KADINLARIMIZ DOSYASI : Dünya Matematik Tarihindeki 5 Türk Kadını


Dünya Matematik Tarihindeki 5 Türk Kadını

Dünyada ve Türkiye’de kendini bilime adamış, bilimin gelişmesine yön vermiş ve halen veren birçok bilim kadını mevcut. Bunlardan 5 tanesini size tanıtalım istedik.

*Prof. Dr. Feryal Özel

Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan ve 1996 yılında Columbia Üniversitesi’nde Fizik ve Uygulamalı Matematik eğitimini okul birinciliği ve “Yüksek Onur Derecesi” ile almasının ardından, 1997’de Kopenhag “Niels Bohr Institute” de fizik üzerine yüksek lisansını bitirdi.

2002 yılında da Harvard Üniversitesinde astrofizik üzerine doktorasını tamamlayan Özel, adının ilk kez 2003 yılında dünyanın en tanınmış bilim insanları ile birlikte “Büyük Fikirler” listesine alınmasıyla tanındı.

2005’te profesör olan Feryal Özel, 2002’den itibaren Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da ve orada bulunan tek Türk bilim kadını. Kendisi NASA’nın 2020’de hayata geçireceği Uzay Teleskopu projesinin başında.

*Prof.Dr. Hülya Şenkon

1959-1960 akademik yılında İstanbul Üniversitesinin Fen Fakültesinde Matematik-dalında öğrenimine başladı. Öğrenciliğinin son yılında Matematik Bölümünde yardımcı asistan olarak göreve başladı ve 1963’ te mezun oldu. Ocak 1966’da aynı bölüme asistan olarak atandı. Prof. Dr. Orhan Şerafettin İçen’in danışmanlığında başladığı yüksek lisans çalışmasını Haziran 1966’da tamamladı ve yine Prof. Dr. Orhan Şerafettin İçen’in danışmanlığında yürüttüğü doktora çalışmasını 1972’ de tamamlayarak “doktor”unvanını aldı. Kasım 1977’de doçent oldu ve Ekim 1988’de aynı bölümde profesör kadrosuna atandı.

1990’da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Basımevi’nden çıkan iki ciltlik “Soyut Cebir Dersleri” adlı kitabını yayımladı. Çeşitli tarihlerde, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Merkezi Müdürlüğü (1984-1988), Cebir ve Sayılar Teorisi Anabilim Dalı Başkanlığı, Matematik Bölüm Başkanlığı(1991-1994), İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Dergisi Editör Kurulu Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Hülya Şenkon, 1980’den beri Türk Matematik Derneği Genel Sekreterliği görevinin sürdürmekteydi. 16 Ağustos 1999’da kendi isteğiyle emekli olmuş ve emekliliğinden sonra İstanbul Kültür Üniversitesi Matematik- Bilgisayar Bölümü’nde ve Hava Harp Okulu’nda görev yapmıştır. Hülya Şenkon 15 Şubat 2008 tarihinde aramızdan ayrıldı.

*Nermin Arık

Türk Matematikçi, eğitmen, çevirmen, yazar olan Nermin Arık (d.1928-ö.2005), 1945 yılında Ankara Kız Lisesinden mezun oldu. 1954 yılında Glasgow Üniversitesi Elektrik Bölümünde lisans, 1963 yılında da George Washington Üniversitesi Matematik Bölümünde yüksek lisansını tamamladı.

1963 yılında, ODTÜ’de başladığı doktora çalışmaları için, Maryland Üniversitesinde yeterlilik sınavı verdiği halde, 1969 yılında Türkiye’ ye dönmesi gerektiğinden doktorasını tamamlayamadı. ODTÜ Matematik Bölümünde uzun süre eğitmenlik yaptı.

Arık aynı zamanda TÜBİTAK ve çeşitli yayınevlerince çıkarılan birçok önemli bilimsel kitabın çevirisini yaptı.

*Prof. Dr. Selma Soysal

Türkiye’nin ilk kadın matematik profesörü Selma Soysal 1924 yılında Zonguldak’ta doğmuştur. Çocuk yaşta Fransızca ve Rumca öğrenir. İlköğretimini Zonguldak’ta, ortaöğrenimini İstanbul’da, Çapa Kız Öğretmen Okulunda parasız yatılı olarak sürdürdü. Sonra Kandilli Kız Lisesinde okudu. 1941 yılında İstanbul Üniversitesi’ne Matematik-Astronomi Bölümü’ne girdi. Cahit Arf’la Sonsuz Boyutlu Hilbert Uzayları konusunda doktora tezini yazdı. Bir süre Paris’te Henri Poincare Enstitüsü’nde(1951), Londra’da ve ABD’de MIT’ de çalıştı. İTÜ’de 47 yıl boyunca çalıştı. Bir süre İnşaat Fakültesi Yüksek Matematik kürsü başkanlığını yürütmüştür.

Selma Soysal’ın Math Sci Net’te fonksiyonel analiz ve operatör teorisi konularında, 1949-1967 yılları arasında yazılmış 4 makalesi gözüküyor. Ayrıca 1967 tarihli Yüksek Matematik Dersleri(Reel Sayılar Sistemi)adlı bir kitabı vardır.(Arı Kitapevi, 77 sayfa). Kendisi 2011 yılında aramızdan ayrılmıştır.

*Prof. Dr. Suzan Kahramaner

Türkiye’nin ilk kadın matematikçilerinden olan 1913 doğumlu Kahramaner, Notre Dame de Sion’u bitirdikten sonra 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Matematik ve Astronomi Bölümü’ne girdi. 1943’te İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü’nde Analiz 1 ve Analiz 2 dersleri asistanı oldu. Daha sonra Karmaşık Sayılar Teorisinde Katsayı Problemleri üzerine doktora yaptı. 1968 yılında profesör unvanını aldı.

Zürih, Kaliforniya ve Helsinki’nin yanı sıra Londra, Paris ve Nice’deki çeşitli üniversitelerde bilimsel çalışmalar yaptı. 1978-1979 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı oldı. 40 yıl süren akademisyenliğinin sonunda yaş haddinden emekliye ayrıldı. 22 Şubat 2006’da hayata veda eder.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere… Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : BATILI GAZETECİLERİN “DÜNYANIN EN TEHLİKELİ ADAMI” DİYE GAZLADIĞI ADAM ABD TARAFINDAN 1 SAAT İÇİNDE ÖLDÜRÜLDÜ


YILMAZ ÖZDİL: BAĞDADİ

Asıl adı İbrahim Awwad İbrahim Ali Muhammed al- Badri’ydi.

1971 yılında Irak’ta Samarra’da doğdu.

Babası cami imamıydı.

Futbol meraklısıydı yeteneği vardı futbolcu olmak istiyordu.

Mülayim bir çocuktu.

Çocukluktan gençliğe adım attığı dönemlerde ABD’nin Sovyetleri kuşatmak için geliştirdiği yeşil kuşak projesi iyice palazlanmıştı.

İslam dinini maşa haline getiriyor dinci partileri manipüle ediyor komünizme karşı panzehir olarak kullanıyorlardı.

İşte o dönemde Saddam hayatının hatasını yaptı.

Irak’ta giderek güçlenen yeşil kuşak projesinin önünü kesebilmek için dinci açılımı yaptı.

Amerikalılar kullanacağına bari ben kullanayım diye düşündü dincilere taviz vermeye başladı.

Laik bir ülke olan Irak köktendincilerin cirit attığı ülke haline geldi.

Futbolcu olmak isteyen çocuk çevresinin baskısıyla imam oldu.

Bağdat Üniversitesi’nde ilahiyat okudu.

Saddam Hüseyin İslam Araştırmaları Üniversitesi’nde hatim üzerine yüksek lisans yaptı doktora yapmaya başladı.

Bu sırada babası gibi imam olan amcasının teşvikiyle Müslüman Kardeşler’e İhvan hareketine katıldı radikal selefilerle tanıştı.

Cihat yolunu öneren teorisyenlerin kitaplarını okumaya başladı.

Akıl hocası Muhammed Hardan’dı İhvan hareketinin liderlerinden biriydi Afganistan’da Sovyetlere karşı savaşmıştı.

İki eşi altı çocuğu oldu.

Bağdat’ın yoksul Tobçi mahallesinde Hacı Zeydan Camisi yakınlarında küçücük bir apartman dairesinde oturuyorlardı camide mahallenin çocuklarına ders veriyordu.

2003’te ABD geldi Irak’ı işgal etti.

2004’te Felluce’de tutuklandı.

Bucca kampına tıkıldı.

Ebu Gureyb’le birlikte en korkunç iki cezaevinden biriydi.

10 ay yattı.

Çıktı.

Nasıl oldu da sadece 10 ayda bırakıldı daima meçhul kaldı!

Suriye’ye geçti.

Şam’a yerleşti.

Irak El Kaidesi’nin propaganda sorumlusu olarak faaliyet gösterdi.

Henüz Ebubekir Bağdadi adını almamıştı.

Ebu Dua kodadını kullanıyordu.

Başına gelecekleri kestiremeyen köktendinci terörün kendisine yöneleceğini kavrayamayan Beşar Esad tıpkı Saddam gibi hayatının hatasını yaptı.

Sırf Amerikalılara zarar veriyorlar diye Suriye’yle Irak arasındaki el Kaide trafiğine göz yumdu.

Hatta Irak El Kaidesi’nden petrol bile satın alarak maddi olarak destekledi.

Irak El Kaidesi’nin lideri Zerkavi öldürüldü.

Ebu Eyüp El Mısri onun yerine geçti İslam Devleti ilan etti.

Ebu Dua bu devletin diyanet işleri başkanı oldu.

İslam Devleti koordinasyon komitesine girdi.

El Mısri ve Ebu Ömer’le birlikte bu devleti yöneten üç kişiden biri oldu.

Öbür ikisi Amerikalılar tarafından öldürüldü.

Ebu Dua henüz 39 yaşındayken İslam Devleti’nin emir’i oldu.

İsmini Ebubekir el-Bağdadi olarak değiştirdi.

2011’de Usame bin Ladin öldürüldü.

Bağdadi El Kaide’den koptu.

Suriye’ye yoğunlaştı.

İslam Devleti’nin ismini Irak Şam İslam Devleti olarak değiştirdi.

IŞİD doğdu.

İnsanlık tarihinin en vahşi eylemlerine imza attı.

Kafa kestirdi diri diri yaktırdı.

Kendini “halife” ilan etti.

2014’te Musul’da minbere çıktı.

İlk kez dünya kamuoyunun önüne çıkıyordu.

Üzerinde Abbasi halifelerini çağrıştıran simsiyah bir kıyafet vardı.

“Sizleri yönetmek için atandım ama içinizdeki en iyi ben değilim doğru işler yaptığımı görürseniz beni takip edin yanlış işler yaptığımı görürseniz bana akıl verin yol gösterin Allah’a itaat etmezsem siz de bana itaat etmeyin” dedi.

Cuma hutbesindeki bu sözleri İslam’ın ilk halifesi Ebubekir’in halife seçilince yaptığı konuşmanın farklı sözcüklerle uyarlamasıydı.

Usame Bin Ladin’den Zerkavi’ye El Mısri’den Ebu Ömer’e kadar elebaşı kabul edilen isimlerin hepsi tek tek temizlenirken Ebubekir Bağdadi’ye hiç dokunulmaması izinin bile bulunaması elbette tuhaf ötesiydi!

Irak’ta ve Suriye’de kurduğu dehşet dengesi daima Amerikan çıkarlarına hizmet ediyordu.

Güya Amerikan karşıtıydı ama yaptığı her hamle bölgedeki ABD-Rusya satrancında daima ABD lehine sonuçlar veriyordu.

Popülaritesini eylemlerinden çok Batı medyasına borçluydu.

“Hayalet” diyorlardı.

“Cihadistan lideri” diyorlardı.

“Dünyanın en tehlikeli adamı” diyorlardı.

“Vurma gücü Bin Ladin’den bile fazla” diyorlardı.

Köpürttükçe köpürttüler.

Cihat hayali kuranların “kahramanı” haline getirdiler.

Batı medyasının bu tavrı elbette hesaplıydı.

Bağdadi’nin reklamını ne kadar çok yaparlarsa Bağdadi’nin yanında savaşmak isteyenlerin sayısı o kadar artıyordu… Ki vekalet savaşını körükleyen Batı dünyası aslında tam olarak bunu istiyordu.

İngiltere’den Afganistan’a Almanya’dan Libya’ya Avustralya’dan Pakistan’a onbinlerce cihatçı Suriye’ye koştu.

Esad rejimini devirmek Rusya ve İran’ı bölgeden söküp atmak için çarpıştı.

Ve 2019…

Vekalet savaşı sona erdi.

ABD kaybetti.

Bölgeden çekildi.

Maşa olarak kullanılanların son kullanma tarihi gelmişti.

Işid’in hayatta kalan militanlarını Türkiye’ye yıktılar.

Geriye Bağdadi kalmıştı.

Lütfedip onu bize yıkmadılar.

Bin Ladin formülünü uyguladılar.

“Hayalet” diyorlardı.

“İzi bulunamıyor” diyorlardı.

Tık diye öldürdüler.

Elleriyle koydukları için elleriyle koymuş gibi buldular!

Bağdadi ve Işid hakkında eminim yüzlerce kitap yazılacak onlarca belgesel yapılacak detayları zamanla tüm dünya daha iyi öğrenecek.

Ama bizim açımızdan asla unutulmaması gereken yeri şurası…

Laiklik her şeydir.

Dincilere hoş görünmek için taviz verirsen karşında emperyalizmin dinci celladını bulursun!

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/bagdadi-5419092/

TARİH /// Salih AKIN : Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı


Salih AKIN [1] : Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı

Said Halim Paşa, Osmanlı Devleti’nin Hariciye Nazırlığı ve Sadrazamlık görevlerinde bulunmuş önemli bir devlet adamıdır. Dolayısıyla devletlerarası ilişkilerimizde mühim bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Hatta 1914 yılında yani Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıl Osmanlı Devleti ile Almanya arasında imzalanan muahede, Paşa’nın Yeniköy’de bulunan yalısında imzalanmıştır. Bu nedenle üzerinde dikkatle durulması gereken bir isim olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Peki Paşa’nın bu deneyimlerini hatıralarından okumak nasıl olurdu? İşte incelememize konu olan kitap, bizzat Said Halim Paşa’nın kaleminden dönemi bizlere yansıtmakta.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

PSİKOLOJİ DOSYASI : Kaygı Dünyayı Farklı Algılamamıza Yol Açıyor


Kaygı Dünyayı Farklı Algılamamıza Yol Açıyor

Kaygı dünyayı farklı algılamamıza yol açıyor. İki tür kaygı olduğunu açıklığa kavuşturmak önemlidir. Bunlardan biri uyarlanabilir olanıdır. Fonksiyonu ise, bizi tehlikeye veya tehdit edici bir duruma karşı hazırlamaktır. Başka bir deyişle, sizi potansiyel bir riske karşı koruyan içgüdüsel ve makul bir cevaptır.

Diğer kaygı türleri ise psikolojik veya patolojiktir. Sadece gerçek bir risk olmasa bile zaman zaman ortaya çıkar. Belki de neredeyse her zaman abartılmış olan hayalin veya aşırı büyük tehditlerin karşısında ortaya çıktığını söylemek daha doğru olur. Bu bağlamda, bir tehlike varmış gibi, ama kişi nerede olduğunu veya neyin meydana geldiğini belirleyemiyor.

İnsanlar birçok yönden kaygıyı ifade eder. Bu tezahürlerin ortak yönleri, korku ya da endişe duygusunun tamamen abartıldığı gerçeğidir. Bazen düşüncelerin sürekli bir ruminasyonuna yol açar. Diğer zamanlarda panik atakları ortaya çıkarır veya soyutlanmaya yol açar.

“Kaygı onları felç ederken, korku duyuları keskinleştirir.”

– Kurt Goldstein

Kaygı ve bilişsel önyargı

Patolojik kaygıda, dünyanın çarpık veya değişmiş bir algısı vardır. Bu, yalnızca kendi gerçekliğinizin tehdit altında olma hissini açıklayabilecek bir şey olduğunu veya buna dikkatini verdiğiniz anlamına gelir. Aynı şekilde, bu bilgiler yanlış yorumlanır ve diğer verilerden daha fazla hatırlanır.

Örneğin, başkalarıyla ilişkilerinde kaygı hisseden biri, o kişide yalnızca bazı yönleri görmeye eğilimlidir. Bununla birlikte, herhangi bir reddetme hareketine de çok az dikkat edeceklerdir. Sessizlik, yanlış olduklarının veya birinin onlarla konuşmak istemediğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Olağanüstü görünür olmadıkça kabul ya da ilgi belirtilerine dikkat etmeyeceklerdir.

Kaygı duymaktan muzdarip biri, doğanın herhangi bir tezahüründe “kader işaretleri” görecektir. Dolayısıyla, çok renkli bir gün doğumu “bir şeyler olacak” anlamına gelebilir. Çok parlak olan bir ay korku yaratır, ancak kişi nedenini bilmez.

Dört faktörlü teori

Psikolog Michael Eysenck, “Dört-Faktör Teorisi” olarak adlandırılan kavramsal bir öneri yarattı. Bu, kaygılı birinin yeni algılara yol açmasının ana yollarını tanımlar. Bu yolların her biri bilişsel bir sapmayı ifade eder. Dört faktör şunlardır:

  • Belirli bir uyaranın önyargılı algısı. Bu kaygı özellikle bir nesneye ya da gerçekliğin çok hassas bir yönüne yönlendirildiğinde ortaya çıkar. Bu “fobiler” olarak adlandırılır. Kaygı davranışın kendisini içeriyorsa, buna “sosyal fobi” denir.
  • Vücudun kendisinin ve fizyolojik reaksiyonlarının önyargı algısı. Bu, bedenin kendisi savaş alanı olduğunda gerçekleşir. Fonksiyonları ve tepkileri tehlike belirtileri olarak kabul edilir. Bu “ıstırap bozukluğuna” yol açar.
  • Kişinin kendi düşünce ve kişisel fikirlerinin önyargılı algısı. Bu durumda, kişinin kendi zihninde risk veya tehdit olarak algılanan şey gerçekleşir. Bu Obsesif Kompulsif Bozukluğa (OKB) yol açar.
  • Küresel çarpık algı. Bu, kaygının listelenen tüm faktörlere yöneldiği durumlara karşılık gelir: spesifik unsurlar, davranışın kendisi, beden ve zihin. Bu, Genelleştirilmiş Anksiyete Bozukluğu (GAD) olarak bilinir.

Bu kaygı tezahürlerinin her biri, gerçekliği tamamen yanlı bir şekilde görmemize neden olur. Bu algıların geçerliliğini sorgulayan bilgileri tanıtmak için güçlü bir direniş ya da imkansızlık söz konusudur.

Yanlış yorumlamalar yapmak

Tüm kaygı bozuklukları en ağır vakalarda bile tedavi edilebilir. Bu semptomların üstesinden gelmeyi amaçlayan tedavi, kişinin dikkatini, ihmal ettikleri gerçeğin diğer yönlerine odaklamasına yardımcı olacaktır.

Algıladığımız şeylere daha geniş anlamlar vermeyi öğrenmek mümkündür. Bazen güçlü bir kalp atışının kalp durması eşiğinde olduğumuz anlamına gelmediğini anlamamıza yardımcı olacak birine ihtiyacımız vardır. Aynı zamanda herkesin bizi sevmemesi normaldir, ancak bu bizi dışlamak istedikleri anlamına gelmez.

Her türlü kaygı önemlidir. Aslında, kaygının belirtileri başa çıkma stratejisi olarak görmezden gelindiği zaman, kişiliğimizi bozmaya, etkilemeye ve istila etmeye başlar. Bu anlamda, zamanında yardım istemek, çok acı veren bu durumla yüzleşmenin en iyi yoludur.