ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Orhan UĞUROĞLU : Türkiye’ye milyarlarca dolar tazminat riski


Orhan UĞUROĞLU : Türkiye’ye milyarlarca dolar tazminat riski

E-POSTA : orhan

02 Kasım 2019

Türkiye ile Amerika arasındaki sorunlara yeni bir başlık daha eklendi. Amerika’daki Türkiye kökenli Ermenilerin, "Tehcir edildik, malımıza mülkümüze el kondu, onların tazminini istiyoruz" diye açtıkları davalar yine gündeme geldi.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Heyeti üyesi Cemil Çiçek "herkese uyarı" başlığı ile Türkiye’nin milyarlarca dolarlık tazminat riski ile karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.

Çiçek’i arayarak, bu açıklamasını Karar Gazetesi köşe yazarı Ahmet Taşgetiren’in köşe yazısından okuduğumu belirterek sordum:

– Yüksek İstişare Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a söylediniz mi? Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün haberi var mı?

Çiçek, "Haberi olması gerekenlerin bilgisi var" diye yanıt verdi.

"Türkiye’nin milyarlarca dolarlık tazminat riski ile karşı karşıya kaldığı riskin ne olduğunu TBMM eski başkanı, Adalet eski bakanı ve Cumhurbaşkanlığı İstişare Kurulu üyesi Cemil Çiçek, şöyle anlattı:

"Amerika’daki Türkiye kökenli Ermeniler bir süreden beri Türkiye aleyhine tazminat davaları açmışlardı.

‘Tehcir edildik, malımıza mülkümüze el kondu, onların tazminini istiyoruz’ iddialı bu davalara Kaliforniya’da bir idari mahkeme Türkiye’nin itirazı üzerine, bu konunun yargı meselesi olmadığına, siyasi nitelikli olduğuna dolayısıyla kararı siyasilerin vermesi gerektiğine." hükmetti.

Amerikan Temsilciler Meclisi’nin kabul ettiği, ‘Soykırım’ tasarısı ile ilgili son karar, bir manada işin siyasi boyutunu Ermenilerin talebi çerçevesine getirmiş oldu.

Üstelik kabul oyunun oranı Ermenileri cesaretlendirici bir mahiyet taşıyor.

Mahkemeler bundan sonra ‘Siyaset çözsün’ gerekçesini kullanmayabilirler.

Amerika’daki herhangi bir mahkeme Temsilciler Meclisi’nin ‘Soykırım’ kararını dayanak olarak alıp, ‘Soykırım zaman aşımına dahil değildir’ kararını verebilir.

9 Kasım 2019 temyiz itirazının son tarihi. Ermeniler şu anda Amerika’daki iklimin kendi lehlerine önemli sonuçlar doğurabileceği ümidiyle Yüksek Mahkemeden bir ‘Tazminat kararı’ çıkarabilirler."

Değerli okurlarım,

Cemil Çiçek, "Böyle bir tazminat kararı Türkiye’nin başına 100 yıl altından kalkamayacağı sorunlar açar" diyor.

Evet, Amerika’daki Türkiye düşmanlığını da göz önüne alırsak, Amerikan mahkemeleri Türkiye’yi milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum edebilirler.

Türkiye, elbette Amerikan mahkemelerinin kararlarını ret edebilir.

Ancak, Amerikan başkanı ve devleti bu konuyu da Türkiye’ye yaptırım konuları arasına alabilirler.

Gerçekten çok önemli bir konudur ve Cemil Çiçek’in bu konuyu bir köşe yazarına sızdırması da ilginçtir.

Madem AKP iktidarı bu konuyu biliyor neden kamuoyuna açıklamıyor?

Neden Türk milletinden saklanıyor?

Cemil Çiçek’in şu ifadesi de bence gerek Cumhurbaşkanına, gerek AKP hükümetine uyarıdır:

"İçe dönük söylemlerin heyecanıyla dışardaki pek çok mesele gözden kaçıyor"

Değerli okurlarım,

Cemil Çiçek, Mazlum Kobani kod adlı teröristin Kanada Başbakanı ve Amerikan Başkanı tarafından tanınmasını, "Yeni bir Yaser Arafat yaratmak" olarak değerlendiriyor ki bu benzetmesini açıklamasını da istedim.

Çiçek, "Arafat, terör örgütü başı olarak kamplarda Türkiye’den giden teröristlere de eğitim vermişti. Daha sonra Birleşmiş Milletler kendisini Filistin Devletinin siyasi aktörü haline getirerek tanımadı mı? Mazlum Kobani kod adlı terörist de ‘Siyasi aktör’ haline getirilmeye çalışılıyor" dedi.

Değerli okurlarım,

Uluslararası planda kamu diplomasisi yapılmasını vurgulayan Çiçek şunu söylüyor: "TBMM’de, 120’yi aşkın dostluk grubu var. Bunlar ne işe yarar, ne zaman çalışacaklar? Barolar Birliği, Odalar Birliği, farklı işadamı kuruluşları, sivil toplum örgütleri dünyaya Türkiye’nin tezlerini anlatamazlar mı?"

Cemil Çiçek anlaşılan o ki AKP içinde yeni bir muhalefet modeli sergiliyor…

Kaynak Yeniçağ: Türkiye’ye milyarlarca dolar tazminat riski – Orhan UĞUROĞLU

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// SELCAN TAŞÇI HAMŞİOĞLU : “BENİM DEDEMİN YAŞADIKLARI NE OLACAK ???”


SELCAN TAŞÇI HAMŞİOĞLU : "BENİM DEDEMİN YAŞADIKLARI NE OLACAK ???"

E-POSTA : selcantasci

02 Kasım 2019

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, "Talat Paşa’nın siyasi bir kararla uyguladığı soykırımla tarihçiler yüzleşemez… Babaannemin yaşadıkları arkeologların meselesi olamaz…" deyince, Naci Cinisli "Madem öyle, peki Erzurum’da benim dedem Fevzi Bey’in yaşadıkları ne olacak?" diye karşılık verdi.

Cinisli, İYİ Parti’nin Erzurum Milletvekili.

"Dedem Fevzi Bey" dediği, Erzurum Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından, Erzurum Kongresi’nin toplanmasında maddi-manevi önemli rolü olan ve Ankara’dan gelenlere yer açmak için delegeliği bırakıp kongre katipliği yapan, işgalden sonra çekilen Rusların silahlarını Erzurum kalesine bırakmaları üzerine, hükümete ‘bu silahların sıkıntı yaratacağını’ bildiren, nihayetinde de tahmin ettiği "sıkıntı" baş gösterince, mezalime karşı şehrin güney mahallelerindeki Türk direnişini teşkilatlandıran Kırbaşzade Fevzi Bey’in ta kendisi.

***

Bu kısacık ön bilgi bile tahmine kâfi ama "görev" bilip aradım Cinisli’yi; acaba ne yaşamıştı dedesi?

Öyle bir anekdotla cevap verdi ki, "varın gerisini siz düşünün" der gibi:

– Dedemler o dönem Erzurum’un varlıklı ailelerinden. Düşünün, kendi evlerinde çalışan Ermeniler bile ayaklanıyorlar. Bir gün evi basıyorlar, "Fevzi Bey’in yerini söyleyin". Kimse söylemiyor tabii; her yeri arıyorlar. Bulamayınca dedikleri şu: ‘- Biz sizin ekmeğinizi yedik, iyiliklerinizi gördük, Fevzi Bey’i bize verin; bahçenin bir köşesinde öldürelim, hiç olmazsa cenazesine sahip olursunuz, mezarı olur, bu da bizim size iyiliğimiz olsun…’ Bizim şehitlerimizin çocuğunun mezarı belli değildir çünkü… Böyle bir psikoloji.

– Erzurum, o dönem Doğu Anadolu’nun en büyük şehirlerinden biri. İşgal, cephe savaşları derken nüfusu 150 binlerden kimi kaynaklara göre 6 bine, kimi kaynaklara göre 8 bine düşüyor. Ve bu nüfus öyle büyük bir katliama maruz kalıyor ki, sadece bizim köyümüz Cinis’de 587 şehidimiz var.

***

Eski Adalet Partisi ve Demokrat Parti Milletvekillerinden Rasim Cinisli, Naci Cinisli’nin amcası. "Bir Devrin Hafızası" kitabında, Kazım Karabekir’in subayı olarak bölgede görev de yapan yazar Şevket Süreyya Aydemir’in kaleminden şöyle naklediyor Cinis’in trajedisini:

– Cinis’te bütün köy halkını ayakta ve köyün ağzında bekliyor gördük. Fakat bunlar, bir ölü kafilesiydi. Köyden çıkarılan, köye gireceğimiz yol üstünde süngülenirken birbirine sokulan ve yapışan kadın, erkek, çocuk bu insanlar, dayanılmaz bir soğuk altında kaskatı donmuşlar ve öylece kalmışlardı.

Cinis köyü karşısında Evreni köyünde, kadın erkek, çocuk bütün köylüler öldürülmekle kalmamıştı. Öldürülenlerin vücutları parçalanarak, kollar, bacaklar, kafalar, kasap dükkanındaki etler gibi duvarlara, çivilere, çengellere asılmıştı…

Kazım Karabekir, 3. Ordu Komutanlığı’na yolladığı raporunda, hamile kadınların karınları yarılarak kucaklarına verilen bebeklerinden bahisle "engizisyon mezalimine rahmet okutmuşlardır" diye tarif ediyor Ermenilerin işkencelerini.

***

Sözde soykırım iddialarına karşı Türkiye’nin yıllardır savunduğu tez aynıydı:

– Tarihçiler tartışsın.

İYİ Parti’li Cinisli’ye göre "Konunun artık tarihçilere bırakılacak yanı kalmadı. Çünkü zaten tarihi olarak iddiaların gerçeği yansıtmadığı, ‘soykırım’ olmadığı kanıtlandı. Aynı şekilde, konu hukuk alanından da çıktı. Çünkü ‘soykırım’ın olmadığı, uluslararası sözleşmeler, kararlarla belgelendi, tescillendi. Bu anlamda Türkiye’nin boyun eğmesi için hiçbir neden yok. Kaldı ki, biliyorsunuz tehcir edilen Ermenilere maaş bağlanmıştır. Bir süre sonra içlerinden Türkiye’ye dönenler olmuştur. Bir kısmı, bugünkü Ermenistan’a gitmiştir. Katledecek olsa niye maaş bağlasın! Diasporanın birbirine tutunma aracına da dönüşen bu iftiralar artık tamamen psikolojik ve siyasi mücadelenin konusu haline geldi. Keza, bu ithamlarda bulunanlar siyasiler. Bunu Türkiye’nin bambaşka zaaflarından istifade etmek için bir sopa olarak kullanıyorlar.

Üniversitede bilet kazanıp ABD’ye gitmiştim. İstanbul’dan tanıştığım bir Ermeni arkadaşımla buluştum. "Türk yemeklerini özlemişsindir" diyerek beni yanında kaldığı akrabalarının evine davet etti. Ama ekledi: Türkiye konusu açılır da kötü şeyler söylerlerse sakın alınma! Türk yemekleri yiyorlardı. İbrahim Tatlıses, Sezen Aksu, Emel Sayın dinliyorlardı; bundan keyif de alıyorlardı. Türkiye’ye özlem de duyuyorlardı. Ama bir nefretleri vardı. Bizim bu psikolojiyi, şartlanmayı çözerek ilerlememiz lazım…"

***

Hem mezalime uğramış, hem de katillerinden özür dilemeye zorlanan Türklerin psikolojisini, Türk devletinin de hak ve hukukunu gözeterek elbette!

SORU-YORUM

Bülent Arınç’a göre "FETÖ yargılamaları, Ergenekon yargılamalarına benziyor" ise, "Türkiye’nin bağırsaklarını temizlediğini" mi düşünüyor yine?

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/benim-dedemin-yasadiklari-ne-olacak-53764yy.htm

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Mehmet Oğuzhan TULUN : TÜRKİYE ERMENİLERİNİ DİASPORALAŞTIRMA ÇABALARI – IV


Mehmet Oğuzhan TULUN : TÜRKİYE ERMENİLERİNİ DİASPORALAŞTIRMA ÇABALARI – IV

Yorum No : 2020 / 8

13.02.2020

“Türkiye Ermenilerini Diasporalaştırma Çabaları” başlıklı serinin önceki yazılarında, çeşitli örnekler vererek, Türkiye Ermenilerini tutum bakımından Diaspora Ermenileri içindeki Türk karşıtı aşırı unsurlara benzetme çabalarından bahsetmiştik.[1] Bu girişim başlarda Diasporanın aşırı unsurları ve onların yaklaşımlarının destekçisi olan Türkiye’deki bazı yayın organları üzerinden ilerlerken, zaman içerisinde bu girişime Ermenistan da dahil olmuştur. Bu girişimin en yeni örneği ise, 11 Aralık 2019’da yapılan seçimle görevine başlayan Türkiye Ermenileri Patriği (İstanbul Ermeni Patriği) II. Sahak Maşalyan’a yapılan karalama teşebbüsleridir.

Patrik II. Sahak, bahsi geçen aşırı unsurların tepkisini çekmeye daha patrik olarak seçilmeden önce başlamıştı. II. Sahak, 2019 patrik seçimine devlet yetkilileri ile istişare içinde gidilmesini destekleyen Ermeni din görevlilerinden bir tanesiydi ve bu konuda kendisine yöneltilen eleştirilere verdiği cevaplardan bir tanesi şuydu:

“[Patrik seçimine gidiliş şekline karşı çıkanlar] çözümsüzlüğü bize bir çözüm olarak sunuyor. Yıllarca sürecek ve sonucun ne olacağı meçhul bir kaos ve bekleme süresini göze alamayız. Ucu açık soyut bir “hak arama” adına, somut olarak 11 Aralık’ta Patrik seçme hakkımızdan vazgeçemeyiz […] Bu seçimi, elini taşın altına koymuş insanların sağduyusuyla gerçekleştireceğiz. Biz İstanbullu Ermenilerin makus talihi diğer dünya Ermenileri tarafından anlaşılamamak olmuştur. Hep uzaklardan bize nasıl Ermeni olmamız gerektiğini telkin ededururlar. […] İstedikleri olmayınca da bize dersimizi vermeye kalkar, onur, korkaklık ve mertlik nutukları atarlar. Şimdi ise nasıl din adamı olmamız gerektiğini bize öğretmeye kalkıyorlar. Onlardan bizi anlamalarını beklemiyoruz. Bizi biz anlayalım, bu yeter.”[2]

II. Sahak patrik seçilmesinden sonra da yaptığı beyanatlarla aşırı unsurların tepkisini çekmeye devam etmiştir. II. Sahak, ikili ilişkilerde yaşanan sorunları bahane ederek Türkiye’ye karşı misilleme yapmak isteyen yabancı ülke parlamentolarını eleştirmiş ve Türkiye Ermenilerinin Türkiye’ye ve dünyaya bakış açısıyla ilgili görüşlerini paylaşmıştır:

“[…] Kendi örgütlenmemizi sağlayamazsak boğuluruz. Yılda 12 doğuma karşı 26 ölüm gerçekleşiyor. Cemaatimizin sayısı gittikçe azalıyor. Bundan sonra cemaatimizi daha derli toplu hale getirecek bir üst çatının yasal çerçevesi için çalışacağız. Biz bu ülke için değerli bir azınlığız. Devlet katında her zaman değerli olduğumuz söyleniyor. Bu ülkenin sadık vatandaşları olarak Türkiye’ye katkı sunmaya devam edeceğiz. Ancak sorunlarımız varken yok diyemeyiz.”[3]

“Bazı şeyler önemsenmemeli. Parlamentolarda sürekli bir şeyler geçiyor. Bizi ilgilendiren ve doğrudan müdahil olmamızı gerektiren bir şey yok. Türkiye’deki Ermeniler olarak 100 yıl önce bu topraklarda yaşanan acıların başka ülkelerin parlamentolarında stratejik, ekonomik, politik baskı unsuru olarak kullanılmasını bizi üzüyor. Ecdadımıza yöneltilmiş uygunsuz bir durum olarak görüyoruz.

Biz isterdik ki bu topraklarda yaşanan sorun, bu topraklarda yaşayan insanlar tarafından konuşulsun. Özellikle Türkiye ve Ermenistan ilişkileri düzelsin, taraflar konuşabilsin. Taraflar konuşamadığı için üçüncü, dördüncü taraflara, okyanus ötelerine söz söylemek hakkı doğuyor. […] Türkiye’yi sıkıştırmak için ortaya konulan bir ‘Ermeni tezi’ kullanılmış duygusu yaratıyor. Bunun da çok ahlaki olduğunu düşünmüyorum.

[…] Biz Ermeni toplumu olarak Türkiye’ye entegre olmuş insanlarız. Kader birliği yaptık bu ülkeyle. Bu ülkenin bütün unsurlarıyla uyum içinde bir yaşam kurduk. Biz 100 yıl önce yaşananları hatırlayarak unuttuk. Unutarak hatırlıyoruz. Bu İstanbul Ermeni toplumunun bir seçimi. Biz bu ülkede yaşamayı seçtik. Bu bizi diasporadan ve Ermenistan Ermenilerden ayıran bir durum. Biz 1915 travmasını yaşadık ve bir şekilde bu ülkede kalarak tedavi ettik. […]”[4]

II. Sahak yakın zamanda 1915 Olayları sebebiyle yaşanan Türk-Ermeni ihtilafıyla ilgili bir açıklamada bulunmuş ve yine hedef olmuştur:

[1915 Olaylarıyla ilgili tartışmalarda beklentiniz nedir?] Bizim beklediğimiz şey Ermeni halkının kayıpları ve çektiği acılar anlaşılsın. Biz biliyoruz. Yaşadığımız için. Ama bu ülkede bunlar çok iyi bilinmiyor. Bir de bu ülkede azınlıklar kalantor, zengin, mutlu gibi yansıtılıyor. Hiç öyle değil. Bugün de öyle değil, geçmişte de öyle değildi. Bence 24 Nisan’ın geçmişle değil, gelecekler ilgili projeksiyonu olması lazım.

[Biraz açar mısınız?] Hakiki nedenlerin bulunması, geleceğe yönelik bir sigorta niteliği taşıyacaktır. Suriye’de olduğu gibi, dost olarak yaşayan halkların birdenbire birbirlerini boğazlıyor olmalarında büyük bir ders var. Benzer şeyi 1. Dünya Savaşı’nda bütün dünya halkları yaşadı. Milliyetçilik kurdu girdi, herkes kendi ulus-devletini oluşturmak istedi. Ulus-devlet oluşturacaksın da herkes iç içe yaşamış zaten. Öteki uluslara ne yapacaksın?”[5]

Bu beyanatları sebebiyle II. Sahak çirkin sözel saldırılara maruz kalmaktadır. II. Sahak, Diasporanın aşırı unsurları ve onları destekçileri tarafından Ermenilerin çıkarlarını “satmakla” ve Türk devletinin bir “kuklası” gibi davranmakla suçlanmaktadır.[6] Oysa Diaspora temelli histerik tepkiler bir kenara koyulacak olursa, II Sahak’ın sözleri irdelendiği zaman karşımıza çok farklı bir tablo çıkmaktadır. II. Sahak’ın sözleri; onun Türkiye Ermenilerinin karşılaştığı sorunlarının farkında olduğunu ve bunu hem halk ve hem de yetkililerle beraber çözmek istediğini, Türkiye’ye yönelik aidiyet hissettiğini, Türklerin ve Ermenilerin birbirlerini anlamak için diyalog kurmaları gerektiğini ve 1915 Olaylarıyla ilgili ihtilafı üçüncü tarafların kendi çıkarları için alet etmelerinin sakıncalı olduğunu düşündüğünü göstermektedir. Diasporanın aşırı unsurları histerik tepkileriyle II. Sahak ve onun gibi uzlaşmacı düşünenlerin gayretlerine köstek olmaktadırlar.

Bu aşamada Ocak 2007 yılında suikasta kurban giden Türkiye Ermenisi gazeteci Hrant Dink’in, meşhur bir mülakatında sarf ettiği sözlere yer verilmesinde fayda olacaktır:

“Hasta iki toplumuz biz! Türkler ve Ermeniler birbirine yönelik ilişkilerinde… Ermeniler, büyük bir travma yaşıyor, Türklere yönelik… Türkler ise Ermenilere yönelik büyük bir paranoya yaşıyor. İkimiz de klinik vakalarız. […] Kim tedavi edecek bizi? Fransız Senatosunun kararı mı? Amerikan Senatosunun kararı mı? […] Kim bizim doktorumuz? Ermeniler Türklerin doktoru, Türkler de Ermenilerin! Bunun dışında doktor, ilaç, hekim yok! Diyalog tek reçete […] Bunun dışında bir çözüm yok! […]

Diaspora`ya sesleniyorum, Ermenilere şunun için sesleniyorum: 1915`e takılıp kalmayın! Kendinizi 1915`e bağlamayın! Kendinizi dünyadaki insanların bu soykırımı kabul edip etmemesine zincirlemeyin! Bu tarihsel bir acı mıdır? Biz yaşadık, atalarımız yaşadı. Anadolu`da hoş bir laf vardır ve biz Anadolu insanıyız: “Acıyı onurla sırtlayıp taşımak”. Yaygara yapmadan, patırtıya vermeden, sırtlar taşırsın.

Dünya`ya diyorum ki, dünya insanı: “Senin Ermeni soykırımını tanımış olman veya tanımamış olman benim için beş para etmez!” Ermeniler Türkleri öldürmediler mi? Öldürdüler! 1915`ten sonra, 1918`de Ruslar yeniden gelirken intikam aldılar. İntikam dediğimiz kavram her ne ise lanet ediyorum o kavrama! Oldu bunlar.

Türklere diyorum ki: “Ermeniler niye bu kadar çok ısrar ediyor” diye düşünün, bu sorunun üstünde durun. Biraz bunun üzerine empati yapın. O zaman belki onların bu duruşunda bir onur görebilirsiniz. Ermenilere de diyorum ki: “Türklerin ‘Hayır bu bir soykırım değildir’ sözünün üzerinde de bir onur görmeye çalışın.” […] Nedir o onurlu duruş: “Bir Türk olarak ben soykırıma karşıyım, ırkçılığa karşıyım. Soykırım Allah`ın belası bir şey. Benim atalarım böyle bir şey yapamaz, çünkü ben yapmam!” Dolayısıyla burada onurlu bir duruş vardır.”[7]

Hrant Dink’in hastalıklı toplum ve klinik vaka ifadelerine katılmamakla beraber, Dink’in ve II. Sahak’ın beyanatlarından alıntılar yapmamızın sebebi, bu iki kişinin görüşlerinin bazı önemli konularda kesiştiğini göstermektir. Hem Maşalyan hem de Dink; Türk-Ermeni ilişkilerinde samimi diyaloğun gerekliliği, Türkiye ve Diaspora Ermenilerinin tutumlarındaki farklar, 1915 Olaylarıyla ilgili saplantı ve yabancı parlamentoların aldığı soykırım kararlarına duyulan tepki konusunda benzer görüşler ifade etmişlerdir. Ancak Maşalyan bu görüşleri yüzünden sözel saldırıya maruz kalırken; Dink, katledilmesinden bu yana Diaspora destekli pek çok aktörün yücelttiği bir kişi olmuştur. Dahası, bu aktörler Dink’in ismini kullanarak destek toplamış ve Türkiye karşıtı çeşitli söylemler üretmişlerdir.

Yıllar önce Ermeni kökenli bir aydınla Türk-Ermeni ilişkileri konusunda fikir alışverişi yaparken kendisi şu tespitte bulunmuştu:

“Hrant Dink öldürülmeden önce onunla en son sefer vakit geçirdiğimizde, ne kadar popüler olduğumuza, daha doğrusu hiç de popüler olmayışımıza gülüyorduk. Diğer bir deyişle, Hrant Dink konusundaki en büyük ikiyüzlülük ölümünden sonraki gün gerçekleşti. Birden pek çok Ermeni ‘o bizim Hrant’ımız’ demeye başladı, oysa bu insanlar Hrant’tan ve verdiği mesajlardan nefret etmişlerdi.”

Sonuç olarak sorulması gereken soru şudur: Hrant Dink yukarıda değinilen konularda beyan ettiği görüşlerine rağmen Diasporanın aşırı unsurları tarafından yüceltilmeye devam ederken, benzer görüşler beyan etmiş olan II. Sahak Maşalyan’ın hedef alınması nasıl açıklanabilir?

*Fotoğraf: II. Sahak Maşalyan (sağ) ve Hrant Dink (sol)

[1] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Türkiye Ermenilerini Diasporalaştırma Çabaları – III,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2019/43, 2 Mayıs 2019, https://avim.org.tr/tr/Yorum/TURKIYE-ERMENILERINI-DIASPORALASTIRMA-CABALARI-III

[2] Mehmet Oğuzhan Tulun, “2019 İstanbul Ermeni Patriği Seçimi Talimatnamesi Ve İlgili Tartışmalar,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Analiz No: 2019/27, 30 Ekim 2019, https://avim.org.tr/tr/Analiz/2019-ISTANBUL-ERMENI-PATRIGI-SECIMI-TALIMATNAMESI-VE-ILGILI-TARTISMALAR

[3] Mehmet Oğuzhan Tulun, “2019 İstanbul Ermeni Patriği Seçimi,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Analiz No: 2019/36, 18 Aralık 2019, https://avim.org.tr/tr/Analiz/2019-ISTANBUL-ERMENI-PATRIGI-SECIMI

[4] Tulun, “2019 İstanbul Ermeni Patriği Seçimi.”

[5] Savaş Özbey, “82 milyonluk denizde eriyen buzdağı gibiyiz,” Hürriyet, 3 Şubat 2020, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/82-milyonluk-denizde-eriyen-buzdagi-gibiyiz-41436788 ; “Nüfusumuz hızla azalıyor,” Agos, 7 Şubat 2020, s. 7.

[6] Örnek olarak bakınız: Harut Sassounian, “Senate Recognition of Armenian Genocide: Reactions, Next Steps to be Taken,” Asbarez, December 17, 2019, http://asbarez.com/189560/senate-recognition-of-armenian-genocide-reactions-next-steps-to-be-taken/ ; Killian Cogan, “Election of patriarch leaves Turkey’s Armenians without a voice,” Eurasianet, January 30, 2020, https://eurasianet.org/election-of-patriarch-leaves-turkeys-armenians-without-a-voice

[7] “Hrant Dink: Kim tedavi edecek bizi, kim?” Dailymotion (T24 kanalı), 16 Nisan 2018, https://www.dailymotion.com/video/x6hwoa0

ERMENİ SORUNU DOSYASI : 1915’İ RESMEN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ OLARAK TANIYAN ÜLKELER


1915’İ RESMEN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ OLARAK TANIYAN ÜLKELER

Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan bir karar ABD Temsilciler Meclisi’nde büyük çoğunluğun desteği ile onaylandı. Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi’ne getirilen tasarı 11’e karşı 405 oyla kabul edildi. Karar ile 1915 yılı ile 1923 yılları arasında yaşanan olayların soykırım olarak kabul edilmesi ve bu şekilde anılması isteniyordu. Bu kararın onaylanmasıyla birlikte ilk kez ABD Kongresi’nin bir kanadı 1915’i ‘soykırım’ olarak nitelemiş oldu. umhurbaşkanlığı’ndan ‘Ermeni soykırımı oylamasına’ ilişkin açıklama.

Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan 29 ülke bulunuyor.

İşte o ülkeler:

1965 – ‘Soykırım’ olarak tanıyan ilk ülke Uruguay oldu.

1962 – Kıbrıs Parlamentosu

1995 – Rusya Devlet Duması ‘Ermeni Soykrımı’nı kınayan bir açıklama kabul ederek 24 Nisanı Ermeni Soykırımı’nın anma günü olarak kabul etti.

1996 – Kanada

1997 – Lübnan Milli Meclisi

1998 – Belçika Senatosu Türkiye hükümetini ‘Ermeni Soykırımı’ gerçeğini tanımaya çağırdı.

1996 – Yunanistan

2000 – İtalya Parlamentosu

2000 – Vatikan ile Papa II. İoannes Paulus

2001 – Fransa Senatosu

2003 – İsviçre

2004 – Arjantin Senatosu

2004 – Slovakya Parlamentosu

2004 – Hollanda Temsilciler Meclisi

2005 – Venezuela Parlamentosu

2005 – Polonya Parlamentosu

2005 –Litvanya

2007 – Şili Senatosu

2010 – İsveç

2014 – Bolivya Parlamentosu

2015 – Avusturya Parlamentosu

2015 – Lüksemburg Parlamentosu

2015 – Brezilya

2015 – Paraguay Senatosu

2015 – Suriye

2016 – Almanya Bundestagı

2017 – Çek Cumhuriyeti

2019 – Libya geçici hükümeti

LİNK : https://www.birgun.net/haber/1915-i-resmen-ermeni-soykirimi-olarak-taniyan-ulkeler-274441

ERMENİ SORUNU DOSYASI : TÜRKİYE-ABD ARASINDA İMZALANAN 25 EKİM 1934 TARİHLİ ANTLAŞMA ve ABD VATANDAŞI ERMENİLERİN TAZMİNAT TALEPLERİNE BAĞLAYICI ETKİSİ


TÜRKİYE-ABD ARASINDA İMZALANAN 25 EKİM 1934 TARİHLİ ANTLAŞMA ve ABD VATANDAŞI ERMENİLERİN TAZMİNAT TALEPLERİNE BAĞLAYICI ETKİSİ

Yorum No : 2020 / 1

AVİM

02.01.2020

GİRİŞ

  • Bilindiği üzere Bakalian-Davoyan davaları Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu’da yaşayan ve sonradan Amerikan vatandaşı olan Ermenilerin mallarına el konulduğu iddiasıyla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk makamlarına karşı açılan tazminat davalarıdır.
  • Bu davalar ABD’nin Kaliforniya eyaletinde görülmüş olup yaklaşık dokuz yıl sürmüştür.
  • Davalar sonucunda yerel mahkeme ve üst mahkeme her ne kadar farklı gerekçelerle de olsa her iki aşamada da davaların reddine karar vermiştir.
  • Şüphesiz bu ret kararları hukuki anlamda çok önemli kazanımlardır ve emsal teşkil edeceklerdir.
  • Ancak bu emsal davaların yanı sıra 25 Ekim 1934 tarihli Türkiye-ABD Antlaşması[1] işbu davaları hukuki yönden konusuz bırakacak nitelikte bir antlaşmadır.
  • Dolayısıyla, 1934 yılında Türkiye ile ABD arasında imzalanan antlaşma, yukarıda bahsedilen davalar ile gündeme gelen Ermeni asıllı ABD vatandaşlarının tazminat talepleri konusunda önemli bir rol oynamalıdır.

ABD’DE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARININ YASAL DAYANAĞI

  • ABD’de görülen bu tazminat taleplerine ilişkin davaların yasal dayanağı Kaliforniya Eyalet Meclisi tarafından 2000 yılında çıkarılan SB1915 sayılı yasadır[2].
  • Bu yasa uyarınca, 1915-1923 yılları arasında Anadolu’da yaşamış olan ve Osmanlı Devleti’nin haksız uygulamalarından zarar gördüğünü iddia edenlerin ve/veya zarara uğrayanların alt soylarının Türk makamları aleyhine Kaliforniya mahkemelerinde tazminat davaları açmasının yolu açılmıştır.

BU DAVALARIN KONUSUNU TEŞKİL EDEBİLECEK BİR TAZMİNAT SÖZ KONUSU MUDUR?

  • Esas itibariyle Türkiye ile ABD arasında belirtilen yasanın konusunu teşkil eden tazminat taleplerine ilişkin temaslar Lozan Antlaşması sırasında Türk heyeti ile ABD heyeti arasında gerçekleştirilmiştir.
  • Lozan görüşmelerinde Türk ve Amerikan heyetleri arasında tehcir ve savaş nedeniyle Anadolu’dan ayrılarak ABD’ye yerleşen ve ABD vatandaşı olan kişilerin tazminat taleplerinin giderilmesi konusu gündeme gelmiş ve heyetler bu konunun Lozan Antlaşması sonrası dönemde görüşülmesine karar vermiştir.
  • Diplomatik kanaldan yürütülen süreçte, 24 Aralık 1923’te sözkonusu tazminat taleplerinin giderilmesine yönelik Türkiye-ABD arasındaki nota teatisi sonuçlanmış ve tazminatların hesaplanarak Türkiye tarafından ABD’ye ödenmesi için bir komisyon oluşturulmasına karar verilmiştir[3].
  • Ancak Lozan Antlaşması’nın ABD Senatosu’nda onaylanmaması, 1927’de sağlanan Modus Vivendi’ye kadar iki ülke arasındaki ilişkilerin tıkanmasına neden olduğundan Ermeni asıllı ABD vatandaşlarının tazminat taleplerinin görüşülmesi de mümkün olmamıştır.
  • 24 Aralık 1923’te oluşturulması kararlaştırılan komisyon ancak 15 Ağustos 1933’de İstanbul’da toplanabilmiştir.
  • Komisyon tarafından tazminat talepleri kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Türkiye, ABD’den tazminat talep edenlerin listesini talep etmiştir. Türkiye, listede yer alacak her dosya için;
  1. Tazminat talep edenin adı ve doğum yeri,
  2. Tazminat miktarı,
  3. Tazminat talebinin niteliği ve nedeni,
  4. Tazminata konu olayın tarihi ve dava nedeni,
  5. Taleplere ilişkin kanıtlar talep etmiştir.

Gerek bu taleplerin geniş bir araştırma içermesi, gerek tazminat talep edenlerin vatandaşlık durumları ile ilgili sıkıntılar görüşmelerde tazminat konusunun maktu bir ödeme ile çözülmesine ilişkin görüşü kuvvetlendirmiştir. Taraflar arasında aylarca süren verimli görüşmeler neticesinde 13 taksitte olmak üzere 1.300.000,00 USD’nin Türkiye tarafından tazminat taleplerine karşılık ABD’ye ödenmesi hususunda anlaşma sağlanmıştır. Bu antlaşma aslında günümüzde görülen ve birçok tartışmayı da beraberinde getiren Ermeni asıllı ABD vatandaşlarının tazminat taleplerinin ne denli haksız ve yersiz olduğunu da ortaya koymuştur. 25 EKİM 1934 TARİHLİ ANTLAŞMA

  • Resmi adı “Metalibin Tesviyesine Mütedair İtilafname” olan antlaşma 25 Ekim 1934 tarihinde Türkiye ve ABD tarafından imzalanmıştır.
  • Söz konusu antlaşma 2 Ocak 1935 tarihli ve 2896 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
  • Tazminat Antlaşması metni Amerikan Kongresi’nde de 22 Mart 1935 tarihinde onaylanmıştır.
  • Antlaşma ile:
  1. Türkiye Cumhuriyeti, ABD’ye 24 Aralık 1923 tarihli antlaşmada yer alan Amerikan vatandaşlarının taleplerinin tamamen karşılanması için faizsiz olarak 1.300.000,00 Amerikan Doları ödeyecektir. Bu bedel her sene 100.000,00 dolar olmak üzere 13 senede ödenecektir. İlk taksit TBMM’nin bu antlaşmayı onayının ardından 1 Haziran 1936’da ödenecektir.
  2. Her iki hükümet yukarıda belirtilen bedelin ödenmesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nden taleplerin ve 24 Aralık 1923 Antlaşmasına dahil bütün taleplerin de ibra edilmiş olacağını kabul etmişlerdir.
  3. Türkiye, Amerikan vatandaşlarının taleplerinin tamamen karşılanmasına yönelik maktu bir miktar ödemiştir.
  4. Tazminat antlaşması sadece Ermeni asıllı Amerikan vatandaşlarına yönelik değil, 1915-1923 yılları arası Osmanlı vatandaşı olan ve tazminat almaya hak kazanan Rum, Ermeni ve Yahudileri de kapsamaktadır.
  5. Komisyon’da ABD adına antlaşmayı imzalayan Fred Kenelm Nielsen’in de belirttiği üzere antlaşma bir ülkenin vatandaşlarının diğeri aleyhinde hâlihazırda açılmış bütün tazminat davalarına son veren bir mahiyet taşımaktadır[4].
  6. Raporlar uyarınca, Komisyon tarafından 33 talep tazminat almaya hak kazanmıştır. Bu 33 talebin toplam bedeli ise 899.338,09 Amerikan Doları’dır. Görüldüğü üzere, bu miktar esas olarak belirlenen 1.300.000,00 dolardan da azdır.

[5]

SONUÇ

  • Bu antlaşmaya tabi tazminat talepleri titizlikle incelenmiştir.
  • Tazminat talep edenler ile tazminata hak kazananlar arasında büyük bir fark bulunmaktadır.
  • Bu farkın oluşmasında ülkemizin tazminat görüşmeleri sırasında talep ettiği belge ve delillerin Amerikan yetkililer tarafından düzenli bir şekilde derlenememesinin etkisi büyüktür.
  • Bu hususun tazminat taleplerine ilişkin bedelin belirlenmesinde maktu bir ödeme planının seçilmesine de etki ettiğinden bahsedilmiştir.
  • Bu gelişmeler çerçevesinde 1923 yılından başlayan Türkiye-ABD arasındaki tazminat sorunu 1934 Antlaşması ile herhangi bir şüpheye yer vermeyecek şekilde sonlanmıştır.
  • Antlaşmanın maddeleri de göstermektedir ki; Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nde Osmanlı Devleti vatandaşı olarak yaşayan ve daha sonra çeşitli sebeplerle Amerikan vatandaşlığına geçen, toprakları ve mallarına el konulan Amerikan vatandaşlarına ödeyeceği hiçbir tazminat bulunmamaktadır.
  • Dolayısıyla, ABD’nin Kaliforniya Eyaleti’ndeki SB1915 sayılı yasanın esasen ABD’nin imzalamış olduğu bir uluslararası antlaşma ile çeliştiği belirtilmelidir.
  • Aynı zamanda gerek bu yasanın oluşturulmuş olması, gerek ABD’nin hiçbir eyaletinde Türkiye ve Türk makamları aleyhine 1915-1923 yılları arasında doğduğu iddia edilen bir tazminat talebinin dava konusu yapılamaması uluslararası hukukun gereğidir.

[1] Bu antlaşmaya ilişkin detaylı bilgi için: Kemal Çiçek, “1934-1935 Türk-Amerikan Tazminat Anlaşması ve Günümüze Yansıması,” Ermeni Araştırmaları Dergisi: 37–38 (2011 2010).

[2] İlgili yasanın tam metni için: “SB-1915 Insurance: Armenian Genocide Victims.,” Erişim 30 Aralık 2019, http://leginfo.legislature.ca.gov/faces/billTextClient.xhtml?bill_id=199920000SB1915.

[3] 1924 yılında Türkiye-ABD arasında yapılan karşılıklı notalar için: “PAPERS RELATING TO THE FOREIGN RELATIONS OF THE UNITED STATES,” Erişim 30 Aralık 2019, https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1923v02/d983.

[4] Nielsen’in raporlarına ilişkin daha detaylı bilgi için: Fred K. Nielsen, American – Turkish Claims Settlement: Under The Agreement of December 24, 1923, and Supplemental Agreements Between the United States and Turkey Opinion and Reports (United States Government Printing Office), Erişim 28 Aralık 2019, https://babel.hathitrust.org/cgi/pt?id=mdp.39015004301209&view=1up&seq=5.

[5] Antlaşma metninin İngilizcesi için: “Claims Agreement Between the United States of America and Turkey, Signed at Ankara, October 25, 1934,” Erişim 30 Aralık 2019, https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1934v02/d778.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : ERMENİLER, TÜRK ERKEKLERİNİ VAHŞİCE KATLEDİP KADINLARI İSE AKDAMAR KİLİSESİNDE ÖMÜRLERİNİN SONUNA KADAR TECAVÜZ ETMİŞLER !


ERMENİLER, TÜRK ERKEKLERİNİ VAHŞİCE KATLEDİP KADINLARI İSE AKDAMAR KİLİSESİNDE ÖMÜRLERİNİN SONUNA KADAR TECAVÜZ ETMİŞLER !

Milli Rekortmen Sporcu Alper Sunaçoğlu, ”Ermeni Soykırımı emperyalist bir yalandır. Apaçık bir Uydurmadır.” dedi.

Ermeni Soykırımı emperyalist bir yalandır. Apaçık bir Uydurmadır.

Ancak zamanında Ermenilerin uyguladığı vahşet ve tecavüz ise hakikattir.
Mesela bir çoğunuz bilmez, ben de yeni öğrendim ve paylaşım yapma zaruriyeti hissettim.
En yakın zamanda da bizzat ekip arkadaşlarımla Van’a gidip Milli Sporcu olarak bu olaya farkındalık için Van Gölünde Akdamar Adasına üstelik kış günü çok soğuk bir suda yüzerek dikkat çekecek bir etkinlik planlıyoruz.

SİZ HİÇ DUYDUNUZMU TECAVÜZ ADASINI?!

Birinci Dünya Savaşı sırasında Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştü. Bununla yetinmeyen Ermeniler kentte, kadınlara toplu halde ahlaksızca tecavüzde bulunmuş, mallarına ve ziynet eşyalarına el koymuştu. Rusya, savaştan çekilirken, elindeki bütün silah ve cephaneyi Ermenilere bırakmıştı. Silahlanan Ermeni çeteler, Doğu Anadolu’yu adeta kan gölüne çevirmişti. İşte bu katliamlardan Van da nasibini almıştı.

GÖL KIRMIZIYA BOYANDI

Kente giren Ermeniler, karşılarına çıkan herkesi kurşuna dizmişti. Can derdine düşen silahsız köylüler, Van Gölü’ne doğru kaçmaya başlamıştı. İşte o anda Van ile Akdamar adası arasında taşımacılık yapan vapurlar imdatlarına yetişmişti. Çaresiz halk, Ermeni zenginlere ait bu vapurlara doluşmuştu. Asıl katliam da burada yaşanmıştı. Vapur, gölün tam ortasına gelince Ermeniler, Türk erkeklerini vahşice katledip cesetlerini suya atmıştı. Kadınlar ise Akdamar’a götürülmüş, ömürlerinin sonuna kadar Ermenilerin tecavüzüne uğramıştı.

İşte bu sebeple Akdamar Adasının adı tarihe tecavüz adası olarak geçmiştir…

Ermeni Soykırımı yoktur aksine Ermenilerin yaptığı katliamlar ve tecavüzler vardır.
Ermeni zulmü ile katledilen ve tecavüze uğramamak namus uğruna intihar eden 50 genç kız vardır Van gölünde ve tarihte…
Ruhları Şad olsun.
Kahrolsun Ermeni Soykırımı iddiasında bulunanlar…

Arkadaşlar!
Tarihi deliller gösteriyorki Ermeniler yakmakta ve vahşet uygulamada çok ustalar..
1880’den 1915’e kadar 35 şehrimizi yakmışlar son yaktıkları şehir VAN..
Yıllardır diyasporanın yalanları ile dünya Ermeni soykırımı yalanlarını duydu inandı ama artık herkes gerçekleri korkmadan ifade etmelidir…
Sosyal medya uluslararası platformlarda sesimizi duyurmamızın en etkin yolu. Mümkün olduğunca paylaşıp yaymalıyız.

Arkadaşlar,
Lütfen sayfa ve gruplarda paylaşım yapalım Sosyal Medyadaki gücünüzü kullanın ve Ermeni diasporasının gerçek yüzünü dosta düşmana bir kez daha gösterelim…