EKONOMİ DOSYASI : DÜNYANIN EN ZENGİN 19. ÜLKESİ İSVEÇ’TE 1 MAKAM ARACI VAR, SONLARDAKİ TÜRKİYE’DE 115 BİN


Stefan Lofven

ÖZEL BÜRO NOTU : ŞİMDİ BİR TAKIM AMİGO AKP TARAFTARI DİYECEK Kİ DEVLETİN ZENGİNLİĞİNİ SERGİLEMESİ DEVLETİN GÜCÜNÜ GÖSTERMESİDİR. EVET SİZİN DE GSMH DURUMUNUZ KİŞİ BAŞI 50,000 USD OLURSA SERGİLERSİNİZ BOLCA. BORÇLA HARÇLA ALIP GÜÇ GÖSTERİSİ YAPMAK ANCAK 0 ZEKA AFRİKA KABİLELERİNDE OLUR. VATANDAŞIN % 90’I YOKSULLUK SINIRINDA YAŞARKEN 115,000 MAKAM ARACI TUTMAK, SARAYLAR, LÜKS CAMİLER YAPMAK GÜCÜ GÖSTERMEK DEĞİLDİR. HEM DE BUNLARI BORÇLANARAK YAPIYORSANIZ. BUNUN ADINA KERİZLİK DENİR.

Başbakan Stefan Lofven, makam olan tek İsveçli siyasetçi.

Jonas EsbjörnssonPer-Arne Hakansson gibi milletvekilleri, sık sık parlamentonun kafeteryasında görülebiliyor.

Siyatte kariyer yapmak, mali açıdan çok kârlı olabilir.

Ama İsveç’te durum hiç de böyle değil.

İskandinav ülkesinde, siyasete yaklaşım halkın temsilcilerinin işlerini yaparkenki kanaatkârlıklarıyla şekilleniyor.

İsveçli milletvekilleri, cömert ödemeler ve daha başka birçok avantaj yerine, vergi mükelleflerinin parasını nasıl harcayacakları konusunda sıkı sınırlamalarla karşı karşıya.

‘Sade vatandaş’

Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Per-Arne Hakansson, "Biz sade vatandaşlarız" diyor ve ekliyor:

"İşimiz vatandaşları ve yaşadıkları gerçeklikleri temsil etmek olduğundan, milletvekillerine özel ayrıcalıklar vermenin anlamı yok

"Ayrıcalığımızın işimizi yapmak ve ülkenin gideceği yöne nüfuz etme fırsatına sahip olmak olduğunu söyleyebiliriz."

İsveç’te milletvekilleri toplu taşıma araçlarını bedava kullanabiliyor. Ancak makam araçları ve şöforleri yok.

Örneğin İsveç Parlamentosu’nun, sadece 3 adet Volvo S80 model aracı var. Bu araçlar da sadece Parlamento Başkanı ve 3 yardımcısı tarafından resmi etkinliklerde kullanılabiliyor.

‘Taksi durağı işletmiyoruz’

Parlamento yetkilisi Rene Poedtke, "Taksi durağı işletmiyoruz. Araçlarımız insanları evlerine ya da işlerine götürmek için değil" diyor.

Aslında, İsveç’te makam aracı olan tek siyasetçi başbakan.

İsveç Parlamentosu binası

Camilla Svensk/Sveriges Riksdagİsveçli milletvekilleri, birçok ülkeye kıyasla çok daha az para kazanıyor.

İsveç’te milletvekilleri ayda 6900 ABD Doları (40 bin 500 TL) maaş alıyor.

Amerikalı bir kongre üyesinin maaşı ise 14 bin dolar civarında.

İsveç’te ortalama maaş 2800 ABD Doları.

Günlük harcırah 12 dolar

Ülkede başkent Stockholm dışından gelen milletvekilleri "traktament" adı verilen bir günlük harcırah alabiliyor.

Bu harcırah ise günde 12 dolar. Bu parayla, Stockholm’de bir öğün sade bir yemekten fazlasını alamıyorsunuz.

İsveç Parlamentosu

Ingemar Edfalk/Sveriges Riksdag Parlamenterler, maaş almaya 1957’de başladı.

1957’ye dek İsveçli milletvekillerine maaş bile ödenmiyordu. Bunun yerine, parti üyeleri milletvekillerine mali destek veriyordu.

Parlamento zabıtları, maaş ödemesinin herhangi bir vatandaşın siyasete girmesinin engellenmediğinden emin olmak için başlatıldığını gösteriyor. Ancak İsveçliler, maaşların öyle çok da çekici olmasını istemiyor.

Dünyadaki birçok parlamenter gibi, İsveçli milletvekilleri ucuz barınma imkanlarından faydalanıyor.

Ancak sadece Stockholm dışından gelenler.

Tek kişilik yataklar

Verilen konutlarsa hiç öyle lüks değil. Örneğin Per-Arne Hakansson 46 metrekarelik bir dairede yaşıyor.

Milletvekili lojmanı

Claudia Wallin – Devletin elindeki daireler, son derece sade döşeniyor ve milletvekillerinin yakınları buralarda kalabilmek için para vermek zorunda.

Devletin elindeki bazı lojmanlar da 16 metrekarelik stüdyo daireler.

Ayrıca, dairelerde çamaşır ve bulaşık makinesi gibi beyaz eşya yok. Hepsinde tek kişilik yataklar var.

Vergi mükelleflerinin parası sadece milletvekillerinin barınması için harcanıyor. Milletvekillerinin aile üyeleri, dairede tek bir gece bile kalsalar, bunun için para ödemek zorundalar. Bir milletvekili eşiyle yaşamak istiyorsa, eş kiranın yarısını devlete ödüyor.

Kira yardımında sınırlama

Parlamento yetkilisi Anna Aspergen "Dairelerde yaşayanlar arasında, milletvekili dışındaki kimse için para vermeyiz" diyor.

Kafeteryadaki milletvekilleri

Claudia Wallin – Milletvekilleri, kahveleri için bile para ödemek zorunda.

Milletvekilleri başka bir yerde yaşamayı ve barınma yardımını burayı kiralamakta kullanmayı seçebilir. Ancak barınma yardımının miktarı, aylık 820 ABD dolarını aşamıyor ve Stockholm’ün merkezi yerlerindeki kiralar düşünüldüğünde, bu az bir miktar.

1990’lı yıllara kadar koşullar daha da sıkıydı. Barınma yardımı yoktu ve milletvekilleri, ortalama 15 metrekarelik bürolarında kalıyorlardı.

İsveçli milletvekilinin ofisi.

Claudia Wallin – İsveçli milletvekillerinin ofisleri de sade.

İsveçli milletvekillerinin sekreter ya da danışman istihdam etmesi de yasak. Bunun yerine, parlamentoda temsil edilen tüm partilere, bütün milletvekilleri için çalışan bir personel havuzunun masraflarını karşılamak için para veriliyor.

Ücretsiz iş

Kemer sıkma önlemleri, yerel siyaset düzeyinde daha da sıkı.

Siyasi temsil, asıl kariyere paralel bir faaliyet olarak görülüyor. Yerel meclis üyelerinin yüzde 94 kadarı herhangi bir ücret almıyor. Bunun istisnaları yürütme komitelerinde tam ya da yarı zamanlı çalışan siyasetçiler.

Stockholm Belediye Meclisi Üyesi Christina Elffors-Sjödin, bu felsefeyi şöyle açıklıyor;

"Boş zamanlarımızda da gayet iyi yapılabilecek, gönüllü bir iş."

EKONOMİ DOSYASI /// MURAT MURATOĞLU : ÜNLÜ EKONOMİST : ÜLKEDE BİR ŞEYLERİN BÜYÜDÜĞÜ KESİN DE …


MURAT MURATOĞLU : ÜNLÜ EKONOMİST : ÜLKEDE BİR ŞEYLERİN BÜYÜDÜĞÜ KESİN DE …

Türkiye ekonomisi bu yılın ilk çeyreğinde TL’deki sert değer kaybı ve finansal koşullardaki sıkılaşmanın etkisiyle yatırım ve özel tüketimdeki daralma sonucu %2.6 küçüldü.

Ekonomi 2018’in son çeyreğinde de daralmıştı. Türkiye son iki çeyrektir daralıyor. Yani Türkiye son 6 aydır çeyreksel olarak büyüme performansı gösteremiyor.

Murat Muratoğlu büyüme rakamlarına ilişkin "Buradan pay biçin ülkenin aslında ne kadar fakirleştiğine. Vatandaşın gerçekte ne hale geldiğine… Tüketim yıllık yüzde 4.71 azalmış. " ifadelerini kullandı.

İŞTE MURATOĞLU’NUN YAZISI

Bakalım açıklanan bu rakamlardan sonra nasıl süslü püslü açıklamalar yapacaklar. Eksi mi büyüdük? Artı mı daraldık? Yoksa pozitif mi küçüldük? “Yaz kızım; Türkiye ilk çeyrekte eksi 2.6 büyüdü… Küçüldü demeyelim genelde akılda kalır son kelime”…

Ağız birliği etmişçesine “Daraldı” diyorlar bir de… O zaman büyüme değil genişleme deyiver. Büyümenin zıttı küçülmedir. Daralma deyince acısı hafiflemiyor ki!

★★★

Türkiye’de açıklanan büyüme rakamlarının fazla ciddiye alınacak tarafı yoktur. Nedeni basit; gerçeklerden kopuktur! Zira ülke ekonomisinin durumunu görmek için çarşıya pazara gitmek daha gerçekçi olur.

Kalkınma yaratmayan büyüme mi istiyorsun? Al bir arazi… Kondur bir apartman… Ruhsatsız olduğu anlaşılsın belediye gelsin yıksın. Elde ne kaldı? Yine boş bir arazi!Lakin ekonomik açıdan büyüme gerçekleşti.

★★★

Açıklanan rakamlarda büyüme falan da yok. Türkiye yine küçülmüş. Küçülme hızı azalmış. Gayri safi hasıla 784 milyar dolardan 748 milyar dolara düşmüş. Türkiye 36 milyar dolar daha fakirleşmiş para uçmuş gitmiş.

Oysa o kadar da büyüme yöntemini değiştirmişti. Demek yeterli gelmedi! Türkiye yerinde otursa bile büyüyordu. Nasıl ufaldıysak hesaplamalar bile kurtarmadı küçülmeyi durduramadı.

★★★

Ülkenin 82 milyon nüfusunun üzerine 5 milyon mülteciyi de katın. Onlar da yaşamak için çalışıyor yiyor içiyor giyiniyor barınıyor. Bu harcamaların hepsi büyüme rakamlarına yansıyor.

Toplam 87 milyon kişinin ürettiğini büyüme rakamlarına katıyoruz kişi başı milli geliri hesaplarken onları yok sayıyoruz. Toplam sayıyı 82 milyon kişiye bölüp kendimizi olduğumuzdan zengin gösteriyoruz. “Aslında çok da kötü değilmişiz” diyoruz. Bariz kandırılıyoruz!

★★★

Buradan pay biçin ülkenin aslında ne kadar fakirleştiğine. Vatandaşın gerçekte ne hale geldiğine… Tüketim yıllık yüzde 4.71 azalmış. Nüfus artıyor toplam harcama düşüyor! Bu durum katmerli fakirleştiğimiz anlamına geliyor.

Bizim yerimize kamu harcamış. Kamu hangi parayı dağıtmış? Bizden topladığı vergileri… Az buz da değil; harcaması yıllık yüzde 7.22 arttı. Seçim için kesenin ağzı açıldı. Kime dağıtmışlarsa artık sanki babalarının paraları!

★★★

Belki küçülme az görünüyor ama iktidar fesat odaklarına ders veriyor. “Yüzde 10 büyüdük” deseler bile sakın itiraz etme! Sonuçta beka meselesi milli mücadele…

Millet halinden memnun şikayet etmiyorlarsa bana ne? Ben hiç rahatsızlık vermeyeyim uyusun da büyüsün Türkiye! Ülkede bir şeylerin büyüdüğü kesin de… Acaba büyüyen ne?

https://www.ulusalpost.com/unlu-ekonomist-ulkede-bir-seylerin-buyudugu-kesin-de-183840h.htm

DÜNYACA ÜNLÜ İKTİSATÇIDAN TÜRKİYE’YE UYARI: EN KÖTÜ KISIM DAHA BAŞLAMADI!

Ekonomideki kötü gidişatı değerlendiren MIT Profesörü Daron Acemoğlu "Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı" ifadelerini kullandı.

01 Haziran 2019 Cumartesi 11:14

Dünyaca ünlü iktisatçıdan Türkiye’ye uyarı: En kötü kısım daha başlamadı!

Dünyada en çok alıntı yapılan 10 ekonomist arasında gösterilen MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) İktisat Profesörü Daron Acemoğlu yüzde 15’e yaklaşan işsizlik oranı yüzde 20’lerde gezen enflasyon ve 6 lirayı geçen dolar kuruna sahip Türkiye ekonomisinin gidişatına ilişkin değerlendirmesinde “Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı” yorumunda bulundu.

“Kamu maliyesinin durumu kamu kuruluşları aracılığıyla verilen örtük garantiler nedeniyle göründüğünden bile kötü olabilir. Her şey sağlıksız ve çok riskli görünüyor” ifadelerini kullanan Acemoğlu “Orta ölçekli bir sorunla yabancı sermaye girişleriyle baş edilebilirdi. Fakat şimdi Türkiye siyasetine ve ekonomisine yönelik güven dibe vurmuşken bu ihtimal çok düşük” diye konuştu.

Prof. Acemoğlu’nun Agos’tan Yetvart Danzikyan’ın sorularına verdiği yanıtların bir kısmı şöyle:

Dolar/TL’nin yükselmesi ekonomi yönetimini de zorluyor. Önceki hafta Türkiye bankaları uluslararası piyasalarda 4 5 milyar ABD Doları sattı. Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin hızla eridiği belirtiliyor bütçe de açık veriyor. 2018 ve 2019’un ilk dört ayı karşılaştırıldığında toplam giderlerin yüzde 29 arttığı görülüyor. Bu sağlıklı bir gidişat mı?

Türkiye’de neredeyse beş yıldır bir “aşırı sıcak seçim ekonomisi” söz konusuydu. Bu devlet harcamalarında ve kredilerde ekonominin ihtiyacının ötesinde bir genişleme anlamına geliyordu. Cari işlem açığı ve liranın değerinin düşmesi bunun sonuçları. Kamu maliyesinin durumu daha da sorunlu; orada durum kamu kuruluşları aracılığıyla verilen örtük garantiler nedeniyle göründüğünden bile kötü olabilir. Her şey sağlıksız ve çok riskli görünüyor.

Türkiye’nin bir krize doğru sürüklendiği söylenebilir mi?

Vaziyet pek iyi görünmüyor. Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı. Yerel seçimler yaklaşırken hükümet çok harcama yaptı ve devlet bankaları kredileri genişletti – o kadar ki özel bankaların uyguladığı sıkı politika devlet bankalarının kredilerindeki artış nedeniyle reel sektörü etkilemedi. Fakat bu geçici bir durum. Kredi genişlemesi durduğunda –ki eninde sonunda bu olacak– özellikle inşaat sektöründeki birçok şirketin bilançosundaki sorunların ne kadar derin olduğu ortaya çıkacak. O noktada Türkiye’nin orta ölçekli mi yoksa büyük bir sorunla mı karşı karşıya olduğu daha kolay görülebilecek (sorunun küçük olması ihtimalinin sıfıra yakın olduğunu varsayabiliriz).

Orta ölçekli bir sorunla yabancı sermaye girişleriyle baş edilebilirdi. Fakat şimdi Türkiye siyasetine ve ekonomisine yönelik güven dibe vurmuşken bu ihtimal çok düşük. ABD ile Çin arasındaki ekonomik gerilim yükseliyor ABD-İran ilişkileri de gerilmiş durumda. Bu iki gerilim global ekonomiyi ve bu çerçevede Türkiye’yi nasıl etkiler?

Türkiye birçok başka gelişmekte olan ülke gibi şu anda çapraz ateş altında. Hem siyasi hem de iktisadi açıdan bir belirsizlik döneminden geçiyoruz.

Birçok konuda berbat bir performans sergileyen Trump yönetiminin Ortadoğu’ya özellikle İran’a yönelik politikaları da çok sorunlu. İzlediği saldırgan politikalar uluslararası küresel ve finansal sistemde riskler ve tehditler oluşturuyor. Bununla birlikte ABD-Çin ilişkilerinde Trump’ı da aşan sorunlar var. Trump o tipik abartılı –ve bilgi eksikliğiyle malul– üslubuyla ticaret açığına odaklansa da asıl mesele o değil. Asıl mesele fikrî mülkiyet haklarının korunması ve teknoloji hırsızlığının engellenmesi. Neredeyse 20 yıldır süren bu meselenin üstüne gitmediği için ABD’nin önceki yönetimi de kabahatli. Çin’le yaşanan bütün gerginliğe rağmen Trump da açık bir şekilde uğraşmıyor bu konuyla. Çin’in teknoloji hırsızlığı yani ABD ve Avrupa teknolojisini çalması ise Çin’den kaynaklanıyor; müzakerelerin merkezinde de bu mesele yer almalı. Fakat Çin’in tutumunu değiştirmeye yanaşmadığı tek konu bu. Çünkü söz konusu olan Çin için varoluşsal bir mesele. Hakkında coşkulu –ve yine genellikle bilgi eksikliğiyle malul– yorumlar yapılmasına ve araştırma-geliştirme ve benzer faaliyetlere yüz milyarlarca dolar akıtıyor olmasına rağmen inovasyon ve teknoloji yaratma konusunda başarısız olan Çin bu açığını uluslararası şirketlerin fikrî mülkiyet haklarını ihlal ederek ve teknolojilerini çalarak kapatıyor. Bu konuda geri adım atmak Çin’de bir krize yol açabilir. Geri adım atmamak ise ABD-Çin ilişkilerini çetrefilleştirecektir.

Trump yönetiminin meseleleri net olarak kavramakta zorluk çektiği göz önünde bulundurulursa müzakerelerin sonucu fikrî mülkiyet hakları ve teknoloji hırsızlığı meselelerine el atılmadan ABD-Çin ticaret açığını kapamaya dönük birtakım yetersiz önlemler alınması olabilir. Fakat daha büyük bir ihtimalle bu müzakereler Türkiye ve birçok diğer gelişmekte olan pazarı çok belirsiz bir konuma sokacak olan artan gerilimlerle sonuçlanacak. Belirsizliklerle dolu zamanlardan geçiyoruz.

LİNK : http://www.yurtgazetesi.com.tr/ekonomi/dunyaca-unlu-iktisatcidan-turkiye-ye-uyari-en-kotu-kisim-h130048.html

EKONOMİ DOSYASI : Tasarruf sözde kaldı !!! Samsun Valisine 1.7 milyonluk makam aracı


Tasarruf sözde kaldı !!! Samsun Valisine 1.7 milyonluk makam aracı

Samsun Valisi Osman Kaymak’a 1 milyon 745 bin 320 lira değerinde lüks makam aracı alındı. Kaymak’ın biri jip olmak üzere 2 makam aracı daha bulunuyor.

Sözcü’den İsmail Akduman’ın haberine göre, geçtiğimiz yıl ekim ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘2019-2021 Dönemi Yatırım Programı Hazırlıkları’ ile ilgili genelgesi Resmi Gazete’de yayınlandı.

Genelgede, "2019 yılında zorunlu haller dışında kamuya taşıt alımı yapılmayacak. Tasarruf tedbirleri kapsamında zorunlu haller dışında 2019 Yılı Yatırım Programı’na yeni proje alınmayacak" denildi. Ancak Samsun Valisi Osman Kaymak’a alınan piyasa değeri 1 milyon 668 bin lira olan makam aracı görenleri şaşkına çevirdi.

Samsun Valisi Osman Kaymak’ın kullandığı piyasa değeri 350 ila 400 bin lira değerinde değişen Mercedes S350 makam aracının sürekli arızalanması ve maliyet oluşturması gerekçesiyle, İçişleri Bakanlığı yeni bir makam aracı gönderdi.

3 MAKAM ARACI OLDU

Samsun Valisi Osman Kaymak’ın kullandığı piyasa değeri 350 ila 400 bin lira değerinde değişen Mercedes S350 makam aracının sürekli arızalanması ve maliyet oluşturması gerekçesiyle, İçişleri Bakanlığı yeni bir makam aracı gönderdi.

Aracın; piyasa değeri 1 milyon 745 bin 320 lira olan Auidi A8 L model otomobil olduğu öğrenildi. Biri jip olmak üzere 2 makam aracı bulunan Osman Kaymak’ın, makam aracı sayısı böylelikle 3’e çıktı.

İKİ YILDIR SAMSUN VALİSİ

Osman Kaymak, önceki vali İbrahim Şahin’in merkeze çekilmesinin ardından 2017 yılı Haziran ayından itibaren Samsun’da görev yapıyor.

EKONOMİ DOSYASI /// Batuhan ÇOLAK : İstanbul için ekonomik krizi bile göze aldılar !


Batuhan ÇOLAK : İstanbul için ekonomik krizi bile göze aldılar !

E-POSTA : batuhancolak

31 Mart Seçim’i öncesinde piyasalardaki tedirginlik had safhadaydı.

Çünkü damadın başında olduğu ekonomik sistem, yatırımcıya güven vermiyordu.

Para, günden güne Türkiye’yi terk etmeye başladı.

Terk ediş öncesinde tüketicinin mağdur edildiği süreçler eş zamanlı tetiklendi.

Türkiye’yi gözden çıkaran çok uluslu firmalar, son parti ürünlerini hatalı, bozuk ya da iadeye açık bir şekilde satışa koyabildi.

Çünkü tüketici haklarının kendilerinden hesap soracağı gün, ülkeyi çoktan terk etmiş olacaklardı.

Çok uluslu firmaların tedirginliği, iç pazarı da çok yakından etkiledi.

Sebze, meyve fiyatları tavan yaptı, et ve süt ürünleri her hafta zamlanır hale geldi.

Tanzim satışlarına başlandı. Seçimden önce hükümete yakın medya organları saatlik canlı yayınlarla vatandaşın paniğini engellemeye çalışıyordu.

Ancak ekonomide durum o kadar vahimdi ki tanzim satışlarını sürdürebilecek takat yoktu. Seçimler biter bitmez çadırları topladılar.

Seçimler öncesinde "AK Parti kaybederse ekonomik kriz patlar" diyerek vatandaş üzerinde algı yapanların tahminleri ise tutmadı.

Tutmadığı gibi, ekonomide bir rahatlama meydana geldi. Doların ani tepkileri durdu ve piyasalarda kısmi bir hareketlilik başladı.

Ama durmadılar.

Büyükşehirleri kaybedemezlerdi. Özellikle de İstanbul’u…

Adını bilmediğimiz kurumlara, kişilere, derneklere akan paraların durması demek, onlar için büyük bir çöküştü!

Muhalefet partileri seçimden sonra yapıcı açıklamalar yaptı. Kutuplaştırıcı söylemden uzak durdular. İktidar cephesinde ise durum hiç öyle gözükmüyordu.

AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın seçim konuşması için tek başına otobüsün üzerine çıkması, kendisini yönlendiren yakın çalışma ekibine açık bir mesajdı; "Bildiğim yöntemlerle oynayacağım."

Erdoğan, Rusya’ya gidişi sırasında ilk mesajı verdi "Kimse öyle 10 bin oyla seçim kazandım havasına girmesin."

O günden sonra devreye Devlet Bahçeli de sokuldu.

Sürekli hedef göstermeler, tansiyonu yükselten açıklamalar ve bitmeyen gerginlik.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun linç edilme girişimini bile "vatandaş tepkisi" olarak yorumladılar.

Gözler kararmış, sinir katsayısı artmıştı.

Çünkü gerçek gündeme dönülmesi durumunda ekonomideki enkazın altından kalkamayacaklarını biliyorlardı.

Bu yüzden çıkarılan gerginlikler üzerinden her şeyi göze almaya başladılar.

YSK’nın İstanbul kararı ise demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçti. Pamuk ipliğine bağlı ekonominin bu hale geleceğini bile bile, göz göre göre kararı çıkarttılar!

Karardan iki gün sonra doların geldiği duruma bakın.

6.30’ları buldu. Daha da yükselecek gibi duruyor.

Merkez Bankası, repo işlemlerine ara vermek zorunda kaldı.

Yokuş aşağı gidiyoruz.

Gıda fiyatlarından, hammadde ihtiyaçlarına kadar her kalemde yeni zamlara hazırlıklı olun.

Çünkü sadece İstanbul için ülkeyi ekonomik anlamda yangın yerine çevirmeye kararlılar.

Sandığına, seçimlerine, adaletine güvenilmeyen bir ülkede ticaret olmaz, ekonomi yürümez.

Türkiye tam da böyle bir ülke haline getirildi.

Karar vericilerin tamamı, "Saray’ın söylemlerini" esas alıyor. Adaleti buna göre dağıtıyor.

Yatırımcı Saray’da onay alabilirse ticaretini sürdürebiliyor.

TÜSİAD’ın İstanbul seçimlerine ilişkin yaptığı açıklama sonrasında maruz kaldığın sözler, ekonominin nasıl gözden çıkarıldığını ispatlıyor.

Vatandaşın yaşam koşullarına bakılmaksızın, ekonomiye güven endeksinde yerlerde sürünmemize aldırış edilmeksizin, inadına açıklamalar yapılıyor.

İstanbul’da seçimleri yeniletmek isteyenler, ekonomik krizi açıkça göze almışlardır. Zaten şu anda açık bir krizin içindeyiz, anlaşılan o ki herhangi bir kurtarma, düzeltme planları da yok.

O yüzden her şeyi göze aldılar, her şeyi!

Kaynak Yeniçağ: İstanbul için ekonomik krizi bile göze aldılar! – Batuhan ÇOLAK