LÜBNAN DOSYASI : Lübnan’da erken seçim mi darağacı mı ???


Lübnan’da erken seçim mi darağacı mı ???

9 Ağustos 2020

Lübnan Başbakanı Hassan Diyab, Beyrut Limanı’nda meydana gelerek, yaklaşık 160 ölü ve binlerce yaralının yanı sıra binlerce kişiyi de evsiz bırakan patlama nedeniyle ülkede artan öfkeyi kontrol altına almak amacıyla erken seçim yapılmasını önerdi.
Yaşanan felaketin sorumlularının cezalandırılmasını isteyen protestocuların, dün Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı’na girmesi sonucu güvenlik güçleri ile protestocular arasında çatışmalar yaşandı.

Bunun ardından Diyab, bir açıklama yaparak erken seçim önerdi ve siyasi güçlere ülkeyi krizden çıkaracak yapısal reformlar üzerinde anlaşmaları için iki aylık bir süre tanıdı.

Erken seçimler dışında ülkenin yaşadığı yapısal krizinden çıkmanın mümkün olmadığını dile getiren Diyab, “Siyasi partiler mevcut krize bir çözüm bulana kadar iki aylık bir süre boyunca sorumluluk almaya hazırım. Pazartesi günü Bakanlar Kurulu’na erken seçim yapılması için bir öneri sunacağım” dedi.

Başbakan’ın açıklamasından kısa bir süre önce aralarında emekli askerlerin de bulunduğu bir grup gösterici, Beyrut’un merkezindeki Dışişleri Bakanlığı’na baskın düzenleyerek burayı ‘devrimin karargahı’ ilan etti.

Protestocuların sözcüsü olan emekli Tuğgeneral Sami Ramah, protestocuların binaya girmesinin ardından binanın merdivenlerinde bir açıklama okudu.

Ramah, “Devrimin karargahı olarak aldığımız Dışişleri Bakanlığı karargahından, ezilen Lübnan halkını meydanlara çıkmaya ve tüm yolsuzluk yapanların yargılanmasını talep etmeye çağırıyoruz” şeklinde konuştu.

Patlamada ölenlerin isimlerinin yer aldığı büyük bir pankartla Beyrut şehir merkezine akın eden binlerce protestocu, Meclis girişlerine doğru ilerlemeye çalışırken güvenlik güçleri ile aralarında çatışma yaşandı.

Güvenlik güçleri, göstericilere karşı plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanırken, göstericiler ise onlara taş fırlatarak karşılık verdi.

Lübnan Kızılhaçı, yaşanan çatışmalarda 142 kişinin yaralandığını, aralarından 32 kişinin ise hastanelere kaldırıldığını duyurdu.

Göstericiler, ‘Halk rejimi devirmek istiyor’, ‘İntikam, rejim düşene kadar intikam’ ve ‘Ruhlarımız ve kanımızla seni kurtaracağız Beyrut’ gibi birçok slogan atarken, Beyrut şehir merkezindeki çeşitli yerlerde patlamanın sorumluları için meydana sembolik darağaçları kuruldu.

Reklamcılık alanında çalışan Gad (25), meydanda kurulan darağacının başında, “Yaşadığımız öfke, üzüntü, acı ve birçok duygu ifade edilemez. Gösteriler 17 Ekim’den bu yana devam ediyor. Yani yeni değil. Ancak bugün farklı bir yaklaşımımız var çünkü şehrimizin enkazı üzerinde yürüyoruz” diyerek hissettiklerini dile getirdi.

Yüzbinlerce Lübnanlı, 17 Ekim’de başlayarak uzun bir süre, yolsuzlukla suçladıkları ve yaşanan krizlerden sorumlu tuttukları siyasi sınıfa duydukları öfke ile sokaklara döküldü ancak yeni hükümetin kurulmasının ardından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yayılmasıyla hareket hızları giderek azaldı.

Patlamanın ardından, Fransa ve Birleşmiş Milletler’in (BM) ortaklığında video konferans aracılığıyla bugün düzenlenecek olan yardım konferansına ABD Başkanı Donald Trump’ın da katılması bekleniyor.

Son yıllarda görülen en büyük patlama olan Beyrut Limanı patlamasında, Sağlık Bakanlığı’na göre 160 kişi öldü, 6 binden fazla de kişi yaralandı. Bakanlık, patlama esnasında kaybolan 21 kişinin şu ana kadar hala bulunamadığını açıkladı.

Güvenlik kaynaklarına göre büyük patlamanın yol açtığı felaketin ardından Beyrut Limanı Müdürü Hasan Kuraytim ve Lübnan Gümrükler Müdürü Bedri Zahir’in de aralarında olduğu 20 kişi soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

Koronavirüs vakalarının hızla arttığı ülkede yaşanan patlama, Lübnanlılar için en büyük felaketi oluşturdu.

SİYASİ DOSYA : Erken Seçim ve Türkiye Gerçekleri “Siyaset”


Erken Seçim ve Türkiye Gerçekleri “Siyaset”

E-POSTA : levent

Sun Savunma Haber sitesinin imtiyaz sahibidir ve aynı zamanda sitenin editörlüğünü yapmaktadır.

17 Mayıs 2018

Yazı Dizisi – 4

Siyaset

Yazan: Yakup Battal, Sun Savunma Net, 17 Mayıs 2018

12 Eylül sonrasında siyasi partilerde lider sultası oluşmuş durumda. Esasında 1961 Anayasası Türkiye’nin en modern anayasasıdır. 1971 değişikliği, 1982 Anayasası ve geçen yıl yapılan Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı dâhil yürütmenin yetkisi gittikçe artırılmış, buna karşın yasamanın, yani Meclis’in yetkileri azaltılmış, şimdi son Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’na verilen yetkiler, 1908 sonrası padişahlara verilen yetkilerden de 1924 Anayasası ile Atatürk’e verilen yetkilerden de fazla. Son Anayasa değişikliği nedeniyle Türkiye’de ileride çok kötü şeyler olabilir, siyasi iktidar ya bunların farkında değil ya da iktidarda kalmak için her şeyi yapıyor.

“Tehdit var’’ diyerek ağlayarak görevinden istifa eden Balıkesir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur. Foto: Borsatek

Türkiye’de demokrasi Cumhurbaşkanı, milletvekili, belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri seçimine indirgenmiş durumda. Daha da vahimi Belediye Başkanlarına “o zaten kendi oyuyla değil partimizin oyuyla seçildi, onun için belediye başkanlığından alınabilir” deniliyor ancak seçimlerde AK Partiden daha fazla oy almış Kadir Topbaş görevden alınıyor. “İstifa etti” denebilir ama herkes gerçeği biliyor. Zorla istifa ettirilen diğer belediye başkanlarının konuşmaları ve ağlamaları malum. Seçimle gelmiş bir kişinin istifa ettirilmesi demokrasi ile bağdaşmayan bir işlem. İstanbul AK Parti İl Başkanı istifade ettirmekle kalmamış üstelik eline okuması için bir de istifa metni verilmiş.

Çin Komünist Partisinde mühendis kökenli çok, ABD’nin Yale ve Harvard gibi meşhur üniversitelerinden mezun çok üye var. Bizim siyasi liderlerimize bile baktığımızda, siyasilerimizde maalesef yabancı dil bilen yok veya nadir, çoğu İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi veya Eğitim Fakültesi mezunu. Şüphesiz ki siyasette tahsil, belirleyici bir faktör değil, ancak Türkiye’de üniversite tercihlerinde siyasilerimizin öğretim gördüğü akademilerin tercih sıralarının vasatın altında olduğu da bir gerçek.

Türkiye siyaseti, Max Weber’in asker, bilim adamı ve akademisyenlerden siyasetçi olmaz tezini teyit eder mahiyette. Çünkü bu meslek sahipleri, gerçekler ve olması gerekenler üzerinde konuşurlar, algıların egemen olduğu siyasette söz cambazlığı ve seçmenin gönlünü alma konularında başarılı olamazlar, rol yapmak istemezler veya yapamazlar. Siyaset ise aslında halka açık bir tiyatrodur, en iyi siyasetçi de halkın nabzını en iyi tutan siyasetçidir. Tiyatroda suflörlük var, siyasette ise danışmanlar ve bugünlerde prompterler. Dünyada ve ülkemizde siyasetçilik meslek haline gelmiş, ancak dünyadan farklı olarak bizim siyasetçiler emekli olmuyor veya istifa da etmiyor; ölmeden, aciz duruma düşmeden siyaseti bırakmak istemiyor.

Kılıçdaroğlu: 25 Haziran 2018 günü ilk iş OHAL’i kaldırmak olacak diyor.

Türkiye’de 1988 sonrasında sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da OHAL ilan edilmişken şimdi Türkiye genelinde OHAL var. OHAL’in gerekçesi olarak terör gösteriliyor, ancak Türkiye’de terör, 1990-2000 döneminde şimdiyle kıyaslanmayacak kadar yüksekti. Son bir yılda herhangi bir terör olayı olmadı, emniyet personelimize minnettarız ancak hala OHAL var, seçilmiş belediye başkanları görevden alınmış, daha ileri demokrasi propagandası yapılıyor. HDP Belediye Başkanlarının yerine kayyum atanmış, CHP’li belediyelere soruşturma açılmış. Görevden alınan AK Parti Belediye Başkanlarının niçin görevden alındığı belli değil. Şayet FETÖ’cü iseler veya yolsuzluk yapmışlarsa yargılanmaları gerekir, yok başarısızlık deniyorsa buna vatandaşın seçimle karar vermesi gerekmez mi? OHAL gerekçe gösterilerek her konuda KHK çıkarılıyor.

Siyasiler vatandaşa örnek olacağına sürekli birbiri ile tartışıyor, çatışıyor, ağza alınmayacak hakaretler ediliyor. Fikirler değil sanki kişilik mücadelesi yapılıyor. Demokrasi en iyi rejim değil, kötü rejimlerin en iyisi. Platon 2300 yıl önce şöyle söylemiş: “Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir. Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”