TSK DOSYASI /// Emekli Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : KARA, DENİZ VE HAVA HARP OKULLARININ YENİ TEŞKİLAT BAĞLANTILARI


Emekli Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : KARA, DENİZ VE HAVA HARP OKULLARININ YENİ TEŞKİLAT BAĞLANTILARI

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıllarca subay ve astsubay yetiştiren Harp Okulları ve Astsubay Yüksekokulları, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çıkarılan “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” 25 Temmuz 2016 tarihli ve 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmıştır. Bakanlar Kurulu’nun 14 Kasım 2016 tarihli, 2016/9522 sayılı kararı ile Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) teşkilatı oluşturulmuş, 25 Kasım 2016 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmış, MSB’nin 03 Şubat 2017 tarihli onayı ile Rektörlük Karargâh Teşkilatı oluşturulmuştur. Bu KHK ile Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları, dört Harp Enstitüsü, altı Araştırma Enstitüsü ve dört Astsubay Meslek Yüksekokulu Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlanmıştır.

Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarının resmi internet sitelerinde yer alan ve Milli Savunma Üniversitesi’nin bir alt kuruluşu gibi gösteren tanıtım sayfaları aşağıya çıkarılmıştır.

Harp Okullarının askeri hiyerarşik sistem içinde bulundukları emir komuta zincirinden kopartılarak sivil bir eğitim kuruluşu olan Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlanmalarıyla ilgili bir değerlendirme yapmadan önce bu üç güzide Harp Okulumuzun kısa tarihçelerini hatırlayalım.

KARA HARP OKULU: 1795 yılında topçu ve istihkâm subayı yetiştirmek üzere Mühendishane-i Berri Hümayun ismiyle İstanbul / Eyüp’te açılmıştır. 1834 yılında Sultan II Mahmud’un emriyle yeniden teşkilatlandırılmış ve Mekteb-i Harbiye ismini almıştır. Bu güzide okul başta Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere pek çok kahraman subayı yetiştirmiştir. 1936 yılında Ankara’ya taşınmıştır.

DENİZ HARP OKULU:1776 yılında Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından İstanbul / Kasımpaşa’da kurulmuştur. 1784 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adını almıştır. Okul 1850 yılında Heybeliada’ya taşınmıştır. Kurulduğu yıllarda bu okul Mekteb-i Bahriye-i Şahane, Mekteb-i Fünun-i Bahriye gibi isimlerle anılmıştır. Okul 31 Temmuz 1985 tarihinde Tuzla’daki bugünkü yerine taşınmıştır.

HAVA HARP OKULU: İlk uçuş eğitimi veren okul, 3 Temmuz 1912 tarihinde Hava Okulu ismiyle Yeşilköy’de şimdiki Havacılık Müzesi’nin yakınında kurulmuştur. 17 Eylül 1922’de

İzmir / Gaziemir’de, 1925 yılında Eskişehir’de teşkilatlandırılmıştır. 1 Ekim 1951’de Hava Harp Okulu ismiyle Eskişehir’de kurulmuş, 1954 yılında İzmir / Güzelyalı’ya intikal etmiştir.

21 Temmuz 1967’de İstanbul / Yeşilyurt’ta bugünkü tesislerine taşınmıştır.

Kara okulunun kuruluşundan günümüze 224 yıl, Deniz okulunun kuruluşundan bu güne 243 yıl geçmiştir. Harp okulları içinde en son kurulan Hava okulunun kuruluş tarihinden bu yana 107 yıl geçmiştir. Kuruldukları tarihten sonra asırları bulan süre içinde, bir komutan emrinde görev yapan HARP OKULLARI alınan kararla sivil statüdeki bir ÜNİVERSİTEYE bağlanmıştır. Şimdi ÜNİVERSİTE ve HARP OKULU kavramları üzerinde şöyle bir analiz yapalım.

Kara Harp Okulu, Deniz Harp Okulu, Hava Harp Okullarının üçer kelimeyle tanımlandığı dikkatinizi çekmiş olmalıdır. Baştaki Kara, Deniz ve Hava kelimeleri malum olduğu üzere, bu üç okulun mensup olduğu kuvveti göstermektedir. Okulları tanımlayan bu üç kelimenin kilidi ise HARP kelimesinde düğümlenmektedir. Bu kelimelerin anlamını açacak olursak, KARA’da yapılacak bir HARP’in, usulleri, prensipleri, silahları, araç ve gereçleri bir OKUL’da ve o OKUL’un teşkilatı içinde öğretilmektedir. Ayni şekilde DENİZ’de yapılacak bir HARP’in ve HAVA’da yapılacak bir HARP’in öğretildiği yer OKUL’dur. HARP ve OKUL kelimeleri kilit kelimelerdir. Özetleyecek olursak, KARA’da, DENİZ’de HAVA’da yapılacak HARPLERİN öğretildiği yerin ismi ÜNİVERSİTE değil, her biri mensup olduğu kuvvete bağlı, başında bir komutanı olan, askeri komuta zinciri içinde, HARP kavramıyla bütünlenmiş, iç içe geçmiş olan OKULLARDIR. Harbin kurallarının öğretildiği bir kurumun başında da elbette bir sivil değil, komutan olmalıdır.

Harplerin öğretildiği Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları, askeri hiyerarşi kuralları içinde yüzyılların biriktirdiği usuller, kültür, disiplin ve gelenekler üzerine bina edilmiştir. Burada belirtilmiş olan USUL, KÜLTÜR, DİSİPLİN ve GELENEK kavramlarından her biri, bu eğitim kurumlarının temel taşlarını teşkil etmektedir. Bu taşlardan birini yerinden oynattığınızda bina ayakta kalamaz ve zamanla çöker!

Bu kavramlardan her birinin ayrı ayrı ağırlıkları bulunmakla beraber bu OKULLAR ve bağlı olduğu Silahlı Kuvvetler asırlar boyunca gelenekleriyle ayakta kalmıştır. Bu gelenekler Silahlı Kuvvetlerin genlerine işlemiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Büyük Sözlük’te gelenek kelimesinin tarifi şöyle açıklanmıştır: GELENEK: Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olan, saygın ve kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.

İşte TDK’nın Türkçe sözlüğünde açıklandığı şekilde Harp Okullarının da kuşaktan kuşağa geçen gelenekleri, alışkanlıkları, töreleri, ve ananeleri bulunmaktadır. Harp okullarının askeri üniforma giyen öğrencilerinin başında da askeri üniforma giyen bir komutan bulunması en başta gelen vazgeçilmez ve aksi hiçbir zaman düşünülemeyen bir geleneğidir.

Ne yazık ki bu gelenek 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı çok üzücü koşulların sonucunda alınan bir kararla değiştirilmiş ve Harp Okulları sivil bir şahsın başında bulunduğu bir teşkilata bağlanmıştır.

Şimdi bu konuyla bağlantılı olarak Kara Harp Okulu’nun yukarıya çıkarılmış olan internet tanıtım sayfasının fotoğrafına bakalım. Fotoğraf, Ebedi Başkomutanımız ve Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Kara Harp Okulu’na girişinin 120’nci Yıldönümünü kutlamak üzere okul bahçesinde yapılan törende çekilmiştir. Fotoğrafın arka planında çok düzgün görünüşte, dört bölük halinde dizilen öğrenciler. Önlerinde bir grup halinde sınıf subayları ve öğretmenler. En önde resmi elbisesiyle Komutan ve yanında bir sivil şahıs görülüyor.

İşte sivil bir şahsı tören kıtasının en başında, Komutanla yan yana gösteren bu fotoğraf, Kara Harp Okulu’nun 224 yıldır sürdürülen ve başında resmi elbiseli bir Komutanın yer aldığı geleneği yerle bir etmiştir.

Türkiye’de Harp Okulları bir sivil üniversite yönetimine bağlanırken acaba dünyanın diğer ülkelerindeki Harp Okullarında bu uygulama nasıl yapılmaktadır sorusunun cevabı aranmıştır. Dünyadaki belli başlı ülkelerin Harp Okullarının askeri teşkilat yapısı içindeki yerleri Internette incelenmiş ve istisnasız hepsinin askeri hiyerarşi sistemi içinde, Eğitim Komutanlığı silsilesiyle Komutanlığa bağlı olduğu tespit edilmiştir. Yapılan incelemede, her ne şekilde olursa olsun, Harp Okullarının sivil statüdeki bir üniversiteye bağlı olduğu bir ülkeye rastlanmamıştır.

Yabancı ülkelerde bizdeki muadilleri olan Harp Okulları kendi dillerinde değişik isimlerle tanımlanmaktadır. İngilizce konuşan anglosakson ülkelerde Harp Okulları “College” veya “Academy” kelimeleriyle isimlendirilmişlerdir. Örnek olarak, İngiltere Hava Harp Okulu – RAF College-Cranwell; Amerikan Kara Harp Okulu : Military Academy West Point, Kanada Harp Okulu: Royal Military College of Canada. Fransızca konuşan frankofon ülkelerde ise Harp Okulları “Ecole” olarak isimlendirilmiştir. Paris’te bulunan ve Napoleon Bonapart’ın da mezunu olduğu Kara Harp Okulu, Ecole Militaire olarak isimlendirilmiştir.

Yukarıda bizim Harp Okullarımızın kısa tarihçelerinde dikkatinizi çekeceği gibi Kara Harp Okulu 1784 yılında kurulduğunda Mekteb-i Harbiye olarak; Deniz Harp Okulu da kurulduğu yıllarda Mekteb-i Bahriye olarak isimlendirilmiştir. Daha sonraki yıllarda Mekteb yerine Okul kelimesinin kullanılmaya başlandığı bilinmektedir

Konuya böylece esas açısından bakıldıktan sonra bir de şekil açısından bir değerlendirme yapılması faydalı olacaktır. Şekil açısından yapılan bu değerlendirmede Türkiye ve yabancı ülkelerde ÜNİVERSİTE teşkilatı içinde yer alan eğitim kurumlarına verilen isimlerin neler olduğuna bakalım.

Türk üniversitelerinin teşkilat yapısında üniversiteye bağlı eğitim kurumlarının içinde Fakülte, Enstitü ve Yüksekokul isimli kurumlar vardır ama tek bir tane OKUL isimli eğitim kurumu bulunmamaktadır. O zaman şu soru akla gelmektedir. Türkiye’de ve yabancı ülkelerdeki ÜNİVERSİTELERE bağlı kurumlardan hiç biri OKUL (SCHOOL) olarak isimlendirilmemiş iken bizde MİLLİ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ’ne bağlı OKUL isimli bir askeri kurumun yer alması hem şekil hem de geleneklerimize ters düşmesi açısından yanlış bir uygulama olmaktadır.

SONUÇ: Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları 15 Temmuz darbe girişimi sırasında meydana gelen ve şehitler verdiğimiz üzücü, talihsiz olaylardan sonra asırlar boyunca bağlı oldukları askeri hiyerarşi içindeki teşkilatları o günün şartlarında değiştirilip bir sivil eğitim kurumu olarak başında bir sivil şahsın bulunduğu Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlanmıştır. Bu uygulamayla Harp Okullarının asırlar boyu adeta genlerine işlemiş olan ve doğrudan bir komutana bağlı olan gelenekleri bir anda yıkılmıştır. Bu durum askerlerin olduğu kadar sivil vatandaşlarımızın da ruhlarını rencide etmektedir. Artık 15 Temmuz sendromundan kurtulma zamanı gelmiştir. Askeri gelenekleri yıkarak sivil bir eğitim kurumuna bağlanan Harp Okullarımız bir an önce bağlı oldukları Milli Savunma Üniversitesi’nin bir alt kuruluşu olmaktan çıkarılarak tekrar asırlar boyunca sahip olduğu askeri hiyerarşi içinde ve başlarında bir komutanın olduğu askeri eğitim kurumları statüsüne kavuşturulmalıdır.

İrfan Sarp

8 Ocak 2020

İletişim: isarp56

YOLSUZLUK DOSYASI : SGK 25 MİLYAR DOLAR ZARARDA ! 700 BİN KİŞİYİ SAHTE EMEKLİ YAPTILAR


SGK 25 MİLYAR DOLAR ZARARDA ! 700 BİN KİŞİYİ SAHTE EMEKLİ YAPTILAR

Yaklaşık 700 bin gurbetçiyi sahte emekli yapan dolandırıcılar SGK’yı 25 milyar dolar zarara uğrattılar. Zarara uğrayan SGK binlerce gurbetçinin emekliliğini iptal etti.

Sahte emeklilik şirketleri başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinden yaklaşık 700 bin kişiden en az bin 500 en fazla 3 bin euro toplayarak dev dolandırıcılığa imza attılar. Sözcü’den Ali Gülen’in haberine göre vurgunu fark eden ve 25 milyar dolar zarara uğrayan Sosyal Güvenlik Kurumu’nu (SGK) binlerce gurbetçinin emekliliğini iptal etti.

Haberde aktarılana göre sahte emeklilik şirketleri "Sizi 3 bin 600 günden daha az prim ödeyip daha yüksek maaş alarak emekli edeceğiz" diyerek Türk vatandaşlarına vaatte bulundu.

Söz konusu kişilerin bir yasal ticari faaliyeti olmayan şirketlerde bir gün ila 15 gün bazen de bir ay kadar sigortalı gösterildiği kaydediliyor.

1.5 milyar euro’yu kurdukları şirketler veya şahıslarına havale ettiren sözde ‘emeklilik danışmanları’ insanları Türkiye’de kurdukları paravan şirketlerde çalışıyormuş gibi göstererek SSK numaraları verdirmiş. Buna dayanarak da binlerce kişi SSK’dan 4A sigortalısı olarak emekli edilmiş.

Durumu fark eden SGK’nin bu şirketleri takibe aldığı ve kişi başı ortalama 120 bin TL ödeyerek emekli olan 700 bin kişiden bir çoğuna “Sahte bilgi ve belgelerle aylık bağlattığınız için emekli aylığınız iptal edildi. Size ödediğimiz paraları faiziyle geri ödeyeceksiniz” yazısını gönderdiği ifade ediliyor.

25 milyar dolar zarara uğrayan ve emekliliği iptal eden SGK’nin 10 yıl geriye dönük tüm maaşlar ve emeklilik ikramiyelerini de geri istediği belirtiliyor.

LİNK : https://www.milligazete.com.tr/haber/3588515/sgk-25-milyar-dolar-zararda-700-bin-kisiyi-sahte-emekli-yaptilar?r=

MİLLİ KALKINMA DOSYASI /// Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin : Kanal İstanbul’un savunma açısından bir riski yok


Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin : Kanal İstanbul‘un savunma açısından bir riski yok

Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, muhalefetin ve bazı kesimlerin ‘Türkiye’nin savunmasını etkiler bahanesiyle’ karşı çıktığı Kanal İstanbul projesiyle ilgili A Haber canlı yayınında önemli açıklamalarda bulundu. Pekin, Kanal İstanbul’un Türkiye’nin savunması açısında bir risk oluşturmayacağını açıkladı. Soğuk savaş kafasıyla bu işe bakıldığını belirten Pekin, sistemin değiştiğini Yunanistan ve Bulgaristan’ın askeri gücünün eskisi gibi olmadığını belirtti.

Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin Kanal İstanbul projesiyle ilgili A Haber canlı yayınında önemli açıklamalarda bulundu. Pekin, Kanal İstanbul’un Türkiye’nin savunması açısında bir risk oluşturmayacağını açıkladı. Soğuk savaş kafasıyla bu işe bakıldığını belirten Pekin, sistemin değiştiğini Yunanistan ve Bulgaristan’ın askeri gücünün eskisi gibi olmadığını belirtti.

ADAMIN DELİ OLMASI LAZIM
Pekin, Bekir Hazar’ın sorduğu ‘Ya İstanbul’u işgal ederlerse?’ şeklindeki soruya, "16 milyon nüfusla İstanbul’u nasıl işgal edecekler adamın deli olması lazım. Rusya mı girecek? Hiç kimse İstanbul’da hiçbir yeri kontrol edemez." dedi.

ABD DESTEKLEMEZ
Kanal İstanbul’un ABD’nin çıkarı için yapıldığı iddialarına da yanıt verdi. Pekin, Kanal İstanbul’un ABD’nin destekleyeceği bir kanal olmadığını açıkladı. Pekin,
"Bu kanal Çin’in ticaret hacmini artıracak. Dolayısıyla Türkiye’yi Amerika’ya bağlı olmaktan kurtaracak bir kanal." ifadelerini kullandı.

TSK DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : KADROSUZLUKTAN EMEKLİ EDİLEN ASKERLERE GARİP MUAMELE


MÜYESSER YILDIZ : KADROSUZLUKTAN EMEKLİ EDİLEN ASKERLERE GARİP MUAMELE

Size “Yeni Türkiye”de yaşanan bambaşka bir EYT tablosunu anlatmak istiyoruz.

13.12.2019 15:32

Siyasi ve ekonomik gündemin belli başlı konularından birisi “EYT”; Yani erken yaşta emekliliğe takılanlar. Milyonlarca insan prim gününü doldurdukları halde yaş şartına takıldıkları için emekli olamıyor.

Bu konuda Erdoğan son olarak 3 gün önce şöyle konuştu:

“Tutturmuş bir EYT erken emeklilik. İskandinav ülkelerinin hepsi bu sistemle battı. Bizim ülkenin başına da bu erken emekliliği dolayanlar bunun bedelini ödediler. Niçin erken emeklilik? Bırakalım ne zaman emekli olması gerekiyorsa o zaman emekli olsun ve parasını alsın. Erken emekli olduğu zaman ideal ücreti alamayacak hem de ikinci bir iş aramak suretiyle ikinci iş ile işsizliğe öncü olacak. SGK sistemimizin çökmesini istemelerinin tek sebebi kaos ortamından kendilerine siyasi rant devşirme hesabıdır. Biz bunu yapmayacağız. Arkadaşlarıma söylüyorum ‘Beni bu yola asla teşvik etmeyin’. Milletimin zararına olan bir şeye asla yokum. Seçim kaybetsek de yokum. Bütün dünya bizim sistemimizi kendine uyarlamaya çalışıyor bizdeki bazı köhne zihniyetler sistemi çökertmek için hinlik peşinde koşuyor. ”

-BU DA KADROSUZLUKTAN EYT-

Size “Yeni Türkiye”de yaşanan bambaşka bir EYT tablosunu anlatmak istiyoruz.

Bilindiği gibi her yıl Yüksek Askeri Şura kararları ile birçok asker “Kadrosuzluktan” emekliye sevk ediliyor. Ve yine bilindiği gibi sözkonusu kararlar Cumhurbaşkanı başkanlığındaki YAŞ toplantılarında alınıyor.

Bu durumdaki askerler için gerek Emekli Sandığı gerek TSK Personel Kanunu gerekse de Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda istisnai düzenleme var.

“Özel kanunları gereğince kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edilenlere yaş şartı aranmaksızın prim ödeme gün sayısının 9 bin gün olması halinde yaşlılık aylığı bağlanır” deniliyor yani yaş şartı aranmıyor.

Milli Savunma Bakanlığı da kadrosuzluktan emekliye sevk onaylarını Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na gönderiyor. Sonrasında bu kişilere emekli aylığı bağlanıyor ve emekli ikramiyesi ödeniyor.

Daha doğrusu “Eskiden böyleydi” dememiz gerekiyor.

Neden mi?

Bizim şimdilik tespit edebildiğimiz 2018 ve 2019 YAŞ kararıyla bu şekilde emekli edilen üç albaya Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ne emekli maaşı bağladı ne de emekli ikramiyesi ödedi.

Gerekçe; “Yaş şartını taşımamaları”…

Haliyle bu uygulama dava konusu oldu. Önce geçen yıl kadrosuzluktan emekli edilen iki albayın Bölge İdare Mahkemelerine açtığı davalara bakalım.

Tam 1 yıl süren her iki davada da; İlgili kanunlardaki “İstisnai” düzenlemeler hatırlatıldıktan sonra “Emekli aylığı bağlanmamasının hukuka aykırı olduğu telafisi güç zararlar doğuracağı uygulama ile güvenlik ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği” sonucuna varılarak Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yaptığı işlemin yürürlüğünün durdurulması ayrıca “Yoksun kalınan parasal hakların hak ediş tarihinden ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi” kararlaştırıldı.

Ne mi oldu?

Geçtiğimiz günlerde bu kararlardan birisine itiraz eden Sosyal Güvenlik Kurumu 1 Ekim 2008’de yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile emekliliğe hak kazanabilmek için hizmet süresine ilave olarak yaş şartının da getirildiğini kaydetti. İtirazda şöyle denildi:

“Emekli Sandığı Kanunu’ndaki ‘TSK bünyesinde çalışmakta iken kadrosuzluk sebebiyle emekiye sevk edilenlere aylık bağlanması için yaş şartının aranmayacağı’ maddesi gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş olsa da TSK Personel Kanunu gereğince 61 yaşını doldurmadan emekli aylığı bağlanmayacağı hükme bağlanmış olup kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edilenlerde ise 61 yaş şartı aranmamakla birlikte bu hususun sadece 61 yaş şartının bir istisnası olduğu dolayısıyla kadrosuzluktan resen emekliye sevkedilenlerin emeklilik hakkını kanunda öngörülen emeklilik yaşını doldurduğunda elde edeceği açıktır. Buna göre davacının hizmet süresine ilaveten 61 yaş koşulunu da sağlaması gerekmektedir. Buna da 25 Eylül 2021 tarihinde emekli aylığı bağlanmaya hak kazanacağı sonucuna ulaşıldığından davacıya emekli aylığı bağlanmaması ve emekli ikramiyesi ödenmemesi yönünde tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir. ”

Sonuç mu?

İtirazı görüşen Mahkeme Sosyal Güvenlik Kurumu’nu haklı buldu ve Bölge İdare Mahkemesi’nin kararını oy birliğiyle reddetti.

YAŞ kararıyla bu yıl 30 Ağustos tarihi itibarıyla kadrosuzluktan emekli edilen pilot albay Y. S. ‘ın durumuna gelince;

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar onaylı emekliliğe sevk yazısı kendisine ve ilgili kurumlara gönderildikten sonra gerekli evrakları tamamlayıp aylık bağlanması ve emekli ikramiyesinin verilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurdu.

Başvurunun üzerinden 60 gün geçtiği halde SGK cevap vermedi yani başvuruyu zımnen reddetti.

O da Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açtı.

Düşünün 25 yıl fiili hizmeti öngörülen primin çok üstünde prim ödemesi var…

Daha önemlisi kendi istek ve iradesi dışında tümüyle devletin kararı ile emekliye sevk edilmiş…

Ama SGK’nın mantığına göre yaş şartını ancak 16 Haziran 2025’te sağlayacağı için emekli sayılmıyor maaşını ve ikramiyesini alamıyor. Hiçbir sosyal güvencesi de yok…

Kadrosuzluktan emekliye sevk edilen askerlerle ilgili yasalar halen yürürlükteyken

Yaş şartının getirildiği 2008’den 2018’e kadar bunlara uyulmuşken

Anayasa’nın 60’ıncı maddesinde “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” yazıyorken SGK’nın son 2 yılda böylesi bir uygulamaya tevessül etmesi her anlamda büyük bir garabet değil midir?. .

Ve de bunun sebebi nedir?. . Bilgisizlik mi?. . Askerlere yeni bir tavır mı?. . SGK’daki açığı kapatmak için “Ne koparsak kârdır” mantığı mı?

Müyesser Yıldız

Odatv.com

LİNK : https://odatv.com/kadrosuzluktan-emekli-edilen-askerlere-garip-muamele-13121909.html

İSYANLAR DOSYASI : Gezi direnişi ihbarcılarından Murat Pabuç, Osman Kavala’yı suçladı, Gezi’yi emekli generale bağladı


Gezi direnişi ihbarcılarından Murat Pabuç, Osman Kavala’yı suçladı, Gezi’yi emekli generale bağladı

Gezi direnişine ilişkin yürütülen soruşturmada soruşturmada verdiği ifadeyle sendikacı, siyasetçi ve meslek örgütü temsilcisini hedef gösteren Murat Papuç, mahkemeye ikinci ifadesini verdi. Pabuç, Türkiye Komünist Partisi (TKP) yöneticilerinden olduğunu söylediği ifadesinde, Gezi direnişini “Seferberlik Tetkik Kurulu”nda kurgulandığını öne sürdü.

Geçtiğimiz gün Silivri’de görülen Gezi direnişi davasının 4’üncü duruşmada ikinci kez ifadesine başvurulan Murat Pabuç, can güvenliğinin olmadığını iddia ederek avukatların ve izleyicilerin olmadığı bir duruşmada ifade verdi.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği ifadede bir kez daha Gezi eylemlerini ve Osman Kavala’yı hedef alan Pabuç, “Sen de mi çevre duyarlılığı kapsamında Gezi eylemlerine katıldın?” sorusuna, “Hayır, çevre duyarlılığı değil, ben bir siyasi partinin içindeydim. Dolaysıyla o zamanki karar dolaysıyla alana çıktık, fakat ondan sonra devam etmedim. Şunun için; bana bilgiler geldi, ben partinin bölge sorumlusuydum, sadece İstanbul değil” yanıtını verdi.

Hakimin “Hangi parti bu” sorusuna karşılık olarak “Türkiye Komünist Partisi” diyen Papuç’un ifadenin devamında Gezi Parkı eylemlerini Seferberlik Tetkik Kurulu’na bağladı:

‘OSMAN DİYE EMEKLİ BİR GENERALİN KURDUĞU PARTİNİN İL TEMSİLCİLERİ ORGANİZE ETTİ’ İDDİASI

Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’ın haberine göre, Pabuç ifadesinde şunları kaydetti:

“O bölgedeki Marmara’daki 7-8 tane il bana bağlıydı, dolayısıyla bir ayaklanmanın nasıl kurgulandığını biliyorum, Seferberlik Tetkik Kurulu’nda. Bunun nasıl engelleneceğini biliyorum, bir türlü şehirde Seferberlik Tetkik Kurulu kökenli subayların bu gibi harekete öncülük yaptığını fark ettim ve bunların hepsi de bir parti üyesiydi. Hiçbir ideolojisi olmayan. Hak ve Özgürlük Partisi. Osman diye bir emekli generalin kurduğu bir partinin il temsilcileri bunu organize ettiler. Dolayısıyla 3-5 gün 10 gün sonra bütün şehirlerde birbirine yapılan bir organizasyon bildiğiniz bir yapı yapıyor bunu, bunu bir örgüt destekliyor, bunu istihbarat eski bir emir veriyor fakat şuraya kadar bağlayarak söyleyeceğim, sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada ayaklanmalar oluyor, operasyon oluyor, kalkışma oluyor.”

‘COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİYLE TOPLUMDA FARKINDALIK YARATMA ÇALIŞMASI’

İfadesinde somut hiçbir bilgiye yer vermeden konuşan Papuç, Coğrafya Bilgi Sistemi’nin (CBS) entegre kullanılmasıyla ilgili Hong Kong’da Türkiye’deki Gezi kalkışmasını örnek alan bir model geliştirildiğini iddia etti ve “CBS’nin insanların eğer sosyal medyayı kullanıyorsa, hangi sosyal medyayı harita üzerinde nerede kullanıyorsa onu sevk edebilecek, bu örgütlerin aralarında ellerinde alt yapıları var. Bu zaten yapılıyor, bunun bir oyunlaştırılması da toplumda bir farkındalık yaratmakla ilgili bir çalışma olduğunu ben düşünüyorum” iddiasını öne sürdü.

Mehmet Ali Alabara’nın ‘Mi Minör’ oyunuyla ilgili hakimin “Bir bilgin var mı?” sorusuna “Mehmet Ali Alabora’nın ülkede temsili bir diktatör başbakanı oynadığı, gençlerin sosyal medyada örgütlenerek bu temsili diktatör olduğu iddia edilen başbakanın devrilmesi için çalışmalar yaptığını iddia etmiş” dedi.

‘BENİM DE İÇİNDE OLDUĞUM PROFESYONELLERE ÖZEL GAZ MASKESİ KUTUSU GELDİ’ DEDİ KAVALA’YI SUÇLADI

Papuç, ifadesinin ilerleyen bölümlerinde Gezi Parkı eylemleri sırasında kendisinin de bulunduğu yere profesyonel bir gaz maskesi kutusunun geldiğini, bunu Terörle Mücadele’ye teslim ettiğini ve elinde bununla ilgili tutanak olduğunu ileri sürdü. Papuç ifadesinin devamında ise bu gaz maskesinin Türkiye’de üretilmediğini ve bu maskelerin dağıtımının Osman Kavala’ya ait Cezayir Restoranı’nda yapıldığını iddia etti. Papuç, hakimin “Bu bilgin neye dayanıyor” sorusuna ise “Toplantıdan gelen ve kutuyu getiren kişiler var, dosyada adını verdim. Onları da vurguladım zaten” yanıtını verdi.

Hakimin “Cezayir Restorantta alınan maskeleri ‘ben iade ettim dedin, teslim ettim’ dedin, “Bu teslimi kime sağlamıştın?” sorusuna karşılık Papuç’un yanıtındaki “Terörle Mücadele’deki, daha önceki savcımız hemen ona vermemi istedi ve aynı gün de iddianame kabul edildi zaten” ifadeleri dikkat çekti.

OSMAN KAVALA’YI FETÖ’YE BAĞLAMAYA ÇALIŞTI

Papuç’un ifadesinde Cezayir Restoranı’nda yapılan toplantılarda ‘FETÖ’cülerin de bulunduğunu iddia ederek şunları söyledi:

“Gezi olayları, toplumsal kalkışma, bu infial gittiği zaman bu güvenlik şirketleri toplantısını nerede yapıyor efendim. ISIS diye uluslararası vakıf toplantısını Cezayir Lokantısı’nda yapıyor. MOSAD’lı eski istihbarat çalışanları özel güvenlik şirketindeyiz diyorlar, gelip Türkiye’deki özel güvenlik şirketleriyle toplantılarını Cezayir Lokantısı’nda yapıyorlar. FETÖ’cüler orada…”

Hakimin “Gezi olayları bağlamındaki Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür Vakfı’nı kast ederek bu iki vakıf arasında bir bilginiz var mı, aktarılan bir fon, para herhangi bir şey var mıydı?” sorusuna “Gezi’ye direkt değil” yanıtını veren Papuç devamında “Fakat burada öncülük yapan ve toplantılarının yapıldığı Anadolu Kültür Vakfı ve her yeri zaten kendileri de itiraf ediyorlar ve buraya kaynak geliyor. Bunlara karşılık akademik ve çalışma değişimleriyle birbirlerini destekliyorlar zaten” iddiasında bulundu.

‘DIŞ GÜÇLER’ İMASI

“Başka tam Gezi olaylarıyla ilgili olarak Gezi’nin bu organizatörlüğü, finansörlüğü bağlamında başka bilgi ve görgünüz nedir?” sorusuna karşılık Papuç, şunları öne sürdü:

“Bir ülke işgal edildiğinde eğer o ülkedeki milis güçler nasıl yapılacağıyla ilgili bir organizasyon gördüm. Yabancı istihbarat örgütlerinin güdümüne girmiş yapı olarak gördüğümüzde bu organizasyonun rastlantı olmayacağı, daha doğrusu başından değil, yani Gezi çıkmadan değil, Gezi olayları belli bir evrime gittikten sonra bunu hazırlanmış yapının inisiyatif almasıyla ilgili bir durum.”

Hakimin “Gezi’nin yaygınlaştırılıp derinleştirilmesine dönük çalışmalar kapsamındaki bilginiz ve görgünüz nedir?” sorusuna ise Papuç, “İfadede aktardığım kadarıyla biraz önce söylediğim yüzeyselliğinde” yanıtını verdi.

Taksim Dayanışması ile grup ilişkisini, bu grupla olan ilişkisine dair bilgisi olup olmadığı şeklindeki hakimin sorusuna Papuç “Taksim Platformu ve diğer işte dayanışma daha çok böyle çevre duyarlılığı olan mühendislik ve mimarlar üzerinden kurulmuş bir yapılanmaydı” yanıtını verdi.

Hakimin “Taksim Platformu’nun kurulması, ardından Occupy işgal, İstanbul İşgal isimli facebook ve Twitter sayfalarının açılması iddiası var iddianamede, bununla ilgili bilginiz var mı” sorusuna yanıt veren Papuç, “Açık kaynaklarda olduğu, ilgim kadar var ama teknik olarak nasıl yürüdüğü ile ilgili bilgim yok” dedi.

NE OLMUŞTU?

Gezi Parkı eylemleriyle ilgili iddianamede tanık olarak ifade verdiği ortaya çıkan Murat Papuç ilk ifadesinde Gezi eylemlerinin sürekliliğinin platformlar ve STK eliyle oluştuğunu hatta bu eylemlere katılan kişilere bu platformlar ve STK’ler tarafından malzeme ve finansörlük yapıldığını, gaz maskesi, yiyecek, müdahaleler sırasında yaralanan eylemciler için ilaç vs biber gazından etkilenmemek için solüsyona kadar birçok malzemenin temin edildiğini bildiğini, bu platform, dernek ve STK’lara Osman Kavala , Mücella Yapcı ve Can Atalay’ın finansal koordinatör olduğunu iddia etmişti.

Gezi eylemleri için Açık Toplum Vakfı’nın Türkiye’deki bütün organizasyonlarını yapan kişinin Osman Kavala olduğunu, Gezi olaylarının kitselleşmesi, yaygınlaşması ve süreklileşmesi için uluslararası kaynakları, STK’ler üzerinden Gezi olaylarına ve onun simgesi haline gelen Gezi Parkı’na taşındığını öne sürmüştü.

Papuç, ifadesinde ayrıca ilahiyatçı İhsan Eliaçık’ın da olduğu siyasetçi, sendikacı, meslek örgütü temsilcilerinin isimlerini zikretmişti.

Bu ifadelerinin basına yansımasının ardından savcılığa bir açıklama gönderen Papuç,“Son dönemde adları çok sık gündeme gelen kişi ve kurumları dahi ihbar etmem ve ceza uygulanmasını istemem söz konusu değildir” diyerek kendisini savunmaya çalışmıştı. Papuç, verdiği dilekçede, Gezi Direnişi’ne kendisinin de katıldığını ifade ederken, “Bu olayların, uluslararası kurum ve kuruluşların yönlendirmesi ve hatta finansmanıyla yapılmış olduğu iddiasının benim adımı taşıyan ifadelerle temellendirilmesini asla kabul etmiyorum” demişti.

Papuç, açıklamasında “Yürüttüğünüz soruşturma şahsıma atfedilen görüşlerin bir dayanak olarak kullanılmasının sona ermesini talep ediyorum. İhbarcısı ya da tanığı olmayaa hiçbir biçimde kabul etmeyeceğim bir davaya bu şekilde çekildiğimi düşünüyorum. Soruşturmanız açısından, psikiyatrik durumu belgelerle tespit edilmiş bir kişi olduğumu tekrar hatırlatıyorum” ifadelerini kullanmıştı.