TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU ekibi olarak son asrın son tüluat sanatçısı, değerli beyefendi Seyfi Dursunoğlu’na rahmet dileriz.


Seyfi Dursunoğlu’nun Anısına

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU ekibi olarak son asrın son tüluat sanatçısı, değerli beyefendi Seyfi Dursunoğlu’nun ani kaybından dolayı çok üzgünüz. Merhuma Allahtan rahmet, yakınlarına ve tüm sanat camiasına sabır dileriz.

18 Temmuz 2020

Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.” Mustafa Kemal Atatürk

Özlem Uzun, Sun Savunma Net, 17 Temmuz 2020

Son çeyrek asır içinde, Türk sanatının en erken devirlerine ait keşifler fevkalade bir gelişme gösterir.

Orta Asya’nın ücra köşelerinde, dağların ıssız bölgelerinde ve nehir kenarlarında bulunan Türklere ait mezarlar, kurganlar keşfedildikçe Türk sanatının kaynaklarına doğru bir yönelme olur.

Atalarımızın resim, heykel ve süsleme sanatlarının en eski örnekleri gün ışığına çıkartılır.

Türklerin Uygurlardan ve Göktürklerden çok daha önceleri son derece ilgi çekici sanat eserleri olduğu meydana çıkınca, bize yepyeni bir dünyanın hitap ettiğine şahit olarak, şaşkın ve hayran bir şekilde onun sesini duymamızı sağlar.

Ancak bundan sonradır ki daha ileride İslamiyet’i kabul etmiş, siyaset dünyasında büyük varlık gösteren birçok Türk topluluklarının sanat temalarını ve kültürlerinin yavaş, yavaş şekil değiştirdiğine şahit oluruz.

Doğu ile Batı arasında köprü görevi yapan Anadolu coğrafyasında gelişmiş köy tiyatrosu (Köy Seyirlik Oyunları), halk tiyatrosu geleneği (Meddah, Karagöz, Ortaoyunu, Kukla), kimi zaman halk tiyatrosu geleneğini benimseyen, kimi zaman da Batı tarzı tiyatro etkinliklerinin yapıldığı saray tiyatrosu modern Türk Tiyatrosu’nu besleyen kaynaklar ortaya çıkar.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak tiyatromuzun yönelişi üzerine karşıt iki görüşten söz edilebilir.

Bunlardan biri, batılılaşmayı yalnızca taklit olarak algılayıp Batı tiyatrosunun model alınması gerektiği görüşü, diğeri de yaşadığımız coğrafyanın kültürel ve geleneksel özellikleriyle Batı tiyatrosunu kaynaştırarak yeni bir yol bulma savıdır.

Çünkü gerek köylerde gelişen köy seyirlik oyunlarımız, gerekse kentlerde gelişen meddah, karagöz, ortaoyununda, günümüz dünya tiyatrosunun da anlatım tarzı olan açık biçim-göstermeci tiyatroyla da buluşan kimi özellikleri vardır.

Şenlik atmosferi, meydan da oynamak, oyuncu ustalığına dayanan oyunculuk, doğaçlama oynamak, parçalı yapı, tiyatrosallık, tip boyutunda kişileştirme, güldürü, en aza indirgenmiş dekor, müzik ve dans, seyirci-oyuncu organik bağı, kısaca soyut bir anlatım tarzı oluşturur.

Geleneksel tiyatroyu tüm yönleriyle incelenerek, kalıcı ve geçici özellikleri saptanmış, kalıcı özelliklerden yola çıkarak “Öz Tiyatro Kuramı”nı oluşturmuş, aynı zamanda bu görüş doğrultusunda uygulama örnekleri de vermiştir.

Öncülerden biri olan, İsmail Hakkı Baltacıoğlu olmak üzere, pek çok tiyatro insanının katkılarıyla oluşturulan birikim doğrultusunda, Türk Tiyatrosu’nun, dünyaya batılı gözle bakan, ama doğulu özellikleriyle biçimlenmiş bir tiyatro üslubuna yöneldiği söylenebilir. Bu yöneliş günümüzde de sürmektedir.

Absürt tiyatro tanımlaması, 2.Dünya Savaşı’nı yaşayan insanlığın içine düştüğü saçmalıkların, boşuna çabaların, boşuna bekleyişlerin acısından kaynaklanan bir umutsuzluk havası içinde oluşmuştur.

Geleneksel tiyatro ile modern tiyatronun özelliklerini harmanlayan, manzum ve mensur anlatımın bir arada bulunduğu, ders vermeyi amaçlayan ve bu sebeple izleyicinin kendini oyuna kaptırmasını istemeyen, toplumcu gerçekçilik akımı etkisinde gelişen, izlenenlerin gerçek değil, oyun olduğunun hatırlatıldığı çağdaş tiyatro türüdür.

19. yüzyılın ikinci yarısında ise doğduğu kabul edilen kantonun İtalyanca şarkı söylemek anlamına gelen “Cantare” kelimesinden alınma bir deyim olduğu ve İstanbul’a gelen gezginci bir tiyatrodan dilimize miras kaldığı söylenir. Kısaca “Sahnede hareket ederek şarkı söylemeye ve bu yolda yazılmış özel şarkılara kanto denilmiştir.”

O halde; Türk Sanat tarihine baktığımızda ‘Absürt Tiyatro’nun

‘Gölge oyunu’nun

‘Kanto’nun

‘Orta Oyunu’nun

ve

‘Tuluat’ sanatının birleşmesi ile karşımıza çıkan ‘Huysuz Virjin’ tiplemesinin sahibi, Seyfi Dursunoğlu’na halkımızın haklı sevgisi, ilkeli, belli bir duruşu, erdemleri ile var olması dolayısıyla, vermiş olduğu saygısı, ne denli layık olduğunun şahidi olduğumuzun farkına varırız…

Naçizane, bir Sanat Tarihçisi, İnsan Bilimcisi ve Pedagog olarak, umarım ki; acı kaybımızı tarihsel açıdan değerlendirerek ne denli büyük bir sanatçıyı kaybetmiş olduğumuzu vurgulayabilmişimdir….

KUTLAMA MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyet Bayramı ve Bağımsızlık Günü’nün 102. Yılını kutlarız.


ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyet Bayramı ve Bağımsızlık Günü’nün 102. Yılını kutlarız.

ÖZEL BÜRO GRUBU

KUTLAMA MESAJI : ÖZEL BÜRO ekibi olarak Çanakkale Zaferi’nin 105. yılı kutlar, Şehitlerimizi özlem, minnet ve saygı ile anarız.


Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferi… ÖZEL BÜRO ekibi olarak Çanakkale Zaferi’nin 105. yılı kutlar, Şehitlerimizi özlem, minnet ve saygı ile anarız.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi, 4 Mart 1981 tarihinde Ermeni teröristler tarafından şehit edilen Paris Büyükelçiliği Ataşesi Reşat MORALI ve görevli Tecelli ARI’nın aziz hatıraları önünde saygıyla eğilir.


DAĞITIM :

  1. DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞI
  2. DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞI TEMSİLCİLİKLERİ
  3. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

Sayın Yetkili,

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi, 4 Mart 1981 tarihinde Ermeni teröristler tarafından şehit edilen Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Reşat MORALI ve din görevlisi Tecelli ARI’nın aziz hatıraları önünde saygıyla eğilir.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU ekibi olarak Doç. Dr. Ümit Sayın’a rahmet, kıymetli ailesine sabır dileriz.


DAĞITIM :

  1. DOÇ. DR. ÜMİT SAYIN’IN AİLESİ
  2. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU ekibi olarak Doç. Dr. Ümit Sayın’a rahmet, kıymetli ailesine sabır dileriz.

Aslında merhum Ümit Hoca böyle bir taziye mesajını hak etmedi. Çünkü Ergenekon kumpasında Fetöcü Savcı ve Hakimlerle birlik olup sanıklar aleyhine GİZLİ TANIKLIK (Anadolu kod adı ile) yaptı ve Fetöcülerin planına mermi taşıdı, silah oldu. Ancak geçmiş geçmişte kaldı. O dönem Ümit hocanın yoğun psikolojik rahatsızlığını göz önüne alırsak bu tanıklığı bilinçli bir şekilde yaptığını bilsek te içinde bulunduğu psikolojik şartların zorluğu nedeniyle yaptığının da farkındayız. Ve onu sanıklar olarak affediyoruz. Kaçak firari Savcı o dönem tüm sanıklara tahliye olmalarını garanti ederek mavi boncuk dağıttı. Fellik fellik GİZLİ TANIK aradı. Bu tuzağa da bazı sanıklar düştü ve GİZLİ TANIK oldu. Ama gerçek değişmeyeceği için sonucunda Ergenekon kumpasında sanıklar kazandı, Ümit hoca gibi zavallı konumuna düşen GİZLİ TANIK’lar kaybetti. O dönem Ümit hoca o kadar yoğun bir psikolojik rahatsızlık yaşıyordu ki altını bile aynı koğuşta kalan Emin Gürses hocamız değiştiriyor hatta banyosunu bile o yaptırıyordu. Yemek yemiyor, uyumuyordu. Üstü başı kokuyordu. Buna rağmen Emin hoca aleyhine bile tanıklık yaptı. Ama hiç birimiz ona kızmadık, çünkü içinde bulunduğu durum tirajik bir haldeydi. Hergün lime lime ölüyordu. Müthiş bir yalnızlık içindeydi. İntiharın eşiğindeydi. Belki de intihar etmemek için son çare GİZLİ TANIK’lığı kabul etti. Allah taksiratını affetsin. Bizden yana varsa hakkı helal olsun. Biz affettik umuyorum ebedi mahşerde o da kendini affettirebilir ve hakkını aldığı mazlumlar için helallik alabilir.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU

HİKMET ÇİÇEK : Ümit Sayın çoktan ölmüştü

Ergenekon tertibinin gizli tanıklarından Ümit Sayın evinde ölü bulundu. Sayın’ın cenazesi Adli Tıp Morguna kaldırılırken, ölüm nedeni araştırılıyor.

Nasıl ki, "Balyoz davası" denilince sayıları binleri aşan sahte dijital belgeler, "Odatv davası" denilince uzaktan gönderilen virüsler akla geliyorsa, Ergenekon denilince de ilk akla gelen gizli tanıklardır. Ergenekon kumpası, gizli tanık beyanları üzerine kurulmuştur.

Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Ergenekon davası kapsamında 60 gizli tanık olduğunu açıklamıştı. Bunlardan 31’i dinlendi. Gizli tanıklardan dördü ("Anadolu"/Ümit Sayın, "15"/Hüseyin Oğuz, "İsmet"/Semih Genç ve "Deniz"/Şemdin Sakık) duruşma sırasında asıl kimliklerini açıkladılar.

İçlerinde mesleği olan, eli ekmek tutan bir kişi bile yoktu. Aralarında koyun hırsızı da var, oto hırsızı da. Kızkardeşinin kızını satan da var, "gayrimeşru âlemde" tanınmak için çabalayan da.

Cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, gasp, tecavüz, adam yaralama, adam kaçırma, dolandırıcılık, fuhuş hükümlüleri… Sabıkaları yüklü. Toplumun tortuları… Çöplükten toplanmış ve gizli tanık yapılmışlar.

Arapça "muteber" sözcüğü "saygın, değer verilen, itibarı olan, hatırı sayılır kişi" anlamına geliyor. Gizli tanıklar, Ergenekon savcı ve yargıçlarının en muteber tanıklarıdır!

‘VELİ KÜÇÜK ATIMI KESTİ’!

"Veli Küçük köpeklerimi zehirledi, atımı kesti." (Gizli tanık "15"), "Öcalan’a suikast görevi bana verildi. Kabul etmedim, benim yerime Yeşil gitti." (Gizli tanık "Kıskaç"), "Kola içirdiler, bademciklerimi aldılar." (Gizli tanık "Akdeniz"), Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesini Sami Hoştan ile Veli Küçük teklif etti." (Gizli tanık "C"), "Levent Ersöz ile Cemil Bayık Hezil çayında buluştu." (Gizli tanık "İlkadım"), "Ordu müdahale etsin diye telgraf çektirdiler." (Gizli tanık "Kurşun"), "Saddam Hüseyin’in ajanını ilaçla uyuttum, çantasını aldım." (Gizli tanık "Aydos"), "Bombaları atmak için Muzaffer Tekin 500 bin dolar teklif etti." (Gizli tanık "9"), "Cezaevinde başsavcının odasında birlikte rakı içerdik." (Gizli tanık "Hisar"), "Zar oynarım, yanık oynarım, pavyon âlemine takılırım." (Gizli tanık "Poyraz") diyenler, Ergenekon tertibinin muteber tanıkları bunlardı.

ESKİ GENELKURMAY BAŞKANI "MUTEBER" DEĞİL!

Bir de mahkemenin "muteber" görmeyip dinlemeyi kabul etmediği savunma tanıkları vardı!

18 Şubat 2013 günlü duruşmada Ergenekon tutuklusu, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un savunma tanığı olarak hazır bulunan eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu ve eski Jandarma Genel Komutanı Atilla Işık, mahkemenin "bugüne kadar dinlenen tanıklar ve beyanları nitelik ve nicelik olarak mahkememiz açısından vuzuha kavuşturmaya yeterli olduğundan bu konudaki taleplerin reddine" kararıyla tanık olmaları reddedildi.

GİZLİ TANIK "ANADOLU"

Ergenekon davasında gizli tanık olarak dinlenen ilk şahıs "Anadolu" Ümit Sayın oldu. Gerçek kimliğini duruşmada açıklayan ilk gizli tanık da oydu. 7 Aralık 2009 günlü 124. duruşmasında sanıklardan Ümit Sayın, "gizli bir oturumda dinlenmek" talebinde bulundu. Sayın dışındaki tüm tutuklu ve tutuksuz sanıklar salondan çıkarıldı. Ümit Sayın, avukatlar ve izleyiciler huzurunda ifadesini verdi. Böylece Ümit Sayın ve gizli tanık "Anadolu" ortak ifade vermiş oldu!

Sayın, daha önce verdiği ifadesinde firarisavcı Zekeriya Öz’e bildiklerini anlattığını, bunların çeşitli zamanlarda bazı subaylarla yaptığı konuşmalara dayandığını belirtti. Savcı Öz, kendisine "böyle bir örgütlenme olup olmadığını" sormuş. Sayın da çeşitli zamanlarda değişik askerlerle yaptığı konuşmaları Öz’e anlatmış.

Sayın duruşmada şunları söylüyordu:

"Ergenekon diye bir örgütün olup olmadığını bilmiyorum. Fakat komutanlar bir örgütten bahsettiler, örgütlenme yapısından bahsettiler bana. İlk olarak, Kayseri’ye bir konuşma yapmaya gittiğimde, 2004 yılında Tümgeneral Reha Taşkesen tarafından bahsedildi…" Daha sonra Tümgeneral Can Teler, Sayın’a "Gidişatın iyi olmadığını ve asker içinde bir hareket olduğunu" söylemiş. 2006 yılında ise bu kez Orgeneral Hurşit Tolon "merkez orduevinde bir örgütlenmeden bahsetti" diyor, Sayın.

Ümit Sayın, duyduğu, tanıdığı bütün isimlere akıldışı iftiralarda bulunuyor. Sanırsınız ki, bu kişiler "örgüt bağlantılarını" açıklamak için Sayın’ı beklemişlerdir. 2004 yılında, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun da kendisine "asker içinde bir yapılanma olduğunu, örgütlenme olduğunu, bunun sivil toplum kuruluşları bağlantısı olduğunu ve böyle bir örgütlenme hakkında ne düşündüğünü sorduğunu" söylüyor.

KIVRIKOĞLU BİLE

Fenerbahçe Orduevi’nde, 2005’te bu kez emekli Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ile karşılaşıyor, o da "TSK içinde bir örgütlenme olduğunu ve bu gidişatın iyi olmadığını" anlatıyor. Kıvrıkoğlu bununla yetinmiyor, Sayın’a, Moda’da yapılan "Encümeni Daniş" toplantılarını da aktarıyor!

AKIL SAĞLIĞI YERİNDE DEĞİLDİ

Ümit Sayın, cezaevinde aylarca psikolojik tedavi gördü. Akıl sağlığı, yaşadıklarını kaldıramamıştı. İki kişi kaldıkları koğuşta, bütün ihtiyaçları koğuş arkadaşı Emin Gürses tarafından karşılandı. Öyle ki, banyosunu bile Gürses yaptırıyordu. Ama Sayın, Emin Gürses’i suçlamaktan da geri durmadı:

"Emin Gürses, Sevgi Erenerol tarafından kendisine söylenmiş bir toplantıda, kilisedeki bir toplantıda, Şener Paşa’nın başında olduğu bir örgütlenme olduğundan bahisle konuşulmuş."

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in "Savcı Zekeriya Öz’e ifade vermeyi siz mi istediniz?" sorusuna Sayın’ın verdiği yanıt çok dikkat çekici: "Evet bir dilekçeyle başvurmuştum. 221’e girmek için, 221 No.lu yasadan yararlanmak için ve tahliyem mümkün olursa, yani tahliyemin mümkün olması durumunda böyle bir ifade vereceğimi söylemiştim kendisine."

Bu "mümkün olursa"lı ifade yanıtı, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün’ün dikkatinden kaçmıyor: "Pazarlıkla mı verdiniz o ifadeyi?… Mümkün olursa böyle bir ifade vereceğim demek pazarlıktır."

Ümit Sayın: "Hayır, sadece dilekçemde ‘Tahliyem söz konusu olursa böyle bir ifade vermek istiyorum’ dedim."

Mahkeme Başkanı: "Yani tahliye olamazsın denildiğinde vermeyecek miydin o ifadeden?"

Ümit Sayın: "Yani zaten tahliye olmadım uzun süredir. Altı ay geçti ifadeyi vereli, tahliyem söz konusu olmadı o zamandan beri."

"TAKSİM TOPLANTILARI GİZLİ Mİ?"

Sevgi Erenerol’un avukatı Vural Ergül, "Ne kadar zamandır psikiyatri tedavi görmektesiniz?" diye soruyor. Sayın, 6-7 aydır "depresyon tedavisi gördüğünü" söylüyor.

Bu "6-7 aydır" sözleri önemli, biraz önce Sayın, Ergenekon savcısı Öz’e 6 ay önce ifade verdiğini ifade etmişti. Ümit Sayın’ın "depresyonu" ile gizli tanık olma kararı aynı günlere rast geliyor.

Sayın’ın, "Etkin Pişmanlık Yasası" denilen itirafçılık yasasından yararlanmak için Ergenekon savcısına başvurduğu, savcı Öz’ün Sayın’a gizli tanık olmasını önerdiği, Sayın’ın da bunu kabul ettiği tutanaklardan anlaşılıyor. Sayın, Öz’ü kastederek "kendisi gizli tanık olmama kararı verdi" diyor. Kendisine "mahkemede dinlendikten sonra bir tahliye söz konusu olabilir" diye söz verildiğini ifade ediyor.

Veli Küçük’ün avukatı Zeynep Küçük, Sayın’ın sıkça sözünü ettiği "yapılanmayı" soruyor; neydi bu Sayın’ın "örgüt değil yapılanma" dediği faaliyetler? "Yapılanma" denilen, bir sivil toplum kuruluşu önderliğinde, yasal yollarla yapılmak istenen birtakım etkinlikler olabilir mi sorusuna, Ümit Sayın,"Olabilir tabii" yanıtını veriyor. İyi ama öyleyse bu "gizlilik" nereden çıkıyor? Sayın, "Konuşmalardan çıkardığım sonuç, bu toplantıların ya da bu yapılanmanın gizli olduğuyla ilgiliydi." diyor. Sayın’ın konuştuğu insanların hiçbiri gizlilikten, gizli toplantılardan söz etmiyor. Sayın, bu "gizliliği" kendisinin uydurduğunu şöyle açıklıyor: "Gizli gizli toplanıyoruz demiyor tabii yani. Bir şekilde konuşulan kelimelerden, konuşmalardan bu toplantıların gizli olduğu sonucunu ben çıkardım."

Üye Hâkim Hasan Hüseyin Özese’nin ilgisini, Ümit Sayın’ın "birkaç kez katıldım" dediği "Taksim Toplantıları" çekiyor. 12 Eylül’den çıkış süresince çok sayıda aydın, politikacı, işadamı, gazeteci, vs.nin katıldığı Taksim Toplantılarını yargıç Özese’nin ilk kez duyduğu anlaşılıyor. "Bu toplantıların saklı gizli tarafı var mıdır?" diye soruyor! Ümit Sayın’ın, "Hayır Taksim Toplantılarının saklı gizli tarafı yoktur" yanıtı Özese’yi tatmin etmiyor. "Açık mı yani?" diye sorusunu yineliyor. Sayın "gizli" dese, yıllarca devam eden Taksim Toplantıları katılımcılarının "Ergenekon şüphelisi" olmalarına ramak kalıyor!

ABLAM ‘İTİRAFÇI OLMA’ DEDİ

Üye Hâkim Sedat Sami Haşıloğlu, Ümit Sayın’ın savcılık ifadesinde yer alan "Gizli tanık olmamam için ablam bana baskı yaptı" sözlerini hatırlatıyor. "Neden ablanız size baskı yapıyordu, baskı yapmasının mantıklı gerekçesi nedir?" diye soruyor. Ümit Sayın, "Ablam istemiyor itirafçı konumuna düşmemi. Dolayısıyla bu yola girme, bu yol yanlış yol diyor. O nedenle bir baskı yaptı. Aile içinde de insanlarda infial uyandırmış ablamın söylediği kadarıyla. Rahatsız etmiş onları. Gerek telefon konuşmalarımızda gerek karşılıklı yaptığımız açık görüşmede bana bunu ifade etti. Mutlaka geri çekil, gizli tanıklıktan çekil şeklinde ifadeler kullandı" yanıtını veriyor.

"NİYE SANA KONUŞUYORLAR?"

İfadesinde çok sayıda sivil ve askerin adı geçen Sayın’a Mahkeme Başkanı Şengün soruyor: "Ümit Sayın, bu kadar bilgi size niye aktarılıyor? Ne özelliğiniz var sizin?… Görüşmediğin adam kalmamış burada anlaşıldığı kadarıyla?"

Sayın, "Sadece yedi sekiz kişi başkanım" diyor. Şengün devam ediyor: "Askeri şahıslar ağırlıklı olmak üzere, bunun için sebep ne, yani onlarla alıp veremediğin nedir?"

Ümit Sayın, "Alıp veremediğim bir şeyden değil, hepsinde konu Türkiye’nin ne olacağı, işte derin devlet konularına geliyor, derken konu buraya geliyor. Ve orda bana böyle bir yapılanma olduğundan bahsediyorlar" diyor.

Mahkeme Başkanı ısrar ediyor: "İyi ama niçin, sana niye o yapılanmadan bahsetsinler yani; hem gizli bu yapılanma hem nedir, nasıl bir şey bu, yani size duyulan güvenin kaynağı ne?"

Ümit Sayın: "Birincisi, kitaplarımı okumuştu çoğu. İkincisi, birinci görüşmelerinde değil, ikinci veya üçüncü görüşmelerde ya da daha uzun görüşmelerde söylenen şeyler."

Mahkeme Başkanı: "Bir ve ikinci görüşmede bu kadar detay anlatır mı insan, gizli detaylar? Gizli örgüt diye bahsediyorsun, yani adını koymuyorsun ama bir gizlilikten bahsediyorsun en azından. Öyle değil mi? İki konuşmayla güven sağlanıyor mu, nasıl oluyor bu?"

Ümit Sayın: "Valla her komutan söylemedi bunu, başka komutanlarla da konuştum. Sadece bunlar söyleyenler. Sadece bahsedenler 4-5 kişi, hepi topu."

Mahkeme Başkanı: "Demin sordum, tam, net cevap vermiyorsunuz. Size nasıl bu kadar güvendiler de bu kadar detayı anlattılar size?"

Ümit Sayın: "Bana anlattıkları çok fazla bir detay değil sadece."

Mahkeme Başkanı Şengün, geveze kişiliğiyle tanınan Sayın’a sorularını sürdürüyor: "Kaldı ki, siz çok konuşan bir kişisiniz. Çok konuşan yani emaillerinize, telefon görüşmelerinize baktığımızda bayağı yoğun konuşan bir kişiliğiniz var. Öyle mi, yanılıyor muyuz? Yani bu kadar çok konuşan insan muhakkak bunları birilerine söyler, anlatır yani. Nasıl bağdaştırıyorsunuz bunu?"

Sayın, "Fakat komutanların o yönümü düşündüklerini sanmıyorum. Yani kimseye anlatmadım sonuçta. Şimdi söylüyorum sadece" cevabını veriyor.

"ONURUNUN A… KORUM!"

Ümit Sayın, TCK’nın "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanmak ve bir an önce tahliye olmak istiyor. Fakat ifadelerinde "Ben Ergenekon örgütü üyesiydim" demiyor. Bu suçlamayı kabul etmiyor. Peki ama, Sayın neden pişman? "Pişman" olduğu şey ne? Savcı Nihat Taşkın’ın sorusuna Sayın’ın yanıtı şöyle:

"Yani bir pişmanlık, adı etkin pişmanlık, fakat pişmanlıksa yani pek çok şeyden pişmanım tabii, bu ulusalcı çizgide bir sürü şeyler yazdığım için biraz pişmanım onlar suçsa tabii suç olduğunu düşünmüyorum çünkü. 221. maddeye girdiğimi düşünüyorum ifadeyi verdiğim için dolayısıyla o yüzden size yazdığım mektuplarda o şekilde bir ifade kullanmıştım."

Burada Ümit Sayın ile avukatı Mehmet Nuri Aytekin arasında geçen bir anekdotu anlatmakta yarar var. Avukat Aytekin, müvekkilinin gizli tanık olmayı kabul etmesini duyunca Sayın’ın avukatlığından çekildiğini belirten dilekçesini mahkeme heyetine sunduktan sonra Sayın’la konuşuyor.

"Neden böyle onursuzca bir yolu seçtin?"

Sayın’ın yanıtı bir cümle: "Onurunun a… koyum, iki yıldır hapisteyim."

ÜMİT SAYIN’DAN SAVCI ÖZ’E MEKTUPLAR

13 Ekim 2009

"Sayın Savcım,

Mayıs 2009’da yanınıza gelerek gizli tanık olarak ifade verdim… 5 ay geçmesine rağmen henüz mahkeme tarafından gizli tanık olarak çağrılmadım. Habertürk gazetesinde, 21 Ağustos 2009’da kimliğim açıklandığı için duruşmalara katılmıyorum. Acilen gizli kapalı bir oturumda dinlendikten sonra tahliye olmak istiyorum… Eğer yardımlarınızı esirgemez tahliyem konusunda bana yardımcı olursanız minnettar kalırım."

"MİNNETTAR KALIRIM"

20 Ekim 2009

"Sayın Savcım,

(…) Defalarca kapalı bir oturumda dinlenmek için mahkeme başkanlığına yazdıysam da bir netice alamadım. Karşılıklı görüşmemizde dinlendikten sonra tahliye olabileceğimi söylemiştiniz… 21 aydır cezaevindeyim, artık dayanacak takatim kalmadı. Dinlenmem veya tahliye olmam konusunda yardımcı olursanız minnettar kalırım. Saygılarımla."

"TSK HAKKINDA BİLGİ AKTARDIM"

2 Kasım 2009

"Sayın Savcım,

(…) Henüz tahliye olmam konusunda herhangi bir gelişme yok. (…) Sayın Savcı Mehmet Ali Pekgüzel birkaç kez gizli tanık ‘Anadolu’nun dinlenmesini talep ettiyse de mahkeme net bir karar almadı.

(…) Size de açıkladığım gibi ben ne Ergenekon örgütüne üyeyim ne de başka bir gizli örgüte. TSK’nın içinde olduğunu düşündüğüm örgütlenme hakkındaki bilgileri size ifademde aktarmıştım. (…)

Karşılıklı görüşmemizde, ifademi verdikten bir süre sonra tahliye olacağım konusunda söz vermiştiniz. İfademden bu yana 6 ay geçti; hiçbir gelişme yok.

Avukatım ve çevrem ifademi geri çekmem için ağır baskı yapıyorlar. (…) Dayanacak takatim kalmadı. Eğer Kasım 2009 sonuna kadar tahliyem konusunda herhangi bir gelişme olmazsa, yine 221. maddede ve ifademde yazıldığı üzerine ‘kimliğimin gizliliğine’ riayet edilmediği için baskılara dayanamayıp gizli tanıklıktan çekilmeyi düşünüyorum… Sizden olumlu veya olumsuz bir cevap bekliyorum."

"SANIRIM TAHLİYEYİ HAK ETTİM"

6 Kasım 2009

"Sayın Savcım,

(…) Daha garantili olsun diye bu seferki mektubu APS ile gönderiyorum. Henüz tahliye olmam konusunda herhangi bir gelişme yok. Sayın Mahkeme Başkanının şerh koyarak imzaladığı ara karardaki tahliye listesinde de adım yok. (…) Kaldı ki, PKK teröristlerine ait bir grup dağdan inmiş bunlar tutuklanmamıştır, üstelik 221’i imzalamamışlardır bile.

(…) Oktay Yıldırım’la Behiç Gürcihan aracılığıyla bir iki kez görüşmüştüm. Ümraniye bombaları olayı ortaya çıkınca Oktay Yıldırım’la ortak yazı yazdığımız sitelerden (acikistihbarat.com ve kuvaimilliye.net) hemen ayrıldım ve oradakilerle aram bir daha düzelmemek üzere açıldı.

(…) Artık cezaevi dayanılmaz hale geldi. Ağır depresyondayım. İlaçla ayakta durabiliyorum.

(…) Sizden ricam, acilen tahliye konusunda desteklerinizi esirgememenizdir; sanırım bunu hak ettim."

"DOĞU PERİNÇEK HAKKIMDA ÇOK AĞIR KONUŞMUŞ"

16 Kasım 2009

"Sayın Savcım,

(…) Son APS ile attığım mektubu Sayın Nihat Taşkın ile Sayın M. Ali Pekgüzel’e de APS ile göndermiştim. (…)

Geçen Cuma günkü duruşmada mahkemenin aldığı kararlardan biri tüm sanıkların mahkemeye getirilmesiymiş. Biliyorsunuz ifadem 3. iddianameye eklendikten sonra basında kimliğim açıklandı. Bunun üzerine tutuklu sanıklardan pek çoğu hakkımda çok saldırgan konuşmalar yapmış. Doğu Perinçek, Oktay Yıldırım, Mehmet Demirtaş, İşçi Partililer, Muzaffer Tekin ve diğer pek çok tutuklu sanık hakkımda çok ağır konuşup saldırmışlar. Bu nedenle diğer sanıklarla aynı yerde bulunmam olanaksızdır. Onlarla bir araya gelmem güvenlik sorunu oluşturacaktır. (…) Avukatım İşçi Partili olduğundan sanırım gizli tanıklıktan çekilmezsem avukatlığımı bırakacağını söyledi. (…) Çevremden de gizli tanıklıktan çekilmem için büyük baskı var. (…) Tekrar yazacağım.

Gelmekte olan Kurban Bayramınızı kutlar, yardımlarınızı esirgememenizi dilerim."

Tahmin etmişsinizdir. Bütün bu mektupların altındaki imza Doç. Dr. Ümit Sayın’ın. Hepsi Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’e gönderilmiş.

Mayıs 2009’da, Savcı Öz’ün duruşma tutanaklarına da yansıyan "35 yıl yatarsın" tehditlerine dayanamadı, gizli tanıklığı kabul etti ve adı "Anadolu" oldu!

İnsanlıktan çıkarıldı, sefil bir duruma düştü. Ümit Sayın’ın "posasını", 29 Ocak 2010 günü tahliye ettiler. Ne eski dostları kaldı ne de ailesi. Ümit Sayın çoktan ölmüştü.

Hikmet Çiçek

Odatv.com

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak Kalpaksız Kuvayı Milliyeci ve Usta Gazeteci Uğur Mumcu’yu vefatının 27. Yılında özlem ile anıyoruz.


u%C4%9Fur-mumcu1.jpg

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak Kalpaksız Kuvayı Milliyeci ve Usta Gazeteci Uğur Mumcu’yu vefatının 27. Yılında özlem ile anıyoruz.

Kalpaksız Kuvayi Milliyeci : Uğur Mumcu

Alev Coşkun / Cumhuriyet / 24.01.2020

Uğur Mumcu’nun gazetecilikte yükselişi Cumhuriyet’te “Gözlem” sütununda yazdığı yazılarla olmuştur. Uğur’un 12 Eylül öncesi Cumhuriyet’teki silah kaçakçılığı ile yazı dizisi büyük ses getirmişti.

Uğur, silah ve uyuşturucu kaçakçılarını, onlarla resim çektiren valileri, güvenlikçileri yazıyor ve “terör örgütleriyle silah kaçakçıları arasındaki yoğun ilişkiyi” ortaya koyuyordu.

Öldürülmeden önce, ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarını ve ılımlıİslam devletinin unsurlarını irdeleyen yazılar yazıyordu.

Uğur, Ortadoğu’da Arap, Müslüman şeyhlerin derdinin imanının para olduğunu belirtiyor ve “Dünyada insan insanın kurdudur. Ama Ortadoğu’da Müslüman, Müslümanın kurdudur” diyordu.

Bilardo Teorisi

Ortadoğu ile ilgili “Bilardo Oyunu” yazısından söz etmek istiyorum. Uğur, şöyle diyordu:

“() Körfez savaşı sonrasının diplomasisi bir bilardo oyunu’ gibi oynanıyor. ABD, bilardo sopası ile Irak’ı vuruyor, Irak topu Kürt topuna vuruyor. Kürt topu da Kıbrıs topuna! Bu zincirleme reaksiyon’ Türk dış siyasetinin manevra alanını iyice daraltıyor. Türkiye, Kürt-Ermeni-Rum-Avrupa ve Amerikan kıskacında büyük bir yalnızlığa itiliyor. Ve bunun adı da aktif politika’ oluyor.()” (Cumhuriyet, 16 Mart 1991)

Uğur, Aralık 1992’de “Tarikat-Siyaset-Ticaret devletin resmi ideolojisinin üç ayağını oluşturuyor” diyordu.

Uğur ve İmam Hatipler

Uğur’un aşırı dincilerin tepkisini çeken en son yazısı, “İmam-Subay” adını taşıyan yazıdır. Uğur, imam hatipli doktor, İmam hatipli yargıç, imam hatipli kaymakam ve vali devrinin açılacağını belirtiyor ve “Yaşa var ol Harbiye / Selamünaleyküm sivil toplum/ Maşallah ikinci cumhuriyet/ Ruhuna el fatiha laiklik” diyordu.

Uğur Mumcu Gazeteciliği

Uğur Mumcu yazılarında bir konuyu alır, inceler somut verilere ulaşır, irdeler ve yazısını yazardı.

Kimileri, “Uğur Mumcu gazeteciliği bana bir şey ifade etmiyor” diyor. Uğur Mumcu gazeteciliği, çalışmaktır, araştırmaktır, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve laik ilkelere inanmak ve savunmaktır. Uğur Mumcu gazeteciliği “Yetmez ama evet”çi değildir. Uğur Mumcu gazeteciliğinde “Bizi de kandırdılar” cümlesi hiçbir biçimde yer almadı. Bu nedenle “yetmez ama evetçiler” Uğur’u sevmezler. Uğur Mumcu gazeteciliğinden de anlamazlar.

Neden Kalpaksız Kuvayi Milliyeci?

Uğur Mumcu’ya neden “Kalpaksız Kuvayi Milliyeci” deniliyordu? Çünkü genç yaşta Anadolu İhtilali’nin temel köklerini benimsemişti. Atatürk’ün antiemperyalist duruşunu özümsemişti. Aydınlanma devrimlerini, çağdaş ve laik Türk toplumunun önemini kavramıştı. Uğur, onun için “Kalpaksız Kuvayi Milliyeci”dir.

Ne demişti Atatürk? “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.”İşte bu onurlu düşünceyi Uğur tüm benliğinde duyumsuyordu. İşte bu nedenlerle antiemperyalist, Kuvayi Milliyeci, Atatürkçü Uğur’u öldürdüler.

DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU TÜM EKİBİ VE YURTSEVER TAKİPÇİLERİ İLE ELAZIĞ DEPREMİ İÇİN VALİLİĞİN EMRİNDEDİR.


DAĞITIM :

  1. TBMM
  2. T.C. BAŞKANLIK
  3. ELAZIĞ VALİLİĞİ
  4. ELAZIĞ BELEDİYESİ
  5. AFAD GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, Sayın Vekilim, Sayın Belediye Başkanım,

Bugün Kandilli saatine göre 22:49’da Elazığ’ın Sivrice ilçesinde 20:55’te 6.8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem yerin 6,75 kilometre derinliğinde gerçekleşti. Kandilli Rasathanesi daha sonra depremin büyüklüğünü 6.5 olarak güncelledi. Deprem Kilis’ten Samsun’a birçok ilde hissedildi. Öte yandan 21:08’de 5.4, 21,17’de 5,1 şiddetinde artçı sarsıntılar meydana gelirken son deprem ise 22.49’da merkez Kavakköy-Sivrice 4.5 şiddetinde oldu.

Son belirlemelere göre 14 vatandaşımız hayatını kaybetti. 250’yi aşkın vatandaşımız da yaralandı.

Öncelikle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılarımıza ise acil şifa dileriz.,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU, 30 kişilik gönüllü ekibi ve 35,000’i aşkın yurtsever takipçisi ile Elazığ Valiliğimizin emrindedir. Emir buyurmanız halinde bölgedeki gerek ARAMA-KURTARMA gerekse sair diğer faaliyetler için bölgeye derhal intikal edebilecek kabiliyettedir. Verilecek her görevi intizamlı ve hassas bir duyarlılık içinde sonuna kadar yerine getireceğimizden kimse kuşku duymasın. Verilecek her göreve hazır ve nazırız.

Durumu makamınıza arz eder, saygılarımızı sunarız.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU

SİYASİ DOSYA : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak Türk siyasi hayatının değerli kurumu ŞAHLANIŞ HAREKETİ’ne siyasi faaliyetlerinde başarılar dileriz.


ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak Türk siyasi hayatının değerli kurumu ŞAHLANIŞ HAREKETİ’ne siyasi faaliyetlerinde başarılar dileriz.

YEKTA YAKTI : Şahlanış hareketi 30 yaşında

Ankara’da 19 Üniversite öğrencisi 18 Ocak 1990 yılında Şahlanış Hareketi’ni kurdu. Hareketin kurucusu ise Ankara Dil ve Tarih Corafya Üniversitesi öğrencisi Murat Altun’du.

Şahlanış Hareketi, 1990 yılından günümüze, memleket meselerinin yılmaz savunucu oldu. Onursal Başkan Murat Altun’un Türkiye’nin iç ve dış politikalarında yapılan yanlışları, çözümlerinide ortaya koyarak verdiği mücadelenin sonunda Türkiye’nin her tarafında ciddi anlamda teşkilatlanan en büyük hareketi oldu.

Yerli ve milli siyasi bir hareket olarak 30 yıldır ülkesine ve milletine hizmet eden Şahlanış Hareketi’ni bugünlere alnı açık, dik ve hiç bir siyasi yapıya arkasını dayamadan geldi.

Hareketin içinde olanların imece usulü ile 30 yıldır çizgisinden şaşmadan, doğruya doğru , yanlışa ise ortaya koyduğu çözümler sunarak, ayrıştıran değil, birliştirici oldular.

İnanç ve kararlıkla çıktıları yolda bugün Türkiye’nin en köklü hareketinin kurucusu ve onursal başkanı Murat Altun’un önüne çok engeller kondu. İşinden aşından oldu.

Ülkesine ve milletine hizmetten başka bir gayesi ve amacı olmayan, 7 yabancı dil bilen, sayın Murat Altun ile arkadaşlarını yürekten tebrik ediyor ve nice 30. yıllara diyorum…

Mehmet Mahmut Yıldız

Şahlanış Hareketi’nin, memleket meselerine katkısını sürdürmesi için mücadele edenler arasında yer alan kişilerden biride, Genel Başkan Mehmet Mahmut Yıldız’dır.

İstanbul’da merkez sağ dendiğinde ismi ilk akla gelenlerden olan ve saygın kişiliği ile siyasette makam ve mevki elde edeceği siyasi yapılaşmaların içinde yer almak yerine, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza yaşanabilir bir ülke bırakmanın mücadelesini veren Mehmet Mahmut Yıldız’ın şüphesiz ki, Şahlanış Hareketi’nin Türkiye genelinde teşkilatlanmasına katkısı büyüktür.

Türkiye’de mevcut siyasi yapılardan umudunu yitirenlerin bir araya geldiği Şahlanış Hareketi, iç ve dış politikada ortaya koyduğu çözüm önerileri ile iktidara alternatif olacak kadrolara sahip bir harekettir.

Tüm zorluklara rağmen, yollarına döşenen dikenli tellere aldırmadan, Türkiye’nin huzurlu, herkesin bir arada mutlu ve geleceğe umutla bakması için mücadele veren Şahlanış Hareketinin tüm mensuplarını yürekten tebrik ediyor ve Türkiye’nin 2023’ünde yapılacak seçiminde siyasi bir yapı olarak ortaya çıkmasını diliyorum…

TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak merhum Başbakanımız Bülent Ecevit’in kıymetli eşi Rahşan hanıma rahmet, DSP camiasına ve tüm Türk Ulusuna sabır dileriz.


DAĞITIM :

  1. DEMOKRATİK SOL PARTİ YÖNETİMİ
  2. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak merhum Başbakanımız Bülent Ecevit’in kıymetli eşi Rahşan hanıma rahmet, DSP camiasına ve tüm Türk Ulusuna sabır dileriz.

Karaoğlan, Beyazgüvercin’ine kavuştu. Biz onları hep bu sevgi tablosu ile hatırlayacağız. Nur içinde yat sevgili Başbakanım, Rahşan Yengem. Toprağınız bol, kabriniz nur olsun.

www.ozelburoistihbarat.com