EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan, Ateşle oynuyor


YUNANİSTAN, ATEŞLE OYNUYOR !…

*Yunanistan, 14 Eylül 2020’de yayınladığı NAVTEX mesajı ile Sakız Adası’nın doğusundaki bölgede askeri tatbikat yapacağını duyurdu.

*Türkiye de, aynı gün karşı NAVTEX yayınlayarak, Yunanistan’ın yayınladığı NAVTEX mesajı ile Sakız Adası’nın 1923 Lozan Antlaşması ile belirlenen gayri askeri statüsünün ihlal edildiğini duyurdu.

*Yunanistan’ın 15 Eylül 2020’de askeri tatbikat yaptığı Sakız Adası karasuları Türkiye’ye aittir. Yunanistan, Türk karasularında askeri tatbikat yaparak 13-14 Şubat 1914 Altı Büyük Devlet Kararı ile Lozan Antlaşması’nın 12,13. Maddeleri ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesini açık bir şekilde ihlal ediyor. Yunanistan ateşle oynuyor !…

*Sakız Adası’nın egemenliği ve mülkiyeti ile Karasuları, Kıta Sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölgesi ve Hava Sahası Türkiye’ye aittir.

*Mevcut durum itibarıyla Yunanistan’a kullanma hakkı verilen 9 adanın hepsi silahlandırılmıştır. Silahlandırılan adalar arasında Sakız Adası da vardır. Sakız Adası’na 1 Yunan Mekanize Tugayı yerleştirilmiştir.

*Altı Büyük Devlet Kararı ve Lozan Antlaşması’nı ihlal ederek adalara askeri birlik yerleştiren ve adaları silahlandıran Yunanistan, Kuzey Ege Denizi’ndeki adaların kullanma hakkını kaybetmiştir.

*Yunanistan, Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba adalarındaki askeri birlikleri ile vatandaşlarını ana kıtasına tahliye ederek boşaltmalı ve adaları Türkiye’ye teslim etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : LOZAN’I ELEŞTİREN ÇAVUŞOĞLU, KENDİ DÖNEMİNDE İŞGAL EDİLEN ADALARIN HESABINI VERMELİDİR !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : LOZAN’I ELEŞTİREN ÇAVUŞOĞLU, KENDİ DÖNEMİNDE İŞGAL EDİLEN ADALARIN HESABINI VERMELİDİR !…

*Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 16 Eylül 2020’de CNN Türk “Tarafsız Bölge” Programına verdiği mülakatta, isim vermeden 1923 Lozan Antlaşması’nı hedef aldı.

*Çavuşoğlu, “Meis’i İtalyanlara vermişiz, onlar da Yunanistan’a vermiş. Yanı başımızdaki adaları vermişiz, geçmişteki anlaşmaları büyük bir başarı öyküsü olarak ders kitaplarında bize ilkokullarda, ortaokullarda anlatmaya çalıştılar ama maalesef işte görüyoruz” dedi. Ancak, Çavuşoğlu’nun söylemleri tarihi gerçeklerle bağdaşmıyor.

*1912’de İtalya, 1913’te Yunanistan, 1915’te Fransa tarafından işgal edilen Meis Adası, 1921’de tekrar İtalya’ya devredildi. Yani, Meis Adası 30 Ekim 1918 öncesi ve sonrasında işgal altında olup Misak-ı Milli sınırları içinde değildir.

YUNAN İŞGALi ALTINDAKİ GAVDOS ADASI, MEİS ADASI’NIN 7 MİSLİ BÜYÜKLÜKTEDİR !…

*Meis Adası’nı gündeme getirenler, Gavdos Adası’ndaki işgali görmezden geliyor.

*AKP Hükümetleri döneminde 2004’te Yunanistan tarafından fiilen işgal edilen adalar arasında bulunan Gavdos Adası, Meis Adası’nın 7 misli büyüklüktedir.

*Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Gavdos Adası’na 4 otel inşa etti. Anılan oteller arasında bulunan Gavdos Studios adlı Yunan otelini Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un etstur şirketi işletiyor. Türk vatandaşları, kendi adamız olan Gavdos Adası’na pasaport ve vize ile götürülüyor.

ÇAVUŞOĞLU’NUN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DÖNEMİNDE, 2 TÜRK ADASI VE 1 TÜRK KAYALIĞI DAHA İŞGAL EDİLDİ !…

*2002 Yılında iktidara gelen AKP Hükümetleri döneminde, 2004 yılında 16 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı işgal edildi. Çavuşoğlu, 2014’den bugüne kadar Dışişleri Bakanlığı görevini yürütüyor. Çavuşoğlu’nun döneminde, 2016’da Ardıççık Adası ve Marathi Adası, 2020’de de Plati Kayalığı işgal edildi.

*Çavuşoğlu her fırsatta Lozan’a saldırıyor. Ancak, Lozan’da hiçbir ada verilmedi.

*Çavuşoğlu, savaş ortamında olmadığımız halde kendi döneminde işgal edilen 2 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı ile AKP Hükümetleri döneminde işgal edilen toplam 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı’nın hesabını vermelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : NAVTEx


YILMAZ ÖZDİL : NAVTEx

17 Eylül 2020

Çeşme’deyim.

Sakız’a karşı püfür püfür sabah kahvesi yudumluyorum.

Bir beyefendi yanaştı.

İstanbul’dan ailece tatile gelmişler.

Görüşlerinize katılmıyorum ama sizi her gün okuyorum” dedi.

Ne güzel dedim.

İlla sohbet açma ihtiyacı hissediyordu sanırım işaret parmağıyla Sakız’ı gösterdi “şu 12 adayı almak lazım” dedi.

Bence de şahane olur ama Sakız adası 12 ada’dan biri değil dedim.

Nasıl değil yahu” dedi öfkeyle…

Bir de İzmirli olacaksın hayret yani” diye söylene söylene gitti.

Hem bilmiyor.

Hem bilmediğini bilmiyor.

Hem emin.

Dolayısıyla görüşlerime katılmadığı için memnun oldum.

Cep telefonumu açtım.

Sözcü’nün internet sitesinden haberlere bakıyorum.

Son dakika manşeti var.

Sakız adası için navtex” yazıyor iyi mi!

Tıkladım.

Yeni bir navtex yayınlamışız “Sakız adasının Lozan Antlaşması’yla belirlenen gayri askeri statüsünün ihlal edildiğini” duyurmuşuz.

Yani… Askerden arındırılmış olması gereken Sakız adası’na Yunan askeri yerleştirildiğini tüm dünyaya ilan etmişiz.

E madem sabah sabah Sakız adası bu kadar ağızlara sakız oldu anlatayım o halde ben size Sakız’ın navtexini…

12 ada aslında 12 adet ada değildir.

20’si büyük 150 civarında adadır.

Osmanlı döneminde “12 kişilik ihtiyar heyeti tarafından yönetilen gayrimüslim adalar” manasındadır.

12 diye diye oldu sana 12 ada… Yunanlar bile kendi dillerinde 12 manasına gelen dodeka’yı kullanır bu adalara dodecanese der.

Sakız adası padişahımız efendimiz tarafından elaleme verilen adalarımızdan biridir ama 12 adadan biri değildir.

Kuşadası’nın karşısındaki Sisam da 12 adadan değildir.

Sakız adası uzaktan bakınca küçük görünür ama İstanbul Büyükada’dan 150 misli büyüktür.

Bozcaada’dan 22 misli büyüktür.

Hemen karşısındaki Çeşme’nin dört katıdır.

1566’yla 1912 arasında 346 yıl boyunca bizimdi.

Ertürk Ailesi’nin feribotları teee 1925 yılından beri Sakız adasına insan taşır. Tahtadan kayıklarla başlamışlardı bugün İstanbul Boğazı’nda gördüğünüz modern katamaranlarla çalışıyorlar.

Ertürk feribotuna bin 20 dakikada Sakız’dasın.

İner inmez çarşıda devasa şarküteri var şarabın peynirin salamın filan envai çeşidi satılıyor… Darılmaca yok Türkiye’de zor bulursun bulsan da bu fiyata bulamazsın etiketler gayet makul.

Sakız Türk Lirası’nın geçtiği tek Yunan adasıdır.

Cebinde euro olmasa bile Türk Lirası’yla alışveriş yapabilirsin hoşlanmazlar ama geri çevirmezler.

Her dükkanda kırık dökük Türkçe konuşan biri mutlaka bulunur.

Restoran isimlerini vermeyeyim ançüezi kuskuslu ahtapotu vatos ızgarasını müthiş yaparlar.

Bizde güya “denizden babam çıksa yerim” diye laf vardır ama hikayedir… Mesela bizde vatos çıksın çiçina çıksın kediye bile vermezler çöpe atarlar.

Yunan ise vatosun bile yemeğini yapıyor denizden çıkan her ürünü önce lezzete sonra paraya dönüştürüyor.

Chios beer Sakız birası sadece Sakız’da bulursun.

Süt gibi günlük üretilir günlük tüketilir.

Bira örneğinde olduğu gibi Sakız’ı her alanda markalaştırıyorlar.

Londra Filarmoni Orkestrası’nın çaldığı Sakız senfonisi var mesela.

The Chian Rhapsody.

Sakız adasının müzikal değerlerini yansıtıyor.

Biz Türklerin izi olarak zeybek ezgileri barındırıyor.

Adanın tanıtımı için basmışlar parayı Londra Filarmoni’ye çaldırmışlar. Propaganda işini çok iyi biliyorlar. Yunanistan tee 1918’den beri İngiltere’yi propaganda üssü olarak kullanıyor.

En önemli kilisesi Nea Moni manastırı… Manzarası nefes kesici olduğu için adaya her gelen bu manastıra uğruyor.

Manastırın içinde kafataslarıyla dolu bir oda var.

Camekanlı dolaplar duvarlar her yer kafatası ve kemik.

Üzerindeki levhada “Osmanlılar tarafından hunharca katledildiler” yazıyor!

Sakız’a giden Türk turistler bu manastırı geziyor dilek diliyor mum yakıyor Yunanca levhalarda ne yazdığını anlamadığı için bol bol hatıra fotoğrafı çektiriyor sosyal medya hesaplarında paylaşıyor!

Yunan hem turist olarak paramızı alıyor hem bize katilsiniz diyor hem de reklamını bize yaptırıyor.

Dedim ya propaganda işini çok iyi biliyorlar.

Sakız’da camimiz var.

Mecidiye Camisi.

Sultan Abdülmecid döneminde yaptırıldı.

Minaresini Sakız’ın neredeyse her yerinden görürsün.

2016 yılında “restore edeceğiz” ayaklarıyla kapattılar “temellerinde kilise kalıntıları bulduk meğer camiyi kilisenin üstüne yapmışlar” diye palavra uydurdular şak Bizans müzesi haline getirdiler.

Şimdi utanmadan bize “ibadethaneye saygı” dersi vermeye kalkıyorlar.

Tarihi kütüphane var Korais kütüphanesi Osmanlı’dan kalma ceylan derisiyle kaplı paha biçilmez kitaplar var Sakız Türkleri’nin bütün şecerelerinin bulunduğu muhteşem bir arşiv var Sakız’daki Türk varlığının tüm belgeleri burada korunuyor.

Mastika müzesi var sakız’ın yani çiğnediğimiz damla sakızının müzesi… Benim çocukluğumda Çeşme’nin her yerinde sakız ağacı vardı o güzelim sakız ağaçlarının köküne kezzap döküldü öldürüldü arsaya dönüştürüldü imar çıkartılıp yazlık siteler yapıldı.

Yunan ise hem sakız ağaçlarını fiziki olarak koruyor hem kültürel olarak da korumak için müzesi var. İnsan görünce üzülüyor.

Ege Denizi’nin Çeşme’yle Sakız arasındaki bölümüne Sakız Boğazı deniyor.

Çeşme Çiftlikköy’de domuz çukuru denilen bir bölge var yarımada şeklinde Sakız Boğazı’na uzanır burası Sakız adasına en yakın noktamızdır.

Kaçak mülteciler tam olarak bu noktadan Sakız’a geçmeye çalışıyor.

Yunan sahil güvenlik botları sürekli devriye geziyor mızrak gibi sivri çubuklarla mültecilerin lastik botlarını deliyor batırıyor boğulanları kurtarmıyor.

Çeşme emniyet müdürlüğünün verilerine göre sadece Suriyeliler değil Afgan Angola Eritre Mali Kongo Somali Sri Lanka Senegal neredeyse bütün gariban milletlerin mültecileri burada can veriyor.

Bizim sahil güvenlik denk gelirse kurtuluyorlar yoksa ölüyorlar.

Çiftlikköy’deki domuz çukuru boğulan garibanların kıyıya vuran kıyafetleriyle ayakkabılarıyla dolu… Trajedi müzesi gibi.

Sakız’a ayak basmayı başaran mülteciler Sakız’ın merkezindeki Souda kampına yerleştiriliyordu.

Cezaevi gibiydi.

İnsanlık dışı bir yaşam sürüyorlardı.

Yapılması imkansız kabul edilen efsane haberlere imza atan değerli arkadaşım Korcan Karar 2017 yılında bu dehşet kampına girmeyi başardı.

150’si çocuk 1400 mülteci kalıyordu.

Fotoğrafladı.

Çeşme’ye döndü.

Suyun Öteki Tarafındaki Vatansızlar” adıyla sergiye dönüştürdü.

Alaçatı’da değirmenlerin altındaki meydanda 23 bilboardta sergiledi.

Her fotoğrafın öyküsünü yazdı.

Türk basınında geniş yer verilen bu sergi büyük ses getirdi sınırları aştı Amerikan basınında Avrupa basınında yer buldu.

Korcan’ın sergisinden hemen sonra Yunanistan apar topar Souda kampını kapattı yine Sakız’da ama gözlerden iyice uzak bir bölgesinde yeni kamp alanı oluşturdu.

Bugün o kampta 2500’ün üzerinde mülteci var Avrupa basınının bile girmesine izin vermiyorlar.

(Korcan’ın sülalesi baba tarafından dört kuşak Sakız’dan… Osmanlı döneminde adanın tapu kadastro müdürü Korcan’ın büyük dedesiydi dedesi adanın eczacısıydı Sakız’da şu anda kültür merkezi olarak kullanılan Türk hamamı bile Korcan’ın büyük büyük dedesi dava vekili – avukat Hüseyin İlhami bey tarafından yaptırıldı. )

(Sakız’a damgasını vuran bir başka tanıdığınız isim Everest’e tırmanan ilk Türk değerli arkadaşım Nasuh Mahruki’nin büyük büyük dedesi kaptan-ı derya Ali paşa… Sakız isyanını bastırmak için vuruşurken sancak gemisinde yanarak şehit düştü. “Yanarak ölen” anlamına gelen Mahruki soyadı torunları tarafından şeref mirası olarak benimsendi. )

Sakız’da havalimanı var.

Çiftlikköy’ün tam karşısındaki Karfaz bölgesinde.

Sakız’ın merkezinden yürüyerek bile gidebilirsin o kadar yakın.

İngiltere’den Almanya’dan Fransa’dan charter uçakları geliyor.

Atina’ya yaz-kış günde üç sefer yapılıyor.

(Türkiye’den kaçmaya çalışan fetocuların özellikle Sakız’a geçmeye çalışmasının temel sebeplerinden biri bu havalimanı… Sakız’a geçebilirse pasaportunda vizesi varsa Avrupa’nın tamamına tüyebiliyor. )

Havalimanının hemen yanında elektrik santralı var.

Adanın bütün elektriğini burası veriyor mazotla çalışıyor.

Bacaları kırmızı-beyaz!

Muhtemelen bu yazıdan sonra başka renge boyarlar…

Çünkü adaya dikilmiş Türk Bayrağı gibi durur.

Çeşme’ye obüsü kur bu santralı vur ada komaya girer.

Zahmet edip çıkarma yapmamıza bile gerek kalmaz.

Sakız’ın uydusu gibi hemen yanıbaşında küçücük Koyun adası var.

Bize ait Eşek adasının hemen karşısında yeralıyor.

Bizim Eşek adası bomboş sadece eşekler var.

Koyun adasında ise yat kaptanı ve yat personeli yetiştiren Avrupa’nın en önemli denizcilik okullarından biri var.

Bu küçücük toprak parçasını bile okul kurarak değerli hale getirmişler.

Bu okuldan mega yatlara kaptan yetiştiriliyor.

Bu nedenle dünyanın en zenginlerinin Arapların Rusların Amerikalıların dev boyutlu yatlarında genellikle Yunan personel çalışıyor.

Yazının burasına kadar yedik içtik müzik dinledik gezdik şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere…

Sakız’ın tam merkezinde restoranların otellerin hemen arkasında kışla var!

Kışlada beş bin piyade var.

Normalde asayişi sağlamak için en fazla jandarma olması lazım ama bunlar silahlı piyade.

Bu kışlanın daha büyüğü Sakız’ın silüetini oluşturan 1297 metre yüksekliğindeki Pelineo Dağları’nın eteklerinde yeralıyor.

Sakız’da en az 15 bin asker var!

Gizli saklı değil.

Sakız’da herhangi bir restorana veya kafeye otur bu kışlalara giden gelen askeri araçları günün her saatinde görürsün.

20 senedir kafede oturanlar bile görüyor…

Bizim sayın hükümetimiz anca görüyor anca navtex yayınlıyor!

Sakız’ın kordonuna otur…

Sadece Yunan savaş gemileri değil NATO’ya bağlı savaş gemileri parkeder Fransız savaş gemisi Portekiz savaş gemisi Alman savaş gemisi İspanyol savaş gemisi vızır vızırdır.

Biz navtex yayınlayarak güya deşifre ediyoruz…

Halbuki Sakız’daki Yunan askeri varlığını sağır sultan bile biliyor.

Uzaydan görüntü almana filan gerek yok.

Sakız’ın kordonuna otur… Yunan sahil güvenlik botlarının SAT komandolarıyla dolu olduğunu kabak gibi görürsün.

Sakız’a Yunan yolcu gemileriyle asker taşınıyor.

Üstelik… Atina’dan Sakız başta olmak üzere bütün Yunan adalarına çalışan feribotların neredeyse bütün personeli emekli ordu mensuplarıdır kamarotlar bile istihbarat personelidir.

Milli İstihbarat Teşkilatımız Sakız’ı avucunun içi gibi bilir.

Sakız’a değil asker göçmen kuş bile gelse MİT’in haberi olur.

E hal böyleyken sayın hükümetimizin Sakız’a asker yığdıklarını sanki ilk defa duymuş gibi navtex yayınlaması bunun “son dakika haberi” olarak sunulması… Hazindir desem olmaz komiktir desem hiç olmaz en iyisi susayım Sakız’a karşı kahvemi yudumlamaya devam edeyim bari.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/navtex-6041398/

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : İşgal Altında Olmayan Ayasofya Kurtarıldı. İşgal Altındaki Adalarımızı Kim Kurtaracak ????


MÜYESSER YILDIZ : İşgal Altında Olmayan Ayasofya Kurtarıldı… İşgal Altındaki Adalarımızı Kim Kurtaracak ????

Eşek Adası başta olmak üzere, Yunanistan’ın 16 adamızı işgal etmesi egemenlik haklarımızın ve bağımsızlığımızın ihlali değil midir?

E-POSTA : konuk_yazar

15 Temmuz 2020

Müyesser Yıldız, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, G4 Blok

Haziran başında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini savaş sebebi sayacaklarını açıklayan Yunanistan Savunma Bakanı Panagiotopoulos, “Her türlü senaryoya hazırlanıyoruz. Elbette bu olasılıklar arasında askeri müdahale de var. Bunu yapmak istemiyoruz, ancak egemenlik haklarımızı azami derecede korumak için mümkün olan her şeyi yapacağımızın anlaşılmasını sağlamak istiyoruz” dedi.

Erdoğan ona şu karşılığı verdi:

“Yunanistan boş durmuyor, kuru sıkı atıyor. Türkiye’ye laf atılır mı? Haddini bil! Bilmezsen Türkiye’nin yapacağı şey bellidir.”

Gerilimin yükseldiği bugünlerde iktidar yazarlarından birisi, Türkiye’yi çevreleme planının Irak, Suriye, Libya ve Akdeniz’de nasıl püskürtüldüğünü anlatırken, Yunanistan’a da şu uyarılarda bulundu:

“Eğer Yunanistan İsrail’in, AB’nin, Mısır’ın gazına gelip Türkiye ile boy ölçüşmeye kalkışırsa, bu ülkelerin kendisini bir terör örgütüne, bir araca, bir malzemeye dönüştürdüklerini görecektir. Eğer Atina, bu ülkelerin gazına gelip adalar üzerinden Türkiye’yi sıkıştırmaya kalkışırsa çok geçmeden On İki Ada meselesi Atina’nın aleyhine şekilde masaya sürülecektir. İşte o zaman bu ülkelerin verdikleri ‘gaz’ kadar Atina için yapacakları çok şeyleri olmayacağı görülecektir. [Türkiye’nin] Ege’de attığı adımlar çok ciddi jeopolitik akıl içeriyor. Atacağı adımlar da öyle olacaktır.”

O bunları yaparken Ankara’nın yeniden peşinden koşmaya başladığı Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Joseph Borell, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’la Türkiye-Yunanistan sınırındaki Kestanelik Geçiş Noktası’na gelip Ege ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimizle ilgili, “Avrupa Birliği’nin dış sınırlarını korumakta kararlı olduğumuz çok nettir. Yunanistan’ın egemenliğini güçlü bir şekilde destekliyoruz.” diye meydan okuyordu.

Ankara’nın “Uzlaşmacı” Tavrı

Sonra ne oldu?

İçeride eski Başbakan Çipras, dışarıda Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “Erdoğan’la görüş” tavsiyesi üzerine, Yunanistan Başbakanı Miçotakis 26 Haziran’da Erdoğan’ı telefonla aradı. İki taraftan da, “iki liderin, iletişim kanallarının açık tutulması hususunda mutabık kaldığı” açıklaması yapıldı. Ayrıca koronavirüsle mücadele, sınırların açılması ve turizm konularını da ele aldıkları bildirildi.

Daha sonraki günlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da Türk-Yunan askeri heyetinin 4. toplantısının Ankara’da yapılmasını beklediklerini duyurdu.

Yunanistan ne yaparsa yapsın, hangi tehdidi savurursa savunsun Ankara’nın böylesine “uzlaşmacı” bir tavır sergilemesine hayranım!.. Keşke şu anlayış ve sabrın %1’ini avukatlar başta olmak üzere AKP’li olmayanlara da gösterebilseler!..

Erdoğan – Miçotakis görüşmesinin ardından iktidar yazarlarından bir diğeri de, “Atina Türkiye’ye karşı yelkenleri indiriyor mu? Tehdit dilinin yerini müzakere dili almaya başladı denebilir mi? Son günlerde yapılan açıklamalara ve bir takım gelişmelere bakılacak olursa evet öyle görünüyor…. Bir görüşme ne sağlayabilir diye ayrıca üzerinden düşünmek gerekir tabi ama en azından böyle bir temas, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz nedeniyle Türkiye’ye karşı aldığı sert tutumunu (taktik icabı bile olsa) değiştirmek zorunda kaldığını göstermesi bakımından önem taşıyor… Bakalım bu işlerin arkası nasıl gelecek?” ifadelerini kullandı.

Eşek Adası’nın Sahibi Belli

Bu işlerin arkası şöyle geldi:

29 Haziran’da Yunanistan’ın çiçeği burnunda cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu, adeta meydan okurcasına, Aydın ilimize bağlı Eşek Adası’na çıkarma yapıp “Helenizm” nutukları attı. Yunanistan bu adamızda açtığı okulu, hapishaneyi, sözde belediye başkanlığını ziyaret etti. Yine adada konuşlandırılmış Yunan askerlerini, “Türk kıyılarından gelen zulmü kuşattıkları” için kutladı.

Bazı muhalif gazeteler ve yazarlar ile Milli Savunma Bakanlığı’nın eski Genel Sekreteri Ümit Yalın ve CHP’li Onur Öymen dışında bu rezaletle ilgileneni görmedim. Sadece Yunanistan Cumhurbaşkanı orada iken 2 Türk jetinin 24 bin feet yükseklikte üçüş yaptığı duyuruldu. Bunu duyuran da Yunanistan Genelkurmayı oldu.

Hakkını yemeyelim, iktidarın gazetesi Yeni Şafak da “Yunan tahriki” başlığıyla bu ziyareti aktardı. Haberde “Eşek Adası’nın 16 yıldır Yunanistan işgali altında olduğu” vurgulandı.

Yetkililerimizden bir ses çıktı mı?

Sadece Milli Savunma Bakanı Akar, Libya ziyaretinde, “Yunanistan’ın uluslararası anlaşmalara aykırı olarak 23 adadan 16’sını silahlandırmasının ve askeri statü kazandırmasının Lozan’ın ihlali” olduğunu belirtip şunları söyledi:

“Dünyanın hiçbir yerinde karasuları 6 mil hava sahası 10 mil olan bir ada yoktur. EGEAYDAK’ta [egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar] hiçbir şekilde mutabakat sağlanmamışken ‘Hepsi benim’ diyorsunuz. Bazı Yunan akademisyenler, siyasiler, emekli askerler de bizim dediğimiz yönde yorumlar yapmaya başladı. Yunanlı dostlarımızdan aklıselimle yapılan bu değerlendirmeleri dikkate almalarını bekliyoruz.”

Eşek Adası’nın sahibi belli: Türkiye. NOKTA!..

Akar, işte bu sözlerinin hemen ardından da Türk-Yunan askeri heyetinin toplantısının Ankara’da yapılmasını beklediklerini kaydetti.

Ankara’da sadece bu kadarcık ses çıktığı sırada Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Türkiye’yi “uluslararası hukuka uymamak ve tüm bölgeye istikrarsızlık yaymak” ile suçlayıp, “Türkiye, Yunanistan’ı Türk gölünde veya denizindeki bir adaya dönüştürmek istiyorsa bunu unutsun.” diyordu.

Yunanistan Genelkurmay Başkanı Konstantinos Floras ise Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinin bu bölgede “herhangi bir kaza yaşanma riskini yükselttiği, Türkiye ile askeri açıdan bir kaza yaşama riskinin oldukça ciddi sonuçları olabileceği” tehdidini savuruyordu.

Şuraya geleceğim; Erdoğan Ayasofya’nın ibadete açılması kararı öncesinde ve sonrasında, ısrarla ve haklı olarak bunun ülkemizin egemenlik hakları ile ilgili olduğunu vurgulayıp, “bu konuda her türlü tavrın ve ifadenin, bağımsızlığımızın ihlali kabul edileceğini” açıkladı.

Şu Olayları Hatırlıyorsunuz, Değil Mi?

Birkaç gün önce Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da ziyaret ettiği Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sonuna kadar destekleyeceklerini vurgulayıp, “Türkiye olarak Kırım’ın ilhakını tanımadık, tanımayacağız.” dedi.

Şimdi soruyorum; Eşek Adası başta olmak üzere, Yunanistan’ın 16 adamızı işgal etmesi egemenlik haklarımızın ve bağımsızlığımızın ihlali değil midir?

Yunanistan’ın kılını bile kıpırdatmayan kuru, genel geçer, beylik sözler dışında yapılacak bir şey yok mudur?

Şu olayları hatırlıyorsunuz, değil mi?

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye sınırına gidip uyarıda bulunmuş ve Suriye, teröristbaşı Öcalan’ı göndermek zorunda kalmıştı.

İktidar Suriye sınırındaki mayınları temizleme işini İsrail’e vermeye niyetlendiğinde de önce BBP’nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve sonra dönemin CHP lideri Deniz Baykal, yine sınıra gidip bu projeye karşı çıkarak kamuoyunu alarma geçirmişti.

İşe bu örneklerden hareketle; en önce Milli Savunma Bakanı Akar ve komutanların, olmadı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, yanlarına Aydın Belediye Başkanı’nı da alıp bizim olan Eşek Adası’na giderek, “Bu işgali tanımadık, tanımayacağız.” demeleri gerekmiyor mu?

Sincan’dan Silivri’deki Barış Pehlivan’a, Hülya Kılınç’a, Murat Ağırel’e ve açık cezaevindeki tüm dostlara kucak dolusu sevgiler…

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// MEHMET ASAL : YUNANISTAN’A BIRAKILAN ADALARIN KARASUYU YOKTUR, DİĞER EGE KARA SULARI İSE 3 MİLDİR


MEHMET ASAL : YUNANISTAN’A BIRAKILAN ADALARIN KARASUYU YOKTUR, DİĞER EGE KARASULARI İSE 3 MİLDİR.

28. Haz, 2020

50 yıldan bu yana bu konular ve sorunlarla iç içeyim. Deniz Kuvvetlerimizde Antlaşmalar Şube Müdürü olarak 3 yıl ve Washington’da da Deniz Ataşesi olarak 3 yıl görev yaptım.

Deniz Kuvvetleri üniformasını 30 yıl taşıdım. Uluslararası 30’ dan fazla Konferans ve Antlaşma görüşmelerine, kimine Türkiye’yi kimine de Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızı temsilen katıldım.

En son kendi isteğim ile istifa ederek ayrıldığım 28 Şubat 1997 tarihinde ise Deniz Kuvvetleri komutanlığı Genel Sekreteri idim.

Burada sizlere genel incelemenin veya etüdün bölümleri olan; Mesele, Meseleyi Etkileyen Olaylar, İnceleme, Netice ve Teklifler gibi bir sıra takip edip sizleri sıkmayacağım. Doğrudan girerek, konuyu Öz ve Anlaşılır biçimde ele alacak, daha derine girmek isteyenler için ise sonrasında bazı detaylı bilgiler vereceğim. Çünkü bir özdeyiş vardır. “Arif’e tarif gerekmez”

Ege Denizinde yer alan adaların hukuk statüsü esas olarak,

30 Mayıs 1913 Londra,

14 Kasım 1913 Atina,

24 Temmuz 1923 Lozan,

1936 Montrö Sözleşmesi,

1947 Paris Antlaşması ile belirlenmiştir.1912-1947 yılları arasında çeşitli Antlaşmalarla Yunanistan’a bırakılan;

  • Boğaz Önü Adaları, (Taşoz, Limni, Semadirek)
  • Doğu Ege Adaları, (Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya)
  • 12 Adanın tamamı [ Batnos (Patnos), Rodos (Rhodes) , Kerupe (Karpatos , İstanköy (Kos), Kaşot (Kasos), İstanbali Stampalea, Hereke (Kalkiya), Sömbeki (Simos), Leryos (Leros), Kilimli (Kalimnos), İncirliada (Nisiros), Tilos (Tilostos) adalarından oluşur] SİLAHSIZLANDIRILMAK KOŞULU ile bırakılmıştır.

Silahsızlandırmak demek, EGEMENLİĞİN TANINMAMIŞ olması demektir. Egemenliğin olmaması da bir Egemenlik alanı olan KARASUYUNUN OLMAMASI anlamına gelir.

Gelelim Egemenlik tariflerine;

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.

Egemenlik, Merriam-Webster Ansiklopedisin’de Egemenlik her türlü dış kontrolden uzak, otonom (freedom from external control : autonomy) ve kontrol edebilme erki olarak tarif edilir. (controlling influence) (Bknz https://www.merriam-webster.com/dictionary/sovereignty)

Egemenlik aynı zamanda bir devletin ülkesi ve uyrukları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Bir başka deyimle egemenlik, devleti başka tüzel kişiliklerden ve örgütlenme biçimlerinden—örneğin şirketlerden, derneklerden, kulüplerden, çetelerden, din ve mezhep birliklerinden, feodal bağlılık ve yönetim birimlerinden—ayıran özelliktir. Egemen olmayan devlet olmaz; kaynağını Devlet’ten almayan egemenlik de olmaz. (Bknz. Wikipedia)

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.

Bir devletin egemenliği, devletin münhasır yargı yetkisine tabi olan ve olan tanımlanmış bir toprak parçası ile sınırlıdır. The sovereignty of a state is confined to a defined piece of territory, which is subject to the exclusive jurisdiction of the state and is. (Britannica Encylopedia)

Fazla uzatmaya ya da örnekleri arttırmaya gerek yoktur. Bir ülkenin sahip olduğunu iddia ettiği bir alanı silahlandıramaması demek, o alan içine egemenlik hakkı olmaması demektir.

Şimdi gelelim Karasularının tarifine. Yine aynı kaynaklara bakalım.

Kara Suları, karasularını devletin ayrılmaz bir parçası, ülkenin su altında kalmış toprakları olarak ifade eder. İkinci görüşte karasuların açık denizin devamı olduğunu, devletlerin ancak sahil kenarında faaliyet yapabileceğini kabul eder. Günümüzde devletler birinci görüşü kabul etmektedir. (Bknz. Wikipedia)

Devletler kara topraklarında sahip olduğu haklara; karasularında, karasuların üzerindeki hava sahasında, deniz tabanında, tabanın altında da sahiptir. Kara Suları, uluslararası hukukta, denizin kıyılarına bitişik olan ve o devletin bölgesel yargı yetkisine tabi olan deniz bölgesidir. Böylece bölgesel sular, bir yandan tüm ülkeler için ortak olan açık denizlerden, diğer yandan da tamamen ulusal bölge veya belirli koylar veya haliçlerle çevrili göller gibi iç veya iç sulardan ayırt edilir.

Devletin münhasır yargı yetkisine tabi olan ve. (Territorial waters, in international law, that area of the sea immediately adjacent to the shores of a state and subject to the territorial jurisdiction of that state. Territorial waters are thus to be distinguished on the one hand from the high seas, which are common to all countries, and on the other from internal or inland waters, such as lakes wholly surrounded by the national territory or certain bays or estuaries.) (Britannica Encylopedia)

Görülmektedir ki karasuları ülkelerin mutlak egemenlik hakkına sahip olduğu karalara ait kıyılarının hemen bitişiğindeki sulardır.

Tanımlardan da rahatlıkla görüleceği gibi, Silahsızlandırılarak Egemenlik hakkı verilmemiş olan adaların karasuları da olamaz.

Bu durumda; Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913), Atina Antlaşması (14 Kasım 1913), Lozan Antlaşması (Lozan, 24 Temmuz 1923), 1947 Paris Barış Anlaşmaları ile Yunanistan’a Silahsızlandırılması koşulu ile bırakılan/bırakıldığı tekrarlanan adalar üzerinde Yunanistan Egemenliği yoktur ve dolayısıyla bu adaların Karasuları da yoktur.

13-14 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ile Yunanistan’a Kuzey Ege Adalarının sadece kullanma hakkı verilmiş, egemenliği devredilmemiştir.

Altı Büyük Devlet Kararı’na göre Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Osmanlı Devleti’ne geri verilmiş, Yunanistan’a, işgali altında bulundurduğu Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba olmak üzere toplam 9 adanın sadece KULLANMA HAKKI yani ZİLYETLİK (POSSESION) hakkı verilmiştir. Adaların egemenliği Osmanlı Devleti’nde kalmıştır. Ayrıca, Yunanistan’ın zilyetliğine / kullanımına verilen toplam 9 ada da Yunan Hükümetince tahkimat yapılmayacağı ve adaların askeri amaçla kullanılmayacağı belirtilmiştir.

Altı Büyük Devlet bu Kararı 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile de teyit edilmiştir.

Ege Denizi’nde, egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmeyen ada, adacık ve kayalık sayısı 200 civarındadır.

Diğer Adalara ve Ana kıtalara geldiğimizde ise durum oldukça açıktır. Londra Antlaşması, Atina Antlaşması ya da Lozan Antlaşmasında Karasuyu diye bir tabir asla geçmemektedir. Lozan’ın 16 maddesinde “Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adalar ve adacıklar” Türkiye’ye verilmiştir ifadesi yer alır.

Bu anlaşmalarda geçen tek uzunluk/mesafe kavramı da budur.

Yani 1936 yılına gelinceye kadar Osmanlı ve Türk Arşivlerinde bir Karasuyu tabiri kullanılmamıştır. Sadece bazı tarihçiler, İngiliz Kraliyet Donanması takibinden kaçan Alman İmparatorluk Donanması Zırhlıları SMS Goeben ve SMS Breslau’ın Türk Karasularına girerek İngiliz takibinden kaçtıklarını yazmaktadır.

Yunanistan 1936 yılında tek taraflı olarak karasularının 6 mil olduğunu ilan etmiştir. O tarihe kadar karasuları ile ilgili hiçbir konu gündeme gelmemiş ve hiçbir önemli sorun yaşanmamışken Yunanistan’ın bu tek yanlı kararına Türkiye nedense o dönemde İtalya’nın Akdeniz’de bir tehlike olarak belirmesi, düzelmekte olan Türk-Yunan ilişkileri nedeniyle veya ileriyi görememek nedeniyle itiraz etmemiş veya tanıyıp tanımadığını söylememiştir.

Aynı Yunanistan, 1931 yılında uluslararası uçuş kontrolü için hava sahasını 10 deniz mili olarak deklare etmiştir. Aslında o dönemde sivil havacılık kontrol ve güvenliği için yapılan çalışmalarda Türkiye fazla etkin olmak istemeyip sorumluluk almaktan da kaçındığı ve bazı “aklı evvel görevlilerimiz” bu yükü Yunanistan’a yıktık gibisinden dar görüşlülük gösterdiği için, aslında Yunanistan’a gün doğmuş ve bugün yaşadığımız birçok sorunun temeli; böylece dikkatsizliğimiz, bilgisizliğimiz ve ihmalimiz ile bu günün problemlerinin tamamı tarafımızdan atılmıştır..

Şimdi size bundan daha da önemli, Karasuyunun ne demek olduğunu, ülkelerin neden karasuyu ilan ettiklerini tarihi geçmişi ve bugüne gelişi şekliyle ve özet olarak anlatacağım;

Tarihi gelişimi ve ortaya çıkışını esas aldığımızda görmekteyiz ki;

Karasuları tabiri, bir kıyı ülkesinin denizden kendisine gelebilecek tehditlere karşı kıyılarını korumak üzere yerleştireceği topların, denizde ulaşabileceği menzil olarak tanımlanmış ve belirlenmiştir.

Şöyle ki; gerek korsanlara gerek istilacılara karşı denizde böyle bir sınır belirlenip bu sınırı aşacak olanların egemenlik alanını çiğnediği varsayılarak ateş altına alınabilmesine olanak sağlayan sınırdır karasuyu.

19.ncu yüzyıl ile 20.nci yüzyıl başlarında topların menzili azami 3 mil olduğundan, 3 millik karasuyu esası benimsenmiştir.

Hollandalı bir hukukçu olan Cornelius Van Bynker Shock (1673- 1743), 1703’te yayınlanan De Dominium Maris Desertatio adlı eserinde, Kara egemenliği silah gücünün sona erdiği yerde biter biçimindeki deyişle özetlemiştir ki uygulamada bu, top menzili esası olarak ifade edilecektir. 1782 de yayınlanan eserinde İtalyan Galiani top menzilinin en çok 3 mil olabileceği görüşünden hareket ederek top menzili esası ile 3 mil esasının eşdeğerde olduğunu ileri sürmüş ve bu iki esasın birleştirilmesi yolunu açmıştır. Karasularının genişliğinin 3 mil olduğu görüşü farklı bazı uygulamalara rağmen 19. yüzyılda yerleşmiş ve20. Yüzyıl başlarına kadar ciddi bir biçimde tartışılmamıştır.

Silahsızlandırılmış Ege Adalarına geldiğimizde, bu 3 mil de söz konusu olamaz. Çünkü bu adalar silahsızlandırılmıştır. Kimseye ateş açması istenmemektedir. Özellikle de Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşturmaması için silahsızlandırılmış, koruması gereken bir karasuyu da düşünülmemiştir.

Yani, 3 mil içindeki bir hedefe de ateş açma şansı ve ihtimali ve bu nedenle zaten bir karasuyu gereksinimi de yoktur.

Daha açık ve net bir ifade ile, SİLAHSIZLANDIRILMIŞ BİR ADANIN KARASUYU OLAMAZ.

Aslında FIR (Flight Information Region) alanı ile Ulusal Hava Sahası aynı şey değildir ancak genel uygulamada ikisi aynı olarak ilan ve deklere edilmektedir. Oysa Hava Sahası ana kara ve karasularının üzerindeki hava sahası olmak zorundadır. Bu tanımın bizzat kendi gereğidir.

Böyle olunca da Silahsızlandırılmış ve Yunanistan’a bırakılmış adaların karasuları olamayacağı gibi Hava Sahalarının da olmadığı anlaşılır.

1930 lara gelinceye kadar, ülkelerin Karasularını genişletme çabalarını görmemekteyiz. Özellikle ABD, Rusya, İngiltere gibi “emperyal güçler” o tarihlerde karasuları ne kadar küçük tutulursa Dünya Denizlerindeki Egemenliklerinin daha büyük olacağının bilincindedirler.

Yunanistan’ın girişimi ve 6 mil karasuyu ilanı ise Yunanlılar adına çok önemli bir ileri görüşlülüktür ve Yunanistan böylelikle Ege Denizinin % 11-12 sinden bir anda % 25 ine sahip olabilmiştir. Oysa karasuları 3 mil olarak kaldığında ancak % 11-12 sine sahip olabilecekken.

Ama bu durum; yine de Silahsızlandırılması dolayısıyla Egemenliği olmayan Boğazönü adaları, Doğu Ege Adaları ve 12 Ada için Karasuyu öne sürülemeyeceği tezimi değiştirmemektedir.

Türkiye bu aymazlığı umutmuş gibi ikinci ve çok daha büyük bir hata yaparak, 1964 yılında çıkardığı 476 Sayılı kanunla Türk karasularının genişliği 6 mil olarak saptanmış, ayrıca karşılıklılık esası kabul edilmiştir.

Böylelikle Türkiye, ulusal karasuları sınırını 6 mil ilan eden ülkeleri bir bakıma onaylamış, 6 milden geniş olarak belirlemiş ülkelere karşı, bu ülkelerin kabul etmiş oldukları karasuları sınırını uygulayacaktır ifadesi ile de aslında 12 mile çanak tutmuştur.

Uygulamada bu ilke, Karadeniz ve Akdeniz’de 12 mil olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye bu kararla “Ayağına kurşun sıkmış ve tam olarak çarşafa dolamıştır.”

Böylelikle; Yunanistan, Ege’deki 3000 dolayındaki ada ve adacıklara sahip olmasından kaynaklanan bir avantajla yaklaşık % 35, Türkiye ise % 8,8 oranında bir paya sahip olmuşlardır.

Hele bir de Ege de karasularının 12 mile çıkarılmasını düşünürsek; Yunan karasuları % 60,33, Türk karasuları ise, yaklaşık % 9 olacaktır ki Ege Denizi tamamen kaybedilmiş olacaktır.

Bu dağılım içerisinde Ege’de uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların karasuları % 10,65, uluslararası sular veya açık deniz olarak kalan bölgenin oranı ise % 20,02’dir.

Buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımızdan çıkan sonuç şudur;

  1. Yunanistan’a Türkiye’den alınarak verilen Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya Adaları ile 12 Adanın Karasuyu ve hava sahası yoktur.
  2. Lozan Sonrası Yunanistan ile yapılan bir sınırlandırma ya da paylaşım anlaşması olmadığına göre, halen son anlaşma olan Lozan Hükümleri geçerlidir.
  3. Hak ve Nısfete göre paylaşım için, diğer anakaralar ve adalar için Ege’de 3 milden fazla karasuyu ileri sürülemez. Zaten Londra, Atina ve Lozan Antlaşmaları yapıldığında da 3 milden fazla bir karasuyu yoktur ve antlaşma bu şartlar altında yapılmıştır. Bu durum doğrultusunda;

a.Türkiye yeni bir kanun çıkartarak Ege’de ki karasularını 3 mil olarak ilan etmeli ve bu denizde 3 milin üzerinde kıyıdaş devletlerin uygulamalarını kabul etmediğini açıklamalıdır,

b.kanun da Yunanistan’a bırakılan bahse konu adaların karasuyu ve hava sahasının tanınmadığı yer almalıdır. (Türkiye bu esnada Yunanistan’a da NOTA vererek bunu belirtmeli ve yukarıda yazılı adaların derhal Silahtan arındırılmasını istemelidir. Bu arada bize Gökçeada ve Bozcaada’da bu anlaşmalar kapsamında silahsızlandırılsın denirse, Montrö ile sağlanan haklar ileri sürülmeden bu da kabul edilip bu 2 adanın da diğer Yunanistan’a bırakılan adalar gibi silahsızlandırılması ve Karasuyu ve Hava sahasının olmadığı tarafımızca kabul edilmelidir.)

Silahsızlandırılan adaların Karasuyu olmadığı durumda; halen Türkiye ve Yunanistan’ın uyguladığı 6 millik karasuları esasına göre Ege Denizinin paylaşımı makalenin başında yer alan haritada görülmektedir.

Önerim, Ege’de Karasularının 3 Mile indirilmesidir. O takdirde bu harita hakkaniyete daha da uygun hale gelecektir.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : GİRİT ADASININ DÖRTTE ÜÇÜ TÜRKİYE’YE AİT, BİLİYOR MUYDUNUZ ???


GİRİT ADASININ DÖRTTE ÜÇÜ TÜRKİYE’YE AİT, BİLİYOR MUYDUNUZ ???

Sevgili Dostlar, daha önce duymamış olanlar ile bilmeyenler için ilginç gelecek, benim de yıllar önce öğrendiğim bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Halen Ege ve Akdeniz’in birleştiği noktada yer alan, Akdeniz’in en büyük 5.nci, Doğu Akdeniz de Kıbrıs’tan sonraki de en büyük 2.nci adası olan, yüzölçümü 8,336 km²’lik Girit adasının dörtte üçü aslında halen Türkiye’ye aittir.

Adanın uzunluğu 260 km olup, genişliği ise Diyon burnu ile Litinon burnu arasındaki 60 km’lik en geniş mesafeden, doğu ucundaki Yerapetre kıstağında sadece 12 km’lik bir mesafe arasında değişmektedir. Girintili çıkıntılı sahil şeridinin toplam uzunluğu 1,000 km’ye ulaşmaktadır.

Yakın tarihimizde, Girit Adasının Hukuki statüsünü belirleyen 4 antlaşma vardır. Bunlar;

  • 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması,
  • 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması,
  • 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve
  • 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasıdır.

Bahse konu bu antlaşmalara göre Girit Adası’nın yalnız dörtte biri Yunanistan’a aittir. Nedenine gelince;

30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Bu antlaşmada; Girit Adası’nın etrafındaki 14 adet ada, adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde bırakılmıştır.

Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra 30 Mayıs 1913 ‘te Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan arasında imzalanan Londra Antlaşmasının 4. maddesi ile ada toprakları müttefik devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan) verilmiştir.

Yani diğer bir ifade ile; Londra Antlaşmasına göre Girit Adası üzerinde dört devletin paylı mülkiyeti vardır. Yunanistan’a Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyet tanınmamıştır. 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a verildiği veya terkedildiği veya bağlandığına dair bir ifade yoktur.

10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan, Girit adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. 1913 Bükreş Antlaşması da Yunanistan’ın Girit adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyetinin olmadığını, başka devletlerle paylaşıldığını gösteren somut bir belgedir.

İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra 10 Ağustos 1913’te Yunanistan, Romanya, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan arasında Bükreş Antlaşması imzalanmıştır. Bulgaristan, 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. Bu da göstermektedir ki Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti yoktur, başka devletlerin de payı vardır, antlaşma onun bir kere daha somut belgesi mahiyetindedir. Zira Bulgaristan hakkından vazgeçerken herhangi diğer bir ülke lehine feragat ta bulunmamıştır. Üstelik bu antlaşma Yunan Başbakanı Venizelos tarafından da bizzat imzalanmıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan’ın Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür. Bu benim söylediğim husus, tüm hukukçuların da tereddütsüz onaylayacağı hukukun temel kuralıdır.

14 Kasım 1913 tarihinde imzalanan Atina Antlaşması ile 1913 Londra Antlaşması hükümlerinin uygulanacağı kayıt altına alınmıştır. Yani böylelikle, Atina Antlaşması ile Girit adasının dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha doğrulanmaktadır.

Bükreş Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalanmıştır. 1913 Atina Antlaşması’nın 15. maddesi ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini, 5.Maddesi de dâhil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaşmıştır.

Bu antlaşma ile Girit Adası’nın dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu üçüncü defa teyit edilmiştir.

14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a verildiği veya terkedildiği veya bağlandığına dair bir ifade yoktur.

Gelelim 1923’e; 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile Girit adasının sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Bilindiği gibi; Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp – Hırvat-Sloven Devleti arasında 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanmıştır.

Bu Antlaşması’nın 12. maddesi ile antlaşmaya taraf olan toplam sekiz ülke tarafından, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. maddesinin uygulanacağı teyit edilmiştir. Bahse konu bu teyit ile 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşmasının uygulanacağı da kayıt altına alınmış olmaktadır. Yani dördüncü defa ve sefer de Lozan ile; 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit adasının dörtte birinin verildiği doğrulanmıştır.

Bu kadar açıklama ve dört kere aynı şeylerin vurgulanmasından sonra sonuca gelirsek;

1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit adasının yalnızca dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir. Girit adası üzerinde Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan, olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır.

1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın 46. maddesi ile Osmanlı genel borçları paylaştırılmış ve antlaşmanın 12. ve 15. maddelerinde sözü edilen adaların payına düşen borçlarında, adaların katıldığı devletler tarafından ödenmesi kararlaştırılmıştır. Anılan 46. madde ile Yunanistan, Kuzey Ege Denizi’nde Taşoz – İkerya arasında bulunan toplam 9 ada ile Girit Adası’nın dörtte birinin payına düşen borcu ödemekle sorumlu tutulmuştur.

Yunanistan anılan borçları ödememiştir. Borçlarla ilgili 46. madde de Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde sadece dörtte birlik mülkiyet hakkına sahip olduğunu açıkça görülmektedir.

Lozan Antlaşması’ndan Sonraki Dönem:

Sırbistan, Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Karadağ da Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Bulgaristan, Lozan Antlaşması’na taraf değildir. Ancak, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından yazılı olarak feragat eden Bulgaristan, Lozan Antlaşması sonrasında da Girit Adası üzerindeki hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Buraya kadar ki açıklamaları özetleyecek olursak;

Girit Adası’nın hukuki statüsünü belirleyen, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’na göre Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir.

Bulgaristan, Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından yazılı ve fiili olarak; Sırbistan, Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından fiili olarak; Karadağ da Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından fiili olarak feragat etmiştir.

Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ tarafından yapılan feragat (vazgeçme), Yunanistan lehine yapılmamıştır.

Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın Girit Adası üzerindeki toplam dörtte üçlük payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan dörtte üçlük pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür.

Osmanlı Devleti’nin hak ve borçları küllî halefi yet yoluyla Türkiye Cumhuriyeti’ne geçmiştir. Girit Adasının hukuki statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın dörtte üçü ve adanın etrafındaki ada, adacık ve kayalıklar, Osmanlı Devleti’nin küllî halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir. (Külli halefler, miras bırakanın borçlarından dolayı kendi mal varlıkları ile sınırsız sorumludurlar. Cüzi halefler ise borçlardan sorumlu değildirler. Külli intikal asıl olduğu için hukukumuzda en az bir külli halef vardır.)

Yunanistan, 1999 yılında adaya, Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere S-300 hava savunma Füze bataryası konuşlandırmıştır. Bu durumda yapılması gereken hukuki işlem şudur;

Yunanistan, Girit adasının dörtte üçü ile hâlihazırda adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dionisades, Gaidhouronisi, Dhia, ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk Adasını boşaltarak Türkiye’ye teslim etmeli, Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve hava savunma füze bataryalarını tahliye etmelidir.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TAYYİP ERDOĞAN, MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇİNDEKİ 18 TÜRK ADASI VE 2 TÜR K KAYALIĞI’NI YUNAN ASKERİNE TESLİM ETTİ !…


TAYYİP ERDOĞAN, MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇİNDEKİ 18 TÜRK ADASI VE 2 TÜRK KAYALIĞI’NI YUNAN ASKERİNE TESLİM ETTİ !…

*AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 20 Ağustos 2020’de yaptığı konuşmada, adalar konusunda CHP’yi suçladı. Erdoğan, “Tek Parti CHP’sinin, Misak-ı Milli sınırlarımıza sahip çıkılmamasıyla, adalar meselesinde ürkek davranılmasının, ülkemize çok büyük maliyetleri olmuştur. CHP’nin ana karamızdan bir taş atımı mesafedeki adaların nasıl elimizden alındığını milletimize izah etmesi gerekir” dedi.

*Erdoğan’ın söylemleri, hem Misak-ı Milli hem de tarihi ve coğrafi gerçeklerle bağdaşmıyor. Misak-ı Milli’ye göre, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada işgal edilmeyen bölgeler bölünmez ve ayrılmaz Türk Yurdu’dur. Erdoğan’ın gündeme getirdiği adalar ise 30 Ekim 1918’den önce İtalya, Yunanistan ve Fransa’nın işgali altında olan adalardır. Yani Misak-ı Milli sınırları içinde değildir.

LOZAN’DA ADA VERİLMEDİ

*1923 Lozan Antlaşması ile ada verilmedi. Lozan Antlaşması’nda, Osmanlı Devleti döneminde, Yunanistan’a kullanma hakkı verilen Taşoz-Ahikerya adaları arasındaki toplam 9 adanın isimleri ile İtalya’nın 1915’te ilhak ettiği Onikiada , Rodos ve Meis olmak üzere toplam 14 adanın isimleri teyit edildi.

MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇİNDEKİ ADALAR, 2004’TEN İTİBAREN YUNAN ASKERİNE TESLİM EDİLDİ !..

*Erdoğan, 27 Ocak 2018’de Kocaeli’de yaptığı konuşmada kendi döneminde verdiği adaları Lozan’a yükleyerek Atatürk ve İnönü’yü suçlamış ve Lozan da dahil tarihi dosyaları hazırlatarak milletimizle paylaşacağını iddia etmişti. Ancak, Erdoğan 2,5 yıldır dosyayı çıkartamadı.

*Tayyip Erdoğan’ın, Misak-ı Milli sınırları içinde olan 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı’nı, 2004-2020 yılları arasında Yunanistan’a nasıl teslim ettiğini milletimize izah etmesi gerekir.

YARGI, DİMİTRİ’NİN ÇİFTLİĞİ Mİ ?…

*2011 Yılından bu güne kadar, adaların işgal edildiğini belgeleyen yüzlerce haber yapıldı. Tayyip Erdoğan, haberlerin hiçbirisini tekzip etmedi, edemedi. Çünkü yapılan haberlerin hepsinin belgesi var. İzmir, Aydın ve Muğla İllerimiz birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere ikişer vali ve ikişer belediye başkanı tarafından yönetiliyor. Türkiye batıdan bölündü.

*Vatan topraklarında binlerce silahlı Yunan askeri elini kolunu sallayarak dolaşırken, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Muğla Cumhuriyet Başsavcılıkları olanı biteni turist gibi izliyor, soruşturma açmıyor ve suça ortak oluyor. Şimdi biz de soralım; Yargı Dimitri’nin çiftliği mi?

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// KUR. ALB. ÜMİT YALIM : ABD, Dedeağaç’ta Deniz ve Hava Üssü açtı


ABD, GAYRİASKERİ STATÜDEKİ DEDEAĞAÇ’TA DENİZ VE HAVA ÜSSÜ AÇTI !…

*Türkiye, Ayasofya ve Kanal İstanbul tartışmaları ile oyalanırken, ABD ve Yunanistan, Türk Boğazlarını devre dışı bırakacak bir projeye imza attı. Yunanistan’ın Dedeağaç bölgesindeki ABD Deniz ve Hava Üssü, 23 Temmuz 2020’de törenle açıldı. Karadeniz’i kontrol altına almak isteyen ABD, Bulgaristan ve Romanya’ya yapacağı askeri yığınak için Dedeağaç’taki Deniz ve Hava Üssü’nü kullanacak.

*Yunanistan ile ABD arasında 05 Ekim 2019’da imzalanan Savunma İşbirliği Anlaşması, 30 Ocak 2020’de Yunanistan Parlamentosu tarafından onaylandı. ABD, Yunan Parlamentosu’nun onayladığı anlaşma kapsamında, Larissa, Stefanovikeio ve Dedeağaç bölgesinde Askeri Üs açma hakkını elde etti.

*ABD, Yunanistan ile yaptığı anlaşma kapsamında 22 Temmuz 2020’de, Dedeağaç bölgesine askeri helikopter, askeri araç ve mühimmat yığınağı yaptı.

*Askeri yığınağın tamamlanmasını müteakip Dedeağaç ABD Deniz ve Hava Üssü 23 Temmuz 2020’de, resmi törenle açıldı. Törene, Yunan Savunma Bakanı Nikolaos Panagiotopoulos, ABD’nin Atina Büyükelçisi Goeffrey Pyatt ve Dedeağaç’ta konuşlu Yunan 12. Mekanize Piyade Tümeni’nin Komutanı katıldı.

ABD VE YUNANİSTAN LOZAN’I İHLAL EDİYOR !…

*ABD’nin Deniz ve Hava Üssü açtığı Dedeağaç bölgesi , 1923 Lozan Antlaşması’na göre gayriaskeri statüde. Lozan Antlaşması’ndaki Trakya Sınırlarına İlişkin Sözleşme gereği, Türkiye ile Yunanistan ve Bulgaristan arasında bulunan sınırın her iki tarafında 30 km. genişliğinde gayriaskeri bölge belirlendi.

*Yunanistan ve ABD, Lozan Antlaşması’nı ihlal ederken, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Savunma Bakanı Hulusi Akar olanı biteni turist gibi seyretti. Yunanistan’a müzik notası bile verilmedi.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.