ERMENİ SORUNU DOSYASI // FRANSIZ YAZAR YVES BENARD : ERMENİ SOYKIRIMI YOKTUR


manset68527-9t86jpf3g9dq8uza2fb3.jpg

FRANSIZ YAZAR BENARD : ERMENİ SOYKIRIMI YOKTUR

06.12.2017

Fransız Yazar Yves Benard incelediği tüm bilgilerin ‘Ermeni soykırımı’ iddialarını çürüttüğünü belirtti.

Erzurumajans-Fransız Yazar Yves Benard incelediği tüm bilgilerin ‘Ermeni soykırımı’ iddialarını çürüttüğünü belirterek "Soykırım yoktur iki taraf içinde katledilmişler vardır. Şuna ikna oldum ki aslında Türkler Ermenilerden daha fazla katliam kurbanı olmuştur" dedi.

Fransa’da Pantheon Yayınevi tarafından kısa bir süre önce Yazar Yves Benard’ın araştırmalarından derlenen "Türk-Ermeni Görüş Ayrılığına Yeni Bakış" (Divergences turco-armeniennes) adlı 165 sayfalık bir kitap yayımlandı.

Kitabın yazarı Yves Benard Türkiye’yi karış karış gezerek derin bir araştırmaya yapmış ve kendini gönülden bağlı hissettiğini ifade ettiği Türk toplumu hakkında adalet yerini bulsun istiyor.

Kitabıyla ilgili açıklama yapan Fransız yazar "Bu kitabı yayınlatmakta çok zorlandım. 2009 yılında çıkardığım ilk kitap sadece bir hafta yayınlanabilmişti. Çünkü yayınevi üzerinde çok büyük baskı vardı. Korktular ve yayını durdurmaya karar verdiler. Şimdi öyle görünüyor ki artık daha kolay yayınlanabilecek bir konu. Bu sefer çok kolaylıkla bir yayınevi buldum. Oysaki ilk kitabım için en az 60 yayıneviyle irtibata geçmiştim. O dönemde yayınevlerinin yarısı olumsuz yanıt vermiş diğer yarısı ise yanıt vermeye bile gerek duymamıştı" ifadelerini kullandı.

"İtiraf etmeliyim ki bir soykırımın olduğunu zannediyordum"

Araştırmalarının yaklaşık 5 yıl sürdüğünü ilk olarak gittiği Türkiye’de birkaç ay kaldığını ifade eden Benard "Türkiye’nin doğusunu karış karış gezdim. Tüm şehirlerin ismini çok iyi hatırlamıyorum ama gezdiklerim arasında Erzurum Diyarbakır Trabzon ve birçok küçük kasabayla köy de vardı. Oralarda çok sayıda insanla tanıştım. Hatta Ermenilere de sorular yöneltmek istedim. Ancak onlar reddettiler. Ermeniler tarafından bu konuyla ilgili yazılmış çok sayıda kitap var. Ben daha çok onların çıkardığı kitaplar hakkında bilgilenmiştim. Önce Türkleri konuşturdum. Kütüphaneleri gezdim çok fazla araştırma yaptım. Ben Fransız’ım ve itiraf etmeliyim ki bir soykırımın olduğunu yaşandığını zannediyordum. Ancak bu fikrimi çok çabuk değiştiren belgelere ulaştım. Okuduklarıma inanamadım İnsanoğlunun bu tür şeyler yapabilmesine inanmak çok zor. Ve belgelere ulaştıkça fikrim de değişmeye başladı" dedi.

"Kitabım zaten birçok kanıt getiriyor"

Benard "Elbette katledilen Ermeniler oldu ancak öncesindeki aylarda Ermeni Taşnak üyeleri; kadınlardan çocuklardan ve yaşlılardan oluşan Türk sivilleri katletmişti. Erkekler ise cephede savaşıyordu. Unutmayalım ki bütün bunlar 1914-18 savaşı sırasında yaşandı. Erkekler savaşırken kadınlar çocuklar ve yaşlılar köylerde kalmıştı ve katledildiler. Ardından da köyleri Ermeni Taşnak üyeleri tarafından yakıldı. Yani Türklerin sonradan biraz da olsa intikam aldığını anlayabiliriz. Bu insanidir normaldir. Ermeniler de katledilmiştir. İncelediğim tüm belgelerle şuna ikna oldum ki aslında Türkler Ermenilerden daha fazla katliam kurbanı olmuştur. Ermeniler kayıpları için 1.5 milyondan söz ediyorlar. Yakında her halde bu sayıyı 2 milyona çıkarırlar. Ancak aslında en fazla 400 bin Ermeni hayatını kaybetmiştir. Ancak bu 400 bin içerisinde doğal olarak ölenler de vardır. Unutmayın ki o günlerde açlık yaşanmış ve soğuk hava şartları da ölümlere neden oldu. O dönemde nüfus kaydı yapan Ermeniler bu sayıları veriyordu. Dolayısıyla 400-500 binden bugün 1.5 – 2 milyon gibi bir rakama ulaşmak biraz şaşırtıcı. Ermeniler o zamanlar hiçbir zaman bu rakamları vermediler. Sonuç olarak bir yandan aslında bir soykırımın yaşanmadığına inanıyorum. Yani böyle bir niyet olmadı ve böyle bir şey programlanmadı. Ve Ermeniler de yaklaşık 400 bin kişilik bir kayıp oldu ve savaş şartlarıydı. Her yerde kayıp vardı Türklerde de Fransızlarda da. Ne yazık ki 400 bin gibi bir rakam o dönem için normaldi " ifadelerini kullandı.

"Kitabım zaten birçok kanıt getiriyor"

"İnanıyorum ki artık bu konuyla ilgili kitaplar yazmak çok daha kolay olacak" diye devam eden Benard "Kitabım zaten birçok kanıt getiriyor. Gazetecilerle din adamlarıyla diplomatlarla. Gerçekten feci şeyler anlatıyorlar. Artık konuyla ilgili blokajın kalkacağına inanıyorum ve daha kolay konuşulabilir olacağını düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Türkiye’de belli yaştaki insanlara ulaşmanın kolay olmadığını söyleyen Benard "Asıl onların çok konuşacakları şeyler vardı. Ancak görüşmelerimiz kendilerine geçmişteki çok zor anları hatırlatıyordu. Bana konuşan kadınlar ve erkekler hep ağlıyordu. Ben de bu durumdan çok duygulandım. Mesela bir Azerbaycanlıyla görüştüm güçlü kuvvetli görünmesine rağmen çocuk gibi hüngür hüngür ağlıyordu. Ben de bu durum karşısında gözyaşlarımı tutamadım" dedi.

Yves Benard’ın ilk kitabı "Ya Bize Yalan Söyledilerse?" Kasım 2009’da raflardaki yerini almış ancak çok kısa bir süre sonra yayınevi yazarın kitapta Ermeni soykırımını inkar ettiğini bu nedenle Fransa’da bu tezi destekleyemeyeceklerini bildirerek kitabın dağıtımını durdurma kararı almıştı. Yves Benard Ekim 2017’de çıkardığı yeni kitabında belgeleri konuşturmanın daha sağlıklı olduğunu ifade ediyor. Fransızlar tarafından tanınmayan diplomatlar gazeteciler subaylar din adamları ve teröristlerle yapılan görüşmeler Türk-Ermeni meselesi üzerine başka bir bakış getiriyor

LİNK : http://www.erzurumajans.com/fransiz-yazar-benard–ermeni-soykirimi-yoktur-68527h.htm

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// HALUK DURAL : Ermeni Soykırım iddiaları hukuk dışıdır


Değerli Dostlarımız,

ABD Temsilciler Meclisinin sözde Ermeni soykırımını tanıyan kararı hakkında yazdığım makalemi, bilgilerinize sunarım.

Saygılarımla,

Haluk DURAL

Millî Merkez Genel Sekreteri

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// SİNAN MEYDAN : Sözde Ermeni Kırımını TANIYAN PADİŞAH


SİNAN MEYDAN : Sözde Ermeni Kırımını TANIYAN PADİŞAH

“Sizlere yemin ederim ki ben masumum! Son sözüm bugün de budur yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!” (Kaymakam Kemal Bey 10 Nisan 1919)

Barış Pınarı Harekâtı sırasında iyice gerilen Türk-Amerikan ilişkileri sonrasında geçtiğimiz hafta ABD Temsilciler Meclisi sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul etti.

Emperyalizm “1915 Ermeni tehcirini” 1919’dan beri Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullanıyor. Şöyle ki ilk olarak bundan tam 100 yıl önce 1919’da o zamanın emperyalist gücü İngiltere İstanbul’u işgal eder etmez işbirlikçi saray hükümetine “tehciri” “kırım” tehcire karışanları da “kırım suçlusu” olarak kabul ettirmişti. İngilizlere yaranmak isteyen Padişah Vahdettin ise Ermeni tehcirine karışanları “kırım suçlusu” olarak kabul etmiş ve saray hükümetleri eliyle İngilizlere teslim etmişti.

İNGİLİZLERE YARANMAK İÇİN

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan hemen sonra 13 Kasım 1918’de İtilaf devletleri İstanbul’u fiilen işgal ettiler.

Padişah Vahdettin İngilizlere yaranma dürtüsüyle hemen harekete geçti. Öncelikle siyaseten düşman olduğu İttihatçılara adeta savaş açtı. Böylece İngilizlerin güvenini kazanmaya çalıştı.

Padişah Vahdettin İstanbul’un işgalinden sadece 10 gün sonra 24 Kasım 1918’de The Daily Mail muhabiri G. Ward Price ile bir mülakat yaptı. Vahdettin o mülakatında Ermeni tehcirinden şöyle söz etti:

“Eğer tahtta olsaydım bu esef verici olay yaşanmazdı. İngiltere’de öteden beri Türklere karşı mevcut dostluk duyguları savaş başladığı zaman hemen yok olmuş değildi. Fakat Ermenilerin öldürülmeleri İngilizlerin Türkiye’ye karşı duygularında derin bir değişiklik yaratmıştır. Bu kötülükler kalbimi yaralamıştır… Adalet çok geçmeden yerini bulacaktır. İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı Kırım Savaşı’nda İngilizlerin müttefiki olan babam Sultan Abdülmecit’ten miras aldım. Şimdi bu sebepten memleketim ile Büyük Britanya arasında öteden beri mevcut dostane ilişkileri yenileyip kuvvetlendirmek için elimden geleni yapacağım. ” (Gotthard Jaeschke Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri s. 3 4)

Belli ki Padişah Vahdettin kendi ifadesiyle “İngiltere ile dostane ilişikler geliştirmek için” İngilizlerin ortaya attıkları “Ermeni kırımı” tezini kabul etmekte hiç tereddüt etmeyecekti.

Padişah Vahdettin aynı mülakatta Gazeteci Ward Price’e Osmanlı’yı savaşa sürükleyen ve Ermeni tehcirine karışan İttihatçıların mutlaka cezalandırılacaklarını söyledi. (Lütfi Simavi Osmanlı Sarayının Son Günleri s. 448-449)

Vahdettin 7 Aralık 1918’de Ayan Meclisi üyesi Azaryan Efendi’yi kabulünde de “Ermenilere karşı gerçekleştirilen mezalimden dolayı” üzüntülerini bildirdi. (Tayyip Gökbilgin Milli Mücadele Başlarken 1 s. 15)

İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Arthur Calthorpe 10 Ocak 1919’da İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği gizli bir telgrafta Padişah Vahdettin’in Sadrazam Damat Ferit’i Tom Hohler’e göndererek “Ermenilere kötü davranan savaş esirlerini cezalandırmak arzusunda olduğunu” ve yeterince enerjik davranmayan kabine üyelerinin yerine daha aktif üyelerden oluşan bir kabine kurmayı düşündüğünü yazdı. (Jaeschke s. 4) Calthorpe telgrafında ayrıca şöyle dedi: “Padişah İngiltere hükümetinin İngiliz savaş tutsaklarına barbarca davrananlar ile kırımdan sorumlu olanların cezalandırılmasını istediğini biliyor ve İngiltere’nin arzulayacağı her kişiyi yine İngiltere’nin arzusuna göre yakalatıp cezalandırmaya hazırdır. Ancak geniş ölçüde bir eyleme geçince ihtilal olacağından kendisinin belki de devrilip öldürüleceğinden korkmaktadır. ” (Bilal Şimşir Malta Sürgünleri s. 53)

İnsan avı: Sözde kırım suçlularının tutuklanması

İşgalci İngilizler saray hükümetinden iki şey bekliyordu: 1. İngiliz savaş esirlerine kötü davrananların cezalandırılması 2. Sözde Ermeni kırımına karışanların cezalandırılması.

24 Kasım 1918’de Tevfik Paşa hükümeti tehcir suçlarını araştırmak için “Tahkikat-ı Fecayii Komisyonu” kurdu. Anadolu 7 bölgeye ayrılıp bu bölgelere tehcir soruşturma heyetleri gönderilmesine karar verildi. 16 Aralık 1918’de tehcir suçlularını yargılamak için bir Harp Divanı kuruldu.

7 Ocak 1919’da İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe Tevfik Paşa hükümetinin Dışişleri Bakanı Mustafa Reşit Paşa ile görüştü. İngiliz Komiseri görüşmede “sürgün” yerine “kırım” sözcüğünü kullandı. Mustafa Reşit Paşa Calthorpe’a “Ermeni kırımı konusunda bir sıkıyönetim mahkemesi kurulduğunu suçluları yargılamaya başladığını biraz zaman bahşedilirse adaletin yerini bulacağını” söyledi. (Şimşir s. 52) Aynı gün Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey Ermeni kırımı suçlamasıyla İstanbul’da tutuklanıp Bekirağa Bölüğü’ne hapsedildi.

Padişah Vahdettin daha fazla zaman kaybetmeden İngilizlerin istediği şekilde tehcir suçuna karışanların tutuklanmasını istedi. Bunun üzerine saray hükümeti İngilizlerin “black list” dedikleri “kara listeler”e göre tutuklamalara başladı. Ocak 1919’da İstanbul’da çok sayıda yurtsever “İngiliz esirlere kötü davranmak” ve “tehcir suçlusu” olarak tutuklanıp Bekirağa Bölüğü’ne hapsedildi.

13 Şubat 1919’de Tevfik Paşa hükümeti Danimarka Hollanda İsveç İspanya hükümetlerine müracaat ederek tehcir komisyonuna üye göndermelerini istedi. Ancak bu isteği İngiltere reddetti. Çünkü İngiltere tehcirin “kırım olmadığının” anlaşılmasını istemiyordu. Bu nedenle konunun tarafsız yargıçlarca incelenmesini göze alamadı.

Padişah Vahdettin Tevfik Paşa hükümetinin İngilizleri memnun etmekte yetersiz kaldığını düşünerek daha koyu İngilizci Damat Ferit hükümetini kurdu. 4 Mart 1919’da kurulan Damat Ferit hükümeti 10 Mart 1919’da adeta bir insan avı başlattı. Hükümet İngilizlerin hazırladığı kara listedeki isimleri tutukladı. İngilizler 15 Mart- 7 Nisan 1919 arasında Damat Ferit hükümetine 61 kişilik bir “kara liste” verdi. Bu listedeki isimler “Ermeni kırımından” sanıktı. Tutuklananların sayısı her geçen gün daha da arttı. (Şimşir s. 94-100).

Milli Şehit: Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey tehcir sırasında Yozgat’ta Ermeni kırımından sorumlu tutularak 7 Ocak 1919’da tutuklandı. 5 Şubat 1919’da Harp Divanı’nda yargılanmaya başlandı. İki ay süren dava 18 duruşmada tamamlandı. Kemal Bey daha önce yargılanıp beraat ettiği bir suçtan yetersiz delillerle hukuksuz biçimde yargılandı. Üyeleri arasında Ermenilerin de bulunduğu mahkemedeki şahitlerin çoğu Ermeni’ydi. Mahkeme Kemal Bey’i yalancı şahitlikler çelişkili ifadeler bazı dedikodulara dayanarak 8 Nisan 1919’da idama mahkum etti.

Padişah Vahdettin Kemal Bey’in idam kararını onaylamak için bir şeyhülislam fetvası istedi. Belli ki Vahdettin verilen idam kararının hukuki değil siyasi bir karar olduğunu biliyor bu kararı onaylarken vicdani bir rahatsızlık hissediyor bu rahatsızlığı hafifletmek için şeyhülislamı da günahına ortak etmeye çalışıyordu. Şeyhülislam Mustafa Sabri Kemal Bey’in idam fetvasını hazırlayıp padişaha gönderdi ancak padişah fetvayı beğenmeyip düzeltilmesini istedi. Bu sırada fetvanın gelmesini beklemeden 9 Nisan 1919’da idam kararnamesini imzaladı. Kemal Bey 10 Nisan 1919 Perşembe günü Bayezid Meydanı’nda idam edildi. Cenaze töreni milli bir isyana dönüşen Kemal Bey Kadıköy Kuşdili’nde defnedildi. Şeyhülislam fetvası ise idamdan bir gün sonra 11 Nisan 1919’da verildi. (Taha Niyazi Karaca Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey Olayı s. 243-283)

Kemal Bey’in idam edilmeden önceki son sözleri her şeyi özetler nitelikteydi: “Sizlere yemin ederim ki ben masumum! Son sözüm bugün de budur yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!”

Evet Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey çok haklıydı. Padişah Vahdettin İngilizlere yaranmak için Ermeni kırımıyla suçlanan Kaymakam Kemal Bey’in idam kararını onaylamıştı.

TBMM 14 Ekim 1922’de Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’i “mili şehit” ilan etti. Ailesine maaş bağladı.

Katliam yalanı 1921’de çöktü

16 Aralık 1918’de kurulan Harp Divanı’nın başına 19 Mart 1919’da “Nemrut Mustafa Paşa” ve “Kürt Mustafa Paşa” lakaplarıyla tanınan Mustafa Nazım Paşa tayin edildi. Harp Divanı 24 Mart 1919’da yargılamalara başladı. 8 Nisan 1919’da Boğazlıyan Kaymakamını Kemal Bey’i idama mahkum eden Harp Divanı 11 Mayıs 1920’de Atatürk ve silah arkadaşlarının gıyaben idamlarına karar verdi. Yine Ermeni tehciri suçundan yargıladığı Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’i de idama mahkum etti. Nusret Bey 5 Ağustos 1920’de idam edildi.

Sait Halim Paşa’dan Ziya Gökalp’e kadar eski İttihatçıların tamamı sözde Ermeni kırımı suçuyla yargılanıp mahkum edilmek istendi. Ancak tüm sanıklar Ermeni kırımı suçlamasını reddettiler. Ortada sanıkları suçlayacak somut bir delil de yoktu.

17 Mayıs 1919’da mahkemeye çıkarılan Ziya Gökalp şöyle dedi: “Milletimize iftira etmeyiniz. Türkiye’de bir Ermeni kırımı değil bir Türk-Ermeni vuruşması vardır. Bize arkadan vurdular biz de vurduk” (Şimşir s. 109)

Bu sırada İngiliz politikasını ters yüz etmek isteyen Atatürk Türklere zulüm yapmış Ermenilerin de yargılanmasını istedi.

Yargılamalardan bir sonuç alamayan İngilizler Bekirağa Bölüğü’ndeki tutukluları Malta’ya sürgün ettiler.

İngilizler Malta sürgünlerini sözde Ermeni kırımı suçuyla yargılamak istediler. Ancak İngiliz Başsavcılığı İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’nin hazırladığı suç dosyalarını dikkate almadı. Çünkü o dosyaların içi boştu. İngiliz Başsavcılığı 8 Şubat 1921’de İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na bir yazı gönderdi. Malta’da bulunan 140 Türk sürgünden sadece 8’i hakkında iddianame hazırlanabileceğini söyledi. Onlar da I. Dünya Savaşı’nda İngiliz esirlere kötü davranmaktan yargılanabilirdi. İngilizler İstanbul’daki tüm arşivler ve tüm belgeler ellerinin altında olmasına karşın Malta sürgünlerini Ermeni kırımı suçuyla yargılamak için hiçbir delil bulamamışlardı. Bunun üzerine Amerika’ya başvurdular. Amerikan arşivlerinde belge bulmaya çalıştılar. Washington’daki İngiliz Büyükelçiliği Londra’ya çektiği telgrafta şöyle diyordu: “Üzülerek arz edeyim ki Amerikan belgeleri içinde Malta’da bulunan Türkler aleyhinde delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey yoktur. ”

Lord Curzon 10 Ağustos 1920’de İstanbul Yüksek Komiserliği’ne gönderdiği bir yazıda Malta sürgünlerinin yargılanamayacağını duyurdu. İngilizler ortada hiçbir delil olmadığı için sürgünleri yargılayamadan serbest bırakmak zorunda kaldılar. (Şimşir 17-21)

Bilal Şimşir’in “Malta Sürgünleri” adlı kitabında dediği gibi “Ermeni katliamı” iddiası hukuki açıdan Ağustos 1921’de çöktü. (Şimşir s. 21)

Demem o ki tam yüz yıl önce İngiliz emperyalizminin ortaya attığı sözde “Ermeni kırımı” iddiası -İngiliz işbirlikçisi Padişah Vahdettin bu iddiaları kabul etmesine rağmen- 1921’de çöktü. Türk milleti daha o zaman aklandı.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/sozde-ermeni-kirimini-taniyan-padisah-5428293/

PATRİKHANE DOSYASI /// Mehmet Oğuzhan TULUN : 2019 İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ SEÇİMİ TALİMATNAMESİ VE İLGİLİ TARTIŞMALAR


Mehmet Oğuzhan TULUN : 2019 İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ SEÇİMİ TALİMATNAMESİ VE İLGİLİ TARTIŞMALAR

Analiz No : 2019 / 27

İstanbul Ermeni Patriği (Türkiye Ermenileri Patriği) II. Mesrob Mutafyan’ın 8 Mart 2019’da vefatı sonrasında ilan edilen yas döneminin bitmesiyle beraber Türkiye Ermenileri yeni patriklerini seçme süreci içerisine girmişlerdir. Bu çerçevede 4 Temmuz’da, yeni patrik seçim sürecini yönetmekle yükümlü olan Değebah (kayyum – geleneksel adıyla Patrik Kaymakamı) seçimi yapılmış ve bu göreve Episkopos Sahak Maşalyan getirilmiştir.[1] Müteveffa Patrik II. Mesrob’un hastalığı boyunca Patrik Vekilliği görevini üstlenmiş olan Başepiskopos Aram Ateşyan ise bu görevini bırakarak Patrikhanenin Ruhani Kurul Başkanı olmuştur. Bu gelişmeler sonrasında ise devlet yetkilileri ile yapılan istişareleri takiben 11 Aralık 2019 patrik seçim günü olarak belirlenmiştir. En güncel resmi gelişme ise 23 Eylül’de İçişleri Bakanlığı tarafından Patrikhaneye gönderilen Patrik Seçimi Talimatnamesi olmuştur.[2]

II. Mesrob’un vefatına kadar geçen sürede Patrikhanenin idaresi ve patrik seçimi hakkında Türkiye Ermenileri arasında çeşitli tartışmalar çıkmış ve bu konulara yurt dışından müdahale girişimleri olmuştu.[3] Aynı o dönemde olduğu gibi Talimatnamenin yayınlanması sonrasındaki dönem de çeşitli tartışmalara sahne olmaktadır. Tartışmaların merkezinde, Talimatnamenin Madde 25.C’de yer alan “İstanbul Ermeni Patrikhanesine mahsus episkoposlar sınıfına dahil olmak,” ifadesi olmuştur. Bu ifadenin, Türkiye Cumhuriyeti döneminde önceki patrik seçimleri için yayınlanmış talimatnamelerde olmayan bir ifade olduğu belirtilmektedir. Söz konusu ifadenin tam olarak ne anlama geldiği ve patrik adaylarını nasıl etkileyeceği ise devam eden bir tartışma konusudur. Ancak baskın görüş, bu ifadeyle bir şahsın patrik adayı olabilmesi için İstanbul Ermeni Patrikhanesi ruhanisi olması ve fiilen Türkiye’de görev yapıyor olmasının kastedilmesidir. Bu kıstaslar çerçevesinde 11 Aralık patrik seçiminde aday olabilecek iki kişi bulunmaktadır: Başepiskopos Aram Ateşyan ve Episkopos Sahak Maşalyan.

Talimatnamenin mevcut şekline karşı çıkanlar, bahsi geçen ifade sebebiyle doğal olarak patrik adayı olabilecek yaklaşık on kişinin önünün kesildiğini ve patrik aday listenin fazlasıyla kısıtlandığını iddia etmektedir. Ayrıca bu talimatnamenin gelecek için sorunlu bir teamül oluşturacağı iddia edilmektedir, zira İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin yeni nesil ruhaniler yetiştiren bir manastırı (ruhban okulu) bulunmadığı, episkoposluk unvanı almak isteyen ruhanilerin Ermenistan’da bulunan Eçmiadzin Ermeni Katolikosluğu’na müracaat etmek durumunda kaldıkları ve geçmişte İstanbul Ermeni Patriği olarak göreve başlayan ruhanilerin öncesinde yurtdışında görev yapmış olduğu belirtilmektedir. Bu çerçevede ilerleyen yıllarda Türkiye Ermenilerinin yeni patrik adayı belirlemekte zorluk yaşayacağı endişesi dile getirilmektedir. Tüm bu anlatılanlardan yola çıkarak, talimatnameyi eleştirenler şu olasılıklar üzerinde durmaktadır: 1) Talimatname konusunda İçişleri Bakanlığına itirazda bulunarak düzeltme yaptırtmak, 2) Talimatnameyi yargıya taşımak (yani İçişleri Bakanlığını dava etmek) ve 3) İstanbul Ermeni Patrikhanesi nezdinde bir takım idari “kurnazlıklar” yaparak, mevcut talimatname çerçevesinde patrik adayı olamayacak şahısları Madde 25.C’ye uygun hale getirmek.[4]

Bir yandan da geçmişte adı patrik adayı olarak geçen bazı isimlerden kışkırtıcı çıkışlar olmuştur. Bu isimlerden bir tanesi Başepiskopos Karekin Bekçiyan’dır. Bekçiyan; Almanya’daki Ermenilerin ruhani önderliği görevini yaptığı sırada Mart 2017’de İstanbul Ermeni Patrikhanesinde oldubittiye getirilmek istenerek düzenlenen bir seçimde değabah seçilmiş, Diaspora eksenli kavgacı bir zihniyetle Devlete karşı iktidar mücadelesine girmeye çalışmış, bir yandan da o dönem patrik adayı olduğunu açıklamıştı. Bekçiyan 2019 Seçim Talimatnamesinin Madde 25.C’ye göre aday olması mümkün olmasa da bu seçimde aslında aday olduğunu, ancak hakkının yendiğini iddia ettiği diğer doğal patrik adaylarıyla dayanışma adına adaylıktan çekildiğini açıklamıştır. Bekçiyan ayrıca kalan iki adayın da aynı şekilde çekilmesi çağrısında bulunmuştur.

Geçmişte patrik adayı olarak ismi geçen Ermenistan’ın Gugark bölgesi ruhani önderi Başepiskopos Sebuh Çulciyan da şu beyanatı yapmıştır: “Beni engellemek için yurt dışındaki ruhanilerin seçime katılmaları engelleniyor, ben diğer ruhani biraderlerimin haklarını savunmak üzere patriklik adaylığımı geri alıyorum.”[5] Ancak Çulciyan’ın açıklamasının yersizliği, geçmiş bir yazımızda kendisiyle ilgili yaptığımız şu tespitten anlaşılacaktır:

“Seçilmesi en zor aday ise Başepiskopos Çulciyan’dır, zira kendisi Türkiye’de diğer aday isimler gibi tanınmamaktadır. Bunun ötesinde, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde uzun yıllardır devam eden gerginlik sebebiyle, Çulciyan’ı Türkiye’nin köklü bir kurumu olan İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin başına getirmek isteyecek fazla seçmen olması pek muhtemel değildir.”[6]

Patrik seçim sürecini Değabah Episkopos Maşalyan ile yürütmekle yükümlü olan Müteşebbis Heyet, Türkiye Ermenilerinin vakıflarının yöneticileri ve Patrikhane ruhanileri ile 2019 Seçim Talimatnamesi konusunda 3 Ekim’de bir danışma toplantısı düzenlemiştir. Sonuç olarak, yapılan tüm karşı açıklamalara ve yersiz çıkışlara rağmen, Müteşebbis Heyet Talimatnamenin geçerli olduğunu onaylamış ve bu çerçevede resmi makamlara itirazda bulunmamaya karar vermiştir. Bekleneceği üzere bu karar, Agos gazetesi gibi Türkiye karşıtı Diaspora Ermenisi zihniyetine sahip bazı çevrelerin yoğun eleştirisine maruz kalmıştır. Ancak Müteşebbis Heyetin aldığı karar basına yansıyanlardan anlaşıldığı kadarıyla nihaidir ve patrik seçimine iki adayla gidilecektir. Bu çerçevede Başepiskopos Ateşyan ve Episkopos Maşalyan seçim kampanyalarına başlamıştır.

Değabah Episkopos Maşalyan seçim talimatnamesinin bazı yönlerini kusurlu bulmasına rağmen, seçime mevcut talimatname ile gidilmesine yönelik eleştirilere cevaben kişisel Facebook profilinden açıklamalar ve hatırlatmalarda bulunmuştur.[7] Bu açıklamalar ve hatırlatmalar mevcut durumun anlaşılması açısından önem arz etmektedir:

“[…] [Talimatnameyle ilgili] Tartışma; “itiraz edilsin mi, edilmesin mi, hangisinin sonuçları daha yararlı olur”, tartışmasıydı. Tek tezli bir tartışma olmaz. En az iki görüş olmalı. […] İkinci görüş ise; itiraz edilirse seçim öngörülemez bir şekilde uzayabilir şeklinde. Bu durumda yıllar boyu seçim yapmamız mümkün olmayabilir. Patriksizliğe artık halkımızın ve sistemin tahammülü kalmadı. Talimatnamenin öngördüğü üç [Maşalyan ilginç bir şekilde Karekin Bekçiyan’ı da dahil etmiştir] mümkün adayla seçime gidilmeli ve cemaat olarak önümüzü görmeli; biriken ve devleşen sorunlarımızı vakit kaybetmeden çözmeye başlamalıyız. Cumhuriyet döneminde iki adaydan fazlasıyla patrik seçimi yapılmamış, hatta tek adayla olduğu durumlar bile mevcuttur. Talimatnameler her seçime özel bir kereliğine, zamanın ihtiyaçları göz önünde tutularak veriliyor. Gelecekteki talimatnamelerde de geçmiş örneklerde olduğu gibi kolaylık sağlanacaktır. […]

[…] Resmi merciler Müteşebbis Heyetle, özellikle Heyet başkanıyla talimatnamenin yazılmasının her aşamasında çok olumlu ve yapıcı bir diyalog içindeydiler. […] 1863 Nizamnamesinin patrik seçilme şartlarından “İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne mahsus episkoposlar sınıfına dahil olmak” şartının ruhanilerimiz ve halkımız tarafından sorun yaratacağı ve buna mutlaka itirazlar yükseleceğinden, mümkünse bunun önceki talimatnamelerin ruhuna uygun düzeltilmesi gerektiği tarafımızdan ısrarla belirtildi. Kendilerinin kesin cevabı bu kuralın bilinçli koyulduğu ve devletin en üst mercilerinin iradesi olduğu ve tartışmaya açık olmadığıydı. Talimatname geldikten sonra da yetkililere, yapılacak bir itirazın kendileri tarafından nasıl karşılanacağı soruldu. Alınan yanıt olumsuzun ötesinde oldukça sertti. Bize başka bir talimatnamenin gelmesinin mümkün olmadığı açıkça belirtildi.

[…] [Talimatnameye] İtiraz o denli basit bir olay değildi. Yazılı olarak yapılmalıydı. İtiraz dilekçesiyle birlikte seçim süreci donacak ve yanıt gelene kadar askıya alınacaktı. 60 gün yanıt gelmediğinde, belki bir 60 gün daha beklenecek, yine yanıt gelmezse hukuksal süreçler başlatılacaktı. Yani mahkeme açılacaktı. İçişleri bakanlığı mahkemeye verilecekti. Böyle mahkemelerin yanıtlanma süresiyle ilgili bir tecrübemiz oldu. En az sekiz yıl!

[…] Hakikat şu ki, seçime eski talimatnamelerdeki gibi “babadan Türk” olma şartıyla katılmak mümkün olsaydı, patrikliğimiz dışından sadece bir Episkopos katılacaktı. Bu işin pratik gerçeği. Ama içimizden yükselen bazı sesler, teorinin büyüsüne kapılmış, abartılmış aday hakları taleplerini, birkaç yıl daha Patriksiz kalma bedeliyle ödetmek istiyorlar. Muhtemel adayların dokuzu, aklının ucundan bile geçirmiyor patrik olmayı. Hiç geçirmediler. Daha önceki seçimlerde de olaya dahil olmadılar. Böyle bir niyetleri var idiyse ara sıra burada olurlardı bir şekilde. Aslında dürüst olalım, bize hizmet etmek gibi bir sorumlulukları da yok. Çoğu yaş olarak uygun değil ve emekli. […]

[…] bilerek ya da bilmeyerek Karekin [Bekçiyan] ve Sebuh [Çulciyan] Srpazanlar [din görevlileri] çözümsüzlüğü bize bir çözüm olarak sunuyor. Yıllarca sürecek ve sonucun ne olacağı meçhul bir kaos ve bekleme süresini göze alamayız. Ucu açık soyut bir “hak arama” adına, somut olarak 11 Aralık’ta Patrik seçme hakkımızdan vazgeçemeyiz […] Bu seçimi, elini taşın altına koymuş insanların sağduyusuyla gerçekleştireceğiz. Biz İstanbullu Ermenilerin makus talihi diğer dünya Ermenileri tarafından anlaşılamamak olmuştur. Hep uzaklardan bize nasıl Ermeni olmamız gerektiğini telkin ededururlar. […] İstedikleri olmayınca da bize dersimizi vermeye kalkar, onur, korkaklık ve mertlik nutukları atarlar. Şimdi ise nasıl din adamı olmamız gerektiğini bize öğretmeye kalkıyorlar. Onlardan bizi anlamalarını beklemiyoruz. Bizi biz anlayalım, bu yeter.”

Anlaşılacağı üzere 11 Aralık 2019 Ermeni Patriği seçimine iki adayla gidilecektir. Bu seçim süreci, geçmişte de olduğu gibi İstanbul Ermeni Patrikhanesi yetkilileri ve resmi makamlar arasında istişareler yapılarak tamamlanacaktır. Değabah Episkopos Maşalyan ifadelerinden de anlaşılacağı üzere 2019 Seçim Talimatnamesinde tartışma yaratan Madde 25.C, Devletin hassasiyetleri doğrultusunda, bilinçli bir şekilde eklenmiştir. Müteveffa Patrik II. Mesrob’un hastalığı boyunca yaşanan olaylar ve çıkan tartışmalar irdelenecek olursa; resmi makamlar Madde 25.C’yi Talimatnameye ekleyerek baştan önlem alarak Devletle yıpratıcı bir kavgaya girişebilecek isimlerin patrik adayı dahi olmasını istememiştir. Bu konuyla ilgili daha önceki bir yazımızdaki tespiti burada paylaşmak uygun olacaktır:

“Unutulmamalıdır ki, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin en üst düzey dört yetkilisinden birisi olan İstanbul Ermeni Patrikleri hiçbir zaman sadece bir dini önder olmakla kalmamış, Ermeni topluluğunun en önde gelen kanaat önderlerinden birisi olmuşlardır. Bu çerçevede de İstanbul Ermeni Patrikleri kanaat önderlikleri üzerinden, dini yetkilerinin ötesinde siyasi güç de elde etmişlerdir (bu olgu, Ermeni yazarlar tarafından da kabul görmektedir). Bu bağlamda yeni seçilecek İstanbul Ermeni Patriğinin bir yandan Ermeni topluluğunun dini ihtiyaçlarını karşılayabilen, dini önderlik yapabilen, diğer yandan da devlet yetkilileri ile uyumlu bir şekilde çalışabilen sağduyulu ve yapıcı tutuma sahip bir kişi olması gerekmektedir.”[8]

Ayrıca 2019 Seçim Talimatnamesine Madde 25.C’nin eklenmiş olmasının, gelecek yıllardaki talimatnamelere benzer bir maddenin eklenmesini zorunlu kılmadığının akıllarda tutulması gerekmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca patrik seçimi talimatnameleri sadece mevcut patrik seçimi için, Türkiye’nin mevcut hassasiyetleri ve ihtiyaçları doğrultusunda bir defaya mahsus olarak çıkarılmıştır.

Son olarak, İstanbul Ermeni Patriği seçimi süreci ve ilgili tartışmalar göz önünde bulundurulursa, bu Aralık ayında yeni bir patriğin seçilmesin ardından yapılması faydalı olabilecek iki çalışma öngörüldüğü anlaşılmaktadır:

1) Her patrik seçim dönemi yayınlanan geçici talimatnameler Türkiye Ermeni toplumu içinde tartışma yarattığı için; Patrikhane ve Ermeni vakıfları yetkilileri, toplumun kanaat önderleri ve resmi makamların bir araya gelerek ilgili tarafları olabildiğince tatmin edecek kalıcı bir Patrik Seçim Düzenlemesi oluşturulmaları.[9] Patrikhanenin tüzel kişiliği olmadığı için böyle bir düzenlemenin idari hukuk açısından niteliği araştırılması gereken bir konudur.

2) İstanbul Ermeni Patrikhanesinin din görevlisi ihtiyacını karşılamak ve Patrikhaneyi yurtdışı kaynaklı müdahalelere karşı daha dirençli kılmak için Türkiye’de bir ruhban okulu (manastır) kurulması. Böylece örnek olarak episkoposluk unvanı almak isteyen Türkiye Ermenisi din görevlileri Ermenistan’a gitmek zorunda kalmayacak, patrik adayları listesi ise Türkiye eğitimli ve Türkiye’de görev yapan din görevlilerinden daha rahat bir şekilde oluşturulabilecektir.

*Fotoğraf: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 13 Mayıs’ta İstanbul Ermeni Patrikhanesi ziyareti sırasında Patrikhane yetkilileri ile çektirdiği hatıra fotoğrafı

[1] Abdurrahman Tufan Kaya, “Türkiye Ermenileri Patrik Seçim Süreci,” ,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Blog No: 2019/44, 8 Temmuz 2019, https://avim.org.tr/Blog/TURKIYE-ERMENILERI-PATRIK-SECIM-SURECI-08-07-2019

[2] Talimatnamenin tam metnini incelemek için bakınız: “İstanbul Ermeni Patrikliği Patrik Seçim Talimatnamesi (Tam Metin),” HyeTert.org, 23 Eylül 2019, https://hyetert.org/2019/09/23/istanbul-ermeni-patrikligi-patrik-secim-talimatnamesi-tam-metin/

[3] AVİM, “İstanbul Ermeni Patriği Mutafyan’ın Vefatı Ve Yeni Patrik Seçimi Süreci,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2019/30, 13 Mart 2019, https://avim.org.tr/tr/Yorum/ISTANBUL-ERMENI-PATRIGI-MUTAFYAN-IN-VEFATI-VE-YENI-PATRIK-SECIMI-SURECI

[4] Örnek olarak bakınız: Ohannes Kılıçdağı, “Mahsusluk ve mahsusçuktan seçim,” Agos, 4 Ekim 2019, s. 5.

[5] “Başepiskopos Çulciyan: ‘Sorun Bensem adaylığımı geri alıyorum’,” Agos, 25 Ekim 2019, s. 3.

[6] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Türkiye Ermenileri Patriği Seçim Sürecinde Başa Dönüldü,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Analiz No: 2018/10, 2 Mayıs 2018, https://avim.org.tr/tr/Analiz/TURKIYE-ERMENILERI-PATRIGI-SECIM-SURECINDE-BASA-DONULDU

[7] Sahak Mashalian, “DEĞABAH SAHAK SRPAZAN MAŞALYAN İLE GÜNDEM ÜZERİNE…,” Facebook paylaşımı, 23 Ekim 2019, https://www.facebook.com/sahak.mashalian/posts/10157228509172012

[8] Tulun, “Türkiye Ermenileri Patriği Seçim Sürecinde Başa Dönüldü.”

[9] Bu konuda Türkiye Ermeni toplumu içinde pek çok yazı yazılmıştır. Örnek olarak bakınız: Sarkis Adam, “Patrik seçimi sürecine yararlı olabilecek öneriler,” Luys, Sayı 99, 15 Temmuz 2017, s. 15.