NOSTALJİ DOSYASI : 65 YAŞ ALTI GENÇLERE ESKİ TÜRKİYEYİ ANLATIYORUZ /// BUYRUN !!!


Erdoğan 65 Yaş Üstüne seslenmiş; “Lütfen gençlere eski Türkiye’yi anlatın” diyor…

Arnavut Selim de anlatıyor, buyrun okuyalım..

"Toplaşın anlatıyorum.

Yaşım 65… SGK emeklisiyim ve 14 yaşımdan beri de çalışıyorum. Siyasal Bilgiler mezunu ikiz kızlarım var.

* Kredi kartımız yoktu. O yüzden bakkala falan borç yazdırırdık. Bakkallar süpermarket olmadığı için haciz falan gelmezdi.

* Sendika vardı. Tamam korkutmasa da adamı öyle kapının önüne beş parasız koymaya patron potkası sıkmazdı!…

* Devlet memuruna it muamelesi yapmaya g*t isterdi. 657 sıkı kanundu.

* Öğretmen saygı görürdü. Ana baba gelip höt zöt edemezdi. Onlar da öğrencilere tecavüz etmezlerdi.

* Öğretmenlerden gizli sigara içmek cesaretti ama, okul önünde uyuşturucu satmak akla hayale bile gelmezdi!…

* Komşunun çocuklarını istediğin gibi öper koklar oynardın.. Kimse "ulan çocuğu taciz mi edecek" diye seni kollamazdı.

* İnanan, inanmayan herkes çocuklara melek gözüyle bakardı. Mahallenin imamından dayak yemek işin şanındandı ama taciz edilmek akla bile gelmezdi.

* Babana gidip Cemil Hoca sırtımda sopa kırdı dedin mi "vay piç kurusu delirttin mi hacı abiyi" diye bi arabada ondan yerdin ama "sana başka bir şey yaptı mı" diye sormazdı.

* Baban emekli olmaya yaklaştı mı ananla beraber iki göz oda aramaya başlardın, çünkü ikramiyen ona yeterdi.

* Ne kadarın varsa ev bark alırken "Allah kerim" deyip eşten dosttan yardım isterdin. Kimse %70 enflasyon var ben sana dolar veriyim dolar alırım demezdi.

* Sana kuyruğuna, tüp kuyruğuna girerdin ama o kuyruklarda tanışıp evlenenlerin haberini alırdın.

* Semtlere göre okul farkı yine vardı ama kimsenin anası babası "benim çocuğum onunla, bununla aynı sınıfta olamaz" diyemezdi.. Ayıptı, günahtı, gerçekten Allah’tan da kuldan da utanırdı insanlar.

* GIRGIR’ da HEY ‘de bir milyon satardı ve bu mizah dergileri ne kadar siyasetçi varsa, yerin dibine sokup çıkarırdı ama hiçbir siyasetçi onlara ilişmezdi.. Çünkü bilirlerdi ki bu sefer Fırt ve Çarşaf da fena giydirecek.. Oğuz Aral’a laf edecek siyasetçi zaten silinirdi!…

* Ulan Atatürk’e ayyaş demek ne demek! Evi işgal edilir, kolpası İstanbul’u dağıtırdı be!…

* Bir siyasetçi "ananı da al git, afedersin Ermeni, kadın mıdır kız mıdır, Alevi" laflarını ağzına alamazdı.

* Siyasetçilerin hepsinin diploması vardı..Ama mesela Ecevit benim üniversite diplomam var demezdi..

* Hırsızlık olmaz mıydı tabi ki olurdu ama o adam çıkardı sahadan.. İster Başbakan’ın yeğeni, isterse İSKİ müdürü olsun.!!!

* Ulan aynı ceket aynı pantolonla yıllarca okula gittim de gelecekten korkmadım..

Hep gülecek sevinecek bir şeyler oldu ama 16 senedir bu çocuklar için korkuyorum"…

* öyle özel okullar, servisler yoktu. okula gitmek için kilometrelerce yol yürür, kantin sıralarında kuyruk olur, iş-teknik derslerinde el becerilerini geliştirir, eve iş getirirdin.

* Öğretmenler sinema önlerinde nöbet tutardı öğrenciler sinemaya gitmesin, sinema saatlerinde evlerinde ders çalışın diye!

* sokaklar böyle boş ve ruhsuz değildi, herkes sokaklardaydı aksine kimse eve girmezdi, büyük çay, kek, börek sohbete dalar, çocuklar sokaklarda tipi tip, gazoz kapağı, misket, yakar top, çelik çomak, uzun eşşek, saklambaç oynar, gençler mahalle maçları yapardı.

* O zaman da televizyon vardı ama her evde bulunmazdı, siyah beyazdı herşey ama yaşamımız renkliydi. Böreğimizi, çekirdeğimizi alır Tv olan komşumuza sinemaya gider gibi giderdik hele hele Sanfransisko sokakları, ve Dallas’ı iple çeker, şeker kız kendi, heidi ve tarzan izlerdik 🙂

* Ya komşuluk? Bayramlar da başkaydı, öyle seyahatler, tatil vs yoktu. Ayırım, ötekileştirme, öteleme yoktu. Gayrı müslim komşularımızla bayramlarımızı ve bayramlarını beraber kutlardık.

* Sabah evden çıkar akşama kadar sokakda oyun oynar, komşu evinden su içer, yemek yer yine oyuna koşardık. Şimdi iki çocuğum var bırakın sokakta oynatmayı kapımın önündeki bahçemizde bile tek başına bırakıp da oynatamıyorum…

* Aynen anlatıldığı gibi gelecek korkumuz yoktu. kin, nefret nedir bilmezdim. öteki, beriki bilmezdik evet eski TÜRKİYE çooooook güzeldi

* acılarımızı paylaşırdık, ya bana birşey olursa diye bu kadar dertlenmezdik, birimizde cenaze olsa yassını bütün sokak tutardık.

* Elektriği kaçak kullanmak zorunda kalırdık, en yakın elektrik direğine ulaşmak için 500mt damdan dama kablo çekerdik ama kimse “benim damımdan geçemezsin” demezdi

* sevmek öyle kolay değildi, aşk emek isterdi, yürek isterdi, öyle üç günlük aşklar yoktu, yıllarca içinden sever ama söyleyemeye korkardın, sevdin mi adam gibi severdin.

* komsu kizlari komsu erkek cocuklarina emanetti. Cocuklar oynarken gece 22.00 23.00 lere kadar anne baba bahcelerde komsularla oturur bizler oynardik ama hic kimse kimseye kötü gözle bakmazdı.

* Sıkımı bir baska mahalledeki bir kimsenin çocuğu senin mahallende çapkinlik yapacak

* komsu ayse abla hadi yavrum bana 2 ekmek aliver dese, sorgulamadan, düşünmeden gidiyordun.

* Cenazelerde ayrılık yoktu, Hele Şehit cenazelerin de hiç yoktu, şehitler hepimizin şehidi idi, Tüm Türkiye yasa bürünür dü

* siyasiler tv ye ciktigi zaman hepimiz oturur izlerdik. meclis oturumunu yillar onceden kesintisiz verilirdi, hele hele bütçe aciklamalarini izlerdik .simdi butce aciklamasi bile yok kasada ne kadar var toprağın kaci satildi ortuluden kim ne kadar kullandı ???

* bayramlarimiz daha da guzeldi. Ah o gunlere gidebilsek keşke,,,

* insanlar insandı, adamlar adam, komşular komşu, hüzünler ve sevinçler ortaktı, yaşamda bir tat vardı…. 😞

* emeklilerin maaşı kendine yeterdi, torun ziyaret etmekten, sevmekten korkmazlardı, torunlarla dışarı çıkınca “acaba birşey isteyecekmi” diye tedirgin olunmazdı…

* kısacası yaşamaktan da zevk alırdık, mücadele etmektende …

eğer ki Anılarımız Canlandıysa, O günleri yeniden yaşadıysak, eski komşu, arkadaş, dostluklar ve hatta aşklar aklımıza geldiyse ve Gözlerimiz dolduysa lüfen yoruma neler hissettiğinizi ve yüzünüze yansıyan ifadeyi paylaşır mısınız?🙏🏻

ve çocuklarınız ve torunlarınıza okutur musunuz?

FSB DOSYASI : Eski Rus istihbaratçı SSCB’nin çöküşünü CIA’deki arkadaşlarından öğrenmiş


Eski Rus istihbaratçı SSCB’nin çöküşünü CIA’deki arkadaşlarından öğrenmiş

Eski Sovyet ve Rus dış istihbarat mensubu Yuriy Şevçenko, SSCB’nin yaklaşan çöküşünü Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nda (CIA) görevli arkadaşlarından öğrendiğini anlattı.

Genç istihbaratçılar ile ilgili kitabını Moskova’da tanıtan eski Sovyet ve Rus dış istihbarat mensubu Yuriy Şevçenko, etkinlikten sonra gazetecilere geçmişteki çalışmaları ile ilgili bazı bilgileri paylaştı. Şevçenko, SSCB’nin yaklaşan çöküşü ile ilgili bilgileri CIA’de görev yapan arkadaşlarından aldığını belirtti.

Eski istihbaratçı, “Ülkemizin başına geleceklerini oradan, içeriden öğreniyordum. En iyi arkadaşlarım CIA çalışanlarıydı ve onlar, ülkemizin nasıl dağıldığını, onların neler yaptığını anlatıyordu, her şey biliniyordu” diye konuştu.

Adı şimdiye kadar gizli tutuldu, nerede görev yaptığı halen açıklanmıyor

Şu ana kadar tam olarak nerede görev yaptığı resmen açıklanmayan 1939 doğumlu Yuriy Şevçenko’nun daha önce gizli tutulan adı, geçen ocakta kamuya duyuruldu. Halk, Şevçenko ile birlikte Rusya’nın çıkarlarının korunmasına ve güvenliğinin sağlanmasına büyük katkıda bulunan daha 6 istihbaratçının adını da öğrendi. Adları açıklananların arasından 4 kişinin artık hayatta olmadığı anlaşıldı.

Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) basın dairesinden yapılan açıklamaya göre Şevçenko, 1969’dan itibaren istihbarat toplama görevi ile yurt dışına gönderiliyordu. Görev süresi boyunca dış kaynaklardan bilgi topluyor ve çok gizli konularda dahi değerli olabilecek bilgilere ulaşıyordu.

2001’de Şevçenko’nun yurtdışında yürüttüğü görevine son verilmesi ve Rusya’daki merkezde çalışmalarına devam etmesi kararlaştırıldı. Çok sayıda devlet nişanı ile ödüllendirilen Şevçenko, 2017’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla en yüksek dereceli ‘Rusya Federasyonu Kahramanı’ ödülüne sahip oldu.

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI : Pakistan eski Cumhurbaşkanı General Muhammed Ziya’ül Hak’ın ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ


Pakistan eski Cumhurbaşkanı General Muhammed Ziya’ül Hak’ın ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ

Eski Genelkurmay başkanı tarihi kazaya ilişkin konuştu! Cumhurbaşkanının ölümünde CIA detayı

Pakistan eski Cumhurbaşkanı General Muhammed Ziya’ül Hak’ın, 32 yıl önce 5 üst düzey askeri yetkili ve ABD Büyükelçisi ile hayatını kaybettiği uçak kazasıyla ilgili yeni iddialar ortaya atıldı. Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mirza Aslam Beg kazaya ilişkin uygun bir soruşturma yürütülmesi için baskı yaptığı ve o dönemin hükümetinin dikkate almadığını söyledi. Beg, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) kazayla ilişkisi olduğuna inanmak için güçlü nedenleri olduğunu savundu.

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mirza Aslam Beg ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Tümgeneral Mahmud Ali Durrani, Pakistanlı eski bakan ve Ziya’ül Hak’ın oğlu olan Muhammed İcaz’ül Hak’ın kendilerine yönelttiği, uçak kazasıyla ilişkileri olduğuna dair iddiaları reddetti ve bu kazanın ardındaki nedenler konusunda farklı sonuçlar ortaya koydu.

Mirza Aslam Beg, Anadolu Ajansına (AA) yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanlığı görevi boyunca, kazaya ilişkin uygun bir soruşturma yürütülmesi için birçok kez baskı yaptığını ancak o dönemki hükümetin, taleplerini dikkate almadığını belirtti. Beg, "Bu bir kaza değil sabotajdı. Tüm bulgular bunu gösteriyor" dedi.

İcaz’ül Hak’ın, babasına yönelik komployla ilgili kendisine yönelttiği iddialara yanıt vermeye lüzum görmeyen Beg, ülkede sivil hükümete "yumuşak geçişte" payı olduğunu anımsattı.

Ziya’ül Hak’ın ölümünden üç ay sonra yapılan Kasım 1988 genel seçimlerine atıfta bulunan Beg, "Seçimleri düzenleyen ve askeri yönetim yerine ülkenin yönetimini demokratik bir hükümete teslim eden kişi bendim. Eğer herhangi bir komploya karışmış olsaydım, bunun bana nasıl bir faydası olacaktı. (Ordu içinden) Baskıya rağmen sıkıyönetim getirmedim. Genelkurmay Başkanı olarak görev süremin uzatılmasını bile kabul etmedim. O zaman neden bana hiçbir şekilde fayda sağlamayan bir komploya karışayım ki?" ifadelerine yer verdi.

1988-1991 yıllarında Genelkurmay Başkanlığı yapan Beg, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) kazayla ilişkisi olduğuna inanmak için güçlü nedenleri olduğunu savundu. Beg, kazada ölen ABD Büyükelçisi Arnold Lewis Raphel’in de CIA’in arkasına saklanmayı adet edindiği günah keçisi olduğunu iddia etti.

Mirza Aslam Beg ayrıca görev süresi boyunca askeri istihbarat tarafından yürütülen iç soruşturmanın CIA’in kazadaki rolü hakkında şüphe uyandırdığını kaydetti ancak iç soruşturmanın ayrıntılarına ilişkin bilgi paylaşmadı.

Durrani, sabotaj teorisini reddediyor

İcaz’ül Hak, AA’ya verdiği röportajda, mango kasalarının patlayıcı taşıdığına dair kanıtlar bulunduğuna işaret ederken, pilotları etkisiz hale getirmek için kabine sinir gazı pompalandığını iddia etmiş ve "Kumpası kuranlar, hiçbir şeyi şansa bırakmak istemedi. Sinir gazı kullandı ve aynı zamanda dışarıdan patlayıcılar ateşledi" demişti. Ziya’ül Hak’ı tank tatbikatını izlemeye Tümen Komutanı Durrani’nin zorladığını iddia eden Hak, babasının bunu yapmak istemediğini ve ikamet ettiği askeri lojmanın kayıtlarına göre, Durrani’nin, babasını Bahawalpur’a uçmaya ikna etmek için 16 kez aradığını söylemişti.

Bahawalpur çöllerinde Amerikan tanklarının tatbikatını izlemek için Ziya’ül Hak’a ev sahipliği yapan Multan merkezli zırhlı tümeninin o dönemki komutanı Mahmud Ali Durrani, AA’ya yaptığı açıklamada, sabotaj teorisine inanmadığını söyleyerek uçak kazasının sadece bir "teknik hata"dan kaynaklandığı konusunda ısrar etti ve bütün komplo teorilerini "çocukça" olarak nitelendirdi. Tüm bu teorilerin tezgahlandığını savunan Durrani, "Gerçek şu ki bu talihsiz kazaya yol açan tamamen teknik bir hata oldu. Bu, C-130 tipi uçakta ilk kez görülen teknik bir hata değildi. Kazadan aylar önce Karaçi ve Çitral havaalanlarında C-130’da iki kez teknik hata görüldüğünü hatırlıyorum. Her iki olayda da Ziya’ül Hak’a eşlik ediyordum" diye konuştu.

İcaz’ül Hak’ın iddialarını "temelsiz" olarak nitelendiren Durrani, aynı zamanda ordu komutanı olan Cumhurbaşkanı’nı, tankların tatbikatını teftiş etmeye zorlamanın mümkün olmadığını söyledi. 1961-1998 yıllarında orduda, Mayıs 2008’den Ocak 2009’a kadar da ülkenin Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapan Durrani, "Ziya’ül Hak, bir çocuk değildi, o Cumhurbaşkanı ve ordu komutanıydı. Onu, istemediği yere gitmeye nasıl zorlayabilir veya ikna edebilirdim? Bu, tamamen Ziya’ül Hak’ın tankların saha tatbikatını görme kararıydı. Buna, kolordu komutanlarının toplantısında karar verilmişti. Bunların pek çoğu kayıt altında" diye konuştu.

Ziya’ül Hak’ı 16 kez aradığını reddeden Durrani, "Bu bir yalan. Bahawalpur’u ziyaret etmeden birkaç gün önce onu yalnızca iki kez aramıştım" dedi.

İcaz’ül Hak’ı siyasi çıkarlarına göre davranmakla itham eden Durrani, "Eğer (İcaz’ül Hak) ciddi olsaydı, kendi seçeneğinin soruşturulması için baskı yapardı" yorumunu yaptı.

Ancak Durrani, İcaz’ul Hak’ın, Yargıç Şafi-ur-Rehman Komisyonu’nun konuya ilişkin hazırladığı raporun kamuoyu ile paylaşılması yönündeki talebine destek verdi ve "Sadece Yargıç Şafi-ur-Rehman Komisyonu’nun raporunun değil, diğer pek çok raporun hiçbir zaman kamuya açıklanmamış olması talihsiz bir durum. Bu da sonunda komplo teorilerini doğuruyor. Bu raporlar halka açık olsaydı komplo teorileri olmazdı" değerlendirmesini yaptı.

Tatbikatı izlemeye gidiyorlardı

17 Ağustos 1988’de, C-130 tipi askeri uçak, Pakistan’ın başkenti İslamabad’ın yaklaşık 530 kilometre güneyinde Bahawalpur yakınlarında düştüğünde General Ziya’ül Hak, beş generali ve ABD Büyükelçisi Arnold Lewis Raphel hayatını kaybetmişti. Uçaktakiler, ABD’nin Pakistan’ı satın almaya zorladığı M-1/A savaş tanklarının tatbikatını izlemek üzere çöldeki askeri bölgeye gidiyordu.

Eski Bakan Hak, AA’ya verdiği demeçte, şüphelerin İsrail ve Hint istihbaratçılarının yanı sıra, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Aslam Beg ve dönemin Multan merkezli zırhlı tümeninin komutanı Tümgeneral Mahmud Ali Durrani’ye yöneldiğini ifade etmişti.

Ordu içinde gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan askerilerin dahi tehdit edildiği ve sürüldüklerini söyleyen Hak, Hava Tuğgeneral Zahir Zaidi’nin tüm itirazlara rağmen uçak enkazından topladığı bazı parçaları ve mango kalıntılarını bir laboratuvara götürerek gizlice analiz ettirdiğini belirtmişti. Hak, "Kimyasal testlerde antimon, fosfor ve patlayıcılarda kullanılan diğer kimyasalların izine rastlandı. Bunlar sabotaj teorisini ispatlıyor. Fakat müteakip hükümetler soruşturmayı ilerletme ve suçluları ortaya çıkarma cesaretini gösteremedi" ifadesini kullanmıştı.

ABD tarafından desteklenen Ziya’ül Hak, Sovyet-Afgan Savaşı’nda önemli bir rol oynamış ve 1980’lerde Afgan mücahitlerini koordine etmişti.

Pakistan hükümetlerinin babasının ölümünü soruşturma konusunda irade göstermediğine dikkati çeken Hak, Amerikalıların başından beri olayı kaza olarak değerlendirme eğilimde olduğunu belirtmişti.

Icaz’ül Hak, eski Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref ve eski Başbakan Navaz Şerif döneminde bakan olarak görev yapmıştı.

BİYOGRAFİ DOSYASI : KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUCUSU ESKİ MİLLİ EĞİTİM BAKANIMIZ HASAN ALİ YÜCEL’İ TANIYALIM !!!!


KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUCUSU ESKİ MİLLİ EĞİTİM BAKANIMIZ HASAN ALİ YÜCEL’İ VEFATININ 59. YILINDA ÖZLEM İLE ANIYORUZ.

KAYNAK : WIKIPEDIA

Hasan Âli Yücel (17 Aralık 1897, İstanbul – 26 Şubat 1961, İstanbul), öğretmen, eski Milli Eğitim Bakanı, Köy Enstitüleri’nin kurucusu.

Hasan Âli Yücel 17 Aralık 1897’de İstanbul’da doğdu. Baba tarafından Posta Nazırı Göreleli Hasan Ali Efendi’nin, anne tarafından ise Japon sularında batan Ertuğrul Fırkateyni süvarisi deniz albay Ali Bey’in torunudur. Babası Ali Rıza Bey, annesi Neyyire Hanım’ dır[1]. Eğitim yaşamını sırasıyla Mekteb-i Osmani, Vefa İdadisi, Cağaloğlu Darülmuallimin-i Âli’ye (Yüksek Öğretmen Okulu) okullarında sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi ve 19 Aralık 1922’de öğretmenliğe başladı. 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (Türk Dil Kurumu) kurulmasıyla Hasan Âli Yücel etimoloji kolu başkanlığına getirildi. 1935 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden, İzmir Milletvekili olarak Meclise girdi, art arda dört dönem milletvekilliği yaptı[2].[3] Giresun’un Görele ilçesinde adına " Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi " kurulmuştur. İstanbul Üniversitesi’nin eğitim fakültesi de Hasan Ali Yücel adıyla kurulmuştur. "Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi".[4]

Bakanlık dönemi

28 Aralık 1938’de Hasan Âli Yücel, 2. Celal Bayar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi. Üniversite reformu (Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin kurulması, Yüksek Mühendis Okulu’nun İTÜ’ye dönüştürülmesi ve Ankara Tıp Fakültesi’nin kurulması), Köy Enstitüleri’nin kurulması[5], Dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi[6][7] ve ilk resmi ve telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi’nin ön çalışmaları onun bakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. Devlet Konservatuvarının kurulması (20 Mayıs 1940), Türkiye’nin UNESCO’ya girişi onun çabaları sonucunda olmuştur. Dört yıllık çabaları sonucunda 25 Haziran 1946’da Üniversiteler Yasası çıkartılır. "Bu yasayla, yüksek öğretim kurumlarının Bakanlıkla olan "sıkı bağı" önemli ölçüde gevşetilmiş, mevcut kuruluşlar yapısal bir bütünlüğe kavuşturulmuş, böylece üniversiteye organik bir karakter kazandırılmıştır. Bu yasanın getirdiği bir başka sonuç da, "dışarıdan gerilim" yerine "içeriden denetim"in getirilmiş olmasıdır. Ankara Üniversitesi de bu yasanın sonucu olarak kurulmuştur."[8]

Oğlu şair Can Yücel, babası için "Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" adlı şiirini yazmıştır.

Son yılları

5 Ağustos 1946’da 7 yıl 5 ay sürdürdüğü Milli Eğitim Bakanlığı görevinden istifa etti. İstifasından sonra gazetecilik görevine döndü. 26 Şubat 1961 tarihinde konuk olarak kaldığı Prof. Dr. Tevfik Sağlam’ın evinde öldü. 2 Mart 1961 tarihinde Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Hasan Âli Yücel, şair Can Yücel’in babasıdır.

MOSSAD DOSYASI /// Eski Mossad şefinden şok iddia : Humeyni’ye suikast teklifi !!!


Eski Mossad şefinden şok iddia : Humeyni’ye suikast teklifi !!!

Mossad’ın eski Tahran istasyon şefi Eliezer Tsafrir,, İran Şahı Pehlevi’den gelen Humeyni’ye sürgünde bulunduğu Paris’te suikast düzenlenmesi talebinin Tel Aviv tarafından reddedildiğini açıkladı.

Sputnik’te yer alan habere göre, İsrail’in eski ünlü casuslarından Eliezer Tsafrir, geçmişte Mossad istasyon şefi olduğu İran’daki İslam devrimi yıldönümü törenlerini bugün ekrandan takip etmesi öncesi açıklamalarda bulundu.

1948 yılında kurulan İsrail’i nüfusunun çoğunluğu Müslüman ülkeler içinden Türkiye’den sonra İran’ın tanıdığını hatırlatan Eliezer Tsafrir, “İsrail için İran dünyada ikinci en önemli müttefikti. Şah Rıza Pehlevi’nin son yılında İran’da 1300 İsrailli çalışıyordu” dedi.

1978 YILINDA YAŞANAN OLAYLAR

1978’de İran’daki karışıklığa rağmen, The New York Times gazetesinin Şah rejiminin devrilmesinin 15 yıl alacağı tahmininde bulunduğunu, Mossad ve Şah’ın gizli servislerinin de benzer görüşlerde olduğunu aktaran Tsafrir, ancak Kasım 1978’de muazzam protestoların patlak verdiğini, mitinglerden birinin protestocuların İsrail havayolu El Al’ın ofisini basıp ateşe vermesiyle sonuçlandığını, ofistekilerin linç edilme korkusuyla damdan atladığını anlattı.

Eski Mossad casusu, “Gelip kurtarmaları ve kızgın kalabalığı dağıtmaları 5 saat aldı. O zaman anladık ki, kendi göbeğimizi kendimiz kesmemiz lazım” dedi. Tsafrir’in Tel Aviv’i arayıp üstlerine olanları anlatması üzerine İsrail tüm vatandaşlarını İran’dan çıkarmak için üç uçak gönderdi ve Mossad istasyon şefini her şeyin yolunda gitmesini sağlamakla görevlendirdi.

“ŞAH’IN KİŞİSEL TALEBİ: HUMEYNİ’YE SUİKAST”

Bu noktada İsrail’in İran’la ilişkilerin dönüşü olmayan noktaya vardığını anladığını, Şah’ın da ülkenin saptığı rotayı fark ettiğini belirten Tsafrir, şunları söyledi:

* Aralık ayında üst düzey bir yetkili bana yanaştı ve Şah’ın kişisel talebini iletti. Şah, Mossad’ın Ayetullah Humeyni’ye Paris’te suikast düzenlemeye istekli olup olmadığını öğrenmek istiyordu.

* Hemen Tel Aviv’i arayıp talepten haberdar ettim, ama gönülsüz bir ‘hayır’ yanıtı aldım. Bana ‘İsrail’in dünyanın polisi olmadığı’ söylendi.

“ORTADAN KALDIRSAYDIK DÜNYA BİZE KARŞI OLURDU”

Bugünden baktığında, Tel Aviv’den o kararın gelmesinden pişmanlık duymadığını ifade eden Tsafrir, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“O zaman Humeyni’yi ortadan kaldırsaydık, tüm dünya bize karşı olurdu ve uluslararası toplum bizim onları büyük bir felaketten kurtardığımız anlayışına hiçbir zaman varmazdı. Felaketin büyüklüğünü şimdi anlıyorlar.”

“NÜFUSUN YÜZDE 80’İ REJİMDEN BEZMİŞ”

İran’daki teolojik yönetiminin bir gün gelip sona ereceğini söyleyen eski İsrail casusu, “Nüfusun yüzde 80’ini rejimin onlara dayattığı kısıtlamalardan bezmiş gençler oluşturuyor. Kot giyip ruj sürmek, harem-selamlıktan kurtulmak ve hepsinden önemlisi haklarını geri kazanmak istiyorlar” dedi.

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Eski Philips çalışanından itiraf ! “Türkiye’yi dinliyorduk”


Eski Philips çalışanından itiraf !!!! "Türkiye’yi dinliyorduk"

Hollanda merkezli Philips şirketinin eski bir kriptografı Cees Jansen Türkiye ile ilgili şoke eden bir itirafta bulundu. Philips ürettiği cihazlarla Türkiye’yi dinlemişti. Jansen’in itirafına göre Philips bunu BVD, AIVD ve Amerikan istihbarat servisi CIA için yaptı.

Bu haftanın başlarında istihbarat servisleri CIA ve Alman BND’nin birçok ülke hükümetinin iletişimini ele geçirdiği açıklandı.

Aslında bu dinleme çalışması yeni bir durum değildi. CIA ve BND, 1970’den itibaren İsviçre şirketi Crypto AG’nin gizli sahibiydiler. Şirket,120’den fazla ülkeye gizli iletişimi şifrelemek için kullanılan sistemler satmıştı. Bu ülkeler arasında Türkiye de vardı.

Ancak bu şifreleme bazı ülkeler için kasıtlı olarak zayıflatıldı. Böylece şirket CIA ve BND (Alman istihbaratı) için şifrelenmiş mesajların basit bir şekilde deşifre edilerek çözülmesini olanak sağladı.

Jansen’e göre Türkiye de CIA tarafından izlenmek istenen ülkeler arasındaydı. Ancak Alman istihbarat servisi BND, Türkiye’yi dinlemeye yanaşmadı. Buna gerekçe olarak da NATO üyesi olmasını ve resmi olarak Almanya’nın müttefiki olmasını gösterdi.

Bunun üzerine de CIA, BND ile gizli ortak olduğu Crypto AG yerine Türkiye’yi dinlemek için Hollanda’nın köklü şirketi Philips’ten yardım istedi.

PHİLİPS VE HOLLANDA İSTİHBARAT SERVİSİ TÜRKİYE’Yİ DİNLEMEYE BAŞLADI

Philips, Aroflex’in şifrelemesini zayıflatmak için AIVD’nin öncüsü olan BVD ve Amerikan istihbarat servisi CIA tarafından görevlendirildi. Aroflex, NATO müttefikleri arasında gizli iletişim için tasarlanmış bir kodlama cihazıydı. Türkiye, bu cihazı, ordunun iç iletişimi için kullandı. Kriptograf Jansen, Philips bu çağrıya cevap verdi.

Firmada kriptograf olan Jansen, o dönem kendisinden istenene farklı baktığını belirterek, "Patronun benden istediğini yaptım, yapılması gerekeni yaptım. Müttefik Türkiye’yi aldatma operasyonunu sorgulamadım" dedi.

Philips ise ortaya çıkan dinleme skandalına ilişkin yorum yapamayacağını belirterek, "Çok uzun zaman önce şirket arşivini inceledik. Ancak arşivcilerimiz bu konuda herhangi bir bilgi bulamadılar." ifadesini kullandı.

MİT DOSYASI /// Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’


Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşmasını dinlerken, hafızam beni ‘Ergenekon Belgelerinde Fetullah Gülen ve Cemaat’ kitabını yazdığım 2009 yılına götürdü.

Kılıçdaroğlu konuşmasında şunu söyledi: “Bir MİT müsteşarının, Sayın Şenkal Atasagun’un bir gazeteciye 1 Ekim 1999’da yaptığı açıklamayı -FETÖ’yle ilgili olarak diyor ki- aynen okuyorum: ‘Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar.’ Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı’nın yaptığı açıklama. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer almışlardır. Değerli arkadaşlarım, bu 1999’da yapılan açıklamadır.”

BALBAY’IN GÜNLÜKLERİNDEN

Dinleyenler fark etmemiş olabilir; konuşmada atıf yapılan ama adı söylenmeyen gazeteci, eski CHP milletvekili Mustafa Balbay’dır. Ergenekon operasyonları sırasında bilgisayarından çıkan ve ‘Balbay’ın günlükleri’ diye bilinen notlarda birçok görüşmeye ilişkin anılar yer alıyordu. Bunlardan birisi de Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında bahsettiği 1 Ekim 1999 tarihinde yapılan görüşmeye ilişkin notlardır. Ben bu notlardan FETÖ örgütü ile ilgili olanları 2009 yılında yazdığım kitabıma almıştım. O yüzden Kılıçdaroğlu’nu dinlerken günlükten yapılan alıntının kısaltılmış olması dikkatimi çekti. Oysa Balbay’ın günlüğüne yazdığı notun tamamı, FETÖ’nün iktidar hedefini, yöntemini çok net anlatıyordu. En iyisi ben tamamını aktarayım.

Balbay görüşmeyi bilgisayarına “1 Ekim 1999 Cuma akşamı MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile akşam yemeği” olarak kayıt etmiş. Saat 19.20’de MİT Müsteşarı’nın konutuna giden Balbay, saat 21.00’e kadar Atasagun’la eşinin de bulunduğu ortamda sohbet etmiş. Ardından MİT Müsteşar Yardımcısı Miktad Alpay ve Toplum ve Halkla İlişkiler Müdürü ile yemek yemiş. Balbay, Atasagun ve diğer MİT yöneticileri ile görüşmeyi konulara göre kayıt etmiş. Balbay’ın “Fetullah Gülen-irtica” başlığı ile günlüğüne kaydettiği 1 Ekim 1999 tarihli görüşmesinde Atasagun, FETÖ ile ilgili şunları söylemiş:

“Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar. Milli Görüşçüler biraz sabırsız. Bir an önce iktidara ulaşmak istiyorlar. Bu nedenle de hata yapıyorlar. Ama en örgütlü grup bunlar, Fetullahçılar ise daha uzun vadeye yaymış durumdalar ve bu yüzden de daha tehlikeliler. Maddi güçleri fazla. Yılda 60 trilyonluk bir parayı yönetiyorlar. Yurtdışındaki okul açma faaliyetleri çok iyi organize ediliyor. Bizim gözlemlerimize göre bu Gülen grubunun başarabileceği bir şey değil. Mutlaka başka bir destek söz konusu… Bazı yerlerde bizim de yardımcı olduğumuzu söylüyorlar… Örneğin Kuzey Irak’ta, Erbil’de ama aslı yok.

‘EN TEHLİKELİ GÜLEN’

İrticacı yayın organlarının çoğu abone usulü dağıtılıyor, bayi satışları çok az. İBDA-C gibi silahlı mücadeleyi hedef seçen gruplar da var. Ama bunlar o kadar tehlikeli değil. Biz Gülen olayını aynen size aktardığımız gibi Başbakan’a da söylüyoruz. Bizi dikkatle dinliyor. Ötesi bizim işimiz değil. Bütün mesele bu mütedeyyin insanlarla bunları ayırmak. Eğer mütedeyyin insanlar ürkütülürse bu çok tehlikeli olur. Bunu bildikleri için onlar da buna oynuyorlar. 28 Şubat’tan sonra belli bir mücadele başlatıldı. Devletin içinde oldukça örgütlüler. 28 Şubat’tan sonra sanırım devlet içindeki yüzde 20-30’luk bölümü temizlenebilmiştir. Çünkü çok zor. Taa MSP’den beri bunlar hükümet ortağı olduklarında üç bakanlık üzerinde çok ısrarlı oluyorlar. Milli Eğitim, İçişleri, Adalet… Bir de fırsat bulabilirlerse Sanayi Bakanlığı… Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer etmişler. Bu kişiler diyelim ki görevden alındı, yargıya gidiyorlar, kazanıyorlar… Şimdi belki size ters gelecek bu söylediğim ama şöyle yumruğu vurmadan bu temizlenmez.”

Şenkal Atasagun’un Mustafa Balbay’a 1999 yılında anlattıklarından “Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar” cümlesi üzerinde durmak gerekiyor. FETÖ açısından devleti ele geçirmek, Genelkurmay Başkanlığı’nı ele geçirmekle eşdeğerdi. Nitekim dershane krizi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz olmasaydı, darbe girişiminde başı çeken tümgeneraller 2025 yılında orgeneral rütbesine yükselecek, FETÖ mensupları devleti tamamen ele geçirmiş olacaklardı.

KILIÇDAROĞLU’NUN ATLADIĞI BÖLÜM

MUSTAFA Balbay, günlüklerine MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile 2003 yılında yaptığı bir başka görüşmeyi de kaydetmiş. Ancak bu kayıt, FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşma yapan Kılıçdaroğlu’nun gözünden kaçmış olmalı. Oysa bu görüşme, konuşmasında değindiği konu kadar hatta bana göre ondan da önemli. Çünkü 30 Mayıs 2003 tarihindeki görüşmede MİT Müsteşarı Atasagun, Balbay’a FETÖ’nün ABD bağlantısını anlatmış. Balbay’ın 30 Mayıs 2003 tarihinde MİT Müsteşarı Atasagun ile yaptığı görüşmeye Cumhuriyet gazetesinden İlhan Selçuk ve İbrahim Yıldız da katılmış. Sohbet sırasında söz Gülen konusundan açıldığında Atasagun, “Gülen ABD’de… Emekli maaşıyla çiftlikte yaşıyor. ABD, tüm İslam kökenlilere kök söktürürken ona neden bir şey olmuyor?” şeklindeki soruya karşılık şöyle diyor: “Onu (Fetullah Gülen) biliyorsunuz, ABD’nin yeşil kuşak projesinin bir ayağıydı. Olay hâlâ odur. Bin Ladin’i de ABD yarattı, Afganistan’da Ruslara karşı besledi, sonucu gördünüz. Bu, terör örgütünü beslerseniz sonunda ne olacağının göstergesi.”