TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak merhum Başbakanımız Bülent Ecevit’in kıymetli eşi Rahşan hanıma rahmet, DSP camiasına ve tüm Türk Ulusuna sabır dileriz.


DAĞITIM :

  1. DEMOKRATİK SOL PARTİ YÖNETİMİ
  2. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak merhum Başbakanımız Bülent Ecevit’in kıymetli eşi Rahşan hanıma rahmet, DSP camiasına ve tüm Türk Ulusuna sabır dileriz.

Karaoğlan, Beyazgüvercin’ine kavuştu. Biz onları hep bu sevgi tablosu ile hatırlayacağız. Nur içinde yat sevgili Başbakanım, Rahşan Yengem. Toprağınız bol, kabriniz nur olsun.

www.ozelburoistihbarat.com

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Türkiye’nin yakaladığı Bağdadi’nin eşi tüm sırları verdi !!!


Türkiye’nin yakaladığı Bağdadi’nin eşi tüm sırları verdi !!!

Fransız haber ajansı AFP‘ye konuşan bir Türk yetkili, Bağdadi’nin ilk eşinden terör örgütü DEAŞ‘in iç işleyişine dair çok miktarda istihbarat edindiklerini söyledi. Türk yetkili ayrıca, "Bağdadi ve DEAŞ hakkında epey istihbarat verdi" ifadelerini kullandı.

Türkiye‘nin yakaladığı Bağdadi’nin ilk eşi Esma Feysi Muhammed el Kubeysi’nin DEAŞ‘ın iç işleyişine dair geniş çaplı istihbarat verdiği belirtildi.

ABD Başkanı Donald Trump‘ın Suriye‘nin İdlib vilayetinde DEAŞ lideri Ebubekir el Bağdadi’yi öldürdüklerine dair açıklamasını Başkan Recep Tayyip Erdoğan‘ın çok daha önce Suriye’de Bağdadi’nin hanımı, kız kardeşi, eniştesini yakaladıklarını duyurması takip ederken, Fransız haber ajansı AFP Ankara‘nın bundan ne elde etmiş olabileceğini araştırdı.

Daha önce Erdoğan’ın açıklamasıyla ilgili Alman haber ajansı dpa, Bağdadi’nin ilk eşi Esma Feysi Muhammed el Kubeysi’nin 2 Haziran 2018’de beraberindeki 10 DEAŞ zanlısı ile birlikte Hatay‘da yakalandığını haberleştirmişti. AFP de adının açıklanmasını istemeyen bir Türk yetkiliye dayanarak Ankara’nın Bağdadi’nin ilk eşinden DEAŞ’ın iç işleyişine dair geniş çaplı istihbarat edindiğini belirtti.

Bağdadi’nin ilk eşi Esma Feysi Muhammed el Kubeysi

"BAĞDADİ VE DEAŞ HAKKINDA EPEY İSTİHBARAT VERDİ"

Türk yetkili, Esma Feysi Muhammed el Kubeysi ile ilgili şunları söyledi: "Gerçek kimliğini çabucak keşfettik. O noktada kendisi gönüllü olarak Bağdadi ve DEAŞ hakkında epey istihbarat verdi. Zaten bildiğimiz pek çok şeyi bu sayede teyit etme imkanımız oldu. Aynı zamanda başka yerlerde bir dizi tutuklama yapmamızı sağlayan yeni istihbarat da elde ettik."

Ankara’dan yapılan açıklamalara göre Bağdadi’nin ilk eşi Esma haricinde Türkiye-Suriye sınırındaki Azez’de Bağdadi’nin kızı Leyla Cebir, 65 yaşındaki ablası Resmiye Avad, onun kocası, gelini ve 5 çocuğu da yakalanmıştı.

Resmiye Avad’ın da Ankara’ya istihbarat sağladığı belirtilmişti. Associated Press‘e (AP) konuşan bir Türk kaynak, Bağdadi’nin ablasından istihbarat açısından ‘altın madeni’ diye söz etmişti.

Ebubekir el Bağdadi’nin kız kardeşi Resmiye Avad

USULSÜZLÜK DOSYASI : Kamu parasıyla eşine ıstakoz ve şampanya ısmarlayan Fransa Çevre Bakanı istifa etti


ÖZEL BÜRO NOTU : İŞTE MEDYANIN GÜCÜ. DEMOKRATİK ÜLKELERDE EĞER MEDYA DEVLET TARAFINDAN MANİPÜLE EDİLMEZ İSE MEDYANIN BİRİNCİ GÖREVİ DEVLET KAYNAKLARINI PEŞKEŞE KARŞI KORUYUP KOLLAMAKTIR VE BU KONUDAKİ OLUMSUZ TASARRUFLARI İFŞA EDEREK HÜKÜMET ÜZERİNDE SEÇMEN BASKISI KURMAKTIR. AMA BU DEDİĞİMİZ ŞEY TÜRKİYE GİBİ SÖZDE BASIN KURUMLARININ OLDUĞU BİR ÜLKE İÇİN GEÇERLİ DEĞİL ELBETTE. ÇÜNKÜ MEDYANIN EN ÖNEMLİ GAZETELERİ, TELEVİZYONLARI, DERGİLERİ BİZATİHİ HÜKÜMETİN BANKALARINDAN 3-5 PUANLIK KIYAK FAİZ KULLANDIRILMAK SURETİYLE HÜKÜMET YANDAŞI İŞ ADAMLARINA KURDURULDU. Kİ BUNLAR ULUSAL MEDYANIN % 85’İNE TEKABÜL EDİYOR. GERİDE KALAN MEDYA ULUSALCILAR, BİR TAKIM SOL GRUPLAR, HÜKÜMETE DİREK DESTEK VEREN GÖRÜNTÜSÜNDE OLMADAN EL ALTINDAN HÜKÜMETE DESTEK VEREN HOLDİNGLER, BİR KISIM DİNCİ MEDYA OLARAK SIRALANIYOR. BUNLAR DA TOPU TOPU % 15 CİVARI. HAL BÖYLE OLUNCA HANGİ MEDYA ÇIKACAK TA HÜKÜMETİN YOLSUZLUĞUNU İFŞA EDECEK ? TAM TERSİNE HASBELKADER BİR YOLSUZLUK HABERİ YAYINLANSA HÜKÜMET MEDYASININ İLK İCRAATI O MEDYAYI TOPA TUTMAK, SAVCILARA HEDEF GÖSTERMEK VE HABERİN YAYININI ENGELLEMEK. BÖYLE BİR ÜLKEDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HAK GETİRE. DURUM BÖYLE OLUNCA DA BAKARACA-MAKARACI ADI YOLSUZLUĞA KARIŞMIŞ BAKANLARA, 800 BİN DOLARLIK RÜŞVET SAAT KULLANAN BAKANLARA DOKUNULAMIYOR. HERKESİN ELİNDE BİRBİRİ ALEYHİNE KULLANILACAK BOLCA MALZEME VAR. ŞANTAJ MALZEMESİ. KİM KAFASINI KALDIRIRSA BU MALZEMELER MEDYADA YAYINLANIYOR. BÖYLE BİR ÜLKEDE KİM GAZETECİ OLMAK İSTER Kİ ?

Kamu parasıyla eşine ıstakoz ve şampanya ısmarlayan Fransa Çevre Bakanı istifa etti

Parlamento başkanı olarak görev yaptığı dönemde halkın vergileri ile pahalı yemekler yiyip, kamu kaynaklarını kötüye kullanmakla suçlanan Fransa Çevre Bakanı Francois de Rugy görevinden istifa etti. Hükümetin Başbakan Edouard Philippe’ten sonra iki numarası olarak kabul edilen ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakınlığı ile de bilinen de Rugy, medya lincine maruz kaldığı için bu kararı almak zorunda kaldığını söyledi.

Mediapart adlı bir yayın kuruluşu birkaç hafta önce, de Rugy’nin 2017-2018 arasındaki parlamento başkanlığı döneminde gazeteci eşi ile meclis başkanının konutu olan Hotel de Lassay’de ıstakoz yiyip şampanya içerken çekilmiş görüntülerini yayınlamıştı. Mediapart, Sevgililer Günü’ndeki bu yemeğin parasının meclis bütçesinden çıktığına dair kanıtı da okurları ile paylaşmış ve de Rugy’nin diğer pahalı yemek davetlerini de sıralamıştı. De Rugy ise kendisini, ıstakoza alerjik olduğunu ve zaten şampanyayı da sevmediğini söyleyerek savunmaya çalışmış ancak hakkındaki iddiaların ardı arkası kesilmemişti. De Rugy aynı dönemde dar gelirlilere tahsis edilmek için ayrılmış bir konutu da yazlık olarak kullanmakla suçlanıyor.

AK PARTİ DOSYASI : AKP İl Kadın Kolları Başkanı’nın eşi, iktidara isyan etti !!!


AKP Zonguldak Kadın Kolları Başkanı ve 2018 genel seçimlerinde Zonguldak’tan milletvekili adayı olan Zeynep Arıman’ın eşi Vedat Arıman, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla iktidara isyan etti.

Esnaf olarak zorluklar yaşadığını dile getiren Arıman sosyal medya hesabı Facebook’tan, “Cumhurbaşkanım seviyoruz seni, yanındayız fakat etrafına bir bak. Savunulacak ve desteklenecek alan bırakmıyorsunuz. Biz de tükendik artık bilesiniz” paylaşımında bulundu.

Arıman’ın paylaşımı şöyle:

Esnaf olarak her uygulamadan gına geldi. Her taraftan kuşatılma içindeyiz.Az önce muhasebeden geldiler defter kapanış ücreti ..!! Arkadaş yılbaşı defter tasdikine alıştık fakat sene ortası defter kapanışı nedir ne yapılmak isteniyor.Bankalar ödeyeceğimiz senetten 6 tl komisyon ücreti alıyor, hükümetimiz sınır katsayılarımızı ölçmekten vazgeçsinler.. Satışınız nedir soran yok.kredi alacaksın sülalenin açığını arıyor.işim iyi olsa zaten kredi istemem.sıkıntı büyüyor.hergün reise bağlı bir birim açılıp yiyiciler çoğaltılacağına ,iş sahaları açılıp gençlere iş olanağı hedeflensin.Eski siyasilerin getirisinden çok, zararı daha fazla..!! CUMHURBAŞKANIM seviyoruz seni,yanındayız fakat etrafına bir bak..!!savunulacak ve desteklenecek alan bırakmıyorsunuz.Bizde tükendik artık bilesiniz.

TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak Azerbeycan’ın kurucu lideri Ebulfez Elçibey’in muhterem eşi Halime Elçibey’e rahmet, tüm Azeri kardeşlerimize ve kederli ailesine sabır dileriz.


DAĞITIM :

  1. AZERBEYCAN TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ
  2. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

AZERBAYCAN VE TÜRK DÜNYASININ BAŞI SAĞOLSUN !!!

Azerbaycan’ın yeniden bağımsızlığının mimarı ve Cumhurbaşkanı, büyük Türkçü Ebulfez Elçibey’in eşi; Çilenay Hanım ve Erturgut Bey’in anneleri Halime Elçibey bugün İstanbul’da hayatını kaybetti.

ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak Azerbeycan’ın kurucu lideri Ebulfez Elçibey’in muhterem eşi Halime Elçibey’e rahmet, tüm Azeri kardeşlerimize ve kederli ailesine sabır dileriz.

Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

TARİH : KARL MARX’ın eşi JENNY VON WESTPHALEN’e yazdığı mektup


KARL MARX ve eşi JENNY VON WESTPHALEN

KARL MARX’ın eşi JENNY VON WESTPHALEN’e yazdığı mektup

Yürekten sevdiğim,

Sana yine yazıyorum çünkü yalnızım ve çünkü kafamın içinde seninle konuşurken senin bunu bilmiyor ya da karşılık veremiyor olmana katlanamıyorum.

Kısa süreli ayrılıklar iyi oluyor; çünkü hep bir arada olunca her şey ayırt edilmeyecek kadar birbirine benzemeye başlıyor. Yan yana durduklarında kuleler bile cüceleşirken, alelade ve ufak tefek şeyler yakından bakınca kocamanlarmış. Küçük tedirginlikler onlara yola açan nesneler göz önünden kaldırıldığında yok olabilir. Yan yanalık dolayasıyla sıradanlaşan tutkularsa mesafenin büyümesine yeniden büyüyüp doğal boyutlarına dönerler. Aşkımda öyle…

Zamanın aşkımı tıpkı güneş ve yağmurun bitkileri büyüttüğü gibi büyütmüş olduğunu anlamam için senin bir an, sırf rüyada bile olsa, benden koparılman yetiyor. Senden ayrılır ayrılmaz sana olan aşkım bütün gerçekliğiyle kendini gösteriyor: O, ruhumun bütün enerjisiyle yüreğimin bütün kişiliğini bir araya getiren bir dev. Böylece yeniden insan olduğumu hissediyorum çünkü içim tutkuyla doluyor. Araştırma ve çağdaş eğitimin bizi kucağına attığı belirsizlikler ve bütün nesnel ve özel izlenimlerimde kusur bulmaya iten kuşkuculuk bizi küçük, zayıf ve mızmız kılıyor. Ama aşk Feuerbachvari insana aşk değil, metabolizmaya aşk değil, proletaryaya aşk değil, sevdiğine aşk, yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor…

Dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim ? Senin tatlı çehrene sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.

Hoşçakal canım.
Seni ve çocukları binlerce kere öperim.
Senin, Karl

Manchester, 21 Haziran 1865

RÖPORTAJ /// Abdülhamid’in gelini, Hanedan’ın son reisinin eşi : Atatürk’ü inkar edenler Türküm dememeli, Osmanlıyım dememeli


YILMAZ ÖZDİL: Abdülhamid’in gelini, Hanedan’ın son reisinin eşi: Atatürk’ü inkar edenler Türküm dememeli, Osmanlıyım dememeli

Cumartesi akşamı saat 20 suları, telefonum çaldı.
Arayan “Zeynep Osman”dı.
Padişah Abdülhamid’in gelini, Hanedan’ın reisi ve sarayda dünyaya gelen son şehzade Osman Ertuğrul’un eşi, prenses Zeynep Osman.

“New York’tan şimdi geldim, Şadiye Sultan meselesiyle alakalı açıklama yapmak istiyorum” dedi.
Canının çok sıkkın olduğu ses tonundan belliydi.
“Ne zaman nereye isterseniz geleyim” dedim.
“Salı günü saat 16’da Pera Palas’ın çay salonu” dedi.
“Hay hay” dedim.

20yilmazbey330cm-2.jpg

Prenses Zeynep Osman’la ilk kez 2004 yılında tanışmıştım.
O dönem atv haber’i yönetiyordum.
Osmanlı soyundan değerli arkadaşım Neslişah Evliyazade’den rica etmiştim, beni kırmayıp aracı olmuştu, rahmetli Osman Ertuğrul’u Türk televizyon tarihinde ilk ve son kez canlı yayına çıkarmıştım.
Osman Ertuğrul, Abdülhamid’in torunuydu, Abdülhamid yaşarken Yıldız Sarayı’nda dünyaya gelmişti, Osmanoğullarının 34’üncü erkek üyesiydi, Hanedan’ın reisiydi, saltanat devam etseydi Dördüncü Osman veya Birinci Ertuğrul adıyla padişah tahtına oturacaktı.
10 yaşındayken sürgüne gönderilmiş, Viyana’da eğitim almış, babasıyla birlikte ABD’ye yerleşmiş, 70 yıl Türkiye’yi görememiş, 2004 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuştu. Türkiye’ye gelir gelmez kendisini ekrana davet etmiştim, lütfedip kabul etmişti.
Osmanlı Hanedanı’nın reisi sıfatıyla, tarihte ilk kez kamuoyuna seslenecekti, ne diyeceği dünya çapında merak ediliyordu.
Saltanat devam etseydi Fatih Sultan Mehmet’in Kanuni Sultan Süleyman’ın tahtında oturacak olan Osman Ertuğrul, izlenme rekoru kıran canlı yayında kelimesi kelimesine şunları söylemişti:
“Türk olarak doğdum, Türk olarak öleceğim. Atatürk, Türk halkı için muhteşem bir liderdi. Ailemiz için çok kötü oldu ama, Türkiye kazandı, Türk milleti kazandı. Mustafa Kemal olmasaydı, İstanbul olmazdı. Memleketi kurtarmanın tek şekli, Cumhuriyet’i kurmaktı. Ben dahil bütün Türkler, Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz. Vatanı O kurtardı. Atatürk olmasaydı, Allah bilir ne olurdu. Padişahlık, monarşi, hilafet, bunların hepsi geride kalmıştır, gençlerimiz laikliğe ve vatanın bütünlüğüne sahip çıksınlar. Atatürk olmasaydı, hiçbirimiz olamazdık.”

Evet…
Osmanlı Hanedanı’nın reisi kelimesi kelimesine bunları söyledi.
Türk basını bu tarihi canlı yayını yok saydı.
Unutulsun diye bir daha asla haber yapılmadı.
Osmanlı’yla Atatürk’ü birbirine düşman göstermeye çalışanlar, Osmanlı Hanedanı reisinin bu muhteşem sözlerini sansürledi, kararttı.

Prenses Zeynep Osman’ı işte o gün tanımıştım.
Babası Afgan prensi Abdulfettah Tarzi, eşi Osmanlı Hanedanı’nın reisi Osman Ertuğrul’du.
Bu inanılmaz sıfatları tebessümle taşıyordu.
Zarafeti, tevazuyu gerçekten kelimelerle ifade edemem.

Ve işte 15 yıl sonra, yine öyle tarifsiz duygularla Pera Palas’ın mistik atmosfere sahip çay salonunda Zeynep Osman’ı bekliyordum…
İlham Gencer piyano çalıyordu.
Caz tınıları eşliğinde insanlar sohbet ediyordu.
Dakikalar geçmiyordu, ya da heyecanımdan bana öyle geliyordu.
Saat tam 16.00…
Zeynep Osman o her zamanki zarafetiyle, tam vaktinde içeri girdi.
Adeta zamanı durdurmuştu.
15 yıl önceki Zeynep Osman, 15 yıl sonra aynen karşımdaydı.
Meraklı bakışlar eşliğinde, oturduk.
Çay söyledik.
Biraz sohbet…
Sonra not defterimi açtım, başladık.

Telefonda söylediği gibi, yine “Şadiye Sultan meselesiyle alakalı açıklama yapmak istiyorum” dedi.

Şadiye Sultan meselesi, malum…
Abdülhamid’in torunuyum diye ortaya çıkan, kendisine “sultan” diye hitap edilmesini isteyen bir arkadaş var. Bu arkadaş durup dururken çıktı, “İsmet İnönü’nün Hanedan mensuplarını Fransa’da ziyaret ettiğini, vatandaşlık verme vaadiyle Abdülhamid’in kızı Şadiye Sultan’ın mücevherlerini aldığını, sonra ortadan kaybolduğunu, bu çaldığı mücevherleri götürüp kendi eşine taktığını” iddia etti.

Prenses Zeynep Osman, işte bu iddiayla alakalı açıklama yapmak istiyordu.

Canı çok sıkkındı.
Sözlerine “Osmanlı gelini olmakla iftihar ediyorum, padişah Abdülhamid’in gelini olmakla iftihar ediyorum, Osman Ertuğrul’un eşi olmakla iftihar ediyorum, ama ben Atatürk çocuğuyum, Atatürk çocuğu olmakla iftihar ediyorum, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarından Allah razı olsun” diye başladı… Anlattı.

“İlk defa konuşuyorum. İsmet Paşa’ya bu itham ağırıma gitti. Çok zoruma gitti. İsmet Paşa’yla alakalı bu sözler, doğru değil… Büyük bir hata, büyük bir yanlışlık, asla hakikat olmayan bir lakırdı.”

“İsmet Paşa meselesi hakiki bir mesele olsaydı, Hanedan’ın reisi Osman Ertuğrul bilmez miydi? Hakiki bir mesele olsaydı, Osman Ertuğrul’un eşi olarak benim bilmemem duymamam mümkün mü?”

“Cumhuriyeti, demokrasiyi, Atatürk’ü seven bir tek insan bile kaldıysa bu ülkede, bu çok ağır bir laf… Taşınamaz. Yenilir yutulur lakırdı değildir. Aslı esası yok. Çok hazin bir lakırdıdır.”

“Padişah Abdülhamid’in kızı Şadiye Sultan, Osman Ertuğrul’un çok yakın olduğu halasıydı. Paris’e gittiğinde daima Şadiye Sultan’da kalırdı. Kitaplarına çok değer verirdi, kitaplarını Şadiye Sultan’a emanet ederdi. Şadiye Sultan’ın kızı Samiye Hanımsultan, bir Amerikalıyla evlendi, New York’ta Osman Ertuğrul’a çok yakın otururlardı. Şadiye Sultan, New York’a kızına geldiğinde daima Osman Ertuğrul’la görüşürlerdi. İsmet Paşa meselesi hakikat olsa, Osman Ertuğrul’un bilmemesi mümkün müydü?”

“Abdülhamid’in son geliniyim, Osman Ertuğrul’un eşiyim. Osman Ertuğrul hayatı boyunca yaşadıklarını kendi sesiyle teybe kaydetti, kendi el yazısıyla kağıtlara kaydetti. Bu hatıratın hepsi bende, hepsini benim yanımda kaydetti. Tek bir satırında bile böyle bir şey yok. Şadiye Sultan olayı hakikat olsa, Osman Ertuğrul’un hatıratında olmaz mı?”

“Mevhibe hanımefendiyi yakından tanırdım. Annemin gayet iyi ahbabıydı. Ailece gidip gelirdik. Son derece saygıdeğer insanlardı. İsmet Paşa’nın bütün ailesini tanırım. Kızı Özden hanımı pek severim. Mutlu İlmen yakın arkadaşımdır. Mevzubahis bile olamaz.”

“Bunları söyleyen kızcağızın babasını bile hayatımda bir defa gördüm, o da galiba en fazla bir saat… Değil kendileri, babaları bile, büyükbabaları bile Şadiye Sultan’ı ne görmüştür, ne tanımıştır. Hanedan Avrupa’ya gitti, bunlar Şam’da büyüdü.”

“Sultan Abdülhamid’le Napolyon’un aynı dönemde yaşadığını söyleyen birine ne denir ki.”

“Aslında bu sözleri söyleyenleri suçlamıyorum. Eski sultanları görmemişler, tanımazlar, bilmezler. Bambaşka bir yetişme tarzıyla yetişmişler. Hanedan’ın büyükleriyle temasları olmamış. Bunların aile fertleri, kendi büyükleri saraydan uzaktaydılar.”

“Neslişah Sultan mesela, Hanedan defterine kaydı yapılan son kişidir, Neslişah Sultan yarım asır İstanbul’da yaşadı, bunları tanımazdı.”

“Bu tür sözler, Osmanlıyım diyen birine yakışmaz. Hem Osmanlı’yı küçük düşürüyor, hem Cumhuriyet’i… Çok çirkin.”

“Mal mülk istemek, Galatasaray adasının tapusundan falan bahsetmek, yakışacak iş mi… Osmanlıyım diyor. Osmanlıysan ağzından çıkanı kulağın duysun. Meziyet bu.”

Peki kim bunlar?
Prenses Zeynep Osman tane tane anlatmaya devam etti.

“2004 yılıydı, Tayyip Erdoğan başbakandı, New York’a gelmişti, Osman Ertuğrul’u davet etti, Waldorf Astoria otelinde eşiyle birlikte bizi karşıladı. İzzet ikramda bulundu. ‘Efendim vatana hicret ne zaman?’ diye sordu. Osman Ertuğrul o zamanlar Türkiye’ye vizeyle gelebiliyordu, vizeyi de dışişlerinden değil içişleri bakanlığından alıyorduk. Tayyip Erdoğan “insan kendi memleketine vizeyle gelir mi” dedi. İki ay sonra vatandaşlık işlemleri tamamlandı. Osman Ertuğrul o güne kadar vatansızdı. O güne kadar defalarca çeşitli ülkelerden teklif gelmesine rağmen, ABD vatandaşlığı dahil, hiçbir ülkenin vatandaşlığını kabul etmemişti. Türküm, Türk olarak öleceğim diyordu.”

“Türkiye’ye vatandaş olarak geldi, yerleşti. 2009 yılında vefat etti. Büyükdedesi II. Mahmud’un türbesinde toprağa verilmesini vasiyet etmişti. Tayyip Erdoğan yine yardımcı oldu, cenaze sırasında eşi Emine hanımla birlikte hep yanımızda oldu, taziyeleri kabul etmemiz için Yıldız Köşkü’nü tahsis ettiler.”

“İşte bu tür lafları eden insanları, ben ilk kez orada, Yıldız Köşkü’ndeki taziyede gördüm. Sabahtan akşama kadar taziyeye geldiler, siyasilerle, bakanlarla orada tanıştılar, medyaya ilk orada çıktılar. Osman Ertuğrul yaşarken, biz bu insanları tanımazdık, bilmezdik. Osman Ertuğrul vefat etti, bu insanlar ortaya çıktı.”

“Osman Ertuğrul’un vefatı milat oldu. Meydan boş kaldı. Kurdun olmadığı yerde, kuzu ben padişahım dermiş… Yakışmıyor. Bunlar aileyi temsil edemezler, aile adına konuşamazlar.”

Prenses Zeynep Osman’ın biz gazetecilere de eleştirisi vardı…
Yanlış terminoloji kullandığımızı söyledi.

“Osman Ertuğrul’u düşündükçe üzülüyorum. Bunlara hâlâ ‘hanedan’ diyerek, Abdülhamid’in ‘torunu’ diyerek yanlış yapıyorsunuz, ‘sultan’ diyerek çok fena yanlış yapıyorsunuz. Hanedan mensubu demek için, sarayda dünyaya gelmesi gerek… Sarayda doğanların, saray adabıyla yetişenlerin terbiyeleri, oturmaları kalkmaları bile farklıydı, sarayda yetişenlerin hepsi birbirinin aynıydı. Sarayda dünyaya gelen son hanedan reisi Osman Ertuğrul efendi, doğumu kayıtlara geçmiş son saray mensubu ise Neslişah Sultan… Osman Ertuğrul vefat ettiğinde, hanedan fiilen tarihe intikal etti. Artık sözü edilecek olan ‘aile’dir. Artık hanedan yok, Osmanlı ailesi var. Torunu bile denemez. Beşinci kuşakta, altıncı kuşakta torun denir mi? Ahfadı denir. Ahfaddır o, torun değildir. Sizden rica ediyorum, hanedan demeyin, torunu demeyin, aile deyin. Sultan diyorsunuz, bu nasıl sultanlık? Sultanlık makamı bu kadar ucuzlatılmamalı.”

Peki, prenses Zeynep Osman Türkiye’yi nasıl görüyordu?

“Yurtdışından her geldiğimde biraz daha geriye gitmiş görüyorum” dedi!

“Ülkemin ilerisini göremiyorum, bu beni çok rahatsız ediyor” dedi.

“Annem Pakize Tarzi, büyük bir vatanseverdi, büyük bir Atatürkçüydü. ‘Ben hekimsem, hastane sahibiysem, özgürsem bunu Atatürk’e borçluyum’ derdi. Bizleri, çocuklarını böyle yetiştirdi. Cumhuriyet çocuğuyum, Atatürk çocuğuyum. Bugün sizinle bu röportajı yapabiliyorsam, bunu bile Atatürk’e borçluyuz. Osmanlı’nın kalıntısından Türkiye Cumhuriyeti’ni yarattı. Bunu inkar eden, Türküm dememeli, Osmanlıyım dememeli, vatandaşım dememeli… Hanedan’ın son reisi Osman Ertuğrul da aynen böyle düşünüyordu, aynen bunları söylüyordu. Mustafa Kemal Atatürk çalıştı, didindi, mücadele etti, Cumhuriyet’i kurdu, Allahaısmarladık dedi, gitti, bugün şu halimize bakın!”

Peki, bu halimizin bir numaralı sebebi olarak neyi görüyordu?

“Eğitim” dedi.

“Elbette pekçok başka sebep vardı ama, Osmanlı niye battı? Eğitimsizlikten battı. Avrupa’yı rönesans kurtardı. Biz atlamışız. Abdülhamid’e kadar Anadolu’da okul yok, gitmemiş, götürülmemiş… Tarihten biraz ders almak lazım, ibret almak lazım. Eğitimsizlikle mücadele edilmesi lazım. Atatürk bunun için mücadele verdi. Anadolu’ya eğitimi yayamamışız, Köy Enstitülerinin kıymeti bilinmemiş, Anadolu’nun ehemmiyeti kavranmamış… Eğitimi, sanayiyi, kültürü Anadolu’ya yaymak yerine, İstanbul’un taşı toprağa altın denilmiş, herşey ve herkes İstanbul’a taşınmış. Ne oldu? İstanbul da mahvoldu. Kültür, tarih mahvoldu. Eğitimsizlik hastalığı 50-60 yıllık değil, 500-600 yıllık hastalıktır… Mücadele edilmesi lazım.”

İlk gördüğümde yürekten onur duymuştum…
Prenses Zeynep Osman’ın WhatsApp profilinde Atatürk fotoğrafı var.

Her sabah güne Sözcü okuyarak başladığını anlattı.
Sadece Sözcü okuduğunu ve yabancı basını takip ettiğini söyledi.
“Sizin gazete de fetocuymuş, bilmiyordum” diyerek güldü.
Burak Akbay’ın uğradığı haksızlıktan ve Sözcü’ye yönelik iftira davasından bahsettik, “çok üzülüyorum, rahatsız oluyorum” dedi.
Medyanın eski dönemlerinden, Hürriyet’ten Sabah’tan bahsettik.

“Bu aralar Osmanlı dizileri pek popüler, Abdülhamid bile var, izliyor musunuz?” diye sordum… “Televizyon benim evimde sadece ekran olarak duruyor, kablolarını bile söktürdüm, bu televizyonlarla vakit kaybedecek kadar vaktim yok” dedi!

Üç saatten fazla konuştuk…
Röportaj amacımızın dışında kalan, ama ömrüm boyunca unutmayacağım anekdotlar, hatıralar dinledim.
Asla yazmayacağım, aramızdaki güven ilişkisine emanet edilmiş, Osmanlı’ya dair, Türkiye’ye dair tespitler dinledim.

“İçimi dökmek istedim” diyerek, beni tercih etmesinden elbette tarifsiz onur duydum…
Ama gazetecilik bir yana, Osmanlı’yı ve Cumhuriyet’i yücelten açıklamalarını tarihe kaydettirdiği için, kavram kargaşasıyla zehirlenmeye çalışılan topluma doğru istikameti gösterdiği için, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak kendisine teşekkür ettim.

Hesabı ödetmedi.
“Lütfen” diye çırpındım.
El işaretiyle kestirip attı.
“Ayıp” dedi.
Kendisi ödedi.

Kalktık.
Kapıya kadar kendisine eşlik ettim.
Otomobilinin arka koltuğuna otururken, “Bodrum’u çok sevdiğinizi biliyorum” dedi… Işıl ışıl yıldızlı Lacivert gökyüzülü huzur dolu bir Bodrum akşamında yeniden görüşmek dileğiyle, ayrıldık.

Arkasından el sallarken, kulağa küpe sözleri hâlâ kulağımda çınlıyordu…
“Osmanlı gelini olmakla iftihar ediyorum, padişah Abdülhamid’in gelini olmakla iftihar ediyorum, Hanedan’ın son reisi Osman Ertuğrul’un eşi olmakla iftihar ediyorum, ama ben Atatürk çocuğuyum, Atatürk çocuğu olmakla iftihar ediyorum, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarından Allah razı olsun!”

Cem Ismen