ERMENİ SORUNU DOSYASI : Birleşmiş Milletler insan hakları temsilcilerinin Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımına ilişik olarak sorgulamaları ile ilgili bir makale


Birleşmiş Milletler insan hakları temsilcilerinin Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımına ilişik olarak sorgulamaları ile ilgili bir makale.

Makalenin az değişik şekli – değişik bir formatta – 10 gün önce Ankara’da yayınlandı (Türkçe’ye çevirisi ile beraber). Konuya ilgi duyan Turkish Forum üyelerinin bilgilerine saygı ile sunulur. The California Courier makalesini çok taze iken TF’da yayımlamakla konuya ilk kez dikkatimizi çeken sayın Dr. Kaya Alp Büyükataman’a teşekkürlerimle.

Ferruh Demirmen

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : Ermeni Meselesi ile ilgili kitaplar


NO Ermeni Meselesi ile ilgili kitaplar YAZAR
1 Ermeni Sorununda Strateji ve Siyaset Doğu Perinçek
2 Perinçek İsviçre Davası Doğu Perinçek
3 Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi Mehmet Perinçek
4 11 Aralık 1915 tarihli Resmi Ermeni Raporu M. Bolhovitinov – hazırlayan M.Perinçek
5 B.A. Boryan’ın Gözüyle Türk-Ermeni Çatışması Mehmet Perinçek
6 Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri
7 Hatırlarım ve Müdafaam Talat Paşa
8 Diaspora’daki Taşnaklar S.G. Pirumyan
9 Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok Ovanes Kaçaznuni
10 Taşnak partisi’nin Karşıdevrimci Rolü A.A.Lalayan
11 Ermeni Sorunuve Almanya Selami Kılıç
12 Türk-Amerikan İlişkileri Çerçevsinde Ermeni Meselesi Kamil Necdet Ar
13 Çarlık Polis Raporlarında Taşnaklar
14 Kızıl Kitap Güneybatı Kafkas’ta Taşnak Mezalimi
15 Tarihten Güncelliğe Ermeni Sorunu
16 Ermeni Milliyetçi Akımları A.B. Karinyan
17 150 BELGEDE ERMENİ MESELESİ MEHMET PERİNÇEK

İLETEN : ŞUHUB SÜLEYMAN

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// I.DÜNYA SAVAŞI’NDA ERMENİLER ve ERMENİLERE YÖNELİK UYGULAMALAR – ADIYAMAN ÖRNEĞİ


Birinci Dünya Savaşı, dünya tarihi açısından olduğu kadar Türk tarihi açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Zira bu savaş Osmanlı Devleti için son savaşı olmanın ötesinde bugün de tartışılmakta olan bazı problemlere neden olmuştur. Bu problemlerden birisi de Ermeni sorunudur. Zira I.Dünya Savaşı’nı fırsat olarak değerlendiren Ermeniler, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmış, gönüllü ordular kurarak Rus ordusuna her türlü yardımı sağlamıştır. Osmanlı Devleti de gerekli tedbirleri alma yoluna gitmiştir. Fakat Ermenilerin isyan hareketlerine devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti, önce bazı Ermeni liderlerini tutuklamış akabinde sevke tabi tutmuştur. Sevk esnasında görevini kötüye kullanan veya ihmal edenler hakkında gerekli tedbirler alınmış ve cezalandırılmışlardır. Bugün ise bu durum farklı siyasi amaçlar doğrultusunda kullanılmakta ve Türkiye bu konuda mahkûm edilmeye çalışılmaktadır.

Dönem ile ilgili kaynaklar değerlendirildiğinde sevk ve iskân sırasında bazı olumsuzlukların yaşandığı görülmekle beraber Osmanlı ricalinin gerekli tüm tedbirleri alma yoluna gittiği görülmektedir. Bu doğrultuda yanlışı veya ihmali görülenler şiddetle cezalandırılmış ve olumsuz hadiselerin yaşanması engellenmeye çalışılmıştır. Bu noktada Kâhta Kaymakamı Hakkı Bey ve Besni Kaymakamı Edhem Kadri Bey görevlerini ihmalden yargılanmış ve görevlerinden azledilmişlerdir.

Bu çalışmada amaç; I.Dünya Savaşı yıllarında sevk ve iskân (tehcir) sırasında yaşanan hadiselerin soykırım olmadığını Adıyaman örneğinden hareketle ortaya koymaya çalışmaktır.

Çalışmada arşiv belgeleri, dönemin gazeteleri ve ikincil kaynaklar kullanılarak dönemin aydınlatılması noktasında katkı sağlanması hedeflenmektedir.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Mehmet Oğuzhan TULUN : BİR CEZALANDIRMA YÖNTEMİ OLARAK SOYKIRIM SUÇLAMASI


Mehmet Oğuzhan TULUN : BİR CEZALANDIRMA YÖNTEMİ OLARAK SOYKIRIM SUÇLAMASI

Yorum No : 2016 / 28

Almanya, 2 Haziran’da Federal Meclis’inde 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren bir tasarıyı görüşüp, bu konuda bir karar çıkarma hazırlıkları içerisindedir.[1] Almanya’dan alınan bilgiler göstermektedir ki, Alman milletvekilleri 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren bir karar çıkarmakta ve bu konuda Türkiye’ye soykırım yükünü bindirmeye çalışmakta son derece kararlıdır. Şu anda Alman medyasında da yoğun bir şekilde Türkiye karşıtı temalar işlenmekte, Türkiye günün her saati değişik suçlamalara maruz bırakılmaktadır. Alman medyasının ve siyasetçilerinin Türkiye’ye olan şu anki yaklaşımının ardında, Türkiye’deki mevcut siyasi iktidara duyulan tepki ve öfke olduğu da sıkça dile getirilmektedir.

Almanya’da yaklaşık 30.000 kadar Ermeni kökenli insan yaşadığı düşünülecek olursa, Federal Meclis’ten böyle bir karar geçirilmek istenmesinin Ermeni diasporasının faaliyetleriyle açıklanması mümkün değildir. Bunun yerine, kararın geçirilmek istenmesi, yukarıda da değinildiği gibi, Türkiye’ye karşı duyulan tepki ile bağlantılıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken iki husus vardır: AİHM’in Perinçek-İsviçre davası kararı ve Fransa Anayasa Konseyi’nin Gayssot Yasası ile ilgili kararı. Bu iki kararda da hukuki olarak geçerliliği ispatlanmış Yahudi Soykırımı (Holokost) ile 1915 olayları arasında ayrım yapılmıştır. İki kararda da herhangi bir tarihi olayın soykırım olarak nitelendirilip nitelendirilmemesi görevinin 1948 Soykırım Sözleşmesi’nce yetkilendirilmiş mahkemelere ait olduğu ifade edilmiştir. AİHM, bu kararını (bu davayı adeta ölüm kalım mücadelesine çeviren) Ermeni diasporanın tüm lobicilik faaliyetlerine rağmen almıştır. Fransa’nın ise Ermeni soykırım iddialarının adeta öncülüğünü yaptığı düşünülecek olursa, Fransa Anayasa Konseyi’nin aldığı karar daha da değerli hale gelmektedir.

AİHM’in ve Fransa Anayasa Konseyi’nin kararları, yetkili mahkemelerin kararı olmadan, tarihi olayların soykırım olarak nitelendirilmesinin hukuki geçerliliği olmadığına ve dolayısıyla bu tür nitelendirmelerin herhangi bir yaptırım gücü olmadığına işaret etmektedir. Ayrıca Almanya, geçmişte soykırım suçu işlemiş bir ülke olarak, “soykırımın” esasen ne olduğunu ve nasıl tespit edilmesi gerektiğini çok iyi bilmektedir. Hal böyle iken, Alman Federal Meclisi’nde 1915 olaylarıyla ilgili bir soykırım kararı geçirilmeye çalışılması, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, Türkiye’ye karşı siyasi bir koz olarak görülen bir meseleyi kullanarak Türkiye baskı yapmak veya Türk düşmanlığına hizmet etmek anlamına gelmektedir.

Almanya soykırım tasarısıyla ilgili girişimi şu anda Türkiye’deki iktidara tepkili ve öfkeli olduğundan yapıyor diyelim. Ancak Türkiye’deki mevcut iktidarın 101 yıl önce gerçekleşmiş olaylarla hiçbir bağlantısının olmadığının unutulmaması gerekir. Almanya, bu girişimiyle aslında tüm Türkiye’ye ve Türk halkına saldırmaktadır. Bu yöntem, aynı zamanda Almanya’da yaşayan 3 milyon Türk kökenli insana da yapılan bir saldırıdır. Bu çok rencide edici ve itici bir yöntemdir. Bu yöntem ters tepecek ve hiçbir kıymetli getirisi olmayacaktır. Almanya’nın bu tür bir girişimi karşısında Türkiye 1915 olaylarıyla ilgili görüşlerini değiştirmeyecektir. Bu yöntemin elde edeceği tek sonuç, Türkiye-Almanya ikili ilişkilerinin gerilmesi olacaktır.

Geçirilmesi öngörülen karar metninde ayrıca önemli bir hedef daha vardır: Türk-Ermeni ilişkilerinin onarılmasına hizmet etmek ve bu konuda Almanya olarak arabuluculuk yapmak. Birinci Dünya Savaşı’nda kalma propagandalarla ve Türk karşıtlığıyla şekillenmiş, 1915 olaylarıyla ilgili tek taraflı bir Ermeni anlatısını benimseyen bir kararla, Türk-Ermeni ilişkilerinin nasıl onarılması beklenmektedir? Almanya mevcut tutumuyla son derece taraflı davrandığı göre, arabuluculuk rolünü nasıl üstlenmeye beklemektedir? Bunlar tam anlamıyla akıl dışı ve çocuksu beklentilerdir.

Almanya’nın 1915 olaylarıyla ilgili tutumu iki örnekten dolayı daha da tuhaf hale gelmektedir. 1932-33 yıllarında gerçekleşen Holodomor (Sovyetler Birliği’nin politikaları sonucunda oluşan kıtlık sebebiyle Ukrayna’da milyonlarca insan ölmüştür) ve Alman sömürge yönetiminin 1904-1908 yıllarında Namibya’da (o zamanki adıyla Güneybatı Afrika) gerçekleştirdiği sistematik katliamlar, Almanya tarafından soykırım olarak tanınmamaktadır.[2]

İki tarihi vakanın da soykırım olup olmadığı devam eden bir tartışma konusudur. Ancak örnek olarak önünde daha güncel olan Holodomor vakası bulunuyorken, Almanya neden 101 yıl öncesine giderek 1915 olaylarını ön plana çıkarmayı tercih etmektedir? Bundan daha vahimi olan, doğrudan soykırım yapmakla suçlandığı Namibya’daki 1904-1908 olaylarıyla ilgili olarak, Almanya hâlâ Namibya ile pazarlık sürecindedir.[3] Almanya’nın 1904-1908 olayları konusunda çok rahatsızlık duyduğu ve bu konuyu hasıraltı etmek istediği de bilinmektedir.[4] Almanya, doğrudan soykırım yapmakla suçlandığı bir meseleyi daha sonuçlandırmadan neden 1915 olaylarına atlamakta ve Türkiye’ye bu konuda çağrılar yapmaktadır? Almanya’nın bu tür konulardaki tercihleri, meselenin tarihle yüzleşmekten ziyade, bir siyasi hesaplamanın ürünü olduğuna işaret etmektedir.

Tüm bu tutarsızlıkların ve siyasi hesaplamaların Türk kamuoyunda yansımaları olmuştur. Örnek olarak Almanya’nın soykırım tasarısını irdeleyen tecrübeli siyasetçi (E) Büyükelçi Dr. Şükrü Elekdağ, Almanya’nın Türkiye’ye karşı soykırım suçlamasını adeta bir devlet politikası haline getirdiğini ifade etmiştir.[5] Elekdağ’a göre Almanya’nın soykırım suçlaması yapmasının nedenleri şu şekildedir:

“1) [Yahudi Soykırımı’ndan kaynaklanan] Suçluluk duygusu altında ezilen Almanya’nın kendine bir suç ortağı bularak yükünü hafifletmek istemesi.

2) Protestan Kilisesinin Türklere duyduğu tarihsel husumet.

3) Türkiye’ye AB yolunu sonsuza dek kapatmak.

4) Almanya’daki Türk toplumunun Türklük onurunu kırma yoluyla asimilasyonunu kolaylaştırmak.”

Elekdağ’ın ortaya koyduklarına göre Almanya, Türkiye’ye ve Türkler’e dostane olmaktan gayet uzak bir şekilde yaklaşmaktadır. Elekdağ’ın bu yorumlarının aslında şaşırtıcı hiçbir yani yoktur, zira 2014 yılında Almanya’nın Türkiye’yi dinlediği haberlerinin ortaya çıkması sonucunda, Alman yetkililer Almanya açısından Türkiye’nin bir müttefik olmakla beraber “dost” ülke kategorisinde olmadığını ifade etmiştir.[6]

Almanya’nın soykırım tasarısına önemli tepkilerden bir tanesi de, 1915 olaylarıyla ilgili yoğun çalışmalarıyla bilinen araştırmacı Şükrü Server Aya’dan gelmiştir. Şürkü Server Aya ve çalışma arkadaşları, 1915 olaylarıyla ilgili pek çok arşiv belgesini içeren, bunlar doğrultusunda Almanya’nın tutumunu eleştiren ve Almanya’yı daha dengeli bir tutum sergilemeye davet eden bir açık mektubu Alman Federal Meclisi’ne göndermiştir.

Tüm bunlardan yola çıkarak, 2 Haziran’da Federal Meclis’te soykırım tasarını görüşürken Alman milletvekillerinin kendilerine şunu sormaları gerekmektedir: Almanya, her konuda (tarihi, kültürel, siyasi ve ekonomik) yakın ilişkileri olan önemli bir müttefikini son derece rencide edici ve itici bir yöntemle bir düşman haline getirmeye razı mıdır? Şayet buna razısıysa bunun Almanya için ne tür bir faydalı getirisi olacaktır?

* Fotoğrafın kaynağı: Vikipedi

[1] Tasarının metni Doğu Perinçek tarafından kamuoyuyla paylaşılmıştır: “Alman Meclisi’nin tanımak istediği "Ermeni soykırımı" tasarısı ortaya çıktı”, Oda TV, http://odatv.com/alman-meclisinin-tanimak-istedigi-soykirim-tasarisi-ortaya-cikti-2005161200.html

[2] “International recognition of Holodomor – States that recognized Holodomor as an act of genocide against the Ukrainian people”, Embassy of Ukraine to Canada, http://canada.mfa.gov.ua/en/ukraine-%D1%81%D0%B0/holodomor-remembrance/holodomor-international-recognition ; Kuzeeko Tjitemisa, “Ovaherero/Nama to drag Germany to Hague over genocide”, New Era, https://www.newera.com.na/2016/05/19/ovahereronama-drag-germany-hague-genocide/

[3] Kuzeeko Tjitemisa, “Namibia: Genocide Negotiations to Be Finalised By December”, All Africa, http://allafrica.com/stories/201605100486.html

[4] “20. Yüzyıl Başında Sömürgeleştirilmiş Afrika’da Toplu Katliam Politikaları: Namibya’daki Soykırım Ve Çıkarılan Dersler”, AVİM, konferans kitabı, http://avim.org.tr/images/uploads/Rapor/toplanti-16-tur.pdf

[5] Dr. Şükrü M. Elekdağ, “Alman Parlamentosu Türkiye’yi Sözde Ermeni Soykırımıyla Suçlamaya Hazırlanıyor (1) – Milliyet”, AVİM Blog, http://avim.org.tr/Blog/ALMAN-PARLAMENTOSU-TURKIYE-YI-SOZDE-ERMENI-SOYKIRIMIYLA-SUCLAMAYA-HAZIRLANIYOR-1-MILLIYET

[6] “Türkiye müttefik ama ‘dost’ değil”, Milliyet, http://www.milliyet.com.tr/turkiye-muttefik-ama-dost-degil/dunya/detay/1927064/default.htm

ERMENİ SORUNU DOSYASI : İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström SOYKIRIM TÜCCARLARINA DERS VERDİ


İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström SOYKIRIM TÜCCARLARINA DERS VERDİ

İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström, “1915 Ermeni ve Süryani soykırımı iddialarını kabul etmemiz zor görünüyor. Bir ülkeyi soykırımcı ilan etmek için elinizde güçlü deliller olması lazım.” dedi.

Dışişleri Bakanı Wallström, ülkedeki yabacı basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda, “İsveç hükümeti, 1915 Ermeni ve Süryani katliamı iddialarını kabul edecek mi?” sorusuna, “1915 Ermeni ve Süryani soykırımı iddialarını kabul etmemiz zor görünüyor. Bir ülkeyi soykırımcı ilan etmek için elinizde güçlü deliller olması lazım.” yanıtını verdi.

İsveçten dünyaya 1915 olayları tepkisi: Kabul etmemiz zor
Söz konusu iddiaları araştırmak için komisyon kurulduğunu hatırlatan Wallström, şunları kaydetti:

“Geçmişte yaşanan olaylardan dolayı bir ülkeyi soykırımcı ilan etmenin büyük bir sorumluluğu var. Biz, tarihçilerden oluşan bir komisyon kurduk. Bu konuda bir sonuç elde etmek çok zor. Zira bu olayları yaşayan canlı tanık yok. İki ülke bunu ‘soykırım’ olarak kabul etti. Bunu da ben biraz sağlıksız buluyorum. Çünkü böyle bir karar alındığı zaman ardından bazı adımların atılması lazım. Bu da sizi daima bağlar.”

Wallström, Danimarka’da, geçen ramazan ayında, iftar programını protesto eden aşırı sağcıların, Kur’an-ı Kerim yakması olayına ilişkin de “Fanatikliğin her türlüsüne karşıyım. Din üzerinden yapılan kışkırtmalar oldukça tehlikeli. Ortak yaşam alanlarını bulmalıyız. İslamofobik davranışlar bizi de derinden etkiledi. Birbirimizle konuşmalıyız ve beraber yaşama kültürünü geliştirmeliyiz.” değerlendirmesinde bulundu.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : İran’daki Ermeni Kilisesi’ndeki sözde soykırım anıtı kaldırılmalıdır


İran’daki Ermeni Kilisesi’ndeki sözde soykırım anıtı kaldırılmalıdır

İran’a geldiğimizde bizleri hayran bırakan ortaçağ yapıları, saraylar İran ortaçağının ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Bütün İran’ı anlatmak yerine programda olmamasına rağmen gittiğimiz Vank Kilisesi’ni anlatmak istedik. Kiliseye girer girmez sadelik ve resimlerin çarpıcılığı gözlerimizi aldı. Kısaca Vank Kilisesi ve tarihçesi hakkındaki izlenimlerimizi sıralayalım.

Büyük Şah Abbas dönemi içinde 1589-1627 yılları Safeviye mimarlığının ilerlediği bir dönemdir. Şah Abbas, başkent İsfahan’da görkemli binalar inşa etti. Hıristiyan Ermeniler, Osmanlı’nın gücü ve diğer siyasi sebeplerden dolayı Aras ırmağı etrafından İsfahan’a taşındı. Ermeniler burada dış görünümü camiye benzeyen küçük bir kilise inşa ettiler.

Ermeniler ticaret alanında faaliyet gösteriyorlardı ve önemli ticaret ürünleri ipekti. Bu dönemde İran’ın Viyana’daki elçisi Ermeni asılıydı Vank Kilisesi’nin resimlerini çoğunlukla İtalyan sanatkarlar yapmışlardır. Dolayısıyla İtalyan motifleri kullanmışlardır.

Kilisenin yapımında Safeviye dönemine ait belirgin mimari örneklerinden yararlanılmıştır. Kilisenin girişi seramik işlemelerle süslenmiştir. Bu binanın dış bölümünü ise Safeviye döneminin özelliklerinden olan melekler figürleriyle kaplanmıştır. Kilisenin yapımında Safevi döneminin mimari özelliklerinden olan kerpiç ve renkten yararlanılmıştır. İranlı ressamlar önemli eserler ortaya koymayı başarmışlardır.

BABİL BURCUNDAN DENİZDEKİ YUNUS’A

Merkez kilisenin iç külliyesi bir çok tablo, alçı işlemler ve seramik işlemelerle süslenmiştir. Ayrıca Vank Kilisesi’nde Safevi dönemi süsleme sanatı minyatür, çiçek ve kuşların yeraldığı süslemelere bolca rastlanmaktadır. Kilisenin içi duvarlar seramik süslemeler yeralmaktadır. Duvarın bir buçuk metreye kadar seramiklerle kaplanmış, geri kalan tavana kadar olan kısmı yağlı boya ile boyanmıştır. Bu duvarları Stefan, Girgos ve Minas halife Hovans gibi ressamlar boyamıştır.

Bu resimler arasında Babil burcu, Tanrının tanrıçalara mesajı, Yunus’un denize atılışı, bir balinanın karnında kendine bir sığınak arayışı, Firavun’un kızıl denizden geçişi ve İbrahim’in oğlunu kurban etmedeki kararlılığı bu tasvirlerden bazılarını oluşturmakta. Mihrabın üst kısmında ise çok eski bir haç bulunmaktadır.

Kubbe ise hilal şeklindeki dört tavan üzerine kuruludur. Kilisenin kuzey ve batısında olmak üzere iki giriş kapısı vardır. Bahçenin sağ kesiminde ana çan burcu bulunuyor ve kubbe ise sol kesimde bulunmaktadır. Ana çan burcunun önemli bir kesimi Gabr iyel ve Maykılın meleklerinin merkezi konumundadır. Çan burcu tek başına bahçenin orta kısmında yer almıştır ve burada iki eski çan yeralmaktadır. Burcun alt kısmında İsfahan’da vefat eden Avrupalı keşiş ve papazlardan bazılarının mezarları bulunuyor.

IŞIKLANDIRILMIŞ HARİTA

Kilisenin müze bölümünde o dönemin resimleri, matbaaları, teleskopları ve ilgi çekici diğer gereçler bulunmaktadır. Gezinin sonuna doğru gurubu rahsız eden eden bir tablo gözümüze çarptı. Işıklandırılmış bir Türkiye haritası içinde sözde Ermeni soykırımı bölgeleri gösterilmekte ve dönemin Osmanlı İmparatorluğu kınanmaktadır.

Üç milyondan fazla bir nüfusa sahip olan İsfahan, İran’daki Ermeniler’in en yoğun olarak yaşadıkları kentlerden biridir. Vank Kilisesisinin aynı zamanda Türkiye karşıtı bir müze olduğu görülmektedir.

Kilisenin bahçesinde 1975’te yapılmış bir sözde soykırım anıtı mevcuttur. Anıtın yanındaki duvara asılan afişte de "İsteğimiz, Osmanlı Türkiye Devleti tarafından Ermeniler’e yapılan inkâr kabul etmez soykırım olayının üstlenilmesi ve sorumluluğunun kabulüdür" yazılıdır. Müze’de yer alan Türkiye haritası üzerinde de sözde Ermeni katliamlarının hangi bölgelerde yapıldığı işaretli. Kilisenin duvarlarında ve müzede Türkiye aleyhtarı afişler asılıdır.

AİHM KARARI ANLATILMALI

Bizleri şaşırtan bu tablo karşısında bir kaç söz etmeden geçemedik. Bu yazının Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun İsfahan gezisi öncesine denk gelmesi; Türk halkının duyarlılığının İranlı makamlara belirtilmesininde iki ülkenin dostluk ve kardeşliğini artıracak girişimler olacağını anımsatmak isteriz.

Sömürgeciliğe karşı ödünsüz savaşan Türk halkının bağımsızlık savaşının sözde bir anıtla gözden düşürülmesi bu bölgede kimleri güçlendirir?

Kutsal bir mekan içine yerleştirilmekten çekinilmeyen kin ve nefret tohumları eken sözde soykırım anıtı ateş çemberi içindeki bölgeye ne yarar sağlayacak?

Tarihimizin en zor dönemlerinden biri olan yirminci yüzyıl başlarını İranlı dostlarınımızın anlamasını bekleriz.

Bu konu ile ilgili Türkiye’nin tezlerini AİHM’nin Perinçek kararlarını müzeyi gezen konuklara anımsatmalarını bekleriz.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Dr. M. Galip Baysan : MAVİ KİTAP NASIL HAZIRLANDI ???


Dr. M. Galip Baysan : MAVİ KİTAP NASIL HAZIRLANDI ???

Ermeni Davasının en etkili propaganda yayınlarından ünlü Mavi kitabın nasıl ve neden hazırlandığını incelemeye devam ediyoruz.

1915 Mart’ının ilk günlerinde Lord Bryce Dışişleri Bakanlığı’nı arayarak başlangıçta Rusya’nın kontrolünde bir otonom Ermenistan kurulması için hazır olunduğu konusunda, Rusya ile bir anlaşma yapılmasını teklif etti. Bryce böyle bir deklarasyonun Ermenileri mutlu edeceğine, müttefiklere Türkiye ile savaş sırasında yardımları olacağına inanıyordu. Nisan ayında da Ermenileri Kilikya bölgesinde Türklere karşı bir isyana teşvik etti.

2 Ekim 1915 tarihinde Lord Cramer Dışişleri Bakanlığı’nda Lord Crewe’e bir mektup göndererek detaylı olarak İngiliz Hükümeti, Türk –Ermeni olaylarını kullanarak Amerika’da bir propaganda kampanyası başlatıp başlatamayacağını sordu. Gerçekte onun konuşmasından dört gün sonra Lord Bryce Ermenilerle ilgili olarak Ermeni kaynakları ve misyonerlerden alınan bilgilere dayanarak korkunç bir tablo çizdi. Lord Cramer de haberi olmadan veya kasıtlı olarak Anadolu’da Ermeniler tarafından çıkarılmış isyan olmadığını söyledi.

(1) Ekim’in ilk günlerinde ABD Hükümeti’nin, insanlık namına, İstanbul’daki elçisi vasıtasıyla Osmanlı Hükümeti’ne sert bir protesto notası verdiği basında belirtiliyordu. Kısa bir süre önce Alman sefiri, Trabzon’daki konsolosluktan alınan bilgilere dayanarak Ermeni kışkırtıcılığı karşısında Türk Hükümeti’nin aldığı tedbirlerin haklı olduğunu Amerikan hükümetine bildirmişti. Ancak İngiltere Türkiye’deki Ermeni olaylarını propaganda amacı ile büyütmek istiyordu. Bu amaçla İngiltere’nin Amerika Elçisi Cecil Spring – Rice, “Ermeni Soykırımı” ile ilgili sahte haberleri elden Bası’na vermeğe başlamıştı. İngilizler işi daha da ileri götürerek Ermeni göçü ve soykırım iddiasına yarayacak fotoğraf avcılığına çıktı. Böyle fotoğraf elde etmede sıkıntıya düşünce, bu konuda destek vereceği vaadinde bulunmuş olan Lord Bryce’a başvurdular. Ancak o da Ermeni dostlarının yardımına rağmen Türkiye’deki olayları bir soykırım olarak resimleyecek hiç bir belge bulamamıştı. (1) Çünkü hayallerindeki “toplu kıyımlar” bir iki kişisel veya grupsal toplum olayları dışında asla vuku bulmamıştı.

16 Ekim’de İngiltere’nin Vatikan temsilcisi M. Gregory Dışişleri Bakanlığı’na Papanın Padişaha özel bir mektup gönderdiğini bildirdi. Şubat 1916’da Osmanlı Devleti isyanları İngiliz, Rus ve Fransız ajanlarının kışkırttığını, silah temin ettiğinin tespit edildiğini ilan edince, İngilizler tarafsız ülkeler ve ABD’ye bir bildiri göndererek Ermenileri kışkırttıkları iddiasını reddettiler.

Aynı günlerde ABD’nin Osmanlı Devleti’nin göç politikasını resmi olarak protesto ettiği Amerika’daki İngiliz elçisi tarafından bildirilince, İngilizler ABD kamuoyunun desteğini kazanmak ve savaşa katılmasını sağlamak için “Ermeni Olayından” propaganda malzemesi olarak yararlanabileceklerini düşündüler. İngilizlere istihbarat ve haber alma servislerinde çalışan Lord Bryce, Arnold Toynbee, Aneuren Williams gibi Ermeni yanlısı ve Türk düşmanı sivil ve askeri müşavirler İngiliz Hükümeti’nin “Ermeni soykırımlarını” yayması gerektiğini söylüyorlardı. Böyle bir propaganda ülke dâhilinde küçük müttefik Ermenilere destek verecek ve Türklere karşı nefret duygusunu arttıracaktı. Dış dünyada da İngiltere’nin müttefiki “Rusya’nın Yahudilere karşı yaptığı, zulüm konusunda uyanan uluslararası olumsuz ilgiyi” Türkler üzerine çevirecek, tarafsız ülkeler, ABD, Yunanistan ve Haşimi Arapların Antant devletlerini desteklemesi de sağlanmış olacaktı. (2)

Ermeni kaynakları ve misyoner raporlarından bilgi toplama görevi Ermeni sempatizanlarından Viscont Bryce ve Arnold Taynbee’ye verildi. Bu bilgiler daha sonra “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere yapılanlar 1915–16 adı altında yayınlanacaktır. Bryce 1 Temmuz 1916’da Dışişleri Bakanı Grey’e “tarihsel gerçeklerden ziyade etkinliği olacak genel hikâyeleri seçip toplamayı uygun gördüğünü bildiriyordu. Ermeni kurumlarından gönderilen tarihsel değerlendirme itibariyle şüpheli ama o günlerde inandırıcı olabilecek olayların toparlanması konusunda yardımcı olarak Oxford’daki Balliol Koleji eski öğretim üyelerinden Arnold J. Toynbee’nin desteğini sağladı. (3)

Vikont Grey 23 Ağustos’ta verdiği cevapta raporun çok açık ve net olduğunu, yayınlanması halinde konuya ilgi duyanların kalpten etkileneceğini ve insani duygularına hitap edebileceğini söyledi. Ayrıca sadece o günlerde savunmasız Ermenilere davranışı nedeniyle Osmanlı Devleti’ni sıkıştırmakla kalmayıp, gelecekte de tarihçiler için bir hazine olacağını ilave etti. İşte “Mavi Kitap” olarak ün kazanacak olan propaganda kitabı bir İngiliz hükümeti ve Ermeni örgütleri işbirliği ile hazırlanmış oldu.(4) Bir sonraki yazımızda sizlere ünlü Prof. Arnold Toynbee’yi ve neden bu çalışmada rol üstlendiğini anlatmaya çalışacağız.

DİPNOTLAR:

(1) S.Sanyel, The Great War, s.140.
(2) Aynı Eser, s.141–143.
(3) Aynı Eser, s.144.
(4) Aynı Eser, s.144.

Dr. M. Galip Baysan