AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E.TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : MÜZAKERELERDE GERİ ADIM ATILAMAZ


E.TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : MÜZAKERELERDE GERİ ADIM ATILAMAZ

Türkiye’nin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini korumak maksadıyla yaptığı girişimler, Türkiye’ye ezelden karşı olan ülkelerle, son yıllardaki hatalı dış politikalar nedeniyle karşımıza geçen ülkeleri bir araya getirmiştir. Bu ülkeler Türkiye’nin haklı girişimlerinden rahatsız olmuşlar ve Türkiye’ye karşı cephe almışlardır. Yunanistan bu karşı cephede koçbaşı durumundadır.

AB, 24-25 Eylül 2020’de Brüksel’de olağan üstü toplantı düzenlemişken, güvenlik ekibinde korona çıkması nedeniyle bir hafta ertelenmiştir. Toplantı öncesi Türkiye’yi girişimlerinden vazgeçirmek için yaptırım uygulanabileceği tehdidi öne sürülmüştür.

Üçlü video konferans

Oruç Reis gemisinin Sismik faaliyette bulunurken bakım için Antalya Limanı’na çekilmesinin, Türkiye tarafından diplomasiye fırsat vermek için yapıldığının açıklanmasından sonra,Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Başbakanı ve AB Konseyi Başkanı arasında üçlü bir video konferans düzenlenmiştir. Konferansta, Türkiye ve Yunanistan’ın istikşafi görüşmelere başlamaya hazır olduğu sonucuna varılmıştır. Akabinde, Türkiye ve Yunanistan’ın yakın zamanda İstanbul’da görüşmelere başlayabilecekleri haberi çıkmış, görüşme trafiği artmış, alanı genişlemiştir.

Bu gelişmelerin ışığında yapılacak AB zirvesinden, Türkiye’ye yaptırım uygulama kararının çıkmasına cesaret edilemeyeceği anlaşılmaktadır. NATO’daki görüşmeler de bunu teyit etmektedir.

Görüşmelerden sonuç alınabilir mi?

Diyalog ve görüşme, karşılıklı atışmalardan ve sert güç kullanmaktan iyidir. Ancak görüşmenin Doğu Akdeniz’deki yetki alanları üzerinden yapılması gerekirken, konu Ege sorunlarını da kapsayacak bir mecraya sürüklenmiş, muhatap olarak da Türkiye’nin karşısına Yunanistan getirilmiştir. D.Akdeniz yetki alanları, sahildar ülkelerin tümünü ilgilendirir. Gerekiyorsa uluslararası konferansta görüşülür. Bu konuda Türkiye, BM’de çağrıda da bulunmuştur. Konferansa KKTC’nin de iştiraki olmazsa olmazdır. Anlaşmazlıklar uluslararası mahkemelere götürülebilir.

Oruç Reis gemisinin limana çekilmesini karşı taraf sevinçle karşılamıştır. Arkasına AB, AP, ABD’yi alan Yunanistan, müzakerelerde Türkiye’nin geri adımlar atabileceği ve tavizler verebileceği hususunda ümitlenmiştir. Oruç Reis limandan ayrılmış, Antalya açıklarında gelişmeleri beklemektedir.

Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatleri bellidir. Sert üsluplarla açıkladığı ve ona uygun davrandığı durumdan geri adım atması, bundan sonrası için şüphe uyandırır. Tavizler birbirini kovalar. Konu Ege’ye, Ege Ordusunun lağvına ve Kıbrıs’a kadar uzanabilir.

Diyalog ve müzakerelerde karşılıklı tavizler verilmesi birçok durumda mümkündür. Ancak bu durum farklıdır. Geri adım atılamaz. Sonuna kadar hakkımız olan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan menfaatlerimizden kesinlikle taviz verilemez. Konu bir beka meselesidir. Yunanistan’ın uluslararası hukuk dışı uygulamaları ve hakkı olmayan isteklerinde ısrar etmesi halinde, görüşmelerden sonuç alınamayacağı değerlendirilmektedir.

Lozan konusundaki ikilem

Bir taraftan Lozan Anlaşması hükümlerine göre NAVTEX’ler ilan edeceksin, diğer taraftan Lozan’ı bize başarı diye yutturdular diyeceksin. Aslında Lozan’ın ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Ancak Cumhuriyeti kuranları itibarsızlaştırmak ve iç siyasete gönderme yaparak yaranmak amacıyla böyle konuşmak mecburiyetinde kaldıkları anlaşılıyor. Yakışmıyor.

Lozan Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedidir. Son derece başarılıdır. Güneş balçıkla sıvanamaz. Karşı tarafın eline koz verilemez. İdeolojik yaklaşımlar, ülke menfaatlerinin önüne geçemez.

Nihayet dikkate alacaklar

Uzun bir süredir Mısır, İsrail ve Suriye’yle diyalog kurmanın önemini vurgulamaktayım. Tecrübeli ve bilgili kişiler de bunu ısrarla belirtiyor. Son zamanlarda Mısır ve İsrail konularında ilerleme olacağına ilişkin açıklamalar, geç de olsa ümit vericidir. İnattan ve ideolojik saplantılardan biran önce sıyrılıp, elimizi çabuk tutmamız gerekiyor.

Adaların askeri statüden arındırılması konusunda teşebbüsler var. Ancak Yunanistan’a bırakılmamış, Türkiye’ye ait olduğu bilinen adaların işgal edilmesi hususunda hala bir girişim yok. Bu konuda açıklama da yok. Acaba neden?

25 Eylül 2020 Yeniçağ Gazetesi

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : DOĞU AKDENİZ İÇİN YENİ STRATEJİLER


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : DOĞU AKDENİZ İÇİN YENİ STRATEJİLER

Yunanistan’ın akıl dışı davranışları, Fransa başta olmak üzere AB ve Türkiye karşıtı diğer ülkeler tarafından şuursuzca desteklenmektedir. Yunanistan tansiyonu sürekli arttırmakta, AB’yle birlikte sürekli tehditler savurmaktadır. Türkiye de ulusal hak ve menfaatlerini uluslararası hukuk ve anlaşmalar çerçevesinde kararlılıkla korumaktadır.

Diyalog masası bir şekilde kurulacaktır. Ancak bunun çatışmadan evvel mi, yoksa sonra mı olacağı belli değildir. Türkiye şimdilik çatışmadan önce kurulacağı düşüncesiyle yeni stratejiler geliştirmekte ve arka arkaya uygulamaya sokmaktadır. Hesaplarını, hazırlıklarını ve sahadaki faaliyetlerini de çatışma çıkacağı varsayımına göre sürdürmektedir. Çatışma çıkması halinde de çok kısa sürede sonuç almaya yönelik planlama yapmaktadır.

Yeni stratejiler

Aslında yeni olmayan aşağıdaki bazı stratejiler medya organlarında yer almıştır.

  1. KKTC ve Libya’da deniz ve hava üssü kurulması,
  2. KKTC Geçitkale’deki İHA ve SİHA üssünün güçlendirilmesi,
  3. KKTC’ye takviye güç gönderilmesi ve ortak tatbikat,
  4. Kapalı Maraş’ın açılması,
  5. Yeni NAVTEX’ler ilanı,
  6. S-400’lerin gerilim bölgesini de kapsayacak şekilde aktif duruma getirilmesidir.

Bunlardan ilk beşi halen uygulanan veya uygulama hazırlığı yapılan hususlardır. Ancak S-400’ün aktif hale getirilmesi ve mevcut tehdide yönlendirilmesi son derece önemli ve etkili olacaktır. Zaten otoriteler, sistemin bir saatte aktif hale getirileceğini medyada açıklamışlardır.

Tehditlere karşı denge kurulması hatta üstünlük sağlanması

Türkiye Mavi Vatan kavramı kapsamındaki hak ve menfaatlerinde son derece haklı olmasına rağmen, uluslararası ortamda maalesef yalnız kalmıştır. Bu yalnızlığın sebeplerinden bir kısmı, ideolojik yaklaşımlar ve inattan kaynaklanmıştır. Ancak Yunanistan’ın doyumsuz istekleri ve bunu destekleyen ülkeler ile Türkiye’nin bölgede güçlü olmasını hazmedemeyen ülke ve kuruluşların etkisi de yadsınamaz.

Yunanistan’la birlikte başroldeki Fransa, AB, AP ve çeşitli nedenlerle Türkiye’yle arası iyi olmayan diğer ülkelerin tehditleri devam etmektedir.

PYD/PKK konusunda da anlaşamadığımız ABD, Yunanistan’a yakın durmaktadır. GKRY’ne uyguladığı silah ambargosunu kısmen kaldırarak o da bu kervana katılmıştır. Yunanistan, ABD’yle F-16 modernizasyonu için kontrat imzalamış, ABD’nin Türkiye’ye vermediği F-35’lere talip olmuştur. Fransa’yla da geniş kapsamlı silah anlaşması yapma aşamasındadır.

NATO’nun diyalog çabaları Yunanistan’ın cayması nedeniyle akamete uğramıştır. Bürüksel’deki kazaların önlenmesine yönelik teknik görüşmede taviz verilmemelidir.

Suriye ve Libya’da mutabakat içinde olmadığımız, PYD/PKK hususunda da ayrı düştüğümüz Rusya, gündemdeki gerginlikten kendisini uzak tutmaya çalışmakta, ortamı kollamaktadır. Doğu Akdeniz’deki çıkarları gereği Türkiye’yle ittifak kurabilecek durumdadır. Türkiye’nin mevcut S-400 anlaşmasına ilave olarak yeni bir S-400 sistemi alınması için anlaşma hazırlıkları ilerlemiştir.

Ancak Rusya’nın GKRY ile yeniden yakınlık kurma, hatta Türkiye’yle GKRY arasında arabuluculuk yapma niyeti kaygı vericidir.

Yeni strateji hamleleri

Doğu Akdeniz’deki mevcut tehditlere sahada gereken cevaplar verilmektedir. Ancak S-400’lerin aktif hale getirilmesi ve yeni anlaşmanın, dengeleri lehimize çevirmekte etkili olacağı değerlendirilmekte, Rusya’nın bize yakın olmasını sağlayabilecek bir yaklaşım olarak düşünülmektedir.

Mavi Vatan’ın temeli olan kıta sahanlığı haklarımız sürekli hatırlatılmalı, geç kalınmış olmasına rağmen Türkiye, bölgedeki menfaatlerini korumak için Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır için bir an önce Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmeli ve bunu BM’ye bildirmelidir.

Kıbrıs konusunda da aleyhimize teşebbüslerde bulunulacağı beklenmeli, Yunan-Rum çetesine bu imkân verilmemelidir. Kıbrıs sorunu 1974’de çözülmüş, 1983’de bağımsız KKTC ilanıyla bitmiştir. Türk tarafının “Kıbrıs sorunu” yoktur. Adada 46 yıldır barış vardır.

Şimdi yeni bir hamle zamanıdır. 10 yıldır gündeme getirdiğim ve birçok kere tekrarladığım, federasyonu çağrıştıran KKTC isminin, KKTC meclisinin kararı ve Türkiye’nin desteğiyle, KTC (Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) olarak değiştirilmesi, bize üstünlük sağlayacak bir strateji olacaktır.

11 Eylül 2020 Yeniçağ Gazetesi

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TAŞLAR YERİNDEN OYNAR


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TAŞLAR YERİNDEN OYNAR

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları çerçevesinde yapmış olduğu araştırmalar, başta Yunanistan olmak üzere, Doğu Akdeniz’de çıkar peşinde ve aynı zamanda Türkiye’yle ilişkileri iyi olmayan ülkeleri rahatsız etmiştir. Bu ülkeler söylemlerle, eylemlerle ve tahriklerle, Türkiye’yi haklarından vazgeçirmek için işbirliği içerisinde çaba göstermektedirler.

Yunanistan tahriklerine devam ediyor

Yunanistan, gösterilen bu çabalarda başroldedir. Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında sismik araştırma yapmasını hazmedememiş, kendisine müttefikler bularak itiraza başlamıştır. Yunanistan’a arka çıkmakta da en hevesli ülke olarak sahneye Fransa çıkmıştır.

Fransa’nın amacı Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarından pay koparmak, Libya’da, BM’nin tanıdığı ve Türkiye’nin desteklediği meşru hükümetin karşısındaki isyancı Hafter’den yana tavır alarak Türkiye’yi zora sokmak ve meşru haklarından mahrum etmeye çalışmaktır.

AB, haklı taraf Türkiye’nin değil, haksızlığını bile bile Yunanistan’ın arkasındadır. Arabuluculuğa soyunan Almanya dahi, tarafsız olması gerekirken o da aynı safta yer almıştır.

S.Arabistan Yunanistan’a 12 uçak tahsis etmiştir. Batının ve S.Arabistan’ın maşası BAE, ilişkilerimizin iyi olmadığı ve kendisiyle hukuksuz bir deniz yetki anlaşması imzaladığı Mısır, İsrail, hatta Arnavutluk bile Yunanistan’dan yanadır. ABD dahi Yunanistan’a yakın durmaktadır.

Arkasına bu kadar ülkeyi alan Yunanistan, bu desteğin verdiği havayla iyice şımararak tahriklerini arttırmıştır. Sismik araştırma gemimizi engellemeye çalışmış, NAVTEX ilan ettiğimiz bölgeleri ihlale teşebbüs etmiş, cevaplarını almıştır. Batıdaki karasularını 12 mile çıkaracağını açıklamış, bilahare doğuda da ilan edebileceğini ifade ederek gerginliği tırmandırmıştır. Meis adasına da asker sevk ederek gösteri yapmıştır.

Yunanistan kendine mi güveniyor?

Yunanistan tek başına Türkiye’yle başa çıkamayacağını bilmekte, kendisine destek olan ve teşvik eden ülkelere güvenerek bu şekilde hareket etmektedir. Kurtuluş savaşından ders almadığı anlaşılmaktadır. O zaman da İngiltere’nin desteğini alarak hareket ettiğini ancak bozguna uğradığını unutmuşa benzemektedir.

Türkiye, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarmasının savaş nedeni sayacağını daha önce ilan etmiş ve bunun arkasında durduğunu da açıklamıştır.

Yunanistan, Fransa’nın “Türkiye ancak fiili müdahaleden anlar” anlamındaki beyanından, arkasındaki ülkelerin Türkiye’ye müdahalede kendisiyle birlikte olacağını düşünmektedir.

Müzakere edilecek bir şey yok

Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere edeceği, diyaloğa gireceği bir konu yoktur. Yunanistan’ın yaptıklarının tümü, Lozan anlaşmasına, Paris sözleşmesine, uluslararası deniz hukukuna, uluslararası mahkeme karar ve içtihatlarına aykırıdır. Bunlardan derhal vazgeçmelidir. Vazgeçmediği gibi üstüne daha da hukuk dışı girişimlerde bulunmaktadır.

Yunanistan, arkasına aldığı ülkelere fazla güvenmemelidir. Onların ateşi elleriyle değil, maşayla tutacağını hesaplamalıdır. O maşanın da kendisi olduğunu bilmelidir. BAE gibi kaçak tetikçilerle işbirliği yapmanın, Türkiye’nin Libya’dan kalan hesapla birlikte kendisine fatura edileceğini de dikkate almalıdır. Hak ve hukukumuz çiğnenemez. Taviz verilemez.

Yunanistan fiili müdahalede bulunur mu?

Yunanistan’dan Lozan anlaşmasının gereklerini eksiksiz olarak istemek şarttır. Ayrıca Yunanistan, Lozan Anlaşması ve Paris sözleşmesiyle kendisine verilmeyen, Türkiye’ye ait olduğu bilinen 18 adacığı işgal etmesinin, askeri tesis kurmasının Türkiye tarafından hesabı sorulmadığı için provokatif hareket etmektedir. 2004 ve sonrasındaki bu işgal, Türkiye’deki yönetim tarafından da bir türlü izah edilememiştir.

Türkiye ve Yunanistan NATO üyesidir. ABD ve AB ülkelerinin çoğu NATO ülkesidir. Yunanistan’ın fiili müdahaleye cesaretinin olmadığı değerlendirilmektedir. Velev ki Türk gemi ve uçaklarına müdahale ederse cevabı, misliyle değil, bir daha teşebbüs edemeyecek şekilde, çok kısa sürede ve tam güçle verilmelidir. Bu durumda zaten taşlar yerinden oynar, NATO da çatırdar.

1964’de ABD ile anlaşmazlıkta Başkan Johnson’un küstahça mektubuna, rahmetli Kahraman İsmet İNÖNÜ’nün verdiği cevap gibi “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini bulur.”

04 Eylül 2020 Yeniçağ Gazetesi

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TÜRKİYE’NİN HEDEFİ BÖLGESEL GÜÇ OLMANIN ÖTESİNDE


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TÜRKİYE’NİN HEDEFİ BÖLGESEL GÜÇ OLMANIN ÖTESİNDE

Türkiye’nin, Ermenistan’dan Irak’a, oradan Suriye’ye, Mavi Vatan kavramıyla Doğu Akdeniz’de Libya’ya kadar uzanan hattaki mücadelesine bakıldığında hedefinde, bölgesel güç olmanın biraz daha ötesinde etkin rol oynama istediğinin olduğu söylenebilir. Savunma sanayiindeki açıklamalar bu hedefini teyit eder mahiyettedir.

Türkiye hamlelerinde haklı

Türkiye kurtuluş mücadelesine 1922’de askeri zaferle noktayı koymuş, 1923’de en büyük müjdesi Cumhuriyetine kavuşmuştur. Lozan ve Montrö’yle egemenliğini sağlamış, “yok” olmaktan “var” olmaya dönmüştür. Cumhuriyet döneminde ilkeleri ve devrimleriyle modernleşme yönünde önemli adımlar atmış, ayakta kalmak için kıt imkânlarla büyük atılımlar gerçekleştirmiştir.

Türkiye zor bir coğrafyadadır. Emperyal güçler ve mağluplar, Türkiye’nin bu başarısını hazmedememiş, her fırsatta Türkiye’yi zor duruma sokmaya çalışmıştır. Zamanı geldiğinde de yok etmek isteyeceklerdir. Çevreden de kendilerine ortaklar bulmaktadırlar.

Türkiye’nin topraklarını, karasularını, kıta sahanlığını, münhasır ekonomik bölgelerini ve hava sahasını koruması, uluslararası hukuk çerçevesinde haklarına sahip çıkması kadar tabii bir şey olamaz. Türkiye’nin yapmakta olduğu eylemler tamamen bu kapsamdadır.

Türkiye bekasını sağlamak, hak ve menfaatlerini korumak için kesinlikle bölgesel güç olmak zorundadır. Ancak Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ve jeopolitiği, etki ve ilgi alanı sınırlarını biraz geniş tutmasını gerektirmektedir.

Düşmanı azaltmak gerekiyor

Türkiye’nin sahip olduğu politik, ekonomik ve askeri gücünün, bu kadar geniş bir sahada istenen etkiyi gösterebilmesi için, sorun yaşadığı ülke sayısını mümkün olduğunca azaltmasında fayda görülmektedir. Bu ülkelerin başında İsrail, Suriye ve Mısır gelmektedir.

İsrail’le ilişkileri düzeltmek; ABD’deki Yahudi Lobilerini lehimize çevirerek ABD’yle ilişkileri yumuşatmak, Filistin konusuna daha etkin yaklaşabilmek, Doğu Akdeniz’de fikir ve menfaat birliği ortamı yaratmak demektir. Bu daha önce denenmiş ve faydası görülmüştür. İstenirse olur.

Suriye’yle ortak noktamız, Suriye’nin siyasi birlik içinde toprak bütünlüğüdür. Dolayısıyla PYD/PKK’yla mücadeledir. İlişki sağlanması Rusya ve İran’la ilişkilerimizin daha da güçlenmesine vesile olur. Dünya, Suriye yönetimini meşru görürken, bizim “Esat katil” dememiz bir fayda getirmemektedir. Çıkarlarımızı gözetmemiz, inattan vazgeçmemiz gerekir.

Mısır, önemli bir ülkedir. Sisi’nin darbeyle iş başına gelmesi bizi ilgilendirmez. Bütün ülkeler meşru görüp ilişki kurarken dışlamamızın bir yararı yoktur. Müslüman kardeşleri kendisine tehdit olarak görmesi de bizim konumuz olmamalıdır. İlişki kurulmalı, deniz yetki alanları konusunda kandırıldığı da hatırlatılmalı, çıkarlarımız ön planda tutulmalıdır.

Yunanistan’a güvenilmez

Osmanlı’yla bağımsızlık mücadelesinden bugüne kadar, doğuya doğru genişleme ve menfaat elde etme peşinde olan Yunanistan’la iletişimde son derece dikkatli olunmalıdır. İlişkilerimizin bozulduğu her ülkeyle dost olmaya ve işbirliği yapmaya çalışır. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla hareket eder.

Bir zamanlar Suriye’ye verdiği destek, PKK’ya sağladığı yardım, İsrail’le aramız bozulunca Girit’te uçaklarına eğitim olanağı vermesi ve GKRY’yle birlikte enerji kaynakları konusunda anlaşması, Türkiye ve KKTC aleyhindeki tutumu unutulamaz.

Batının şımarık çocuğu, sürekli olarak Doğu Akdeniz ve Ege’de, Türkiye’nin hak ve menfaatlerini gasp etmek için, Türkiye’nin ilişkilerinin bozuk olduğu ülkelerle işbirliği içinde hareket etmektedir. Ne tesadüftür ki bu ülkeler, Libya’da bizim karşımızdaki ülkelerin tamamı ve ondan da fazlasıdır.

Karşımızdaki düşman sayısını azaltmalı, dostlarımızı ve iletişim kurabilme/ işbirliği yapabilme imkânı olan ülke sayısını arttırmalıyız.

Tecrübeli ve meslekten olan diplomatlarımıza yetki ve olanak sağlayarak diplomasiyi güçlendirmeli ve onları ön plana çıkartmalıyız.

Bu arada, BAE uçaklarının Libya’da Vatiyye hava üssüne yaptığı saldırıyla Türkiye’nin kurduğu tesisleri tahrip etmesinin hesabının sorulmasını ve Yunanistan’a terk edilen 18 adanın geri alınması için yapılacak teşebbüsü de beklemekteyiz.

ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

28 Ağustos 2020 Yeniçağ Gazetesi

YUNANİSTAN DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN CEPHESİNİ GÜÇLENDİRME PEŞİNDE


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN CEPHESİNİ GÜÇLENDİRME PEŞİNDE

Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerine sahip çıkmasından rahatsız olduğundan karşı hamlelere yönelmiştir. Ancak tek başına bunu önleyemeyeceğini bildiği için AB, ABD, NATO ve bölgede edindiği yeni müttefiklerini de devreye sokarak Ankara’yı zorlamaya çalışmaktadır.

Ayrıca Türkiye’ye yaptırım uygulanması ve askeri olarak kendilerine destek olunması arayışı içindedir. Bazı destekler de almıştır. Ancak bunlar, umduğu ve tasarladığı ölçüde değildir. Yunanistan, Türkiye karşıtı cephede safları sıklaştırmak için çabalarını sürdürmektedir.

En hevesli ülke Fransa

Fransa, Yunanistan’a destek içinDoğu Akdeniz’e hemen iki savaş uçağı ve iki fırkateyn göndermiş, onunla Girit açıklarında ortak tatbikat yapmıştır.

Makron, her fırsatta Türkiye’yi eleştirmektedir. Libya’da da karşı cephededir. Irak’ın, Türkiye’nin PKK’ya yönelik harekâtında iki generalinin öldüğü gerekçesiyle Arap ülkelerinden Türkiye’nin durdurulması için istediği desteğe, Arap ülkelerinden önce Fransa’dan destek gelmiştir.

Fransa, İngiltere’ye ait ve İngiltere’ye 150 Km. Fransa’ya ise 15 Km. uzaklıkta olan Jarsey ve Guernsey adalarının kıta sahanlığının olamayacağı, kendi kıta sahanlığını ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, kıta sahanlığı olarak Fransa’yı haklı bulmuştur. Fransa şimdi utanmadan, Türkiye’ye 2 Km., Yunanistan ana karasına 580 Km. uzaklıktaki Meis adasının kıta sahanlığının Türkiye tarafından ihlal edildiği iddiasına destek vermektedir.

Fransa kendine gelince başka, Türkiye’ye gelince farklı tavır sergilemektedir.Uluslararası hukukta dahi çifte standart peşindedir. Bile bile hak ve hukuka aykırı hareket etmektedir. Türkiye karşıtı olsun da ne olursa olsun anlayışındadır.

AB örgüt olarak Yunanistan’dan yana

AB dışişleri bakanları toplantısından, gerilimin nedeninin Türkiye olduğu anlayışı çıkmıştır. Türkiye’nin davranışlarının tehlikeli olaylara yol açma riskinin olduğu söylenmiştir. AB sözcüsü de faaliyetleri durdurma çağrısı yapmıştır.

Yunanistan ve GKRY ile tam dayanışma içinde olunduğu, AB üyesi devletlerin egemenlik haklarına saygı duyulması gerektiği ifade edilmiş, Türkiye’ye de diyalog önerilmiştir.

Avusturya ve Lüksemburg da ilaveten, olaylardan Türkiye’yi sorumlu tutmuştur.

AB içinde aşırı Türkiye karşıtı ülkeler olmakla birlikte, Türkiye’ye yaptırım uygulanması ve Yunanistan tezlerinin desteklenmesi konusunda net bir görüş birliği de yoktur. Yunanistan ve Türkiye’nin masaya oturup sorunları halletmesi istenmektedir.

Toplantıda Almanya, Yunanistan’a karşı çıkmış, Mısır’la yaptığı anlaşmanın hukuka uygun olmadığını dile getirmiştir. Almanya’nın yeniden diyalog yollarını açmak için teşebbüste bulunması beklenebilir.

ABD ve Rusya net değil

ABD’den, Fransa ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de gerçekleştirdiği ortak tatbikat için "endişeliyiz" çıkışı gelmiştir. Fransa ve Türkiye’ye "Anlaşmazlıklara bir çözüm bulmaları" çağrısı yapmıştır. ABD, Doğu Akdeniz’deki tansiyonun düşmesini istemekte, NATO’nun varlığını sarsacak bir savaşın çıkmasını arzu etmemektedir. Lozan hilafına Dedeağaç’ta üs imkânı almıştır. Yunanistan’dan yana görünmektedir.

Son zamanlarda Rumların Rusya’yla ilişkileri bozuktur. ABD ve Fransa’nın GKRY’de yer edinmesi ve ABD’nin GKRY’ne yönelik silah ambargosunu kaldırması Rusya’yı rahatsız etmektedir.

ABD ve Rusya, Akdeniz’de üstünlük mücadelesi içindedir. Rusya, çıkarları gereği Türkiye’ye yakın durması gerekirken, bu tavrı ortaya koyamamaktadır. Bunun nedenini bazı konulardaki anlaşmazlıklara bağlamak mümkündür. Azerbaycan-Ermenistan gerilimi, Libya’daki durum, Suriye’deki fikir ayrılığı ve İdlip’teki zoraki birliktelik bunlara örnek olabilir.

Müttefik olmasak da, konu bazında mutabakatlar sağladığımız Rusya’yla, özellikle başlayacak Libya müzakereleri sürecinde, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda da yeni bir mutabakat neden olmasın?

Uluslararası hukuka göre haklı olduğumuz konularda taviz verilmemelidir.

Kıta sahanlıklarımıza sahip çıkmaya devam edilmelidir.

Çatışma çıkarsa bunun en fazla 3 gün süreceği bilinciyle süratli davranılmalıdır.

Tarafımızı güçlendirmek için ideolojik yaklaşımlardan ve inattan uzaklaşılmalıdır.

“Değerli yalnızlık” yürümüyor. Her zaman belirttiğim ülkelerle diyaloğa geçerek cephemiz daraltılmalı ve güçlendirmelidir.

Münhasır Ekonomik Bölgelerimiz derhal ilan edilmelidir.

21 Ağustos 2020 Yeniçağ Gazetesi

YUNANİSTAN DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN’A FIRSAT VERMEYE GELMEZ


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN’A FIRSAT VERMEYE GELMEZ

Geçen hafta Yunanistan’la müzakere etmenin yanlış olduğunu açıklamaya çalışmıştım. Bu sefer de Yunanistan’a iyi niyetle de olsa fırsat verilmesinin kendileri açısından hemen avantaja çevirme teşebbüsüne yol açacağını belirtmek istiyorum.

Nitekim Türkiye Rodos-Meis arasında sismik araştırma yapma kararı almış ve bunun için NAVTEX ilan etmişken, gerginliğin artması üzerine Almanya araya girerek Türkiye’yle Yunanistan’ın yeniden müzakere masasına oturmasını teşvik etmiş, Türkiye de iyi niyetle sismik araştırmayı ertelemiştir.

Yunanistan iyi niyetli değil

Sismik araştırmanın ertelenmesinin hemen ardından Yunanistan, sanki iyi niyetli olmadığını kanıtlarcasına, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması yapmış, gelinen durumdan istifadeyle önüne çıkan fırsatı avantaja çevirmek istemiştir.

Yunanistan’ın, diğer konularda olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de konuyu zaman yayarak fırsatları değerlendirmek için zemin arama peşinde olduğu, Türkiye’nin dış politikada arasının iyi olmadığı ülkelerle “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla hareket ettiği ve bundan sonra da edeceği kabul edilmelidir.

Ders alınmış olması gerekir. Taviz verilmemelidir. Hiçbir şeyine göz yumulmamalıdır.

Sismik araştırma yeniden başlıyor

Yunanistan’ın bu davranışıyla iyi niyetle hareket etmediği bir kere daha ortaya çıkmış, her fırsatta Türkiye aleyhinde davranacağı, aracı olan Almanya başta olmak üzere, uluslararası kamuoyu tarafından da görülmüştür.

Uluslararası hukuk dışı olarak Mısır’la yaptığı anlaşmadan sonra Türkiye, bunu kabul etmediğini belirterek, egemenlik hakkını kullanmış ve sismik araştırma gemisini yeniden bölgeye sevk etmiş, yeni bir NAVTEX yayımlamıştır. Ayrıca sismik araştırma için açıkladığı NAVTEX’e ilave olarak 10-11 Ağustosta Akdeniz’de yaptığı atış eğitimleri öncesinde de NAVTEX ilan etmiştir.

Yunanistan-Mısır anlaşması uluslararası hukuka aykırı

Asıl itiraz ettiğimiz konu, adaların karasuyu dışında deniz yetki alanına sahip olamayacağıdır. Yunanistan, bölgedeki adaları dikkate alarak bu anlaşmayı yapmıştır. Türkiye ise, uluslararası yargı kararlarını örnek göstererek adaların, ana kara gibi deniz yetki alanı hakkına sahip olamayacağını belirtmektedir. Ana kıtanın kıta sahanlığı bu konuda hâkim unsurdur.

Her ne kadar 1982 tarihindeki BM Deniz Hukuku Sözleşmesi adalara bu hakkı vermiş olsa da, bu sözleşmeyi bazı ülkelerle birlikte Türkiye de imzalamamıştır. Ayrıca sözleşme, anlaşmazlık halinde ülkelerin kendi aralarında müzakereyle konuyu halletmelerini tavsiye etmektedir.

Anlaşma Türkiye’nin Libya meşru hükümetiyle yapmış olduğu ve uluslararası hukuka göre BM’ye de deklere ettiği, meşru ve geçerli Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşmasını da ihlal etmektedir.

Mısır da yanlışın içine sürüklendi

Türkiye’nin Libya meşru hükümetiyle, meşru zeminde, meşru bir anlaşma yapması, Yunanistan’ı rahatsız ettiği kadar, farklı açıdan olsa da, Libya’da karşı blokta yer alan Mısır’ı da rahatsız etmiş ve onu da hukuki olmayan bir yöne sürüklemiştir.

Aslında Mısır bu anlaşmayla, olması gereken deniz yetki alanından bir kısmını kaybetmiştir.

Türkiye nelere dikkat etmeli

Türkiye’nin, Suriye, İsrail ve Mısır’la anlaşmazlık yaşaması, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin korunmasında eksiklik yaratmaktadır. Önemli olan ulusal çıkarlardır. Ülkelerin kimin tarafından yönetildiğine takıntı yapılmamalı, konulara ideolojik yaklaşılmamalıdır.

Bu ülkelerle iletişime geçilmesi fayda getirecektir. Yapılacak deniz yetki alanları anlaşmaları çıkarlarımıza hizmet edecektir. Hatta felakete sahne olan Lübnan’la artan yakınlaşmamızın sonucunda, uygun bir zamanda bu ülkeyle yapacağımız yetki anlaşması da buna destek olacaktır.

Doğu Akdeniz’de MEB ilanının bir an önce yapılması sağlanmalıdır.

Yunanistan’ın anlaşmazlıklar için Lahey Adalet Divanı’na gitme isteği iyi analiz edilmeli, fayda ve mahsurları değerlendirilerek uygun hareket tarzı seçilmelidir.

Egemenlik hak ve hukukumuzun korunması hususunda kararlı, ısrarlı ve koparıcı hareket edilmelidir.

Lozan anlaşması ve Paris anlaşması hükümlerinin tam uygulanması için diplomasi, onun yetmediği yerde güç kullanmalıdır.

Kıbrıs konusu kesinlikle müzakere edilmemelidir. Yunanistan’ın işgal altında tuttuğu, Türkiye’ye ait olan 18 adayı terk etmesi sağlanmalıdır.

14 Ağustos 2020 Yeniçağ Gazetesi

YUNANİSTAN DOSYASI /// E. TÜMG. Armağan KULOĞLU : Yunanistan’la müzakere yanlışı


E. TÜMG. Armağan KULOĞLU : Yunanistan’la müzakere yanlışı

E-POSTA : oakuloglu

07 Ağustos 2020

Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Meis adasının 100 deniz mili açığında araştırma yapmak üzere hareket etmesi ve Türkiye’nin bilgilendirme için "Navtex" ilanı, Yunanistan’ı endişelendirmiştir.

Türkiye’nin, araştırma güvenliği için deniz ve hava kuvvetleriyle tedbir almasından daha da tedirgin olan Yunanistan, bazı gemi ve uçaklarını harekete geçirmiş, bunun üzerine Türkiye de tedbirlerini arttırmış, gelinen durum iki ülke arasında çatışmaya gidecek derecede gerginlik yaratmıştır.

Almanya’ya başvuruyor

Durumun aleyhinde geliştiğini gören Yunanistan, Merkel’den çözüm bulmasını istemiş, o da bizzat devreye girerek gerilimin sonlandırılması için iki ülkeyi ikna etmeye çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Müzakere yapılması telkin edilmiştir.

Merkel’in bu girişimi, iki ülkenin çatışmasını önlemek kadar, Yunanistan’ı ve AB’yi korumak için yaptığını söylemek mümkündür. Ayrıca, Almanya’nın Doğu Akdeniz ve Ege konularında Yunanistan’ın tezlerine yakın olduğu da bir gerçektir.

Müzakereler başlayacak

Bu gelişme üzerine Türkiye, iki ülke arasında güven arttırıcı tedbirler kapsamında yapılmakta olan, ancak duraksayan müzakerelerin yeniden başlayacağı düşüncesiyle Oruç Reis gemisinin araştırma yapmasını ertelemiştir.

Türkiye, Yunanistan ve Almanya’nın ilgili bürokratları görüşmüş ve müzakere sürecinin başlamasında mutabık kalmışlardır. Yunanistan diyaloğa açık olduğunu, ancak bunu Türkiye’nin baskı ve zorlaması altında yapamayacağını açıklayarak, müzakereler başlamadan avantaj sağlama çabasındadır.

Anlaşmazlık var

Yunanistan sadece Deniz Yetki Alanları konularının müzakeresini istemekte, Türkiye ise, başta 1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmalarına göre, Gayrı Askeri Statüde olan adaların anlaşmalar hilafına silahlandırılması, askeri statüye dönüştürülmesi başta olmak üzere tüm sorunların masaya getirilmesini talep etmektedir. Ayrıca, 10 millik hava sahasının hukuka uygun olmadığını da gündeme getirecektir. Yunanistan bunun üzerine, karşı hamleyle, Lozan’ın ele alınması ve güncellenmesi isteğini dile getirmiştir.

18 adacık ne olacak?

Anlaşmalara aykırı olarak askeri statüye dönüştürülen adaların dışında, anlaşmalarda Yunanistan’a bırakılmayan ve Türkiye’ye ait olduğu bilinen 18 adacığın Yunanistan tarafından işgaline ve buralara askeri birlik yerleştirilmesine Türkiye’nin itiraz edip etmeyeceği bilinmemektedir.

Yunan komutanların, Savunma Bakanının, hatta Cumhurbaşkanının buralara gitmeleri, nispet yaparcasına pozlar verip bunları yayınlamalarına tepki verilip verilmeyeceği de meçhuldür.

İyi sonuç getirmez

Rumlarla diyalogda Kıbrıs müzakere sürecinden ders almak gerekir. Rumlar, müzakereler kesildiğinde kazandıklarını kâr hanesine yazmış, yeniden başladığında bu noktadan başlamışlardır. Bilinen deyimle salam taktiği uygularlar.

Müzakerelerden bir sonuç çıkması beklenmemelidir. Yunanistan’ın bu süreci, zaman kazanarak ortamı yumuşatma amacıyla kullanacaktır. Başta Almanya olmak üzere AB onlardan yanadır. Doğu Akdeniz ve Libya’da karşımızda olanların bir kısmı da Yunanistan’dan yana olabilir.

ABD şimdilik bu konuya girmemiştir. Ancak Yunanistan’daki yeni üslerinden ve Kıbrıs’tan dolayı Yunanistan’a yakın durabilir. Ayrıca ABD, Suriye’nin kuzeyinde PYD/PKK’ya dayalı bir devlet/yönetim kurmada ısrarlıdır. Onunla petrol anlaşması bile yapmıştır. Türkiye’nin bekası olan bu konudaki hassasiyetini istismar etmeye çalışabilir.

GKRY de destek istiyor

GKRY’nin tek taraflı açıkladığı ve Türkiye’nin geçersiz kabul ettiği Münhasır Ekonomik Bölgede sismik araştırma yapan Barbaros Hayrettin Paşa gemisinin faaliyeti de GKRY’ni rahatsız etmiş, Rus liderden Türkiye’yi durdurması talep edilmiştir.

Bu konunun da açıktan müzakere masasına getirilmesi mümkündür. Konu müzakereyi gerektirmez.

Lozan Antlaşması, Türkiye’nin kuruluş belgesi, tapu senedidir. Müzakere edilemez. Yunanistan Lozan şartlarına ve Paris anlaşması hükümlerine uymaya zorlanmalıdır.

10 millik hava sahasının hukuka uygun olmadığı vurgulanmalıdır.

Adaların, ana kara gibi deniz yetki alanlarına sahip olamayacaklarında ısrar edilmelidir.

18 adadan derhal çıkmaları talep edilmelidir.

Konular egemenlik sorunu olup müzakere edilmemeli, edilirse de yukarıdaki kapsam dışına çıkılmamalıdır.

Kaynak Yeniçağ: Yunanistan’la müzakere yanlışı – Armağan KULOĞLU

DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : DIŞ POLİTİKADA GAZ KESME


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : DIŞ POLİTİKADA GAZ KESME

Dış politika ve güvenlikte Türkiye’nin karşısındaki cephe gittikçe büyümüş, Türkiye bu geniş cephede eş zamanlı tedbirler almak zorunda kalmıştır.

Bütün cephelerde aynı anda başarı sağlamanın zorluğu dikkate alınıp, tehdit veya menfaatleri önem ve öncelik sırasına koyarak en fazla gücü en önemlisinin üzerinde yoğunlaştırmak, harp prensiplerinden biri olan sıklet merkezi prensibi gereğidir.

Yine bu prensip, en önemliden sonrakiler için, diplomasi başta olmak üzere diğer vasıtalarla yeteri kadar tedbir alıp, sıra geldiğinde sıklet merkezi yapmayı ön görür.

Şimdi, gerilim yaratan konularda ılımlı hareket edilmeye başlandığı, hatta tabiri caiz ise gaz kesildiği, bunda iç politikada Ayasofya sürecinde karşılaşılan nahoş görüntüler, konuşmalar ve gelişmelerin yarattığı iç gerginliğin de etkisinin olduğu söylenebilir.

Libya’daki gelişmeler

Libya’da Saraç güçlerinin Sirte’ye dayanması üzerine, farklı tarafları destekleyen Türkiye ile Rusya arasında Türk-Rus Yüksek İstişare toplantısı yapılmıştır. Görüşmede, durumu sakinleştirici ve zamana yayıcı bir yaklaşım sergilendiği müşahede edilmiştir. Toplantıda, Libya’da krizin askeri çözümü olmadığı, ateşkes için tarafların teşvik edilmesi dahil ortak çabaların sürdürülmesi sonucuna varılmıştır.

Türkiye-Rusya ilişkilerinde, birçok konuda yaşanan anlaşmazlıklara rağmen iki ülkenin işbirliğini sürdürme yönünde irade gösterdiğini söylemek mümkündür. Ancak her seferinde Rusya’nın etkisiyle frene basıldığı da söylenebilir.

Azerbaycan-Ermenistan gerilimi

Ermenistan’ın, Azerbaycan’a Karabağ dışındaki bir bölgeden saldırmasını, Karabağ konusunu gölgelemek ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü üyesi ülkelerden destek görmek için yaptığı değerlendirilmektedir.

Türkiye’yle Azerbaycan’ın başlattığı geniş çaplı ortak tatbikat, Türkiye’nin desteğini göstermesi açısından önemlidir. Ortak tatbikatın askeri işbirliği anlaşması çerçevesinde yıllık plana uygun olarak gerçekleştirilmekte olduğu söylenmiştir. Ancak ilanı, çapı ve takdimi Ermenistan’a mesaj mahiyetindedir.

Türkiye tarafından, Azerbaycan’ın yanında olmaya devam edileceği, ancak bunun diplomasi yollarının kapalı tutulacağı anlamını taşımadığı, son Erdoğan-Putin görüşmesinde çok iyi bir noktaya gelindiği açıklanmıştır. Bu da, her şeye rağmen Rusya’yla işbirliğinin devam ettiğini göstermektedir.

Doğu Akdeniz’de sismik araştırma faaliyetlerine ara

Araştırma gemisi Oruç Reis’in Rodos ile Meis arasındaki sahada sismik araştırma yapacağı haberi, iki ülke arasındaki gerginliği daha da arttırmıştır.

Türkiye’nin araştırmalar için NAVTEX yayımlaması, Yunanistan’ı daha da rahatsız etmiş, Yunanistan AB ve ABD’ye, Türkiye’ye karşı tavır alması talebinde bulunmuştur.

Türkiye tarafından yapılan açıklamada; Yunanistan’ın sınır komşumuz ve onunla tarihi ilişkilerimizin olduğu, temel sorunun kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgedeki boşluklardan kaynaklandığı, ihtilaflı konuların ikili şekilde çözülmesi gerektiği, konuları önkoşulsuz konuşmaya hazır olduğumuz ve müzakerelere devam edileceği için sismik araştırmalara bir müddet ara verildiği ifade edilmiştir.

Ancak bu yeni durumun, hakkımız olan kıta sahanlığının ve Meis adasının ana kara gibi kabul edilemeyeceği tezimizin müzakere edilmesi anlamına geldiği dikkate alınmalıdır.

Yunanistan’a taviz verilmemeli

Yunanistan’ın, bağımsızlık mücadelesinden günümüze kadar Türkiye’den kazanımlar elde etmeye çalıştığı unutulmamalıdır.

Anlaşmalarla aidiyeti Yunanistan’a verilmeyen, Türkiye’ye ait 18 adayı işgal ettiğini ve buralarda mevcudiyetini pekiştirdiğini, ege adalarını anlaşmalar hilafına silahlandırdığını, adaların da ana kıta gibi haklara sahip olduğunu dayatmaya çalıştığını ve bu konularda, her ne hikmetse, Türkiye’nin sessiz kaldığını hatırlatmakta fayda görülmektedir.

Şimdi de ABD’ye Dedeağaç’ta deniz ve hava üssü vermiştir. Bunun, gayrı askeri bölgeyi ihlal ettiği gerekçesiyle Lozan’a aykırı olduğu ifade edilmektedir. Bu konuda da Türkiye’nin hiçbir ikaz, eylem ve beyanda bulunmadığı dikkat çekmektedir.

Dış politikadaki bu yaklaşımlar, Türkiye’nin diplomasiyi ön plana çıkararak, geniş cephede yumuşama temayülü göstermesinin ve bazı konularda da geri adım atmasının işaretleridir. Ancak sıklet merkezini nerede teşkil edeceği anlaşılamamıştır. Bunu gelişmelere bağlı olarak şekillendireceği değerlendirilmektedir. Umarım yanlış hareket edilmez.

31 Temmuz 2020 Yeniçağ Gazetesi

LİBYA SAVAŞI DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : LİBYA’DA ATEŞKES ZOR


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : LİBYA’DA ATEŞKES ZOR

Türkiye’nin, Libya meşru yönetimiyle Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatından sonra yaptığı “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Anlaşması” dengeleri değiştirmiştir. Türkiye UMH askeri güçlerini organize ederek güçlendirip teşkilatlandırmış, askeri malzeme ve teknik yardımlarda bulunmuş, bir kısım teknik ekipleri, İHA ve SİHA’ları bölgede görevlendirmiştir. Libya açıklarında düzenlediği tatbikatla da kararlılığını göstermiştir.

Türkiye’nin bu desteğiyle Trablus merkezli meşru UMH, Tobruk merkezli isyancı Hafter yönetimine üstünlük sağlamıştır. Kaybettiği yerleri geri alan UMH güçleri, stratejik bölge Sirte’ye dayanmıştır. Bölgeye harekât için yığınağını arttırmaktadır. İsyancı Hafter yönetimini Rusya, Mısır, S.Arabistan, BAE ve Fransa desteklemektedir.

Mısır’ın Libya’ya asker gönderme yetkisi meclisten geçti

Sıkışan isyancı Hafter, Tobruk’taki gayrimeşru meclis aracılığıyla Mısır askerini Libya’ya çağırmıştır. Sisi, çağrı üzerine Libya’nın doğusundaki kabilelerle görüşerek askerlerinin Libya’ya gidebileceği mesajını vermiş, kabile liderleri de Mısır ordusuna “Libya’nın egemenliğini koruma” gerekçesiyle izin verdiklerini açıklamışlardır.

Sisi, daha önce UMH’nın durum üstünlüğü ele geçirmesi üzerine, Libya’da Türkiye’ye karşı askeri müdahale tehdidinde bulunmuştu. Şimdi de Mısır Meclisi yaptığı kapalı oturumda, Libya’ya asker gönderme teskeresini kabul etmiştir. Teskere, Saraç güçlerinin Sirte’ye harekât başlatması halinde Mısır ordusunun müdahalesini öngörmektedir.

Durum gerginleşiyor

Bir tarafta Türkiye’nin desteklediği UMH’nın stratejik bölge Sirte’yi ele geçirme kararlılığı, diğer tarafta Mısır’ın kırmızıçizgi olarak nitelendirdiği bu bölgenin korunması için gayrimeşru Hafter güçlerinin yanında yer alacağını açık bir şekilde ortaya koyması gerginliği daha da arttırmıştır.

Türkiye’nin desteğiyle ele geçirilen stratejik hava üssü Vatyye’ye yapılan meçhul hava saldırısında, Türkiye’nin konuşlandırdığı hava savunma sisteminin ve malzemenin hasar gördüğü malumdur. Saldırının Türkiye’ye de zarar vermek amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Saldırının BAE uçakları tarafından yapıldığı, BAE Prens Danışmanının Twitter hesabından, “Bütün Arap halklarının onuru adına Erdoğan’a Libya’da gerekli dersi verdik.” paylaşımıyla teyit edilmiş durumdadır.

Böyle bir saldırının Rusya’nın onayı olmadan yapılamayacağı bir gerçektir. Türk SİHA’larının paralı asker Rus Wagner güçlerine karşı gerçekleştirdiği ve önemli zayiat verdirdiği taarruz bir misilleme olarak düşünülebilir. Ancak bunun yeterli olmadığı, uygun bir zamanda ve yerde asıl cevabın verileceği düşünülmelidir. Bu da gerginliği arttıracak bir gelişme olacaktır.

Cephe genişletme hamlesi Azerbaycan-Ermenistan çatışması

Daha önceki yazılarımda Türkiye’nin Libya’dan Irak’a kadar geniş bir cephede mücadele içinde olduğunu, yapılacak diplomatik temaslarla siyasi açıdan cephenin daraltılması gerektiği üzerinde durmuştum.

Hal böyleyken Ermenistan’ın aniden Azerbaycan’a saldırısı düşündürücü ve özellikle Türkiye’nin Azerbaycan’ı yalnız bırakmayacağı bilindiğinden manidardır. Ermenistan’ın Rusya’nın onayını almadan böyle bir adım atması düşünülemez. Bunu, Türkiye’nin, zaten mesafe sorunu olan Libya’daki etkisini azaltmak için bir dikkat dağıtma, cephe genişleterek zayıflatma hamlesi olarak mütalaa etmekte yarar vardır.

ABD’nin ateş kes girişimi, Türkiye-Rusya görüşmesi

Üst düzey bir ABD heyetinin, Hafter’le gizli bir görüşme yaparak yeni bir ateşkes teklifinde bulunduğu, petrol hilali bölgesinden askeri güçlerini çekmesini ve BM gözetiminde Avrupalı bir barış gücünün bulunmasını önerdiği söylenmektedir.

ABD’nin meşru hükümetten yana tavır aldığı, ancak Libya konusuna fazla angaje olmadığı gözlemlenmektedir. Trump, Mısır meclisden Libya’ya asker gönderme yetkisi çıkmasından sonra Sisi’yle görüşmüş ve ateş kesin devam etmesi konusunda mutabık kalmışlardır.

Türkiye’yle Rusya arasında yapılan görüşmede de, Libya’da kalıcı ateşkes şartlarının oluşturulması hususunda tarafların teşvik edilmesi için anlaştıkları açıklanmıştır.

Libya’da durumu sakinleştirmek için adımlar atılmakta, siyasi çözüm yolları aranmaktadır. Ancak masada güçlü olmak için sahada üstünlük sağlanması önemlidir. Önümüzdeki günlerde gerginliğin tırmanması kaçınılmazdır. Gerekli siyasi, diplomatik ve askeri planlamaların süratle geliştirilmesinde yarar görüldüğü değerlendirilmektedir.

24 Temmuz 2020 Yeniçağ Gazetesi

ANALİZ /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : “KIBRIS SORUNU” İFADESİNİ KULLANMAYALIM !!!


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : “KIBRIS SORUNU” İFADESİNİ KULLANMAYALIM

Kıbrıs konusu yıllardır gündemden düşmemektedir. Birçok ülke GKRY’yi, 1963’den itibaren meşruiyetini kaybeden Kıbrıs Cumhuriyeti olarak görmeye devam etmekte ısrarlıdır. Bunlardan Bazıları özellikle Doğu Akdeniz’deki doğal enerji kaynaklarının ortaya çıkmasından sonra, KKTC’yi hiç hesaba katmadan, onunla anlaşmalar yapmışlardır.

Kıbrıs konusunda bugüne kadar bir seri müzakereler yapılmış, sonuç alınmamıştır. Artık Kıbrıs konusunun Türkiye için bir sorun olmadığı kararlılıkla ve açık olarak ortaya konmalı, özellikle Türk tarafınca bu konu bir daha “Kıbrıs sorunu/meselesi” olarak ifade edilmemelidir. Sorun bunu istemeyenlerin meselesidir.

Müzakereler bir sonuç getirmez

Kıbrıs konusunun özünde, Rumların Türkleri Ada’da sindirmek, yollamak ve siyasi varlığını yok etmek amacı yatar. Müzakerelerden ve çözümden Türk tarafının çıkarı yoktur. Türkler için çözüm, her yönüyle tavizdir. Verilecek tavizler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinden, güvenliğinden, çıkarlarından ve prestijinden götürür. Taviz, Kıbrıs Türkünün de bağımsızlıktan, egemenlikten, can ve mal güvenliğinden, KKTC’den, yani vatanından vazgeçmesidir.

KKTC egemen bir devlettir. Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmasıyla kurulmuştur. Uluslararası hukukta ve ilişkilerde bir devlet olarak işlem görme hakkına sahiptir. 1974’den beri adada sükûnet ve barış vardır. Kıbrıs konusu 1974’de çözülmüş, 1983’de bitmiştir.

KKTC Cumhurbaşkanı’ndan skandal öneri

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye’nin garantörlüğü yerine İngiltere ve Yunanistan’ın da dahil olduğu ortak bir gücün Kıbrıs’ta konuşlanmasını teklif etmiş, Rum Kesimi de hemen teklife sıcak baktığını duyurmuştur.

Kıbrıs sadece KKTC’yi değil, ondan daha da fazla Türkiye’yi ilgilendirir. Kıbrıs Türkiye için tarihi mirastır, güvenlik ve güvenirlik konusudur. Kıbrıs; Ada’daki Türkler için, siyasi haklara sahip, güven içerisinde, hür ve egemen olarak varlıklarını devam ettirebilecekleri bir vatana sahip olunması, Türkiye için de ulusal güvenliğinin tehdit edilmesine ve Doğu Akdeniz’deki etki alanının kısıtlanmasına engel olunması ve milli menfaatlerinin korunması konusudur.

Akıncı’nın buna benzer çıkışları olmuş, sözleri ve önerileri karşı tarafta heyecan ve beklenti yaratmıştır. Her liderin Kahraman Denktaş ve onun düşüncesindekiler gibi olamayacağı, bu nedenle konunun sadece Kıbrıs’taki iki liderin inisiyatifine bırakılamayacağı, şimdiki ve daha önceki örneğinde görülmüştür.

Kapalı Maraş

46 yıldır kullanıma kapalı olan Maraş bölgesinin açılması yönünde karar alındığı ve bunun Türkiye tarafından da desteklendiği bildirilmiştir. Kahraman Denktaş döneminde bir ara açılması söz konusu olmuş, ancak buna çeşitli yollardan engel olunmuş ve devamında da Denktaş’ın yönetimden uzaklaştırılması için türlü baskılar yapılmıştır.

KKTC egemen bir ülkedir. Maraş’ı açmak onun inisiyatifindedir. Bu karar ve ona olan destek, artık müzakerelerden bir sonuç alınmayacağı kanaatinin oluştuğunu gösteren olumlu ve sevindirici bir yaklaşımdır. Umarım bundan geri dönülmez.

Ancak açmak için, Maraş’ın şehir alt ve üst yapı planının yapılması, kapsamlı bir inşaat faaliyetinin programlanması, ne şekilde ve nasıl kullanılacağının hukuki bir esasa bağlanmasına ihtiyaç vardır. Bugünde yarına halledilecek bir konu değildir. Önce kararın arkasında durmak sonra da planlı, programlı hareket etmek gerekir.

Bundan sonra uluslararası tanınma

Kıbrıs’ta elde edilen haklar ve onun yarattığı etkinlik, hiçbir şeye feda edilemez. Elden kaçarsa bir daha ele geçirilemez. Hiçbir konuda pazarlık yapılamaz.

Pazarlık yapanların, mevcut statüye ilişkin hiçbir emeği ve katkısı yoktur. Sonra Rumlar tarafından katledilen ve kaybolan Kıbrıslı soydaşımız, Barış harekâtında TSK ve TMT’dan şehit olan, yaralanan ve engelli kalan kahramanlarımız haklarını helal etmez. Kıbrıs gazisi olarak ben de etmem.

Bundan sonraki aşamada, KKTC’nin uluslararasıalanda tanınması yönünde çaba gösterilmesinde, federasyon yönünde bir çağrışım olmaması için adının da Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KTC) olarak değişmesinde de yarar görülmektedir.

Kıbrıs Barış Harekâtının 46 ncı yıldönümünde beklentimiz bu yöndedir. Harekâtta şehit olanları rahmetle, gazilerimizi de şükran ve minnetle anıyoruz.

17 Temmuz 2020 Yeniçağ Gazetesi