DİN & DİYANET DOSYASI /// Muhittin Taha Çalık – TDV ile Diyanet İşleri’ne sorular !!!


Muhittin Taha Çalık : TDV ile Diyanet İşleri’ne sorular !!!..

Hareket, berekettir. Gönül ve İman ise bir ışıklı yoldur. Işığımız bugün fecrin ışıkları olsun. Işığımızın adı da; “Işıklı yolun bereketli, gönüldaş ve imanlı fertlerinin yeryüzündeki iyilik koşusu!” Neden mi böyle söyledik!.. Bugün gerçekten öyle bir din ekseni, bu eksene bağlı kurum kültürü ve alt yapısı çizmeliyiz ki ülkemizin dinsel açıdan açıklarını gidermesi için katkıda bulunalım. Şu soruları yöneltmek gerekir: – Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de Müslüman kitleyi inanç ve manevi açıdan doyurabiliyor mu; doyurduğu kadar kalplerde ve zihinlerde karşılığı ne kadar var? – Kitleleri insan formatına dönüştürme çabası ne kadar; kısaca tasavvuf ehli bir toplum perspektifi var mı? – Fetvalarıyla toplumun nabzını (inançsal hüküm açısından) kontrol edebiliyor mu? Toplumu, ilahiyatçı hocalara mı teslim etti? – “Tarikat-cemaat-diyanet” üçgeninde bağdaşmayan ne? Medrese eğitimli imamlar mı; İmam Hatipli veya ilahiyatçı imamlar mı? – Türkiye Diyanet Vakfı, gerçekten yeryüzüne “İyilik Hareketi” olarak yansıdı mı? Faaliyetleri nelerdir? –

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de Müslüman kitleyi inanç ve manevi açıdan doyurabiliyor mu; doyurduğu kadar kalplerde ve zihinlerde karşılığı ne kadar var? Öğrendiğim kadarıyla Diyanet’in Cuma vaazları ve hutbeleri, vaizler ve diyanet uzmanları tarafından sayfa sayfa hazırlanmaktaymış. Kimi imamların söylemlerine göre, bu hazırlığın vatandaşlara hiçbir etkisi olmadığı, hatta toplumun kılcal ve ince damarlarına (İslami esasların ve kaidelerin gönül deryalarına dokunmaması) ulaşamadığı aşikardır; çünkü camideki cemaatin hepsine hitap etmeyecek şekilde akademik formatla hazırlanmış olmasıdır. Diyanet, kalplerde ve zihinlerde karşılık bulmak istiyorsa, tüm dinamiklerini harekete geçirmelidir. Tarihsel hafızasıyla buluşmalı, insaniyet krizlerinde alternatif olmalı, toplumu ayakta tutacak “Medeniyet-i İslam” şuuruyla hareket etmeli, Türkiye’yi “Son kale ve son durak” bilincinde ihya edecek İslami okumalarla buluşturmalıdır. “İkra” serüvenini yaşatmalıdır. – Kitleleri insan formatına dönüştürme çabası ne kadar; kısaca tasavvuf ehli bir toplum perspektifi var mı? İnsan, beşer-şaşar bir varlıktır fakat şaştığında insani hücreleri kaybolur.

Aklın yerini nefsin ateşi sarar; o yüzdendir ki akli beşer, akli deryaya dönüşmelidir. Ateş yakar, kül eder. Külünden doğmak, dirilmektir. Diriliş, özünle özümsenmektir. İnsan toprakla özdür, toprakla özümsenir, özümsendiğiyle dirilir. Dünyada dirilmek ise dünyevi aşklarınla (vazgeçemediklerinle) yanmaktır. Yandığın vakit, akli beşeriyet dünyasına, dünyanın akli vuslatına hüküm olursun. Akıl senin, akliyet farkın, farkın “Eşref-i Mahlûkat” oluşundur. O yüzdendir ki toplum, kendini rehabilite edemiyorsa Diyanet, geçmişin deryalarıyla insanlığı buluşturmalıdır. “Kutlu Nebi Haftası” misali, Hz. Mevlâna, Yunus Emre vs. birçok “Zat-ı deryalar”ın bıraktığı izleri, özel günlere dönüştürmeli ve nakış nakış toplumumuza işlemelidir. Ülkemizin kanayan yarasına şifa “Tasavvuf”tur. – Fetvalarıyla toplumun nabzını (inançsal hüküm açısından) kontrol edebiliyor mu? Toplumu, İlahiyatçı hocalara mı teslim etti? “Fetva” toplumun en hassas noktasıdır. Din ile sosyo-kültürel hayati faaliyetlerin kesiştiği nokta da verilecek yanlış bir yönlendirme (karar) insanın hatta insanlığın diniyle din oluşturmasına sebep olacaktır. Karar, ince çizgidir. Çizgiden çıkan bozulur. Yerini İslam’ın hayatı değil, insanoğlunun İslami dini alır. Yanlış inanışların, milyonlarca dini görüşün çıkmasının temelinde bu yatar. Bunu fırsat bilen “İlahiyatçı” hocalarımız da toplumu inşa etmek için, ilahi bakış açılarıyla, “İLAHİ” -yat- tedrisatlarıyla yanlış dini algılar yapmaktadırlar (!) ‘’İLAHİ-YAT-ÇI’’ hocaların karşılığı şudur: “Ey Tanrım! Ben de varım…. Yat, kalk komutunda insanlığı kontrol edecek varım… Senin dininle çıkarımı gözetecek varım…” – “Tarikat-Cemaat-Diyanet” üçgeninde bağdaşmayan ne?

Medrese eğitimli imamlar mı; İmam Hatipli veya ilahiyatçı imamlar mı? “Tarikat”, Şeyh ile; “Cemaat”, Hoca efendisiyle; “Diyanet” de Diyanet İşleri Başkanı’yla… Anlayacağınız, herkes kendi güç odağıyla varlığını sürdürmektedir. Allah dostları, velileri, alimleri, hepimiz için önemlidir fakat Ümmet’in Peygamberi Hz. Muhammed s.a.v. unutturulup, Müslümanlar’ın kalbine, kendi sevgisini aşılayan, kendisini kurtarıcı gibi lanse edenler var ya sözümüz onlaradır. Hiç kimse saf, temiz dini duygularla Müslümanları istismar etmesin! Bilsinler ki Allah-u Teâlâ’nın adalet terazisi şaşmaz… O terazi karşında herkes amellerinin ve günahlarının ölçüsündedir. Ölçü arıyorsak İslâm yeter. “Diyanet’e koşan Müslümanlar” olması gerekirken o cemaate, bu tarikate koşanlar niye var!.. Diyanet kendine gel diyanet!.. Camilere koşsun istiyorsan insanlar, İmam Hatipliler ve ilahiyatçılar kadar, medrese kökenli değerli imamlar da yetiştir. Diyanet Akademi, “Medrese usulü” gibi olmalıdır. – Türkiye Diyanet Vakfı gerçekten yeryüzüne iyilik hareketi olarak yansıdı mı? Faaliyetleri nelerdir? Bu sorumuza cevap, hazırda şöyledir: “Türkiye Diyanet Vakfı, “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” düsturuyla bütün insanlığın hizmetinde olma gayesiyle çalışan bir iyilik hareketidir. Vakıf geleneği, İslam Medeniyeti’nin insanlığa bir hediyesidir. Ecdadımız, bu kutsal emanete sahip çıkarak, vakıflar vasıtasıyla dinimize ve milletimize büyük hizmetler yapmıştır. Türkiye Diyanet Vakfı da 13 Mart 1975 tarihinde bu iyilik halkasının bir devamı olarak dönemin Diyanet İşleri Başkanı Dr. Lütfi Doğan, Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları Dr. Tayyar Altıkulaç ve Yakup Üstün ile Özlük İşleri Müdürü Ahmet Uzunoğlu tarafından kuruldu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın faaliyetlerine destek olmak, din hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması ve dini hizmetlerde görev alacak neslin yetiştirilmesi gayesiyle kurulan Türkiye Diyanet Vakfı, bugün ülkemizde 1.003 şubesi ve dünyanın 149 ülkesinde eğitimden kültüre, sosyal ve hayri hizmetlerden dini hizmetleri destekleme ve uluslararası yardım faaliyetlerine kadar geniş bir alanda çalışmalar yapan büyük bir sivil toplum hareketi haline geldi. Vakfımız, yapımına 1967 yılında başlanan Ankara Kocatepe Camisini tamamlayarak halkımızın hizmetine sunmasının ardından bugüne kadar ülkemizde 3 bin 817 cami, 2 bin 866 Kur’an kursu, 25 ülkede ise 100’ün üzerinde cami ve eğitim binası yapmıştır.

MİSYONUMUZ; Yeryüzünde iyiliğin egemen olması için insanlara ve bu yolda çaba sarf eden kurumlara maddi ve manevi destek olmak.

VİZYONUMUZ; Ülkemizde ve yedi kıtada insanlığın hizmetinde bir vakıf olmak.”

Ben de şimdi, bu cümlelerin ardından diyorum ki: TDV, sen 1975’ten beri varsın da bu ülkenin iyilik hareketini, ilmi hareketini, hizmet hareketini yıllarca insanlığı kandırarak, istismar ederek FETÖ nasıl sahiplendi. Hala daha da senin dışında sahiplenmeye çalışan başka bir yığın, cemaat görüntülü organizasyonlar ile tarikat kisveli (tarikat edebi, usül ve geleneğinden bîhaber) yapılar kitle tutma, menfaat devşirme peşinde… Sen neredeydin o sıra ve şu sıra neredesin çok değerli, pek saygın Türkiye Diyanet Vakfı!.. “İyilik Hareketi” demek, Ramazan-ı Şerif’te kumanya, Kurban Bayramı’nda et dağıtmak mı demektir sadece!.. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” düsturu, sadece midevi açlığın giderilmesini mi tavsiye ediyor; hadi bunu o çok güzel “İyilik Hareketi” ile hallettin diyelim, peki manevi açlık, zihinsel açlık kim tarafından nasıl halledilecek!.. Vesselam… . Muhittin Taha Çalık, dikGAZETE.com

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> dikGAZETE.com : https://www.dikgazete.com/tdv-ile-diyanet-islerine-sorular-makale,1886.html

dikGAZETE.com

DİN & DİYANET DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : BU DİYANET TÜRK MİLLETİ’’NİN DİYANETİ OLAMAZ


YILMAZ ÖZDİL : BU DİYANET TÜRK MİLLETİ’NİN DİYANETİ OLAMAZ

1 numaralı fotoğraf İstiklal Caddesi… İşgal kuvvetleri Beyoğlu’nda resmi geçit yapıyor.

2 numaralı fotoğraf İstanbul Boğazı… Dolmabahçe Sarayı’nın Dolmabahçe Camisi’nin önünde işgal zırhlıları adeta şehir hatları vapurları gibi çalışıyor.

3 ve 4 numaralı fotoğraflar Galata Kulesi’nin tepesinde İngiliz bayrağı dalgalanıyor İngiliz askerleri Galata kulesinin tepesine kondurulan gözetleme kulübesinden dürbünle İstanbul’u seyrediyor.

5 numaralı fotoğraf Haliç’te İngiliz denizaltısı.

6 numaralı fotoğraf İngiliz zaptiyesi bizim topraklarımızda bizim insanımıza kimlik kontrolü yapıyor.

7 numaralı fotoğraf Kuvayi Milliyeci yurtsever İstanbul’dan Anadolu’ya geçerken yakalanmış Kocaeli tersane bahçesinde direğe bağlanmış kendi vatanımızda Yunan müfrezesi tarafından kurşuna diziliyor. Kafasında fes bulunan Osmanlı memuru şerefsiz de işgalci İngiliz subayıyla birlikte infaza nezaret ediyor.

8 numaralı fotoğraf işgalci Yunan tarafından tahrip edilen kapağı kırılan kirletilen Ertuğrul Gazi Türbesi.

9 numaralı fotoğraf Yunan subayı Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’nin türbesinde Bursa hatırası çektiriyor.

10 numaralı fotoğraf Yunan askerleri Osman Gazi’nin türbesinde poz veriyor.

11 numaralı fotoğraf Yunan kralı Bandırma’da.

12 numaralı fotoğraf Yunan kralı Eskişehir’de.

13 numaralı fotoğraf işgal askerleri donlarını fanilalarını zorla Türk kadınlarına yıkatıyor.

14 numaralı fotoğraf işgal askerleri köy meydanında Türk kadınını oynatıyor göbek attırıyor poz verirken sırıtıyor.

15 numaralı fotoğraf İzmir’in işgali sırasında hükümet binasına asılan Amerikan ve İngiliz bayrakları.

19 Mayıs’ta 23 Nisan’da 30 Ağustos’ta 29 Ekim’de Mustafa Kemal Atatürk’ü yok sayan 10 Kasım için cuma hutbesinde bir fatiha bile okumayan diyanet… Türk Milleti’nin diyaneti olamaz.

Yurtsever din adamlarımızı tenzih ediyorum…

Bu diyanetin arkasında namaza durulmaz.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/bu-diyanet-turk-milletinin-diyaneti-olamaz-5440070/

DİN & DİYANET DOSYASI /// SONER YALÇIN : Kahraman din adamları


SONER YALÇIN : Kahraman din adamları

4 Eylül 2019

Uyarmalıyım:
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın
-gözlere sokarcasına- Atatürk’ü yok sayması yanlış tartışmaya sebep oluyor. Bu bir inanç/din eksenli “kültürel tartışma” değil, politiktir.
Yüz yıl önce Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’ın, “Mustafa Kemal’in katli vaciptir” fetvası o dönem din adamlarını ikiye böldü:
Kimileri ulusal kurtuluş mücadelesini yöneten Mustafa Kemal’e karşı ayaklanırken, kimi din adamları Mustafa Kemal’in yanında saf tuttu.
Din adamlarını aynı kefeye koymak yanlış. İstiklal Madalyası sahibi din adamlarımız var bizim tarihimizde:
İşte… Diktirdiği asker elbisesini giyip, başındaki sarığını çıkarmadan kurduğu “Çelikalay” müfrezesiyle cepheye koşan, Mustafa Kemal’in askeri Afyon merkez vaizi Hoca İsmail Şükrü…
İşte… Mustafa Kemal’in emriyle Isparta’da üç günde 100 süvari ve 200 piyadeden oluşan “Demiralay” müfrezesini kurup, Tepeköy’ü Yunan işgalinden kurtaran Hafız İbrahim…
İşte… Beş yüz kişilik tabur oluşturan Aksaray Müftüsü Kadızade İbrahim, işte Adapazarı’nda milis teşkilatı kuran Akçaovalı Rıfat Molla…
İşte… Vahdettin’in yüzüne istiklal ve şeref mücadelesi yapması gerektiğini söyleyen, beklediği yanıtı alamayınca memleketi Konya’ya dönüp, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kuran ve ardından Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde Evkaf ve Şer’iye Vekilliği görevi yapıp Vahdettin hakkında tahttan indirilme fetvası veren Hadimli Mehmet Vehbi…
Bitmedi.

Nakşibendi Şeyhi

İşte… Mustafa Kemal’i Amasya’da karşılayıp “Bu Paşa bildiğimiz Paşalardan değil” deyip Sultan Beyazıt Camii’nde konuşma yapan Amasya/Karadeniz Vaizi Abdurrahman Kamil Efendi
– “Mademki, milletimizin şerefi, haysiyeti, istiklali tehlikeye düşmüştür, artık bu hükümetten iyilik ummak bence abestir. Yegâne çare-i halâs halkımızın doğrudan doğruya, hâkimiyetini eline alması ve iradesini kullanmasıdır…”
İşte… O zor günlerde evini Mustafa Kemal’e açan; Samsun’da Hacı Molla Dursun, Havza’da Sıtkı Hoca, Amasya’da Müftü Hacı Tevfik, Erzurum’da Hoca Raif, Sivas’ta Müftü Abdurrauf, Kırşehir’de Müftü Halil ve tehlikeli Erzincan, Erzurum, Sivas yolculuğunda Mustafa Kemal’i koruyan Nakşibendi Şeyhi Fevzi‘nin yiğitlikleri unutulabilir mi?
İşte… Tüm mal varlığıyla Kuva-yı Milliye safında yer alan ve hakkında idam kararı verilen Manisa Müftüsü Ali Efendi…
İşte… İzmir’de esir düşen Kuva-yı Milliyeci ailelerin geçimleriyle uğraşan Gözlüklü Hafız Ali…
İşte… Aydın bölgesinde -Demirci Mehmet ile Yörük Ali’yi barıştırıp- direnişi başlatan Hacı Süleyman Efendi…
İşte… Kuva-yı Milliyeci oldukları için Atina’ya sürülenler, Turgutlu Müftüsü Hasan Basri, Tekirdağ müftüsü Osman Nuri, Hoca Esat Efendi…

Bitmedi.

Bektaşiler-Mevleviler

İşte… Talat Paşa ve Enver Paşa’yı makamı Selamlık’da karşılayan ama, Mustafa Kemal’i karşılamak için ilk defa Bektaşlar mevkiine giden Hacı Bektaş Çelebisi Cemalettin Efendi‘nin “sizinleyiz Paşam” sözü unutulabilir mi? İstanbul’daki Merdivenköy’deki Bektaşi Tekkesi’nin gizli faaliyetleri unutulabilir mi?
İşte… Konya’daki yobaz isyanların bastırılmasında Mevlana Dergâhı postnişini Abdülhalim Çelebi desteği unutulabilir mi?
İşte… Anadolu’ya insan ve silah geçişi sağlayan Karakol Cemiyeti kurucusu Özbekler Tekkesi Şeyhi Ata Efendi‘nin yaptıkları unutulabilir mi?
İşte… İstanbul’daki “Mim Mim” kurucusu Gülşeni Dergâhı postnişini Hüseyin Hüsnü Efendi ve Hatuniye Dergahı Şeyhi Saadettin Efendi’nin Ankara’ya silah göndermeleri unutulabilir mi?
İşte… Ankara’da “Milli Alay” kurucusu -Atatürk’ün ilk Diyanet İşleri Başkanı- Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’nin mücadelesi unutulabilir mi?
İşte… Kuva-yı Milliye safında mücahit gibi çarpışan Eşme Müftüsü Hacı Nazif, Kütahyalı Abdullah Agarlı Hoca, Balıkesirli Hafız İbrahim, Eskişehir’de Müftü Mehmet Efendi, İzmir’de Mevlevi şeyhi Nuri Efendi, Burdur Müftüsü Halil Efendi, Diyarbakır Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kurucusu ulemadan Hamdi Efendi, Bitlisli Küfrevizade Abdülbaki, Zonguldak Müftüsü İbrahim Efendi, Erzurum’da Müftü Solakzade Sadık gibi yazmakla bitmez kahramanlarımız; tarihimiz onurlandıran din adamlarımız var bizim…

Hepsini bir ordu ve amaç etrafında birleştiren ve zafer kazanan Mustafa Kemal unutulabilir mi?
Dürrizadeler gibi Ali Erbaşlara da gereken dersi vereceğiz.

DİN & DİYANET DOSYASI : ATATÜRK’ÜN CAMİLERİ TAMİR ETTİRDİĞİNE DAİR 14 AYRI ARŞİV BELGESİ. (Tamamı Atatürk imzalı)


ÖZEL BÜRO NOTU : HER DÖNEM ATATÜRK’Ü VE DEVRİMLERİNİ SUİSTİMAL EDECEK YOBAZLAR ÇIKMIŞTIR. BUNDAN 100 ÖNCE DE BU İŞLER BÖYLEYDİ, BU KAFA İLE GİDERSEK 100 SENE SONRA DA AYNI OLACAK. AMA BİR TEK ŞEY DEĞİŞMEZ. O DA GERÇEK. YALAN BİR AN İÇİN ÇIKIŞ YOLU GİBİ DE GÖRÜNSE DE GERÇEĞİN KENDİSİ KARŞISINDA TUTUNAMAZ. ON BİNLERCE ŞERİATÇI, YOBAZ TAYFASI 7/24 TÜRKÜN TARİHİNE ALTERNATİF YARATMAYA ÇALIŞIRSA DA GERÇEK ORTADA OLDUĞU MÜDDETÇE ÇABALARI BEYHUDE OLACAKTIR. ONLAR SADECE KENDİLERİ GİBİ OLANLARI KANDIRABİLİR ANCAK. ATA’MIZA YAPILAN SALDIRILAR DA SADECE ATA’NIN HATIRASINI GÜÇLENDİRİR VE BİZLERİ DAHA ÇOK KENETLENDİRİR, BAĞLAR. ATA’NIN DİN DÜŞMANI OLDUĞU YALANI CUMHURİYET TARİHİ İLE EŞ DEĞERDİR. İŞTE BU BELGELERİ İLE BU YALANI SÖYLEYENLERN YÜZÜNE ÇARPIN. BİRAZ UTANMALARI VARSA SUSARLAR.

ATATÜRK’ÜN CAMİLERİ TAMİR ETTİRDİĞİNE DAİR 14 AYRI ARŞİV BELGESİ. (Tamamı Atatürk imzalı)

İÇİNDEKİ BELGELER

  1. BELGE 1 – Yıl 1929, Sultan Ahmet Camii’nin tamir ettirilmesi..jpg
  2. BELGE 2 – Yıl 1929, Edirne’deki 3 şerefeli cami kubbelerinin tamir ettirilmesi..jpg
  3. BELGE 3 – Yıl 1930, Fırtınadan hasara uğrayan camilerin tamiri için Edirne Vakıflar Müdürlüğü’ne 11.000 lira tahsisat gönderildiği..jpg
  4. BELGE 4 – Yıl 1931, İstanbul Eyüp Camii kurşun ve sıva tamiratının emaneten yaptırılması..jpg
  5. BELGE 5 – Yıl 1932, İstanbul Edirnekapı’daki Neslişah Camii’nin emanet usulüyle tamir ettirilmesi..jpg
  6. BELGE 6 – Yıl 1933, Babaeski’deki Cedit Ali Paşa Camii ile Manisa’daki Muradiye Camii’nin tamiri..jpg
  7. BELGE 7 – Yıl 1936, İstanbul’da 6 farklı camiin tamirinin emaneten yaptırılması..jpg
  8. BELGE 8 – Beyoğlu Ağa Cami’de Lefter adlı bir Rum’a satılmıştı. Caminin tamir belgesi..jpg
  9. BELGE 9 – Yıl 1936, Ankara’da tarihi kıymeti bulunan Cenabi Ahmet Paşa Camii’nin emaneten tamir ettirilmesi..jpg
  10. BELGE 10 – Yıl 1932, Ankara’daki Zincirli Camii tamiratının emaneten yaptırılması ve kıymetli eserlerin onarımı için bir uzman mimar çalıştırılması..jpg
  11. BELGE 11 – Yıl 1937, Çankırı Ulu Camii tamirinin emaneten yaptırılması..jpg
  12. BELGE 12 – Yıl 1937, Konya’daki İplikci Camii tamiratının emaneten yaptırılması..jpg
  13. BELGE 13 – Yıl 1938, İstanbul’da Azapkapı’daki Sokullu Cami’nin tamiratının emaneten yaptırılması..jpg
  14. BELGE 14 -Yıl 1938, İstanbul’daki Yeni Cami ve Süleymaniye Cami tamiratının emaneten yaptırılması..jpg

DOKUMANI PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ. ATATÜRK’Ü VE DEVRİMLERİNİ İSTİSMAR ETMEK İSTEYENLERE KARŞI ARŞİVİNİZDE BULUNDURUNUZ.