ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 56 yıl önce vatan hasreti içinde vefat eden ulusal şairimiz Nazım Hikmet’i saygı ve özlemle anıyoruz. Ruhu şâd olsun !!.


ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 56 yıl önce vatan hasreti içinde vefat eden ulusal şairimiz Nazım Hikmet’i saygı ve özlemle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

BİYOGRAFİ DOSYASI : ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 2 Haziran 1935’da yitirdiğimiz eğitim devrimcisi Vasıf Çınar’ı saygıyla anıyoruz.


ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 2 Haziran 1935’da yitirdiğimiz eğitim devrimcisi Vasıf Çınar’ı saygıyla anıyoruz.

1931’den sonra Prag, Budapeşte, Roma, Moskova büyükelçiliklerinde bulundu. Atatürk tarafından kendisine “Çınar” soyadı verildi. Büyükelçi olarak görev yaptığı Moskova’da 2 Haziran 1935’da öldü.

Vasıf Çınar, Öğretim Birliği’nin mimarlarından biridir. Gelecek, yörüngesini yitirmiş Milli Eğitim dizgesi yine onların yolunu gösterdiği bilimsel eğitimle kurulacaktır.

Ölümünün 84. yılında H. Vasıf Çınar’ı saygıyla sevgiyle anıyoruz.

****

1894 yılında İzmir’de doğan Hüseyin Vasıf Bey(Çınar), İzmir İdadîsi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1916).

* Meslek hayatına öğretmen olarak başladı; İzmir’de özel Şark Okulu’nun kurucuları arasında yer aldı.

* Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine Redd-i İlhak Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı ve Mustafa Necati ile birlikte, Balıkesir bölgesindeki Kuvâ-yi Milliye’ye katılıp o bölgede çıkan İzmir’e Doğru gazetesinde Millî Mücadele’yi destekleyen yazılar yazdı.

* Kurtuluşundan sonra İzmir’e maarif müdürü olarak (9 Eylül 1922) atandı. Daha sonra Maarif Vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) Özel Kalem Müdürü oldu.

* 1923’te Saruhan’dan (Manisa), 1927’de İzmir’den milletvekili seçildi.

* İstiklâl Mahkemesi savcılığında bulundu.

* İsmet Paşa’nın (İnönü) kurduğu hükûmetlerde (8 Mart-22 Kasım 1924 ve 2 Kasım 1927-25 Eylül 1930) Millî Eğitim Bakanlığı yaptı.

* Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkmasında önemli rol oynadı ve bu kanunu uygulayan ilk bakan oldu.

Eğitim bakanı Vasıf Bey’in 8 Eylül 1924 tarihli genelgesinde de eğitim ve öğretimin temel amaçları özetle şöyle gösterilmiştir:

– Eğitimin milli esaslara ve batı medeniyetinin yöntemlerine dayanması,

-Okulların insan ilişkileri,toplumsal yaşama kuralları, temizlik, düzen vs. uygar ve örnek alınacak bir eğitim yapmaları,

-Çocukların kalplerinde ve ruhlarında Cumhuriyet için fedakar olmak ülküsünü taşımaları,

-Okulların vicdan ve fikir hürriyeti ve bilinçli bir sorumluluk telkin etmesi,

-Öğretimin uygulamalı ve işe yarar bir hale getirilmesi,

-Okulların ilim ve okuma zevkini vermesi,

-Okulların halka sağlığın değerini ve sağlıklı olmanın yollarını öğretmesi,

– Okulların bedenen ve fikren dengeli gelişimi sağlaması,

– Okulların toplumun ve ailenin ihtiyaçlarını dinleyip göz önünde tutması,

-Okulların tasarruf, yardımlaşma ve iktisat fikirlerini vermesi,

-Okulların çocuklarda hür ve makul bir disiplin oluşturması.

*Vasıf Çınar’ın 1924’teki 8 aylık ilk bakanlığında Ankara’da toplanan İkinci Heyet-i İlmiye, okul programlarında gerçekleştirilecek yenilikleri kararlaştırdı.

*İlköğretimin 6 yıldan 5 yıla indirilmesi, ortaokul ve lisenin 3’er yıllık iki aşama sayılması, böylece ortaöğretimin 7 yıldan 6 yıla indirilmesi ve sosyoloji dersinin de konması, ilk okul müfredat programlarının hazırlanması, ders kitaplarının yazdırılması gibi. Bu kararlar 1924-1925 Öğretim yılından başlanarak aşamalı olarak yürürlüğe girdi.

* Vasıf Bey’in eğitim bakanlığı zamanında toplanan 43 kişilik bir program heyeti ilk, orta ve liselerin ders programlarını değiştirmiştir.

* Önce daha evvelki devrin ideolojisine bağlı olan görüşler kitaplardan ayıklanmış ve yerine Cumhuriyet’in esasları konulmuştur.

* Ortaokul ve liselerin öğrenci için çok ağır gelen ders programları bu değişiklikle bir hayli hafifletilmiştir.

*İslami ilimlerden bir kısmı okullardan büsbütün kaldırılmış ve bir kısmı da iyice azaltılmıştır. Arapça ve Farsça kaldırılan dersler arasındadır.

* Din derslerinin saatleri ise azaltılmış ve sadece liselerin iki sınıfında bırakılmıştır.

Falih Rıfkı Atay, her ikisini karşılaştırırken “Kültür zaafı bakımından birbirlerinden pek farklı değillerdi. Karakter bakımından Necati daha uysal, Vasıf daha sert ve civanmertti” diyor.

Bu iki arkadaşın kaderi de çok erken yaşlarda ölmeleri ile birbirine benzerlik gösterecektir.

Vasıf Çınar ikinci kez getirildiği Milli Eğitim Bakanlığından İtalya Büyükelçiliği’ne atanması nedeniyle ayrılır.

21 Mayıs 1932 günü Roma’ya Başbakan İsmet İnönü ile birlikte giden Çınar, 28 Mayıs tarihinde buradaki görevine başlar.

16 Temmuz 1934 günü Roma’dan Moskova’ya atanır. 10 Eylül 1934’te ikinci kez Moskova’da göreve başlar.

İki ay kadar sonra 7 Kasım’da Moskova’daki görevine ek olarak Litvanya Cumhuriyeti Hükümeti” yanında da Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortaelçi sıfatıyla temsil etmesi kararlaştırılır.

Vasıf Çınar Moskova’daki görevinin başında iken 30 Mayıs akşamı evinde birden bire hastalanır ve 2 Haziran 1935 sabahı vefat eder.

KUTLAMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK KARDEŞ AZERBAYCAN CUMHURİYETİ’NİN 101.YILINI KUTLAR; TÜM TÜRK DÜNYASINA ESENLİKLER DİLERİZ.


DAĞITIM :

  1. AZERBEYCAN DEVLETİ BÜYÜKELÇİLİĞİ
  2. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞI
  3. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK KARDEŞ AZERBAYCAN CUMHURİYETİ’NİN 101.YILINI KUTLAR; TÜM TÜRK DÜNYASINA ESENLİKLER DİLERİZ.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

PSİKOLOJİK HARP DOSYASI : FETÖ ÖRGÜTÜ’NÜN PSİKOLOJİK OPERASYON EKİBİ VE 20.09.2008 TARİHLİ AMERİKAN KONSOLOSLUĞU SALDIRISI


Değerli Yurtseverler,

Bir çoğunuz hatırlar. Daha 5-6 yıl öncesine kadar CIA’nin planlaması ve taşeronu FETÖ ÖRGÜTÜ’nün icraatiyle bir ERGENEKON öcüsü yaratıldı. Bu öcü kamuoyuna o kadar pompalandı ki normal vatandaşlar bile her işin altında ERGENEKON ÖRGÜTÜ aramaya başladılar. Artık “kızımı Ergenekon kaçırdı” diyen mi ararsın “Ergenekon arabama zehirli kene koydu” diyen mi ararsın her çeşit hurafe ortalıkta dolanır oldu. Bu ortamı psikolojik olarak hazırlayan FETÖ ÖRGÜTÜ MEDYASI’da bu sobaya odun üzerine odun atıp harladı.

Amaçları ERGENEKON sanıklarını yurtsever kişiler değil, tam tersine menfaat peşinde koşan, resmi devlet kimliklerini paravan olarak kullanıp iş adamlarına çöken, haraç alıp uyuşturucu ticareti yapan ve her kirli işin altından çıkan bir mafya örgütlenmesi olarak lanse etmekti. Ve bu planı da gayet güzel uyguladılar. Hayatları boyunca devlete özverili şekilde hizmet etmiş kahraman subaylarımız, şerefli, onurlu gazetecilerimiz, bir kuruş rüşvet almamış bürokratlarımız, siyasetçilerimiz, akademisyenlerimiz ve Ergenekon haricinde nezarethane görmemiş yüzlerce kahraman yurtseverin yanına onların adını bilinçli olarak kirletmek için Danıştay, Zirve, Rahip Santoro saldırılarını düzenleyenleri ve bilumum gayri meşru mafya babasını da kattılar ki böylece kamuoyunun operasyon için ikna edilmesinin yolu açıldı. İstihbarat jargonunda bunun adına “PSİKOLOJİK HARP OPERASYONU” deniyor. FETÖ ÖRGÜTÜ’de kendisine bağlı Polis, Savcı, Hakim ve Sözde Gizli Tanıklar ile bu planı çok güzel uyguladı. Medyada emirlerinde olunca bu psikolojik operasyonu kamuoyuna servis etmek çocuk oyuncağı oldu.

Bu süreç içinde hatırlayınız onlarca Ergenekon Sanığı hakkında FETÖ medyasında ve ona inanan (Daha sonra da kandırıldığını söyleyen AKP MEDYASI) havuz medyasında asılsız haberler çıktı. Her gün Polis ve İstihbarat birimlerine isimsiz ihbarlar yağdı. Erken kalkanlar GİZLİ TANIK oldular. Tam bir tiyatro sahnesi. Hepsi FETÖ’cü Polis ve İstihbaratçıların tasarrufu ile yapıldı.

Ergenekon Sanıklarının topyekün üzerine gidildi. İş adamlarına ödeyemecekleri vergi cezaları kesildi, Akademisyenlere görevden el çektirildi, İş güç sahibi olanların işlerine son verildi, Erkut Ersoy, Erdal Şahin, Özel Yılmaz, Handan Selçuk gibi İstihbaratçılar bizatihi Fetöcü Savcı ve Polislerin tasarrufuyla deşifre edildi, gizli devlet bilgileri ortalığa saçıldı, Kozmik Odaya girilerek devlet sırları harddisklere konularak yurtdışına kaçırıldı, Sanıkların haklarında el altından planlı dedikodular yayıldı, yıpratılmaları için her türlü psikolojik operasyon unsurları uygulandı. Sanıkların bu iddialara cevap vermeleri mümkün olmadığı için uygulanan karalama ve çamur atma operasyonu bir bakıma başarıya da ulaştı. Sanıklar hançerlerini yırtarcasına gerçekleri her duruşmada bağırdı, medyaya, siyasi partilere mektuplar gönderildi, haberler tekzip edildi ama ne FETÖ medyası ne de HAVUZ medyası bu itibarsızlaştırma operasyonundan geri adım atmadı. Çünkü arkalarında CIA’nin korumasında olan ve ABD’nin BOP-BİP projesi kapsamında kullandığı Fetullah hoca ve ajan şebekesi vardı. Tayyip Reis ile de aralar o dönem açık değildi. Tayyip Reis Fetöcü Hocaya “Muhterem Hocam” diyordu.

Sonra, canciğer kuzu sarmaları olan FETÖCÜLER ile AK PARTİLİ’lerin arasına karakedi ve darbe girdi. Maske düştü kel göründü. Her ne kadar bazı siyasiler darbenin kontrollü olduğunu söyleseler de bu da gizli kalmayacak ve ergeç gerçekler gün yüzüne çıkacaktır.

İşte bir örnek olması açısından o dönem FETÖCÜ’lerin kontrolünde olan ve bilhassas CIA’nin planlaması ile yaptırılan bir Psikolojik Operasyon haberine dikkat çekiyoruz. Bu haber ile ABD’nin Ergenekon Operasyonuna direkt olarak müdahilliği sağlanacak ve bir taşla birden fazla kuş vurulacaktı.

Bu haber yayınlandıktan sonra haberin yayınlandığı gün Grup Sözcümüz Erkut beyin Kandıra F tipi Cezaevindeki koğuşu 40 Asker, 20 Gardiyan ile didik didik arandı ama değil terörist Erkan Kargın ile görüştüğü cep telefonu, çakı dahi bulunmadı.

Size bu haberi neden ilettik onu da kısaca anlatayım.

FETÖ ÖRGÜTÜ, psikolojik olmak üzere tüm ÖZEL HARP operasyonlarını uygulayabilecek kabiliyette olan bir örgüttür. Kendisine samimiyetle inanan büyük bir mütedeyyin vatandaşımız safiyane bir şekilde müridleri olmaya devam ediyor. Ama bu örgüt içinde görev alanların çoğu ABD istihbaratı tarafından özel olarak yetiştirilmiş profesyonel ajanlardır. Ve görevleri CIA’nin bölgedeki çıkarlarına uygun olarak, yeni dünya düzeni içinde Türkiye’nin ve diğer müslüman ülkelerin yönetimlerinin yeniden revize edilmesini sağlamaktır. Buna kimileri BOP kimileri ise BİP diyor.

Erkut bey ise üzerine atılan bu çamurun etkisinde elbette ki kalmadı. Şu anda mecburi olarak Ergenekon Yargılaması devam ettiği için devlet hizmetine geçici olarak ara verdi (Son Ergenekon duruşması 01.07.2019 tarihinde olacak) ancak ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun yurtsever çalışmaları içerisinde Grup Sözcülüğü yaparak vatanına hizmet etmeye devam ediyor. Ömrü boyunca da edecek. İleride faaliyetleri yüzünden belki başka kumpasların da mağduru olabilir. Siyasi konjonktür buna müsait. Tabi ÖZEL BÜRO GRUBU’nun gönüllü yurtseverleri olarak bizler de aynı riski taşıyoruz. Ama risk olmadan, bedel olmadan, zarar görmeden gerçek yurtsever olunmuyor. Eğer bu yolda yürüyeceksek elbette ayağımıza değecek taşı da hesap edebilmeli, göğüsleyebilmeliyiz. Zoru başarırız, imkanız biraz zaman ister.

Herkesin bildiği bir sözü burada tekrar edeyim.

SONUNU DÜŞÜNEN KAHRAMAN OLAMAZ.

Şimdi isterseniz aşağıdaki linkten haberi inceleyin.

Yusuf Özbek

İstihbarat Uzmanı

yusuf.ozbek

LİNK : http://arsiv.sabah.com.tr/2008/09/20/haber,3098C646FEE34544861435176ECBA30A.html

ANMA MESAJI : TMT kurucusu E. Tümg. Daniş Karabelen komutanımızı 36’ncı vefat yıl dönümünde ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak saygı, şükran ve rahmet ile anıyoruz.


DAĞITIM :

  1. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI
  2. KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  3. DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  4. HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  5. JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
  6. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
  7. KIBRIS TÜRK BARIŞ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  8. KKTC BRT KANALI
  9. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

Sayın Komutanım,

Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kuruluşunda rol oynayan isimlerden, Emekli Tümgeneral Daniş Karabelen komutanımızı 36’ncı vefat yıl dönümünde ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak saygı, şükran ve rahmet ile anıyor, KIBRIS BARIŞ GÜCÜ’ndeki tüm asker ve komutanlarımıza üstün başarılarının devamı dileğiyle saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) Kurucusu E. Tümg. Daniş Karabelen, 36’ncı ölüm yıl dönümünde anıldı

HABER LİNKİ : http://www.brtk.net/karabelen-36nci-olum-yil-donumunde-anildi/

Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kuruluşunda rol oynayan isimlerden, Emekli Tümgeneral Daniş Karabelen, 36’ncı ölüm yıl dönümünde TMT Mücahitler Derneği’nde düzenlenen törenle anıldı. Törene, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Necmi Karakoç, Daniş Karabelen’in kızı Özcan Atamert, askeri yetkililer, muharip derneklerden temsilciler ve davetliler katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal marşıyla başlayan törende TMT Mücahitler Derneği Genel Sekreteri Çetin Serez, Daniş Karabelen’in biyografisini okudu. TMT Mücahitler Derneği Asbaşkanı Celal Bayar ve Daniş Karabelen’in kızı Özcan Atamert konuşma yaptı. Konuşmaların ardından TMT’ye hizmet veren 26 kişiye milli mücadele madalyası takdim edildi.

TMT Mücahitler Derneği Genel Sekreteri Çetin Serez, 1898’de doğan, 1983’te hayatını kaybeden Karabelen’in biyografisini okudu. Serez, “Daniş Paşa, var oluş için verdiğimiz kutsal kavgaya imza atan bir komutandı, bu onurlu mücadelemize her yönüyle katkısı büyüktü” dedi. Karabelen Paşa’nın başkanı olduğu Özel Harp Dairesi tarafından kendilerine Bozkurt amblemi verildiğini de anımsatan Serez, “Şimdi TMT Mücahitler Derneği’nin sembolü olan bu amblemi mücadele yıllarında, 11 sene boyunca sancaklarımızda ve üniformalarımızda gururla taşıdık. Taşımaya da devam edeceğiz” ifadesine yer verdi.

KKTC’nin hudutlarının, büyük direniş ve mücadeleden sonra çizildiğini belirten Çetin Serez, “Bu topraklar Türk’ündür” vurgusunda bulundu. TMT Mücahitler Derneği Asbaşkanı Celal Bayar, tarihçi Cemal Kutay’ın kaleme aldığı ve gazetede yayınlanan Daniş Karabelen’le ilgili yazıyı kürsüden okudu. Bayar, “Yaşamının uzunca bir bölümünü Kıbrıs Türklerinin bu adada var olabilmesi için harcayan Daniş Karabelen Paşa’yı unutmam mümkün değildir. Onu her zaman saygıyla anıyoruz” dedi. Kıbrıs konusunda da konuşan Bayar, “Eşitlik ve egemenliğimiz kabul edilmeden ne görüşme yapılabilir ne de federasyon olabilir.

Rumların öngördüğü şartlarda masaya oturmak 60 yılımızı heba etmek, haklarımızdan vazgeçmek demektir. Bunu kabul ettiğimiz takdirde Karabelen Paşa hakkını helal etmez, mukavemetçi ve şehitlerimizin kemikleri sızlar. Buna müsaade etmiyoruz, etmeyeceğiz” şeklinde konuştu. Daniş Karabelen’in kızı Özcan Atamert, 36 yıldır babası anısına düzenlenen törenine katılmak üzere Türkiye’den KKTC’ye geldiğini belirterek, tarih yaklaştıkça günleri saydığını söyledi. Atamert, “Paşa babamı o kadar güzel yad ettiniz ki, çok duygulandım” şeklinde konuştu. Babası Daniş Karabelen’in anılarından kesitleri davetlilere anlatan Özcan Atamert, “Babam 17 yaşından itibaren kendini bu vatana adadı. Sadece babamın değil, annem Leman Karabelen’in de bu vatana hizmeti büyük. Babamla annem Kıbrıs’a öyle gönül verdiler ki 1957-1958’de yaralanan gazileri kendi evlerinde ağırladılar” dedi.

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK 23 YIL ÖNCE KAHPECE KATLEDİLEN 33 MEHMETÇİĞİMİZİ SAYGI VE RAHMET İLE ANIYORUZ !!


ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK 23 YIL ÖNCE KAHPECE KATLEDİLEN 33 MEHMETÇİĞİMİZİ SAYGI VE RAHMET İLE ANIYORUZ.

23 YIL ÖNCE 33 ŞEHİT ! 23 Yıl sonra değişen ne ?

Bundan tam 23 yıl önce, yani bugün gibi, takvimler 1993 Yılının Mayısın 24’ünü gösterdiğinde, Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından biri yaşandı.

Elazığ – Bingöl Karayolunu kesen PKK’lı teröristler, 2 otobüste bulunan, silahsız, korumasız, 33 vatan evladını kalleşçe ve hunharca katletti. İşte bu gün, o günün 23’üncü yıl dönümü. Şehitler için, olayın olduğu bölgede, anıt dikildi ancak, yakın tarihimizin, en acı olaylarından biri unutulmaya yüz tuttu.

İŞTE O GÜNLERDE YAŞANANLAR & BİNGÖL YOLUNDA 33 ŞEHİT

33 erin şehit olduğu 12 yıl önceki katliamdan sağ kurtulan üç asker, yaşadıklarını anlattı.

Yıl 1993. Malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili. Üniforma ve postalları çantalarında. Hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. Saat 18.00. Bingöl’e 10 kilometre var. Dağlık, dar bir yol. Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. Şoföre bağırırlar; ‘Geri dön!’ Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş… Otobüsün kapısını, ‘Orada ben yoktum’ diyen Şemdin Sakık, o zamanki adıyla ‘Parmaksız Zeki’ açıyor.

OSMAN PARTAL ANLATIYOR

Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu.

Şemdin Sakık, şimdi Hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ‘Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. Omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘Arkada, geliyor’ cevabını aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı.

DOĞULU-BATILI DİYE AYIRDILAR

Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. Mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız’ dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup, Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. Kimi terörist evlere gidip istirahat etti.

Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler. Tekrar yürümeye başladık. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ‘Devrem bizi vuracaklar’ dedim.

DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM

Tir tir titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler… Su istiyorlardı. ‘Anne, anne’ diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum. Kendimi çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.

Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar

Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. Beyin, ayak… Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı…

Şoför biliyordu

ERKAN OMAY ANLATIYOR

Adanalı hemşerim Mehmet Tura’yla Manisa-Kırkağaç’ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 Mayıs sabahı, jandarma komando olarak Siirt’teki birliğimize gitmek üzere Malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. Bizi koruyan refakatçı da. Bingöl’e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk.

Saat 18.00’di. Karşı yönden gelen Bingöl Tur otobüsünü tarayan 50 kadar PKK’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. Şoföre geri dönmesi için bağırdım. Duymazdan geldi. Zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti. Bizi indiren PKK’lılar ‘Geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk’ dedi.

O sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. ‘Oğluma ne yaptınız’ diyordu. Adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. Çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. Geldiği gibi gitti. O baba sayesinde kurtulduk. Hepimizin öldüğü sanılıyordu. Askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti.

YANLIŞLIKLA 9 ŞEHİT DAHA

Sürekli yürüyorduk. Ertesi gün 12.00’de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. Asıl harekat 16.00’da başladı. Sikorsky ve F-16’lar uçuyordu tepemizde. PKK’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı.

Bizi hedef olarak ortada bıraktılar. Askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. Müthiş bir yağmur vardı. Bizi kalkan olarak kullanan Şemdin Sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı.

Teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. Kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan Osman Partal da aramızdaydı. Ellerimizi çözmeyi başardık. Kaçmaya başladık. Karşılaştığımız birkaç teröriste ‘Bizi serbest bıraktılar’ dedik. İnandılar.

Birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk. Bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum. Tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. Mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. Komutan ‘PKK’lı var mı içinizde?’ diye sordu. Sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. Bingöl Cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. Elbiselerimizi değiştirdik. Evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. Kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. Evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım.

ERKAN OMAY ANLATIYOR

10 kişilik yakın korumaları arasındaki, ‘hemşire’ diye hitap ettikleri kadın bizimle alay etti. Sakık, ‘Sorunumuz rütbelilerle, size bir şey yapmayacağız’ dedi.

Her birimize nereli olduğumuzu sordu. Aramızda Denizli ve Konya’dan olanlar çoğunluktaydı. Hemşerilerden oluşan timler daha başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. Şehit olan 33 arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu.

Bu arada bir er ‘Ben Kürt’üm’ deyince PKK’lı ‘Kürt-Türk fark etmez. Asker askerdir. Biz askere düşmanız’ dedi.

Tek sıra olmamızı istediler. En başta ben vardım. Mehmet Tura 6’ncıydı. Yan yana olalım diye gittim, 7’nci oldum. ‘Baştan 6 kişi gelsin’ dediler. Diğer sıralardan aldıkları 6’şar kişiyle bir grup oluşturdular. ‘Kolkola girin’ deyip götürdüler. Arkadaşlarımız kolkola ölüme gittiler.

SİLAHLAR 10 DAKİKA HİÇ SUSMADI

Derken yer gök Kalaşnikof cayırtısına boğuldu. Kalaşnikoflar 10 dakika boyunca hiç susmadı. Mehmet’in bana son bakışını unutamıyorum. Sırada yer değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, Mehmet ölmeyecekti. Adana’da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. Terhis olur olmaz evleneceklerdi.

Askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi

Sayıları 150’yi bulan PKK’lıların silah tehditi altında yürümeye başladık. Bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist ‘200 metreden sigarayı bile vururum’ diyerek böbürleniyordu.

İçimizde komando olup olmadığını sordu. Tişörtümde ‘Kırkağaç-Komando’ yazıyordu. Beyaz gömleğimi çıkarmamı istediler.Devrem Konyalı Adnan Gebeş’in verdiği parkayı giyip, bunu sakladım. Bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan üniforma ve postallarımızı giydi. Türk askeri kılığına büründüler. Ellerimizi sicimle bağladılar. Mehmet Tura’yla kaçmaya karar vermiştik. Tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. O sırada korkunç suratlı bir terörist gelip Kalaşnikofu ağzıma soktu. ‘Bir daha kaçmayı aklından geçirirsen beynini dağıtırım’ dedi. Sabahın 02’sine kadar yürüdük. Elebaşı Şemdin Sakık, Türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu.

33 Şehit için "33 Şehit Anıtı" dikildi.

KURTULAN İKİ ASKER YAŞADIKLARINI TBMM İNSAN HAKLARI İNCELEME KOMİSYONUNDA ANLATTI!

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesindeki terör alt komisyonu, Komisyon Başkanı Ayhan Sefer Üstün başkanlığında toplanarak, Bingöl’de 1993’te 33 askerin şehit edilmesi olayından sağ kurtulan Osman Partal ile Erkan Omay’ı dinledi.

İstanbul’da gümüşcülük yaptığını, psikolojisinin ve sağlığının bozulması nedeniyle çalışamadığını belirten Partal, yıllar sonra GATA’da tedavi gördüğünü kaydetti.

Olayla ilgili bilgi veren Partal, sivil olarak 2 otobüsle Malatya’dan Bingöl’e doğru yola çıktıklarını ve kendisinin öndeki otobüste olduğunu söyledi. Akşam üzeri pusuya düştüklerini anlatan Partal, teröristlerin kendilerini önce köye sonra dağa, daha sonra ise başka bir köye götürüp ahıra soktuklarını ifade etti. Partal, nasıl işkence gördüklerini anlatmak istemediğini, çenesinin de kırık olduğunu belirtti.

Partal, şöyle konuştu:

”Gece saat 03.00’te yolun kenarına dizerek 10 dakika hiç susmadan bizi taradılar, ikinci kez yaralı varsa diye kafalarına sıkarak bir kez daha taradılar. Yaralı 10 kişi vardı. Ben kendimi arkaya attım ve ve sürünerek aşağıya gittim, üzerine 2 kurşun geldi. Hep gelip askerin bizi kurtaracağını düşünüyordum. Ruhum çok yaralı. Bir arkadaşım, ”Çocuğum yeni oldu, onu göremedim, beni kurtar’ dedi. Oradan uzaklaştım ve yolda bir kamyona binerek karakola geldim. Geri geldiğimde arkadaşlarımın çoğu yaşamıyordu, bir kişi kurtulmuştu o da hala ameliyat oluyor.

Beni GATA’ya sevkettiler ve orada yaralarım kabuk bile bağlamamışken, ‘eskisinden daha sağlıklı, görev yapabilir’ raporu verdiler ve birliğime gönderdiler. Şimdi gene olsa gene giderim, bütün ülke hepimizin. Türkiye 30 yıldır terörle mücadele etmesine rağmen, GATA’daki psikiyatri merkezi 1999’da kuruldu ve 20 tane hasta kapasitesi var.”

Partal, Malatya’dan çıkarken, bir parkta durduklarını ve koruma olup olmadığını sorduklarını, askeri bir yetkilinin de ‘Size ileride eskort verilecek, devam edin’ dediğini ve yola çıktıklarını anlattı. 3 kez yemek molası verdiklerini, yolda da eskort verilmediğini ifade eden Partal, otobüste komutan hatta onbaşı bile bulunmadığını kaydetti.

Teröristlerin sivil olan şoförü götürmediklerini ifade eden Partal, ”Bizi durduklarında Şemdin Sakık şoför’e ‘diğer araç nerede?’ diye sordu. O da ‘arkada’ dedi. Üzerimizde silah da dahil hiç bir şey yoktu. Şoför onlara liste vermedi ama teröristlerin ellerinde liste vardı gibime geldi” dedi.

Osman Partal, teröristlerin kendilerini gözden çıkardıkları için propaganda yapmadıklarını anlatarak, ”Bence kurtarılabilirdik. Kaç saatlik yolu gittik, kaç saat oldu bizi hala aramadılar. Hemen gelinseydi yaralılar kurtarılabilirdi” diye konuştu.

”İkinci otobüs kurtarılabilirdi”

Bölgeye gönüllü olarak gittiğini belirten Erkan Omay da, ”İlk otobüsün durdurulduğunu anlayınca şoföre, ‘teröristler yol kesmiş geri dön’ dedik ancak dönmedi. İkinci otobüs kurtarılabilirdi, çünkü arada mesafe vardı, taransak bile kurtulabilirdik. Silah sesi duyunca şoför ‘Nevruz kutlaması yapılıyor’ dedi” diye konuştu.

Omay, teröristlerin kendilerinden önce durdurdukları bazı arabaları yaktıklarını ve onlardaki kişilerle birlikte alıp dağa doğru götürdüklerini ifade ederek, yaşadıklarını kitap haline getirdiğini ancak kaybettiğini kaydetti. Gittikleri köyde köylülerin, ”15 gündür PKK’lılar yanımızda, kimseye zararı yok’ dediklerini söyleyen Omay, en yakın arkadaşının Kürt olduğunu ve kendisi için hüngür hüngür ağladığını bildirdi. Omay, teröristler arasında bulunan ve ”Ben 200 metreden sigarayı vuruyorum” diyen 16 yaşındaki bir çocuğun, daha sonra çatışmada alnından vurulduğunu söyledi.

Teröristlerin kendilerini kaçırırken askerin operasyon yaptığını ve şiddetli çatışma yaşandığını kaydeden Omay, teröristlerin Konya’lılara ”Konya’lılar iyi oluyor da dindar oluyor” dediğini söyledi.

”Ben daha kötüsünü yaşadım”

”Çok savaş filimi izledim ama ben daha kötüsünü yaşadım” diyen Omay, çatışmada teröristlerin kaçması üzerine askerlerin kendilerini kurtardığını söyledi.

Omay, olayın ardından gittikleri bütün kapıların yüzlerine kapandığını, gazi olarak görülmediklerini ancak buna rağmen devlete bakışlarının değişmediğini ifade etti. Devletin belge vererek kendisini onurlandırmasını isteyen Omay, çocuklarına iyi bir eğitim hayatı sağlamayı amaçladığını belirtti.

Omay, ”Yakalanınca içimizdeki bir arkadaş, ‘ben Kürtüm’ dedi. Onlar da ‘Kürt, Türk farketmez, asker askerdir’ dediler. Onların Kürtlükle alakası yok” dedi.

Omay, soru üzerine, şoförlere ne yapıldığını bilemediğini ancak serbest bırakıldıklarını duyduğunu söyledi.

Partal ise borç para alarak komisyona geldiğini ifade ederek, ”Bizim tek suçumuz asker olmamız. İnsanlar bizimle ‘devlet size sahip çıkmadı’ diye dalga geçiyor” diye konuştu.

AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner bunun üzerine, ”Bu, sizi ihmal eden devletin suçu, sizin suçunuz değil” dedi.

33 arkadaşının katillerinin peşinde olduğunu ifade eden Partal, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, ”Sizin katiliniz kim sence?” sorusuna, ”Bu yorumu yapmak bize düşmez. Belki Sakık’ı da yönlendirenler vardır, belki de Öcalan Sakık’ın üzerine atıyor. Ama sonuçta 33 asker öldü” yanıtını verdi.

”Bunların hepsini teslim etmişler”

MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu da ”Şoför nevruz kutlaması demiş ama saldırının olduğu tarih 21 Mayıs. Bunların hepsini teslim etmişler” dedi.

Ayhan Sefer Üstün ise ”Sizinle ilgili yapabileceğimiz bir bir şey varsa, sizin hayatınızı kolaylaştırmak için elimizden geleni yapacağız” dedi.

Üstün başarılı işsiz

Erkan Omay, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde bir hafta psikolojik tedavi gördü. Hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak Eruh’taki birliğine katıldı. Sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. Katıldığı operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. Şu anda işsiz olan Omay, ‘En ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim’ diyor.

VİDEO : 33 ER katliamının tanığı yaşadıklarını anlattı !!!!!

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=QAVvLaicS6s

KUTLAMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK 19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZI KUTLARIZ !!!


ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK 19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZI KUTLARIZ !!!

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=vA0Id8Zr9hM&feature=youtu.be

GÜNDOĞDU MARŞI VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=4BRlTfpISgg&feature=youtu.be&fbclid=IwAR0avGjMXDh4BI3vJZ4MxpmoEX9fUwf2CVQP1ZFppPuq52r127sb8Htx0zI