EĞİTİM DOSYASI /// Ahmet TAKAN : Ders kitaplarımız Yunan işgali altında !!!..


Ahmet TAKAN : Ders kitaplarımız Yunan işgali altında !!!..

25 Şubat 2020

Kaşarlandık mı?.. Yoksa her yanımız nasır mı bağladı?..

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek, Eğitim Bakanlığı’nın imza attığı rezalet ötesi skandalı kaleme aldı. Caanım memleketimde yaprak kımıldamadı!.. Herhalde altın fiyatının üst üste kırdığı rekorlar takip ediliyordu!. Enflasyonun altında inim inim inleyen vatandaşlarımızın, şehitlerimizin tane ile ifade edilmesine “birkaç tane şehit” diye küçümsenmesine duyarlılık gösterecek mecali kalmamış olsa gerek!.. “Kelle”den geldik bugünlere üstelik!.. Libya’da kaç şehit verdik?.. Neden isimleri açıklanmıyor?.. Neden gizleniyor?.. Bu ilk mi?.. Hendek operasyonlarında, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarında gizlenen şehitlerimiz oldu mu?.. Eyy, işine geldiği zaman, vatan, millet, şehit edebiyatında kül bırakmayanlar…… Eyy, şehit diplomatlarımızın katili Asala terör örgütünün şakşakçılarını büyükelçi atayanlar… Cevap verin bu sorulara!..

Küresel emperyalizmin paralı askeri Yunan’a karşı savaşırken Kurtuluş Savaşı’mızda verdiğimiz şehitlerin ruhlarından ah almaktan da mı korkmuyorsunuz?.. Şu rezalete bakın!..

Eğitim Bakanlığı tarafından 2019-2020 yılında ortaokul ve imam hatip ortaokulu 8’nci sınıf öğrencileri için hazırlanan Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabının 102’nci sayfasında yayınlanan haritada, Türkiye’ye ait Gökçeada, Semadirek, Midilli, Sakız ve Sisam adaları, Yunan adaları olarak gösteriliyor ve metinde yalan ifadelere yer veriliyor. Ege, Yunan gölü olmuş!..

Haritanın altında, 1923 Lozan Antlaşması’nı anlatan metinde, “İmroz ve Bozcaada dışındaki adalar Yunanistan’a bırakılacak” ifadesine yer veriliyor. 1923 Lozan Antlaşması’nın neresinde böyle bir ifade var?… Ayrıca Lozan Antlaşması ile Ege Denizi’nde 200 civarında ada, adacık ve kayalık Türk egemenliğinde kaldı. Ders kitabında, birilerinin üstadı (!) Kadir Mısıroğlu ile benzer söylem kullanılmış ve açık bir şekilde Lozan’a, Atatürk’e ve İnönü’ye iftira atılmış. Gökçeada yerine “İmroz” isminin kullanılması da diğer bir garabet!..

Sözde ders kitabındaki skandala büyük tepki gösteren Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, “Skandaldan, başta Eğitim Bakanı Ziya Selçuk olmak üzere, Talim ve Terbiye Kurulu, kitabın editörleri, görsel tasarım uzmanları ve yazarları sorumludur. Ders kitabındaki bu sayfa, tarihi gerçeklere uygun olarak yeniden düzenlenmeli ve öğrencilere dağıtılmalıdır” dedi. “Kaçak faaliyet gösteren Yunan okulları neden kapatılmıyor?” sorusunu gündeme getiren Ümit Yalım, tepkisini şöyle sürdürdü;

“Aydın Hurşit Adası’nda 2017’de açılan Yunan Lisesi, 3 yıldır kaçak olarak faaliyetini sürdürüyor. Okulun tiyatro salonunda uluslararası etkinlikler düzenleniyor ve Türkiye aleyhtarı tiyatro oyunları sergileniyor.

Aydın Eşek Adası’nda 2017’de açılan Yunan İlkokulu ve Lisesi, 3 yıldır kaçak olarak faaliyetini sürdürüyor. Yunan okullarının müdürü, öğretmenleri ve öğrencileri adada düzenlenen resmi törenlere katılarak Yunan bayrağı taşıyor.

İstanbul Heybeliada’da 2012’de açılan Ruhban Okulu, 8 yıldır kaçak olarak faaliyetini sürdürüyor. Yurt dışındaki üniversitelerden getirilen Erasmus öğrencilerine, Heybeliada Ruhban Okulu’nda eğitim veriliyor.

Aydın Hurşit Adası, Aydın Eşek Adası ve İstanbul Heybeliada’da kaçak olarak faaliyet gösteren Yunan okullarına bugüne kadar yasal işlem yapılmadı ve okullar kapatılmadı. Yunan okulları, Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un desteği ve himayesi ile eğitimlerini kaçak ve yasa dışı olarak sürdürüyor.

Türkiye’deki Yunan okulları, Ziya Selçuk’un himayesinde kaçak ve yasa dışı olarak eğitimlerini sürdürürken, Yunanistan Batı Trakya’daki Türk azınlığa ait 60 okulu kapattı. Şimdi biz de soralım; Ziya Selçuk, Yunan Eğitim Bakanı mı?”

Uyanın beyler uyanın!..

En alt eşikteki bu duyarlılıkta devam edersek;

Bir gün gelecek…torunlarımız, ders kitaplarında, Hatay’ı, Gaziantep, Kilis, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Malatya, Erzincan, Elazığ, Tunceli, Bingöl, Erzurum, Muş, Bitlis, Kars, Ağrı, Ardahan, Van, Iğdır ve Hakkari’yi başka ülkelerin haritalarında görecekler!..

Size ve hayatta kalırsak bizlere de…

Şehitler Tepesi ve Anıtkabir’in üzerine dikilen, üzerinde İngilizce tabelalar asılan AVM’lerde kuyumcu dükkanlarının sadece vitrinlere bakmak düşecek!.. Hani şu eski Türk filmlerinde fukara aç adamın lokantanın camından yemeklere bakıp bakıp sessizce gitme sahneleri vardı ya…

İşte öyle!..

EĞİTİM DOSYASI /// MEHMET FARAÇ : OKULA SIZAN KARANLIK !!!


MEHMET FARAÇ : OKULA SIZAN KARANLIK !!!

Atatürk var ya; o yüksek öngörüsü ve sınırsız vizyonuyla yalnızca ülkenin içinde bulunduğu koşulları değiştirmemiş aydınlanmaya direnen bağnazlığın gelecek açısından nasıl bir tehdit yarattığını da görmüş ve önlemini alıvermiş…

Bakmış ki Atatürk; Osmanlı’nın son yıllarında devlet emperyalizmle savaşırken bile Kurtuluş Savaşı’nı arkadan hançerlemek isteyen gerici zihniyetler işte tam da oralarda karanlığın o zavallı dehlizlerinde icraata devam etmiş ve beyin yıkamak için var güçleriyle mücadeleye girişmiş…

Gazi’nin katli için fetva vermeleri yalnızca kendi bağnaz çarklarının devam etmesi için değil aynı zamanda ülkeyi işgale gelen emperyalizmin uşaklarına meydan açmak ve tabii ki bu sırada istedikleri gibi at koşturmak içinmiş…

Tekke ve zaviyeleri işte bu yüzden kapatmış Atatürk…

Şeyh-mürit molla-medrese zihniyetinin Osmanlı’yı nasıl geride bıraktığını çok iyi tespit etmiş ve cumhuriyeti kurarken de bu yapılanmaların "muasır medeniyet" hedefi önünde büyük engel olduğunu görmüş ve neşteri vurmuş Atatürk…

Eyvah ki laiklik cumhuriyet ve aydınlama devriminin önündeki en büyük engel olan medreseler – mollalar – tarikat ve cemaatler – din simsarları ile bağnazlık tüccarları Gazi’nin ölümünün ardından özellikle 1946’dan itibaren devletle haşır neşir olmaya başladı siyasetin açtığı yollarda cumhuriyeti kuşatmaya devam etti…

12 Eylül 1980 darbesi sonrası sözde "anarşizm"le mücadele iddiasıyla dayatılan "Yeşil Kuşak projesi"nin palazlandırdığı tarikat ve cemaatler de devlet içerisinde at koşturdu…

İşte o dönemler yalnızca kendini "cemaat" olarak nitelendiren Hizbullah gibi örgütleri ortaya çıkartmadı aynı zamanda "hoşgörü – hizmet" temalarını kullanarak 40 yıl önceden itibaren devletin derinliklerine sızan Fethullahçılar gibi tarikat ve cemaatleri de palazlandırdı…

Sivil toplum kisvesi!. .

Cumhuriyeti kuşatan tehlike yalnızca Fethullahçıların 40 yıllık sinsi mücadelenin ardından holdingleşmesi ve AKP döneminde iktidarı ele geçirmek için "darbe"ye yönelmesi değil elbette…

Fethullahçıların enterne edilmesiyle birlikte hücrelerinden çıkarak devletin başka kademelerine sızmaya çalışan başka tarikat ve cemaatlerin yol açtığı rezaletler de var… İşte onlar yalnızca laik cumhuriyetin altını oymaya hizmet etmediler…

Oralarda o kadar ahlaksızca olaylar dışa vurdu ki tarikat ve cemaat yurtlarında din adına yapılan örgütlenme toplumun dini duygularına dinamit yerleştirmek gibi utanç verici rezaletleri de gözler önüne serdi…

Falaka – dayak – taciz – tecavüz ve hatta toplu tecavüz gibi "Ensar" örneği rezaletler tek başına vukuatlar değil…

Tarikat ve cemaatler içerisinde; Bursa’dan Konya’ya İstanbul’dan Orta Anadolu kentlerine kadar "şehvetiye"den "badem"cilere kadar tarikat ve cemaatlerden çamur gibi dökülen iğrenç ilişkiler topluma büyük şoklar yaşatırken ne devlet ne de çocuklarını hiçbir çekince göstermeden dinci hücrelere teslim eden aileler ders aldı…

Ve ne tuhaf ki Ensar örneğinden sonra tarikat ve cemaatlerin bulaştığı onlarca taciz- tecavüz rezaleti ortaya çıktı…

Ancak deşifre olan her rezalete rağmen ne devlet uyandı ne aileler önlem aldı ne de zavallı çocukları bağnazlığın çukurunda sömürenler geri adım attı…

Ne yazık ki tarikat ve cemaatler üzerinden dayatılan tehdit sadece çocukları vuran "tecavüz" rezaletleri değil…

Aynı zamanda Fethullahçılardan sonra ortaya çıkan boşluğu doldurmaya çalışan tarikat – cemaat kılığındaki karanlık hücrelerin devlet içerisindeki örgütlenmesi devam ederken bırakın FETÖ darbesinden ders alınarak bunların durdurulmasını tam aksine ülkenin geleceği olan çocukların kuşatılması için her türlü başıboşluk büyütülüyor her türlü olanak tanınıyor…

İşte son rezalet de devletin FETÖ’den de tarikat ve cemaatlerine bulaştığı rezaletlerden de ders almadığını ortaya koyuyor… Çünkü zaten 10 bin özel okulun üçte birinin tarikat ve cemaatlerin denetiminde olduğu Türkiye’de din simsarlarının gözü şimdi de devlet okullarında!!!

Muhalefet el atmalı…

Dünkü YENİÇAĞ; ülkenin geleceği olan çocukların tarikat ve cemaat hücreleri dışında devlet okullarında da kuşatılmaya başlayacağını şu başlıkla duyurmuştu;

"Milli Eğitim Bakanlığı tarikatların okullara girmesinin önünü açan bir değişikliğe imza attı…"

Önceki gün yayımlanan haberde şöyle deniliyordu;

"Değiştirilen yönetmeliğin ilgili maddelerine göre ‘kapsamındaki sosyal’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘etkinlikler ile kamu kurum ve kuruluşları uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından eğitim kurumlarında yapılacak’ ibaresi eklendi. Uzmanlar sosyal etkinlikler adı altında değiştirilen maddeye eklenen ‘uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından eğitim kurumlarında yapılacak’ ibaresinin vakıflaşan ve dernekleşen tarikatların imzalanacak yeni protokollerle eğitim sistemine doğrudan müdahil olabileceği uyarısında bulunuyor. "

Tam da "12 Eylül" tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bu yönetmelik değişiliği yalnızca laik eğitime bir darbe değil çocukların geleceğine karanlık bir örtü çekilecek olması bakımından da dehşet verici bir tehlikeyi gündeme getiriyor…

Ne yapmaya çalışıyor acaba Milli Eğitim Bakanlığı?. .

Tarikat ve cemaatlerle birlikte medrese – molla kılığındaki din simsarlığı "sivil toplum örgütü" adı altında okullarda cirit atsın mı isteniyor?. .

Tarikat ve cemaat yurtları yetmemiş gibi devletin okullarında da mı çocukların beyni yıkansın isteniyor?. .

Ne yapacak acaba tarikat ve cemaatler?. . Molla – şeyh propagandası dışında dergah-medrese ya da bağnazlık hücrelerine yeni öğrenci müritler devşirmelerine olanak mı tanınacak?. .

CHP ve İYİ Parti bu rezaleti izleyecek mi yoksa bu yönetmelik değişikliğinin iptal edilmesi için harekete mi geçecek?. .

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/okula-sizan-karanlik-53231yy.htm

EĞİTİM DOSYASI : FEN LİSELERİNE 30 MİLYON İMAM HATİP LİSELERİNE 460 MİLYON LİRA BÜTÇE !!!


FEN LİSELERİNE 30 MİLYON İMAM HATİP LİSELERİNE 460 MİLYON LİRA BÜTÇE !!!

Bütçede imam hatip lisesi inşaatlarına 460 milyon TL ayrılırken Fen liselerine yalnızca 30 milyon lira tahsis edilmesi dikkat çekti. 162 yeni imam hatip lisesi yapılacak. Çöken Fatih projesi için de 200 milyon lira bütçe ayrıldı.

Hükümetin 2019 Yatırım Programı’nda eğitim alanı projelerinde bu yıl da aslan payı imam hatiplere bırakıldı. Sınıflarının yarısı boş olmasına karşın programda yeni 162 imam hatip lisesi inşaatı yer aldı. Programda 151 Anadolu lisesi planlaması yapılırken fen lisesi sayısı 9’da kaldı. İmam hatiplere ayrılan yatırım bütçesinin fen lisesinden 15 kat fazla olması dikkat çekti.

Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre Cumhurbaşkanlığı’nın “2019 Yılı Yatırım Programı” eğitim alanında “dindar nesil” projesine hız verildiğini gözler önüne serdi.

Eğitim alanında 2019’da bitecek ve sonraki yıllara kalacak projelerin yer aldığı programda en büyük pay imam hatip liselerine ayrıldı. Geçen yıl değişen sınav sisteminin ardından aileler akademik eğitim için çocuklarını gönderecek Anadolu lisesi bulamazken MEB sınıfları boş kalan onlarca imam hatip lisesine yenilerini katmak için yatırımı artırdı.

Yatırım Programı’nda 2019 sonrasına kalacak okul inşa projeleri yer aldı.

Plana göre 2021’e kadar tamamlanması planlanan projelerde 162 yeni imam hatip lisesi en yüksek bütçeye değer görüldü. 1995’te başladığı belirtilen projeler için toplam maliyet olarak 2 milyar 289 milyon TL bütçeleme yapılırken bunun yüzde 70’i kullanıldı.

Bütçenin 1 milyar 29 milyon TL’si harcandı. Bakanlık 2019’da imam hatip inşaatları içinse 460 milyon TL yatırım ayırdı. İmam hatip projesi içinde ayrıca 1 adet çok amaçlı salon 3 bin 783 imam hatip dersliği 1 konferans salonu 36 dairelik lojman 11 bin 173 öğrenci kapasiteli öğrenci pansiyonları 1 adet özel proje 22 adet spor salonu 2 tane de uygulama alanı yer aldı.

İmam hatiplere fen liselerinin 15 katı bütçe ayrıldı

İmam hatipler için 2019’da 460 milyon yatırım ayrılırken fen liseleri için yatırım planı 30 milyon TL’de kaldı. Türkiye’nin en nitelikli liseleri olarak görülen fen liseleri için imam hatiplerden 15 kat düşük yatırım planlaması yapılması dikkat çekti. Son 15 yılda fen liseleri inşaatı için 152 milyon TL harcanırken 2021’de tamamlanması planlanan sadece 9 tane fen lisesi programda yer aldı.

151 ANADOLU LİSESİ

Yatırım programında 151 yeni Anadolu Lisesi inşaatı da yer aldı. Geçen yıla kadar bu projeler için 1 milyar TL harcanırken bu yıl yalnızca 325 milyon TL yatırım öngörüldü. İlköğretim okulu inşaatları için ise 2017’de başlatılan 38 bin 150 derslik yapılması projesi için 13 milyar TL ayrılırken bu bütçenin 5.5 milyar TL’si geçen yıla kadar harcandı. 2019 programında da ilkokullar için 1.6 milyar TL yatırım öngörüldü.

FATİH PROJESİNE 200 MİLYON LİRA AYRILDI

Programda dikkat çeken bir diğer yatırım payı ise gözden düşen ve ekonomik kriz gerekçesi ile bütçesi kısılan FATİH Projesi için ayrıldı. 2011’de başlatılan proje için toplamda 7 milyar TL yatırım planlaması yapan hükümet 2018 itibariyle bunun 3.4 milyar TL’sinin harcandığını duyurdu. 2019’da ise bakım onarım uygulama yazılımı ve teknoloji için 200 milyon TL ayrıldı.

MEB izin verdi: Nakşibendi Tarikatı’nın kitabı okullarda!

Fen liselerine 30 milyon imam hatip liselerine 460 milyon lira bütçe!

EĞİTİM DOSYASI /// GERİCİLİK SINIFLARA GİRDİ : VAİZLER 10 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA İSLAM VE ŞEHİTLİK ANLATACAK !!!!


GERİCİLİK SINIFLARA GİRDİ : VAİZLER 10 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA İSLAM VE ŞEHİTLİK ANLATACAK !!!!

Diyanet’in 81 ile gönderdiği yazı ile okullarda 10 yaşındaki çocuklara “ümmet bilinci şehitlik şehadet felaket anında sabır” anlatılacak.

Okullarda laik eğitimin yok edilmesinin yeni adımı olarak Diyanet’in vaiz görevlendirme süreci başladı. Diyanet İşleri Başkanlığı 81 ile gönderdiği yazı ile Aile ve Dini Rehberlik Büroları’nın 2018 yılı için çalışma takvimini açıkladı. Diyanet çocuklara anlatılmak üzere “milli ve manevi değerler” başlığı altında “Şükür hamd felaket anında sabır iyilik anında özveri özveri fedakârlık kahramanlık ümmet ve millet bilinci aidiyet adil davranış İslam şehitlik ve şehadet sabır eğitimi sevdiklerimizden infak duanın kabul olması” gibi konu başlıklarını belirledi.

VALİLİK OLUR VERDİ: 10 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA ŞEHİTLİK ANLATILACAK

Diyanet’in talimatı ile harekete geçen müftülükler okullarda vaiz görevlendirmek için ilk adımı attı. Çanakkale Valiliği müftülük personeli vaizlerin “Milli ve manevi değerler” konusunda ortaokullarda çocuklara vaaz vermek üzere görevlendirilmesine resmi yazı ile ‘olur’ verdi. 10 yaşındaki çocuklara verilecek vaazın konuları arasında “ümmet bilinci şehitlik ve şehadet” başlıkları yer aldı.

Çanakkale İl Müftüsü Arif Gökçe valiliğe yazdığı yazıda vaizlerin belirtilen ortaokullarda 08-19 Ocak 2018 tarihleri arasında sunum yapmak üzere görevlendirilmesini istedi.

Valilik ise müftülüğün teklifinin ardından jet hızıyla hareket ederek aynı gün “olur” kararı aldı. Bu iznin ardından müftülük bünyesindeki 5 vaizin Çanakkale’deki ortaokullarda okuyan 10 yaşındaki çocuklara 10 gün süreyle vaaz verilmesinin önü açıldı.

EĞİTİM SEN: LAİKLİK FİİLEN KALDIRILDI

Okulların Diyanet’in dini vakıf ve derneklerin müftülüklerin ideolojik çalışma alanı haline getirildiğini belirten Eğitim Sen Başkanı Feray Aytekin Aydoğan laikliğin fiilen eğitim süreçlerinde ortadan kaldırıldığını vurgulayarak “Eğitim ancak liyakat sahibi kişiler tarafından gerçekleştirilir. Protokoller ile ‘gönüllü öğretici’ adı altında eğitimci niteliği taşımayan kişiler tarafından okullarda yurtlarda halk eğitim merkezlerinde yarışma gezi konferans sempozyum adı altında her tür çalışma sürdürülmektedir” dedi.

Cumhuriyet’in haberine göre Çanakkale’deki uygulamaya da tepki gösteren Aydoğan “Okullarda eğitim-öğretim faaliyetlerini gerçekleştirecek olanlar vaiz vaizeler değil öğretmenlerdir. Bilimi terk eden eğitim politikalarına devam edildiği sürece geleceğimiz adım adım yok edilmektedir. ‘Vaiz vaize manevi danışman’ adı altında eğitim kurumlarının eğitimci niteliği taşımayan kişilere teslim edilmesini reddediyoruz. Tüm çocuklarımız için laik bilimsel eğitim istiyoruz. Artık yeter” diye konuştu.

LİNK : https://ilerihaber.org/icerik/gericilik-siniflara-girdi-vaizler-10-yasindaki-cocuklara-islam-ve-sehitlik-anlatacak-80811.html

EĞİTİM DOSYASI : MEB’in ‘dini eğitim sınıfları’ projesinde neler oluyor ???


MEB’in ‘dini eğitim sınıfları’ projesinde neler oluyor ???

MEB’in üç ilde pilot uygulama olarak başlattığı anaokullarında ‘dini eğitim sınıfları’ projesi çocukların hayatını adeta kâbusa çevirdi. Veliler, daha önce değerler eğitimi adı altında çocuklarının dini eğitime maruz bırakıldığını ve bunun çocuklar üzerinde çok ciddi etkilere neden olduğunu belirtti.

Özel Lale Bahçesi Anaokulu’nda beş yaşındaki çocuğuna din dersi verilen Taner Kocakaymak, çocuğunun geceleri kâbuslar gördüğünü, kadın olduğu için halasıyla temasa geçmediğini kaydetti. BirGün’den Meral Danyıldız’ın haberine göre, Kocakaymak, şöyle konuştu: “Eşim benim onayım haricinde çocuğumu yazdırmıştı. Çocuğum o zamanlar beş yaşındaydı. Kendisinde birçok değişiklik görüyordum. Halasıyla kucaklaşmamalar, öpmemeler, ‘günah’ demeleri başladı. Halası kadın olduğu için kendisine dokunamayacağını söylüyordu. Gece rüyalarında ağlıyordu, ‘Tamam, ezberleyeceğim, okuyacağım’ şeklinde sayıklamaları vardı. Mesela tuvalete gideceği zaman bir keresinde kapının önünde uzun süre beklemişti. Nedenini sorduğumda tuvalet duasını unuttuğunu söylüyordu. O duayı unutunca girmiyordu. Daha sonra ezberlemeye çalışıyordu. Dua ederken ellerini birleştirmeyi öğretmişler. Çocuğum da o şekilde dua etmeye çalışır, diğer şekillerde dua etmenin günah olduğunu söylerdi.”

Kocakaymak, okuldan müfredatı istediğinde dini eğitimle alakalı takvimde herhangi bir bilgi göremediğini ifade etti. Çocuğunun aradan bir iki sene geçmesinin ardından ancak atlatabildiğini belirten Kocakaymak, sözlerini şöyle noktaladı: “İkinci dönemin başında ben Eğitim Sen Başkanı ile görüştüm, direkt okuldan bilgileri aldım, yıllık müfredatı istedim. Din eğitimiyle ilgili en ufak bir şey yoktu müfredatta ancak tamamen din eğitimi üzerine kuruluydu. Resim çizme, kitap okuma gibi aktiviteler yapmıyorlardı. 23 Nisan programları yoktu. İkinci dönemin başında çocuğumu okuldan aldım. Çocuğum üzerinde bu olaylar travma yarattı ve hâlâ bazı etkileri sürüyor. Yaşadığı travma ise yoğun olarak bir iki sene sürdü.”

ÇOCUĞUM TABUTTAN BAHSEDİYORDU

İsmini vermek istemeyen başka bir veli ise, İzzet Baysal Anaokulu’nda geçen sene ‘Değerler Eğitimi’ adı altında dini eğitim verilen çocuğunun sürekli ölümden bahsettiğini aktardı. Veli, “Çocuk, tabuttan, ölümden bahsediyordu. Daha ben bile bilmezken ölünün kefenlenme, pamuklanma şeklinden söz ediyordu. Açık ve kapalı anne ayrımı yapmaya başlamıştı. Başörtüsü takan annelerin daha iyi olduğunu söylüyordu. Ben de ‘Anneciğim, ben başörtü takmıyorum, kötü bir anne miyim?’ şeklinde soruyordum. ‘Hayır’ diyordu. Daha sonra okula gidip bu olaydan bahsettim. Bu dersi veren kişiye ne mezunu olduğunu sordum, bana cevaben Kuran eğitimi aldığını söyledi. Kendisinin bu konu hakkında lisans mezunu dahi olmadığını öğrendim. O kadar üniversite mezunu öğretmen atama beklerken, Kuran eğitimi alan birinin gelip çocuklara ders vermeye çalışması zoruma gitti. Bu olayın üzerinden bir sene geçmesine rağmen hâlâ çocuğumun kafasındaki o algıyı kırmaya çalışıyorum.”

EĞİTİM DOSYASI /// Bir bu eksikti : Sahte diplomalı Suriyeliler !!!


Bir bu eksikti : Sahte diplomalı Suriyeliler !!!

CHP’li Mahmut Tanal ile arkadaşları, denetimsizliğin olduğu 2011-2014 yılları arasında sahte Suriye lise diplomasıyla Türkiye’deki üniversitelere giren Suriyeli sığınmacıların tespiti için Meclis araştırması istedi.

CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal ile milletvekili arkadaşları, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacı akınına uğradığı 2011-2014 yılları arasında sahte Suriye lise diplomasıyla Türkiye’deki üniversitelere giren Suriye kökenli şahısların tespitinin yapılması, üniversite eğitimi için belge sunan sığınmacıların Suriye liselerinden mezun olup olmadıklarının tespit edilip sahte diplomalıların Türkiye’deki üniversitelerden kayıtlarının silinmesi, mezun olanların ise diplomalarının geçersiz sayılıp gerekli adımların atılması amacıyla Meclis Araştırması açılmasını talep etti.

TÜRKİYE’NİN İYİ NİYETİ SUİSTİMAL EDİLDİ

Meclis araştırması önergesinin gerekçesinde, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar için hiçbir ülkenin yapamayacağı fedakarlıkları yaptığı belirtilerek, “Suriyeli çocuk ve gençlerin eğitim hayatlarının kesintiye uğramaması konusunda hızlıca birtakım adımlar atılmıştır. Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suriyeli öğrencilere, terk ettikleri ülkeleri Suriye’de liseyi bitirdiklerine dair belge, diploma sunmaları halinde üniversite eğitimine devam edebilme imkanı sunulmuştur. Sadece Suriye diploması getirerek, Suriye’de liseyi bitirdiğine dair belgeyi getirerek Türkiye’de üniversiteye başvurma hakkına sahip olma uygulaması, 2014 yılına kadar sürmüştür. Her ne kadar 2014 yılından sonra diploma sunma uygulaması kaldırılarak sınavla seviye tespit etme, denklik alma uygulaması getirilse de 2011-2014 yılları arasında sağlanan kolaylıklar suiistimalleri de beraberinde getirmiştir” denildi.

SURİYELİLER DE “İÇİMİZDE SAHTE DİPLOMALILAR VAR” DİYOR

Türkiye’deki Suriyeli vatandaşların da kendi aralarında yüksek sesle “sahte diplomayla üniversiteye giren Suriyeli öğrenciler” meselesini konuştuğu hatırlatılarak, “2011-2014 yılları arasında sahte Suriye lise diplomasıyla Türk üniversitelerine giren Suriye vatandaşlarının olduğu iddia edilmektedir. Türkiye’de ikamet eden Suriyeli sığınmacılar tarafından bile ‘Sahte lise diplomasıyla denklik alan ve bu şekilde üniversiteye girmiş Suriyeli öğrenciler var’ iddiası dillendirilmektedir” ifadeleri kullanıldı.

O YILLARDA DENETİMSİZLİK VARDI

2011-2014 yılları arasındaki denetimsizliğe dikkat çekilen önergenin gerekçesinde şöyle devam edildi: “Türkiye’nin Suriyeli sığınmacı akınına uğradığı, sistemin henüz oturmadığı 2011 ve 2014 yılları arasında bir denetimsizliğin, bir boşluğun olduğu aşikardır. O dönemde iktidarın tutumu, ‘Diplomanı onaylat, getir. Ondan sonra üniversite sınavına mı gireceksin, işe mi gireceksin, devam et’ şeklindeydi. Ülkemize kaçan Suriyelilerin, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenlerin muhatap olarak kabul etmediği Beşşar Esad yönetimine bağlı kurumlardan, kanlı çatışmaların yaşandığı ülkelerinden lise eğitimi gördüklerine ilişkin belgeleri temin etmelerinin kolay olmadığı ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenlerin desteklediği Suriyeli muhaliflerin oluşturduğu Suriye Geçici Hükümetine bağlı Gaziantep merkezli eğitim bakanlığının verdiği, onayladığı mezuniyet belgelerinin, diplomaların geçerliliği ve gerçekliği de tartışmalıdır. Bu yüzden kendi adlarına düzenledikleri sahte diplomayla, kendilerini Suriye’den mezun olmuş gibi gösteren belgelerle üniversite okuyan Suriyeli öğrenci meselesi, yabana atılacak, görmezden gelinecek bir mesele değildir.”

TEHLİKE SANILDIĞINDAN ÇOK DAHA BÜYÜK

Gerekçede, istisnai vatandaşlıktan yararlanarak Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar arasında Suriyelilerin birinci sırada olduğu hatırlatılarak şunlar kaydedildi: “Türkiye’deki üniversitelerde binlerce Suriyeli okumaktadır. Türk vatandaşlığına geçişte üniversite okuyan Suriyeli öğrencilere öncelik tanınmaktadır. Tıp, hukuk, mühendislik gibi bölümlerde okuyan veya mezun olan, güvenlikle ilgili alanlara yönelen ve vatandaşlığa kabul edilen Suriyeliler arasında sahte diplomayla üniversiteye yerleşenlerin olabileceği ihtimali, durumun ciddiyetini kavramamıza yardımcı olacaktır.”

SAHTE DİPLOMALILARIN KAYITLARI SİLİNSİN

CHP’li Mahmut Tanal ile arkadaşları, önergede taleplerini şöyle dile getirdi: “2011-2014 yılları arasında Türkiye genelindeki üniversitelere sahte Suriye lise diplomasıyla giren Suriye kökenli şahısların tespitinin yapılması, üniversite eğitimi için belge sunan sığınmacıların Suriye liselerinden mezun olup olmadıklarının tespit edilip sahte diplomalıların Türkiye’deki üniversitelerden kayıtlarının silinmesi, mezun olanların ise diplomalarının geçersiz sayılıp gerekli adımların atılması amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması uygun olacaktır.”