün elebaşısı olan Öcalan ve yurtiçindeki karanlık ilişkileri araştırıyordu. 1970’lerde aynı suçtan yargılanan kişilerden daha hafif ceza ile kurtulan Öcalan’ın, Maliye Bakanlığı’ndan aldığı bursun kesilmesi gerekirken 1980’e kadar devam ettiği ve bir şekilde korunduğunu araştırıyordu.

Güldal Mumcu’nun kitabında anlattığına göre 1970’lerde savcı olan ve 1993 yılında DYP’den milletvekili olan Baki Tuğ, Uğur Mumcu’ya, “Bana onun MİT görevlisi olduğuna dair bir yazı gelmişti. Arşivimde olma olasılığı yüksek. Çarşamba günü gelin, bulmuşsam belgeyi size veririm” dedi.

Ancak o görüşme gerçekleşemedi, çünkü pazar günü arabasında bomba ile havaya uçurulan Uğur Mumcu, o görüşmenin olacağı gün gözyaşları içinde toprağa veriliyordu, arkasında da tamamlayamadığı “Kürt Dosyası” isimli kitabı bırakarak…

HÂLÂ O TUĞLANIN ÇEKİLMESİNİ BEKLİYORUZ

GÜLDAL Mumcu, kaybettiği eşi Uğur Mumcu’nun ablası Beyhan Gürson ile 4 Nisan 1995 günü saat 14.30’da soruşturmayı yürüten savcı Kemal Ayhan’ın odasına gider.

Bir yıldan fazla süren soruşturma sonucunu merak eden Güldal Mumcu, “Acaba olayın failleri hakkında bir kanaatiniz oluştu mu? Sizi temin ederim söyledikleriniz burada kalacaktır” diye sorar.

Kemal Ayhan, “Uluslararası istihbarat örgütleri, biraz mafya ve karanlık güçler” cevabını verir. 26 Haziran 1995 günü savcı Kemal Ayhan, eşi ve çocuklarıyla tatilde olduğu sırada evinde ölü bulundu, otopsi bile yapılmadan defnedildi. Güldal Mumcu, o süreçte dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile yaşadığı bir diyaloğu aktarır: “Avukat Sayın Emin Değer’in de bulunduğu bir gün bizim eve gelen Mehmet Ağar, cinayetin karmaşıklığını anlatmak için, ‘Öyle bir iş ki, bir duvar gibi… Bir tuğla çekersek duvar yıkılır’ dedi. Ben de kendisine ‘Çekin o zaman’ cevabını verdim. ‘Çekemem, yapamam’ dedi.”

Ağar bunu reddetti ama Türkiye 27 yıldır hâlâ gerçeğin önündeki tuğlanın çekilmesini bekliyor.

İSRAİL BÜYÜKELÇİSİ: ÖLDÜRÜLMEKTEN KORKMUYOR MUSUNUZ?

GÜLDAL Mumcu, Uğur Mumcu’nun araştırmalarının sonucunda vardığı noktayı şöyle aktarıyor kitabında: “Uğur Türkiye’de yaşanan terör olaylarını, Kürt isyanlarının karmaşık arka planını araştırdıkça, tahmin edilemeyecek birçok ilişkiye, ilginç bağlantılara, CIA, MOSSAD ve MİT ile Emniyet ve askeri istihbarat dahil birçok ülkenin istihbarat örgütünün varlığına ve bu arada Barzani’nin MOSSAD ve CIA ile ilişkilerini ortaya koyan yayınlara ulaşıyordu.”

Yazdıkları hem yurtiçinde hem de yabancı ülkeler tarafından yakından takip ediliyordu. Güldal Mumcu, Uğur Mumcu’nun otomobili içinde havaya uçurulmadan iki hafta önce İsrail büyükelçisiyle yaptığı görüşmeyi aktarıyor: “8 Ocak 1993 günü İsrail büyükelçisi Uğur’u görüşmeye çağırdı. Döndüğünde, sohbet ettiklerini, ne için çağrıldığını tam anlayamadığını ama konuşmanın bir yerinde büyükelçinin ‘Öldürülmekten korkmuyor musunuz?’ diye sorduğunu söyledi.”