ERMENİSTAN DOSYASI /// Başkan Gülbey : “Ermenistan’daki kaçak Türkler ihanet içindeler”


Başkan Gülbey : "Ermenistan’daki kaçak Türkler ihanet içindeler"

Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği ASİMDER genel Başkanı Göksel Gülbey, FETÖ, PKK terör örgüt üyeleri ile Türkiye’de vergi kaçakçılığı, cinayet ve diğer suçlardan aranan veya tutuklaması bulunan Türkiye vatandaşlarının Ermenistan’a kaçak olarak sığınıp oturum alabilmek…

Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği ASİMDER genel Başkanı Göksel Gülbey, FETÖ, PKK terör örgüt üyeleri ile Türkiye’de vergi kaçakçılığı, cinayet ve diğer suçlardan aranan veya tutuklaması bulunan Türkiye vatandaşlarının Ermenistan‘a kaçak olarak sığınıp oturum alabilmek için Türkiye’ye karşı Ermeni istihbaratına destek olarak ihanet ettiklerini iddia etti.

15 Temmuz’da FETÖ terör örgütünün yaptığı darbeden sonra Türkiye’den kaçan örgüt üyelerinin Ermenistan’dan halen çeşitli menfaatler karşılığında ihanetlerine devam ettiklerini belirten ASİMDER Genel Başkanı Göksel Gülbey, "Ermenistan istihbarat birimi ve Diaspora Bakanlığı Türkiye’deki bazı olaylara müdahil olabilmek veya çeşitli grupları yönlendirmek için ülkeye sığınan FETÖ, PKK terör örgütü üyeleri ile çeşitli suçlardan aranan kaçak Türk vatandaşlarına oturum ve sığınma vaadinde bulunarak Türkiye’de elaman ve mekan desteği konusunda yardım istiyorlar. 15 Temmuz darbe girişimine kadar çeşitli devlet kademelerinde görev yapan veya işadamı olarak örgüte finans sağlayan FETÖ terör örgütü üyeleri darbe girişiminden sonra sığınmacı iade anlaşmamız bulunmayan Ermenistan’a kaçtılar. Bu kaçak hain devlet memurları bildikleri devlet sırlarını vererek, hain işadamları da Türkiye’den götürdükleri veya yurtdışındaki paralarını vererek ihanet etmiştir. Hatta bir kaçak Türk işadamı Ermenistan milli takımına sponsor olmuştur. Ermenistan’ı Avrupa’ya geçmek içinde basamak olarak kullanıyor bu ihanet içine düşen Türk vatandaşları" dedi.

Doğu Anadolu, Güneydoğu ve Doğu Karadeniz bölgesinden Rize, Artvin şehirlerinden Ermenistan’a sığınıp kaçak yaşayanların sözde ‘Batı Ermenistan Devleti’ vatandaşlığını kabul ettiklerini söyleyen Gülbey, "1915 tarihinde Osmanlı döneminde tehcire tabi tutulan Ermeni ailelerin torunlarının başlattığı merkezide Ermenistan ve Fransa olan bu sözde ‘Batı Ermenistan Devleti’ Doğu Anadolu, Güneydoğu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde bulunan 22 şehrimizi kapsamaktadır. Bu bölge doğumlu olup Ermenistan’a sığınan Türk vatandaşlarını bu sözde devlet vatandaşı olarak kayıt yaptırıp özellikle Fransa’ya gidiş vizesi ve Fransa Ermenistan Büyükelçiliği de destek veriyor" şeklinde konuştu. – IĞDIR

ERMENİSTAN DOSYASI /// Berfin Mahide ERTEKİN : PAŞİNYAN YÖNETİMİ ERMENİ PROPAGANDASINA AĞIRLIK VERİYOR


Berfin Mahide ERTEKİN : PAŞİNYAN YÖNETİMİ ERMENİ PROPAGANDASINA AĞIRLIK VERİYOR

Yorum No : 2019 / 62

02.10.2019

Yaşadığımız çağda dış politika/iç politika ayrımının bulanıklaşması ve küreselleşmenin de etkisi ile propaganda veya daha bilimsel ve sistemli şekli ile kamu diplomasisi büyük önem arz etmektedir. Zira artık dünya, kitlelerin yani toplumun siyasete ve politika yapımına yön verdiği bir zaman dilimindedir. Ermenistan’ın yeni yönetimi de yabancı ülke toplumlarını ve diğer ülkelerde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşları etkilemek için dış politikasının bir parçası haline getirdiği propagandayı kullanma yoluna başvurmuştur.

Ermenistan, uluslararası toplumun dikkatini çeken propagandalar yapma çabası içinde olduğundan uluslararası şahsiyetler ve olaylar Ermenistan için bir fırsat ve araç niteliğindedir. World Congress on Information Technology (WCIT) 2019 yılındaki kongresini Ekim ayında Ermenistan’ın Erivan kentinde düzenleyecektir. Ermenistan, dünya üzerindeki diğer ülke vatandaşlarının ve popüler kültürü takip eden yeni neslin dikkatini çekebilmek için bilgi teknolojileri ile ilgili konuşmaların yapılacağı platformda çeşitli şirketlerin CEO’larının ve mühendislerin yanında bir de Ermeni asıllı Amerikan vatandaşı olan ve çoğu kişi tarafından ‘reality show’ yüzü olarak tanınan Kim Kardashian’ı konuşmacı olarak takdim etmektedir.[1] Bir başka örnek ise Paşinyan’ın Los Angeles’da yaptığı miting ve mitingin içeriğidir. BM Genel Kurulu için ABD’de bulunan Paşinyan, Los Angeles şehir merkezinde Ermeni Diasporasına hitap ederek “pan-Armenianism” (pan-Ermenilik) görüşünü anlatmıştır. Bu fikir kapsamında diaspora Ermenilerine bulundukları ülkeler ile Ermenistan arasındaki bağların sıkılaşması ve Ermenistan’ın tanıtılması yönünde faaliyetlerde bulunmaları çağrısını vurgulamıştır.[2] Bu miting, propaganda ya da kamu diplomasisinin en belirgin biçimidir. Los Angeles’da kendi diasporasına seslenen Paşinyan hem Ermeni asıllı ABD vatandaşlarını, hem de diğerlerini etkileme çalışmıştır. Bu şekilde Ermenistan iddia ve söylemlerinin diaspora aracılığı ile bulundukları ülkede gündemde tutulmasını sağlamayı hedeflemektedir. Aynı şekilde Paşinyan tarafından bir başka konuşma yine Los Angeles’da Ermeni Cemaati’ne yapılmıştır. Paşinyan konuşmasında, Ermeni asıllı ABD vatandaşlarının Ermenistan’dan bir ev satın alması ve aynı zamanda Ermeni vatandaşlığına da sahip olması gerektiğini belirtmiştir.[3] Ermenistan’ın propaganda yapmasında ki bir diğer sebebin de diasporayı sadece 1915 olaylarını gündemde tutmak için araç haline getirmesi değil, ekonomik anlamda Ermenistan’a yatırım yapmalarını sağlamak olduğu açıkça görülmektedir. Buradan hareketle Paşinyan, Ermeni asıllı ABD vatandaşlarına ve onlar aracılığı ile dünya üzerindeki diğer Ermeni asıllı vatandaşlarına mesajlarını ulaştırmaktadır.

Burada amaç, yabancı ülkelerdeki toplumların Ermenistan hakkındaki düşüncelerini, Ermeniler lehine şekillendirmek, aynı zamanda 1915 olaylarının gündemde kalmasını sağlamaktır. Ermenistan söylem ve iddialarını uluslararası hale getirmekle, yurt dışındaki diasporasından ülkesine yatırımcı çekmeyi hedeflemektedir. Böylelikle hem Ermenistan’ın hem de Ermeni Diasporası’nın siyasi çıkarları ön planda olacaktır. Bu bağlamda Ermeni Diasporası, propaganda yapmak ve propagandaların yerine ulaşmasını sağlamak için önemli bir araçtır. Dolayısı ile yapılan propagandalar kendini en çok Batı’da göstermektedir.

Geliştirilen/sürdürülen bir başka kamu diplomasisi örneği ise Ermenistan’ın sözde soykırımı anmak için 2020 yılında organize edeceği etkinliğin icra ediliş şeklidir. Ermenistan’da 105 piyano eşliğinde Ermeni bestecilerin eserleri çalınacak/söylenecektir.[4] İcra ediliş bakımından propaganda olarak düşünülmesine sebep olan konu ise dünyanın çeşitli ülkelerinden sanatçılar getirtilerek anma etkinliğinin düzenlenecek olmasıdır. Sözde soykırımı anma töreninde büyük ve ses getiren bir etkinliğe imza atmayı hedefleyen hükümet, dünyanın çeşitli ülkelerinden sanatçı getirterek anma etkinliğini, ilgili sanatçıların ülkesinde de konuşulur hale getirmeyi planlamaktadır. Bir başka propaganda örneği ise 24 Eylül tarihinde Fransa ve Ermenistan arasında imzalanan anlaşmadır. İmzalanan anlaşmaya göre Ermenistan Ulusal Arşivi ile Paris’teki Holokost müzesi Mémorial de la Shoah arasında Holokost ve sözde Ermeni soykırımı hakkındaki arşiv belgeleri değişimi yapılacaktır.[5] Ermenistan’ın buradaki amacı Holocaust ile 1915 olaylarını bir tutarak Yahudiler ile ortak bir kadersel bağ yaratma stratejisi uygulamaktır. Bu sayede Holokost ve 1915 olaylarını harmanlayarak zihinlere iki olay arasında benzerlik olduğunu benimseterek toplumlara mesaj vermek istemektedir. Sorgulanması gereken husus, arşiv bilgilerinin objektifliği ve çeşitliliği ile birlikte arşivlerin konusu ve hukuki boyutu bakımından tutarlı olup olmadıklarıdır.

1915 olayları konusunda Türkiye akademik çalışmalara vurgu yapmaktadır. Türkiye’nin akademik çalışmalara, Ermenistan’ın ise propagandalara ağırlık vermesi, iki devletin uzlaşma yoluna girmesini zorlaştırmaktadır. Zira propaganda ölçülü kullanılmadığında hedef kitlesine “nefret ve düşmanlık” aşılayan bir silaha dönüşmekte ve uzun vadede, uzlaşma yoluna girildiğinde “nefret ve düşmanlık” aşılanmasına sebep olan taraf ölçüsüzce yürüttüğü propaganda sebebi ile hedef kitlesince sorgulanabilmektedir.

Tüm bu gelişmeler göstermektedir ki, Ermenistan gündemde kalmak adına çok taraflı propaganda girişimlerinde bulunmaktadır. Gerek 1915 olaylarını gündemde tutarak siyasi çıkar elde etme isteği, gerek ekonomik yatırımlar için Ermenistan’ın gündemde tutulmasını sağlama çabası akıllara Ermenistan’ın gerçekten ne istediği sorusunu getirmektedir.

Fotoğraf: Armen Press

[1] “Kim Kardashian to visit Armenia to participate in WCIT 2019”, Armen Press, 10 Eylül 2019, https://armenpress.am/eng/news/987464.html

[2] “Pashinyan presents idea of Pan-Armenianism at Los Angeles rally”, Armen Press, 23 Eylül 2019, https://armenpress.am/eng/news/989010.html

[3] “Every Armenian should have a citizenship of Armenia – Pashinyan on repatriation”, Armen Press, 23 Eylül 2019, https://armenpress.am/eng/news/989016.html

[4] “Ermeni Soykırımı’nın 105. yıldönümünde 105 piyano Tsitsernakaberd Tepesi’nde yerleştirilecek”, Ermenistan Kamu Radyosu, 17 Eylül 2019, https://tr.armradio.am/2019/09/17/ermeni-soykiriminin-105-yildonumunde-105-piyano-tsitsernakaberd-tepesinde-yerlestirilecek/

[5] “Ermenistan ile Fransa arasında Ermeni ve Yahudi Soykırımlarına dair arşiv belgeleri değişimi gerçekleştirilecek”, Ermeni Haber Ajansı, 25 Eylül 2019 https://www.ermenihaber.am/tr/news/2019/09/25/Ermenistan-Fransa-Soyk%C4%B1r%C4%B1m/165144

ERMENİSTAN DOSYASI /// Berfin Mahide ERTEKİN : PAŞİNYAN VE MNATSAKANYAN’IN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER KONUSUNDAKİ ÇELİŞKİLERİ


Berfin Mahide ERTEKİN : PAŞİNYAN VE MNATSAKANYAN’IN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER KONUSUNDAKİ ÇELİŞKİLERİ

Yorum No : 2019 / 58

11.09.2019

Armenpress’in 2 Eylül 2019 tarihli “Armenian PM gives interviews to several leading Iranian media outlets (Ermeni Başbakanı, İran’ın önde gelen birkaç medya kuruluşuna röportaj verdi)” başlıklı haberine göre Paşinyan İran basınına verdiği röportajda Türkiye-Ermenistan ilişkileri hakkında yorumlarda bulunmuştur. Röportajda Türkiye ile ön koşulsuz diplomatik ilişkiler kurmaya hazır olduğunu belirten Paşinyan aynı zamanda Türkiye ile kurulacak diplomatik ilişkinin, sözde Ermeni soykırımının uluslararası alanda tanınması politikasından da vazgeçtikleri anlamına gelmediğini eklemiştir. Bunların yanı sıra Paşinyan, Sözde Ermeni soykırımının sadece Türk-Ermeni ilişkilerini ilgilendirmediğini, bu konuyu aynı zamanda uluslararası güvenlik bakış açısı ile ele aldıklarını belirtmiştir.[1] Bu bakış açısı ve söylem, Paşinyan iktidara gelmeden önce de vardı. Paşinyan’ın iktidara gelişi ile de değişmeyerek Türkiye ile ilişkilerde önkoşul olmayı sürdürmektedir.

Yine Armenpress’in 6 Eylül 2019 tarihli “Armenian FM comments on establishment of diplomatic relations with Turkey (Ermenistan Dışişleri Bakanı Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulması konusunda yorumda bulundu)” başlıklı haberine göre Ermenistan dışişleri bakanı Mnatsakanyan da Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurulmasında makul bir gerçeklik görmediğini ifade etmiştir. Bunun sebebi olarak ise Türkiye’nin Zürih sürecini reddetmesi, devamlı abluka hali (Ermenistan’ın izole edilmesi hali), Sözde soykırıma karşı inkarcı politikası ve Dağlık Karabağ konusundaki önyargılarına işaret etmiştir.[2] Bu bağlamda Paşinyan’ın iktidara geldiği günden beri tekrarladığı fakat pratiğe dökmediği Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurma isteğine karşın dışişleri bakanı Mnatsakanyan’ın, verdiği basın açıklamasında Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurmayı kesin bir tavırla gerçekçi bulmadığını beyan etmesi, Paşinyan’ın sözleri ile çelişir niteliktedir.

Paşinyan’ın Türk-Ermeni ilişkileri konusunda fikirlerini beyan etme şekli çoğu zaman sert olmayan ama detaylı incelendiğinde üstü kapalı, Türkiye ile ilişki kurmayı zorlaştıran tutumdadır. Mnatsakanyan ise Türkiye ile ilişkiler konusunda sert bir dil kullanarak doğrudan bu durumun zorluğunu belirtir. Paşinyan hem dış politika hem de iç siyaseti gözeterek adımlar atmaktadır ancak bu tutum ona istikrarlı bir hareket planı sunmadığı için Türkiye ile ilişki kurmasını/geliştirmesini zorlaştırmaktadır.

Paşinyan ve dışişleri bakanı Mnatsakanyan’ın birkaç gün ara ile dile getirdikleri söylemleri, birbirleri ile çelişmekle birlikte aynı zamanda dolaylı yoldan birbirlerini doğrulamaktadır da. Bu söylem tarzının da dış politikanın bir parçası olduğunu varsayarsak Paşinyan’ın Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurma isteğini Türkiye’ye mi yoksa uluslararası topluma mı söylediğini ayırt edebilmemiz mümkündür. Mnatsakanyan ise doğrudan mesajlarını Türkiye’ye vermektedir. Ermenistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı arasındaki söylem farkı, -aralarında tutarsızlığa yol açsa da- hem Uluslararası topluma hem de Türkiye ve bölgeye karşı verdikleri mesajlar aslında oldukça net ve stratejilerinin bir parçasıdır.

Fotoğraf: Armenpress

[1] “Armenian PM gives interviews to several leading Iranian media outlets,” Armen Press, 2 Eylül 2019, https://armenpress.am/eng/news/986570.html.

[2] “Armenian FM comments on establishment of diplomatic relations with Turkey,” Armen Press, 6 Eylül 2019, https://armenpress.am/eng/news/987127.html.

ERMENİSTAN DOSYASI /// Mehmet Oğuzhan TULUN : ERMENİSTAN’DA TERÖRİST SEMPATİZANLIĞI – BÖLÜM I VE II


Mehmet Oğuzhan TULUN : ERMENİSTAN’DA TERÖRİST SEMPATİZANLIĞI – I


Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi önünde uzun senelerdir devam eden bir takım engeller bulunmaktadır. Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanıması konusundaki sergilediği muğlaklık, “Ermeni soykırımı” söylemini Türkiye’ye ısrarla dayatma teşebbüsleri ve Azerbaycan’ın toprağı olan Dağlık Karabağ’a yönelik devam eden işgali bu engellerden en öne çıkanlardır.

Bu engellerle beraber, iki ülke arasındaki gerilimi arttıran ve toplumsal barışmayı sekteye uğratan meselelerden bir tanesi ise; Türk diplomatlarını şehit eden Ermeni terör örgütü mensuplarının Ermenistan’da hâlâ ulusal kahraman muamelesi görmesi ve bu teröristler için heykeller ve anıtlar dikilmesidir.

Bu dikilen heykeller ve anıtlar; terörizmle mücadele etmek bir yana, gerçekte Ermenistan’da yerleşmiş bulunan terörist sempatizanlığının çok somut örnekleridir.

Örnek olarak, Türk diplomatlarını hedef alan Ermeni terör örgütü ASALA’nın en önde gelen mensuplarından Monte Melkonyan’ın Ermenistan’ın başkenti Erivan’da bir büstü bulunmaktadır. Ermenistan’daki insanların bakış açısıyla; Melkonyan, Ermenilerin Türklere karşı “haklı mücadelesi” uğruna Türk diplomatlarını şehit ettiği ve ayrıca Dağlık Karabağ savaşında yer aldığı için kahraman muamelesi görmektedir. Kendisi Erivan sınırları içerisinde bulunan Yerablur askeri mezarlığında gömülüdür.

Bu mezarlıkta aynı zamanda ASALA için dikilmiş bir anıt bulunmaktadır. Yani bir komşu ülkenin (Türkiye) diplomatlarını öldüren bir terör örgütü mensupları adına, Ermenistan’da askeri bir mezarlıkta anıt dikilmiştir. Bu, Ermenistan’da ASALA’ya nasıl olumlu bir gözle bakıldığının çok somut bir kanıtıdır.

ASALA anısına dikilen anıtlar Erivan ile sınırlı değildir. Ermenistan’ın bir başka şehri olan Vanadzor’da Ocak 2014 dikilen bir başka ASALA anıtı bulunmaktadır. Bu anıt, Ermenistan’ın ulusal kilisesi olan Ermeni Apostolik Kilisesi papazları tarafından ayinle açılmıştır. Açılış ayininin haberi ve videosu, Ermeni Apostolik Kilisesi tarafından kurulmuş olan Shoghakat TV tarafından paylaşılmıştır.[i] Bu haber, sürekli olarak her koşul altında Ermenilerin masumiyet söylemini ortaya koyan Ermeni Apostolik Kilisesi’nin bir terör örgütü olan ASALA’ya bakış açısın gözler önüne sermektedir.

Burada sorulması gereken soru şudur: Türkiye; Türk diplomatlarının şehit edilmesinden mutluluk duyan, bunu yapanları hâlâ onurlandıran bir ülkeyle, onun toplumu ve kilisesiyle nasıl bir uzlaşma, sonrasında ise nasıl bir barışma sağlayabilecektir?

[i] “Opening of memorial stone to the memory of ASALA in Vanadzor”, Shoghakat TV, http://www.shoghakat.am/en/telecasts/1058 [erişim tarihi: 18 Mayıs 2015).

Mehmet Oğuzhan TULUN :  ERMENİSTAN’DA TERÖRİST SEMPATİZANLIĞI – II

Ağustos 2019 sonunda Türk basınında ve kamuoyunda, Osmanlı döneminde İçişleri Bakanlığı (Dahiliye Nazırlığı) ve Başbakanlık (Sadrazamlık) görevi yapmış olan Mehmet Talat Paşa’yı katleden Osmanlı Ermenisi Soğomon Tehliryan’ın Ermenistan’ın Maralik kasabasında bir heykelinin dikildiği haberi infial uyandırmıştır.[1] Basında çıkan haberlere göre heykelde Talat Paşa’nın kesilmiş kafasına basan Tehliryan, elinde tabancayla kahramanca bir duruş sergilemektedir. Bilindiği üzere Tehliryan’ın işlediği Talat Paşa cinayeti, militan Ermeni grupların tarihte Türklere karşı yürütmüş olduğu ikinci terör dalgasının (1921-1927) bir parçasıydı.[2] Dolayısıyla Talat Paşa cinayeti Türk toplumu için Türk düşmanlığının eyleme dönüşümünü temsil etmektedir.

Söz konusu heykel ile ilgili araştırma, heykelin açılışının yakın tarihte değil, 22 Nisan 2015’te yapıldığını ortaya koymaktadır.[3] Heykelin açılışı ve sonrasında yayınlanan Ermeni kaynaklı haberler, heykelin ilk açılış haliyle son hali arasında farklılık olduğunu ortaya koymaktadır. Heykelinin açılışıyla ilgili bir haber,[4] heykelde Tehliryan’ın bastığı şeyin Talat Paşa’nın kesilmiş başı değil bir taş parçası olduğunu belirtmektedir. Heykelin heykeltıraşı Samvel Petrosyan, esasen eserini Talat Paşa’nın kesik başı ile tasarladığını, bununla da hiçbir suçun cezasız kalmayacağını anlatmak istediğini belirtmiştir. Fakat Petrosyan, yerel yetkililerin “Avrupa bundan rahatsız olur” itirazı üzerine kesik başı bir taş ile değiştirmek durumunda kaldığını belirtmiştir. Petrosyan, yine de heykeli ilk tasarladığı haliyle sergilemek istediğini ve 2018 yılında bu isteğinin resmi makamlarca kabul edildiğini belirtmiştir.[5] Yakın zamanda bir Ermeni haber sitesinde yayınlanan makale, Tehliryan heykelinin heykeltıraş Petrosyan’ın ilk isteği doğrultusunda kesik başlı haline dönüştürüldüğünü aktarmıştır.[6]

Heykelin kesik başlı haline dönüştürülmüş olması, bırakın yalnızca Avrupalı ülkelerde, tüm dünyada barbar bir zihniyetin ürünü olarak kabul edilecektir. Heykel bu haliyle nefreti, aşırıcılığı ve terörizmi devlet eliyle meşrulaştırmaktadır. Heykel, çocukların dahi rahatlıkla görebileceği kasaba meydanında sergilenerek temsil ettiği hastalıklı zihniyeti herkes için normalleştirilmektedir.

Heykelde üzerine basılan şey ne olursa olsun, Tehliryan gibi şaibeli olduğu artık kanıtlanmış ve kendi öz oğlu tarafından bile suçlanmış bir şahsın heykelinin devlet töreni[7] ile açılışının yapılmış olması, Ermenistan ve diaspora Ermeni toplumlarında ciddi sorunların var olduğuna işaret etmektedir. Bu konuya girmeden önce Talat Paşa ve Soğomon Tehliryan ile ilgili bilgi vermekte fayda vardır.

Milliyetçi Ermeni tarih yazımı ile tarihi belgelerin çizdiği Talat Paşa portreleri arasında ciddi farklar vardır. Tarihi belgelere bakılacak olursa, Mehmet Talat Paşa (1874-1921), Birinci Dünya Savaşı esnasında vahim bir tablo ile karşı karşıya kalmıştır: 1) O günün şartlarında muharebeye hazırlık, teçhizat ve ikmal hatları bakımından ciddi eksikleri olan Osmanlı askeri düşman karşısında yenilgiye uğramakta veya daha muharebe sahasına ulaşamadan çevre ve savaş koşulları sebebiyle can vermekteydi, 2) Silahlı devrimci Ermeni çeteleri Osmanlı ordusunun ikmal hatlarını sabote etmekte ve işgalci düşman güçleri ile iş birliği yapmaktaydı ve 3) Osmanlı Müslüman tebaa Ermeni çetelerinin sistematik katliamlarına ve gaddarlığına maruz kalmaktaydı. Zaman içerisinde Osmanlı hükümetinde, Ermeni çetelerin Osmanlı Ermenisi tebaadan sempati veya silah zoru ile elde ettiği desteğin önüne geçilebilmesi ve sorun yaratabilecek grupların savaş alanlarından uzaklaştırılabilmesi için Ermeni tebaanın sevk ve iskâna tabi tutulması fikri doğmuştur. Buna rağmen Talat Paşa bu fikre uzun süre direnmiş ve -anılarında anlattıklarına bakılacak olursa- bu direnci sebebiyle bazı meslektaşları tarafından görevini ihmal etmekle, hatta vatan hainliği ile suçlanmıştır. Ancak Nisan 1915’te başlayan Van İsyanı durumun vahametini ortaya koymuş, Talat Paşa Ermeni sevk ve iskânının artık bir zorunluluk haline geldiğine kanaat getirmiştir.

24 Nisan 1915’te çetecilik yaptığı tespit edilen veya şüphelenen Ermeni aydınlar ve kanaat önderleri İstanbul’da tutuklanarak Ayaş ve Çankırı’ya sürgün edilmiş, Ermeni çetelerinin faaliyetlerinin devam etmesi sonucunda ise 27 Mayıs 1915’te ise Ermeni sevk ve iskânı yürürlüğe konulmuştur. Osmanlı hükümeti sevk ve iskânın makul koşullarda yürütülmesi için hazırlık yapmış ve talimat göndermiştir. Şahsen Talat Paşa ise sevk ve iskân sırasında Ermenilere kötü muamele yapan yetkililerin soruşturulması için komisyon kurulmasını sağlamıştır. Bu komisyonların soruşturmaları sonucunda kusurlu kişiler idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Tüm bu önlemlere ve cezalandırmalara rağmen, sevk ve iskân sırasında trajik olaylar yaşanmış; savaş ve çevre koşulları, haydut saldırıları, toplumsal çatışma ve Osmanlı İmparatorluğunun personel ve altyapı yetersizliği gibi sebeplerden dolayı pek çok Osmanlı Ermenisi hayatını kaybetmiştir.

Oysa milliyetçi Ermeni tarih yazımında bu tarihi veriler çoğu zaman tamamıyla görmezden gelinerek Talat Paşa hakkında çok farklı bir portre ortaya konulmaktadır. Ermeni çetelerinin faaliyetlerinin Osmanlı İmparatorluğu için yarattığı tehdit azımsanmakta ve çetelerin silahlı saldırıları meşru müdafaa olarak yansıtılmaktadır. Bu anlatıya göre Talat Paşa ve Osmanlı hükümeti, Ermeni tebaaya karşı duydukları paranoyak güvensizlik ve İslamcı veya Turancı gayeler çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğunu Ermeni ve Hristiyan unsurlardan arındırmak istemiş ve onlara karşı önceden planlanmış bir imha politikası yürütmüş, yani soykırım yapmıştır. Bu anlatıda kendisi iddia edilen soykırımın “baş mimarı” olarak tanıtılmaktadır. Bu sebeple Talat Paşa; yıllar içerisinde Ermeni algısında nefret edilmesi gereken, klişe filmlerdeki kötü adam figürüne dönüşmüştür.

Soğomon Tehliryan (1897-1960) ise 15 Mart 1921 günü Talat Paşa’yı Berlin’de ensesinden vurarak katletmiştir. İşlediği cinayet sonrasında mahkemeye çıkarılan Tehliryan suçunu itiraf etmiş ancak yargılanma süreci boyunca hiçbir pişmanlık ifade etmemiştir. Tehliryan, mahkeme jürisine Haziran 1915’te Erzincan’da sevk ve iskân sırasında tüm ailesinin ve köyünün jandarma tarafından katledilmesine ve kız kardeşinin ırzına geçilmesine tanık olduğunu, kendisinin ise bir mucize eseri yaralı olarak kurtulduğunu anlatmıştır. Rüyasında annesinin ona Talat Paşa’nın Berlin’de olduğunu ve onu halen öldürmediği için azar işittiğini belirten Tehliryan, Talat Paşa’yı Berlin’de “tesadüfen” keşfederek öldürdüğünü anlatmıştır. Yani Tehliryan, mahkemede travmatik olayların mağduru olmuş, sadece katledilen ailesi ve halkı için intikam almak uğruna hayatta kalmış bir adam portresi ortaya koymuştur.[8] Mahkemede bir süre sonra Tehliryan değil, Batı dünyasında o sırada zirve yapmış Türk ve Osmanlı düşmanlığının da etkisiyle Talat Paşa ve Osmanlı Devleti yargılanır hale gelmiştir. Nihayetinde Tehliryan’ın Talat Paşa’yı katlettiği sırada geçmişteki mağduriyeti sebebiyle geçici delilik geçirdiğine kanaat getirilmiş ve Berlin’de hakimler olmadığını kanıtlarcasına, hukuk ilkeleri hiçe sayılarak mahkemece serbest bırakılmıştır. Tehliryan’ın Talat Paşa cinayeti ve akla ziyan bir kararla mahkemece serbest bırakılmasının, yıllar sonra Türk diplomatik personeline ve aile mensuplarına yönelik militan Ermeni örgütlerin yürüttüğü üçüncü terör dalgası (1973- 1986) için ilham kaynağı olduğu günümüzde öne sürülmektedir.[9] Bu vakayla beraber pek çok fanatik milliyetçi Ermeni için siyasi gayelerle terörizme başvurarak Türk öldürmek, meşru bir yöntem haline gelmiştir.

Ancak yıllar sonra elde edilen belgeler, Tehliryan’ın Berlin’deki mahkeme jürisine anlattığı hikâyenin bir uydurmaca olduğunu ortaya koymuştur:[10] 1) Tehliryan Talat Paşa cinayetini tek başına planlamamış, aksine başlıca amacı Ermeni sevk ve iskânının intikamını almak için Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnak Partisi) tarafından başlatılan Nemesis Operasyonunun parçası dahilinde hareket etmiştir. Taşnak Partisi Türk-Ermeni ilişkilerindeki güvenin bozulmasında oynadığı kilit rolü ve kabahati tamamen görmezden gelerek tüm suçu Osmanlı’ya atmayı tercih etmiş ve intikam operasyonu ile herkese siyasi bir mesaj vermek istemiştir. 2) Tehliryan, Talat Paşa’yı katletmeden önce 1919 yılında devletine sadık bir Osmanlı Ermenisi olan Harut Mıgırdiçyan’ı Nemesis Operasyonu çerçevesinde katletmiştir. Yani Tehliryan sıradan bir mağdur Ermeni değil, tecrübeli bir suikastçıydı, 3) Tehliryan 1913 yılında mühendislik eğitimi için Osmanlı İmparatorluğundan ayrılarak babasının ve kardeşini bulunduğu Belgrad’a yerleşmiştir. Kendisi Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla beraber Tiflis’e gitmiş ve Anadolu’yu işgal eden Rus güçleri ile iş birliği yapan Ermeni gönüllü birliklerine katılmıştır. Tehliryan ancak Temmuz 1916’da Erzincan’a dönmüş ve elde bulunan kayıtlara göre babası Belgrad’dan ayrılmamıştır. Anlaşılacağı üzere Tehliryan’ın Berlin’deki mahkemeye anlattığı travmayı yaşamış olması mümkün değildir.[11]

Sonuç olarak milliyetçi Ermeni tarih yazımının ortaya koyduğu Talat Paşa ve Soğomon Tehliryan portreleri gerçeği yansıtmamaktadır. Dolayısıyla Ermenistan’ın Maralik kasabasında 2015 yılında dikilmiş olan heykel, yalancı ve soğuk kanlı bir katil ve terörist olan Tehliryan’ı yüceltmekte ve kahramanlaştırmaktadır. Bu çerçevede heykel, Türkler ve Ermeniler arasında bir provokasyon malzemesi olmaktan öteye geçememektedir.

Talat Paşa ve Soğomon Tehliryan üzerinden ortaya konulan çarpık tarih anlatımı, nefretin körüklenmesi ve aşırıcılık teşviki münferit bir vaka değildir. Ermenistan ve Ermeni Diasporasındaki çeşitli gelişmeler benzer bir olumsuz işlevi görmüştür veya görmektedir:

1) Mayıs 2019’da, 1973’te ABD’nin Santa Barbara kasabasında Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir katleden Gourgen Yanikian’ın (1895-1984) kemikleri ABD’den Ermenistan’a nakledilmiş ve resmi törenle bir askeri mezarlığa defnedilmiştir.[12] Yani Ermenistan, komşu bir ülkenin diplomatlarını katleden bir teröriste kahraman muamelesi yapmıştır.

2) Mayıs 2016’da, Azerbaycan Türklerine karşı katliam yapmış ve Nazi savaş suçlusu olan, ancak Ermenistan’da ulusal kahraman muamelesi gören Garegin Njdeh/Ter-Harutyunyan’ın (1886-1955) resmi törenle Erivan’da heykeli dikilmiştir.[13] Njdeh’in adına aynı zamanda Erivan’da bir metro durağı, bir meydan ve bir anıt bulunmaktadır. Bir başka katliamcı ve Nazi sempatizanı olan Drastamat “Dro” Kanayan (1884-1956) da Ermenistan’da aynı şekilde anılmakta ve yüceltilmektedir.[14]

3) Üçüncü terör dalgası (1973-1986) çerçevesinde Türk diplomatlarını ve aile mensuplarını katleden ASALA örgütü adına Erivan’daki bir askeri mezarlıkta anıt bulunmaktadır. Terör örgütünün en önde gelen isimlerinden olan ve bu mezarlıkta gömülü olan Monte Melkonyan (1957-1993) adına aynı zamanda Erivan’da bir büst bulunmaktadır. Vanadzor şehrinde ise bu örgün adına dikilen “anıtın açılış törenine Ermeni Apostolik Kilisesi papazları katılmış ve bu tören Kilise’nin kurduğu televizyon kanalı tarafından yayınlanmıştır.”[15] Yani, birinci örnekte olduğu gibi, Ermenistan’da komşu bir ülkenin diplomatlarını katleden teröristlere kahraman muamelesi yapılmaktadır.

4) 17-30 Temmuz 2016’da Sasna Tsrer (Sason Delileri) örgütünün yaklaşık otuz mensubu; otomatik silahlarla ve roket atarlarla Erivan’da bir karakola baskın düzenlemiş, dört polis memurunu katletmiş ve rehine almıştır. Örgüt mensupları; Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde ayrılıkçı faaliyetlere karıştığı bilinen ve Ermenistan hükümetinin darbe yapma hazırlığında olduğu şüphesiyle tutukladığı örgüt liderlerinden Jirair Sefilian’ın (Zhirayr Sefilyan) serbest bırakılmasını talep etmiştir. Örgüt mensupları aynı zamanda dönemin Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın istifasını ve yeni bir hükümet kurulmasını talep etmiştir. Başka ülkelerde siyasi gayelerle karakol basmak ve polis memuru katletmek terörizm sayılsa da Ermenistan’da halkın önemli bir kısmı Sasna Tsrer teröristlerine destek vermiş, teröristlerin lehine protesto düzenlenmiş, hatta bu olay Ermenistan siyasetinin olağan bir gelişmesi sayılmıştır.[16] Görünen o ki insanların eline silah alıp kendi “adaletlerini” kendilerinin araması Ermenistan’da yerleşik bir kültür haline dönüşmüştür.

5) Taşnak Partisi Ermeni Diasporasının en baskın örgütü, Ermenistan’da ise halen dikkate alınması gereken siyasi bir aktördür. Parti; her daim kendisini Ermeni milletinin ve Ermenistan’ın yılmaz bekçisi olarak pazarlasa da, Parti 1890’da kurulmasından bu yana hem Türkler hem de Ermeniler için bir baş belası olmuştur. Örgüt kurulmasından kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğunda terör faaliyetlerine başlamıştır. Örgüt; Birinci Dünya Savaşı öncesinde, sırasında ve sonrasında Ermeni bağımsızlık mücadelesi adı altında uyguladığı aşırı şiddet ve ahmak maceraperestliği sebebiyle Türk-Ermeni ilişkilerinin bozulmasında kilit bir rol oynamıştır. Nitekim Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti’nin (Birinci Ermenistan Cumhuriyeti) ilk başbakanı Ovannes Kaçaznuni bu kusurları sebebiyle Taşnak Partisi’ni ağır bir şekilde eleştirmiştir (gerçi Kaçaznuni kinayeli bir şekilde aynı dönemde yaşananlardan dolayı Türk tarafını da eleştirmiştir).[17] Ancak Taşnak Partisi o ana kadar yaptığı vahim hatalardan ders çıkaramamış, aşırı faaliyetlerine devam etmiştir. Parti 1960’lardan sonra Diaspora gençliğini Türklere karşı sistematik bir beyin yıkama sürecine maruz bırakmış ve üçüncü terör dalgası çerçevesinde faaliyet göstermiş olan Adalet Komandoları terör örgütünü kurmuştur. Bu örgüt ise bilindiği üzere Türk hedeflerine yaptığı elim saldırılarla Türk toplumunda derin yaralar bırakmış, Türk-Ermeni ilişkilerini daha da germiştir. O günden bu yana Taşnak Partisi hem Ermenistan’da hem de Diasporada militanlığın bayraktarlığını yapmaya devam etmektedir. Şubat 2019’da Taşnak Partisinin yayın organı olan Asbarez’de yayınlanan “EDF Üyesi Kimdir-Taşnaksütyun” başlıklı yazı, Taşnakların totaliter bir zihniyetle bencil parti çıkarlarını Ermenilerin çıkarlarının önüne koymaya devam ettiğini göstermektedir.[18] Bu parti bu zihniyetle faaliyet göstermeye devam ettikçe Türk-Ermeni ilişkilerinde bir provokasyon unsuru olmaya devam edecektir.

Bu yazının yazılmasına vesile olan heykel meselesine dönecek olursak, bu heykelin temsil ettiği aşırıcılığı maalesef Türkiye’de destekleyenler olmuştur. İhtar almasına rağmen ısrarla sit alanına inşaat yaptığı için açık cezaevinde hapse mahkûm edilen (sonra da firar eden) ve olaylı kişiliği ile tanınan[19] Türkiye Ermenisi yazar Sevan Nişanyan; 25 Ağustos’ta Facebook hesabından Maralik’teki Tehliryan heykelinin temsil ettiği aşırı görüşleri destekleyen bir paylaşımda bulunmuştur (aşağıdaki ekran görüntüsüne bakınız). Nişanyan, bazı Facebook kullanıcılarından aldığı eleştiriye rağmen geri adım atmamış, terörizmi meşrulaştıran açıklamalarda bulunmuştur.[20] Türkiye Ermenileri, Ermenistan ve Diaspora Ermenilerinin aşırılıklarına geçit vermese de bu tür münferit vakalara maalesef rastlanılmaktadır.

1915 Olayları ve ilgili tartışmalar, Türk-Ermeni ilişkilerinde ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. İki taraf arasındaki gerginliklerin ve şüphelerin aşılması için karşılıklı anlayış ve uzlaşma azmi gerekmektedir. Ancak yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, Ermenistan’da ve Ermeni Diasporasında nefretin, aşırıcılığın, şiddetin ve terörizmin meşrulaştırılması yoğun bir şekilde devam etmektedir. Ermenistan ve Ermeni Diasporasında yapılan yayınlar, Türk-Ermeni ilişkilerindeki çıkmazın sorumluluğunu oldum olası Türkiye’ye yüklemiştir. Ancak yukarıda anlatılanlar, Ermenistan toplumunun ve Ermeni Diasporasının kendi kusurları ile anlamlı bir şekilde yüzleşmeye çalışmadığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, mevcut koşullarda, Türk-Ermeni ilişkilerinde bir uzlaşmaya doğru gidilmesi mümkün gözükmemektedir.

Sevan Nişanyan’ın 25 Ağustos 2019’ta Facebook hesabından yaptığı paylaşım

Ermenistan-Maralik’teki Soğomon Tehliryan heykelinin açılıştaki hali

Ermenistan-Maralik’teki Soğomon Tehliryan heykelinin tasarım aşamasındaki hali

Ermenistan-Maralik’teki Soğomon Tehliryan heykelinin Türk basınında paylaşılan fotoğrafı

[1] Örnek olarak bakınız: “’Ermenistan’ın yaptığı bir skandaldır’,” CNN Türk, 27 Ağustos 2019, https://www.cnnturk.com/turkiye/ermenistanin-yaptigi-bir-skandaldir

[2] Birinci terör dalgası 1890-1905 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bu dönemki terörün amacı Osmanlı İmparatorluğunda özgürlük, hatta bağımsızlık için mücadele eden bir Hristiyan halk olduğunu kanıtlamaktı. Üçüncü terör dalgası 1973- 1986 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bu dönemki terörün başlıca amacı soykırım iddiaları konusunda uluslararası kamuoyunun dikkatine getirmekti.

[3] “Another statue is erected in the memory of Soghomon Tehlirian in Maralik,” Public TV Company of Armenia, April 23, 2015, https://news.1tv.am/en/2015/04/23/Soghomon-Tehlirian/13986

[4] “Another statue is erected in the memory of Soghomon Tehlirian in Maralik.”

[5] “Новые власти Армении не боятся: как поступили в Маралике с "Талаат-пашой," Sputnik, 26 Eylül 2018, https://sptnkne.ws/jCuy ; “Куда исчезла голова Талаат-паши: история одного памятника Читать далее,” Sputnik, 18 Temmuz 2017, https://sptnkne.ws/vmyN

[6] Mkiıtar Nazaryan, “El pie de Tehlirian y la cabeza de Taleat,” Haydzayn.com, August 30, 2019, https://haydzayn.com/es/page/tehleryani-otqe-e-taleati-glouxe

[7] “Another statue is erected in the memory of Soghomon Tehlirian in Maralik.”

[8] Christopher Gunn, “Getting Away with Murder – Soghomon Tehlirian, ASALA, and theJustice Commandos, 1911-1984,” War and Collapse – WorldWar I and the Ottoman State içinde, ed. M. Hakan Yavuz ve Feroz Ahmad (Salt Lake City: The University of Utah Press, 2016), 902-903.

[9] Gunn, “Getting Away with Murder…,” 905-908.

[10] Gunn, “Getting Away with Murder…,” 909-910; Maxime Gauin, “Please Leave History To Historians – Article By Maxime Gauin, Daily Sabah, 21 May 2016,” Center for Eurasian Studies (AVİM), Blog No: 2016/19, May 25, 2016, https://avim.org.tr/Blog/PLEASE-LEAVE-HISTORY-TO-HISTORIANS-ARTICLE-BY-MAXIME-GAUIN-DAILY-SABAH-21-MAY-2016

[11] Gunn, “Getting Away with Murder…,” 909-910.

[12] Melek Sina Baydur, “Ermenistan Cumhurbaşkanı’na Açık Mektup – 27.05.2019,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Blog No: 2019/32, 28 Mayıs 2019, https://avim.org.tr/Blog/ERMENISTAN-CUMHURBASKANI-NA-ACIK-MEKTUP-27-05-2019

[13] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Ermenistan’ın Ulusal Kahramanı Olan Bir Nazi,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2016/35, 15 Haziran 2016, https://avim.org.tr/tr/Yorum/ERMENISTAN-IN-ULUSAL-KAHRAMANI-OLAN-BIR-NAZI

[14] Tulun, “Ermenistan’ın Ulusal Kahramanı Olan Bir Nazi.”

[15] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Ermenistan’da Terörist Sempatizanlığı,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2015/71, 17 Mayıs 2015, http://avim.org.tr/tr/Yorum/ERMENISTAN-DA-TERORIST-SEMPATIZANLIGI

[16] Oleg Yuryevich Kuznetsov, “The Ethno-Religious Origins of International Terrorism Perpetrated by Armenian Nationalists (Historical-Cultural Analysis),” Review of Armenian Studies, No. 35 (2017): 147-148; Aslan Yavuz Şir, “Rüşvet Mi? Yeni Bir Sorun Mu? Ermenistan’ın Yeni İskender Füzeleri,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2016/58, 19 Ekim 2016,

[17] AVİM, “Madalyonun Diğer Yüzü-II: Ermeni Devrimci Federasyonu,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2019/29, 13 Mart 2019, https://avim.org.tr/tr/Yorum/MADALYONUN-DIGER-YUZU-II-ERMENI-DEVRIMCI-FEDERASYONU

[18] AVİM, “Madalyonun Diğer Yüzü-II: Ermeni Devrimci Federasyonu.”

[19] Örnek olarak bakınız: Tülay Şubatlı, “Eşinin üzerine dışkı döktü!” Vatan, 28 Haziran 2008, http://www.gazetevatan.com/esinin-uzerine-diski-doktu–186480-gundem/ ; “’Bu kadarına çüş’ Sevan Nişanyan cinsel taciz için bunları yazdı!” Cumhuriyet, 31 Ocak 2019, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1225354/_Bu_kadarina_cus__Sevan_Nisanyan_cinsel_taciz_icin_bunlari_yazdi_.html

[20] Sevan Nişanyan, “[…] Buna karşılık suikast ve terörü yöntem olarak a priori reddeden, a priori güçlünün hukukuna ve zalimin kudretine boyun eğmiş demektir. […] Hayatı pahasına bireysel terör eylemine girişen kişinin büyüklüğünü ve trajedisini algılamaktan aciz insanları küçümsüyorum, evet. […],” Facebook paylaşımı, 26 Ağustos 2019 (12:55), https://www.facebook.com/nisanyan

ERMENİSTAN DOSYASI : TÜRK DÜŞMANLIĞI İLE MEŞHUR Ermenistan ve Ermenilerle barış olur mu ????


Ermenistan’ın Şirak rayonunda Türk generali Talat Paşa’yı katleden Soğoman Teyliryan’ın heykeli dikilmiş. Heykelin ayağının altında Talat Paşa’nın kesik başı tasvir edilmiş.

ERMENİSTAN DOSYASI /// Yrd. Doç. Dr. Mustafa Serdar Palabıyık : Diaspora ve Ermenistan İlişkileri


Yrd. Doç. Dr. Mustafa Serdar Palabıyık : Diaspora ve Ermenistan İlişkileri

“Ortak bir kökene sahip, kendi etnik veya dini anavatanlarının sınırları dışında az çok kalıcı bir biçimde yerleşmiş” (Shain ve Barth, 2003, s. 452) sosyal grup olarak tanımlanabilecek diasporalar, nev-i şahsına münhasır bir kimlik yaratırlar. Bu kimliğin özünde idealleştirilmiş bir anavatan, bu anavatanın tarihiyle ilgili ortak bir hafıza, diaspora mensuplarının içinde yaşadıkları ülkeye yönelik hissettikleri yabancılaşma ve kendileriyle anavatan arasındaki ilişkiyi sürdürme eğilimi yatar (Harris, 2009, s. 147). Ermeni diasporasının kimliği de bu nitelikleri büyük ölçüde taşımaktadır. Ancak Ermeni diasporasının mensupları genellikle Ermenistan’da yaşayan soydaşlarından çok daha müreffeh koşullarda yaşadıklarından, idealleştirilmiş bir anavatan ve yabancılaşmış bir diaspora arasındaki bir ilişkiden ziyade, güçlü ve zengin bir diaspora ile onun yardımına bağımlı ve onun etkisi altında bir anavatan arasındaki eşitsiz bir ilişkiden söz edilebilir.

Ermeni diasporası coğrafi olarak geniş bir dağılıma sahiptir. Rusya Federasyonu’ndan Ortadoğu’ya, Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar çok geniş bir coğrafyada yaşamaktadırlar. Bu coğrafi bölünmenin ötesinde Ermeni diasporası siyasi olarak da homojen değildir ve genel olarak kökenleri on dokuzuncu yüzyıla dayanan üç siyasi görüş ve bu görüşlerin örgütlendiği siyasi partiler çerçevesinde bölünmüştür. Bunlar kısaca sosyal demokrat eğilimli Hınçak, muhafazakâr milliyetçi eğilimli Taşnak ve liberal demokrat eğilimli Ramgavar zihniyetleri olarak özetlenebilir (Melkonian, 2011, s. 80). Bu üç farklı eğilim, diasporada ciddi bir rekabet içinde olup, mümkün olan en fazla sayıda diaspora mensubunu saflarına çekebilmek için mücadele etmektedirler (Tölölyan, 2000, s. 109).

Bu siyasi bölünme ve rekabetin ciddi bir dağılmaya dönüşmesinin önündeki en önemli engel, bu üç görüşün de ortak bir tarihsel hafıza, yani Ermeni “soykırımı” etrafında birleşmeleridir. Ermenistan Siyaset Forumu’nun (Policy Forum Armenia – PFA) “Ermenistan-Diaspora İlişkileri: Bağımsızlıktan Sonraki 20 Yıl” başlıklı raporunda da belirtildiği üzere “soykırımın uluslararası düzlemde tanınması için harcanan çabalar, diasporaya anlamlı ve somut bir birleştirici fikir vererek Sovyet Ermenistanı dışında kalan Ermeni dünyasının büyük kısmının bütünleşmesine yardımcı olmuştur” (PFA Raporu, 2010, s.4). Dahası “soykırım”, Ermeni diasporasının “seçilmiş bir travma” çerçevesinde ortak bir kimlik, bir “biz” düşüncesi geliştirmesini (Alkan, 2009, s. 199) ve böylece içinde yaşadıkları ülkelerde karşı karşıya kaldıkları asimilasyon tehdidine karşı bir kalkan oluşturmasını sağlamıştır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasını takiben, Soğuk Savaş boyunca idealleştirdikleri, ancak Sovyet kontrolü altında olduğu için dönemedikleri anavatanın bağımsızlığını kazanması, Ermeni diasporası açısından büyük bir meseleye dönüşmüştür. Her ne kadar diaspora söyleminin özünde anavatanın bağımsızlığı her zaman önemli bir yer teşkil etmiş olsa da, Ermeni diasporası bu “devlet şoku”na hazırlıksız yakalanmıştır (Tölölyan, 2006, s. 11). Zira diaspora Ermenileri içinde bulundukları müreffeh yaşamı terk ederek bağımsızlık sonrası siyasi ve ekonomik sorunlarla boğuşan bir anavatana dönmek ciddi tereddütler yaratmaktadır. Nitekim Audrey Selian’a (2013) göre Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden bugüne kadar Batı’dan Ermenistan’a gönüllü olarak gelip Ermenistan vatandaşlığına geçen diaspora Ermenilerinin sayısı binden azdır. Diaspora Ermenileri anavatana dönmek yerine, anavatanı kendileri için cazip bir hal alacak şekilde dönüştürmeye çalışmışlar, böylelikle de Ermenistan’ın iç ve dış siyasetine müdahale etmeye başlamışlardır.

Aslında bu devlet şokundan daha önce yaşanan bir diğer gelişme, Ermeni diasporasının anavatana yönelik ilgisini yoğunlaştırmıştır. 1988 yılında Ermenistan’da büyük maddi ve insani kayıplara yol açan Spitak depremi “diasporanın kalbinde Ermeni kimliğini dirilterek ve deprem mağdurlarına yardım çerçevesinde bir işbirliği yaratarak” (Verluise, 1995, s. 38) diaspora-anavatan ilişkilerine sağlam bir yeniden başlama noktası vermiştir. Ancak Ermenistan’ın yeniden inşası için diasporanın girişimleriyle toplanan yardımlar, diasporanın anavatan üzerindeki ekonomik etkinliğinin güçlenmesi için de bir başlangıç oluşturmuştur.

Spitak depremi ve Ermenistan’ın bağımsızlığına ek olarak, diaspora-anavatan ilişkilerini etkileyen ve fikir ayrılığına yol açan bir diğer faktör de Karabağ sorunudur. Karabağ sorununun yoğunlaştığı 1988 yılında diaspora örgütleri bir araya gelerek ortak bir bildiri yayınlamış, Karabağ sorununun fakir anavatanın sınırlı ekonomik kaynaklarını tüketmekten ve insan kaynaklarının boşa harcanmasından başka bir işe yaramayacağını ifade etmişler ve Ermenistan’ı maceracı bir dış politika izlemekle eleştirmişlerdir (PFA Raporu, 2010, s. 13). Bu bildiri, bağımsızlık arifesindeki Ermenistan’da diasporaya ilişkin ciddi bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Ancak sonraki yıllarda Karabağ sorununun Ermeni kimliğinin bir parçasına dönüşerek diaspora tarafından da önemseneceği görülecektir.

Bağımsızlık sonrasında da anavatan-diaspora ilişkilerinde sorunlar sürmüştür. Bu sorunlardan ilki Ermenistan yetkililerinin diasporanın Ermenistan’a yeterince mali yardımda bulunmadığı konusunda yaptıkları şikâyetlerdir. Diğer bir deyişle, Ermenistan’da yaşayan Ermeniler diasporayı Ermenistan hakkında çok konuşup, ona çok az katkı sağlamakla suçlamaktadırlar. Minoian ve Freinkman’a göre (2007, s. 1) diasporanın Ermenistan’dan yerine getirmesini istediği siyasi taleplerle Ermenistan’ın ekonomik hayatına yaptığı mütevazı katkı arasında büyük bir boşluk vardır.

Ekonomik mülahazalara ek olarak, diaspora ve Ermenistan arasındaki ikinci çatışma noktası, Ermeni diasporasının Ermenistan siyasetine aşırı derecede müdahil olmasıdır. Ermenistan’ın ilk devlet başkanı Levon Ter-Petrosyan, diasporanın siyasi etkinliğini kırmak için yoğun çaba harcamıştır. Ter-Petrosyan her ne kadar başlarda diasporanın finansal desteğini temin etmek için, diasporanın önde gelen isimlerine, kurulan hükümetlerde yer verilmesini temin etmiş olsa da, aslında diasporanın Ermenistan’ın kalkınmasına anlamlı bir destek sağlamadığını düşünmüştür (PFA Raporu, 2010, s. 18). Ter-Petrosyan’ın Karabağ sorununu çözüme ulaştırma ve Türkiye ile ilişkileri geliştirme yönünde izlediği politika, diaspora tarafından da desteklenen Taşnak Partisi’nce şiddetle eleştirilmiş, bu partinin kapatılması ise diaspora-anavatan ilişkilerini daha da germiştir (Derderian, 2010, s. 4).

Ter-Petrosyan’ın istifasının ardından iktidara gelen Robert Koçaryan ise selefinin aksine bir taraftan diasporanın ekonomik desteğinin sürmesi için çabalarken, diğer taraftan diaspora mensuplarının hükümette görevlendirilmesinden özenle kaçınmıştır (PFA Raporu, 2010, s. 18). Diasporaya yönelik bu tutum Serzh Sarkisyan döneminde de büyük ölçüde devam etmiştir. Ancak biri iç, diğeri dış politikaya dair iki mesele anavatan-diaspora ilişkilerinin bozuk seyrinin devamına neden olmuştur. İç mesele, diasporanın Ermenistan’daki rejimin demokratik olmadığı konusundaki süregelen eleştirileri ve hükümet karşıtı hareketlere destek vermesi (Derderian, 2010, s. 5), dış mesele ise Ermenistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesine ve 2009 protokollerinin imzalanmasına doğru evrilmesine diasporanın gösterdiği şiddetli tepkidir (PFA Raporu, 2010, s. 5).

Sonuç olarak Ermenistan ve Ermeni diasporası arasındaki ilişkiler başından itibaren sorunlu bir seyir izlemiştir; sorunun temelinde ise çok güçlü bir diaspora ile çok zayıf bir anavatan arasındaki eşitsiz ilişki yatmaktadır. Ermenistan diasporayı hem kendisini destekleyen bir ekonomik güç, hem de kendi bağımsızlığına yönelik ciddi bir tehdit yaratan bir siyasi güç olarak görmektedir; bir taraftan ona muhtaçken, diğer taraftan onun siyasal etkinliğinden rahatsızdır. Bu durum Ermenistan’ın dış politikasında da tam bağımsız hareket edememesine ve diasporanın baskısıyla bazı kritik dış politika kararlarında tereddütlü davranmak zorunda kalmasına neden olmaktadır ki, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde son dönemde yaşanan gelişmeler bunun en önemli göstergelerinden biridir.

Kaynakça

Göral, Alkan Sevinç (2009), The Turkish-Armenian Issue from the Perspective of Psychology and Psychoanalysis: Victimization and Large Group Identity, The Armenian Question: Basic Knowledge and Documentation, Ankara

Derderian, Dzovinar (2010), “Democracy in Armenia and Diaspora- Armenia Relations”, the Second Annual PFA Forum on Armenia-Diaspora Relations, Washington

Harris, Erika (2009), Nationalism: Theories and Cases, Edinburgh

Melkonian, Eduard (2011), “Imported Politics: Diaspora Political Parties in Armenia’s Domestic Landscape”, Identities, Ideologies and Institutions: A Decade of Insight into the Caucasus – 2001-2011.

Minoian, Victoria ve Freinkman, Lev (2007), “Diaspora’s Contribution to Armenia’s Economic Development: What Drives the First Movers and How Their Efforts Could Be Scaled Up?”, Dünya Bankası Çalışma Raporu, No. 39381.

Policy Forum Armenia, “Armenia-Diaspora Relations, 20 Years since Independence”, 2010

Selian, Audrey, “All Is Not Well in Diaspora-Homeland Relations: The Diasporan Perspective”

Shain, Yossi ve Barth, Aharon (2003), “Diasporas and International Relations Theory” International Organization, Cilt. 57, No. 3.

Tölölyan Khachig (2000), “Elites and Institutions in the Armenian Transnation”, Diaspora, Cilt 9, No. 1.

Tölölyan, Khachig (2006), “The Armenian Diaspora as a Transnational Actor and as a Potential Contributor to Conflict Resolution”, Capacity Building for Peace and Development: Roles of Diaspora, Toronto

Verluise, Pierre (1995), Armenia in Crisis: The 1988 Earthquake, Detroit[:en]

Göral, Alkan Sevinç (2009), The Turkish-Armenian Issue from the Perspective of Psychology and Psychoanalysis: Victimization and Large Group Identity, The Armenian Question: Basic Knowledge and Documentation, Ankara

Derderian, Dzovinar (2010), “Democracy in Armenia and Diaspora- Armenia Relations”, the Second Annual PFA Forum on Armenia-Diaspora Relations, Washington

Harris, Erika (2009), Nationalism: Theories and Cases, Edinburgh

Melkonian, Eduard (2011), “Imported Politics: Diaspora Political Parties in Armenia’s Domestic Landscape”, Identities, Ideologies and Institutions: A Decade of Insight into the Caucasus – 2001-2011.

Minoian, Victoria ve Freinkman, Lev (2007), “Diaspora’s Contribution to Armenia’s Economic Development: What Drives the First Movers and How Their Efforts Could Be Scaled Up?”, Dünya Bankası Çalışma Raporu, No. 39381.

Policy Forum Armenia, “Armenia-Diaspora Relations, 20 Years since Independence”, 2010

Selian, Audrey, “All Is Not Well in Diaspora-Homeland Relations: The Diasporan Perspective”

Shain, Yossi ve Barth, Aharon (2003), “Diasporas and International Relations Theory” International Organization, Cilt. 57, No. 3.

Tölölyan Khachig (2000), “Elites and Institutions in the Armenian Transnation”, Diaspora, Cilt 9, No. 1.

Tölölyan, Khachig (2006), “The Armenian Diaspora as a Transnational Actor and as a Potential Contributor to Conflict Resolution”, Capacity Building for Peace and Development: Roles of Diaspora, Toronto

Verluise, Pierre (1995), Armenia in Crisis: The 1988 Earthquake, Detroit

ERMENİSTAN DOSYASI : TÜRK DÜŞMANI ERMENİ SİTESİ TÜRK DÜŞMANI SURİYELİ DİNİ LİDER ÜZERİNDEN TÜRKİYE’YE AYAR ÇEKİYOR !!!!!


Suriye dini lideri : Karabağ bir Ermeni toprağıdır – bu daha neyin tartışması ????

KAYNAK : http://westernarmeniatv.com/tr/31467/suriye-dini-lideri-karabag-bir-ermeni-topragidir-bu-daha-neyin-tartismasi

Suriye’nin ruhani lideri Şeyh Ahmad Badr ad-Din Hassun, Suriye ve diğer dünyadaki sıcak noktalarla ilgili Rus medyasına verdiği röportajda ayrıca Dağlık Karabağ hakkında da konuştu.

Bölgesel aidiyet meselesinin uzun bir süredir çözülmesi gereken bölgeler bulunduğunu ve bu örneklerden birinin Karabağ olduğunu kaydetti.

Suriye dini lideri “Burada tartışmalı olan şeyi anlamıyorum. Şahsen ben, Karabağ’ı ve bu halkın bağımsızlığı ile özgürlüğü konusundaki özlemlerini destekliyorum. Ve Karabağ sorununun nedeninin dini olmadığını tekrar vurgulamak istiyorum. Sebebi halkın iradesidir ve bu göz ardı edilemez” dedi.

Suriye dini lideri, Dağlık Karabağ sorunuyla ilgili bu kendi görüşünü 2011 yılında Suriye’de dini azınlıklarla yapılan toplantıda ilk kez ifade etmişti.

ERMENİSTAN DOSYASI /// SADIK RIDVAN KARLUK : Kurttan Post Ermenistan’dan Dost Olmaz


SADIK RIDVAN KARLUK : Kurttan Post Ermenistan’dan Dost Olmaz

Ermeni asıllı Amerikalı mühendis Gourgen Yanikian, ABD’nin California eyaletinde 27 Ocak 1973 tarihinde Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i otel odasında beklemiş, silahlı saldırı sonrasında Baydar ve Demir şehit edilmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Yanikian, cezaevinde geçirdiği 10 yılın ardından yaş haddi ve sağlık sorunları sebebiyle Ocak 1984’te şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştı. Yanikian’ın saldırısı, ASALA Ermeni terör örgütünün kuruluşunu hızlandırmıştır.

Dışişleri Bakanlığı bu nakli şiddetle kınamıştır: “27 Ocak 1973 tarihinde Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ile Muavin Konsolosumuz Bahadır Demir’i şehit eden Ermeni terörist Gurgen Yanikian’ın Los Angeles’ta bulunan cenazesinin kalıntılarının 5 Mayıs 2019 tarihinde Erivan’daki Askerî Mezarlığa törenle gömülmesini şiddetle kınıyoruz. Azılı bir teröristi kahraman olarak yüceltmeye yeltenen bu eylem, terörizmi teşvik suçu teşkil etmektedir ve asla kabul edilemez. Devletine sadakatle hizmet ederken şehit düşen tüm görevlilerimizi ve aile bireylerini bu vesileyle bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz.”

Maalesef Türk kamuoyunda konu birkaç gazetede küçük haber olmuş, rahmetlinin eşi ve AVİM dışında hiçbir sivil toplum kuruluşu bu nakle tepki göstermemiştir. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti için hüzün vericidir, üzülmemek mümkün değil. İngilizce yayın yapan Ermeni medyası bu konuyu abartarak vermiştir. Bunlardan Türkçe dahil 6 dilde yayın yapan bir siteden bir örnek vermek istiyorum.

GOVERNMENT

“The delegation consisted of number of ministers, headed by Prime Minister Garnik Sarkissian, accompanied by brotherly emotions of President Armenak Abrahamyan. On 5 May, 2019, the official delegation of the Republic of Western Armenian took part in the burial ceremony of sacred relics of the spiritual father of the Liberation Struggle of Western Armenia Gourgen Yanikian at Yerablur military pantheon. The delegation consisted of number of ministers, headed by Prime Minister Garnik Sarkissian, accompanied by brotherly emotions of President Armenak Abrahamyan. As Prime Minister Sarkisian emphasized during the press conference, Gurgen Yanikyan from Karin is a symbol of all Armenians of Western Armenia. With his voluntary decision, he once again reminded the world that the violation of the rights of Armenian nation and especially of Western Armenia and the patience of Armenians towards denialism are not infinite. This is the message of Gourgen Yanikian’s heroism, about which Prime Minister Sarkissian talked about towards thousands of people gathered in Yerablur. ‘Dying for the nation is not only self-sacrifice; a person dies for the ongoing and continuing liberation struggle.If all these Armenian sons gathered here today, are sincere in their feelings, each of them must be part of the liberation struggle launched by Gourgen Yanikian’. Prime Minister Garnik Sarkisian pronounced these words with anger and anxiety because none of the speakers mentioned Western Armenia, for which was the heroic step of Gourgen Yanikian. Everyone praised the human qualities of the hero and forgot his main mission – to liberate Western Armenia. Today, in the Armenian political field, only the state structures of Western Armenia practically continue the struggle for the complete liberation of Western Armenia.”

Yukarıdaki paragrafta Batı Ermenistan ( Western Armenia) sekiz defa geçmektedir. Oysa Batı Ermenistan Lozan Anlaşması ile tarih olmuştur. Şu tespit çok önemlidir: “Bugün, Ermeniler Batı Ermenistan’ın kurtuluşu için mücadeleyi sürdürüyor.” Bu, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saldırıdır. En yüksek seviyede Ermenistan protesto edilmeliydi ama edilmedi. (https://hyetert.org/2019/05/06/the-relics-of-the-asalas-hero-gourgen-yanikian-were-reburied-in-yerablur-military-pantheon/)

Türkiye’den yeterli ölçüde teki gelmeyince şehit diplomat rahmetli Baydur’un eşi emekli Büyükelçi Melek Sina Baydur, Ermenistan Cumhurbaşkanına bir mektup göndermiştir: Mektubun Türkçesi ve İngilizce özeti aşağıdadır:

“OPEN LETTER TO THE PRESIDENT OF ARMENIA – 27.05.2019

BLOG NO : 2019 / 33

MELEK SINA BAYDUR

Sayın Cumhurbaşkanı,

Basın aracılığıyla öğrenmiş olduğum bir haber nedeniyle duyduğum şaşkınlık, üzüntü ve tepkimi dikkatinize sunmamın gerekli olduğunu düşünerek bu mektubu kaleme alıyorum. 27 Ocak 1973 tarihinde ABD’nin Santa Barbara kasabasında Gourgen Yanikian adlı bir ABD vatandaşı Türkiye Cumhuriyeti’nin Los Angeles Başkonsolosu Sayın Mehmet Baydar ile eşim olan Konsolos Bahadır Demir’i önceden hazırladığı bir plan çerçevesinde hunharca öldürmüştür. Olayla ilgili olarak Santa Barbara Mahkemesinde görülen davada Yanikian adlı cani suçunu kabul etmiş ve ömür boyu hapse mahkûm olmuştur. Bu olay ve mahkeme süreci hakkında bilgi sahibi olduğunuzu sanırım. Beni şaşkınlığa düşüren, üzen ve bu açık mektubu kaleme almama yol açan olay bu şahsın mezarının ülkeniz Başkenti’ne taşınarak askeri mezarlığa törenle defnedilmesidir. Benim bildiğim askeri mezarlıklar ülkesini savunmak amacıyla hayatlarını kaybeden kahramanlara ayrılmış alanlardır. Savunmasız, barışçı, masum iki diplomatı yalan söyleyerek bir cinayet mahalline çeken ve onları önceden hazırladığı tabancalarla vuran ve bununla da yetinmeyip yerde can çekişen iki insanı başlarının ortasına dayadığı tabancasıyla birer kez daha vuran kişi nasıl kahraman sayılabilir? Ayrıca mahkemede amacının başkalarına örnek olmak olduğunu beyan eden bu şahsı davanın savcısı siyasi terörist olarak vasıflandırmıştır. Böyle hasta ruhlu cani bir kişiye kahraman muamelesi yapmanın arka plandaki nedenleri arasında iç veya dış politika öncelikleri olduğu gayet açıktır. Bu eylemin çağın belası olan terörizmi teşvik edici olduğu düşünülmüyor mu?

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ben emekli bir Büyükelçiyim. İç politika benim bildiğim bir alan değildir. Ama dış politika konusunda başarılı bir temsilcinin ülkeler arasında mevcut sorunlara barışçı çözüm bulunması veya ileride muhtemel olabilecek anlaşmazlıklara önalınması amacıyla gerek resmi makamlar nezdinde gerek topluma yönelik çaba göstermesinin gereğini ve önemini çok iyi bilirim. Bir cani ile ilgili olarak gerçekleştirilen bu eylemin iki komşu ülke arasında nasıl barışa hizmet eden bir yansıması olabilir ki? Amaç dostluk ilişkileri yaratmak ve pekiştirmek değilse geriye sadece rencide olmuş insanlar kalır ve bunların başında da aileler gelir. Bu nedenle de ailelerin özür beklemeye hakları doğar.

Saygılarımla,

MELEK SİNA BAYDUR

27 May 2019 OPEN LETTER TO THE PRESIDENT OF ARMENIA*

“Esteemed Mr. President,

I am writing this letter feeling compelled to bring to your attention my confusion, distress, and reaction to a news report that I have come across via the press. In January 1973, in the town of Santa Barbara in the US, a US citizen named Gourgen Yanikian brutally murdered the Republic of Turkeys Consul General of Los Angeles Mr. Mehmet Baydar and my husband Consul Bahadır Demir as part of a premeditated plan. In the lawsuit seen at the Santa Barbara Court regarding the murder, the felon named Yanikian pleaded guilty and was sentenced to life imprisonment. I assume that you are informed about this incident and the judicial process. What has confused, upset, and led me to write this open letter is that this persons remains have been moved from the US to your countrys capital and re-buried with a ceremony in a military cemetery. As far as I know, military cemeteries are areas that are reserved for heroes who have lost their lives in defense of their country. How can a person who lured in two defenseless, peaceful, and innocent diplomats into a murder scene through deceit, shot them with the pistols he had previously prepared, and on top of that, shot once again both diplomats suffering on the floor in their foreheads, be considered a Blog No: 33 28.05.2019

27.05.2019 Melek Sina BAYDUR Ambassador (Ret.)

Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın 23 Nisan 2014 tarihinde Ermenilere yönelik mesajı, bir iyi niyetin göstergesi olmasına rağmen karşı taraftan hiçbir olumlu karşılık bulmamıştır: “…20’inci yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir.”

Erdoğan bu açıklamasıyla Türkiye tarihinde resmi ağızdan ilk defa 1915 olaylarına ilişkin Ermenilere taziye mesajı iletilmiştir. Fakat karşı taraf mesajın içeriğini anlayacak durumda değildir. Öyle olsaydı bir adi katil için tören yapılmazdı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslümanın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir. Devletin bunları durdurmak için aldığı önlemler istismar edilmiş ve Batılı ülkelerin vaatleriyle Ermeniler, yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır.

Tarihte kalan tehciri soykırıma dönüştürme çabalarının altında Sevr (Sevres) Anlaşması’ndaki büyük Ermenistan hayali yatar. Tıpkı 25 Eylül’de Barzani’nin referandum yaparak kurmak istediği büyük Kürdistan gibi. Sevr Anlaşması, günümüzde en az Lozan Anlaşması kadar önemlidir. Çünkü Anlaşma’da Kürdistan’ın ve Batı Ermenistan’ın kurulmasına ilişkin hükümler vardır. Sevr Anlaşması’nın 88-93’ncü maddeleri Ermenistan ile ilgilidir.

Anlaşma’da Kars, Erzurum dahil ülkenin Doğusu tümüyle Bağımsız Ermeni Cumhuriyeti adıyla Ermenilere verilmiştir. Paris Barış Konferansı sürecinde Ermenistan’ın sınırları konusu ABD Başkanı Woodrow Wilson’un hakemliğine bırakılmıştır. Wilson, General James G. Harbord başkanlığındaki bir Amerikan heyetini incelemelerde bulunmak üzere 1919 sonbaharında Türkiye’ye göndermiştir. 1919 Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’de incelemeler yapan Harbord, vardığı sonuçları bir raporla ABD Kongresi’ne sunmuştur.

Rapor’da; Türkler ile Ermenilerin barış içinde yüzyıllarca yan yana yaşadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Ermenilerin Türkiye’de hiçbir zaman çoğunlukta olmadıkları ve olaylara ilişkin acıklı ve korkunç iddiaların yanlış olduğu tespit edilmiştir. ABD Kongresi rapor üzerine 1920 Nisan ayında Ermenistan’a mandater olunmasını reddetmiştir. Fakat Başkan Wilson 22 Kasım 1920’de Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir.

Batı Ermenistan da, tıpkı Kürdistan gibi Lozan Anlaşması ile tarih olmuştur. Sevr Anlaşması, Atatürk’ün ifadesiyle Türk Milleti’ne kurulan büyük suikasttır. Lozan Anlaşması ile Kürdistan ve Büyük Ermenistan hayali bitmiştir. Anlaşma, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Tapu delme hareketine Ermeni diasporasına çok yakın olan bazı Türk akademisyenlerin katkıda bulunması üzücüdür. Tüm bu çabalara rağmen Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Anlaşması ile garanti altına alınan tapuyu deldirmeyecek güçtedir ama Türkiye’ye yönelik sistematik saldırılara mutlaka organize bir şekilde cevap verilmelidir.

Wilson 22 Kasım 1920’de Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir. Günümüzde yukarıdaki İngilizce metinde yer alan “Batı Ermenistan” bu illeri kapsamaktadır.

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün 6 Eylül 2008 tarihinde futbol maçı izlemek için Erivan’a yaptığı ziyaretin ardından atılan adımlar Türkiye-Ermenistan arasında başlayan yakınlaşma süreci karşılıklı olmadığı için sonuç vermemiştir. Zaten vermesi de beklenmemeliydi. Çünkü;

Kurttan post, Ermenistan’dan dost olmaz ama Türkiye’de sözde Ermeni soykırımı olduğuna inanlar da vardır. Bu konuda Avrupa Akademisi ve Lepsiushaus Potsdam Üniversitesi Berlin’de Ermeni Soykırımı İçin Avrupa Yaklaşımları (Past in the Present European Approaches to the Armenian Genocide) konulu bir Çalıştay düzelemiştir. Çalıştay’dan haberdar olunca, biri İngilizce olan (https://www.academia.edu/31604811/ARMENIAN_DEPORTATION_IS_NOT_A_GENOCIDE?auto=download) iki çalışmamı göndererek görüşlerimi açıkladım, bu konuda objektif olmalarını sağlamak istedim ama kabul edilmedim.

Oysa bir katılımcı çok dikkatimi çekmiştir. Koç Üniversitesi öğretim üyesi Zeynep Türkyılmaz, Kaliforniya Üniversitesi’nde (University of California at Los Angeles-UCLA) eğitim almış, 2009’da doktorasını vermiştir. Oysa UCLA, Atatürk’ü ayaklarının altında bir kız çocuğu cesediyle poz vermiş olarak gösteren ve üzerine “İnkarın Yüzü” (Face of Denial) yazan dokümanı montajlayarak yayınlayan üniversitedir.

Katılımcı akademisyenlerin akademik özgürlük adı altında Türk milletini karalamaya hakları yoktur. Mahkeme kararı olmadan yapılmayan bir sözde soykırım için Türk milleti suçlanamaz. Suçlayanlar, Ohannes Kaçaznuni’nin “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok” (Kaynak Yayınları, 2005) kitabını okusalardı, Ermeni muhibi olmazlardı.

AİHM’nin Perinçek Kararı’nı yok sayarak Alman Federal Parlamentosu’nun 2 Haziran 2016’da “1915 soykırımdır” kararı alması, AİHM kararlarını tanımamak demektir. Almanya, Türkiye’nin itirazlarına rağmen kararından geri adım atmamış, bu konuda karar alan 27’nci ülke olmuştur. (http://www.mfa.am/en/recognition)

Karar, Almanya Federal Parlamentosu’ndaki 630 milletvekilinden 165’nin oyu ile kabul edilmiştir. Kararın alınmasından 10 ay sonra İstanbul’un kardeş kenti olan ve 100 bin Türkün yaşadığı Köln Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 14 Mart 2017’de Lehmbacher Weg Mezarlığı’na Ermeni soykırım anıtı dikilmesine izin vermesi unutulmamalıdır.

Buna rağmen azda olsa hukuka saygılı parlamentolar da vardır. Belçika Parlamentosu’nun Rwanda ve Srebrenica Soykırımları Yasası’nda sözde Ermeni soykırımı yoktur. Belçika Ceza Yasası’nda yapılan değişiklik önemlidir. Belçika, AB Konseyi’nin Çerçeve Kararı’na uymuştur. Belçika Parlamentosu yasa değişikliğini Çerçeve Kararı’nın AB üyesi ülkelere sunduğu alternatiflerden birini seçerek yapmıştır.

Bu konuda emekli Büyükelçi Pulat Tacer’in AVİM dergisinde yayınlanmış iki makalesi vardır. 115’nci madde, inkarı cezalandırmayı gerektiren soykırım suçlarının uluslararası yetkili bir mahkeme kararına dayandırmaktadır. (http://www.lachambre.be/FLWB/PDF/54/3515/54K3515010.pdf, s.57). Komisyonundaki görüşmeler, Adalet Bakanı’nın ikna edici açıklamaları üzerine değişiklik önergeleri reddedilmiş, (http://www.lachambre.be/doc/FLWB/pdf/54/3515/54K3515014.pdf). Yasa 25 Nisan 2019’da Genel Kurulda oylanarak kabul edilmiştir. (http://www.lachambre.be/kvvcr/showpage.cfm?section=/flwb&language=fr&cfm=/site/wwwcfm/flwb/flwbn.cfm?legislat=54&dossierID=3515 )

“Her kim, Ceza Kanununun 444 maddesinde yazılı koşullarda Ceza Kanunun 136/4 maddesinde öngörülen suç teşkil ettikleri bir uluslararası mahkeme tarafından verilen kesinleşmiş bir kararla tespit edilmiş bulunan bir soykırımı suçuna veya insanlığa karşı suça veya savaş suçuna tekabül eden eylemleri inkar ederse, kabaca küçümserse veya haklı görürse ya da onaylarsa ve bu davranışının koruma altında bulunan ölçütlerden biri nedeniyle veya dinsel nedenle Avrupa Birliği Konseyinin, Ceza Kanunu yoluyla 5. maddede öngörülen alanların dışında bile olsa- ırkçılık v e yabancı düşmanlığının belirli bazı biçimleri ve belirtileri ile mücadeleye ilişkin 28 kasım 2008 tarihli Çerçeve Kararının Madde-1, fıkra- 3 bağlamında bir kişiye veya bir gruba, bir topluma veya bu toplumun üyelerine karşı ayrımcılığa nefrete, şiddet uygulamasına sebebiyet vereceğini bilirse veya bilmesi gerekirse cezalandırılır.”

Metnin Fransızcasını emekli Büyükelçi Pulat Tacer açıklamıştır. “CHAPITRE 12. – Modification de la loi du 30 juillet 19815 tendant à réprimer certains actes inspirés par le racisme ou la xénophobie Art. 115. L’article 20 de la loi du 30 juillet 19815 tendant à réprimer certains actes inspirés par le racisme ou la xénophobie, inséré par la loi du 10 mai 2007, est complété par le 5° rédigé comme suit : “5° Quiconque, dans l’une des circonstances indiquées à l’article 444 du Code pénal, nie, minimise grossièrement, cherche à justifier ou approuve des faits correspondant à un crime de génocide, à un crime contre l’humanité ou à un crime de guerre tel que visé à l’article 136quater du Code pénal, établis comme tels par une décision définitive rendue par une juridiction internationale, sachant ou devant savoir que ce comportement risque d’exposer soit une personne, soit un groupe, une communauté ou leurs membres, à la discrimination, à la haine ou à la violence, en raison de l’un des critères protégés ou de la religion, au sens de l’article 1er, § 3, de la décision-cadre du Conseil de l’Union européenne du 28 novembre 2008 sur la lutte contre certaines formes et manifestations de racisme et de xénophobie au moyen du droit pénal, et ce, même en dehors des domaines visés à l’article 5.”.

Büyükelçi Tacer, “Belçika Parlamentosu’nun 24-25 Nisan 2019 tarihinde almış olduğu Rwanda ve Srebrenica’ya ilişkin soykırımının inkarının cezalandırılmasına ilişkin olarak çıkardığı Yasa’nın sözde Ermeni soykırımı savlarını içermemesi, Türk tezleri açısından olumlu ve önemli bir gelişmedir, savlarımızın bundan sonraki savunulmasında bu yasa içeriğinin doğrudan ve dolaylı anlamlarının ileri sürülebileceğini düşünüyorum” görüşündedir. Ben de aynen katılıyorum.

Perinçek Kararı’na ve Pulat Tacer’in tespitlerine rağmen sözde Ermeni soykırımını kabul eden Avrupa ülkelerinin parlamentolarının soykırım kararlarının geri alınması sağlanmadığı sürece, diğer ülkelerin de Ermeni diasporasının etkisiyle Türkiye aleyhine kararlar almaya ve girişimlerde bulunmaya devam etmeleri kaçınılmazdır. Ermenistan bir dost ülke değildir. Taziye yayınlamakla ilişkilerin düzeleceği sanılmamalı, izlenen politikalarda zikziklar olmamalı, Hocalı Soykrımı da unutulmamalıdır.

ERMENİSTAN DOSYASI /// Melek Sina BAYDUR : ERMENİSTAN CUMHURBAŞKANI’NA AÇIK MEKTUP


Melek Sina BAYDUR : ERMENİSTAN CUMHURBAŞKANI’NA AÇIK MEKTUP

Blog No : 2019 / 32

ERMENİSTAN CUMHURBAŞKANI’NA AÇIK MEKTUP

Sayın Cumhurbaşkanı,

Basın aracılığıyla öğrenmiş olduğum bir haber nedeniyle duyduğum şaşkınlık, üzüntü ve tepkimi dikkatinize sunmamın gerekli olduğunu düşünerek bu mektubu kaleme alıyorum.

27 Ocak 1973 tarihinde ABD’nin Santa Barbara kasabasında Gourgen Yanikian adlı bir ABD vatandaşı Türkiye Cumhuriyeti’nin Los Angeles Başkonsolosu Sayın Mehmet Baydar ile eşim olan Konsolos Bahadır Demir’i önceden hazırladığı bir plan çerçevesinde hunharca öldürmüştür. Olayla ilgili olarak Santa Barbara Mahkemesinde görülen davada Yanikian adlı cani suçunu kabul etmiş ve ömür boyu hapse mahkûm olmuştur. Bu olay ve mahkeme süreci hakkında bilgi sahibi olduğunuzu sanırım.

Beni şaşkınlığa düşüren, üzen ve bu açık mektubu kaleme almama yol açan olay bu şahsın mezarının ülkeniz Başkenti’ne taşınarak askeri mezarlığa törenle defnedilmesidir. Benim bildiğim askeri mezarlıklar ülkesini savunmak amacıyla hayatlarını kaybeden kahramanlara ayrılmış alanlardır. Savunmasız, barışçı, masum iki diplomatı yalan söyleyerek bir cinayet mahalline çeken ve onları önceden hazırladığı tabancalarla vuran ve bununla da yetinmeyip yerde can çekişen iki insanı başlarının ortasına dayadığı tabancasıyla birer kez daha vuran kişi nasıl kahraman sayılabilir? Ayrıca mahkemede amacının başkalarına örnek olmak olduğunu beyan eden bu şahsı davanın savcısı siyasi terörist olarak vasıflandırmıştır. Böyle hasta ruhlu cani bir kişiye kahraman muamelesi yapmanın arka plandaki nedenleri arasında iç veya dış politika öncelikleri olduğu gayet açıktır. Bu eylemin çağın belası olan terörizmi teşvik edici olduğu düşünülmüyor mu?

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ben emekli bir Büyükelçiyim. İç politika benim bildiğim bir alan değildir. Ama dış politika konusunda başarılı bir temsilcinin ülkeler arasında mevcut sorunlara barışçı çözüm bulunması veya ileride muhtemel olabilecek anlaşmazlıklara önalınması amacıyla gerek resmi makamlar nezdinde gerek topluma yönelik çaba göstermesinin gereğini ve önemini çok iyi bilirim.

Bir cani ile ilgili olarak gerçekleştirilen bu eylemin iki komşu ülke arasında nasıl barışa hizmet eden bir yansıması olabilir ki?

Amaç dostluk ilişkileri yaratmak ve pekiştirmek değilse geriye sadece rencide olmuş insanlar kalır ve bunların başında da aileler gelir. Bu nedenle de ailelerin özür beklemeye hakları doğar.

Saygılarımla,

Sina Baydur (Demir)*

Büyükelçi (E)

* Melek Sina Baydur (Demir) Üsküdar Amerikan Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirmiştir. Dışişleri Bakanlığı’nda çeşitli görevler üstlenmiştir. 2001-2003 yıllarında Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Kültür İşleri Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmış, 3 Ocak 2003-16 Aralık 2005 tarihleri arasında Bosna-Hersek büyükelçisi, 1 Ocak 2006-29 Şubat 2008 tarihleri arasında Slovenya büyükelçisi olarak görev yapmış, 2008 yılında Dışişleri Bakanlığı Eğitim Merkezi Başkanı olarak atanmış, 2010-2014 yılları arasında ise UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanvekili olarak görev yapmıştır.