EĞİTİM DOSYASI /// GERİCİLİK SINIFLARA GİRDİ : VAİZLER 10 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA İSLAM VE ŞEHİTLİK ANLATACAK !!!!


GERİCİLİK SINIFLARA GİRDİ : VAİZLER 10 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA İSLAM VE ŞEHİTLİK ANLATACAK !!!!

Diyanet’in 81 ile gönderdiği yazı ile okullarda 10 yaşındaki çocuklara “ümmet bilinci şehitlik şehadet felaket anında sabır” anlatılacak.

Okullarda laik eğitimin yok edilmesinin yeni adımı olarak Diyanet’in vaiz görevlendirme süreci başladı. Diyanet İşleri Başkanlığı 81 ile gönderdiği yazı ile Aile ve Dini Rehberlik Büroları’nın 2018 yılı için çalışma takvimini açıkladı. Diyanet çocuklara anlatılmak üzere “milli ve manevi değerler” başlığı altında “Şükür hamd felaket anında sabır iyilik anında özveri özveri fedakârlık kahramanlık ümmet ve millet bilinci aidiyet adil davranış İslam şehitlik ve şehadet sabır eğitimi sevdiklerimizden infak duanın kabul olması” gibi konu başlıklarını belirledi.

VALİLİK OLUR VERDİ: 10 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA ŞEHİTLİK ANLATILACAK

Diyanet’in talimatı ile harekete geçen müftülükler okullarda vaiz görevlendirmek için ilk adımı attı. Çanakkale Valiliği müftülük personeli vaizlerin “Milli ve manevi değerler” konusunda ortaokullarda çocuklara vaaz vermek üzere görevlendirilmesine resmi yazı ile ‘olur’ verdi. 10 yaşındaki çocuklara verilecek vaazın konuları arasında “ümmet bilinci şehitlik ve şehadet” başlıkları yer aldı.

Çanakkale İl Müftüsü Arif Gökçe valiliğe yazdığı yazıda vaizlerin belirtilen ortaokullarda 08-19 Ocak 2018 tarihleri arasında sunum yapmak üzere görevlendirilmesini istedi.

Valilik ise müftülüğün teklifinin ardından jet hızıyla hareket ederek aynı gün “olur” kararı aldı. Bu iznin ardından müftülük bünyesindeki 5 vaizin Çanakkale’deki ortaokullarda okuyan 10 yaşındaki çocuklara 10 gün süreyle vaaz verilmesinin önü açıldı.

EĞİTİM SEN: LAİKLİK FİİLEN KALDIRILDI

Okulların Diyanet’in dini vakıf ve derneklerin müftülüklerin ideolojik çalışma alanı haline getirildiğini belirten Eğitim Sen Başkanı Feray Aytekin Aydoğan laikliğin fiilen eğitim süreçlerinde ortadan kaldırıldığını vurgulayarak “Eğitim ancak liyakat sahibi kişiler tarafından gerçekleştirilir. Protokoller ile ‘gönüllü öğretici’ adı altında eğitimci niteliği taşımayan kişiler tarafından okullarda yurtlarda halk eğitim merkezlerinde yarışma gezi konferans sempozyum adı altında her tür çalışma sürdürülmektedir” dedi.

Cumhuriyet’in haberine göre Çanakkale’deki uygulamaya da tepki gösteren Aydoğan “Okullarda eğitim-öğretim faaliyetlerini gerçekleştirecek olanlar vaiz vaizeler değil öğretmenlerdir. Bilimi terk eden eğitim politikalarına devam edildiği sürece geleceğimiz adım adım yok edilmektedir. ‘Vaiz vaize manevi danışman’ adı altında eğitim kurumlarının eğitimci niteliği taşımayan kişilere teslim edilmesini reddediyoruz. Tüm çocuklarımız için laik bilimsel eğitim istiyoruz. Artık yeter” diye konuştu.

LİNK : https://ilerihaber.org/icerik/gericilik-siniflara-girdi-vaizler-10-yasindaki-cocuklara-islam-ve-sehitlik-anlatacak-80811.html

EĞİTİM DOSYASI : MEB’in ‘dini eğitim sınıfları’ projesinde neler oluyor ???


MEB’in ‘dini eğitim sınıfları’ projesinde neler oluyor ???

MEB’in üç ilde pilot uygulama olarak başlattığı anaokullarında ‘dini eğitim sınıfları’ projesi çocukların hayatını adeta kâbusa çevirdi. Veliler, daha önce değerler eğitimi adı altında çocuklarının dini eğitime maruz bırakıldığını ve bunun çocuklar üzerinde çok ciddi etkilere neden olduğunu belirtti.

Özel Lale Bahçesi Anaokulu’nda beş yaşındaki çocuğuna din dersi verilen Taner Kocakaymak, çocuğunun geceleri kâbuslar gördüğünü, kadın olduğu için halasıyla temasa geçmediğini kaydetti. BirGün’den Meral Danyıldız’ın haberine göre, Kocakaymak, şöyle konuştu: “Eşim benim onayım haricinde çocuğumu yazdırmıştı. Çocuğum o zamanlar beş yaşındaydı. Kendisinde birçok değişiklik görüyordum. Halasıyla kucaklaşmamalar, öpmemeler, ‘günah’ demeleri başladı. Halası kadın olduğu için kendisine dokunamayacağını söylüyordu. Gece rüyalarında ağlıyordu, ‘Tamam, ezberleyeceğim, okuyacağım’ şeklinde sayıklamaları vardı. Mesela tuvalete gideceği zaman bir keresinde kapının önünde uzun süre beklemişti. Nedenini sorduğumda tuvalet duasını unuttuğunu söylüyordu. O duayı unutunca girmiyordu. Daha sonra ezberlemeye çalışıyordu. Dua ederken ellerini birleştirmeyi öğretmişler. Çocuğum da o şekilde dua etmeye çalışır, diğer şekillerde dua etmenin günah olduğunu söylerdi.”

Kocakaymak, okuldan müfredatı istediğinde dini eğitimle alakalı takvimde herhangi bir bilgi göremediğini ifade etti. Çocuğunun aradan bir iki sene geçmesinin ardından ancak atlatabildiğini belirten Kocakaymak, sözlerini şöyle noktaladı: “İkinci dönemin başında ben Eğitim Sen Başkanı ile görüştüm, direkt okuldan bilgileri aldım, yıllık müfredatı istedim. Din eğitimiyle ilgili en ufak bir şey yoktu müfredatta ancak tamamen din eğitimi üzerine kuruluydu. Resim çizme, kitap okuma gibi aktiviteler yapmıyorlardı. 23 Nisan programları yoktu. İkinci dönemin başında çocuğumu okuldan aldım. Çocuğum üzerinde bu olaylar travma yarattı ve hâlâ bazı etkileri sürüyor. Yaşadığı travma ise yoğun olarak bir iki sene sürdü.”

ÇOCUĞUM TABUTTAN BAHSEDİYORDU

İsmini vermek istemeyen başka bir veli ise, İzzet Baysal Anaokulu’nda geçen sene ‘Değerler Eğitimi’ adı altında dini eğitim verilen çocuğunun sürekli ölümden bahsettiğini aktardı. Veli, “Çocuk, tabuttan, ölümden bahsediyordu. Daha ben bile bilmezken ölünün kefenlenme, pamuklanma şeklinden söz ediyordu. Açık ve kapalı anne ayrımı yapmaya başlamıştı. Başörtüsü takan annelerin daha iyi olduğunu söylüyordu. Ben de ‘Anneciğim, ben başörtü takmıyorum, kötü bir anne miyim?’ şeklinde soruyordum. ‘Hayır’ diyordu. Daha sonra okula gidip bu olaydan bahsettim. Bu dersi veren kişiye ne mezunu olduğunu sordum, bana cevaben Kuran eğitimi aldığını söyledi. Kendisinin bu konu hakkında lisans mezunu dahi olmadığını öğrendim. O kadar üniversite mezunu öğretmen atama beklerken, Kuran eğitimi alan birinin gelip çocuklara ders vermeye çalışması zoruma gitti. Bu olayın üzerinden bir sene geçmesine rağmen hâlâ çocuğumun kafasındaki o algıyı kırmaya çalışıyorum.”

EĞİTİM DOSYASI /// Bir bu eksikti : Sahte diplomalı Suriyeliler !!!


Bir bu eksikti : Sahte diplomalı Suriyeliler !!!

CHP’li Mahmut Tanal ile arkadaşları, denetimsizliğin olduğu 2011-2014 yılları arasında sahte Suriye lise diplomasıyla Türkiye’deki üniversitelere giren Suriyeli sığınmacıların tespiti için Meclis araştırması istedi.

CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal ile milletvekili arkadaşları, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacı akınına uğradığı 2011-2014 yılları arasında sahte Suriye lise diplomasıyla Türkiye’deki üniversitelere giren Suriye kökenli şahısların tespitinin yapılması, üniversite eğitimi için belge sunan sığınmacıların Suriye liselerinden mezun olup olmadıklarının tespit edilip sahte diplomalıların Türkiye’deki üniversitelerden kayıtlarının silinmesi, mezun olanların ise diplomalarının geçersiz sayılıp gerekli adımların atılması amacıyla Meclis Araştırması açılmasını talep etti.

TÜRKİYE’NİN İYİ NİYETİ SUİSTİMAL EDİLDİ

Meclis araştırması önergesinin gerekçesinde, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar için hiçbir ülkenin yapamayacağı fedakarlıkları yaptığı belirtilerek, “Suriyeli çocuk ve gençlerin eğitim hayatlarının kesintiye uğramaması konusunda hızlıca birtakım adımlar atılmıştır. Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suriyeli öğrencilere, terk ettikleri ülkeleri Suriye’de liseyi bitirdiklerine dair belge, diploma sunmaları halinde üniversite eğitimine devam edebilme imkanı sunulmuştur. Sadece Suriye diploması getirerek, Suriye’de liseyi bitirdiğine dair belgeyi getirerek Türkiye’de üniversiteye başvurma hakkına sahip olma uygulaması, 2014 yılına kadar sürmüştür. Her ne kadar 2014 yılından sonra diploma sunma uygulaması kaldırılarak sınavla seviye tespit etme, denklik alma uygulaması getirilse de 2011-2014 yılları arasında sağlanan kolaylıklar suiistimalleri de beraberinde getirmiştir” denildi.

SURİYELİLER DE “İÇİMİZDE SAHTE DİPLOMALILAR VAR” DİYOR

Türkiye’deki Suriyeli vatandaşların da kendi aralarında yüksek sesle “sahte diplomayla üniversiteye giren Suriyeli öğrenciler” meselesini konuştuğu hatırlatılarak, “2011-2014 yılları arasında sahte Suriye lise diplomasıyla Türk üniversitelerine giren Suriye vatandaşlarının olduğu iddia edilmektedir. Türkiye’de ikamet eden Suriyeli sığınmacılar tarafından bile ‘Sahte lise diplomasıyla denklik alan ve bu şekilde üniversiteye girmiş Suriyeli öğrenciler var’ iddiası dillendirilmektedir” ifadeleri kullanıldı.

O YILLARDA DENETİMSİZLİK VARDI

2011-2014 yılları arasındaki denetimsizliğe dikkat çekilen önergenin gerekçesinde şöyle devam edildi: “Türkiye’nin Suriyeli sığınmacı akınına uğradığı, sistemin henüz oturmadığı 2011 ve 2014 yılları arasında bir denetimsizliğin, bir boşluğun olduğu aşikardır. O dönemde iktidarın tutumu, ‘Diplomanı onaylat, getir. Ondan sonra üniversite sınavına mı gireceksin, işe mi gireceksin, devam et’ şeklindeydi. Ülkemize kaçan Suriyelilerin, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenlerin muhatap olarak kabul etmediği Beşşar Esad yönetimine bağlı kurumlardan, kanlı çatışmaların yaşandığı ülkelerinden lise eğitimi gördüklerine ilişkin belgeleri temin etmelerinin kolay olmadığı ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenlerin desteklediği Suriyeli muhaliflerin oluşturduğu Suriye Geçici Hükümetine bağlı Gaziantep merkezli eğitim bakanlığının verdiği, onayladığı mezuniyet belgelerinin, diplomaların geçerliliği ve gerçekliği de tartışmalıdır. Bu yüzden kendi adlarına düzenledikleri sahte diplomayla, kendilerini Suriye’den mezun olmuş gibi gösteren belgelerle üniversite okuyan Suriyeli öğrenci meselesi, yabana atılacak, görmezden gelinecek bir mesele değildir.”

TEHLİKE SANILDIĞINDAN ÇOK DAHA BÜYÜK

Gerekçede, istisnai vatandaşlıktan yararlanarak Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar arasında Suriyelilerin birinci sırada olduğu hatırlatılarak şunlar kaydedildi: “Türkiye’deki üniversitelerde binlerce Suriyeli okumaktadır. Türk vatandaşlığına geçişte üniversite okuyan Suriyeli öğrencilere öncelik tanınmaktadır. Tıp, hukuk, mühendislik gibi bölümlerde okuyan veya mezun olan, güvenlikle ilgili alanlara yönelen ve vatandaşlığa kabul edilen Suriyeliler arasında sahte diplomayla üniversiteye yerleşenlerin olabileceği ihtimali, durumun ciddiyetini kavramamıza yardımcı olacaktır.”

SAHTE DİPLOMALILARIN KAYITLARI SİLİNSİN

CHP’li Mahmut Tanal ile arkadaşları, önergede taleplerini şöyle dile getirdi: “2011-2014 yılları arasında Türkiye genelindeki üniversitelere sahte Suriye lise diplomasıyla giren Suriye kökenli şahısların tespitinin yapılması, üniversite eğitimi için belge sunan sığınmacıların Suriye liselerinden mezun olup olmadıklarının tespit edilip sahte diplomalıların Türkiye’deki üniversitelerden kayıtlarının silinmesi, mezun olanların ise diplomalarının geçersiz sayılıp gerekli adımların atılması amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması uygun olacaktır.”

EĞİTİM DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Askeri Liseler Kapatıldı Yunan Liseleri Açıldı


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Askeri Liseler Kapatıldı Yunan Liseleri Açıldı

Türksam / Avrupa Birliği / Askeri Liseler Kapatıldı Yunan Liseleri Açıldı

Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde açılmıştır. İstanbul Heybeli Ada’da konuşlu Deniz Lisesi 1773 yılında, İstanbul Çengelköy’de konuşlu Kuleli Askeri Lisesi ve Bursa’da konuşlu Işıklar Askeri Lisesi 1845’de kurulmuştur. 1928’de İstanbul Maltepe’de kurulan Maltepe Askeri Lisesi, 1983’de İzmir’e taşınmıştır.

Askeri liseler dar ve orta gelirli ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü okullar arasında bulunmaktadır. Kuleli Askeri Lisesi ve Maltepe Askeri Lisesi, Türk Kara Kuvvetleri’ne subay adayı yetiştirmekteydi. Deniz Lisesi, Türk Deniz Kuvvetleri’ne, Işıklar Askeri Lisesi de Türk Hava Kuvvetleri’ne subay adayı yetiştiriyordu.

15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 31 Temmuz 2016’da askeri liselerin hepsi kapatıldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin taşıyıcı kolonları olan askeri liselerin kapatılması Türk toplumunda tepkiyle karşılandı. Müzeye dönüştürülmesi planlanan Kuleli Askeri Lisesi’nin binası ve arazisi, Milli Savunma Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı arasında paylaşılamıyor.

Askeri liseleri kapatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde Yunan liseleri açıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın döneminde inşa edilen Yunan liselerinden birisi bu yıl Aydın Hurşit Adası’nda açıldı. Aydın Hurşit Adası Yunan Lisesi’nin tiyatro salonunda, 7 Eylül 2017’de, Yunan tiyatro sanatçıları tarafından, “Yanmış ve Yanmamış Smyrni (İzmir) Rüyaları – İşimiz burada” adlı oyun sergilendi. İzmir’i hedef olarak gösteren tiyatro oyununu izleyen Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet, tiyatro sanatçılarını ayakta alkışladı.

Diğer Yunan Lisesi de bu yıl Aydın Eşek Adası’nda açıldı. Aydın Eşek Adası’nda inşa edilen Yunan İlkokulu ve Lisesi’ndeki yeni eğitim yılı, 11 Eylül 2017’de papaz efendinin yaptığı ayinle başladı.

Yunanistan, Türk Topraklarında Milli Bayram Kutlamalarına da Başladı

Yunanistan egemenlik ve bayrak gösterisi yapmaya devam ediyor. Aydın Eşek Adası’nda, 28 Ekim 2017’de icra edilen OHİ törenine, Yunan İlkokulu ve Lisesi’nde eğitim gören Yunan öğrencileri ile öğretmenleri katıldı. Aydın Eşek Adası Belediye Başkanı Evangelos Kottoros da Yunan Anıtına çelenk koydu. OHİ törenine, adada konuşlu bulunan Yunan Askeri Üslerindeki karacı ve denizci subaylar da katıldı. (OHİ töreninde, Yunan Başbakanı Metaksas’ın, Mussolini’nin 1940’taki “teslim ol” çağrısına verdiği “OHİ – HAYIR” yanıtı anılıyor. Yunanistan, her yıl 28 Ekim’de, OHİ Gününü milli bayram olarak kutluyor.)

Çelenk koyma töreninden sonra Yunan bayrağı ve Yunan sancağı taşıyan öğrenciler tören geçişine katıldı.

Erdoğan ve AKP Hükümetleri Sevr Antlaşmasını Uyguluyor

Sevr Antlaşmasının 168. maddesi ile askeri liseler kapatılmıştı. Askeri Liseleri kapatan ve yerine Aydın’da Yunan liseleri açan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetleri aslında Sevr Antlaşması’nı uyguluyor.

Ana Akım Medya Kamu Diplomasisi Yapıyor

Askeri liselerin yerine Yunan liselerinin açılması haberlerine oto sansür uygulayan ana akım medya gayet pişkin bir şekilde Yunanistan lehine kamu diplomasisi yapmaktadır. İstanbul’da öğrencisi kalmayan Kurtuluş Rum İlköğretim Okulunu Hayalet Okul olarak niteleyen medya, Rodos Adası’nda, 2013 yılında kapatılan ve müzeye dönüştürülen Türk Azınlık Okulu’nu görmezden gelmektedir.

Ana akım medya, Yunan Hükümeti tarafından Batı Trakya’da kapatılan 100’e yakın Türk azınlık okulunu, Rodos ve İstanköy’de kapatılan 7 Türk azınlık okulunu, kapatılan askeri liseler yerine Aydın’da açılan Yunan liselerini, işgal edilen 18 Türk adası ve 1 Türk kayalığını, işgal edilen adalarda tesis edilen 13 Yunan askeri üssünü ve bu üslere yerleştirilen 5 binden fazla Yunan askeri ile ağır silahları görmezden gelmektedir.

EĞİTİM DOSYASI /// MUSTAFA SOLAK : VATAN SAVUNMASININ BAŞARISI İÇİN KUBİLAY’I DERS KİTAPLARINA EKLEYELİM


MUSTAFA SOLAK : VATAN SAVUNMASININ BAŞARISI İÇİN KUBİLAY’I DERS KİTAPLARINA EKLEYELİM

23 Aralık 1930’da Menemen Olayı veya Kubilay’ın katli olarak bilinen olayın temelinde saltanat ve halifeliğin kaldırılıp cumhuriyetin kurulmasına, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına, yeni Türk alfabesine geçişe, laikliğe, dini araç olarak kullanamamaya duyulan tepki vardır. Özetle mesele ortaçağ ve cumhuriyet arasındaki hesaplaşmanın devamıdır.

Menemen’e gelen Derviş Mehmet ve altı silahlı arkadaşı yeşil bayrağı alarak kendisinin Mehdi olduğunu, arkasında 70.000 kişilik halife ordusu bulunduğunu, şeriat ilan ettiklerini duyurmuştur. Olay üzerine öğretmen-asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay bağ bıçağının testereli kısmıyla başını kesilerek şehit edilmiştir. Atatürk olaya üzülür ve çok sinirlenir. “Binlerce Menemenliden kimse çıkıp mani olmuyor, bilakis tekbirle teşvik ediliyorlar. Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler?” der. Öyle ki Menemen’i boşaltıp, ibret olsun diye yakma fikrindedir ama vazgeçirilir.[1]

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya asilerin “Cenab-ı Hak isterse kafirler de Müslümanlığı muhafaza ederler. İngilizler gelirlerse de zararı yoktur” ve “İngilizler gelecek dini kurtaracak” diye bağırdıklarını belirtmiştir.[2] Soruşturma sonucu Sıkıyönetim Mahkemesi, 15 Ocak 1931 günü 105 sanığı yargılamaya başlamıştır. Duruşmalar, 25 Ocak’ta sona erer ve 105 sanıktan 37’si için ölüm cezası verilir. 6’sının ölüm cezası yaş haddi nedeniyle 24 yıl “idama bedel hapis cezası”na çevrilmiştir. Diğer sanıklardan 20’sine bir yıl, 14’üne üç yıl, 6’sına 15 yıl, birine 12,5 yıl hapis cezası verilmiş, 27 sanık beraat etmiştir.

Tarih Menemen Olayı veya Kubilay’ın katlini özetle böyle kaydetmiştir ama 2017 yılında değiştirilen Ortaöğretim (Lise) “TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” dersi öğretim programına dayalı 8. ve 12. sınıf “TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarında ise bu hadiseye verilmedi. Sadece Mevsim Yayıncılık’tan çıkan 12. sınıf “TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitabının sonunda “KRONOLOJİ” başlığında “23 Aralık 1930:Menemen Olayı’nın çıkması” şeklinde bir satıra rastlıyoruz.

Menemen İsyanı ve Kubilay’ın katli ders kitaplarından neden çıkarılır?

Nedenini aslında önceki öğretim programına dayalı lise “TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitabının ilgili satırlarında bulabiliriz. Bu satırlarda Menemen’de Derviş Mehmet ve etrafına topladığı bir grup rejim düşmanının “Din elden gidiyor” propagandasıyla 23 Aralık 1930 tarihinde ayaklanma çıkardığı, Atatürk’ün, Menemen’de ortaya çıkan Kubilay Olayı’nı cumhuriyet ve inkılaplara karşı çağdaş Türk Devleti’ni yok etmek için düzenlenmiş bir isyan olarak gördüğü, Türk Milleti’nin bu olayı protesto ederek cumhuriyet yönetimine ve inkılaplara bağlı olduğunu Türk ve dünya kamuoyuna bir kere daha gösterdiği yazmaktadır. Dahası “Atatürk döneminde demokrasi yoktu, partilere izin verilmedi” diyenlere yanıt verircesine “Kubilay Olayı’ndan sonra demokrasiye ve çok partili hayata geçiş denemeleri süresiz ertelendi” ifadesiyle çok partili hayatın aksamasına cumhuriyet karşıtlarının izin vermediği açıklanmıştır.[4]

Ders kitaplarından sadece bu satırlar çıkarılmadı. Önceki öğretim programına dayalı 8. sınıf “TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitabında Menemen İsyanı ve Kubilay’ın katli şu şekilde anlatılarak çok partili hayatın süremediği ortaya konmuştu:

“Kuruluşundan kısa süre sonra Serbest Fırkayı laikliğe ve inkılaplara karşı olanların toplandığı bir merkez hâline getiren cumhuriyet karşıtları fesin tekrar giyileceği, tekkelerin yeniden açılacağı, eski alfabeye dönüleceği yönündeki propagandalarına devam ettiler. Bu çevreler Parti lideri Fethi (Okyar) Bey’in Ege gezisi sırasında gittiği yerlerde cumhuriyet ve laiklik aleyhine gösteriler yaptılar. Fethi Bey de kontrolü dışında gelişen ve tehlikeli bir hâl almaya başlayan bu olayların daha fazla büyümemesi için 17 Kasım 1930’da partisini kapatmak zorunda kaldı.

Fethi Bey’in partisini kapatmasından sonra yaşanan Menemen Olayı onun bu kararının ne kadar doğru olduğunu ortaya çıkardı.”[5]

Bu yılın ortaokul ve lise “TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarından Menemen İsyanı’nın ve Kubilay’ın katlinin yer aldığı bu ifadeler çıkarıldı. Bu konulardan bahsedilmiyor.

Bu kitaplardaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere Menemen İsyanı’nın ve Kubilay’ın katlinin ders kitabından çıkarılmasının nedeni cumhuriyetimizin yıkımına yönelik padişah ve halife yanlısı özlemcilerin suçlarını gizlemektir.

Vatan savunmasının başarısı için Kubilay’a sahip çıkılmalıdır

Cumhuriyetle, Türk Milleti’nin birliğiyle hesaplaşan ayaklanmaları tarih kitaplarından silmek milletin tepkisini çekmektedir. Menemen Olayı’nı ve Kubilay’ı çıkarmak milleti böler. En son Barış Pınarı Harekatı ile ABD emperyalizmi ve “kara gücü” PKK’ye, FETÖ’ye karşı verdiğimiz vatan savaşını tarihi gerçekleri ortadan kaldırarak başaramayız.

Kubilay, cumhuriyetin sembolüdür. Kubilay deyince vatana kendini adama, fedakarlık, cumhuriyet ve millet sevgisi akla gelir. Dahası asker ve gençlik için Kubilay’ın ayrı önemi vardır. Söz konusu vatan ve cumhuriyet olunca “Kubilay gibi hazırız” derler.

Emperyalizme karşı vatan mücadelesinin başarısı için Menemen Olayı ve Kubilay’ın katli ders kitaplarına eklenmelidir.

NOT: Konuya dair GAYRİMİLLİ EĞİTİM ve ŞÜKRÜ KAYA kitaplarım okunabilir.

Tarihçi

Mustafa Solak

[1] Mustafa Solak, Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya, 2. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s.68-69.; Kazım Özalp, Atatürk’ten Anılar, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1992, s.47–48.

[2] Solak, age, s.71.

[3] Mahmut Ürküt, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 11, Ata Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 128.

[4] Aynı yer.

[5] Sami Tüysüz, 8. Sınıf İlköğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı, Tuna Matbaacılık A.Ş., Ankara, 2016, s.116.

EĞİTİM DOSYASI : Menemen Olayı MEB kitaplarından kaldırıldı


Menemen Olayı MEB kitaplarından kaldırıldı

Cumhuriyet tarihinin en kara sayfalarından biri olan Menemen Olayı ve Asteğmen Kubilay’ın şehit edilmesi gelecek nesillere unutturulmaya çalışılıyor. 23 Aralık 1930 günü yaşanan ve ibretle okunması, ders çıkarılması gereken Menemen Olayı’nın anlatıldığı 8. ve 11. sınıf sınıf “T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarında yer alan bazı ifadeler bu yılki ders kitaplarından çıkarıldı. Asteğmen Kubilay’ı ve onu katleden eli kanlı cumhuriyet düşmanlarını unutmadık. Siz de unutmayın. Unutturulmaya çalışılan Menemen Olayı ve o günlerde yaşananları haberimizde derledik. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 23 Aralık günü Asteğmen Kubilay şehit olduğu Menemen başta olmak üzere yurdun dört bir yanında anılacak ve hatırlanacak.

Menemen Olayı ya da Asteğmen Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü, İzmir’in Menemen ilçesinde, askerliğini yedek subay olarak yapmakta olan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki’nin şeriat isteyen bir grup tarafından öldürülmesi olayıdır. Olayların ardından bölgede sıkıyönetim ilan edilmiş, General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Divanı Harp’te yargılanan failler idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Menemen Olayı şeriat ile laiklik arasındaki mücadeleyi vurgulaması açısından Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarından biri olarak kabul edilir.

MEB kitaplarından bazı bölümler çıkarıldı

23 Aralık 1930 günü yaşanan ve ibretle okunması, ders çıkarılması gereken Menemen Olayı’nın anlatıldığı 8. ve 11. sınıf sınıf “T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarında yer alan bazı ifadeler bu yılki ders kitaplarından çıkarıldı.

Tarihçi yazar Mustafa Solak’ın gündem getirdiği bilgiye göre; 11. sınıf T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabında, “Menemen’de Derviş Mehmet ve etrafına topladığı bir grup rejim düşmanının ‘Din elden gidiyor’ propagandasıyla 23 Aralık 1930 tarihinde ayaklanma çıkardığı, Atatürk’ün, Menemen’de ortaya çıkan Kubilay Olayı’nı cumhuriyet ve inkılaplara karşı çağdaş Türk Devleti’ni yok etmek için düzenlenmiş bir isyan olarak gördüğü, Türk Milleti’nin bu olayı protesto ederek cumhuriyet yönetimine ve inkılaplara bağlı olduğunu Türk ve dünya kamuoyuna bir kere daha gösterdiği” yazmaktadır. Kitapta, ‘Atatürk döneminde demokrasi yoktu, partilere izin verilmedi’ diyenlere yanıt verircesine ‘Kubilay Olayı’ndan sonra demokrasiye ve çok partili hayata geçiş denemeleri süresiz ertelendi’ ifadesiyle çok partili hayatın aksamasına cumhuriyet karşıtlarının izin vermediği açıklanmıştır. Solak’ın aktardığına göre bu satırlar kitaptan çıkarıldı.

Geçen yılki 8. sınıf TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabında ise Menemen İsyanı ve Kubilay’ın katli şu şekilde anlatılarak çok partili hayatın süremediği ortaya konmuştur:

“Kuruluşundan kısa süre sonra Serbest Fırkayı laikliğe ve inkılaplara karşı olanların toplandığı bir merkez hâline getiren cumhuriyet karşıtları fesin tekrar giyileceği, tekkelerin yeniden açılacağı, eski alfabeye dönüleceği yönündeki propagandalarına devam ettiler. Bu çevreler Parti lideri Fethi (Okyar) Bey’in Ege gezisi sırasında gittiği yerlerde cumhuriyet ve laiklik aleyhine gösteriler yaptılar. Fethi Bey de kontrolü dışında gelişen ve tehlikeli bir hâl almaya başlayan bu olayların daha fazla büyümemesi için 17 Kasım 1930’da partisini kapatmak zorunda kaldı. Fethi Bey’in partisini kapatmasından sonra yaşanan Menemen Olayı onun bu kararının ne kadar doğru olduğunu ortaya çıkardı.” Tarihçi Solak’ın ifadesine göre; bu ifadeler de kitaptan çıkarıldı.

Unutturulmaya çalışılan Menemen Olayı

23 Aralık 1930 sabahı Manisa’dan Menemen’e gelen dördü silahlı altı kişi, bir camiden aldıkları yeşil sancağı sabah namazından sonra ilçe meydanına dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya başlar. Sarıklı ve cüppeli bu kişilerin, Şeyh Esat’ın Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirdiği Laz İbrahim tarafından yönlendirildiği iddia edilir.

70 bin kişilik Halife ordusu

Halkın katılmasıyla isyancı grup kısa zamanda büyür. İlk eylemciler arasında, Giritli Derviş Mehmet, Şamlı Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan ve Küçük Hasan vardır. Derviş Mehmet cemaate kendini Mehdi olarak tanıtır ve dini korumaya geldiklerini söyler. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söyler

‘Şapka giyen kafirdir’

Eylemciler meydana diktikleri ve şeriat sancağı olarak adlandırdıkları yeşil bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye ve zikretmeye başladılar. “Şapka giyen kafirdir. Yakında yine şeriata dönülecektir.” diye bağırarak bir isyan hareketi başlatır. Bayrağın altından ahaliden bazı kişileri geçirirler. Bunlar arasında fabrikada işçisi Hayimoğlu Jozef gibi gayrimüslimler de var. Eyleme katılan vatandaşların bir kısmının halife ordusunun geleceği endişesiyle boyun eğdiği iddia edilir

Asteğmen Kubilay’ın müdahalesi

Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulması üzerine alay komutanı, Asteğme Kubilay’ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderir. Kubilay askerlerin yanından ayrılarak tek başına eylemcileri arasına girer ve teslim olmaya ikna etmeye çalışır. Silahlı eylemcilerden biri ateş ederek Kubilay’ı yaralar. Bunu gören askerler ateşle karşılık verirler ancak tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri vardır. Elebaşlarından Derviş Mehmet “Bana kurşun işlemiyor.” diyerek halkı kutsal bir vazifesi olduğuna ikna etmeye çalışır.

Yaralı olarak girdiği camide şehit edildi

Kubilay yaralı halde uzaklaşarak cami avlusuna sığınır ancak Derviş Mehmet ve arkadaşları peşinden gider. Derviş Mehmet, testere ağızlı bağ bıçağıyla Asteğmen Kubilay’ın başını bedeninden ayırır. Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramazlar. Bunun üzerine kesik başı bayrağın sopasına iple bağladılar. Olay yerine sonradan gelen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaralar, ancak açılan ateş sonucu o da öldü. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki de açılan ateş sonucu öldü.

Olay yerine gelen takviye birliklerin “Teslim ol!” çağrısına uymayan eylemciler ile askerler arasında çatışma çıkar. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları ölür. Kaçmaya çalışan elebaşları ve eylemcilerin hepsi tutuklanır.

Olayın Ankara’da duyulması

Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1925’deki Şeyh Said İsyanından sonra tanık olduğu önemli olaylardan biridir. Dört gün sonra, 27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında bu konuda bir toplantı yapılır. 28 Aralık 1930’da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, “Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise” olduğunu belirtir.

Sıkıyönetim ve mahkeme süreci

31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilir ve 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı Harp kurulur.

Olaya doğrudan veya dolaylı katılan 105 sanık; anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak ve azmettirme; Derviş Mehmet’in mehdilik iddiasıyla harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında hükümete haber vermeme veya tekkelerin seddinden sonra tarikat ayini icra ettikleri suçlamalarıyla 15 Ocak 1931’den itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlanır.

24 Ocak 1931 günü iddianame okunur ve 29 Ocak’ta mahkeme 36 (ölmüş olan bir sanık ile birlikte 37) kişinin idama mahkûm edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmeder ve karar Meclis’in onayına sunulur. İdam hükümlülerinin altısı küçük yaşta olduğundan cezaları ağır hapse çevrilir. TBMM Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını da iki yıl hapse çevirir.

28 kişi idam edildi

Diğer 28 idam mahkumu, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edilir. Bazıları Kubilay’ın başının kesildiği yerde asılır. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçar. İki hafta sonra yakalanır ve ertesi gün idam edilir. 26 Aralık 1934 tarihinde Menemen’de iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikilir. Anıtın üzerinde şöyle yazar: “İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.” Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931’de de Menemen’den kaldırılır.

Olayların siyasi boyutu

Siyasi bağlamda Kubilay Olayı, 1930’da Ali Fethi Okyar tarafından Mustafa Kemal Paşa’nın tavsiyesiyle kurulmuş olan ve Menemen Olayı’ndan hemen önce 17 Kasım 1930’da kendi kendini fesheden, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın 99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir. Olayın, zamanın Nakşibendi tarikatının lideri Şeyh Esat ve yandaşları tarafından planlandığı ve Menemen’de uygulamaya konulduğu iddia edilmiştir.

EĞİTİM DOSYASI : Anaokullarında din eğitimi kabusu !!!!


Anaokullarında din eğitimi kabusu !!!!

Valilikler, İl Milli Eğitim Müdürlükleri ve müftülüklerin anaokullarında çocuklara din eğitimi adı altındaki sundukları projeyle, çocukların olumsuz etkilediği belirlendi.

Anaokullarında din eğitimini il il kalıcı hale getiren, “Valilik, Milli Eğitim, Müftülük” arasında imzalanan protokoller çocukları olumsuz etkiliyor. Eğitim Sen’in çalışmaları, ürkütücü gerçeği gözler önüne serdi. Buna göre; çocuklar arasında kabus gören de var, karşı cinsten olduğu için halasının elini tutmanın günah olduğunu söyleyen de…

Deutsche Welle Türkçe’den Tunca Öğreten’in haberine göre, “Dinimi seviyorum, öğreniyorum” adli proje kapsamında müftülükçe görevlendirilen eğitmenler, haftada en az altı kez anaokulu çocuklarına din eğitimi veriyor. Protokolde, projenin hedef kitlesinin 4-6 yaş arası çocuklar olduğu da belirtiliyor. Ancak, çocuklar din eğitiminden olumsuz etkileniyor. Bir veli durumu şöyle aktarıyor.

TUVALET DUASINI UNUTTUĞU İÇİN TUVALETE GİREMEDİ

“Bir gün halası okuldan almaya gitmiş. Ne halasına sarılıp öpmüş, ne de elinden tutmuş. Bana aktarıldığında neden böyle bir şey yaptığını oğluma sordum. Halasının kadın olduğunu ve dinen ona sarılıp, elini tutmasının yasak olduğunu söyledi. Bir defasında da çok sıkışmasına rağmen tuvalete sokmakta zorlandım. ‘Oğlum, tuvalete girsene’ dediğimde kendisine öğretilen ‘tuvalet duasını’ unuttuğunu, onu okumadan tuvalete giremeyeceğini söyledi.”

Resmi rakamlara göre Türkiye’de yaklaşık 23 bin okul öncesi eğitim kurumu ve bu kurumlarda eğitim alan bir milyonu aşkın çocuk bulunuyor. Bir başka İfadeyle bir milyonu aşkın çocuğun psikolojisi, devlet kurumları eliyle tehlikeye atılıyor.

• İslam dininin değerlerini, kendi seviyelerinde insan hayatına anlam kazandıran unsurlardan biri olarak farketmelerini sağlamak.

• Kendi seviyesine uygun olarak Allah’ı sevgi temelinde tanımalarını ve yaratılıştaki düzen farketmelerini sağlamak.

• Değerler eğitimi kapsamında Hz. Muhammed’in hayatından örnekler sunarak model almalarını sağlamak.

• Sağlıklı bir din ve ahlak gelişimi göstermelerine yardımcı olmak.

Anaokullarında değerler eğitimi adı altında din eğitimi verilmesi uzun zamandır devam ediyor. Özellikle Anadolu’nun bazı kentlerinde üç, dört yıldır bu eğitim veriliyor. Ancak, yarattığı olumsuzluklar nedeniyle bu eğitime karşı aileler ve eğitimciler mücadeleye başladı.

Anaokullarında din dersinin Milli Eğitim protokolüne aykırı olduğunu savunan Eğitim Sen’in Bolu ve Edirne şubeleri, 2019 yılında yenilenen protokolü yargıya taşıdı.