MEDYA DOSYASI : “Ben MİT’çiyim” diye işe gitmeyen eski FETÖ’cünün kripto Cem Küçük’le hiç de şaşırtmayan bağlantısı


"Ben MİT’çiyim" diye işe gitmeyen eski FETÖ’cünün kripto Cem Küçük’le hiç de şaşırtmayan bağlantısı

Kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran ve MİT’çi olduğunu öne süren Çetin Acar’ın kripto FETÖ’cü Cem Küçük’ün genel yayın yönetmenliğinde Profil Kitap’tan kitap bastırdığı ortaya çıktı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, belediye meclisindeki konuşmasında işten çıkartılanların çıkarılma gerekçelerine örnekler verirken “İşten çıkarılanlardan biri kendisine FETÖ uzmanı diye kart çıkartmış, bu nedenle işe gelmiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Mansur Yavaş’ın açıkladığı kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran Çetin Acar’la ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) açıklama gelmiş ve MİT, “Tanımıyoruz” demişti.

Kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran ve MİT’çi olduğunu öne süren Çetin Acar’ın kripto FETÖ’cü Cem Küçük’ün genel yayın yönetmenliğinde Profil Kitap’tan kitap bastırdığı ortaya çıktı.

İşte o kitap:

Cem Küçük, kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran Çetin Acar’ın 20 yıllık FETÖ’cü olduğunu belirtip 2014 yılında basılan kitabı ise sosyal medya hesabından böyle tanıtmış:

“Cemaatin içinde 20 yıl kalmış Çetin Acar’dan çok konuşulacak bir eser. DÜN CEMAAT BUGÜN PARALEL…”

İşte o mesaj:

Odatv.com

PATRİKHANE DOSYASI /// Eski Bakan Ramazan Mirzaoğlu : Fener Rum Patriği Ekümeniklik Yolunda


Eski Bakan Ramazan Mirzaoğlu : Fener Rum Patriği Ekümeniklik Yolunda

Devlet Eski Bakanı Prof.Dr. Ramazan Mirzaoğlu yaptığı açıklamada Fener Rum Patriği Bartholomeos’un,Türkiye’de Vatikan benzeri devlet kurma yolunda ilerlediğini iddia etti.

57.Hükumet Devlet Bakanı ve Kırşehir eski milletvekili Prof.Dr. Ramazan Mirzaoğlu yaptığı yazılı açıklamada Fener Rum Patriğinin Lozan Antlaşması’na göre sadece İstanbul’un ilçelerine Metropolit atama hakkına sahipken İzmir,Bursa dahil 5 İlimizde Metropolit atamasına tepki gösterdi.

Mirzaoğlu yazılı açıklamasında şunları söyledi:

“Fener Rum Patriği Lozan Antlaşması’na göre sadece İstanbul’un 6 ilçesine atanabileceği hükmüne rağmen iktidar, Bursa, Kütahya, Isparta, İzmir ve son olarak da Tekirdağ’a metropolit (başpapaz) atadı.

Bundan bir süre önce de hatırlanacağı üzere Ukrayna Başpiskoposunun atanmasını tasdik etmişti. Lozan’da Türkiye’nin ısrarlı çabasına rağmen Türkiye dışına çıkartılamamıştı.

Emperyalist Devletler’in özellikle İngiltere’nin, gayreti ile Türkiye’de Eyüp Kaymakamlığı’na bağlı olarak kalmıştı.Şimdi tam gaz Ekümeniklik yolunda yani Vatikan benzeri bütün Ortodokslar’ı temsilen devlet olma yolunda ilerliyor.

Osmanlı Dönemin’de tam bir fesat yuvasıydı;Yunanistan’ın 1821 de 198 sene önce kurulmasında mühim rol oynamıştı.Yine Balkanlardaki ihaneti hazırlamıştı.Bu yüzden de 2.Mahmut Dönemi’nde Patrik idam edilmişti.Hain Patrik’in asıldığı kapının halen kapalı olduğunu unutmayalım.Türkiye’nin Tapu Senedi olan Lozan Antlaşması’nı tenkit edenleri bu açık ihaneti görmeye davet ediyorum.Ayrıca Ege Denizi’de İşgal edilen 18 Adamız’ı da hatırlatmada fayda vardır.”ifadelerini kullandı.

“PATRİKHANE TÜRK ORDUSU ALEYHİNE ÇALIŞTI”

Konuyla ilgili haber merkezimize açıklamada bulunan Cumhuriyet tarihçisi ve Medya Siyaset tarih danışmanı Ekin Topcuoğlu ise “Milli mücadelenin en zorlu safhalarında patrikhanenin Türk ordusu aleyhine çalıştığını belirtti.

Topcuoğlu açıklamasında şunları söyledi:

“Mustafa Kemal Paşa, daha 1922 yılında Fener Rum Patrikhanesi için Le Journal gazetesi muhabiri Paul Heriot’a verdiği beyanatta şunları söylüyordu:
“Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Bab-ı Âli’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye; şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir.”

Milli mücadelenin en zorlu safhalarında Türk ordusu aleyhine çalışan patrikhane, Lozan görüşmeleri sırasında bütünüyle Türkiye’den çıkartılmak istenecek, başta İngiltere ve Yunanistan olmak üzere tüm devletlerin ısrarı sonucu siyasi hakları elinden alınmış, dini bir kurum olarak Türkiye’de kalabilecekti.

Lozan Antlaşmasının patrikhaneyi ilgilendiren maddelerinden bazılarına baktığımızda, patrikhaneye sadece dini görevleri yerine getirme, diğer ülkelerdeki Müslüman azınlığın sahip olduğu haklara sahip olma hakkı verilmiş, siyasi faaliyetlerden el çektirilmişti.

Madde 40- Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşları hukuken ve fiilen diğer Türk vatandaşlarına uygulanan aynı muamele ve güvenceden yararlanacaklar ve özellikle, masrafları kendilerine ait olmak üzere her türlü hayrî, dinî ve içtimai kurumlar, her türlü okul ve diğer eğitim ve yetiştirme kurumu kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini törenlerini serbestçe yürütmek hususlarında eşit haklara sahip olacaklardır.”

Madde 42- Türkiye Hükümeti söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve diğer dinsel kurumlara her türlü korunmayı sağlamayı yükümlenir. Aynı azınlıkların bugünkü durumda Türkiye’de mevcut olan vakıflarına dini ve hayrî kurumlarına her türlü kolaylık ve müsaade gösterilecek ve Türkiye hükümeti yeni din ve hayır kurumlarının kurulması için bu gibi özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.

Madde 45- İşbu kesim hükümleri ile Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları halkına tanınan haklar, Yunanistan tarafından da kendi topraklarında bulunan Müslüman azınlıklar halkına da tanınmıştır.”

İstanbul Valiliği’nce hazırlanan 06 Aralık 1923 tarihli tezkereye göre, St. Synode meclisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup, makamları Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan metropolitler arasından seçtiği, patrik adayları listesini İstanbul Valiliği’ne sunar. İstanbul Valiliği, gerekçe göstermeden seçilmesini istemediği adayları listeden çıkarabilir. Valilik tarafından uygun bulunan listedeki adaylar, St. Synode’da oylanır ve onlardan biri patrik olarak seçilir.

Fener patrikleri, Türkiye Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde, idarî açıdan Eyüp Kaymakamlığı’na, Fatih Savcılığı’na ve İstanbul Valiliği’ne bağlıdırlar. Çoğu cemaatsiz 18 metropolit tarafından yapılan seçimin onayını İstanbul Valiliği verir. Buna göre patriğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki en yüksek dereceli muhatabı İstanbul Valisi’dir.”

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// 15 Temmuz gazisi eski Emniyet Müdürü Fatih Eryılmaz : Bu odaya gelecekler kafanıza silah dayayacaklar, sizi buradan sürükleyerek çıkaracaklar


15 Temmuz gazisi eski Emniyet Müdürü Fatih Eryılmaz : Bu odaya gelecekler kafanıza silah dayayacaklar, sizi buradan sürükleyerek çıkaracaklar

15 Temmuz darbe girişimi sırasında Ankara Emniyet Müdürlüğü binasının örgüt tarafından ele geçirilmesini önleyenler arasında önemli rol oynayan ve burada tanktan açılan ateş sonucu gazi olan eski Emniyet Müdürü Fatih Eryılmaz, görevden alınan FETÖ’cülerin yerine yine aynı düşünceden insanların getirildiğini söyledi. FETÖ’yü “kertenkeleye” benzeten Fatih Eryılmaz, “FETÖ kuyruğunu bırakıp kendisi yok olan bir kertenkele gibi davranıyor. Devlet, kuyruğu ile uğraşırken gövdesi yaşamaya devam ediyor. Bu nedenle verilen mücadeleyi yeterli bulmuyorum” dedi.

Cumhuriyet’ten Leyla Kılıç’ın haberine göre, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde tanktan açılan ateş sonucu Gazi olan eski Emniyet Müdürü Fatih Eryılmaz, görevden alınan FETÖ’cülerin yerine yine aynı düşünceden insanların getirildiğini söyledi. FETÖ’yü kertenkeleye benzeten Fatih Eryılmaz, “FETÖ kuyruğunu bırakıp kendisi yok olan bir kertenkele gibi davranıyor. Devlet kuyruğu ile uğraşırken gövdesi yaşamaya devam ediyor. Bu nedenle verilen mücadeleyi yeterli bulmuyorum”dedi. FETÖ ile mücadelede yine cemaat ve tarikatların kullanıldığını kaydeden Eryılmaz, FETÖ’nün yaptığı ‘renklendirme çalışmasının’ üzerine de gidilmediğini belirterek, “FETÖ ile mücadeleyi cemaatlerden tavsiye edilen isimlere emanet ettiler. Onlar sadece cemaat olarak hareket etmez. Dindar yapılardan tutun da laik görünen çevrelere dahi renklendirmesini yapmıştır”diye konuştu. Fatih Eryılmaz, sorularımıza şu yanıtları verdi:

Polis okulundan itibaren FETÖ ile her alanda mücadele ettiğiniz görülüyor. Bu süreçte sizi en çok yaralayan olay neydi?

Beni bu süreçte en çok yaralayan olay, bilinen FETÖ’cülerin görevden alınıp yerlerine getirilenlerin birçoğunun yine FETÖ’cü olması. Bu halen devam ediyor. Konuya ilişkin bilgisizlikleri çok yaralayıcı. İktidar, içinde bulundukları durumun vahametinin farkında değildi, hala değil. En büyük hata olayı asayiş sorunu olarak ele almaları. Çöplük patlamadan üstünün kapatılacağı düşünülüyordu. Ancak öyle olmadı. Tarihin çarkları buna müsaade etmedi. Mevcut kamu kurumları içerisinde 17-25 Aralık’tan sonra çok absürt ve komik olaylar yaşandı. Çünkü bu kadar büyük bir kalabalığı meslekten uzaklaştırmayı iktidar göze alamadı. Veya durumun üzerini kapatırım diye düşündü. 15 Temmuz’da bunun böyle üstünün kapatılamayacağı görüldü. Türkiye’deki kurumlar arasında FETÖ ile en düzgün mücadele yapılan kurum Emniyet Teşkilatıdır. Bütün eksikliklere rağmen. Her şeye rağmen yine de FETÖ ile en düzgün mücadele yapılan kurum Emniyet Teşkilatıdır.

Emniyet içerisindeki FETÖ yapılanmasını ilk tespit eden kişilerdensiniz. Siyasi iktidarın FETÖ’yü terör örgütü olarak kabul etmeye başladığı andan sonra emniyet içinde neler yaşandı?

İktidarın FETÖ ile yollarını ayırma kararı 17-25 Aralık öncesinde oldu. Ama aralarında aşırı bir ilişki vardı. İktidar ve iktidarın getirdiği bürokrasinin her zerresi FETÖ’ydü. Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı’nın ifadeye çağrılmasından sonra bir dinleme krizi yaşanmıştı. O zamanın Başbakanı şimdi Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın aracının, evinin dinlendiğine yönelik bilgiler vardı. FETÖ’ye karşı atılan adımlara, ilk olarak Cumhurbaşkanın koruma ekibinin değiştirilmesiyle başlandı. Koruma ekiplerini görevden aldılar ama yerlerine getirilecek isimler için akıl aldıkları kişiler sağlam değildi. Her yönetim kendi sırlarını kendi içinde tutmak ister. İstihbarat Dairesi’nde istihbarat alt yapısına bakan mühendisler vardı. Sayısı 12’ye yakın çalışanın 7’sinin 17-25 Aralık’tan sonra işe alındığı öğrenildi. Bu süre zarfında elektronik sistemlere bakan mühendislerin hepsi FETÖ’cü.

"MÜHENDİSLERİ DİNLEYİP BİLGİLERİNİ KİMLERE VERİYORSUNUZ?"

15 Temmuz’dan sonra görevden alındılar. 17-25 Aralık’tan sonra müfettişler İstihbarat Dairesinde yaptıkları incelemede benim FETÖ tarafından yıllardır dinlendiğimi tespit edildi. Şikayetçi olmam için beni emniyete çağırdılar. İfademi vermek için gittiğimde yine FETÖ tarafından dinlenen Aselsan mühendisleri vardı. Bu mühendisler milli projeler hazırlıyor. Siz bunları dinleyip nereye bilgi veriyorsunuz? Aselsan Mühendislerinin şüpheli intiharını gördük, içlerinden birçoğu da yurt dışına gitti. Yani şu örnekle Türkiye’nin 30-40 yıllık birikimini yok ettiklerini görebiliyoruz. Bu yaralar sarıldı mı? Şimdi biz tekrar toparlamak için uğraşacağız.

‘FETÖ, İKTİDARDAN DAHA ÖNGÖRÜLÜ HAREKET EDİYOR’

FETÖ mücadelesinde yapılan görevlendirmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

17-25 Aralık ile 15 Temmuz arasında gelişen süreçte kurumlar içinde yapılan tayin ve atamaları FETÖ’den uzak olmayan cemaatler yaptı diyebiliriz. İktidarın FETÖ ile mücadele için görev verdiği birçok kripto unsur, yaptıkları tayinlerle gerçekten FETÖ’ye karşı mücadele edenleri uzaklaştırdı. 17-25 Aralık sonrası ilk dizaynı FETÖ ile zihniyet olarak pek de farkı olmayan başka cemaatler, özellikle Said Nursi kaynaklı olduklarını söyleyenler yaptı. Bugünkü hataların birçoğu da ilk başta yapılan yanlışlardan kaynaklanıyor. FETÖ aldığı darbe ile sendelemişken çözümlenecekken doğru kişiler doğru makamlarda değildi. Yani ilk düğme yanlış iliklenmişti.

FETÖ’NÜN RENKLENDİRME ÇALIŞMASI

Örnek vermek gerekirse, 17-25 Aralık operasyonunu gerçekleştiren İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün’ün görevden alınıp yerine Ömer Köse’nin getirilmesi. Çünkü Köse, Atayün’den daha azıllı FETÖ’cüdür. Yine İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay’ın yerine atanan Saim Uslu’da ileri derece de FETÖ’cüydü. Sanırım FETÖ’ye benzeyen diğer cemaatler, iktidara isim tavsiye etti. İktidar da FETÖ ile mücadeleyi tavsiye edilen bu isimlere emanet etti. Bahsettiğimiz cemaatlerin de FETÖ ile bağı güçlü ve buna ‘FETÖ’nün renklendirme çalışması’ denilebilir. Çünkü onlar sadece cemaat olarak hareket etmez. Bu dindar yapılardan tutun da laik görünen çevrelere dahi renklendirmesini yapmıştır yıllar önce. FETÖ örgütü öngörülerini iktidardan maalesef ki daha iyi değerlendirip buna tedbir geliştirebilen bir örgüttür.

"BU KONU ARAŞTIRILMADI"

Renklendirme çalışmasını biraz açabilir miyiz?

FETÖ’nün Gürcistan imamlarından biri vardı: Hayati Küçük. 17-25 Aralık’tan sonra bu şahıs bir televizyon programında aslında kilit cümleyi söyledi ve Kürt kökenlileri Türkiye’ye çağırdı. “Siz artık cemaattesiniz ama değilsiniz” diyerek başka yerlerde görevlendirildiler. Yani bu kişi 2004-2005 yıllarında yurt dışında Kürtçe bilenleri topladı. O yıllar FETÖ’nün renklendirme çalışmasını hem dini hem laik çevrelerde yaptığı yıllar. Bunu siyasi ve bürokratik yetkililere de söyledim. Cemaat bu kişileri ne yaptı? Nerede görevlendirildi? Bu araştırıldı mı? Hala bu konuda bir çalışma yapılmadı. Bu olayın Türkiye’de çok iyi irdelenmesi gerekirken hiç incelenmedi.

"AYNI YATAĞA GİRMİŞLER"

FETÖ’ye dair devlete, talep doğrultusunda ya da kendi isteğinizle herhangi bir bilgilendirmeniz oldu mu?

15 Temmuz’da vurulduktan sonra 45 gün hastanede kaldım. Hastaneden çıktığımda da daha yaralarım açıktı. O sırada bilgi almak için hastanedeyken gelip giden siyasiler oldu. Onlarla elimizden ne geliyorsa bütün bilgileri paylaştık. Çünkü bu devlet meselesi. Sonrasında da emekli oldum. Hastaneden çıktıktan sonra Emniyet Genel Müdürlüğüne gittim. Orada üst düzey bir bürokrat beni gördü. Benimle görüşmek istedi. Sağlığımı sordu. Sonra ne yapmak istediğimi sordu, ben de emekli olmayı düşündüğümü söyledim. O da ‘iyi edersin’ dedi bana.

"BU ODAYA GELECEKLER KAFANIZA SİLAH DAYAYACAKLAR, SİZİ BURADAN SÜRÜKLEYEREK ÇIKARACAKLAR"

Ben de bu konuda bizden faydalanmak ister diye düşündüm. Neden emekli olmamı tavsiye etsin ki! Sonra ‘Bak ben senin dosyanı okudum. Televizyonda yaptığın konuşmalarını takip ettim. (Emniyet Müdürlüğü binasını işaret ederek) Buradakilerin birçoğu FETÖ ile aynı yatağa girmişler. Senin gibiler gelince bunların sesi kesiliyor o yüzden sizi aralarında istemezler emekli ol sen’ dedi. 17-25 Aralık operasyonunun ardından bir arkadaşımla beraber Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden randevu alarak görüşmeye gittik. İsmini söylemek istemediğim kişi ile 4 buçuk saat konuştuk. Orada olaya bir asayiş sorunu gibi baktıklarını gördüm. O zaman kendilerine ‘Bu odaya gelecekler kafanıza silah dayayacaklar, sizi buradan sürükleyerek çıkaracaklar’ dedim. 15 Temmuz’da da aynen böyle oldu. Bu konuyu ciddiye almadılar. En büyük hataları bu oldu. Öte yandan, Cumhurbaşkanı danışmanlarından gelenler oldu. Ne yapılmasına dair bilgilendirme yaptım. Hatta yazılı bir rapor da sundum. Daha sonra o raporda yer alan bilgiler de kullanıldı. 15 Temmuz sonrasında hastanede yatarken gelip giden siyasiler oldu. Onlarla da elimizdeki bilgileri paylaştık. Bu devlet meselesi.

"HEDEFLERİ ANTİ AMERİKANCILARDI"

FETÖ’nün istedikleri içinde ‘yargı’ ilk sırada mıydı?

Yargı özellikle Ergenekon, Balyoz süreci başlamadan önce 2005’le beraber tek tipleştirildi. Önce polis, asker, istihbarat birimleri arkasından da yargıya girdiler. FETÖ’nün bir sistemi var. FETÖ orta ikinci sınıfta evlerine aldığı çocukların en zekilerini askeri lisede, polis kolejlerinde yetiştirir. Buraya sokamadığı çocukları ise lisede takip eder ve beyin yıkama sürecini sürdürür. Yönlendirdikleri bölümler hukuk ya da siyasal bilimler fakültesi olur. Bu ülkede, Türk ulus devletini korumaya çalışanlar bir çuvala dolduruldu. Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslarla ülke sarsıldı. Bunun başında millette Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir algı yaratıldı. ‘Dinsiz TSK’ gibi. Alt yapı çalışmalarına koyuldular.

"DÜNYA KAMUOYUNA ULUSALCI, KEMALİST, IRKÇI BİR ÖRGÜT VAR GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞTILAR"

15 Temmuz’da da İstihbarat Daire Başkanlığını ele geçirmeye çalışan FETÖ davalarının firari sanığı Recep Güven, 2001 yılında eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un masasına Ergenekon şemasını koydu. 2005 yılında sözde Avrupa Birliği sivilleşme adı altında Türk Ceza Kanunu değiştirildi. Peki operasyon ne zaman başladı? 2006’da Danıştay saldırısı, 2007’de Malatya’da 3 Hristiyan’ın öldürülmesi… Bu saldırılarla sanki Türkiye’de ulusalcı, milliyetçi, Kemalist bir gizli yapı vardı da ortaya çıkarılan bu yapı Hristiyanları öldürüyor algısı yaratıldı. Bu yapı da Hristiyanları öldürüyor algısı yaratıldı. Hrant Dink’in öldürülmesi bu sebeptendir. Dünya kamuoyuna ulusalcı, milliyetçi, Kemalist, ırkçı bir örgüt var gibi göstermeye çalıştılar. FETÖ’nün kumpas davalarında hedef aldığı kişilere bakarsanız asker, sivil fark etmez Anti Amerikancı olmaları en önemli etkendir. Bir diğer önemli etken de tabii bu kumpasa maruz kalanların makamlarıydı. O makamları boşaltarak kendileri sızdılar. İktidarı paylaşamamaktan doğan kavgada da tabii ki FETÖ en güçlü olduğu yerden vuracaktı. En güçlü olduğu yer de özel görevli mahkemelerin tamamı onlara verilmişti. Özel görevli mahkemeler hiçbir sorguya, devlet denetimine, hukuki işlemlere tabi değillerdi.

"ZENGİN FETÖ’CÜYE BİR ŞEY OLMUYOR DA DİĞERLERİ YARGILANIYORSA BİR SORUN VARDIR"

Gelinen noktayı nasıl yorumluyorsunuz?

FETÖ kuyruğunu bırakıp kendisi yok olan bir kertenkele gibi davranıyor. Devlet kuyruğu ile uğraşırken gövdesi yaşamaya devam ediyor. Bu nedenle verilen mücadeleyi yeterli bulmuyorum. Ama senin FETÖ’cün benim FETÖ’cüm, senin teröristin benim teröristim meselesine girilirse, ki girildi. Böyle yaparsanız mücadelenin halkta karşılığını bulamazsınız. Adı FETÖ’cülerle çıkmayı bırakın, Fetullah Gülen kadar bu cemaate hizmet edenleri siyasi sebeplerle vekil, bakan, belediye başkanı, belediye başkan adayı yapmayacaksınız. Önce özeleştiri yapacaksınız. Zengin FETÖ’cüye bir şey olmuyor da sadece diğerleri yargılanıyorsa burada bir sorun vardır. Birde halkta adalet duygusu zedelenen kitle yaratıldı. Türkiye dışından FETÖ bir diaspora oluşturuyor ve bu Ermeni diasporasından daha tehlikeli. Bugün FETÖ ile mücadele edilmiyor diyenlerin bir kısmının amacı devletten uzaklaştırılan isimlerin bir şekilde hukukunu korumak.

Peki alınması gereken önlemler neler?

Yargı içinde benim hesaplamalarıma göre halen en az bin 200 ile bin 500 arası FETÖ’cü olması lazım. 2014 tarihinde yapılan HSYK seçimlerinden de çıkarılan bir sayı vardı. Yargı içindeki FETÖ üyelerinin dışında kalan sosyal demokratlar, ülkücüler, muhafazakârlar, Atatürkçüler, milliyetçiler, dindarlar hepsi bir araya gelerek Yargıda Birlik Platformu’nu kurmuştu. O zaman FETÖ üyesi hâkim, savcı, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile kıyasıya bir yarış olmuştu. 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ertesi günü ihraç edilen iki binden fazla yargı mensubunun tespitinde de bu seçim sırasında yapılanlar etkili olmuştu.

"BYLOCK KULLANMASINA RAĞMEN İŞLEM YAPILMAYAN ÜST DÜZEY BÜROKRATLAR OLDUĞUNU BİLİYORUZ"

Bunun yanı sıra ByLock çok önemli bir konu. ByLock kullanımı konusunda şüpheye düşürüldüğümüz de bir gerçek. Bazı üst düzey bürokratların ByLock kullanmasına rağmen bir işleme tabii tutulmadığını biliyoruz. FETÖ ile iktidar 15 yıllık bir ilişkiye sahip. Bu süreçte ortaklıklar olmuş, kız alınıp verilmiş, torun doğmuş, beraber ticaret yapılmış… Burada şahsi kefaretler oluyor. Ama hukuk şahsi kefaretlere bakmaz, bakmamalı. Kriptolar hala görevlerini sürdürüyor. Bir de Diyanet ve YÖK FETÖ ile mücadelede topa girmedi ama bunlar sayesinde makam sahibi olanlar yerlerinde. Mücadele baştan revize edilmeli ve baştan yapılan hatalar düzeltilmeli. Bugün pişmanlıklarını dile getirenler var ama hesaplaşmadan helalleşmek yok.

Odatv.com

MİLLİ GÜVENLİK DOSYASI /// Ahmet TAKAN : MSB eski Genel Sekreteri Yalım’dan şok iddialar !…


Ahmet TAKAN : MSB eski Genel Sekreteri Yalım’dan şok iddialar !…

E-POSTA : ahttakan

30 Nisan 2017

15 Temmuz hain darbe girişimine ilişkin her gün yeni ilginç detaylar(!) öğreniyoruz. Havuz medyası es geçse de bunlardan biri asker kökenli AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ile ilgili. Darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı’nın işgal edilmesine ilişkin hazırlanan iddianameden, Şirin Ünal’da çıktı. Şirin Ünal’ın darbe günü saat 16.00’da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı ziyaret ettiği fotoğraf ve video kayıtlarıyla belirlendi. Bu ziyaret saati, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın gelerek (saat,18.10) "MİT’e baskın düzenleneceğini ilişkin" ihbarı Akar’a iletmesinin hemen öncesine denk geliyor…

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Şirin Ünal’ı çok yakından tanıyan bir isim. Yalım, karargahta görev yaptığı dönemde tanıklık ettiği bazı olayları YENİÇAĞ’a anlattı. Dudak uçuklatacak cinsten her biri bomba haber değerinde iddiaları gündeme getirdi… O yüzden, bugünkü yazımızın tek flaş girişi yok. Hangisini başa çıkaracağımı şaşırdığım için yazıyı doğal akışına bıraktım. Yoruma girmeye de hiç gerek görmedim!..

Bundan sonrasını Ümit Yalım’ın anlattıklarına bırakalım;

"Halihazırda AKP milletvekili olarak görev yapan Şirin Ünal, 2008-2010 yılları arasında, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda, Tümgeneral rütbesi ile, Komuta Kontrol Daire Başkanı olarak görev yaptı. Ünal, Silahlı Kuvvetlerde koyu bir AKP karşıtı olarak tanınan ve Tayyip Erdoğan’ı çok sert dille eleştiren bir generaldi. Şirin Ünal, emekli olduktan sonra, nasıl olduysa Erdoğan tarafından İstanbul’dan aday gösterildi ve milletvekili olarak Meclis’e girdi.

Şirin Ünal ile ilgili ilk adli olay

Genelkurmay Başkanlığı’nda görevli olduğu sırada, Ekim 2008’de yaşandı. PKK’lı teröristler tarafından Aktütün Karakolu’na ağır silahlarla saldırı yapılmış ve askerlerimiz şehit olmuştu. Ünal, saldırı sonrasında Ankara’ya dönen Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları hakkında çetele tutmuş ve komutanların uçağa biniş saatleri ile Ankara’ya iniş saatlerini ceride haline getirmişti. Ünal’ın hazırladığı ceride, Taraf Gazetesi’nde, Mehmet Baransu’nun imzasıyla, noktasına ve virgülüne kadar aynı şekilde manşetten yayımlandı. Bunun üzerine Genelkurmay Askeri Savcılığı soruşturma başlattı. Soruşturma sırasında, bilgisayardan iki suret renkli çıktı aldığı tespit edilen Ünal, ceridenin bir suretini gösterebildi ancak ikinci suretinin nerede olduğunu açıklayamadı. Ünal’ın elinde bulunan 2. suret nasıl olmuşsa Baransu’ya ulaşmış ve Taraf’a manşet olmuştu.

Şirin Ünal’ın ikinci icraatı da oldukça ilginç

Ünal, Yunan askeri helikopterinin, 31 Aralık 2008 tarihinde yaptığı hava sahası ihlalini, Genelkurmay internet sitesinden kaldırdı. Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı, Didim açıklarındaki Bulamaç Adası’na helikopterle gelerek, adadaki Yunan askerlerini ziyaret etmişti. Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olan Bulamaç Adası’nın Yunan işgali, altında olduğu ortaya çıkıyordu. Ünal, AKP’nin foyası meydana çıkmasın diye, Dışişleri Bakanlığı’nda görevli Büyükelçi Haydar Berk ile görüşerek haberi siteden kaldırdı. Ancak haber, Yorgo Kırbaki’nin imzasıyla 3 Ocak 2009 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlandı. Ayrıca anılan haber Yunan haber sitelerinde de resimleri ile birlikte yayımlandı.

Devletin Anadolu Ajansı tarafından da, 06 Ocak 2009 tarihinde Yunan Cumhurbaşkanı’nın Didim açıklarındaki Eşek Adası’na giderek denize haç atma töreni yaptığı haberi veriliyordu. Türk Adası olan Eşek Adası’nın da Yunan işgali altında olduğu ortaya çıkıyor ancak kamuoyu tarafından algılanamıyordu.

Bu gelişmeler üzerine 2009 yılının başında Dışişleri Bakanlığı Diplomatları ile birlikte Genelkurmay Başkanlığı Karargâhında müşterek bir toplantı yapıldı. Şirin Ünal davet edilmesine rağmen toplantıya katılmadı. Toplantıda Genelkurmay temsilcileri ısrarla işgal altında bulunan adaların boşaltılmasını talep etti. Ancak Dışişleri Bakanlığı Diplomatları bu konuda ayak sürttü. Diplomatlardan birisi tarafından ‘adaların hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiği’ itiraf edildi. Yani, adalar AKP Hükümeti tarafından alenen Yunan askerine teslim edilmişti. Toplantı sonuçları Şirin Ünal’a aktarıldı ve adaların hükümetin bilgisi dahilinde işgal edildiği, bu konuda üst makamın uyarılması gerektiği belirtildi. Ünal bütün uyarılara kayıtsız kaldı ve hiçbir işlem yapmadı.

Ünal’ın üçüncü ve en ilginç icraatı

Anlaşmalara aykırı bir şekilde Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ne destek vermesi idi. Ünal, emrindeki subaylar üzerinde baskı kurarak, Amerikan Büyükelçiliği’nin, ikili anlaşmalara aykırı taleplerinin süratle karşılanmasını sağlıyordu. Ankara üzerinde uçarken, teknik arıza gerekçesiyle iniş izni isteyen Amerikan uçakları, Ankara yerine Adana/İncirlik üssüne iniyordu. Amerika, Şirin Ünal sayesinde, Adana İncirlik üssünü Sam Amca’nın çiftliğine çevirmişti. Şirin Ünal, Amerika’ya ve AKP’ye olan hizmetlerinin karşılığını almış ve AKP milletvekili yapılarak ödüllendirilmişti. Büyükelçi Haydar Berk de, NATO Daimi Temsilcisi sıfatıyla Brüksel’e atanarak ödüllendirildi.

Şirin Ünal’ın, Silahlı Kuvvetler’de görev yaptığı dönemde, terfi etmesine engel olarak gördüğü havacı general arkadaşları ve komutanları, ne hikmetse Balyoz davasında tutuklanıp, yargılanarak ağır cezalar aldılar. Ünal, Silahlı Kuvvetler’in içinde Truva Atı gibiydi."

Ümit Yalım’ın birçok olayın perde arkasını aralayabilecek açıklamaları böyle!.. Eğer, Şirin Ünal’ın bu iddialara verecek yanıtı varsa, tarafsız gazeteciliğin gereğini yerine getiririz…

Kaynak Yeniçağ: MSB eski Genel Sekreteri Yalım’dan şok iddialar!… – Ahmet TAKAN

FRANSA DOSYASI : Eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, Saddam Hüseyin’den 6,15 milyon dolar rüşvet aldığı ileri sürüldü


Eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, Saddam Hüseyin’den 6,15 milyon dolar rüşvet aldığı ileri sürüldü

İngiltere’nin eski istihbarat başkanı Richard Dearlove, 2 gün önce hayatını kaybeden Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, 2003 yılında Irak’ın işgalini rüşvet aldığı için desteklemediğini ileri sürdü.

2003 yılında dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un istediği Irak Savaşı’na karşı çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, iki ülke ilişkilerinde diplomatik gerilime neden olmuştu.

1997- 2007 yılları arasında İngiltere Başbakanlığı yapan Tony Blair’in istihbarat başkanı Sir Richard Dearlove’ın, Chirac’ın ölümünün hemen sonra ortaya attığı iddia, herkesi şaşırttı.

Daily Mail’e konuşan Dearlove MI6’in başında olduğu dönem, Irak Savaşı’na karşı çıkan Chirac’ın haklı olduğunu, kendilerinin yanıldığını söylüyor.

‘SADDAM’DAN 6,15 MİLYON DOLAR ALDI’

Dearlove’a göre, Chirac’ın planlanan askeri operasyon konusundaki duruşunu, Irak’ın idam edilen lideri Saddam Hüseyin’den aldığı para belirlemişti.

ABD ve İngiltere istihbaratının, Chirac’ın Irak liderinden 5 milyon sterlin (6.15 milyon dolar) aldığını bildiğini ileri süren Dearlove, ”O zamanlar politik olarak endişe verici bir miktardı. Chirac’ın Saddam’la uzun süredir devam eden bir ilişkisi vardı. Akış devletlerarası değildi, kişiseldi.” dedi.

İDDİALAR UZUN SÜREDİR VAR

Dünya kamuoyunda birçok kez, Saddam’ın Chirac’ın kampanyalarına akaıttığı iddia edilen kara paradan bahsediliyordu ve bu iddialar hiçbir zaman doğrulanamadı.

Ancak Dearlove gibi 2003 Irak Savaşı’nın yanlış olduğunu savunan eski bir istihbaratçının bu iddiaları desteklemesi, güçlü bir dayanak oluşturdu.

Dearlove’ın açıklamasını Chirac’ın ölümünden sonra yapması ise, ‘itibarına zarar vermek istememek’ olarak yorumlanıyor.

17 Mayıs 1995’te Fransa Cumhurbaşkanı olan Jacques Chirac, yedi yıllık ilk görev süresinin ardından, Nisan 2002’de tekrar cumhurbaşkanı seçilmişti.

Fransa’nın 86 yaşındaki eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti.

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali, 1 milyon can kaybına neden oldu. Devrik lider Saddam Hüseyin idam edilirken, ülkede bir daha geri dönüşü olmayan bir karmaşa hakim oldu.

MİT DOSYASI : MİT ESKİ KONTRTERÖR D. BŞK. MEHMET EYMÜR’ÜN ATİN (.) ORG SİTESİ YAZILARI /// 431 ADET İSTİHBARİ YAZI /// DOSYA HACMİ : 75,4 MB


MİT ESKİ KONTRTERÖR DAİRESİ BAŞKANI MEHMET EYMÜR’ün www.atin.org SİTESİNE AİT 431 ADET İSTİHBARİ YAZI

DOSYA HACMİ : 75,4 MB

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.