ERMENİ SORUNU DOSYASI : 1915 olayları Sevr’de bile yok


1915 olayları Sevr’de bile yok

20.12.2019 02:00

Akçay, Sevr Antlaşması’nın hazırlık aşamasındaki görüşmeleri araştırdı, çarpıcı ayrıntıları makalesinde kaleme aldı. Sevr görüşmeleri sırasında 1915 olaylarına başka başlıklar altında kısa olarak değinildiğini belirten Akçay, Ermeni temsilcilerin de önemli bir anlatımının olmadığına dikkat çekti

Av. Dr. Deniz Akçay’ın, Türkiye Barolar Birliği Yayınları tarafından yayınlanan ‘Sevr Antlaşması Hazırlık Görüşmelerinde 1915 Olayları Konusu ve Bugünkü Uluslararası Yargı Kararlarına Göre Değerlendirilmesi’ başlıklı yazısında dikkat çekici noktalar yer aldı. Sevr Antlaşması’nın hazırlık görüşmelerinde bile 1915 olaylarının ayrı başlık altında incelenmediği belirtilen yazıda “Ermeni temsilcileri de olaylar hakkında ayrıntılı bir anlatımda bulunmadılar. Hele hele ‘soykırım’ olarak algılanabilecek herhangi bir ifade, kimse tarafından kullanılmadı” denildi.

Sözde ‘Ermeni Soykırımı’ yalanına ilişkin önemli saptamalarda bulunan Dr. Deniz Akçay’ın yazısından bazı paragraflar sunuyoruz:

AYRI BAŞLIK ALTINDA İNCELENMEDİ

Görüşmelere ilişkin tutanakların incelenmesinden, Müttefik Devletlerin 1915 olaylarını ayrı bir başlık altında incelemeye gerek görmedikleri anlaşılmaktadır. Bu olaylara yapılan genel nitelikli kısa göndermeler çok az olduğu gibi olayların anlatılması, belirli sayıların ortaya konulması, sorumlulukların tahlil edilmesi gibi bir çabanın sarf edilmesine de gerek görülmediği söylenebilir. 1915 olayları toplantılarda arada bir ek haklılık argümanı olarak kullanılmış olmakla birlikte bu konuda hiçbir zaman olayların cereyan şeklini ve boyutlarını belirleme ve derinleştirme ya da araştırılması konuları gündeme gelmemiştir.

ERMENİ TEMSİLCİLER OLAY ANLATMADILAR

Konferans toplantılarına katılmış olan Ermeni temsilcileri Avetis Aharonyan ve Boğos Nubar Paşa’nın da 1915 olayları hakkında ayrıntılı bir anlatımda bulunmamaları, bu konuda belirli ve daha önemlisi günümüzde ileri sürülen sayıları andıracak herhangi bir mağdur sayısı iddiasında bulunmamaları da en azından ilginç olgulardır. Üzerinde önemle durulması gereken husus, görüşmelere aktif ve iddialı biçimde katılmış olan Ermeni temsilcilerin, başka konularda doğruluğu kesin olmamakla birlikte çeşitli sayılar ileri sürmüş oldukları halde 1915 olayları ile ilgili olarak günümüzde ileri sürülen sayılara uzaktan yakından yaklaşacak bir sayıdan söz etmedikleridir.

ANLAŞMADA DA YOK

Sevr Antlaşması’nın gerek giriş bölümünde, gerek Ermenistan sınırı ile ilgili maddelerinde 1915 olaylarına herhangi bir atıfta bulunulmamıştır. Sevr Antlaşması sürecinde, 1915 olaylarının gerek Antlaşma metnindeki hükümler düzeyinde, gerek Müttefik Devletlerin görüşmeler sürecindeki ifadelerinin yansıttığı sübjektif algıları açısından soykırım olarak değerlendirildiğini ortaya koyacak unsurlardan yoksun olduğu açıktır.

SOYKIRIMIN ‘S’Sİ YOK

Türkiye temsilcisinin davet edilmediği hazırlık konferanslarında ve sonuçta ortaya çıkan antlaşma metninde, soykırım suçunu, diğer savaş suçlarından ve insanlık aleyhindeki suçlardan ayıran özelliği olan ‘Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel’ olarak tanımlanabilecek bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi kastına ilişkin herhangi bir somut, maddi, hatta teorik bir ipucuna rastlanmamaktadır. Kaldı ki, Sevr Antlaşması’ndan üç yıl sonra Türkiye ile Müttefik Devletler arasında aktolunan Lozan Antlaşması’nda 1915 olaylarıyla bağlantılı olabilecek herhangi bir hükme rastlanmadığı gibi, daha geniş anlamında da yaptırım başlıklı herhangi bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.

‘SOYKIRIM’ ALGILAMASINI İMKÂNSIZLAŞTIRIYOR

Başlıca Müttefik Devletler tarafından bile onaylanmamış olan Sevr Antlaşması’nın hazırlık görüşmelerinin, devletler hukuku bakımından herhangi bir bağlayıcılığı ve hatta hukuki değeri bulunmadığı açıktır. Ancak Müttefik Devletlerin başkan, başbakan ya da bakan düzeyinde temsil edilmiş oldukları bir toplantı dizisinde yapılan açıklamaların, kullanılan argümanların, hatta sıradan ifadelerin tarihsel önemi azımsanamaz. Görüşmeler sırasında Müttefik Devletlerin başka başlıklar altında 1915 olaylarına yaptıkları genel, çok kısa ve ‘arızi’ olarak nitelendirilebilecek atıflarla yetinildiği ve ayrıca bu olayların hazırlanmakta olan Sevr Antlaşması’na da yansıtılmamış olduğu da dikkate alınarak, söz konusu olayların bugünkü anlamıyla ‘Soykırım’ olarak algılanmasını imkânsızlaştırmaktadır. 1915 olayları, 1920’de Müttefik Devletlerin Türkiye’nin doğusunu yeniden şekillendirmek projeleri çerçevesinde bir hukuksal argüman yoğunluğunu taşımayan oportünist bir ‘Atıf’ olarak kullanılmıştır.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Ardahan bağımsız milletvekili Yılmaz : Oylamaya sunulursa, TBMM ABD’deki ‘Kızılderili Soykırımı’nı tanır’


Ardahan bağımsız milletvekili Yılmaz : Oylamaya sunulursa, TBMM ABD’deki ‘Kızılderili Soykırımı’nı tanır’

ABD’nin ‘Ermeni Soykırımı’ kararının ardından Ardahan Bağımsız Milletvekili Öztürk Yılmaz, oylamaya sunulması halinde, TBMM’nin ABD’deki ‘Kızılderili Soykırımı’nın tanınması kararını desteklemeye hazır olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Bizim de bazı kararlar almamız gerekebilir. Çok açık net rahatlıkla söyleyeyim, Amerika’da Kızılderililerle ilgili söylememek, konuşmamak mümkün mü?" sözlerinin ardından, Sputnik’e konuşan Ardahan Bağımsız Milletvekili Öztürk Yılmaz şunları söyledi:

"Meclise gelirse, böyle kararın kabul edileceğini düşünüyorum. Umarım bu yalnızca Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir açıklaması olmaz, böyle bir süreç başlatılır, biz de mecliste bu kararı görüşürüz."

ABD Kongresi’nin 1915 Ermeni olaylarıyla ilgili kararını kararlılıkla kınayan Yılmaz, "Bu karar Türkiye-ABD ilişkilerine ciddi bir zarar verebilir. Kararı kabul edenler, Ermeni lobisi ile birlikte içerideki siyasi kitleye yönelik hareket ettiler. Bu adım, seçimler öncesinde bu kitlenin desteğini almak amaçlı" dedi.

ABD Senatosu, 1915 Ermeni olaylarını ‘Soykırım’ olarak tanıyan bir karar tasarısını kabul etmişti. Erdoğan ise Bizim de bazı kararlar almamız gerekebilir. Çok açık net rahatlıkla söyleyeyim, Amerika’da Kızılderililerle ilgili söylememek, konuşmamak mümkün mü? Bu Amerika’nın yüz karasıdır” açıklamasını yapmıştı.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : ABD’nin “Ermeni soykırımı”nı tanınma kararı hakkında


Sayın Turkish Forum mensupları,

Ekte, “Ermeni soykırımı”nın 29 Ekim’de ABD Temsilciler Meclisi tarafından tanınmasını eleştiren bir makale (İngilizce ve Türkçe). Makalenin aslı ve Türkçe’ye çevirisi az bir farkla (ve birtakım resimlerlerle beraber) bir hafta kadar önce Ankara’da “The Diplomatic Observer” (“Diplomatik Gözlem”) dergisinin Aralık ayı nüshasında yayınlandı. Ekte bu resimler çıkarıldı. Ayda bir yayınlanan dergi internet’te ulaşıma açık değil.

Makalenin sonunda yer alan bir nokta: “Ermeni soykırımı”nın tanınmasını öven bir makaleyi hemen günü gününe 29 Ekim’de yayınlayan “The New York Times” gazetesi, benim bu makaleye yanıt olarak gönderdiğim bir yazıyı yayınlamadı. Oysa gazete, “değişik görüşlere açık” olduğunu iddia ediyor. Ermeni sorununda Türk tezine karşı önyargılı bu tür davranışlar Batı medyasında olağan. Yabancı dilde (özellikle İngilizce) Türk tezini internet ortamında dünya kamuoyuna duyurmak imkanları da – akademik çalışmalar dahil – hemen hiç yok. Ermeni tarafı için böyle sorunlar yok. Bu gibi konularda yazılacak daha çok şey var.

“Soykırım” tasarısının ABD Senatosu’nda da kabulu için Ermeni lobisinin çabaları devam ediyor.

F. Demirmen

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : ERMENİ İDDİALARINA KARŞI RESMİ SİTE – www.1915.gov.tr


ERMENİ İDDİALARINA KARŞI RESMİ SİTE – www.1915.gov.tr

Milliyet (09 Aralık 2019)

İletişim Başkanlığı “1915.gov.tr” internet sitesi oluşturarak, Ermeni soykırımı iddialarına belgelerle yanıt verdi. İngilizce yayın yapan sitede “1915 olayları”, “Resmi beyanname”, “Mahkeme kararları”, “Ermeni terörü”, “soru-cevap” gibi bölümler yer aldı.

Cumhurbaşkanlığı Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin, bazı bilgi ve belgelerin olduğu “1915.gov.tr” adlı site kurdu. İletişim Başkanlığı’nca İngilizce olarak oluşturulan sitede Ermeni soykırımı iddialarına belge ve bilgilerle yanıt veriliyor.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Bu site tarihsel bilgi ve verileri merkeze alarak, her fırsatta ülkemizin önüne konan sözde Ermeni soykırımı iftirasına uluslararası alanda cevaplar veriyor. Tarihin siyasallaştırılmaması ve gerçek tarihsel bilginin açığa çıkarılması gerektiğine ilişkin tezimize katkıda bulunmuş oluyoruz” dedi.

1915’te ne oldu?’

Sitede “1915 olayları”, “Resmi beyanname”, “Mahkeme kararları”, “Ermeni terörü”, “soru-cevap” gibi bölümler yer aldı. Soru cevap bölümünde “1915’te ne oldu?”, “Ermeni tehcirlerinden etkilenenlerin sayısı kaç?”, “Ermeni tehcirinde bütün Ermeniler öldü mü?”, “Türkiye’nin 1915 Olayları ile ilgili çözüme yönelik önerisi nedir?”, “Osmanlı arşivlerinin durumu nedir, araştırmacılara açık mı?”, “Ermenistan’daki arşivlerin yanı sıra diğer ülkelerdeki Ermeni arşivlerinin durumu ne?”, “Soykırım nedir?”, “Türkiye’nin soykırıma karşı politikası nedir?”, “1915’teki olayları Türkiye’de ‘soykırım’ olarak tanımlamak suç mudur?” sorularına da siteden yanıt verildi.

“Türkiye’nin 1915 Olayları ile ilgili çözüme yönelik önerisi nedir?” sorusuna verilen yanıt şöyle: “1915 olayları ile ilgili olarak, Türk ve Ermeni halkları arasında bir hafıza tartışması var. Fakat hiç kimse de Türkiye’ye kendi hafıza kayıtlarının kabul ettirme hakkı yoktur. Türkiye, 1915 olaylarının tarihçiler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Ermeni kültürel mirasının tanınması ve onarılmasına katkıda bulunmaktadır. Türkiye, Türk ve Ermeni halkları arasında barışçıl bir ortak geleceğin yalnızca sağlam diyalog yoluyla inşa edilebileceğine inanmaktadır” denildi. Sitede 2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 1915 olaylarına ilişkin yayınladıkları mesajlara da atıf yapıldı.

Üçüncü ülkelere mesaj

Sitede Ermeni olaylarına ilişkin, “Türkler ve Ermeniler, ortak geçmişlerinde zor dönemleri unutmadan, tarihsel dostluklarını yeniden inşa etmek için birlikte çalışmalılar. Bu çabada bütün taraflar dürüst olması gerekir. Diğer ülkeler (Üçüncü ülkeler) bu diyaloga Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecini destekleyerek yardım edebilir” denildi. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Müslüman veya Hristiyan, Türk, Kürt, Arap veya Ermeni; tüm herkesin acı çektiği ifade edilen sitede, tüm halk için “büyük felaket” dönemleri olduğu belirtildi. Balkanlar ve Kafkasya’daki arazilerinden zorla sürülme ve açlık nedeniyle de 5 milyondan fazla Müslüman’ın öldüğü kaydedildi. Sitede, “Dönemin bütünüyle anlaşılması ve kaybedilen birçok canın hatırasına uygun şekilde saygı gösterilmesi gerekiyor. 1915’te Türklerle Ermeniler arasında tam olarak ne olduğunu anlamak için 1915’ten önce olanları incelemek gerekir” ifadelerine yer verildi.

31 diplomat sitede

Sitede “Ermeni terörü” başlığında da, “1970’ler ve 1980’lerde Ermeni teröristleri 31 Türk diplomat ve yakınının öldürüldüğü belirtildi ve 31 isme de sitede fotoğrafları ile yer verildi. Sitede belgeler bölümünde de AİHM’in İsviçre-Doğu Perinçek davasındaki kararı, Prof. Dr. Justin McCarthy’nin katıldığı konferanstaki açıklamaları, Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Büyükelçi Gündüz Aktan gibi isimlerin çalışmalarına da yer verildi.

Tarihi mektup

Sitede Erdoğan’ın 2005 yılında Başbakanlığı döneminde Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a gönderdiği ve 1915’e ait gelişme ve olayları incelemek amacıyla ortak bir Komisyon kurulması yolundaki önerisini resmen ilettiği mektubuna da yer verildi.

KAYNAK : http://www.milliyet.com.tr/siyaset/ermeni-iddialarina-karsi-resmi-site-6096665

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// AZİZ ÜSTEL : İngilizler Ermeni soykırımı yalanını nasıl tezgahladı ? (3 BÖLÜM)


İngilizler Ermeni soykırımı yalanını nasıl tezgahladı ? – 1

Mark Sykes adında bir gazeteci (!) 20 Şubat 1917 yılında The Times gazetesine bir yazı yazdı vee bu yazıda Türklerin 700 bin Ermeniyi, "bağırta bağırta kestiğini" anlattı. Sonradan adına Ermeni Soykırım denen olay, ilk kez bu yazıda vurgulandı:

"Türk gençleri, Almanların eğitiminden geçtikten sonra 2.5 yıl boyunca birçok katliama imza attı. Bütün anlaşmaları ayaklar altına aldı; savaş esirlerini katletti, nice İngiliz tutsağını gözünü kırpmadan öldürdü! Yaralıları da kurşun harcamamak için zehirleyerek toprağa gömdü. Kadınlarımızı rehin aldı ve İngiltere’de halen bunlara, namuslu, onurlu Türk diyenler var! Bu Türkler 700 bin Ermeniyi kesti, Lübnan’da açlık ve sefalet yarattı. Yahudi göçmenleri, diri diri yaktı."

Sykes’ın bu yazısı 100 bin adet basıldı. Bunun içinden 30 bini ABD’ye gönderildi. İçinde bir tek gerçek barındırmayan bu iğrenç, iftiralarla dolu yazı, Türk karşıtı propaganda ve kampanyaların temelini oluşturdu ve uzun yıllar bütün dünya bunlara inandı.

Derken 2009 yılında İrlanda ‘da bir kitap yayınlandı. İrlanda’daki ATHOL Yayınevince yayınlanan Dr. Pat Walsh’un derlediği bu kitapta, Ermeni soykırımı yalanlarının tarihsel belgeleri var.

Peki neden bu yalanlara başvuruldu?

Kitabın önsözünde Dr. Pat Walsh şöyle diyor:

"İrlandalılar hiçbir zaman Abdülmecid ve Abdülhamid Hanların yardımını unutmadı; Türkler sayesinde binlerce insanımızın hayatı kurtuldu. İrlanda Cumhuriyeti’nin temellerinde Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin izleri vardır."

Dr. Walsh bu kitapta, Ermeni soykırımı iddialarının tümüyle hayal ürünü olduğunu ve bunların Londra’da İngiliz Devletinin içinde oluşturulan bir gizli örgüt eliyle, nasıl geniş kapsamlı olarak hazırlandığını ve ünlü Mavi Kitap’ın bu örgütçe nasıl yayınlandığını anlatıyor. Tam 540 sayfalık bu kitap akademik bir omurgaya oturtulmuş:

1. Kitap, Osmanlı İmparatorluğuyla Büyük Britanya İmparatorluğu arasındaki devlet yapılanmalarını karşılaştırıyor. Osmanlı’daki "engin hoşgörünün Britanya’da olmamasının" felsefi temellerini tartışıyor.

2. İngiltere’de bir zamanlar var olan olumlu Türk izleniminin değiştirilmesi için I. Dünya Savaşı’na giden yıllarda gizli örgüt faaliyetleri ayrıntılarıyla anlatılıyor. Türkler soykırım uygulamış bir millet olarak, Osmanlı topraklarının Batılılarca paylaşılmasına elbette ses çıkaramayacak, çıkarsa da kimse onlara kulak asmayacak, kimse onlara sahip çıkmayacak.

İNGİLİZ’İN TEZGÂHLADIĞI ERMENİ SOYKIRIMI YALANI – 2 – ‘Biz artık İngiliz değiliz !’

Kendi tarihçileri Avustralya ve Yeni Zelanda ulusal uyanışının başlangıcını, Çanakkale Savaşı olarak gösterir. Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar ilk kez Çanakkale’de "We are not English anymore Biz artık İngiliz değiliz" diye haykırırlar. Bu haykırış İrlandalılarda da karşılık bulur. Onlar da yıllarca kendilerine yardım eli uzatan Türklere kurşun sıkmalarını sorgulamaya başladılar.

Dr. Walsh kitabında İrlandalı siyasileri ve ABD’deki güçlü İrlanda lobisini tarihle yüzleşmeye davet ediyor ve soruyor:

"İrlandalılar kendilerine karşı hiçbir yanlış davranışta bulunmayan üstelik 1847-48 yılları arasında açlıktan kırılan İrlandalılara yardım elini uzatan Türklere karşı neden İngilizlerle birlikte savaşa girdi?

“Her şeyden önce neden Türklerle savaştık? Neden İngiltere yüz yıl boyunca müttefiki olan Türklere savaş açtı. Ben bu soruları sorarken 1919-22 yıllar arasındaki gazeteleri inceledikten sonra çok ilginç bir sonuca ulaştım. Önce şunu belirtelim: Birinci Dünya Savaşı Kasım 1918’de sona ermedi; İrlanda Türkiye’yle 1924 yılına kadar savaşın içinde oldu.

"Katolikler Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ne açık bir destek verirken, İngilizlerin kurulmakta olan İrlanda ve Türkiye Cumhuriyetlerini engellemek için aynı yöntemleri uyguladığına dikkat çekmek gerekir.

“Lozan Antlaşmasından sonra kurulamayan İrlanda Cumhuriyeti, Türkiye’yle savaşın sonunda İngiltere’ye bağlanmaya zorlandı. Nisan 1923’te Katolik Bülteni adlı dergi, Lozan Antlaşmasının resmi İngiliz belgelerini yayınlamaya başladı. Koca Britanya İmparatorluğu’na diz çöktüren bir milletin mücadelesi İrlanda’ya örnek olmuştu…"

Dr. Walsh, 1915 yılına kadar İngiltere’de Türk dendi mi ilk akla gelen gerçek bir beyefendiydi (centimen), diyor. Türkler, İngiltere’yle savaşa girdikten sonra bile bu düşünce değişmemiş:

"İngiltere’de Türkler temiz ve dürüst savaşçılar olarak tanınıyordu. Ancak Osmanlı topraklarının parçalanması sürecinde bu düşüncenin silinmesi gerekiyordu. Bunun ilk adımı olarak Ermeni Soykırımı yalanı kurgulandı. Bu görev W.E.D. Allen’a verildi. Allen soylu ailelerin okuduğu Eton’dan mezundu ve 1919 yılında "Türkler" adlı kitabını yazdı. Bu kitapta Türklerin Avrupa’daki yerini şöyle tanımlıyordu: ‘Orta Asya’dan gelen göçmen çobanların oluşturduğu bu garip kabilenin, Avrupa’da, bir düzine ulus üzerinde egemenlik kurması nasıl mümkün olabilir ki?!’

"Allen 1920 yılında Türk-Yunan savaşına muhabir olarak katıldı. Derken 1929’da Kraliyet yanlısı Unionist Parti’den Batı Belfast milletvekili seçildi. Allen 1931’de Sir Oswald Mosley’nin faşist partisine üye oldu. Mosley’nin yakın dostu olarak, faşist Kara Gömlekliler örgütünün kurulmasına önayak oldu. İşte Türklerle ilgili soykırım yalanlarını uyduranların başını bu adam çekiyordu!"

İNGİLİZ’İN TEZGAHLADIĞI ERMENİ SOYKIRIMI YALANI – 3 – Savaş propaganda bürosu kolları sıvar !

Pat Walsh derlediği kitapta Türkiye üzerine oynanan oyunları, belgeleriyle ilk kez açığa çıkarıyor, soykırım yalanını da, İngiliz Derin Devletinin nasıl tezgahladığını anlatıyor:

"Türklere karşı kampanya ve Ermeni katliamı yalanı 1914 yılında kurulan gizli bir örgütlenmenin içinde oluşturuldu. Devletin içindeki bu örgüt, 1914 Sonbaharında, adını o tarihte İngiliz Parlamentosu’nun kalbi olan, Buckingham Sarayı’nın yanında bulunan Wellington House’da örgütlenen Savaş Propaganda Bürosu’ndan alıyordu.

"Bu örgütün Türkiye karşıtı girişimleri 1935 yılına kadar ortaya çıkmadı. Ermeni soykırım yalanlarının asıl hedefi ABD’ydi. Eğer ABD, Türklerin soykırım uyguladığına inandırılırsa, Türkiye’nin tutunacak hiçbir dalı kalmayacaktı dünyada.

"Savaş Propaganda Bürosu’nun başında, Charles Masterman adında, eski bir milletvekili vardı. Görevi kabul eder etmez, İngiliz edebiyatının önde gelen 23 yazarını çağırdı. Yazarlara bu örgüt ve toplantılarla ilgili hiç kimseye bilgi verilmemesi tembihlendi. Arthur Conan Doyle’dan (Sherlock Holmes) H.G. Wells’e kadar dünyaca ünlü yazarlar bir araya geldi. Bu toplantının ardından bu kez de gazetecilerle ikinci bir toplantı yapıldı.

"Wellington House gizli bir yapılanma olduğu için yazı ve kitapların özel bir yayınevince basılmasına karar verildi. Ve ABD’de belirlenen 13 bin etkili kişinin de içinde olduğu bir adres listesi belirlendi. Arnold Toynbee, Ermeni katliamı, Bir Ulusun Öldürülmesi, Türkiye dün ve bugün, Katil Türklerin Acımasız Yönetimi adlı kitapları yazarken, Israel Cohen, yazdığı kitapta, Türkleri Yahudileri de katletmekle suçladı."

Lord Averbury geçtiğimiz yıllarda koltuğunun altına Mavi Kitap’ı sıkıştırarak Türkiye’ye geldi ve kitapta ortaya atılan Ermeni Soykırım iddialarının gerçekleri yansıtmadığını, bunların savaş döneminde propaganda amacıyla uydurulduğunu itiraf etti. Ne var ki, İngiltere, yalanlarla dolu olduğunu açıkladığı bu kitabı kullanmayı sürdürdü! Arnold Toynbee, bu kitabın gerçekleri yansıtmadığını ve dünya savaşı yıllarında Türkleri karalamak için kaleme alındığını söyledi. Ancak yalan olduğunu açıkça itiraf eden İngiltere, bu kitabı kanıt olarak göstererek birçok kişiyi Malta’ya sürgüne gönderdi.

"Ermeni Soykırım yalanlarını onaylayan dünyadaki tüm meclislerin ve Türkiye’deki işbirlikçilerinin bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Ya 1915’de İNGİLİZ DEVLETİ İÇİNDEKİ BİR GİZLİ ÖRGÜTÜN YALANLARINA GERÇEK DEMEYİ SÜRDÜRECEKLER YA DA TARİHİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLECEKLER!"

İrlanda her fırsatta ve her ortamda Ermeni Soykırım tezlerinin yalan olduğunu ve İngilizlerce uydurulduğunu açıklamayı sürdürüyor. Bu da İngiltere’yle arasındaki en büyük sorunlardan birini oluşturmaya devam ediyor…

ERMENİ SORUNU DOSYASI : “Ermeni soykırımı yoktur” dedi sansüre uğradı


"Ermeni soykırımı yoktur" dedi sansüre uğradı

"Ermeni Soykırımı yoktur" dediği için Gazete Duvar’ın yazısını sansürlediği Gülgün Türkoğlu, siteden istifa etti.

Gazete Duvar haber sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz, dikkat çeken bir özür yazısı kaleme aldı. Sitede, “Bir özür yazısı: İnkarcılığa reddiye” başlığıyla, Ali Duran Topuz imzalı yayınlanan özür metninde, “Gazete Duvar, inkarcılığı reddeden bir yayın anlayışına sahip. Ermeni Soykırımı meselesinde de bu böyle. Fikir özgürlüğünün bizi inkarcılığı kabul etme, göz yumma, yayılmasına yardımcı olma borcu altına soktuğuna inanmıyorum” ifadeleri kullanıldı. Özür metninin devamında, sitenin yazarlarından Gülgün Türkoğlu’nun yazısının okunmadan girdiği, yazısının yayın politikasına aykırı olduğu belirtildi ve “Çok üzgünüm. Üzdüğüm, şaşırttığım, yanılttığım herkesten özür dilerim” denildi.

Odatv ‘de yer alan habere göre, Gülgün Türkoğlu ise, yazısının kaldırılması ve “özür metni” yayınlaması nedeniyle Gazete Duvar sitesinden istifa etti.

Gülgün Türkoğlu, Gazete Duvar’dan kaldırılan ve özür metni yayınlanan yazısında, “Ermeni Soykırımı” iddialarının gerçek olmadığını kaleme almıştı. Türkoğlu, Türkiye’nin konuyla ilgili arşivlerini açtığını, buna karşın Ermeni tarafının arşivlerini açmamakta direttiğini belirttiği yazısında, Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik hakaretlere de sert yanıt verdi.

Gazete Duvar, “Ermeni Soykırımı yoktur” demeyi ifade özgürlüğü olarak görmezken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2015 yılında "Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” sözünü, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiş ve bu yönde karar vermişti.

İşte Gazete Duvar sitesinin özür dileyerek yayından kaldırdığı Gülgün Türkoğlu’nun yazısı:

“Ermeni Tehciri"

Çivisi çıkmış dünya… Çivi nerede duruyordu da çıktı acaba? Bir mecazla ifade bulmuş olsa da ondan kopulduğunda dünyayı sallayacak bir merkez var demek ki! Gelenek, bu merkezin Hak duruş olduğunu söyler. Mevleviler saatlerce dönseler de bir ayakları sabit durur. Bir pergel misali; daireyi tamamlayıp dururlar, dünyayı turlarlar sarsılmadan; bir ayak her daim Hakta. İnsanın kendinden öte gidebildiği bir dünya var mıdır? Dünyalarımız küçük olsa da hepimizin hesabı Hak duruşa mesafemizden kesilir kanımca.

Eğri oturalım mı bilmem ama doğru konuşalım; doğrudan söyleyiverelim. Ondan da önce Artik Penik’in ölüm yatağında alınan görüntü kaydını izleyelim. Kendini bir dava uğruna yakmış bir insanın, ölmeden hemen önce söylediklerinden daha sahici ne olabilir? Cânım Artik Penik, sözlerinin etki edeceği gönül, yok artık bizlerde! İsa, bize “Fahişeye ilk taşı, hiç günah işlememiş olanınız atsın” dese, arsızca hepimiz taşlarız; hem de birbirimizin fahişelik yaptığını bile bile. Solculuk desen emperyalizmle dans peşinde. Birlikte yaşamayı beceremedik.

Bir karıncayı öldürmek bile olanaksızken, insanların katledilmesini olağan görmek, soysuzluktur. Yaşanan acılara saygı göstermek, bizi duyguda birleştirir ve bu çok değerlidir. Akıl boyutundaysa nesnelliğin aranması haktır. İçlerinden türemiş soysuzların, halka yaptıkları zulüm nasıl yadsınabilir? Tarafsız olabilmek belki de bir avuç dolusuna nasip olur böyle bir konuda; bedeli ağır bir tarafsızlıktır Artin’inki. Kendini yakışından beş gün sonra vefat edeceği hastane yatağından, tükenmekte olan soluğuyla, ekilen nifak tohumlarının, bu coğrafyada karşılığı olmadığını yalvarırcasına dile getirir. Soykırım iddiasının kabul ettirilmeye çalışılmasının, boş bir uğraş olduğunu yazan, ASALA benzeri terörist, faşist ellerden çıkan kurşunla yaşamını yitiren yurttaşımız Hırant Dink’in çığlığı da buna benzerdir. Tıpkı, Adana konuşmasından cımbızlanan cümlelerle Ermeni düşmanı olduğuna hükmedilen Atatürk gibi, o da çok kıymetli bir yazısından cımbızlanan cümlelerle ölüme mahkum edilmiştir.

Soykırım yapıldığı iddia edilen tarihlerde, Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu durum ve koşullar hatırlanmalı:

Düzenli orduları lağvedilmiş

Parası, sanayisi olmayan

Söz gelişi değil, fiili olarak, emperyalist ülkelerce dört bir yanından sarılmış

Topraklarının hangi ülkeler arasında, ne şekilde paylaşılacağına kağıt üzerinde karar verilmiş

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkacak, çok yoksul ve yıpranmış bir halk.

Türklerin Ermeni Tehcir Tezi, karşılıklı katliamların yapıldığını kabul eder. Bu önemli bir kavramsal ayrımdır. Karşılıklı katliam olduğundan, doğru tanım Mukatele’dir. Rus arşivleri, Ermenilerin arasında halkı kışkırtan Rus, İngiliz ve Fransız ajanlarının bulunduğunu ispatlamaktadır. 1915 Mayıs ayına dek, 120 binden fazla Türkün, Ermenilerce katledildiği Fransız, İngiliz ve ABD arşivlerinde yer almaktadır. Ermeni vatandaşlara yapılan saldırıların failleri olan 1673 görevli, Divan-ı Harb’e sevk edilmiş; kimi idam edilmiş, kimi hapis cezasına çarptırılmıştır.

Yukarıda anlatılan şartlarda boğuşan halk, bölünme tehlikesine karşı, ülkeyi savunmuş ve zafer kazanmıştır. 1915 yılından, sözde soykırımdan önce, ülkeyi bölmek amacı güden emperyalist devletlerle yaptıkları işbirliğiyle, çeşitli vilayetlerde katliamlar yaptıkları yabancı arşivlerce de doğrulanan bölücülere karşı bir önlem alınmayacak mıydı? 1912-1914 yıllarında, Rus, İngiliz ve Fransız desteğiyle, altı ilimizde “Ermeni Islahatı” başlatılmıştır. Örneğin; bu, altı kente, ikişer vali atanması girişimi, bölme çabasıydı. 1914 yılında, bir milyon kadar Müslüman, Tiflis ve Erivan’dan Türkiye’ye sürülmüştür. Bunlardan topraklarımıza ulaşabilenlerin sayısı, 702 bindir.

Ussal bir dizge, bir iddianın öncelikle ispatına muhtaçtır. Soykırım öncelikle ispat edilmelidir. Bir soykırım yapıldığını kanıtlayabilecek bir belge mevcut değildir. İspat edilememiş bir suça istinaden Türkiye mahkum edilmiştir. Bu tutum, Birleşmiş Milletler Antlaşması’na aykırıdır. Soykırım çok ciddi bir iddiadır. Nesnel düzeyde, olguların incelenmesinde kavramların doğru kullanılması beklenir. Bu çerçevede, yanlış kullanım değil, art niyetli kullanım vardır.

Osmanlı arşivleri açıldı; neredeyse tamamına İnternet’ten erişim olanaklıdır. Ermeni arşivlerininse tamamı bir türlü açılmamaktadır. Örneğin: Taşnak Partisi ile dönemin Rusya’sı arasında yapılan yazışmalar, Boston‘daki Taşnak Arşivi’nde bulunmaktadır. Bu arşiv açılmamıştır; yazışmaların bazılarının, birer kopyasıysa Rus arşivlerinde bulunmaktadır. Tarihçiler, bu yazışmaların, soykırım iddiacılarının, iddialarını tamamen geçersiz kılacak nitelikte olduğunu bildiriyorlar. Benzer bir biçimde, Kudüs Patrikhane arşivi, Erivan 1923 öncesi arşivi açılmamaktadır. İzin verme konusunda nasıl da “seçici” davranıldığı, yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından dile getirilmektedir.

Türk tarafının, 1919 yılında, İspanya, Danimarka ve İsveç’ten ikişer tarafsız hukukçu gönderilmesi suretiyle, olayın incelenmeye açılması teklifi reddedilmiştir. Türkiye’nin konuyla ilgili komisyon kurma teklifleri, sistematik bir biçimde reddedilmektedir. 2005 yılında, iki taraf nihayet Viyana’da biraraya gelebilmişler, belge değişimine başlamışlardır. Fakat, Ermeni tarafı bu görüşmelerden aniden çekilmiş, vazgeçmiştir.

20 Mart 1982’de Boston’daki The Armenian Weekly gazetesinin başyazarı ve editörü olan James H.Taşçiyan, Atatürk hakkında var olduğu iddia edilen haberin yalan olduğunu yazmış, fakat ne gariptir ki hemen işinden olmuştur.

Dünya tarihinde bir benzerine rastlanmamış Kurtuluş Savaşımızın, emperyalist ülkeleri hiç beklemedikleri bir mağlubiyete uğratmışlığının damaklarında bıraktığı acı lezzetin bir uzantısı olmalıdır soykırım iddiası.

Yaşamı, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle belirlemiş bir kişinin ırkçı olabileceğini düşünmek, bilinçsizliktir. Anzak annelerine, öylesine seslenebilmiş bir kişinin soykırımcı, kafatasçı olduğunu düşünmek us düşmanlığıdır; bilgisizlik kaynaklı kötülüktür.

Atatürk’ün, Ermeni sorununun asıl köküne işaret eden konuşmasından bir alıntıyla bitirelim: ‘Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin menfaatinden ziyade dünya kapitalistlerinin menfaatine göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru surette çözülmüştür. Tekrardan eskisi gibi iki çalışkan halkın dostluğu kurulmuştur.’”