EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : Ege’de iki ada satılığa çıktı ! Toplam değerleri 325 milyon lira


Ege’de iki ada satılığa çıktı ! Toplam değerleri 325 milyon lira

Marmaris’teki Karaca Adası 210 milyon TL, Balıkesir’in Ayvalık ilçesindeki Çiçek Adası ise 115 milyon TL bedelle internetten verilen ilanlarla satışa çıkarıldı. Üzerinde her biri 50 ile 100 metrekare arasında değişen 3 müstakil ev bulunan Karaca Adası’na günübirlik turizm tesisi ve küçük bir marina yapılabilecek.

ABD’de yaşayan Türk iş insanına ait, Marmaris ilçesinde Cumhurbaşkanlığı konutu karşısındaki 316 bin metrekarelik Karaca Adası, internet üzerinden satışa çıkarıldı. Metrekare fiyatı 665 TL olarak belirlenen adanın toplam fiyatı ise 210 milyon TL olarak açıklandı. 22 Eylül’de verilen ilanda, üzerinde her biri 50 ile 100 metrekare büyüklükte 3 müstakil ev bulunan adaya, mevcut imar durumuna göre günübirlik konaklama, yeme-içme, marina yapılabileceği belirtildi.

OTEL YAPMAK İÇİN ALDI, SİT ALANI İLAN EDİLDİ

Mülk sahibi adına adanın satışını takip eden emlak şirketi ortağı Uğur Özcan, adanın krediye uygun olduğunu söyledi. Karaca Adası’nın 1980 yılında ABD’de yaşayan bir Türk iş insanı tarafından 7 yıldızlı otel yapılmak üzere satın alındığını belirten Uğur Özcan, adanın o zaman imarlı olduğunu kaydetti.

Adanın 1983 yılında birinci dereceden sit alanı ilan edildiğini vurgulayan Özcan, "Bu nedenle otel yatırımı gerçekleşmedi. Sahibi yıllardır vergisini ödediği halde istediği yatırımı yapamadı. Yatırım yapmaktan vazgeçtiği için satışa çıkardı. Üzerinde 3 müstakil ev ev bulunuyor. Ancak bunlar metruk durumda. İmar affı kapsamında yapı kayıt belgeleri alındı. Restore edilerek kullanılabilir. Yine adaya günübirlik turizm tesisi ve küçük bir marina da yapılabilir. Bunlara izin var. Şu an Muğla Büyükşehir Belediyesi sınırlarında bulunduğu için 5 yıl süreyle vergiden muaf. Süre dolduğunda yeniden vergisini ödeyecek" diye konuştu.

Sahibinin yatırım yapamadığı için zarara uğradığını anlatan Uğur Özcan, "Ada aynı zamanda mavi tur rotası üzerinde bulunuyor. 4 koyu bulunuyor. Toplam 316 dönüm tapu tescili var. Yine 65 dönüm orman kullanım alanı var. Adanın toplam büyüklüğü 381 bin metrekare" dedi.

ÇİÇEK ADASI DA SATILIK

Balıkesir’in 22 adasından biri olan Ayvalık ilçesinde bahar mevsiminde sarı ve beyaz ’koyun gözü’ cinsi nergis çiçekleri açan ve adını buradan alan Çiçek Adası da 15 Eylül’de internet üzerinden satışa çıkarıldı. İlk kez 2002 yılında satışa çıkarılan Çiçek Adası, Ayvalık ve Gömeç ilçeleri açıklarında bulunuyor. Karaya 230 metre mesafede, 267 bin metrekare alana sahip Çiçek Adası, 115 milyon liraya satışa çıkarıldı. İçinde taban oturumu 450 metrekare 3 bina bulunan ada, Ayvalık’a 12 kilometre, Çanakkale- İzmir yoluna ise 3,5 kilometre mesafede. 4 tatlı su kuyusunun da bulunduğu adada 2 bin zeytin ağacı, 3 bin çam ve muhtelif meyve ağaçları bulunuyor. Ada, Katrinli, Katerin ve Hatırlı ailelerinin özel mülkü konumunda. En yüksek noktası 22 metre olan ada alıcılarını bekliyor.

DOĞA SORUNLARI DOSYASI : EGE’DEKİ ORMAN YANGINLARI HAKKINDA 3 HABER 3 YORUM


THK eski başkanı : ‘Uçaklar kullanılsaydı değil 500 hektar 1 hektar bile yanmazdı’

İzmir Karabağlar’da başlayıp Seferihisar ve Menderes’e sıçrayan ve 3 gündür devam eden orman yangınına ilişkin iddialar ortalığı karıştırdı. THK eski başkanı ‘uçaklar kullanılsaydı değil 500 hektar 1 hektar bile yanmazdı" dedi. Peki o uçaklar nerede?

İzmir’de devam eden yangın sonrası bir iddia gündeme oturdu. Türk Hava Kurumu’nda 6 sı faal 9 uçak, Türk Hava Kuvvetleri’nde ise 6 adet devasa yangın söndürme uçakları bulunuyor. Sosyal medyada bu uçakların neden kullanılmadığı soruluyor.

Uçaklar kullanılsa 1 hektar bile yanmazdı

THK’nin eski Başkanı Erdoğan Karakuş’un açıklamaları da olay oldu. Karakuş “Son yangınlarda uçaklar kullanılsaydı ne olurdu” sorusuna “Değil 500 hektar 1 hektar bile yanmazdı” oldu.

Uçaklar helikopterlerden üç kat daha hızlı

THK’nın eski başkanı Karakuş, uçakların yangın bölgesine helikopterlerden üç kat daha hızlı ulaşabileceğini ve daha yüksek su boşaltma kapasiteleriyle söndürme işleminde çok daha etkili olabileceğini vurguladı.

“Uçak olmadan yangınla mücadele edilemez” diyen Karakuş, çok çarpıcı bir olayı şöyle aktardı:
– “2002’de Marmaris’teki bir orman yangınında Bakanlık sadece helikopterleri denemek istedi. Beni arayıp “THK uçakları bu yangına karışmasın” dediler. Marmaris tam üç gün yandı ve alevler kontrol edilemeyince bizi yeniden göreve çağırdılar. Biz müdahale edince söndürdük. Tam 165 yangına uçaklarımızla müdahale ettik ve tamamını kısa sürede söndürdük.”

Türk Hava Kuvvetleri’nin de uçağı var
Yalnızca THK de değil, Türk Hava Kuvvetleri’nde de 6 adet yangın söndürme uçağı var. C-130 tipi uçakların beşi Türk Hava Kuvvetleri’nin Kayseri’deki ikbal bakım merkezinde yangına müdahale için geliştirilmiş. Tek bir uçak 12 ton su taşıyabiliyor. Eskiden yangınlara müdahale eden Türk Hava Kuvvetleri’nin İzmir yangınında neden devreye alınmadığı soruluyor.

Özel şirkete ihale edildi iddiası

Orman Bakanlığı yangınla mücadelede Türk Hava Kurumu’ndan ‘masraflı’ olduğu gerekçesiyle uçak kiralamayıp yangın söndürme işini bu alanda deneyimi olmayan ve yurt dışından helikopter kiralayan özel bir şirkete devretmiş.

Neden özelleştirdiniz?

Orman Bakanlığı’nın söndürme işlemlerinde devlete ait uçakları kullanmamasını TBMM’ye taşıyan CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemir’e “Yangınla mücadele devletin görevi olmasına rağmen neden ve nasıl bir gerekçe ile özelleştirilmiştir” sorusunu yöneltti.

Atila Sertel : THK uçakları arızalı diyen Bakan gerçeği söylemiyor

İzmir’in Karabağlar ilçesinde başlayan ve Seferihisar ile Menderes ilçelerine yayılan orman yangınıyla ilgili CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel çarpıcı iddialarda bulundu.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin THK uçaklarının yangına müdahale etmemesiyle ilgili “THK uçakları arızalı” şeklinde yaptığı açıklamayı eleştiren CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, “Gazeteci titizliği ile araştırdım. Tarım ve Orman Bakanı ‘Uçaklar arızalı’ dedi. Sayın Bakan ne yazık ki gerçekleri söylemiyor. THK’nın altı uçağından beşi Ankara’da. Uçakların biri de şu anda İzmir’in Menderes ilçesinde. THK yetkilileri uçaklarda arıza olmadığını söylüyorlar” dedi.

THK uçaklarının neden kullanılmadığına ilişkin soru önergesi de verdiğini belirten Sertel, THK yetkililerinden resmi bir açıklama beklendiğini söyledi.

İSTİFA ÇAĞRISI

Bakanlığın saatlik ücreti 100 bin lirayı bulan uçakları yüksek maliyetlerden dolayı kiralamadığına ilişkin iddialar olduğunu hatırlatan Sertel, şöyle dedi:

“Yaptığım araştırma sonucuna göre; yangın uçağının bir saatlik kira bedeli 100 bin TL civarında. Ancak uçaklar yangın söndürmede Helikoptere göre çok ve köpük sistemini kullanıyor. Uçakların maliyeti yüksek diye kiralamaktan kaçınan zihniyet ormanların göz göre göre yanışını seyrediyor. Geçmişte Yunanistan’da ki yangına ‘Uçaklarımızla yardım edelim’ diyenler İzmir’in ormanlarının yanışında yeterli duyarlılığı göstermediler. THK yetkilileri çıksınlar ve açıklama yapsınlar. Uçaklarında arıza olmadığını açıklasınlar. Ve ‘Yangın söndürme uçakları arızalı’ diyen bakan gereğini yapsın istifa etsin.”

İsrail’de 13 Noktada Çıkan Yangınlara Türk Yangın Söndürme Uçakları Müdahale Etti

İsrail’de 4 gündür söndürülemeyen yangın nedeniyle Netanyahu basın açıklaması yaptı. Açıklama esnasında Netanyahu’nun arkasındaki Türkiye’ye ait yangın söndürme uçakları dikkat çekti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkenin 13 noktasında çıkan yangınları söndürmek için Türkiye‘den yardım talep etmişti.

Bu istek üzerine Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin İsrail’e 3 yangın söndürme uçağı gönderdiğini duyurmuştu.

80 BİN KİŞİ EVLERİNİ BOŞALTTI

İsrail güvenlik güçleri, iki aydır süren kuraklığın ardından gelen yangınlar ile ilgili olarak kundaklama şüphesiyle 12 kişiyi gözaltına aldı. Ülkenin üçüncü büyük kenti olan Hayfa’da 80 bin kişi evini boşalttı.

TÜRKİYE UÇAK GÖNDERDİ

Bugün İsrail Başbakanı Netanyahu kontrol altına alınamayan yangın nedeniyle yaptığı basın açıklamasını Türk uçaklarının önünde yaptı.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// CAHİT ARMAĞAN DİLEK : EGE’Yİ DE FIRAT’IN DOĞUSU GİBİ KAYBEDİYORUZ


CAHİT ARMAĞAN DİLEK : EGE’Yİ DE FIRAT’IN DOĞUSU GİBİ KAYBEDİYORUZ

E-POSTA : cahitdilek

06 Temmuz 2019

Türkiye’nin çevresindeki kuşatmanın Doğu Akdeniz ve Ege bölümünde son dönemde önemli gelişmeler var.

Fatih sondaj gemisinden sonra Yavuz sondaj gemisinin de Doğu Akdeniz’e gönderilmesi öncesinde Çipras Yunan Güvenlik Konseyini topladı. GKRY’nin haklarını koruma vaadinde bulunup eğer Türkiye Meis adası açıklarında da sondaj yaparsa askeri müdahale imasında bulundu tehdit etti.

Buna verilecek en somut yanıt Yavuz gemisinin sondajını Meis açıklarında yapması olurdu. El mi yaman bey mi yaman görürdük. Ama Erdoğan yönetimi bu blöfü göremedi. Eğer bu blöf görülseydi Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) üzerinde koparılan Yunan-Rum yaygarası da susturulurdu.

Ama öyle yapılmadı. Türkiye Yunan-Rum yaygarasına ayak uyduruyor ve Doğu Akdeniz’de MEB konusunu ana konu olarak ele almayı tercih ediyor. Aslında burada kullandığımız Türkiye kelimesi yerine görevde ve emekli az sayıda kişinin söylemleri demek daha doğru olur.

Türkiye’nin milli kritik konuları son dönemlerde nedense kişilere etiketlenerek ele alınıyor. 16 Nisan anayasa değişiklikleriyle Cumhurbaşkanının her şeyden sorumlu tek kişi olması da bunun bir sonucu.

Hatırlanırsa PKK ile mücadelede de "bu iş benim işim ben çözerim" gibi ortaya çıkan Genelkurmay Başkanları İçişleri Bakanları Valiler gördük. Şimdilerde Ege ve Doğu Akdeniz konusu da aynı şekilde yürütülüyor.

Terörle mücadele gibi çevre denizlerdeki hak ve menfaatlerimizin korunması kişilere bağlı değil devlet politikası halinde ele alınması gerektiğini herkes bilir. Ahmet mhmet bugün var yarın yok ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak.

Kişiye endeksli politikalardan kişisel PR çıkar devlet adına sonuç almak mümkün değil. Cumhurbaşkanlığı Hükmet Sistemi bunun en son ve somut örneği.

İşte bu kişisel çıkışların da yönlendirmesiyle Türkiye Yunan-Rum eksenindeki anlaşmazlıklarda Ege’yi bir kenara koymuş Doğu Akdeniz’e öne çıkarmış gözüküyor. Evet 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmalarıyla Yunan-Rum ikilisiyle anlaşmazlık alanı da Trakya’dan Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e kadarki hat üzerinde genişledi.

Ama mevcut anlaşmazlık ve sorunlar doğru analiz edilirse bu hattaki anlaşmazlıkların temelinde Ege sorunları olduğu görülür. Ege sorunlarının ağırlık merkezi ise Kıta Sahanlığı’dır. Ve Türkiye doğal olarak burada çok güçlüdür.

Kıta sahanlığı kavramı 1958 Deniz Hukuku sözleşmesinde yer almıştır. MEB’e göre daha eski bir kavramdır ve kıta sahanlığına sahip devlete doğal kalıcı haklar tanımaktadır. MEB 1982 sözleşmesinde yer almıştır ama MEB kavramının ortaya çıkması kıta sahanlığı kavramını ortadan kaldırmamıştır.

MEB sınırlarının belirlenmesinde kabaca karasuları hatları üzerinden gidilmektedir. Hal böyle olunca Ege gibi binlerce ada/adacığın bulunduğu Anadolu yarımadasına yakın adaların çoğunluğunun da Yunan tarafında olduğu düşünüldüğünde kıta sahanlığı kavramı yerine MEB üzerinden gidilecek sözde çözümlerde Türkiye’nin Ege’yi tamamen kaybetmesi denizaltı ve üstü hiçbir kaynaktan faydalanamaması anlamına gelir.

Halbuki Ege’de kıta sahanlığı kabaca bir S harfi şeklinde Ege’yi ortadan bölmektedir. Bu yapı içinde Doğu Ege adaları yanlış tarafta’dır. Yanlış tarafta olmak o adaların mutlaka Türkiye’ye ait olması anlamına gelmiyor ama Yunalara ait ada/adacıkların MEB’inin olmasına kıta devletinin hak ve avantajlarının kaybına engel olur.

Ege’de kıta sahanlığı çözülmeden Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve MEB’i çözmek mümkün değil. Türkiye’nin en son Mart 2019’da Doğu Akdeniz’deki MEB’e ilişkin BM’ye bildirdiği haritanın batı ucundaki belirsizlik de Ege’deki kıta sahanlığıyla doğrudan ilintilidir.

Ama Yunan tarafı tartışmalı olarak kalacak Doğu Akdeniz’deki MEB mücadelesinin köpürtülmesinden Ege’deki kıta sahanlığının unutulmasından memnun.

Bakın önceki gün Yunan Dışişleri Bakanı ne diyor: Ege’de Türkiye ile ezelden beri sahip olduğumuz farklılık kıta sahanlığının belirlenmesi olmuştur.

Yunan Bakan işgal ettikleri adalarımıza ilişkin karşı söylem geliştirenleri Türk milliyetçisi ve Kemalist muhalefet diye de suçlamış diplomatlarla daha iyi anlaştıklarını da söylemiş.

Bu açıklama bile Yunanistan’ın kıta sahanlığı konusundan korktuğunu gösteriyor.

Yunanlar ABD ve AB’yi de arkasına alıp bunlara ait şirketlere ulufe gibi arama-sondaj ruhsatları vererek Doğu Akdeniz’de koruma kalkanı kurduklarını ve güçlü olduklarını düşünüyor.

Ellerinin zayıf olduğu Ege’nin değil Doğu Akdeniz’in konuşulmasını istiyor.

Muhakkak ki Ege-Doğu Akdeniz birbirine giren yekpare bir sorun alanıdır ama ağırlık merkezi Ege’deki kıta sahanlığıdır.

Suriye kuzeyindeki hata burada tekrar edilmemelidir. Çünkü Suriye kuzeyinde Fırat’ın doğusu PKK terör koridorunun ağırlık merkezi olmasına rağmen Türkiye önceliği Fırat batısına vermiş günün sonunda Suriye kuzeyinde ABD destekli PKK planının işlemesini önleyememiş Fırat doğusunda PKKistan oluşmuştur.

Aynı hataya şimdi Ege ve Doğu Akdeniz hattında da düşülmemeli hedef-tehdit önceliği doğru belirlenmeli Ege kaybedilmemeli.

Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Bu vatana Mavi Vatanın her milimi de dahildir.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/egeyi-de-firatin-dogusu-gibi-kaybediyoruz-52504yy.htm

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// Ahmet TAKAN : Yunanistan, Ege’de savaş pozisyonuna geçti…


Ahmet TAKAN : Yunanistan, Ege’de savaş pozisyonuna geçti…

E-POSTA : ahttakan

19 Temmuz 2019

Yunanistan’ın Ege’yi Yunan gölü haline getirmesini önlemeden Doğu Akdeniz’de çıkarlarımızı ne kadar koruyabiliriz?.. Veya, Batı destekli küstah Yunan ve Rum’un Doğu Akdeniz’deki oldu bittilerine karşın yürüttüğümüz faaliyetler sonuca ulaşabilir mi?..

Uluslararası anlaşmalara göre, kapı gibi belgeli 18 Türk adası ve 1 kayalığını Yunan işgal etmiş… Adalarımızda askeri tatbikatlar yapıyorlar… Meydan okuyorlar, Türkiye’ye en ağır hakaretleri savuruyorlar… Üstelik, gayri askeri statüdeki adalarda her türlü ağır askeri teçhizatlaşmayı gerçekleştiriyorlar… Lozan’ı delik deşik ediyorlar… Birileri, Türkiye’de tüm bu olup bitenleri sessiz sedasız seyrediyor… Sonra da Doğu Akdeniz’e yalandan tantanalarla "çıkarlarımızı koruyoruz" diye araştırma gemileri gönderiyoruz!.. Ege, tamamen Türkiye’ye kapanınca Akdeniz’e nasıl çıkacak ve haklarımızı nasıl koruyacaksak!?..

Bakın!.. Bizler, Doğu Akdeniz’de araştırma gemisi sayısı hamaseti ile meşgul edilip Ege’deki rezaletlerin üstü bilinçli şekilde örtülürken Yunan ne ile uğraşıyor?..

Gayri askeri statüdeki adalarda silahlanmasını arttırıyor.. Vee, bu adalarda askerlerini Türkiye’ye karşı savaş pozisyonuna geçiriyor. Nereden mi biliyorum?.. İşte fotoğraflı belgeleri:

Yunanistan Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Georgios Kambas, 2 Temmuz ‘da gayri askeri statüde olan Limni ve Bozbaba adalarını ziyaret etti. Korgeneral Kambas’a, Tuğgeneral Georgios Vaklatzis de refakat etti. Ziyaret ve denetleme ile ilgili haber ve resimler Yunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı resmi internet sitesinden tüm dünyaya ilan edildi.

Korgeneral Kambas, Limni Adası’na gelişte askeri tören ile karşılandı. Kambas, gayri askeri statüdeki Limni Adası’nda konuşlu askeri birliklerin harekat seviyelerini denetledi.

Korgeneral Kambas, Limni Adası’nda konuşlu Tank Taburu’nun garajı önünde poz vererek taburda görevli Yunan askerlerini denetledi. Tank Taburu’ndaki askerlerin savaş hazırlık durumundaki kıyafetleri dikkat çekti.

Korgeneral Kambas, tank mürettebatı askerlerini de yerinde denetledi. Tank önünde poz veren Kambas, Lozan Antlaşması’na ve Türkiye’ye meydan okudu. Limni Adası’ndan Bozbaba Adası’na geçen Korgeneral Kambas, adada görevli Yunan askerleri ile birlikte fotoğraf çektirdi.

Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Yunan’ın son küstahlığına şöyle tepki gösterdi;

"13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Kraliyet Hükümetine, 14 Şubat 1914 tarihinde Osmanlı Devleti’ne tebliğ edilen Altı Büyük Devlet (Almanya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya) Kararı ile Yunanistan’a Kuzey Ege Adaları’nın sadece kullanma hakkı verildi. Silahsız olmak kaydıyla kullanma hakkı verilen Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba adaları Türk egemenliğinde kaldı. Bu durum Lozan Antlaşması’nın 12. ve 13. Maddeleri ile teyit edildi.

Korgeneral Kambas’ın ziyaret ettiği Limni Adası’nda bir Mekanize Tugay, Bozbaba Adası’nda da bir Alay kuvvetinde askeri birlik görev yapıyor. Diğer adaları da silahlandıran, Altı Büyük Devlet Kararı ile Lozan Antlaşması’nı ihlal eden Yunanistan toplam 9 adadan oluşan Kuzey Ege Adalarını kullanma hakkını kaybetmiştir. Yunanistan anılan adaları en kısa zamanda boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir.

Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kambas, gayri askeri statüdeki Limni ve Bozbaba adalarında Türkiye’ye meydan okurken devletimizin yönetimini elinde bulunduranlar, olanı biteni turist gibi seyretti. Yunanistan’a müzik notası bile verilmedi."

Kaynak Yeniçağ: Yunanistan, Ege’de savaş pozisyonuna geçti… – Ahmet TAKAN