MİLLİ EKONOMİ DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : DOĞALGAZ FATURALARI DOĞAL DEĞİL Mİ ????


YILMAZ ÖZDİL : DOĞALGAZ FATURALARI DOĞAL DEĞİL Mİ ????

Dün açıklandı…

Üçüncü köprünün yandaş müteahhidine sırf geçen yıl köprüden geçmeyen otomobiller için 3 milyar 50 milyon lira ödenecek.

Asrın liderimiz “milletin cebinden tek kuruş bile çıkmadan yaptık” diyordu sırf geçen yıl için 3 milyar 50 milyon liracık ödüyoruz.

Dünyada 193 ülke var.

Geçmediği köprüye para ödeyen bizden başka millet yok.

50 milyon dolar bulamadık diye tank fabrikamızı Katar’a verdiler üçüncü köprünün müteahhidine sırf bir yıl için 500 milyon dolar ödüyorlar.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler Osman Gazi Köprüsü yaptılar müteahhide her yıl 14.5 milyon araç geçecek garantisi verdiler anca 4.5 milyon araç geçiyor her yıl geçmeyen 10 milyon aracın parasını ödüyorlar. Geçmeyen araçlar için ödenen parayı biriktirsen her yıl bir tane daha Osman Gazi Köprüsü yapabiliyorsun.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler Avrasya Tüneli yaptılar 25 milyon araç geçecek garantisi verdiler 15 milyon geçiyor müteahhide her yıl geçmeyen 10 milyon aracın parasını ödüyorlar. 25 yıl daha bu şekilde hampadan ödemeye devam edecekler.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler üçüncü havalimanını yaptılar Atatürk Havalimanı’nı kapattılar Atatürk Havalimanı’nı işleten müteahhide 2.5 milyar lira tazminat ödüyorlar.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler Kütahya’ya havalimanı yaptılar Kütahya’nın nüfusu 200 bin kişi müteahhide her yıl 1 milyon kişi uçacak garantisi verdiler sadece 40 bin kişi uçuyor müteahhide her yıl uçmayan 960 bin kişinin parasını ödüyorlar.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler şehir hastaneleri yaptılar yüzde 70 doluluk garantisi verdiler Antalya’daki beş yıldızlı otellere bile yüzde 70 doluluk garantisi veremezsin bunlar hastaneye garanti verdiler sırf geçen yıl hastalanıp hastaneye yatmayan garanti hastalar için 3 milyar 700 milyon lira ödediler.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmıyor” diyen sayın hükümetimiz… Geçmediğimiz köprü girmediğimiz tünel uçmadığımız havalimanı yatmadığımız hastane için sırf bu yıl 19 milyar lira ödeyecek.

Ve asrın liderimiz Kanal İstanbul için ne diyor?

“Devletin kasasından milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” diyor!

Hal böyleyken…

Sayın ahalimiz ağlıyor.

Neymiş efendim kış bastırınca doğalgaz faturaları inanılmaz yüksek gelmeye başlamış da vay efendim kombiyi kapatıyorlarmış ama gene de acayip fatura geliyormuş evde paltoyla oturuyorlarmış filan.

E olmadı ki şimdi böyle.

Geçmediğimiz köprüyü girmediğimiz tüneli uçmadığımız havalimanını alkışlıyordunuz dünya bizi kıskanıyor diyordunuz…

Yakmadığınız doğalgazın parasını ödemeniz doğal değil mi?

Ağlamayın kardeşim.

Isınmadığınız doğalgaz…

Aydınlanmadığınız elektrik…

Yıkanmadığınız su…

Cebinizden tek kuruş çıkmamış gibi yapın!

Hayrettin Karaca…

Hep aynı kazağı giyiyordu.

“Param var ama hakkım yok gereksiz aldığımız her tüketim maddesinin doğaya bedeli var” diyordu.

Toprağı korumaya çalıştığı zannediliyordu…

Halbuki yukarda versiyon örnekleriyle anlattığımız gibi toplumdaki erozyonu önlemeye çalışıyordu.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/dogalgaz-faturalari-dogal-degil-mi-5578717/

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// BERK ÖZER : Doğu Akdeniz Meselesinin Özeti


BERK ÖZER : Doğu Akdeniz Meselesinin Özeti

KAYNAK : https://sunsavunma.net/dogu-akdeniz/

Yazan: Berk ÖZER, USMER Yürütme Kurulu Üyesi, Sun Savunma Net, 26 Temmuz 2019

Kıbrıs, Süveyş kanalı açıldıktan sonra, deniz yollarının kontrol edildiği bir yer oldu. Bir nevi uçak gemisi diye tasvir edebileceğimiz bir adadır. Doğu Akdeniz havzasında bulunduğu tahmin edilen, zengin doğalgaz rezervleriyle ilgili olarak yeni keşiflerin ortaya çıkmıştır. Kıbrıs ‘ın çevresinde, hem Rum hem de Türk tarafınca gerçekleştirilen doğalgaz arama faaliyetleri, uzun süredir bölgede gerginliğe neden oluyor. Doğu Akdeniz ‘deki enerji yataklarının siyasi ve ekonomik boyutlarının bilincinde olan batılı ülkeler, Kıbrıs açıklarındaki sularda, GKRY ‘nin 2003 yılındaki arama çalışmalarına uluslararası meşruiyet kazandırabilmek için, kıyıdaş ülkelerden Mısır başta olmak üzere, Lübnan ve İsrail ile ikili anlaşmalar yapmışlardır. Rum yönetimi, 2011 yılında hidrokarbon aramak için adanın güneyinde 13 parsel ilan etmişti. Rum yönetimi bu parsellerin bir kısmında, uluslararası enerji şirketleriyle yaptığı anlaşmalar doğrultusunda, sondaj çalışmalarına başladı. ABD ‘nin Noble Enerji ve Exxon Mobil şirketlerinin yanı sıra, İtalyan Eni ve Fransız Total şirketlerine, Münhasır ekonomik bölge (MEB) parsellerinde petrol ve doğal gaz araması ile ilgili anlaşmalar yaparak ruhsatlar vermiştir. Rumların ilan ettiği parsellerden bazıları; Kuzey Kıbrıs ‘ın, TPAO ‘ya ada açıklarında petrol ve doğal gaz araması için, ruhsat verdiği alanlarla kesişiyor. Ancak taraflar, kesişen alanlar dışındaki bölgelerde yapılan arama ve sondaj çalışmalarına da, tek taraflı gerçekleştirildikleri gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Rusya ‘nın meseleye yaklaşımı

Rusya ’nın yeni yaklaşımı, Kıbrıs yönetimini desteklediği, adanın batı ve doğu kıyıları açıklarındaki Kıbrıs Münhasır Ekonomi Sahası karasularındaki, Türk genişlemesine hoşgörüyle yaklaşmaktır. Büyükelçi Stanislav Osadchiy, Kıbrıs Komünist Parti gazetesi Haravgi ’ye yaptığı açıklamada: “Gerilimi artırmak bir çözüm değildir. Bu nedenle, iki tarafın da Akdeniz ’de gerilimi artıracak adımlardan kaçınması gerektiğine inanıyoruz.” ifadelerini kullanmış ve bunun yanı sıra, Kıbrıs meselesinin çözümü için, görüşmelerin yeniden başlamasının, altını oyan bütün adımlara karşı olduklarını sözlerine eklemiştir. Osadchiy ’in söylediklerinin anlamı aslında: Kıbrıslı ‘ların kendilerini savunmamaları gerektiğidir.

ABD ‘nin meseleye yaklaşımı

Doğu Akdeniz ‘deki enerji paylaşımına ilişkin tartışmalara yönelik olarak, 2003-2006 yılları arasında, ABD ‘nin Lefkoşa ‘daki Büyükelçiliğinde görev yapan, ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, “Adada hidrokarbon kaynaklarının kapsamlı bir çözüm çerçevesinde toplumlar arasında adilane paylaşılması gerektiğini savunuyoruz.” dedi. Palmer, Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki sondaj faaliyetlerini eleştirdi. Bu faaliyetlerin durdurulmasını istediklerini söyledi. ABD ‘nin, bölgedeki anlaşmazlıkların barışçıl şekilde ele alınmasından yana olduğunu belirten Palmer, çözüme varılması halinde, enerji dâhil birçok alanda iş birliğinin önünün açılacağını ifade etti. Palmer, şunları kaydetti: “Bir noktanın altını çizmek istiyorum. İki kesimli, iki toplumlu federal bir çözüme varılması, bölgesel iş birliğine ve barışa katkı yapacak. Enerji dâhil birçok alanda, iş birliğinin önünü açacak. Bir çözüm olmadan bunların gerçekleşmesi zor. Biz, tarafların müzakere sürecine bağlı kalması ve kalıcı bir çözüme ulaşarak enerji dâhil iş birliğini oluşturacak koşulları yaratması konusunda umutluyuz.” Doğu Akdeniz ‘deki enerji kaynaklarının, hangi güzergâhtan Avrupa ‘ya ulaşmasının, en mantıklı yol olduğu sorusuna yanıt vermekten kaçınan Matthew Palmer, “Buna muhtemelen petrol ve gaz şirketleri karar verecek.” dedi. Palmer, adada çözüme ulaşmanın, hala ABD ‘nin öncelikleri arasında olduğunu yineleyerek, “Müzakerelerin başlayıp başlamayacağı ya da ne zaman başlayacağı konusunda, bir öngörüde bulunmak istemiyorum.” ifadesini kullandı.

AB ‘nin meseleye yaklaşımı

Londra ‘da Avam kamarasında, Rum kökenli İngiliz İşçi Partili Milletvekili Pambos Haralambus, İngiltere Dışişleri Bakanlığı ´nın Türkiye ´nin Doğu Akdeniz ´de petrol ve doğalgaz sondajına başlama kararını kınamasını istedi. Haralambus, Türkiye ‘nin Fatih gemisinin de, geri çekilmesi gerektiğini iddia etti. İngiltere ‘nin Avrupa Bakanı Sir Alan Duncan, “Türkiye ‘nin Londra Büyükelçisi ile bir araya gelerek, çok yapıcı bir görüşme yaptım. Birleşik Krallığın tutumu, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca; egemenliği şaibeli olan herhangi bir yerde, sondaj yapılmaması gerektiği şeklindedir.” dedi. Sir Dunca ‘nun açıklamalarını değerlendiren, Rum kesimi Cumhurbaşkanı Nikos Anastaiadis, “Tavrı, Kıbrıs ´ta bunca çıkarı bulunan ve İngiltere ´nin geçirmekte olduğu bu kritik zamanlarda, küçük ama diğerleriyle aynı oya sahip ülkemizden benzeri görülmemiş destek bulan Büyük Britanya ´nın, izlemesi gereken doğru politikayı yansıtmıyor. Bu, söz konusu beyefendinin tavrı ilk kez not edilmiyor.” ifadesini kullandı.

Türkiye ‘nin Kıbrıs adası yakınlarına sondaj için bir gemi göndermesiyle, yeniden fitili ateşlenen tartışmalarda, AB Devlet Liderleri Zirvesi ‘nde konuşan, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker, yaptığı açıklamalarla AB ‘nin pozisyonunu net şekilde ifade etmiş ve birliğin Kıbrıslı Rumların arkasında duracağını belirtmişti. Juncker konuşmasında, Türkiye ‘nin Akdeniz ‘de Kıbrıs sularında sondaj çalışması yapma kararını ‘kabul edilemez’ olduğunu açıklamıştı. Karpas yarımadası açıklarında, 3 bin 300 metre derinliğe sondaj yapma hazırlığında olan Türk gemisinin çalışmaları durdurması için, Yunanistan da Brüksel ‘e baskıda bulunarak; AB ‘nin, Türkiye ‘ye daha üst perdeden çağrı yapması için çaba sarf ediyor. AB zirvesinde, pek çok lider Türkiye ‘nin sondaj çalışmalarının, uluslararası hukuka aykırı olduğunu dile getirdi ve bu durumun AB-Türkiye ilişkilerini olumsuz etkileyeceği, çeşitli fırsatlarda ifade edildi. Avrupa Konseyi ‘nin, Türkiye ‘ye sağduyu çağrısı yapmasının ardından; Ankara, adanın Kuzey sularında sondaj yapma hakkı olduğunu yineledi ve bunun üzerine, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, sert bir açıklamada bulunarak “Türkiye Akdeniz ‘de sondaj yapmayı aklına bile getirmemelidir.” dedi.

Türkiye ‘den yapılan açıklamalar

Doğu Akdeniz konusunda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kıbrıs konusunda Türkiye olarak biz konuşuruz, Yunanistan konuşur, İngiltere konuşur. Bunlar üç garantör ülkedir. Ama Fransa, sen konuşamazsın! Senin ne işin var Doğu Akdeniz ‘de? Birileri yine her zaman olduğu gibi Türkiye ‘yi, yeniden düzenlenen küresel oyunun dışına itmek istemektedir. Doğu Akdeniz ‘de bulunan ya da bulunacak olan her türlü kaynağın, adil bir şekilde rıza gösterilmesini sağlayana kadar, bölgede attığımız adımları kararlılıkla sürdüreceğiz. Burada Türkler ‘in ve Kıbrıs Türkleri ‘nin haklarını yok sayan girişimlere, asla izin vermeyeceğiz. Yunanistan başbakanı kendine göre bir şeyler söyleyip duruyor. Ne söylerse söylesin. Bizim orada haklarımız var. Bu haklarımızı korumak adına, hem arama tarama yapan gemilerimizi, hem de sondaj yapan gemilerimizi, silahlı kuvvetlerimiz gerekli tedbirleri almak suretiyle korumaya devam edecektir.”

Hükümet kanadından Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda, bir başka açıklama da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ‘ndan geldi. Çavuşoğlu, “Kıta sahanlığı, Türkiye ‘nin egemenlik hakkıdır. Hiç kimsenin yorum yapma hakkı yoktur. Kıta sahanlığında ne yapmak istediğine, ancak Türkiye karar verir. Sondaj çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Doğu Akdeniz ‘de uluslararası hukuka uygun adımlar atıyoruz. Fatih gemimizden sonra, Yavuz gemimiz de bölgeye gitti ve bu bölgede sondaj çalışmalarını başlatacak. 2011 yılında, o gün Cumhurbaşkanı Eroğlu ‘nun da bir teklifi olmuştur. Sayın Erdoğan ‘BM çatısı altında bir ortak komisyon kuralım ve müştereken bu paylaşımın nasıl olacağına birlikte karar verelim, ondan sonra sondaj ve faaliyetler devam etsin’ demişti. KKTC ‘nin bu teklifi masadadır ve hiçbir zaman da geri çekilmemiştir. Hiçbir kurum bu konuda adım atmamıştır. Garantör olmayan ülkelerin, o bölgede bir hakkı yoktur. Ya zenginlikler hakça paylaşılır, ortak çözüm bulunur. Ya da Türkiye olarak, KKTC ‘nin haklarını savunmaya devam edeceğiz.”

Muhalefet tarafının önemli isimlerinden olan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, Doğu Akdeniz ‘de Türkiye aleyhine gelişen dengelerin diploması ve uzlaşma yoluyla çözülmesinin doğru olacağını belirtti. Çeviköz, “Doğu Akdeniz ’deki dengelerin, Türkiye aleyhine oluşturmuş olduğu mevcut durumu değiştirmek için, en kısa zamanda Türkiye ‘nin Şam, Tel Aviv ve Kahire ‘deki büyükelçileri tekrar göreve gönderilmelidir. Aynı şekilde İsrail ’de, Kudüs ’teki başkonsolosluğumuzun da misyon şefi düzeyinde tekrar faaliyetlerine başlamasının, elzem olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Doğu Akdeniz meselesi üzerine teknik değerlendirmeler

Doğu Akdeniz konusunda teknik değerlendirmelerde bulunan, konunun uzmanlarını incelediğimizde; Emekli Binbaşı Mete Yarar, “ABD, GKRY silah ambargosu uyguluyordu. Silah ambargosunun senatodan kaldırılması konusunda anlaşma sağlandı. ABD şuanda GKRY ‘ye 3 milyar dolar silah yardımı yapmak istiyor. Türkiye ‘yi masa başında, haklarından feragat etmeye zorluyorlar. Türkiye ‘nin şuanda en büyük sıkıntısı ekonomik durumudur. Doğu Akdeniz ‘den Türkiye ‘nin sağlayacağı kaynaklar, ekonomik olarak Türkiye ‘ye bir hayat damarı sağlayacaktır. Bu kaynakları kullanması, Türkiye ‘nin ekonomik özgürlüğüne kavuşması anlamında önemli bir adım olacaktır. Türkiye ‘nin jeopolitik konumundan dolayı, ABD Türkiye ‘yi kaybetmeyi göze alamayacağı için bizimle anlaşmak zorundadır. Aksi halde Asya kapısında, kuzeyden güneye kadar karşı bir blok ile karşılaşmak zorunda olacaklardır. 30 yıldır bizi parçalamak istemelerinin temel nedeni de budur. Bunu başarabilseler, zaten bize gerek duymayacaklardır. Ama bunu yapamadıkları için, bizimle bir şekilde anlaşmak zorunda kalıyorlar.”

Ekonomist Gazeteci Emin Çapa, “Doğu Akdeniz ‘de olanları lütfen küçümsemeyin. Bu bölgede çok büyük bir doğalgaz rezervi bulundu. Bu konuda ülkemizi dışlayan bir şekilde, İsrail, Mısır ve GKRY arasında yürütülen süreçler var. GKRY, AB üyesi olduğu için, Türkiye ‘ye karşı bir tavır sergilemezseniz; AB ‘yi Balkan ‘lardaki hareketleri bloke ederim diyerek sıkıştırmaya çalışıyor. Şuanda Doğu Akdeniz ‘de, Türkiye ‘nin ekonomik geleceğini etkileyecek kadar bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Lütfen AB ülkelerinden bizim tarafımızda olanları, yeni cepheler açarak kaybetmeyelim. Aramızın iyi olduğu AB üyesi ülkelerden de destek alarak, bu konuda GKRY tarafına istediğini vermeyelim.”

Prof. Dr. Sencer İmer, “Doğu Akdeniz ‘de yaşanan sorunların önüne geçmek amacıyla, uzun vadede KKTC ile Türkiye arasında bir konfederasyon ilişkisi kurulabilir. Türkiye ‘nin bir şekilde Doğu Akdeniz ‘deki haklarına sahip çıkması ve açık denizlere açılmaya çalışması gerekmektedir. Çünkü ABD Deniz Kuvvetleri bir senaryo yazmıştır. Yazdığı senaryoda ani bir baskın ile Türk Donanması ‘nı imha etmeyi planlıyor. Şuanda eski NATO komutanı emekli Oramiral James Stavridis ’in yazdığı bu senaryoyu uygulamaya koymaya çalışıyorlar. Dolayısıyla ani senaryoya karşı donanmamız, hem Ege, hem Karadeniz, hem de Akdeniz ‘de tatbikatlar yapıyor. Türkiye ‘nin, KKTC ‘de bir donanma üssü, bir de hava üssünün olmasında büyük yarar vardır. Hiç alakası olmadığı halde, Fransız Donanması GKRY ile üs kurmak üzere bir anlaşma yapmıştır. Bu Londra ve Zürih anlaşmalarına aykırıdır. Çünkü üç garantör ülke olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vardır. Bu garantör ülkelerden herhangi birinin kabul etmemesi durumunda, başka bir ülke adada üs kuramaz. Fransız Vegas şirketi petrol arama faaliyeti yaparken, kuracakları deniz üssü ile bunun korunmasını hedefliyorlar.”

“Ortadoğu dünyanın petrol ve doğalgaz kaynaklarının büyük bir kısmına sahiptir. Önümüzdeki 50 yıl boyunca enerjiye hükmetmek isteyen ülkeler, Ortadoğu ‘yu kontrol etmek zorundalar. Çin ‘in gerçekleştirmek istediği Bir Kuşak Bir Yol projesinde orta kuşak Ortadoğu ‘dur. Dolayısıyla ABD, bunu engellemek için Irak ‘ta üs kurdu. Şuanda da Suriye ‘de PKK/PYD ‘yi destekleyerek üs kurmak için çalışıyorlar. Fakat bunların hepsi uluslar arası hukuka aykırıdır. Herhangi bir güvenlik kurulu kararı ve ya daveti yoktur. Amaçlarının İsrail ‘in güvenliğini korumak olduğunu söyleyerek bölgede bulunuyorlar; ancak terör unsurlarını destekleyerek bölge ülkelerini parçalıyorlar. Bölgede kalabilmek ve denizlere inebilmek içini burayı karıştırmaya devam ediyorlar. Biz ise bölge ülkelerinin bağımsız olmasını istiyoruz ve bu yüzden İran ile güvenlik antlaşması imzaladık. Bence çok önemli bir adımdır. İran ‘ın tehlikeye girmesi demek, Türkiye ‘nin tehlikeye girmesi demektir. Bu bakımdan da yine Suriye rejimine destek olarak, acilen iç savaşın bitirilmesini sağlamak gerekiyor. Bu sayede bölgenin parçalanmasını da engellemiş olacağız.”

Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk, “Eğer Doğu Akdeniz ‘de, mevcutta bulunan gazın ticari gaza dönüşmesi yolunda, Türkiye ‘yi dışarıda bırakacak bir yol tercih ederseniz, bunun riskini üstlenmeniz gerekiyor. Örneğin Nabucco şirketi çöktü ve yerini Tanap aldı. Avusturyalı ‘lar 1-2 milyar dolar yatırım yaptılar, sonuç hüsran oldu. Doğu Akdeniz ‘de de kendiniz yapmak istiyorsanız, kurarsınız bir hat, yatırsınız 8-10 milyar dolar parayı sonuç yine aynı olur. Allah ‘tan bankalar var. Projeyi değerlendirip, risk analizleri yapıp, o şekilde kredi veriyorlar. Burada Türkiye ‘siz tasarlanan bir projenin maliyetine katlanmak istiyorlarsa, buyursunlar yapsınlar. Hali hazırda AB, alternatif enerjilere yönlendiriyor ve ABD ‘den gelen Shell gaz (kaya gazı) var.”

“Doğalgaz neden bu kadar önemli bir hale geldi diye sorarsak, bu aslında teknolojinin gelişmesiyle birlikte oldu. 2000 yılında batı teknolojiyle en fazla 500 m delinme yapılabiliyordu. Şimdi ise 3000 m ve su sütünü altında da 4000 m delinebiliyor. Yani toplamda 7000 m ye kadar ilerlenebiliyor. Fakat her şey maliyetle ilgilidir. Gazprom şirketinin 2018 verilerine göre, 1000 m3’ün kuyu başı üretim maliyeti 23 dolardır. Satış fiyatı ise 420 dolar. Bunun 150 doları kar olarak hesaplandığında, geriye kalan 247 doları sadece ulaşım maliyetine gidiyor. Çıkacak olan gazın ticarileştirilmesinde, ulaşım sorununu çözemezseniz, hiçbir şeyi çözemezsiniz. Dolayısıyla, Türkiye burada anahtar konumdadır ve bu rolü iyi oynamalıdır.”

“Şuanda Türkiye ve İspanya ortaklığıyla, Anadolu isimli uçak gemisi yapılıyor. Bunun, sadece dizaynı İspanyollara aittir. Geri kalan her şey yerli üretimdir. ABD ‘den gelecek olan F-35 tipi uçakları da bu geminin üzerine yerleştireceğiz. Sadece uçakların havalanması ve inmesi için yaptığımız yatırım 45 milyon doları buldu. Biz kendimiz yaparken, karşı komşumuz Mısır ise iki adet Fransız yapımı Mistral isimli uçak gemisi satın aldı. Aslında, Fransızlar bu iki Mistral ‘i Ruslar için yaptılar; ancak Ukrayna krizinden sonra ABD ‘nin koyduğu ambargolardan dolayı, Ruslar ‘a satamadılar. Mısır ‘da Doğu Akdeniz ‘deki mevcut durumdan dolayı bu boşluğu değerlendirdi.”

“Türkiye ‘nin Doğu Akdeniz ‘de caydırıcı bir güç olması gerekiyor. Bu da iki aşamalıdır: Askeri güç ve siyasi güç. Askeri gücünüz olacak ve tatbikatlar icra ederek, bu gücü kullanabildiğinize herkesi inandıracaksınız. İkinci olarak da askeri gücünüzü kullanabilecek bir siyasi iradeniz olacak. Askeri gücünüzü kullanacak siyasi iradeniz yoksa, askeri gücünüz bir caydırıcılık yaratmaz. Karşı tarafın dediklerini kabul ediyorsanız ve sessiz kalıyorsanız, siz caydırıcı bir güç değilsiniz demektir. Bir deniz gücünün oluşumunda en önemli güç, insan gücüdür. Bir amiral yetiştirmek, çok uzun zaman alır. Donanmamız son yıllarda, kumpas davaları ve FETÖ yüzünden çok büyük hasar aldı. Bu kurgu bizi içeriden çökertmek için yapıldı ve ilk etapta da bugünleri önceden gördükleri için, deniz kuvvetlerimiz hedef alındı. Deniz kuvvetlerimizin, denizden nasıl gelip Ankara ‘ya darbe yapacağını kimse sorgulamadan, ‘darbe yapabilir’ dediler. İlk operasyonda 36 amiralimiz hapse atıldı.”

“Deniz kuvvetleri bir deryadır. Nasıl kullanacağınıza bağlıdır. Siyasi irade bunu biliyorsa, caydırıcılık unsuru olarak kullanıp, diplomatik yollarla çıkarlarınızı korursunuz. Özellikle 2012 yılından sonra, sismik araştırma gemileriyle Ege ‘de arama ve tarama faaliyetleri yerine, Doğu Akdeniz ‘de donanmamızın koruması altında, sondaj çalışmalarına başlanması ve tüm bunların milli teknolojiyle yapılıyor olması, bunun bilindiğini gösteriyor.”

Doç. Dr. Ahmet Kasım Han, “Doğu Akdeniz ‘de bulunan gazların, üç şekilde ihracatı yapılabilir. Bunlardan iki tanesi, borularla, bir tanesi LNG yoluyla yapılabilir. Bir LNG tesisinin 1 hattının maliyeti 6 milyar dolardır. İsrail ‘in bulduğu Leviathan gazının değeri 7,4 milyar dolardır. Diğer alanlarda da muhtemelen gaz bulunacaktır. Ancak şuanda bulunan gazda hak sahibi olan şirket Avner-Delek konsorsiyumundan yapılan açıklamaya göre, lojistiklerini kendileri yapmayacaklar. Bu projenin bir AB projesi olduğunu ve bütün boru hatlarının inşasını tamamlamaları gerektiğini, kendilerine de fiyat garantisi verilmesi gerektiklerini iletiyorlar.”

Doğu Akdeniz ‘de gazın durumu

Prof. Dr. Mithat Çelikpala, “Doğu Akdeniz ‘deki gazın ticari olarak değerlendirilmesindeki en az maliyetli olan, gazın Ceyhan ‘a getirilmesi ve buradan Avrupa ‘ta taşınmasıdır. Ceyhan ‘a getirilmesi için İsrail, Türkiye ‘ye muhtaçtır. Buradaki en önemli nokta, gazın işlenerek getirilmesi için, Hizbullah ‘ın ikna edilmesi ve Suriye ‘de iç savaşın bitmesi gerekmektedir. Burada da en önemli rol Türkiye ‘ye düşmektedir. Türkiye, bunu başarabilirse bir ‘doğalgaz hub’ ı olacaktır.”

Doğalgazın Avrupa ‘ya taşınması

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen, “İdlib ve Suriye, Türkiye ’nin Doğu Akdeniz ’deki hak ve çıkarları için çok önemlidir. Çünkü Türkiye ve Suriye, Doğu Akdeniz ’deki çıkarları için işbirliği yapabilecek iki ülkedir. Her zaman olduğu gibi Türkiye, Doğu Akdeniz ‘de de proaktif olamamış, uzman amirallerin ısrarlarına rağmen zamanında ekonomik münhasır bölgesini ilan edememiş, müşterek çıkarlar için koalisyon oluşturamamıştır. Bölgesel jeopolitiğin ağırlık merkezine dönüşen Doğu Akdeniz ’de Türkiye, reaktif girişimlerle haklarını ve çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Türkiye, Doğu Akdeniz ’de haçlılar koalisyonu ile karşı karşıyadır. Geç kalınmış olsa bile Türkiye, karşı koalisyon oluşturma çabalarını başlatmalıdır. Tedarik edilerek güneye yerleştirilecek S-400 hava savunma sistemi, bölgedeki haçlılar koalisyonuna karşı stratejik bir caydırma sağlayabilecektir.”

“Türkiye ’nin Doğu Akdeniz ’deki en büyük kozu, bölgeden çıkarılacak doğal gazın Avrupa pazarlarına ulaştırılmasında, en rasyonel ve maliyeti en düşük güzergâhın, Kıbrıs-Anadolu-Avrupa güzergâhı olmasıdır ve bu önemli koz iyi kullanılmalıdır. Dünya ve bölgemiz hızlı bir değişimden geçmektedir. Etrafımız ateş çemberidir. Türkiye’nin güçlü bir yönetime, güçlü bir iç cepheye ve güçlü bir orduya olan ihtiyacı her zamankinden daha fazladır.”

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “Denizler 21.yüzyılda fethetmemiz ve korumamız gereken vatanımızdır. Bu yüzden biz ‘Mavi Vatan’ dedik. Geçmişte Sevr ile yapılmak istenenler, bugün de Mavi Vatan ‘ımız üzerinde yapılmak isteniyor. Doğu Akdeniz ‘de yaklaşık 150 bin km2 alanı, Mavi Vatan ‘ımızdan çalmaya teşebbüs ediyorlar. Aslında bu çerçevede baktığımız zaman, başımıza gelen Ergenekon ve Balyoz ‘da vatanımızı parçalamaya ve devletimizi yıkmaya yönelik bir hareketti. Türkiye ‘nin deniz etki alanlarını, KKTC ‘nin geleceğini ve denize çıkışı hayal edilen bir sözde Kürdistan gayretlerini, bu üçünü de Doğu Akdeniz ‘in jeopolitiği olarak değerlendiriyorum. Doğu Akdeniz ‘deki olumsuz gelişmelere, Türkiye ‘nin asla izin vereceğini sanmıyorum. Çünkü herkes bu bölgeye bakıyor. Bugün Doğu Akdeniz, tam bir jeopolitik merkezidir.”

“ABD ‘de gittiğimiz konferanslarda da onlara da haritalar üzerinden örneklerle anlattım. Bizden Doğu Akdeniz ‘de çalınmak istenen 150 bin km2 lik haritayı koydum. Arkasından da Küba ile Meksika körfezinin birbirine bakan tarafını içeren bir harita koydum. ABD ‘nin Meis adasına uyguladığının aynısını Küba ‘ya uyguladım ve siz bu haritayı kabul eder misiniz dedim. Sizin %90 ‘ı kıta sahanlığınıza dâhil ettiğiniz alanda, Küba arkasına büyük devletleri alarak bunu yaptı ve defacto ilan etti. Siz bunu kabul eder miydiniz dedim. Tabi ki salondaki herkes güldü.”

“Bir de 2014 yılında Barzani ‘nin Diyarbakır ziyaretinden iki gün sonra, KBY sitesinde bir harita yayınlandı. Bu harita sözde Kürdistan ‘a, İskenderun ve Hatay ’ı da içine alacak şekilde, Doğu Akdeniz ‘e çıkış sağlıyordu. Bu haritayı, GAP bölgesini, Fırat ve Dicle Havası ‘nı anlattım. Türkiye Cumhuriyeti bugün eriştiği güç seviyesi ile bu oluşumların hiçbirisine izin vermez dedim. Bu reel politiktir. Uluslararası Adalet Divanı ‘nın yüzlerce kıta sahanlıklarına yönelik adalarla ilgili kararları vardır. Tüm bunlara rağmen, bizden 150 bin km2 alanımızı çalmaya çalışıyorlar. Buna kimse izin vermez. Bana göre aklıselim hiçbir ülke, oluşabilecek küçük kazalar haricinde, asla bir savaş başlatmaz.”

“Burada ABD bir taşla birkaç kuş vurmaya çalışıyor. ABD gibi bir süper güç kendi denginde güç odakları olan, Rusya ve Çin ‘e bakar. Şuanda ABD için en önemli sorun Çin ‘dir. Obama neden 2010 yılından sonra pivot stratejiye geçti? Çünkü Çin 2010 yılında, ABD ‘yi üretimde geçti. Bunu 1890 yılında ABD ‘nin İngiltere ‘yi üretimde geçmesine benzetebiliriz. Demek ki bir küresel el değiştirme süreci başlıyor. 100-150 yıllık küresel hegemonya süreçlerine baktığımızda, nerede karar veriliyor? Denizde! Demek ki denizlerdeki hesaplaşma çok önemlidir. Bir Kuşak Bir Yol neden ortaya çıktı ve neden Çin Deniz Kuvvetleri, tarihte görülmemiş bir hızla büyüyor? Neden Çin Devlet Başkanı görevi devralırken, Çin ‘i denizci bir devlet yapacağız dedi? Neden Mao, 1950 ‘li yılların sonunda, bin yılda sürse Çin ‘i nükleer deniz altı sahibi yapacağız dedi? Çin ‘in şimdi yaptıklarına bakacak olursak, Roosevelt – Mahan döneminin aynısıdır. Eğer Lozan imzalandığında, Mustafa Kemal ‘in günümüz Türkiye ‘sindeki kadar güçlü bir donanması olsaydı, 25 inci boylamın doğusundaki hiçbir ada, adacık ve kayalık asla Yunan tarafına bırakılmazdı. Hatay ‘da olduğu gibi mutlaka Kıbrıs ‘da da diplomatik bir atak yapardı. Kıbrıs ‘da da Hatay ‘da olduğu gibi bir plebisit yapardı. Ama bugün karşılarında bir dev var. Milli uçak gemimizi yapıyoruz. Bunu hayal bile edemezdik. Ben Yunanlı dostlarıma da söylüyorum. Siz hanedanı bile Yunanlı olmayan, vekil bir devletsiniz ve yüz yıl önceki kafa yapınızla, sakın Türkiye ‘ye bakmayın. Bugün karşınızda denizlerde dev bir Türk Donanması var.

“Türkiye ‘nin Doğu Akdeniz ‘de elde ettiği başarı şuanda çok ciddidir. Özellikle Mavi Vatan Tatbikatı ile 150 bin km2 yi vermeyeceğini açıkça ilan etti. Yunanlılar tatbikatı izlerken şunu söylediler: Bu Türkler çöl ve kara insanı, nasıl olur da tatbikatlarına Mavi Vatan diyebilirler. Bu aslında bin yıllık bir uyanıştır. Mavi Vatan Tatbikatı ‘na 115 parça gemiyle, 3 deniz alanıyla ve sürekli basına açık olarak icra edildi. Bu çok iddialı bir tatbikattı. Bu Türk Donanması ‘nın kendine olan güvenini tüm dünyaya duyurmasını sağladı. Bir tanesini seyrettim ve inanamadım. Gece 10 bin yarddan bir tane adaya, top atışları yapıyoruz. Atılan toplar İtalyan yapımı olabilir; ama atış kontrol sistemi Türk yazılımıdır. Bu çok önemlidir. Bunun dışında Ege ‘de, Türk Deniz Kuvvetleri İHA uçuruyor. Artık Türkiye TCG – Anadolu adında uçak gemisi yapıyor. Üzerinden devasa uçaklar, gelirse F-35 ler kalkacaktır. Bunlar bir devrimdir. Bunlar hiçbir şekilde hayal bile edilemiyordu. ‘Rubicon’ geçildi. Baktığınız zaman Türkiye ‘ye yıllarca ambargo uyguladılar. Kumpas davaları da aslında bir ambargoydu. Harp filosunun, SAT komandolarının, amfibinin, denizaltının, hücum botlarının A takımını bir gecede tutukladılar. Bu ülkede 53 amiralin 15 ‘i bir gecede tutuklandı. Tarih bunun hesabını ileride mutlaka soracaktır.”

TCG-Anadolu

“Şuanda Türkiye ‘nin ihtiyaç duyduğu en önemli gelişme, 9 Haziran 1995 ‘te Yunanistan ‘ın kara sularını 6 milin üzerine çıkarması halinde, bunu önlemek amacıyla oy birliği ile hükümete verilen her türlü müdahale yetkisinin, bugün de verilmeye ihtiyacı vardır. 18 Mart 2019 tarihinde BM bildirilen kıta sahanlığımızın içerisindeki hak ve çıkarlarımızı korumak amacıyla TBMM ‘nin oy birliği ile aynı kararı alarak, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kuruluna, tam yetki vermesi gerekmektedir. Buna muhalefet kesinlikle oy vermelidir ve meclisten oy birliği ile çıkması gerekmektedir.”

Türkiye ’nin Mavi Vatan doktrini kapsamında Doğu Akdeniz ’e ilişkin yayınladığı MEB haritası

Sonuç

Boru hatları jeopolitik bir oyundur. Doğu Akdeniz ‘den çıkan gazın, ticarileşmesinde, en makul olan yol, gazın Ceyhan ‘a getirilip, buradan dağıtılmasıdır. Irak, Azerbaycan, Rusya ve İran ile birlikte Doğu Akdeniz ‘den gelecek olan gazın da, Türkiye üzerinden ihracatının yapılmasıyla birlikte, boru hatları oyununda, Türkiye bir ‘hub’ olacaktır. Bunu başarabilmek için, ivedi olarak Hizbullah ve Suriye meselelerinin çözülmesi gerekiyor. Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle, oyunu yöneten aktör konumuna oturabilir.

Türkiye ‘nin bölge ülkeleriyle ilişkilerinin, güçlenerek devam etmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Rusya ile Türk Akımı projesiyle, S-400 ‘lerle, yapılacak olan nükleer santrallerle, ticaretle ve turizmle ilişkilerimiz ilerlemektedir. İran ile ilişkilerimiz iyi; ancak daha da iyi olmalıdır. Çin ve Irak ile de, ilişkilerimizin gelişmesi gerekiyor. Suriye ile biran önce barışın sağlanıp, ülkenin yeniden inşasına başlanması gerekiyor.

Doğu Akdeniz, Ortadoğu ‘nun denizdeki devamıdır. Doğu Akdeniz ‘i kontrol eden, aslında Ortadoğu ‘yu kontrol eder. Belirsizliklerin içerisinde ilerlememek için, yakın zamanda ilan ettiğimiz kıta sahanlığımızın yanı sıra; daha proaktif olarak, gerekirse çıkarlarımız için, donanmamızı sonuna kadar kullanacağımızı da açıkça ifade ederek, Doğu Akdeniz ‘de Münhasır ekonomik bölge (MEB) ilan etmeliyiz. Türkiye bu oldubitti karşısında arama sondaj çalışmalarına devam etmeli, KKTC ‘de deniz ve hava üsleri kurmalıdır. Hatta, 1999 yılı MGK kararları çerçevesinde Taşucu Tersanesi açılmalıdır. Doğu Akdeniz ‘de uluslararası yasalar kapsamında, kontrol mekanizmasını kullanmalıdır.

Mavi Vatanı ‘mızdan 150 bin km2 çalmak suretiyle parçalanmaya çalışılması, bizim için ikinci Sevr ‘dir. Türk Devleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri, buna asla izin vermez. Amiral Cem Gürdeniz ‘in deyimiyle, “Ana Vatan, Yavru Vatan ve Mavi Vatan birbirinden ayrılmaz.” Bunu bilinci sağlamak için, iç cepheyi bilgilendirmek ve sağlam tutmamız gerekir. Emperyalizmin en yoğun olduğu dönemlerde, en hassas alan iç cephedir. İç cephede, artık Mustafa Kemal ‘de birleşmek zorundayız. İç cephedeki siyasi bakış, mavi bir çift göz olmalıdır. Karadeniz ‘de sağladığımız gibi, önce Akdeniz ‘de sonrasında da Ege ‘deki komşularımızla, sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor. Bu nedenle Denizcilik Bakanlığı ‘mızı oluşturmamız ve bu sayede artık her şeye deniz jeopolitiğiyle bakmamız gerekiyor. Çünkü geçtiğimiz yüzyıllarda olduğu gibi, bu yüzyılda da denizlere hükmeden dünyaya hükmeder.

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI : SURİYE’DEKİ SAVAŞ PETROL VE DOĞALGAZ SEKTÖRÜNÜ NASIL ETKİLEDİ ????


SURİYE’DEKİ SAVAŞ PETROL VE DOĞALGAZ SEKTÖRÜNÜ NASIL ETKİLEDİ ????

Perşembe 11 Temmuz 2019

SDG Deyrizor’daki ülkenin en büyük petrol sahası el-Ömer’i kontrol ediyor (Reuters)

Beyrut/Şarku’l Avsat

Suriye’de 8 yıldır devam eden çatışmalar nedeniyle ülkedeki petrol ve gaz sektörü onlarca milyar dolar kayıp yaşadı.

Zayıflayan üretim Esed rejimini petrol ithal etmeye zorladı ancak Şam ve Tahran’a uygulanan Batı yaptırımları petrol tankerlerini engelledi.

Kim neyi kontrol ediyor?

2013’te Suriye’nin petrol rezervlerinin 2 5 milyar varil ve doğalgazın ise 241 milyar metreküp olduğu tahmin ediliyordu.

AFP’nin haberine göre rejim güçleri ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) temel olarak ülkenin petrol ve doğalgaz servetini paylaşıyor.

En belirgin petrol sahaları SDG’nin kontrolündeyken Şam ise başlıca doğalgaz alanlarını elinde tutuyor.

SDG özellikle Deyr-i Zor’daki ülkenin en büyük petrol sahası el-Ömer’in yanı sıra el-Tanak ve Cafra’yı da kontrol ediyor.

Ayrıca Haseke’deki Rimelan ile birlikte yine Haseke ve Rakka’daki daha küçük petrol sahalarını Deyr-i Zor’daki Koniku ve Suveydiye petrol sahalarını da elinde bulunduruyor.

Buna karşılık rejim ise Humus’taki ülkenin en büyük doğalgaz sahası eş-Şaar’ın yanı sıra Sadad ve Arak doğalgaz sahalarını kontrol ediyor.

Deyr-i Zor’daki el-Verd el-Taim eş-Şula el-Nişan Nıftiye ile Rakka’daki es-Sevra’yı da elinde tutuyor.

Hasar ne kadar?

Savaştan önce petrol ve doğalgaz ülke ekonomisi için kilit öneme sahipti.

The Syria Report tarafından yayınlanan son verilere göre petrol ve doğalgaz 2010 yılında ihracat gelirlerinin yüzde 35’ine ve devlet gelirlerinin ise yüzde 20’sine katkı sağladı.

2011’de savaşın patlak vermesiyle birlikte şiddetli çatışmalar ve tesislerin bombalanması sonucu sektör ciddi şekilde hasar gördü. Rejim güçleri en büyük petrol ve doğalgaz alanlarını kaybetti.

Uluslararası petrol şirketleri de rejim üzerindeki Batı yaptırımlarına uyum sağlayarak faaliyetlerini askıya aldı.

Suriye Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Ali Ganem’in nisan ayında resmi medyaya verdiği rakamlar söz konusu savaşta petrol ve doğalgaz sektörünün 72 4 milyar dolarlık kayıp yaşadığını ortaya koydu.

Söz konusu verilere göre ham petrol üretimi 2010 ve 2016 yılları arasında yüzde 99’dan fazla düşüş yaşayarak günde 385 bin varilden 2 bin varile geriledi.

Doğalgaz üretimi ise aynı dönemde yüzde 69 oranında düşüş yaşadı. Günlük 21 milyon metreküpten 6.5 milyon metreküpe düştü.

Ancak rejimin 2017 yılında Humus’taki petrol ve doğalgaz alanlarını DEAŞ’ın elinden geri almasından bu yana bölgedeki üretim doğalgazda 17 milyon metreküp petrolde de 24 bin varile kadar yükseldi.

Ganem’e göre bu üretim Suriye’nin ihtiyacını karşılamıyor. Ülkenin günlük 136 bin varil petrole ihtiyacı olduğu tahmin ediliyor. Dolayısıyla şu anki üretim Suriye’nin petrol ihtiyacının yüzde 20’sini ve doğalgaz ihtiyacının da yüzde 60 ila 70’ini oluşturuyor.

Yaptırımların etkisi ne?

Çatışmalardan önce birkaç uluslararası şirket Suriye’nin petrol ve doğalgazına yatırım yaptı ancak Batılı ülkeler ekonomik yaptırımların sonucunda çekilmek zorunda kaldı.

Şam biriken zararlar sonucunda yaptırımları aşarak dost ülkelerden hidrokarbon ithal etmek zorunda kaldı ve petrol ihtiyaçlarını karşılamak için kredi hattı açan İran’a güvendi.

Washington kasım ayında Tahran’a yeni yaptırımlar uyguladı ve kredi hattı çalışmayı durdurdu.

Yerel basında çıkan haberlere göre 2018’in ekim ayından aynı yılın mayıs ayı başına kadar Suriye’ye hiçbir petrol tankeri gitmedi.

Yaptırımlar sonucu yaşanan yakıt ve doğalgaz krizi bu kış ve ilkbahar aylarında rejim bölgelerinde yoğunlaşarak hükümetin kemer sıkma önlemleri almasına neden oldu.

Bakan Ganem’e göre yaptırımlar tedarikçiler gemiler ve tesis isimlerini de içerecek şekilde kademeli olarak arttı.

Şam geçen ay Lazkiye’deki Banyas rafinerisinde denizaltındaki petrol borularının sabotaja uğradığını öne sürmüştü.

Bakan Banyas rafinerisinin çatışma yaşanan dönem boyunca 112 defadan fazla çalışmalarını askıya almak zorunda kaldığını söyledi.

Oysa küresel gerekliliklere göre rafinerinin yılda bir kez bakım için çalışmalarının durması gerekiyor.

Şam’ın seçenekleri neler?

Rejim savaş yılları boyunca ihtiyaçlarının bir bölümünü güvence altına almak için rakiplerinin kontrolündeki bölgelerden de petrol aldı.

Ülkenin doğusundaki en önemli petrol sahalarına halen erişilemiyorken Şam’ın önünde iki seçenek var… Bunlar SDG ile bu alanlar da dahil olmak üzere bölgenin geleceği hakkında bir anlaşma yapmak veya askeri operasyon.

SDG daha önce yaptığı açıklamalarda rejimle yapılması muhtemel her türlü anlaşmanın adil bir petrol servet dağılımı çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiği konusundaki ısrarını dile getirdi.

Kürtler geçtiğimiz yıllarda iç tüketimin bir kısmını güvence altına almak için Rimelan petrol sahasından petrol çıkardı ve arıttı.

Savaştan önce doğudan çıkarılan ham petrol rafine edilmek üzere Humus ya da Banyas’a transfer edilirken Kürtler yalnızca yerel ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmış küçük rafinerilere sahipti.

Bakan’ın aktardığına göre rejim doğu bölgesinde kontrolü sağlarsa ‘tüm petrol türevlerinde mutlak verimlilik sınırlarına’ ulaşacak.

Şarku’l Avsat’ın analistlerden edindiği bilgilere göre siyasi bir çözüm bulunması ve yaptırımların kaldırılması durumunda petrol ve gaz sektörünün Suriye’nin yeniden yapılanmasının finanse edilmesinde kilit rol oynayacak.

LİNK : https://aawsat.com/turkish/home/article/1808101/suriyedeki-sava%C5%9F-petrol-ve-do%C4%9Falgaz-sekt%C3%B6r%C3%BCn%C3%BC-nas%C4%B1l-etkiledi

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Prof. Dr. Ata ATUN : RUMLARIN DOĞALGAZ HİKAYESİ – ENERJİ ENSTİTÜSÜ


Prof. Dr. Ata ATUN : RUMLARIN DOĞALGAZ HİKAYESİ – ENERJİ ENSTİTÜSÜ

Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs adasının Kuzey yarısında yaşamlarını sürdüren Kıbrıslı Türkler ile Türkiye’yi yok sayarak tek taraflı ilan ettikleri egemenlikleriyle, tek başlarına anlaşmalar yapmakta, ittifaklar imzalamakta. Tabi burada önemli olan Rumların ne yaptığı değil, üst akılların bölgedeki girişimleri.

Bu üst akıllardan biri Avrupa Birliği (AB). Bunun nedeni de AB’nin yumuşak karnının enerji olması. Bilindiği üzere Avrupa kıtasında artık ne kömür kaldı, ne de başka bir toprak altı zenginliği. Yaşam koşullarının maddi açıdan zorlaşması nedeni ile aileler küçüldü, nüfus artma yerine gerilemeye başladı. Yüzyıllardır sömürgelerinden elde ettikleri varlıklarını tüketme sürecine giren Avrupa, enerji gereksinimini de Rusya’dan petrol ve doğalgaz alarak karşılayabiliyor. Diğer üretici ülkelerden tedarik edilen petrol ve doğalgaz, taşımacılık ve depolama nedeni ile Rusya’nınkinden daha pahalı. Bu mecburi bağ nedeniyle AB’nin boğazına Rusya’nın eli yapışmış durumda. Bu elin birgün boğazlarına basma ihtimalini gözardı edemeyen AB için de Rusya’dan kurtulmak farz olmuş gibi.

Gelelim gaz olayının farklı olaylarla gerekçelendirilerek uzandığı durum ve mecralara; Suriye’nin petrol kaynakları ve üretimi bilinenden çok daha zengin. Petrol yerin sadece 250 metre altında olduğu için çıkarması çok kolay. Ülkede toplam 14 petrol kuyusu var ve üretim 6-7 milyar varil civarında. Kıyaslama yapmak gerekirse, dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip olduğu iddia edilen Suudi Arabistan’ın petrol üretimi ise 12 milyar varil düzeyinde. Sadece bu bilgi bile niye Rusya’nın ve ABD’nin Suriye’de olduklarını açıklamakta.

Tüm bu verilerden ağzı sulanan ABD’nin Suriye macerası, Irak gibi başarı ile sonuçlanmadığı gibi tersine fiyasko oldu. Ağababasının hazin girişiminden eli boş dönmesi yüzünden, Suriye’den ümidini kesen AB de perde arkasından düğmeye basmış durumda. (Zaten Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tek taraflı olarak AB’ye kabul etmelerinin nedenlerinden biri de Doğu Akdeniz’de, Süveyş kanalının ağzında ve İsrail’den taş atımı uzakta bir yerlerde hükümranlıklarını sürdürmekti.) Protokol 10 ile toprakları içinde kattıkları Kıbrıs adasının Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde doğalgaz yataklarının keşfedilmesi, gerçekte pek de tesadüf değil. Hedefi Doğu Akdeniz’de, AB üyesi bir devletin Münhasır Ekonomik Bölgesinden çıkarılacak doğalgazı ve olası petrolü, bir şekilde AB’ye kanalize etmek ve enerji açığını bu şekilde kısmen de olsa gidermek. Geçen yıl İsrail, Kıbrıs Rum ve Yunanistan arasında yapılan anlaşmanın hedefi de bu anlaşma ile varlığı tespit edilen doğalgazın Avrupa’ya taşınması. Bu nedenle de 2018 yılı içinde Kıbrıs Rum, Yunanistan ve İsrail liderleri birkaç kez toplandılar ve 2018 sonunda da EastMed doğal gaz boru hattı projesinin mutabakatını yaparak, imzaları attılar. Uzmanlar şimdilik bu projenin teknik nedenler ve denizdeki derinlikler nedeni ile gerçekleşemeyeceği görüşünde.

İmza atmak, her şey olmuş bitmiş, Rumların korsanlığı da kabul edilmiş demek değil.

Rumlar, korsanca davranıp tek taraflı ilan ettikleri ve Doğu Akdeniz’in önemli bir kısmını kaplayan Münhasır Ekonomik Bölgelerinin, Türkiye ile Anlaşma yapmadan yasallık kazanamayacağını çok iyi biliyorlar. Tek taraflı ilan ettikleri Münhasır Ekonomik Bölgelerini zorla Kıbrıslı Türklere ve Türkiye’ye kabul ettirmek için de İsrail, Mısır, İtalya, Fransa ve Yunanistan’la çeşitli başlıklar altında sadece kağıt üstünde geçerli olan anlaşmalar yapmak yoluna gidiyorlar. Güya gözdağı verip, Türkiye ile mücadeleye girecekleri, ne pahasına olursa olsun bu ülkelerin kendi yanlarında olduğu mesajını vermeye çabalıyorlar.

Neyse ki, Türkiye’nin eşzamanlı olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirdiği “Mavi Vatan” tatbikatı Rumları pembe hayallerinden uyandırmış durumda. Tatbikatın ardından ani bir aydınlanma gelmiş, ABD, AB ve doğal gazla ilgili diğer ülkelerde de aynı farkındalık oluşmuş gibi. ABD ve AB borsalarında faaliyet gösteren şirketler, başta Exxon olmak üzere, çekincelerini şirketlerinin bağlı oldukları devletlere ve hisse kaydını yaptırdıkları borsalara bildirmiş durumdalar. Borsa yönetimi izin vermediği müddetçe tek bir kuruş dahi harcayamayacaklarını çok iyi biliyor yatırımcı firmalar.

İçine girilen bu aşamada tek çare, son 56 yıldır sürmekte olan Kıbrıs sorununun bir şekilde, AB’nin Kıbrıs adasının tümünün üzerindeki hükümranlığının kalıcı olacağı ama Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin de itiraz etmeyeceği, Kıbrıslı Türkleri Rumların saldırılarından koruyacak garantilerin ve Türkiye’nin garantörlüğünün de devam edeceği bir yöntemle çözmek. Bundan sonraki aşamada neler olacağını hep birlikte göreceğiz ve yaşayacağız.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen,

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışman

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI : ALEKSİS ÇİPRAS’IN TÜRKİYE GEZİSİ VE KIBRIS’DAKİ DOĞALGAZ VE PETROL SAHALARI


ALEKSİS ÇİPRAS’IN TÜRKİYE GEZİSİ VE KIBRIS’DAKİ DOĞALGAZ VE PETROL SAHALARI

Aleksis Çipras, üstünde “Helenic Republic” yazan uçağı ile Ankara Esenboğa’ya indiğinde, Atina’dan farkı, soğuk ve yağışlı bir havanın yüzüne çarpması idi. Özellikleri olan bir kişilik Çipras, kravat takmıyor çoğunlukla beyaz gömlek giyiyor, yakası hep açık, hep candan, sürekli tebessüm ediyor. Türkiye’de kaldığı yaklaşık 50 saat zarfında beraber yaşadığı, eşi de denen Peristera Baziana kameralardan uzak durdu. Ateist, yani bizim halkın deyimi ile “Allahsız – kitapsız”. Zira, Helen tarihinde İncil’e el basıp yemin etmeden göreve başlayan ilk Yunan Başbakan kendisi.

5 – 6 Şubat 2019 tarihlerini kapsayan Türkiye gezisi; kendisi, hükümeti ve partisi için başarılı oldu.

Lavtacı Hristo’nun “Gidelim Göksu’ya”sı, kemençeci Vasilaki’nin kürdilihicazkar peşrevi ve buzi ustası Georgios Marinakis’in Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde o akşam yemeğindeki sanatlarını icralarındaki maharetleri misafir Başbakan Aleksis ve eşi Peristera’yi memnun etti.

HEYBELİADA RUM ORTODOKS PAPAZ MEKTEBİ (Ruhban Okulu)

Gezinin ikinci günü sabah Ayasofya’yı gezdi., Sonra Kabataş İskelesi’nden bindiği yat Heybeliada önlerine geldiğinde yukarıda Ümit Tepe’sinden kendisine bakan Rum Ortodoks Papaz Mektebi onu duygulandırdı. Zira çekilen resimler öyle söylüyordu. İnanmasa da Heybeliada eski Rum Ortodoks Mektebi’nin içindeki Aya Triada kilisesinde Patrik Bartholomeos’un yönettiği ayine katıldı. Ve sonra da benim yıllar önce vize alırken yetkilinin: “72 saat içinde Yunanistan’ı terk edin” dediği, Beyoğlu’ndaki Yunan Konsolosluğu’nu bir şatafat, bir tantana ile ziyaret etti. 12 milyon nüfusu ile ekonomik bataklıktaki Yunan halkına moral aşıladı. Gün boyu, ülkesinin hem haber hem de normal televizyon kanalları, radyolar bu haberlerle doldu taştı. Çok Rum’a: Atina’da, Selanik’te, Patras’ta, Rodos’ta, Hanya’da duygusal anlar yaşattı.

“Bay 28” sen oralarda 2 yıl görev yaptın, ama gene de pek bilmezsin, sadece anlatırsın. Bu konularda ne düşünüyorsun?

Zorluklar, duygusallıklar gerilerde kalsa da ben o günü nasıl unuturum, Atina Elefterios Venizelos Havaalanı’na indikten 5 saat sonra Adriyatik’te Patras’dan Yunanistan’ı terk etmiştim.

Meselelerimiz çok, yoğun ve karışık. Görüşmelerde: Ege adaları, Ege’de 6 – 12 deniz mili – karasuları, Trakya Türk azınlığı, İzmir – Selanik feribot ve İstanbul – Selanik hızlı tren seferleri, Fener Rum Ortodoks Kilisesi ve cemaati ile Kıbrıs, Kıbrıs’ın çevresindeki doğalgaz ve petrol sahaları, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) konuları masaya yatırıldı.

ZOR OLAN MESELENİN DERİNİNE İNİLMEDİ

Görüşmelerde az konuşulan, üstünde pek de gereği gibi durulmayan, (Doğu Akdeniz’de) Kıbrıs’ın doğu ve güneyindeki çözümü zor ve genişlemeye doğru giden krize dönüşme ihtimali de mevcut meselelerin derinine inilmedi. Bölge alarm veriyor.

15 Ocak 2019’da Kahire’de Yunanistan’ın öncülüğünde; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail, Mısır, İtalya, Ürdün ve Filistin’in katılımı ile Doğu Akdeniz Gaz Formu (DAGF) oluşturuldu. Kendilerini bile bağlayacağı şüpheli, bize, TC’ye ters düşen kararlar aldılar, Yunanistan ve GKRY, Kıbrıs’ın güneyini 13 ayrı parsele ayırmış, bu parselleri babasının malı gibi dünyanın güçlü petrol ve doğalgaz şirketleri; İtalyan ENİ, Amerikan Exxon Mobil, Fransız Total ve Amerikan Noble’a pazarlıyor, doğalgaz ve petrol arama ruhsatları veriyor. Sonrada o şirketlerin arkasında durmasını beklediği ülkelerin desteği ile bizi, T.C’yi Doğu Akdeniz’de boğmak Kıbrıs Türkünün haklarını gasp etmek istiyor.

KKTC’nin vereceği doğalgaz ve petrol arama ruhsatları onun için geçerli değil. Çünkü bizim dışımızda tanınmıyor. Adanın garantörlerinden Türkiye adeta yok sayılmak isteniyor.

Uzun vadede taşları zamanı geldiğinde tek tek yerine koymayı planlayan GKRY 2003’te Mısır’la, 2007’de Lübnan’la ve 2009’da da İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölgeler (MEB) anlaşmasını imzalayarak bugünlere geldi. T.C’nin tanımadığı, adeta Doğu Akdeniz Enerji Havzası’nın yağmalanma girişimin hemen ardından işe hızlı başlayan İsrail 2010’da Tamar, 2011’de de Leviathan olarak adlandırılan zengin doğal gaz yataklarını keşfetti.

TÜRK KITA SAHANLIĞI VE DİĞER RUHSAT SAHALARI

KKTC RUHSAT SAHALARI: A,B,C,D,E,F,G,H

GKRY RUHSAT SAHALARI: 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13

TÜRK KITASAHANLIĞI İLE GKRY- KITASAHANLIĞININ KESİŞTİĞİ KRİZLİ PARSELLER : 1,4,5,6,7

KKTC İLE GKRY’NİN KESİŞTİĞİ KRİZLİ PARSELLER: 1,2,3,8,9,12,13 VEYA: E,F VE G PARSELLERİ

RUMLAR 7 PARSELDE KKTC İLE 5 PARSELDE DE TÜRKİYE İLE SORUNLU

KKTC belirlediği 7 parselde (A,B,C,D,E,F,G,H), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) arama ruhsatı verdi. Ancak bu parseller Rum kesiminin yabancı dev enerji şirketlerine verdiği arama ruhsatları ile çatışıyor. Şöyle ki:

– 2,3 ve 13’üncü parseller İtalyan ENİ – KOGAS ortaklığı ile,

– Afrodit adı ile de anılan (KKTC’nin G parseli ile kesişen ) 12 nolu parsel Amerikan Noble ile,

– 9 nolu parsel Fransız Total – Novatex ortaklığı ile anlaşarak araştırma ruhsatları verdi.

2013’te Norveç’ten 130 milyon dolara satın alınıp tekrar donatılan Barbaros Hayrettin Paşa (Polarcus Samur ) sismik araştırma gemisi Tanux – 1 ve Apollo Moon gemileri eşliğinde Türk Donaması korumasında Rumların 3, 9 , 12 ve 13 olarak bizim ise F, G ve H ile parsellediğimiz sahalarda araştırmalarına başladı.

Fransız Cumhurbaşkanı Emanuel Macron meseleyi genişletip krize dönüştürmede bir uzman. Sanki ülkesinin iç işlerini, sarı yelekliler meselesini halletti, Kıbrıs Rumlarının hamiliğine soyunuyor. Güney Kıbrıs’ta Limasol’un 15 – 20 km. doğusundaki eski adı Mari Deniz Üssü olan ve şimdilerde ise bu isim Evangelos Florakis Deniz Üssü olarak değiştirilen bölge yakınlarında, Fransızlara bir deniz üssü kurmalarına izin vererek TOTAL’ın sondaj çalışmalarını güvence altına almak istiyor. GKRY gelişmelerden memnun, çünkü uluslar arası mahfillerde Fransa’yı arkasında görmek istiyor.

Aleksi Çipras Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, akşam yemeğinde Lavtacı Andon’un Hüseyni saz semaisini beğenerek tebessümle dinledi, Heybeliada’da Rubhan Okulunun Büyükada’ya bakan bahçesine erguvan fidanı dikti, seçim öncesi ülkesindeki taraftarlarına malzeme olacak işaretler verdi. Yunan halkı 2 gün boyunca yüksek perdeden bu geziyi konuştu. A. Çipras kendi adına başarılı idi.

İyi de! Kıbrıs için bölgenin doğalgaz ve petrol paylaşımında Türkiye’yi tatmin edecek hiç mi hiçbir şey söylemedi. Ve kinleri, hırsları da devam ediyor olmalı ki Anıt Kabir’i ziyaret etmedi.

08 Şubat 2019

Babür Hüseyin ÖZBEK

Not – I – Milli Kıbrıs davamızın efsanevi lideri Rauf Denktaş’ın muhterem saygı değer eşi rahmetli Aydın Denktaş’ı Lefkoşa’da 1975’lerde evlerinde ziyaretlerde tanımış ve konuşmuştum. Kaybı biz sevenleri üzdü. Rahmet ve minnetle anıyorum. Mekanı cennet olsun!

II – Yeni çıkan “Güvertede” adlı eserime ilgi gösteren dostlarıma ve deniz aşığı sizlere teşekkür ederim.

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI : TÜRKİYE VE DÜNYADA DOĞALGAZ (LNG) REZERVİ VE PROJELERİ


Rapor: Küresel Enerji Piyasalarında Konvansiyonel Olmayan Üretimin Yükselişi ve Etkileri

Bu raporda kaya gazı ve petrolünün mevcut durumundan yola çıkarak dünya enerji piyasalarına etkileri, konvansiyonel olmayan yöntemlerle kaya gazı ve petrolü üretimini yapan ülkeler ile bu ülkelerin ekonomik yapılarına tesirleri analiz edilmiştir.

Konvansiyonel olmayan yöntemlerle üretilen doğal gaz ve petrolün enerji piyasalarını etkilediği ve bazı paradigmaları değiştirdiği anlaşılmaktadır. Doğal gaz tedarikçilerinin çoğalması ve LNG tankerleriyle uluslararası arenaya çıkmaları dünya enerji piyasalarını birbirine yaklaştırarak fiyatları daha sabit ve makul hale getirecektir. Kaya gazı ve petrolü rezervine sahip ülkeler konvansiyonel olmayan yöntemlerle üretimlerini artırdıkları takdirde doğal gaz ve petrol piyasasına yeni oyuncular olarak girerek dünya enerji piyasalarının görünümünü değiştirecektir. Potansiyel kaynağın büyüklüğü, eldeki üretim teknolojisinin seviyesi gibi teknik faktörler ile enerji fiyatları ve işletme maliyetleri gibi ekonomik faktörlerin etkilediği kaya gazı ve petrolünün üretimi çevreye olan tesirleri nedeniyle bazı olumsuzlukları içerisinde barındırmaktadır. Ancak üretimin gerçekleşmesi sonucunda enerji güvenliği başta olmak üzere birçok ekonomik yararlarının olduğu da görülmektedir.

Bu raporda kaya gazı ve petrolünün mevcut durumundan yola çıkarak dünya enerji piyasalarına etkileri, konvansiyonel olmayan yöntemlerle kaya gazı ve petrolü üretimini yapan ülkeler ile bu ülkelerin ekonomik yapılarına tesirleri analiz edilmiştir. Ayrıca kaya gazı ve petrolünün Türkiye’deki durumu ve enerji bağımlılığına etkileri, konvansiyonel olmayan üretim teknikleri ve bunlardan kaynaklanan çevresel kaygılar incelenmiştir. Kaya gazı ve petrolünün dünya ve Türkiye enerji piyasalarına tesirinin analizinin yapıldığı bu raporda konvansiyonel olmayan yöntemle üretilen doğal gaz ve petrolün ekonomi ve enerji piyasalarına etkisi de detaylı olarak değerlendirilmiştir.

2016’da Türkiye

Bu çalışmada 2016 yılında Türkiye’de Siyaset, Dış Politika, Güvenlik ve Terörle Mücadele, Hukuk ve İnsan Hakları, Ekonomi, Enerji, Eğitim ve Medya alanlarında yaşanan gelişmeler detaylı bir şekilde betimlenmiş kapsamlı bir analize tabi tutulmuştur.

Türkiye siyasetinin tarihsel, demografik ve coğrafi dinamizmi geçen bir yılı değerlendirmeyi zorlu bir iş haline getiriyor. Cumhuriyet döneminde biriken sorunlar Arap isyanları sonrasında yaşanan kaos ile birleşerek makro bir düzlem yaratmış bulunmakta. Bu düzlemde oluşan şartlar sebebiyle 1 Kasım seçimlerinin getirdiği siyasal istikrara rağmen pek çok ciddi sorunla karşılaşıldı. 2016 yılında iç ve dış siyasetteki i PKK, DEAS, FETÖ ve darbe girişimi gibi sorunlarla Fırat Kalkanı Harekatı, hükümet sistemi değişimi arayışları ve olağanüstü hal ilanı gibi yöntemlerle yüzleşildi. Elinizdeki çalışmada 2016 yılında Türkiye’de Siyaset, Dış Politika, Güvenlik ve Terörle Mücadele, Hukuk ve İnsan Hakları, Ekonomi, Enerji, Eğitim ve Medya alanlarında yaşanan gelişmeler detaylı bir şekilde betimlenmiş ve içine doğdukları makro düzlemin bağlamı içinde kapsamlı bir analize tabi tutulmuştur.

1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti oyunu 9,5 puan yükselterek 317 milletvekili ile Meclis çoğunluğunu elde etti. “Hayır”cı tavrı sebebiyle seçimlerde cezalandırılan MHP’de parti içi muhalefetin Bahçeli’ye karsı mücadelesi 2016 yılı ortalarında yoğunlaşırken 15 Temmuz sonrası geriledi. PKK terörü ile arasına mesafe koyamayan HDP gittikçe marjinalleşirken, yeni önerilerle gündemi yönlendiremeyen CHP ise etkili olmayan bir muhalefet sergiledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu arasındaki yetki paylaşımı gerginliği 22 Mayıs’taki Olağanüstü Kongre’de Davutoğlu’nun yerini Binali Yıldırım’a bırakmasıyla sonuçlandı. Dört bakanın Yüce Divan’a gönderilmesi, Beştepe’de düzenlenen kabine toplantıları, parti ve bürokrasi atamalarına kadar pek çok meselede gözlemlenen gerginliğin altında yatan sebep milletin doğrudan seçimiyle göreve gelen Cumhurbaşkanının yerinin yeniden yapılandırılmamış olmasıydı. “Türkiye tipi başkanlık” sistemine geçiş bu sistem sorununa nihai bir çözüm bulmak amacıyla gündeme geldi.

15 Temmuz’dan sonra hız kesen hükümet sistemi ve başkanlık tartışması, Bahçeli’nin Ekim ayında AK Parti’ye “önerinizi getirin” çağrısı ve “referanduma gitme” söylemi ile yeni bir canlılığa kavuştu. AK Parti yoğun bir mesai harcayarak hükümet sistemi değişikliğini içeren Anayasa değişikliği önerisini hazırladı. AK Parti ile MHP arasındaki müzakereler sonucu oluşturulan 22 maddelik değişiklik teklifi 10 Aralık günü TBMM Başkanlığına sunuldu. Tercih edilen “Cumhurbaşkanı” tabirinin Türkiye’ye özgün bazı nitelikler taşıdığı görülüyor. Ayrıca teklifte yargıyla ilgili bazı temel düzenlemelerin yapıldığı, sıkıyönetimin kaldırıldığı ve silahlı kuvvetler üzerindeki sivil denetimin artırıldığı dikkat çekmekte. Anayasa değişiklik teklifinin Ocak 2017’de Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanması ve bahar aylarında referandum yapılması ihtimalinin güçlü olduğu ifade edilmektedir.

2016’da Enerji

2016 Türkiye’nin enerji görünümü açısından enerji ticaretinde merkez ülke olma hedefine yönelik yeni projeler ve iş birlikleri ile geçen bir yıl olmuştur.

2016 Türkiye’nin enerji görünümü açısından enerji ticaretinde merkez ülke olma hedefine yönelik yeni projeler ve iş birlikleri ile geçen bir yıl olmuştur. Enerji ihtiyacını dışardan karşılayan ve cari açığının önemli bir kısmına enerji ithalatının sebep olduğu Türkiye, kendi enerji arz güvenliğinin sağlanmasına yönelik Rusya, Katar ve Azerbaycan gibi ülkeler ile küresel enerji ticaretine yön verecek öncü adımlar atmıştır. Türkiye 2016 yılında enerji arz güvenliğini sağlama yönünde dış politikasına uyumlu olarak tek bir coğrafya ve bölge ile yakınlaşmaktan ziyade, kendisine yakın ve uzak olan tüm coğrafyalar ile temas sağlamıştır. Bu bağlamda enerji arz güvenliği ve kaynak çeşitlendirmesinde çabalarını artırmıştır.

Türkiye’nin enerji tüketimi, büyüyen ekonomisi ile birlikte her geçen yıl artarak devam etmektedir. Bir yandan enerji talebini karşılamak adına ihtiyacının büyük bir kısmını dış pazarlardan karşılayan Türkiye diğer yandan yerli kaynaklarını kullanma yolunda çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin enerji politikasında yerli kaynak kullanımını yaygınlaştırmak, doğalgazın elektrik üretimindeki payını azaltıp yenilenebilir enerjinin payını artırmak ve enerji arz güvenliğinin sağlanması yolunda belli bir nükleer enerji kurulu gücüne sahip olmak yer almaktadır.

Ekonomik büyümesinde istikrarını devam ettiren Türkiye, enerji arz güvenliğinin sağlanması yolunda artan enerji ihtiyacını farklı ülke ve kaynaklardan karşılama yoluna gitmiştir. Özellikle doğalgaz ithalatında Rusya’ya olan yüksek bağımlılık bu anlamda Türkiye’nin enerjide kaynak çeşitliliğine gitmesinde itici bir güç olarak durmaktadır. 2016 yılında yaşanan gelişmeler gözlemlendiğinde bu duruma örnek gösterilebilecek birçok gelişme yaşanmıştır. Son bir yılda enerji piyasasında yaşanan gelişmelere değinmeden önce Türkiye’nin enerji görünümüne bakmakta yarar vardır.

LNG’nin Dünya Enerji Ticaretindeki Yeri

Raporda, küresel enerji piyasalarında LNG’nin yeri, LNG ihraç ve ithal eden ülkeler, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinde LNG’nin yeri ve LNG’de yaşanan fiyat düşüşlerinin olası etkileri inceleniyor.

1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren uluslararası ticarette yer bulmaya başlayan sıvılaştırılmış doğalgaz (Liquefied Natural Gas LNG), dünya enerji piyasasındaki konumunu her geçen yıl güçlendirmektedir. Doğalgazın denizaşırı ülkelere ihraç edilmesinin boru hatları ile teknik veya ekonomik açıdan mümkün olmaması LNG’nin farklı bir kaynak olarak pazara girişini kolaylaştırmıştır. Enerji arz güvenliğinin ön plana çıktığı günümüzde alternatif enerji kaynağı arayışlarına hız veren ülkeler bu bağlamda LNG ticaretine başlamıştır. 2015 yılında LNG ihracatı yapan ülke sayısı 17’ye ve ithal eden ülke sayısı da 30’a yükselmiştir. Bu durum alternatif bir kaynak olarak LNG’nin önemini daha da artırmıştır.

LNG piyasasındaki konumunu güçlendirmeye devam eden ve yatırımlarına bu yönde hız veren Türkiye 2015 yılı verilerine göre LNG ithal eden ülkeler arasında 8. sıradadır. Türkiye’nin 2015 yılında 50 milyar metreküpe yaklaşan doğalgaz tüketimi düşünüldüğünde sahip olduğu gazlaştırma terminali kapasitelerinin yeterli olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte piyasadaki aktörlerin sayısında yaşanan artış LNG fiyatlarında düşüşü beraberinde getirmiş ve bu durum özellikle ithalatçı ülkelerin yararına bir durum olmuştur. Türkiye’nin de alternatif enerji kaynak arayışı içinde olduğu günümüzde düşen LNG fiyatlarını, mevcut terminallerin kapasitelerinin artırılması ve yaşanan gelişmelerden ders alınması yönünde fırsata çevirmesi gerekmektedir.

İsrail’in Türkiye İle Anlaşması, Akdeniz’de Enerji Denklemini Nasıl Değiştirir?

Türkiye’nin farklı ülkelerle yaptığı enerji ortaklığı, bölgesel enerji denkleminde Türkiye’nin gücünü artırıyor. Yeni enerji anlaşmaları için bölge ülkelerinin dikkati de ilgisi de Türkiye’ye çeviriyor.

Türkiye ve İsrail ilişkilerindeki can damarı Filistin meselesi. Özellikle AK Parti’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’nin bu konuda gösterdiği hassasiyet arttı. Filistin fay hattına rağmen, devam eden ekonomik ve diplomatik ilişkilerin dönüm noktası ise 2009 yılında, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “One Minute” ifadesiyle simgeleşen çıkışıydı.

Aradan bir yıl geçtikten sonra ise, 31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara saldırısı gerçekleşti. O tarihten sonra Türkiye’nin İsrail’e karşı olumsuz tavrı tüm ara bulma girişimlerine rağmen değişmedi. Türkiye’nin İsrail’le diplomatik ilişkilerin başlaması için öne sürdüğü şartlar vardı. 6 yıl sonra İsrail bu şartları kabul etti.

İsrail’in zaten sorunlu ilişkileri var bölge ülkeleriyle. Türkiye’yi de karşısına almasıyla iyice yalnızlaştı. Ancak İsrail’in Türkiye’yle yeniden diplomatik ve dolayısıyla da ekonomik ilişki kurma istemesinin asıl sebebi bu yalnızlık değil, enerji.

2010’dan sonra küresel enerji denkleminde dinamikler yerinden oynadı. Özellikle bölgede enerji alanında önemli gelişmeler yaşandı. Doğal olarak da İsrail, bölgesel enerji denkleminin dışında kalma ihtimaline karşı yeni arayışların içine girdi.

PEKİ İSRAİL’İ ENDİŞELENDİREN BÖLGESEL ENERJİ DENKLEMİNDE NELER DEĞİŞTİ?

Türkiye, Azerbaycan gazını hem kendi tüketimi için hem de bu gazın Türkiye üzerinden AB ülkelerine taşınması için TANAP projesini başlattı. Azerbaycan ile gerçekleşen bu dev projeye katılmak için bölgede birçok enerji aktörü, Türkiye ile yakınlaşarak ortak enerji projeleri gerçekleştirmeyi hedefliyor.

İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmış olması, enerji denkleminde önemli bir aktör olarak İran’ın tekrar öne çıkmasını sağladı. İran’ın dünya piyasalarına ulaşmak ve en önemli kaynağını gelire dönüştürmek için çok istekli olduğu ortada.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ise uluslararası piyasalara doğal gazını ve petrolünü satma konusunda, merkezi hükümet ile yaşanılan sorunlara rağmen, Türkiye ile bu yolda yürümeye kararlı.

Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrasında Rusya’yla planlan Türk Akımı projesi rafa kalktı. Rusya’ya doğal gaz bağımlılığı yüzde 50’nin üzerinde olan Türkiye’nin bu kriz karşısında alternatifler ararken, bölgede alternatif olmak isteyen bir çok ülke oldu.

Bu yüzden, dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olan Katar ile olası bir enerji krizine karşı uzun vadeli ve düzenli LNG ithalatı yapılmasını sağlayacak ön mutabakat anlaşması imzalandı. Bu kapsamda kurulması öngörülen gaz depolama ve gazlaştırma terminallerinin yapımı için yeni bir dönem başladı.

Türkiye’nin farklı ülkelerle yaptığı enerji ortaklığı, bölgesel enerji denkleminde Türkiye’nin gücünü artırıyor. Yeni enerji anlaşmaları için bölge ülkelerinin dikkati de ilgisi de Türkiye’ye çeviriyor.

Tüm bunlara karşı İsrail’in enerjideki karnesi ise pek iyi görünmüyor.

İSRAİL ENERJİ DENKLEMİNİ NASIL DEĞİŞTİRECEK?

Bölge ülkelerinden Mısır ve Ürdün ile yapılan anlaşmalar için gereken altyapının kurulması çalışmalarına henüz başlanmadı. İsrail’in 2009 yılında Leviathan ve Tamar bölgelerinde keşfettiği doğal gazı nereye satacağı, bu ihracatı nasıl gerçekleştireceği ise yine bir soru oluşturuyor. Doğal gazı LNG olarak mı yoksa boru hatlarıyla mı taşıyacak? Üstelik bu transferin gerçekleşmesi için yatırıma, yatırım için de milyar dolarlarla ifade edilen finansmana ihtiyaç var.

Bu durumda Türkiye, doğal gazın transferinde düşük maliyetli ve güvenli bir güzergâh sunuyor. İsrail, Türkiye’ye doğal gaz ihraç ederken aynı zamanda AB pazarına doğal gazı taşıyabilecektir. Aksi takdirde, İsrail’in Türkiye olmadan uluslararası piyasalara çıkması zor.

Dolayısıyla, doğal gaz arz ve talep eden ülkeler arasında doğal bir köprü görevi gören ve enerji merkezi olmak isteyen Türkiye’nin coğrafi konumu İsrail için en uygun rota olarak gözükmektedir. Ancak, Türkiye sahip olduğu avantajını iyi kullanırken bu bölgede çıkarılacak gazın Filistin gazı olduğu unutulmamalı.

ENERJİ DENKLEMİ YENİ HAMLELERE AÇIK

Kuzey Irak’ın TANAP ile İsrail’in de yeni yapılacak projeler ile AB pazarına girmesi Rusya ve İran’ın bölgede yıllardır sürdürdüğü hakimiyet alanını daraltacaktır.

Bu bağlamda keşfedilen doğalgazın daha az maliyetle AB pazarına Türkiye üzerinden gitmesini isteyen İsrail, Rusya ve İran’ın da bulunduğu pazarda bir rekabet ortamı oluşturmak için çabalayacaktır. Özellikle İran’ın Türkiye’ye yüksek fiyatlardan ihraç ettiği doğalgaz fiyatlarında İran’ın tekrar revizyona gitme ihtimali çok yüksek.

İsrail’in enerjide söz sahibi olması, Türkiye’yle olan ilişkileriyle doğrudan ilgili. İsrail’in anlaşma isteğini diplomasinin yanı sıra enerji dinamikleriyle birlikte değerlendirmek ve ona göre hareket etmek gerekiyor.

Çünkü, Türkiye’nin atacağı her adım hem Filistin’in geleceğini, hem de bölgesel enerji denklemini belirleyecek.

Başımız sağolsun

Atatürk Havalimanı’ndaki terör saldırısında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, tüm ülkemize başsağlığı diliyorum.

Doğalgaz Depolaması Neden Önemli?

Enerji arz güvenliğinin sağlanması ve dolayısıyla fiyat dalgalanmaların azalması, başta da enflasyon oranının düşmesine katkı yapacaktır.Geçmiş dönemlerde enerji fiyatlarında sürekli hale gelen artışlar hem enflasyonun artışına hem de enflasyonun yüksek kalmasına neden oldu.

Türkiye’nin Rusya’ya doğalgaz bağımlılığı yüzde 54 oranında. Dolayısıyla iki ülke arasındaki herhangi bir sorun sonrasında akla gelen ilk konu “doğalgaz” oluyor.

Rusya ile yaşadığımız uçak krizi aslında Türkiye’nin enerjide yeni politikalar geliştirmesini, alternatifler oluşturmasını ve kendi gücünü görmesini sağladı. “Kötü komşu ev sahibi yaptırırmış” atasözü enerji politikalarında kendini gösterdi.

“Rusya doğalgazı keser mi? Doğalgaz kesilirse yeterli doğalgazımız var mı?” soruları karşısında alternatiflerden birisi de depolama tesisleri. Dolayısıyla, doğalgazda depolama tesislerinin ülke gündemine gelmesinde, Rusya’yla yaşanan uçak krizinin büyük katkısı var.

Bu dönemde, krizin fırsata çevrilmesi noktasında, doğalgaz depolama, LNG ve enerji arz güvenliğini sağlama konusunda hem sahada gerçekleştirilen çalışmalar hem de yasal alt yapının tamamlanması içinEnerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın ortaya koyduğu çabalar, umut veriyor.

Bu amaçla, Türkiye’nin artan enerji tüketimine karşın enerji arz güvenliğini sağlama noktasında tek bir kaynağa ve ülkeye bağımlı kalmadan alternatif arayışlarında LNG terminallerinin yanında geçmişte ihmal ettiği doğalgaz depolama tesisleri için yeni yasalaşan enerji yasasında depolamayla ilgili çok önemli bir madde var.

Buna göre, doğalgaz ithal eden firmaların ithal ettikleri doğal gazın depolama oranı yüzde 20’ye çıkarıldı. Daha önce bu oran yüzde 10’du.

DOĞALGAZ DEPOLAMASININ FAYDALARI

Doğalgaz depolaması, doğalgaz arzında yaşanabilecek teknik bir sorundan kaynaklı aksamalara karşın stratejik rezerve sahip. Doğalgaza talebin en çok arttığı kış dönemlerinde görülen kısa süreli aşırı talepleriyaz dönemlerinde özellikle de soğutma amaçlı olarak kullanılan elektrik üretiminde artan talebi karşılamak için ve doğalgaz boru hattı sistemlerindeki akışı dengelemek için önemli.

En önemlisi de doğalgazı ithal ettiğimiz yanı başımızdaki ülkelerin siyasi ve jeopolitik durumunu göz önünde bulundurursak, oluşabilecek fiyat dalgalanmalarını azaltmak için depolama tesisleri daha da fazla önem kazanıyor.

Türkiye, doğalgazda bu defa işini şansa bırakmadan, ihmal etmeden, enerji arz güvenliğini sağlamak ve yeni bir “Kış ortasında gaz kesilir mi? Kesilirse ne olur?” baskısı ve stresini yaşamamak için boru hatları ile gelen gazın depolanmasını hızlandırıyor.

Bu depolama ile toplanacak doğalgaz ve beraberinde LNG terminallerinde depolanan doğalgaz sayesinde Türkiye, doğalgaz arzında herhangi bir sorunla karşılaşsa bile, uzun süreli doğalgaz rezervine sahip olacak.

Diğer yandan, Türkiye’ye doğalgaz arz eden ülkelerin gerçekleştirdikleri doğalgaz transferinde belli bir oranda Türkiye’de depolama yapma zorunluluğu getirilmesi Türkiye’yi daha da rahatlatacaktır. Belki de doğalgaz arz eden ülkelerin artması ve küresel piyasalarda oluşan rekabet ile bu şartın ülkelerle yapılacak yeni kontratlarda yer alması yeni dönemde daha kolay olacaktır.

ENERJİ FİYATLARI, ENFLASYON VE FAİZ İNDİRİMİ

Enerji arz güvenliğinin sağlanması ve dolayısıyla fiyat dalgalanmaların azalması, başta da enflasyon oranının düşmesine katkı yapacaktır.Geçmiş dönemlerde enerji fiyatlarında sürekli hale gelen artışlar hem enflasyonun artışına hem de enflasyonun yüksek kalmasına neden oldu.

Son dönemlerde enerji fiyatlarında yani petrol fiyatındaki azalış, Türkiye’de hem enflasyonun düşmesine hem de dış ticaret açığının dolayısıyla cari açığın azalmasına ve cari açığın sürdürebilir seviyeye gelmesine yardımcı oldu. Bu durum, yeni dönemde merkez bankasının da faiz indirimlerine başlamasını motive etti.

Son açıklanan Mayıs ayı düşük enflasyon rakamları ve ABD’den gelen düşük istihdam rakamları nedeniyle ABD Merkez Bankası’nın (FED) Haziran ayı itibariyle yapılması planlanan faiz artışını ertelemesi olasılığı, Merkez Bankası’nın bu ay da faiz indirim yapma konusunda bir alan bulmasına katkı sağlayacak gibi.