EĞİTİM DOSYASI : Öğretmenlerimiz atama beklerken “Formasyonsuz Suriyeliler devlet okullarında görevlendirildi”


Öğretmenlerimiz atama beklerken "Formasyonsuz Suriyeliler devlet okullarında görevlendirildi"

Öğretmen olmayı bekleyen yüz binlerce üniversite mezunu varken, Milli Eğitim Bakanlığı, çok sayıda Suriyeliyi okullarda görevlendirdi

Konuyu TBMM Genel Kurulu’nda gündeme taşıyan CHP Adana Milletvekili Orhan Sümer, sadece Adana’da 830 Suriyelinin “sözleşmeli eğitici” olarak okullarda görevlendirildiğini açıkladı.

Sümer’in açıklamaları şu şekilde:

“Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığı Suriyeli çocukların Türk eğitim sistemine entegrasyonu desteklemesi adlı bir proje başlatmıştı. Bu kamsamda geçici eğitim sistemleri oluşturulmuş ve buralarda Suriyeli eğitimciler görevlendirilmişti. Bu merkezler kapatıldıktan sonra binlerce Suriyeli öğrenci devlet okullarına yerleştirilmişti. Şimdide kapatılan bu merkezlerde çalışan binlerce Suriyeli eğitici devlet okullarında görevlendirilmeye başlandı. Sadece Adana’da göreve başlayan Suriyeli Sözleşmeli Öğretmen sayısı 830. Hangi eğitimi aldığı devlet tarafından dahi bilinmeyen, pedagojik formasyonu olmayan bu Suriyeli eğiticilere çocuklarımız teslim ediliyor. Eğitimini tamamlamış her türlü yeterliliği olan 10 binlerce gencimiz öğretmen olarak sırada beklerken Suriyelilere bu hak kim tarafından nasıl tanınmıştır”diye konuştu.

EĞİTİM DOSYASI : Öğretmenleri müftüler belirleyecek !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : NORMAL ŞARTLARDA BİZ PAYLAŞIMLARIMIZDA ORJİNAL METİN VEYA VİDEO İÇİN ÇOK FAZLA KİŞİSEL YORUM KATMIYORUZ. AMACIMIZ SİZE HABERİ YADA BİLGİYİ HAM HALİ İLE İLETMEK. HER ÜYEMİZ İLETİLEN BİLGİ YADA HABER İÇİN KENDİ YORUMUNU GRUBUMUZDA PAYLAŞABİLİR. BİLGİ İÇERDİKTEN SONRA VE HAKARET, İFTİRA YADA ARGO-KÜFÜR OLMADIĞI MÜDDETÇE DE YAYINLARIZ. BU HABERE NEDEN YORUM EKLEDİK ŞİMDİ KISACA İZAH EDELİM. TÜM MODERN DEVLETLERDE EĞİTİM SON DERECE ÖNEMLİ BİR İŞTİR. EĞİTİMİNE ÖNEM VERMEYEN ÜLKELER GERİ KALMIŞLIKTAN KURTULAMAZ. SANAYİDE, TARIMDA, TİCARETTE KISACASI ÜLKENİN REFAH DURUMUNU DİREKT ETKİLEYEN HER UNSURDA EĞİTİLMİŞ İNSAN FAKTÖRÜ ÖN PLANDADIR. MODERN ÜLKELER DİN MEFHUMUNU LAİKLİK İLKESİ GEREĞİ DEVLET İŞLERİNE BULAŞTIRMAZLAR. ÇÜNKÜ GEÇMİŞLERİNDE ENGİZİSYON MAHKEMELERİ GİBİ İŞKENCELERİN TAVAN YAPTIĞI GARABET BİR DÖNEM VAR VE BUNUN TEKERRÜR ETMEMESİ İÇİN DE DİNİ KONULARI RUHBAN SINIFI İÇİNDE KALMAK KOŞULU İLE AYRI OLARAK YAŞARLAR. ÇÜNKÜ DİN ÖYLE TEHLİKLELİ BİR ARGÜMANDIR Kİ BİR KERE DEVLET İŞİNE BULAŞIRSA YILLAR GEÇSE DE TEMİZLEYEMEZSİNİZ. HELE İSLAM ÜLKELERİNDE MÜMKÜN DEĞİLDİR. BU YÜZDEN AK PARTİNİN BU KARARI DOĞRU İSE TÜRKİYE YAKIN ZAMANDA KARANLIK BİR DÖNEME GİRECEK. ÖZELLİKLE EĞİTİM ÖĞRETİM ALANINDA ÇOK GERİ GİDECEĞİ BİR DÖNEMİN KAPISI ARALANMIŞ OLDU. BİR AN ÖNCE LİYAKAT SİSTEMİNE DÖNÜLEREK EĞİTİM İŞİNİ PROFESYONEL AKADEMİSYENLERE YANİ EHLİNE TERKEDEREK DİNİN BULAŞTIĞI TÜM DEVLET ALANLARININ DİNSEL KONULARDAN ARINDIRILMASI İŞİNE BAŞLANMALIDIR. ÇOK GEÇ OLMADAN TABİ.

Öğretmenleri müftüler belirleyecek !!!!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın imzaladığı protokoller nedeniyle vakıflar ve dernekler, eğitim sistemi içerisinde hakimiyet kazanıyor. Bu protokoller, bazen müftülükler ve Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden hayata geçiriliyor.

Milli Eğitimde sistemine iktidara yakın vakıf ve derneklerin protokoller üzerinden hakim olma süreci devam ediyor. Çeşitli vakıflar ve derneklerle imzalanan protokoller, müftülükler ve Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden de yaşama geçiriliyor.

Geçtiğimiz günlerde bazı illerdeki okul öncesi kurumlara ve ilkokullara “valilik oluru” ile gönderilen yazıda, “İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasındaki işbirliği ile okul öncesi ve ilkokullarda kayıtlı öğrencilere değerler eğitimi verilerek milli, manevi, kültür ve ahlaki gelişmelerinin sağlanması amaçlanıyor” denilmişti.

Cumhuriyet’ten Figen Atalay’ın haberine göre, yazıda, “bu protokol kapsamında görevlendirilecek olan eğitimciler ilkokul için en az önlisans mezunu veya pedagojik formasyona sahip, okul öncesi kurumlarında ise en az önlisans mezunu veya 4-6 yaş öğreticilik sertifikasına sahip kişiler arasından İl Müftülüğü tarafından görevlendirilecektir” ifadesi de bulunuyor.

Bu durum, Müftülüklerin Milli Eğitim Bakanlığı’nın üzerinde bir yerde tanımladığı ve eğitimin MEB kararı ile müftülüklere bırakılması olarak yorumlandı.

Kaynak Yeniçağ: Öğretmenleri müftüler belirleyecek!

EĞİTİM DOSYASI /// İHSAN SEFA : Atatürkçü milli eğitim sistemi


İHSAN SEFA : Atatürkçü milli eğitim sistemi

Robot askerlerin devreye sokulma aşamasında olduğu günümüzde bilim ve teknoloji savaşları artık ön planda yer almaktadır. Bilim ve teknolojide geri kalmamak ve uygar milletler arasında yer alabilmek; bir ülkenin bağımsızlığı, güvenliği ve halkının refahı ile emperyalist saldırılara karşı en büyük silahıdır. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, 1920’lerde bu gerçeği görmüş ve şu veciz sözlerle dile getirmiştir: “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, ya müstakil, ya şanlı, ya yüksek bir cemiyet halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete sevk eder.”

Bugün dünya ülkelerine baktığımızda eğitim seviyesi yüksek ülkelerin daha güçlü, bağımsız, kalkınmış ve yüksek refah seviyesinde olduklarını görebiliyoruz.

Büyük Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrasında, çok zor şartlar altında başardığı Türk Devrimleri arasında en fazla önem verdiği, şüphesiz Türk Milli Eğitimi olmuştur. Çünkü askeri sahada elde edilen başarıların, ekonomik, sosyal, teknik ve kültürel alanlarda da sağlanarak tam bağımsızlığa ulaşılması ve bunun devam ettirilmesinin eğitilmiş insan gücü ile mümkün olabileceğini gayet iyi biliyordu. Cumhuriyet’in emanet edileceği nesiller tamamen milli bir eğitim sistemi içinde yetiştirilmeliydi.

Atatürk milli eğitimin ve öğretimin gerekliliğine öylesine önem vermiştir ki; Kurtuluş Savaşı’nın yürütüldüğü, ölüm kalım mücadelesinin verildiği Sakarya Muharebesi’nden çok kısa bir süre önce, 16 Temmuz 1921 tarihinde cepheyi bırakıp Ankara’ya gelerek 1’nci Maarif Kongresi’ni toplamış ve açılış konuşmasında şunları söylemiştir:

“Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin tarihi gerilemesinde en mühim bir amil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir milli terbiye programından bahsederken eski devrin hurafelerinden ve kendimize yabancı fikirlerden tamamen uzak, tarihi ve milli karakterimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın gelişmesi ancak böyle bir kültür ile temin olabilir.”

Bu sözleriyle Büyük Önder, devlet yapısındaki yaraları sarmak için gerekli çabaların eğitim alanında yoğunlaştırılması, eğitim verilirken Türklük anlayışına ters düşen yabancı kültür ögelerinden uzak durulması ve eğitimin milli değerlerimiz doğrultusunda yürütülmesi direktifini vermiştir. Böylece Cumhuriyet dönemine esas olacak temel ilkeleri ortaya koymuştur. Atatürk’ün Milli Eğitim Politikası’na ve Milli Eğitim İlkeleri’ne geçmeden önce Cumhuriyet’in devraldığı eğitim mirasına kısaca göz atalım.

OSMANLI EĞİTİM SİSTEMİ

Osmanlı döneminde en önemli eğitim kurumu sıbyan mektepleri ve medreselerdi. Bu kurumlarda önceleri dini bilgilerin yanı sıra pozitif bilimlere de yer verilmişti. Bu haliyle medreseler değerli ilim adamları da yetiştirmiştir. Ancak Osmanlı’nın gerileme ve yıkılış dönemlerinde medreselerin bu özelliği de bozulmaya, pozitif bilimlerin yerini dini eğitimler almaya başlamıştır. Dindeki esas kuralların yerini hurafeler, batıl inançların alması ile dini şahsi çıkarlar uğrunda kullananlar çoğalmış ve eğitim giderek yozlaşmıştır. Atatürk bu eski eğitim sistemi hakkında şöyle demektedir:

“Hiçbir mantık kaidesine istinat etmeyen birtakım ananelerin, akidelerin muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok geç olur, belki de hiç olmaz. İlerlemede kayıt ve şartı aşamayan milletler hayatı makul ve ameli müşahede edemez. Hayat felsefesini vasi gören milletlerin egemenliği altına girmeye mahkumdurlar.”

Dönemin Avrupa’sında eğitim alanında başlayan gelişmeler ile iktisat ve sanayi alanında yapılan hamleler sonucunda ülkelerin güçlenmesi, halklarının refah seviyelerinin artması Atatürk’ün bu görüşündeki isabetliliği ortaya koyan somut olgulardır.

Osmanlı’nın çöküş nedenleri araştırılıp çözümler aranırken eğitim alanında bazı yeniliklere başlanmıştı. Tanzimat döneminde ordunun ihtiyacı olan teknik alanlarda yetiştirilmek üzere yurt dışına öğrenciler gönderilmiş, modern okullar açılmıştı. Dini eğitimi esas alan sıbyan mektepleri ile medreselerin yanında Rüştiye, İdadi ve Sultani adı altında genel eğitim kurumları ile teknik ve mesleki okullar da açılmıştı. Böylece dini ve dünyevi görüşe ağırlık veren iki tür eğitim sistemi ortaya çıkmıştı. Bunlara ilaveten dış ülkelerin misyonerlik faaliyetlerinin birere uzantısı olan yabancı okullar da açılmaya başlanmıştı.

Cumhuriyet öncesinde bu genel yapı kapsamında verilen eğitim geniş halk kitlelerine ulaştırılamamış, başta kırsal bölge ve kadınlar arasında olmak üzere koyu bir cehalet dalgası yayılmış, öyle ki halkın yüzde 90’dan fazlası okuma yazma bilmiyordu. Sözün kısası; Cumhuriyet Türkiye’si; nitelik olarak çok düşük ikili yapıda ve cinsiyet olarak da ayrılık esasına dayanan İstanbul ve birkaç büyük yerleşim yeri dışında eğitimle ilgili teşkilatı dahi olmayan bir eğitim enkazı devralmıştı.

Bu gerçekleri çok iyi görebilen Atatürk’ün daha Kurtuluş savaşı içinde iken eğitim meşalesini yakmıştı.

ATATÜRK’ÜN OLUŞTURDUĞU MİLLİ EĞİTİM PROGRAMI VE BU PROGRAMIN GETİRDİKLERİ

Mustafa Kemal’in 1911 yılında Bingazi’de binbaşı rütbesinde iken arkadaşlarına; “Bir gün ülkemin kaderinde rol alırsam sosyal bir darbe yapacağım. Ama ben halkın seviyesine inmeyeceğim, onu kendi bilgi ve kültür seviyeme çıkaracağım” diyerek milli eğitim konusunda ileride yapacaklarının özünü ortaya koyuyordu.

23 Nisan 1923’te TBMM’nin açılışından iki hafta sonra okunan Hükumet programında eğitimle ilgili yapılacak işlere yer vermiş, savaşın bitimiyle birlikte eğitim reformlarının yapılacağını açıklamıştır. Bu programda eğitimin; milli ruhu geliştirme, kendine güven duyma, girişim gücüne ve üretici fikirlere sahip olma, milli bünyemize uygun projelerin geliştirilmesi gibi temel prensipleri ortaya atıyordu.

Başarıya ulaşmak için sarsılmaz bir inançla başlayan milli eğitim mücadelesi 3 Mart 1924 de kabul edilen Tevhid-i Tedrisat kanunu ile büyük bir aşama kaydetmişti. Bu kanunla mektep-medrese ikiliği ortadan kaldırılarak eğitim-öğretim birleştirilmiş, okullarda dini eğitime son verilerek laiklik ilkesinin uygulanmasına başlanılmıştı. Atatürk, 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada laikliğe ilişkin düşüncelerini şu sözlerle ifade etmişti:

“Efendiler ve ey milleti iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki yol medeniyet yoludur…”

Milli eğitim sistemini yeniden örgütlemek amacıyla 22 Mart 1926’da Maarif Teşkilatı’na dair kanun çıkarılmış ve bu kanunla tüm eğitim hizmetlerinin yürütülmesi belli esaslara bağlanmıştır. Yine bu tarihlerden itibaren modern yaklaşımlara göre hazırlanmış yeni öğretim programları öncelikle ilkokullarda uygulamaya konulmuştur.

1926’dan itibaren orta öğretim ücretsiz olmuş ve karma eğitim uygulamasına başlatılmış. Böylelikle kız ve erkek öğrencilerin bir arada öğrenim görmeleri sağlanmıştır.

1 Kasım 1928’de yeni harflerin kabulü ve Türk Alfabesi’nin oluşturulmasıyla eğitim-öğretimde yeni bir sayfa açılmıştır. Okullarda Arapça ve Farsça dil dersleri kaldırılarak modern dünyada geçerli olan İngilizce Fransızca ve Almanca dil dersleri konulmuştur.

Atatürk zihninde oluşturduğu makro eğitim planını adım adım uygulamaya koyarak modern bir eğitim sisteminin temellerini atmıştır.

EĞİTİM DOSYASI : Kadıköy’de takke dönemi


Kadıköy’de takke dönemi

Karma eğitim yasada zorunlu olsa da İstanbul Kadıköy İmam Hatip Ortaokulu’nda fiilen sonlandırıldı. Takkeli eğitim, 303 öğrencinin okuduğu 36 derslikli okulun sosyal medya hesabından paylaşıldı.

Türkiye’deki imam hatip ortaokullarında din eğitimi alan 713 bin 561 öğrencinin 241 bin 137’si yani her 3 öğrenciden biri İstanbul’daki 279 imam hatip ortaokulunda okuyor. Kadıköy İmam Hatip Ortaokulu ise yasaya aykırı ilginç bir hareket başlattı.

HAREM-SELAMLIK

Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 15. maddesine göre zorunlu olması gereken karma eğitim bu okulda uygulanmıyor. İstiklal Marşı töreninde dahi kız ve erkek öğrenciler okul bahçesinde harem-selamlık sıralanıyorlar.

Sınıflarda ve laboratuvarlarda da ayrılıyorlar. Okul yönetimi sosyal medya paylaşımlarıyla da karma eğitim yapılmadığı iddialarını doğruluyor.

Sözcü’den Sultan Uçar’ın haberine göre; “5-A sınıfı cuma namazına gitmek için hazır bekliyor” diye, perşembe günü bir fotoğraf paylaşıldı.

Sınıfta yalnızca erkek öğrenciler var. Takkeleri takılı olarak, ders işlerken görülüyorlar. İdare takkeleri getirdiğini ileri sürdüğü veliye de teşekkür etmeyi ihmal etmiyor. Öğrenciler, geçen cuma günü Miraç Kandili’nde götürüldükleri Hasanpaşa Camisi’nde ise cami içerisinde takkesiz olarak ders alıyor.

Okulda ve dersliklerde ayırılan öğrenciler, 29 Ekim Cumuriyet Bayramı törenine bir komutan katılınca birlikte gösteri yapıyor.

İbrahim Şanlıer

SEVAP PUANI

36 derslikte 303 öğrencinin okuduğu okulda, her öğrenci için bir de, “Sevap Puan” kartı dağıtılıyor. Müdürlüğünü İbrahim Şanlıer’in yaptığı okulda, 1 ay boyunca en çok sevap kazanan öğrenciler çeşitli hediyelerle ödüllendiriliyor.

Odatv.com