SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Nilüfer ORAL : Karadeniz’de doğal gaz platformunuz mu battı ???


Nilüfer ORAL : Karadeniz’de doğal gaz platformunuz mu battı ???

30 Ocak 2007 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan bir habere göre 2005 yılının Kasım ayında Karadeniz’de bulunan üç tane doğalgaz arama platformu batmış! Bunu okur okumaz internetin sağladığı muhteşem imkanlarla arşivleri taradım ve hakikaten Milliyet gazetesinin 17 Kasım 2005 tarihinde üç doğalgaz arama platformunun Akçakoca açıklarında battiğni haberini verdiğini gördüm. Bu olayın ortaya çıkması yine aynı habere göre CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın soru önergesiyle oldu.

Fakat TPAO ve Enerji Bakanlığı platformlarının batmadığını sadece deniz tabanındaki bir borunda eğilme olduğunu ve bunun kaynak yapalarak düzeltilebilceğini söylediğini gazete yazdı. Oysa aradan 1.5 seneden fazla zaman geçti ve yine Milliyet gazetesinin verdiği aşağıdaki bilgiye göre :

“Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun (YDK), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) ilişkin incelemesi Akçakoca kıyılarındaki üç doğalgaz platformunun battığını ortaya koydu. Kurulun raporuna göre, platformlar mühendislik hatası ve çalışanların sorumsuzluğu nedeniyle batarken 24 milyon dolarlık zarar meydana geldi.”

Olayın çok daha önemli olduğu ortaya çıktı. Bu haber hem başka gazetelerde ve hem de NTV tarafından yayınlandı.

Bu haberleri doğru mı anladım diye bir kaç kere okudum. Değil bir tane doğal gaz arama platformunun, tamtamına üç tane dev platformun batması inkar ediliyor. Bu nasıl olur? Bahsini ettiğimiz platformlar balıkçı kayıklar değil— tonlarca ağırlıkta dev yapılar !

Gecikmiş de olsa gerçek ortaya çıktı ve bu çok önemli konu hakkında Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu bir rapor hazırldı. Raporu henüz görme be okuma fırsatım olmadığından ancak gazetenin verdiği bilgileri aktarabiliyorum:

“NTV’nin haberine göre raporda, üç platformun da battığı net biçimde dile getirildi. Raporda Karadeniz’de Akçakoca açıklarında doğalgaz aramak amacıyla kurulan üç platformdan önce Akkuyu-1’in, hemen ardından da Ayazlı-2 ve Ayazlı-3’ün kaza geçirdiği kaydedildi.
Raporda, kaza nedeni olarak mühendislik hatası gösterilirken, sorumluluğun tamamen Amerikan Madison firmasına ait olduğu vurgulandı.”

“Akkuyu-1 platformunun Temmuz 2005’te batmasına rağmen ders alınmadığına işaret edilen raporda, diğer iki platformun da gerekli tedbirler alınmadan denize bırakılmaları nedeniyle battıkları belirtildi. TPAO’nun toplam zararının 24 milyon doların üzerine çıktığı vurgulanan raporda, zararı ödemesi gereken Amerikan firmasının sorumluluğu kabul etmediği de ifade edildi.”

Karadeniz’de arka arkaya üç dev platformun ihmal yüzünden batması birçok açıdan vahim bir olay, fakat belki en önemlisi denizde ve kıyıda oluşturabileceği çevre kirliliği riski. Petrol ve doğalgaz arama platformlarının faaliyetleri ve ömürleri bitince bertaraf edilmeleri uluslararası çevre düzenlemelerinin önemli konular arasındadır. Bugün başta Kuzey Denizi ve Meksika Körfezi olmak üzere dünyada binlerce petrol ve doğal gaz arama platformu faaliyettedir. Ama bunlarla ilgili önemli hukuki düzenlemeler ve standartlar getirilmektedir.

Benim üzerinde durmak istediğim konu Karadeniz gibi çevresel açıdan dünyanın en hassas denizinde petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinin gerekli standartlara uygun yapılıp yapılmadığıdır. Aslında, hem ulusal olsun hem bölgesel olsun bu önemli ve çevre açısından riski yüksek faaliyetler için olan mevzuat yetersizdir.
Çevre’yı korumak herkezin sorumluğudur. 2872 Nu.’lu Çevre Kanunun 3. Maddesi “a” bendine göre
Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler.

Ne varki, Türkiye’de Çevre Kanunun 10. Maddesine göre petrol arama faaliyetleri ÇED kapsamı dışında tutuldu. Oysa, söz konusu faaliyetlerin çevreye ne tür etkileri olacağını saptamak ve bunların önlenmesi veya azaltılması için tedbirler alınmasını sağlamak ÇED raporlarının fonksiyonları arasındadır.

Ayrıca, bölgesel olarak Türkiye’nin de taraf olduğu “Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması (Bükreş) Sözleşmesi’ne göre:- Karadeniz’I çevre kirliliğne karşı koruma yükümlüğümüz var dır. Petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerine ilişkin olarak 11. Madde kıta sahanlığında yapılan faaliyetlerden doğan kirlenme için taraf her ülkeyi en kısa zamanda bu tür faaliyetlerden doğabilecek deniz çevre kirlenemesine karşı hukuki düzenleme yapmakla yükümlü kılmışlardır ve bu hukuki düzenlemelerle de ayrıca bölge deki ülkeler arasında uyun sağlamak zorunludur.

Maalesef bu konuyla ilgili olarak henüz bir adım atılmadı. Sade Türkiye’ye ilgilendiren bir konu değil çünkü Karadeniz’in kıyısı olan başka bölgelerdede de petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri devam etmektedir ve artacaktır.

Bir örnek vermek gerekirse, açık denizde faaliyet yapan petrol ve doğal gaz platformlarının çevreye verdiği muhtemel zararların önlenmesi açısından en gelişmiş bölgesel mevzuat Kuzey Denizi ülkelerinin taraf oldukları OSPAR (Oslo-Paris) Komisyonunun uyguladığı Offshore Oil and Gas Industry Strategy dir. Bu stratejinin amacı açık denizde yapılan bu tür arama faaliyetlerine karşı deniz çevresini ve insan sağlığını korumaktır.

Herşey bir yana bu platformların batmasıyla ilgili herhangi bir hukuki işlem yapılacak mı? Ceza verilecek mi? Bu platformların “ihmal” sebebiyle batması deniz kirliliğine sebep oldu mı? Çevre Kanununun 28. maddesine göre çevreye zarar verenler kusur aranmaksızın sorumlu tutuluyor. Peki, 17 Kasım 2005 tarihi akabinde çevre kirliliği ile ilgili herhangi bir inceleme yapıldı mı?

“Gemi ve Deniz Araçalrına Verilecek Cezalarda Suçun Tespiti ve Cezanın Kesilmesi Usulleri İle ullanılacak Makbuzalara Dair Yönetmelik” ‘ın 12. Maddesine göre kirlenme mahallinde suçun tespiti için :

A – Kirleten gemi ve deniz vasıtasının olay mahallinde bulunduğu durumlarda;
a) Kirlenen mahallin ve kirleticinin yeteri kadar fotoğraf, film ve video çekimi ile tesbiti yapılır,
b) Kirlenen mahalden ve kirleticiden yeteri kadar numune alınır.
c) Alınan numuneler özel kaplarına konarak üzerleri mühürlenir,
d) Geminin ve deniz vasıtasının tonajına göre form (A) ya da (B) doldurulur,
e) Alınan numuneler en yakın yetkili standart laboratuvara tahlil için vakit geçirmeksizin iletilir,
f) Alınan numuneler standart laboratuvarda derhal değerlendirilerek sonuç bir rapor ile bildirilir,
g) Tesbit tutanağı düzenlenir.
B – Kirleten gemi ya da deniz vasıtasının kirlenme mahallinden uzaklaşıp karasularımız, serbest ve münhasır ekonomik bölgeler içinde olduğu durumlarda: Kirlenme mahallindeki idari ceza vermeye yetkili amirlerce;
a) Kirlenen mahallin yeteri kadar fotoğrafla tesbiti yapılır,
b) Kirlenen mahalden yeteri kadar numune alınır,
c) Alınan numuneler özel kaplarına konularak üzerleri mühürlenir, tarih, saat, numune alınan yer belirtilerek etiketlenir,
d) Alınan numuneler tahlil için en yakın yetkili standart laboratuvara derhal gönderilir,
e) Tesbit tutanağı düzenlenir,
f) Durum, vakit geçirmeksizin hakkında ceza uygulamak üzere kirleten gemi veya deniz vasıtasının bulunduğu mevkideki idari ceza vermeye yetkili makama bildirilir. Gemi veya deniz vasıtasının bulunduğu mevkideki idari ceza vermeye yetkili amir tarafından;
a) Fotoğrafla tesbit yapılır,
b) Kirleticiden yeteri kadar numune alır,
c) Alınan numuneler özel kaplarına konularak, üzerleri mühürlenir, tarih, saat, yer, numune alınan yer belirtilerek etiketlenir,
d) Alınan numuneler tahlil için en yakın yetkili standart laboratuvarlara gönderilir,
e) Geminin veya deniz vasıtasının tonajına göre (A) ya da form (B) doldurulur,
f) Tesbit tutanağı hazırlanır, ilgililere imzalattırılır.
C – Kirleten gemi veya deniz vasıtasının kirlenme mahallinden uzaklaşıp, karasularımızın, münhasır ekonomik bölge veya serbest bölgelerin dışında olduğu durumlarda:
Kirlenme mahallindeki idari ceza vermeye yetkili amirlerce;
a) Kirlenen mahallin yeteri kadar fotoğrafla tesbiti yapılır,
b) Kirlenen mahalden yeteri kadar numune alınır,
c) Alınan numuneler özel kaplarına konularak, üzerleri mühürlenir, tarih, saat, numune alınan yer belirtilerek etiketlenir,
d) Alınan numuneler tahlil için en yakın yetkili standart laboratuvara gönderilir,
e) Tesbit tutanağı düzenlenir,
f) Olay mahallin en büyük mülki amirine bildirilir.

Bunlar yapılıdı mı?

Türkiye için enerji kaynakları bulmak önemli bir milli meseledir. Şüphesiz dışa bağımlılığın birçok açıdan olumsuz etkileri vardır. Dolayısiyle kendi sınırlarımız içinde petrol ve doğal gaz bulma faaliyetlerine devletin destek vermesini, teşvik ve kolaylık göstermesini anlayışla karşıliyorum. Ne var ki, destek verirken, teşvik ve kolaylık sağlarken çevre ve insan güvenliğinden ödün verilmemesi gerekiyor. Çünkü sonunda bunun faturası daha da pahallı olacaktır.

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Dr. İlhan Sağsen : Türkiye-KKTC doğal gaz boru hattı Doğu Akdeniz ‘de jeopolitik dengeleri değiştirecek


Dr. İlhan Sağsen : Türkiye-KKTC doğal gaz boru hattı Doğu Akdeniz’de jeopolitik dengeleri değiştirecek

2025 yılında gaz taşınmasına başlanabileceği belirtilen doğal gaz hattının, KKTC ve Türkiye arasındaki su hattına paralel yapılabileceği ve 80 km uzunluğunda olabileceğinin yanı sıra üzerinde durulan en önemli özelliği ise çift yönlü olması.

Doğu Akdeniz, Akdeniz ticaretinin kontrolü açısından tarih boyunca kritik ve stratejik öneme sahip bir bölge olmuştur. Bu özelliği sebebiyle, özellikle Kıbrıs tarihte farklı aktörlerin hakimiyeti altına girmiş ancak stratejik önemini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Özelde Kıbrıs genelde de Doğu Akdeniz jeopolitik önemini kaybetmesi şöyle dursun 2000’li yıllardan itibaren işin içine enerji kaynaklarının dahil olmasıyla hem daha çok önem kazandı hem de karmaşık bir hal almaya başladı. Dünya üzerindeki tahmin edilen toplam doğal gaz rezervinin 196 trilyon metreküp olduğu düşünüldüğünde, bu miktarın yaklaşık yüzde 5’lik kısmının yani yaklaşık 9,8 trilyon metreküp doğal gazın Doğu Akdeniz’de bulunduğu söylenebilir. Amerikan Jeoloji Araştırmaları Kurumu araştırmalarına göre bu miktarın 3,6 trilyon metreküpünün Levant baseninde, 6,3 trilyon metreküpünün de Nil deltası baseninde olduğu tahmin edilmektedir.[1] Bu potansiyel enerji varlığı bölge jeopolitiğinde ciddi bir yükselişe neden oldu ve sadece bölge ülkelerinin değil aynı zamanda uluslararası şirketlerin ve küresel aktörlerin de bölgeye ilgisini artırdı.

Bu çerçevede, bölgenin jeopolitik değerlendirilmesi Kıbrıs sorunu, uluslararası hukuk ve enerji güvenliği üzerinden yapılabilir. Kıbrıs boyutu değerlendirildiğinde, özetle enerji kaynağının bulunması adanın genel refahını arttırıcı bir etken olarak adadaki çözüm için kolaylaştırıcı bir motivasyon olması gerekirken soruna yeni eklemlenen bir halka oldu. Bu noktada, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) çeşitli platformlarda iş birliği çağrısına ve çabasına rağmen başta Avrupa Birliği (AB) ve Yunanistan’ın etkisiyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) çözümsüzlükte ısrar ediyor ve KKTC ve Kıbrıslı Türklerin haklarını görmezden gelerek ada adına hamleler yapmaya devam ediyor. Konuya uluslararası hukuk açısından bakıldığında ise Kıbrıs boyutundan farksız olarak yine GKRY tek taraflı davranmaya devam ediyor. Bunun dışında Yunanistan ve GKRY, AB ve bazı uluslararası güçleri yanına alıp Türkiye ve KKTC’yi yok sayarak Doğu Akdeniz havzasında hareket etmeye çalışıyor. Yunanistan ve GKRY bunu yaparken temelde, politikalarını dayandırdıkları 1982 Uluslararası Deniz Hukuk Sözleşmesi’nin hakkaniyet ve kıyıdaş ülkelerin ortak çıkarları göz önüne alınarak beraber egemenlik alanı belirleme ilkelerini göz ardı ederek ve KKTC’nin varlığını ve haklarını görmezden gelerek, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip olan Türkiye’yi en kısa egemenlik alanına mahkûm etmeyi amaçlamaktadırlar. Bunun dışında, özellikle çakışan alanlarda AB üyesi devletleri ya da başka menşeili uluslararası enerji şirketlerini sahaya sokarak ve sözde arama izinleri vererek, bu ülkelerle Türkiye’yi karşı karşıya getirmeye çalışmaktadırlar. Bunları yaparken de, GKRY, iddialarını meşrulaştırmak ya da oldu bittiye getirerek Türkiye’yi zor durumda bırakmak çabasıyla Mısır ve İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları yapmıştır. Türkiye, elbette ki bu eylemlere karşı hem uluslararası hukuk açısından hem diplomatik açıdan hem de askeri olarak kendi haklarını ve KKTC’nin haklarını korumaya yönelik bir dış politika takip etmektedir. Bu yöndeki dış politika hamlelerinden bir tanesi de geçtiğimiz günlerde konunun üçüncü boyutunu oluşturan enerji güvenliği ile alakalı olarak yaşandı.

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Enerji Ekonomisi Derneği ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ortaklığıyla “Birinci Doğu Akdeniz Uluslararası Enerji Sempozyumu” düzenlendi. Bu sempozyumda, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy, Türkiye ile KKTC arasında doğal gaz boru hattının kurulmasına yönelik bir proje gündeme getirerek, boru hattının 2025’te Türkiye’den KKTC’ye doğalgaz götürebileceğini ifade etti.

2025 yılında gaz taşınmasına başlanabileceği belirtilen doğal gaz hattının, KKTC ve Türkiye arasındaki su hattına paralel yapılabileceği ve 80 km uzunluğunda olabileceğinin yanı sıra üzerinde durulan en önemli özelliği ise çift yönlü olması. Türkiye’den KKTC’ye gaz taşımasına ek olarak Doğu Akdeniz’de bulunacak olası doğal gazın hem Türkiye’ye hem de batılı piyasalara bu hatla aktarılabileceği hususu bölge jeopolitiğini değiştirecek bir unsurdur.

Peki bu noktadaki temel soru, bu proje Doğu Akdeniz jeopolitiğini nasıl etkileyecektir?

Öncelikle Türkiye-KKTC arasındaki bu boru hattı projesi, GKRY tarafından ortaya atılan Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı Projesine (Eastern Mediterranean- EastMED) ciddi bir alternatif olarak ortaya çıkacak gibi görünüyor. EastMed, İsrail’den önce Yunanistan’a ve ardından İtalya’ya uzanacak 1900 km’lik bir doğal gaz boru hattı projesidir. Bu projenin temel amacı olarak, İsrail gazının ve var olduğu tahmin edilen Doğu Akdeniz doğal gazının bu hat ile aktarılmasıyla Avrupa’nın ithal ettiği enerji yollarına yeni birini ekleyerek enerji güvenliğine katkı sağlamak ve AB’nin özellikle Rusya bağımlılığını bir ölçüde azaltacak bir çeşitlendirme yapmasına imkân sağlamak gösterilebilir. Bu hattın kapasitesi 16 milyar m3/yıl olarak öngörülürken, maliyeti henüz İtalya piyasasına ulaşmadan 25 milyar dolar civarında hesaplanmıştır. Proje, çok uzun ve maliyetli olmasından ötürü eleştirilmektedir. Zira günümüzde enerji güvenliğinin önemli parçalarından bir tanesini enerji yollarının güvenliği oluşturmaktadır. Ayrıca proje, Mısır gazı aktarıma eklense bile maliyet açısından uygulanabilir görünmüyor. Bunun ötesinde, Yunanistan’ın bu proje ile blöf yaptığı ve Bulgaristan’ı ekarte edip Rusya ve Türkiye’yi ikna ederek Türk Akımı projesinde kendisinin yer almasını sağlamak istediği şeklinde de yorumlanıyor. Ancak, proje ile alakalı en önemli sorunlar, öncelikle maliyetli olması ve sonra da bu maliyeti karşılayabilecek somut gazın henüz bulunamaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda, Türkiye-KKTC arasında yapılması düşünülen 80 km’lik doğalgaz boru hattı projesinin ise çok daha güvenli ve ucuz bir rota seçeneği olacağı aşikar.

Güvenli ve ucuz hat

Aslında Türkiye’nin güvenli ve çok daha ucuz bir alternatif oluşturması, sadece bu alanda karşımıza çıkan bir hadise değildir. 2012 yılında ortaya çıkan Güney Akım Projesi de yine aslında benzer bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Güney Akımı Projesi, 2014 yılında Kırım’ın Ruslar tarafından işgali sonucu, AB’nin Rusya’ya çeşitli yaptırımları çerçevesinde ve maliyetli oluşu nedeniyle iptal edilmiştir. 2009 yılında yayınlanan 3. Enerji Paketi (TEP) ile AB, genelde enerji bağımlılığını azaltmak, özelde de Rusya’ya enerji bağımlılığının doğuracağı risklerden kurtulmak için bir enerji tedarikçisinin birden fazla piyasa ile ilişki içinde bulunmasını engellemek istedi. Böylece aslında AB, Rusya’nın hem Güney Akım projesi hem de AB üyesi devletlerle ikili anlaşmalar yapmasına bu çerçevede karşı çıktı. AB’nin bu tavrı ile iyice hareket alanı kısıtlanan Rusya da Güney Akım Projesi yerine, yeni bir alternatifi ortaya koydu ve Türkiye üzerinden AB topraklarına geçecek olan Türk Akımı projesi Putin’in, 25 Mayıs 2014’te “Güney Akımı’nı AB üyesi olmayan bir ülkeden geçiririz” açıklamasıyla gündeme geldi. Ayrıca, bu durum dışında, Türkiye üzerinden böyle bir hattın geçmesi Güney Akımı Projesi’ne göre daha kısa olacağı için maliyetleri daha düşürdü ve projeyi uygulanabilir kıldı. Bu manada, Rusya’nın sadece deniz güzergahında edeceği tasarruf 10 milyar doları bulacak. Böyle bir durum üretici bir ülke için önemli bir avantaj sağlayacak. Benzeri bir yorum Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının batı piyasalarına taşınması konusunda da yapılabilmektedir. Her şeyden önce EastMed projesinin üreticiler tarafından tercih edilebilir bir alternatif olması için bölgesel satış opsiyonundan, LNG yönteminden ve boru hattı ile Türkiye’ye ulaştırılmasından daha iyi bir seçenek olması gerekir. Bu ise şu anda, hele de beklenen doğalgazın şu an için bulunamadığı göz önüne alınırsa, olacak gibi görünmüyor. Türkiye, jeopolitik konumu itibarıyla yine AB enerji güvenliği için en ideal, güvenli ve uygun yollardan bir tanesi olduğunu bu son ortaya atılan Türkiye-Kıbrıs arasındaki çift yönlü doğal gaz boru hattı projesi ile de göstermiş oldu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy’un gündeme getirdiği bu projenin bölge jeopolitiğine bir diğer etkisi de projenin Doğu Akdeniz kıyıdaşlarını müzakere masasına getirebilecek, yani iş birliği yolunu açabilecek bir nitelikte olması. Hem 80 km’lik bir hattın güvenliğinin rahat sağlanması hem de maliyetinin düşük olması bölgedeki üretici ülkeler açından kritik öneme sahip bir husus. Bu şekildeki alternatifler, bir havzayı toptan ilgilendiren ve beraber karar verilmesi gereken Doğu Akdeniz Enerji Forumu gibi toplantılara Türkiye ve KKTC’nin dahil olmaması gibi bir yanlışlığın da çözümüne etki edebilecek, Türkiye’nin bölgedeki konumunu ve işlevini bir kez daha hatırlatabilecek bir hamledir. Özellikle, Yunanistan ve GKRY’nin bölgede egemenlik alanı sınırlama konusunda da aynı tavrı izlemeleri ve daha da trajik olanı dış politikasını iş birliği ve yumuşak gücü üzerine inşa etmiş, çeşitli liberal değerlerin öncüsü olduğunu iddia eden AB’den de bu konuda Türkiye’yi yalnız bırakma yönünde destek almaları bölgedeki iş birliğinin önündeki en önemli engellerdir. Yunanistan’ın ve GKRY’nin uluslararası hukuka aykırı bu tavırları, Türkiye-KKTC boru hattı projesi gibi alternatif adımlar ile değişebilecek, en azından bölgedeki üreticiler ile iş birliği yolunun açılmasıyla etkisiz kılınabilecektir.

Bu proje aynı zamanda KKTC’ye destek demek

Konu ile alakalı ele alınması gereken son boyut ise Türkiye-KKTC ilişkileridir. Bu doğal gaz boru hattı projesi Türkiye ve KKTC arasındaki ilişkinin boyutlarını ve Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne desteğini göz önüne sermesi açısından önemlidir. Önce su hattı inşası, daha sonra KKTC Başbakanı Ersin Tatar’ın konuşmasında Türkiye’den kabloyla elektrik alımını gündeme aldıklarını söylemesi ve en son olarak da gündeme gelen çift yönlü doğal gaz projesi Türkiye’nin garantörlük hakları çerçevesinde KKTC’ye olan desteğinin süreceği şeklinde bir mesaj olarak algılanmalıdır. Bu konuda Türkiye, öncelikle kendi enerji güvenliğini ve uluslararası hukuktan doğan haklarını korumaya yönelik bir dış politika takip ederken, aynı zamanda garantörlük hakları çerçevesinde, özellikle GKRY tarafından KKTC dikkate alınmadan yapılan tek taraflı girişimlerine karşılık Kıbrıslı Türklerin haklarını savunmaktadır. Söz konusu boru hattı projesi de bu desteğin en önemli göstergelerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye ile KKTC arasında yapılması planlanan çift yönlü doğal gaz boru hattı projesinin açıklanması ile aynı günlerde, bu girişimin etkilerini perçinleyen, Türkiye’nin Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat, Doğu Akdeniz jeopolitiğini köklü bir şekilde değiştirebilecek bir hamle olarak gündeme geldi. Bu bir yandan Türkiye’nin egemenlik hakkını hiçe sayarak sözde MEB ilan eden Yunanistan’ın bölgedeki pozisyonunu tamamen etkileyecek, aynı zamanda da Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışında tuttukları Doğu Akdeniz Enerji Platformu gibi girişimlerde bulunan İsrail, Mısır gibi devletlerin tutumlarını yeniden değerlendirmesini sağlayacaktır. Bunun dışında, Akdeniz’de diğer komşuları yok sayarak gerçekleştirilmeye çalışılan İsrail, Mısır, GKRY ve Yunanistan arasındaki eylemlere karşılık, Akdeniz Havzasında denklemin diğer kıyıdaşları yok sayarak oluşturulamayacağını bir kez daha göstermiştir.

Bu manada, Doğu Akdeniz enerji güvenliği, Kıbrıs konusu ve Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerin egemenlik alanlarının sınırlandırılması konusu bölgeyi bir havza olarak değerlendirip Türkiye ve KKTC’yi de içine alacak geniş bir iş birliği çerçevesinde hakkaniyet ilkesini ön planda tutarak ele alınmalıdır. Burada temel ölçüt siyasi niyettir (political will) ve çözümün makrodan mikroya yani öncelikle Avrupa Birliği’nin sonra Yunanistan’ın sonra da GKRY’nin siyasi niyet göstermesi ile ve Türkiye ile KKTC’nin baştan beri çeşitli platformlarda yaptığı iş birliği çabalarına iştirak edilerek gerçekleşebileceğini vurgulamak gerekir. Türkiye-KKTC arasındaki doğal gaz boru hattı projesi düşüncesi de yine Doğu Akdeniz havzasında iş birliğini ortaya çıkartabilecek bir hamledir.

Dr. Öğretim Üyesi İlhan Sağsen

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Doç. Dr. Hasanoğlu : 21. yüzyılda doğal gazın önemi, TANAP ve İpek Yolu


Doç. Dr. Hasanoğlu : 21. yüzyılda doğal gazın önemi, TANAP ve İpek Yolu

21. Yüzyılda dünyada yaşanan büyük dönüşümler ülkelermizi birçok açıdan etkileyecektir

Yaşadığımız dünyada, enerjisiz hayatı sürdürmek imkânsızdır. Tüm hareketlerin itici gücünün enerji olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız dünyada, enerjisiz hayatı sürdürmek imkânsızdır. Dünyanın yaşamsal olgusu olan enerji uygarlığın temelidir. Ülkelerin kalkınma ve gelişmesindeki en önemli etkendir. Enerji jeopolitik ve siyasi unsurları içerdiğinden, geçmişte olduğu gibi günümüzde de uluslararası politika ve uluslararası ilişkilerde yeri, önemi ve belirleyiciliği gittikçe artmaktadır. Devletlerin enerji güvenlikleri ile ulusal güvenlikleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu nedenle devletler enerji kaynaklarından pay alabilmek için büyük mücadele içindedirler. Çünkü enerji tedariğini sağlayamayan ülkeler ekonomik ve siyasi istikrarı yakalayamazlar.

Yeni dünya düzeninde Azerbaycan, özellikle üç sebepten dolayı dikkatleri üzerine çekmiştir. Bunlar: jeostratejik yönden Orta Asya ve Kuzey Kafkasya`ya giriş kapısı olması, Orta Asya devletleri için Avrupa`ya geçiş güzergâhı üzerinde bulunması ve büyük miktarda petrol ve gaz rezervlerine, buna bağlı olarak da ciddi ekonomik potansiyele sahip olmasıdır. Azerbaycan`ın tarihi coğrafi konumu ve jeopolitik önemi, aynı zamanda Güney Kafkasya`ya küresel çapta ilginin artmasının da başlıca sebebidir. Petrol ve doğal gaz kaynakları günümüz dünyasında doğa ile toplum arasında dengenin oluşmasında hayati öneme sahiptir. Bu kaynakların verimli kullanılması kadar, geleneksel arazilerde tükenmesi faktörü de son derece rahatsız edicidir. Buna göre de, günümüzde ekonominin enerji miktarı ve enerjinin verimli kullanımı, devletin gelişim düzeyinin mühim belirleyicilerindendir. Ülkelerin daha gelişmiş bir enerji kaynağına sahip olması, diğerlerinin önüne geçtiği tarihsel bir gerçektir. Doğalgazı şöyle tanımlayabiliriz; havadan hafif, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Yer altında, petrolün yakınında bulunur. Yeryüzüne çıkarılışı petrolle aynıdır, daha sonra büyük boru hatları ile taşınır.

Dünyada doğal gaz rezervlerinin 73 trilyon metreküpü (%41) Orta Doğu ülkelerinde,59 trilyon metreküpü (%33) Rusya ve BDT ülkelerinde, 28 trilyon metreküpü (%16) Afrika/Asya Pasifik ülkelerinde bulunmaktadır. TANAP kardeş Türkiye Cumhuriyeti ile siyasi, ekonomik, ticari, askeri, kültür ve eğitim alanındaki tüm ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacaktır. Türkiye ve Azerbaycan’ın işbirliğiyle ortaya çıkan bu dev proje ile Avrupa’nın ve Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacını karşılamayı bunun yanı sıra bölgede gaz çeşitliliğinin sağlanmasını hedefleniyor. Dünya enerji piyasalarında ses getirecek dev bir proje: Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP).Türkiye ve Azerbaycan, bugüne kadar başarı ile yürüttükleri çalışmalara bir yenisini daha ekleyerek dünya enerji piyasalarında ses getirecek Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattını (TANAP) başarıyla gerçekleştirdiler. Projenin hukuki altyapısı 26 Haziran 2012’de İstanbul’da Türkiye ve Azerbaycan arasında imzalanan hükümetler arası anlaşma ve “Ev Sahibi Hükümet Anlaşması” ile oluşturuldu. Ev Sahibi Hükümet Anlaşması, 10 Eylül 2014’te TBMM tarafından onaylandı. Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı – TANAP Projesi, Türkiye ve Azerbaycan’ın bugüne kadar başarı ile yürüttükleri projelerin enerji alanındaki en önemli temsilcilerinden biridir. Tarihten gelen kardeşlik bağlarını bugünün koşullarında “İki Devlet Tek Millet” ülküsüyle perçinleyerek sürdüren iki ülke için de büyük öneme sahip olan TANAP Projesi, dünya enerji piyasalarında da ses getirecek dev bir projedir. Dev yatırımlara imza atan iki kardeş ülkenin, enerji alanında Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı Projeleri ile ivme kazanan stratejik birçok iş birlikleri vardır. Avrupa’nın ve Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacını karşılamak amaçlı bunun yanı sıra bölgede gaz çeşitliliğinin sağlanmasını hedefleyen TANAP Projesi ile daha da kapsamlı hâle gelecektir. TANAP’ta ilk adım, Türkiye-Azerbaycan arasında 24 Aralık 2011’de imzalanan mutabakat zaptıyla atıldı. Bu kapsamda Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) tarafından TANAP Doğalgaz İletim AŞ kuruldu. Şirket, TANAP’ın tasarımı, inşaatı ve işletilmesini tamamlamak üzere proje sahibi olarak yetkilendirildi.Güney Gaz Koridoru’nun en önemli bölümlerinden birini oluşturan TANAP projesi, Nabucco Projesi’nin gündemden düşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Azerbaycan gazının Türkiye ve Avrupa’ya taşınmasını amaçlamaktadır.

Türkiye ve Azerbaycan’ın enerji iş birliği kapsamında, iki ülkenin kendi kaynaklarlarıyla gerçekleştirilmiştir. Toplam kapasitesi 16 milyar metreküp olan boru hattından Türkiye’ye gelen gaz miktarının yakın zamanda 6 milyar metreküpe çıkarılması hedefleniyor. Kalan 10 milyar metreküp doğal gaz ise TAP ile Avrupa’ya gönderilecek. TANAP’ta, SOCAR ve Güney Gaz Koridoru AŞ’nin yüzde 51, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ’nin yüzde 30, BP’nin yüzde 12 ve SOCAR Türkiye Enerji AŞ’nin de yüzde 7 hissesi bulunuyor. Toplam kapasitesi 16 milyar metreküp olan boru hattından Türkiye’ye gelen gaz miktarının yakın zamanda 6 milyar metreküpe çıkarılması hedefleniyor. Kalan 10 milyar metreküp doğal gaz ise TAP ile Avrupa’ya gönderilecek. TANAP’ın Türkiye-Gürcistan sınırında Ardahan’ın Posof ilçesi Türkgözü köyünde başlayan yolculuğu, Kars, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Giresun, Sivas, Yozgat, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Eskişehir, Bilecik, Kütahya, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ ve Edirne olmak üzere 20 il ve 67 ilçeden geçerek Türkiye-Yunanistan sınırında sona eriyor. TANAP’ta, SOCAR ve Güney Gaz Koridoru AŞ’nin yüzde 51, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ’nin yüzde 30, BP’nin yüzde 12 ve SOCAR Türkiye Enerji AŞ’nin de yüzde 7 hissesi bulunuyor. TANAP gerek Türkiye ve gerekse bölgesel enerji dengeleri açısından çok önemli bir proje. TANAP, boru hattının geçtiği illerde halka istihdam olanağı sağlayacaktır Azerbaycan’ın ve Türkiye ekonomilerinin birbirine entegrasyonu had safhaya çıkacaktır. Projenin sağlayacağı en önemli fayda ise hiç kuşkusuz Azerbaycan ve Türkiye’nin Avrupa enerji güvenliğinde ortak oyuncu olarak artık birlikte değerlendirilecek olmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu proje bölgesel barışın sembolüdür. Biz üstümüze düşeni yaparak Avrupa’ya ilk gazı veriyoruz. Artık sorumluluk sınırın öbür tarafında” ve TANAP ülkelerimiz arasındaki köklü dostluğun ve barışın sembolüdür” dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev açıklamalarda bulundu. “Beni bu tarihi törene davet ettiği için teşekkür ederim. Kardeş Türkiye topraklarında olmaktan memnunum. Birlikte başladığımız TANAP Avrupa’ya ulaştı. TANAP’ın ömrü uzun olacak. Fayda sağlayacağına inanıyorum. Tarihi İstanbul Anlaşması neticisinde TANAP için yeşil ışık yakıldı. Biz hayata geçirelim dedik ve böyle de oldu. Maliye yükünü esas Türkiye ve Azerbaycan yapmıştır. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ile 450 milyon tondan çok petrol nakledilmiştir. TANAP’taki tüm insanlara derin teşekkürlerimi bildirmek isterim. Dev projenin vaktinde yapılmasında büyük rol oynamışlardır. TANAP, güney gaz koridorunun bir parçasıdır. 4. proje olan TAP vaktinde eminim bitecektir. Böylelikle güney gaz koridoru vaktinde yapılacaktır. Bugün güney gaz koridoru 7 ülkeyi birleştiriyor ve uluslararası işbirliği projesidir. Daha büyük anlaşmalara ulaşılacak. Projenin hayata geçmesi Türkiye-Azerbaycan siyasi iradesi sonucudur. Bu proje uzun müddetli anlaşmalar getirir. Sadece enerji projeleri olarak bakmamak gerekir. Eğer enerji projeleri ve karşılıklı destek olmasa hayata geçmezdi. Bugün dünya çapında böyle başka ülke tanımıyorum, bizim gibi yakın olsun” dedi.

Bu proje Türkiye Cumhuriyeti Devletine önemli ölçüde bir hareketlilik getirecektir. TANAP hem geçtiği iller hem istihdam oluşturması açısından 2020 yılındaki Türkiye’nin büyümesini karşılayacak doğalgaz tedariki açısından son derece önemli bir proje. Bu proje, kademeli olarak artırılacak olan, öncelikle 31 milyar metreküplere çıkacak olan bir kapasiteyi oluşturuyor.Yeni dünya düzeninde Azerbaycan, Şahdeniz 2 sahasında çıkarılacak doğalgazı Türkiye ve Avrupa’ya taşımak üzere geliştirilen Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi (TANAP) ve Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile ilgili nihai yatırım anlaşmaları Azerbaycan’da imzalandı. Azerbaycan`da Haydar Aliyev Merkezi`nde düzenlenen törende, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev`in yanı sıra birçok ülkeden devlet ve hükümet başkanları hazır bulundu. Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi, TANAP, projesinin amacı, Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyindeki diğer sahalarda üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasıdır. TANAP, Güney Kafkasya Boru Hattı (SCP) ve Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile birleşerek Güney Doğal Gaz Koridorunu oluşturmaktadır.

Dünyanın en büyük enerji projelerinden biri olan Şahdeniz Projesi’nin bölgenin enerji haritasını değiştirecektir.

Türkiye’nin enerji ihtiyacı için bu proje çok önemlidir. Dünyada yaşanan mali krize rağmen, son yıllarda Azerbaycan ekonomisi çok önemli bir oranda büyümüştür. Küresel mali krizin tetiklediği ekonomik durgunluk ortamında, bu durum, olağanüstü bir gelişmedir. Bugün Azerbaycan`ın imajı dünya kamuoyu nezdinde yükselmiştir. Avrasya için önemli bir faktördür. TANAP Türkiye Azerbaycan’ın zaferidir. Bugün Azerbaycan ve Türkiye 21. Yüzyılın enerji tarihini birlikte yazıyorlar. Bu tarih iş birliği tarihidir. Enerji projeleri bölgeye istikrar getiriyor. Bugün tarihi bir gündür. Türkiye Azerbaycan kardeşliği olmasaydı bu proje kağıt üzerinde kalabilirdi.TANAP aynı zamanda enerji güvenliği projesidir.

Türkiye’nin enerji ihtiyacı için bu proje çok önemlidir. Dünyada yaşanan mali krize rağmen, son yıllarda Azerbaycan ekonomisi çok önemli bir oranda büyümüştür. Küresel mali krizin tetiklediği ekonomik durgunluk ortamında, bu durum, olağanüstü bir gelişmedir. Bugün Azerbaycan`ın imajı dünya kamuoyu nezdinde yükselmiştir.
Azerbaycan pratik katkılarıyla, dünya birliğine layık bir itibarlı aktör olduğunu kanıtlamış ve hak ettiği yeri almıştır. Azerbaycan pratik katkılarıyla, dünya birliğine layık bir itibarlı aktör olduğunu kanıtlamış ve hak ettiği yeri almıştır.

Doç. Dr. Murteza HASANOĞLU

ASAS medya