TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : Devlet hazırlığını yapıyor Hedef Süleymancılar ve Menzil


Devlet hazırlığını yapıyor Hedef Süleymancılar ve Menzil

Süleymancılık da diğer cemaat ve tarikatlar gibi Nakşibendiliğin Halidiye kolundan gelen ve siyasal iktidar olma hedefinde bir dinci yapıdır.

17 Ağustos 2019 Cumartesi 12:42

İlahiyatçı yazar Nazif Ay Süleymancılar ve diğer cemaatlerle ilgili bir yazı kaleme aldı.

‘Süleymancılık da diğer cemaat ve tarikatlar gibi Nakşibendiliğin Halidiye kolundan gelen ve siyasal iktidar olma hedefinde bir dinci yapıdır.’ diyen Ay, ‘FETÖ ve Menzil gibi devlet için tehlike barındıran Süleymancılar, bugün Amerika ve Avrupa’da en yaygın gizli cemaattır.’ dedi.

İşte o yazı;

Mavi takke takan ama hiç de Şirinler çizgi filmlerindeki sempatik kişiliği yansıtmayan bir cemaatten söz edeceğim size.

Süleymancılık, Silistre Türklerinden Süleyman Hilmi Tunahan isimli şahsa atfedilen tarikatın/cemaatin halk dilindeki kullanımıdır.

1991-92 yıllarında Bilecik’in Gölpazarı’nda öğretmenliğe başladığımda Süleymancıları yakından tanımaya başlamıştım. Dağ başında bir mevkide kurulmuş olan medreselerinde, köylerden topladıkları fakir çocuklara ilginç dinî eğitim ve öğretim veriyorlardı. Beni ve okuldaki öğretmen arkadaşlarımı zaman zaman yemeğe davet ediyorlardı. Kur’an kursundaki çocukların bezgin, solgun ve korkak tavırları dikkatimi çekiyordu. Bu yurtlarda yanarak ölen kız çocukları, kolunu kıyma makinesine kaptıran 12 yaşındaki çocuk gibi felaketler şimdiki gibi ayyuka çıkmamıştı. Ama şunları görebiliyordum, emekçi ailelerin çocukları için buralardan kaçış neredeyse imkânsızdı. Pahalı öğrenci yurtlarında kalabilecek ekonomik durumları zaten yoktu. Devlet yurdu deseniz esamisi bile okunmazdı. Çaresizliğin doğurduğu bir yapmacık çareydi bu yurtlar. Baskıyla ve şiddet uygulayarak bir öğrenciyi mümin haline getirme merkezleriydi.

O yıllarda aralarına girdikten sonra Süleymancılarla ilgili notlar almaya karar vermiştim. Gerçi Eyüp İmam Hatip öğrencisiyken onlarla alakalı bazı bilgiler edinmiştim, zira müdürümüz Fikri Yatı onları bize olumsuz genel hatlarıyla tanıtmıştı.

KAYNAK : https://www.siyasetcafe.com/suleymancilara-operasyon-sinyali-54216h.htm

HEDEFLERİ SİYASAL İKTİDAR OLMAK

Süleyman Tunahan tarafından kurulan Süleymancılar cemaati, önceleri Türkiye’nin her bölgesinde, daha sonraları dünyada Türklerin bulunduğu tüm noktalarda kurslarını açmış, tıpkı FETÖ ve Menzil gibi gizli ve tehlikeli bir örgütlenmedir. Süleymancılık da diğer cemaat ve tarikatlar gibi Nakşibendiliğin Halidiye kolundan gelen ve siyasal iktidar olma hedefinde bir dinci yapıdır.

Süleyman Hilmi’nin ana mesajının “Cehenneme sel gibi giden ümmetten kurtarabildiğini kurtarmak, bunun için de Süleymancı kurslarından yetişen insanların gittikleri her yerde Kur’an kursları açmaları” olduğu belirtilmektedir ancak aslında sosyal yaşamı ve çağdaş insani ilişkileri zehirleyip cehenneme çeviren bir yapı oldukları kuşkusuzdur.

Cemaat, Süleyman Hilmi Tunahan 1959 yılında ölünce, onun damadı Kemal Kaçar’ın önderliğinde faaliyetlerine devam etmiştir. Kemal Kaçar’ın 17 Haziran 2000 tarihinde vefat etmesi üzerine yerine Arif Ahmet Denizolgun geçmiştir. Denizolgun’un ölümünden sonra ise tarikatın faaliyetleri Alihan Kuriş kontrolünde yürütülmektedir.

EGE VE AKDENİZ’DE YOĞUNLAŞTILAR

Önceleri “Ehl-i Maneviyat Meclisi” adıyla toplantılar yapılırken, 1949 yılında Kur’an kurslarının kanunla açılması sonucu kurdukları Kur’an kursları yurdun her tarafına yayılmıştır. Süleymancılar, yoğun olarak Ege ve Akdeniz bölgelerinde yurtlar kurmuştur. Yurtdışında da dernekler kanunundan yararlanarak faaliyet göstermektedirler. Cemaatin birçok yayın organı vardır.

Süleyman Hilmi hakkında “Hatemül evliya (Allah’ın en özel kullarının sonuncusu)” tanımlaması yapan Süleymancılar, en büyük ve son şeyhin Süleyman Tunahan olduğuna, onun ilahi kahraman Mehdi makamında bulunduğuna ve kendilerinin de “Mehdinin ordusu”nu teşkil ettiklerine inanmaktadırlar.

Süleyman Hilmi’nin Mehdi olduğuna inanmayanların sapık olduklarına, cehenneme gireceklerine itikat etmektedirler. Kıyamete kadar başka bir veli/ermiş kişinin gelmeyeceğini ve diğer takrikatların geçersiz olduğunu savunurlar.

Süleymancılar, İmam Hatiplere karşı çıkmakta, hatip sözcüğünü Hatab (Odun) olarak kullanmakta, yani kelime oyunuyla İmam Hatiplilerle alay etmekte ve onları aşağılamaktadırlar. İmam Hatiplilerin “Deccala hizmet eden odunlar” olduğunu; İmam-Hatiplerin ve Yüksek İslam Enstitülerinin veya İlahiyat fakültelerinin “Deccal mektepleri” olduklarını ileri sürmektedirler.

CUMHURİYET İÇİN ‘FELAKET’ DEDİLER

Süleymancılar, Recep Tayyip Erdoğan’ı İmam Hatip geleneğinden geldiği için sevmeseler de, Fetullah Gülen cemaatinin stratejik hatalarını önceleri işlememişler, açıkçası AKP’nin oluşturduğu devlet organizmasına sivri dalışlar yapmamışlardır ama birtakım etkili kuruluş ve organlar oluşturarak devletin şahsı maneviyesine rakip pozisyon almaktan ve kapitalin karşı durulmaz getirisinden nemalanma arzusundan da geri durmamışlardır.

Uzun yıllar Süleymancıların liderliğini yapan Kemal Kaçar’ın yanındaki en kıdemli isimlerden eski subay ve avukat Hayrullah Karadeniz, Süleymancılar’ı anlattığı Sadık Güleç röportajında, İslam tarihinde ilk kadın kurslarını Süleymancıların açtığını ifade etmiş, söyleşinin devamında ise: “Elde kalan bürokratlar, mantıklı olarak kendine düşman olmayanlar arasından seçilir.

FETÖ’yü aradan çıkarırsa geriye onlar kalıyor. Diğer cemaatler de çok muhalif değildir zaten. Mahmut Efendi, Menzil, İskender Paşa cemaatleri AK Parti’ye yakın duruştalar. Bizim cemaatin mensuplarında politize olma hali yoktur” diyerek iktidarın sağladığı avantajlardan uzak ya da mesafeli olduklarını ileri sürse de durum hiç de öyle değildir.

Nurcuların Said Nursi hakkındaki iddiaları gibi, Süleymancıların da Süleyman Hilmi Tunahan’ın politik bir kişi olmadığı sözleri yalandır. 1989 yılında Nazlı Ilıcak, Kemal Kaçar ile (Tunahan’ın damadı ve tarikatın bir sonraki lideri) bir röportaj yapmıştı.

Röportajda Nazlı Ilıcak’ın “Süleyman Efendi Meşrutiyet’e karşı mıydı?” sorusuna şu şekilde cevap veriyordu Kemal Kaçar:

“Tabii. Çünkü Meşrutiyet demokratik bir hareketten ibaret değildi. Bunu anlamak lazım. 1908’de Abdülhamid’i tahttan indirdiler. 1910’da Trablusgarp gitti. 1912’de Edirne’den yukarıya doğru bütün Rumeli gitti. 1914’te Birinci Cihan Harbi’ne girildi. 1918’ de Misak-ı Milli hudutları içinde memleketi kurtarmak için harekete geçildi. Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya yönelik bir hareket. Süleyman Efendi Meşrutiyet’in arkasından felaket geleceğine inanırdı. Nitekim bu, fiilen tahakkuk etti.” Tunahan’ın felaket diye adlandırdığı şeyin 1923 Cumhuriyeti olduğu belliydi. Burada ilginç bir benzerlikten söz edeceğim. Said Nursi de kendi ölümünden sonra bir felaket olacağını ileri sürmüş, onun ölümünden sonraki 27 Mayıs 1960 Askeri Harekâtının bu felaket olduğu kanısı nurcular arasında yaygındır.

ABD VE AVRUPA’DA YAYGIN

Uzun yıllar kendilerine desteğinden dolayı, nurcuların çeşitli fraksiyonları gibi Süleymancılar da hep sağ partileri desteklemişlerdir. Tunahan’ın ölümüyle beraber postuna Kaçar oturmuştur ve tam üç dönem (65/69 MP,69/73 AP, 77/80) Adalet Partisi milletvekilliği ve Avrupa Konseyi üyeliği yapmıştır.

Kaçar’dan sonra liderlik tahtına oturan Arif Ahmet Denizolgun (Tunahan’ın torunu) 20. dönem Refah Partisi Antalya milletvekili ve Ulaştırma Bakanı olmuş, eş zamanlı NATO Komisyon Başkanlığını da ifa etmiştir. 1999 DYP’den, 2002 ANAP’tan ve 2007 DYP’den aday olmuştur.

2014 seçimlerinde CHP ile masaya oturmuş ama oradan bir anlaşma çıkmamıştır. AKP Milletvekili Mehmet Beyazıt Denizolgun kardeşidir.

Bugün Amerika ve Avrupa’da en yaygın gizli cemaat Süleymancılardır. Bir din görevlisi onlardan referans almaksızın asla hiçbir camide görev yapamaz, özellikle İngiltere’de. Kuzey Avrupa ülkeleri tüm İslami yapılardan birer temsilci aldığı halde İngiltere ile birlikte diğer Avrupa ülkelerinde ibadet merkezleri Süleymancılara teslim edilmiş durumdadır. Bu noktada Uğur Mumcu’nun Rabıta adlı kitabındaki ‘Süleymancı-Mason İşbirliği’ yazısını tavsiye ederim.

SÜLEYMANCILARI NASIL TANIRSINIZ?

Ayrıca size bir Süleymancıyı nasıl tanıyabileceğinize dair sadece iki kopya vereyim.

Süleymancı kadınların başörtü şekli, yüz çevresi Ramses’in başını çevreleyen örtü gibi üçgen görüntüsünde, boğaz tarafı alt alta yumru gibi iki boğumlu düğüm halinde olur. Süleymancılar dua ederken avuç içlerini birleştirirler, serçe parmaklarının birbirine kilit yaparlar ve avuçlarını yüzlerine yakın tutarak tuhaf ve diğer cemaat ve tarikatlarda görülmeyen ritüellerini gerçekleştirirler.

Şimdiyse sonuç olarak en vurucu ifadelerimi kullanacağım.

Hatırlarsanız aylar önce, tüm İslamcı gruplara devletin operasyon yapacağından ama bu operasyonlar sonucu ayakta kalacak tek cemaatin siyasal İslam’ın müntesibi bulunduğu İskenderpaşa cemaati olacabileceğinden söylemiştim

DEVLET GEREKENİ YAPACAKTIR

Peki, bana cemaat ve tarikatlara dair bu öngörülere nasıl sahip olduğumu sorarsanız cevaplayayım. Hiçbir devlet kendine rakip olabilecek bir çıkar grubuna razı olmaz ve toleranslı davranmaz. Devlet mekanizmasında buna işaret eden genel hukuk kuralı şudur: “İktidar için men-i iştirak ve reddi müdahale esastır”, yani “İktidarlar gücünü, otoritesini ve egemenliğini hiçbir ayrı güçle birleştirmeyeceği gibi, iktidarına tehlike arz eden bir şirki, bir ortağı ve bir şirketi ortadan kaldırır. İktidarının sınırına gelen organizasyonlara müdahale edip operasyon düzenler”. Bu gerçeği bilen yargı, yürütme ve yasama organlarının, Anayasa’dan aldıkları güç ve ilhamla harekete geçeceğinden zerre miktar şüphem yoktur. Devletin, devrim yasalarından Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanununa muhalefet eden dalalet yuvalarını dağıtacağına inancım tamdır.

Ciddi devlet ricalinin, Tevhidi Tedrisat kanunlarını ortadan kaldıran Cumhuriyet muhaliflerine gereken karşılığı vereceklerine dair itimadım sarsılmaz özelliktedir. Üstelik devletin işlevselliğine müdahalede bulunmaya ya da kısmi olarak etkinliğini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme cürümleri Anayasa’yı ilgaya kalkışmadır ki, bir büyük devletin söz konusu suçlara göz yumması asla mümkün değildir.

Tarikat ve cemaat denen ve halkın maneviyatından beslenip maddi baronluğa yükselen asalak dinci teşekküllerin teşebbüslerine tanık olan her devlet bu durumdan vazife çıkarır ve gereken etkin refleksi gösterir.

Geçmişte devletin kılcal damarlarına ve hassas kurumlarına sızan FETÖ ile ilahi kahraman pozları eşliğinde Boğaz’da sefa süren Adnan Oktarcılar operasyon yedi, hatta küçük çaplı da olsa Haydar Baş cemaatine ayar verildi.

Şimdiyse ufukta “MAVİ TAKKELİ SÜLEYMANCILARA OPERASYON” görülüyor.

Onun ardından, “FİTNE MERKEZLİ VE HİZBULLAH’A ENDEKSLİ MENZİL” ocağına operasyon geleceğini tahmin etmek hiç de zor değil, çünkü Fetö üyelerinin bir kısmının bugün Süleymancılar ile Menzilcilerin içinde kolonileştiği duyumu her kesimde seslendirilmektedir. Sürecin devamında, Işıkçılar ve Nurcular dahil olmak üzere bütün tarikat ve cemaatlere Redd-i Müdahalenin gereği yapılacaktır.

O halde ne diyelim!

Devletin etkinliğinin gerektiği alanlara müdahil olmaktan geri durmayan dinci muzır organizasyonlara kesinlikle izin verilmemelidir.’

MİLLİ SANAYİ DOSYASI : DEVLET İŞLETMELERİ KAÇA SATILDI ???


DEVLET İŞLETMELERİ KAÇA SATILDI ???

KAYNAK : https://kuramsalaktarim.blogspot.com/2019/07/devlet-isletmeleri-kaca-satildi.html?fbclid=IwAR3R7J3tM9mfYCTLTiauSfF2xdGisP73HHddrNnvkCUP5YwJYTsTSk9tHoI#more

Türkiye’de son 20 yılda yoğun biçimde özelleştirme yapıldı yani kamu malları satıldı. Bunu yapanlar; ulusal çıkarları ve kamu yararını gözetmediler. Büyüğüne küçüğüne bakmadan, üretim yapanlar dahil 890 kamu malını, değerlerinin çok altında sattılar. Bunu yaparken, verilen bir görevi yerine getirir gibiydiler. Söz ve davranışlarına sınır koymuyor, uyarıları dinlemiyorlardı. ANAP’ın Devlet Bakanı Eyüp Aşık, “TEKEL’i çöpüne kadar satacağız” derken; 57.Hükümet’in Devlet Bakanı Yüksel Yalova, “özelleştirmeye inanmayan genel müdürü görevde tutarsam vatana ihanet etmiş olurum” diyordu. AKP’li Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “Babalar gibi satarım, parayı veren düdüğü çalar. Sümerbank’ı tarihten sildik” gibi sözler söylüyordu.(x)

Satışlara Karar Verenler

Türkiye’deki özelleştirmelerin hemen tümü, Dünya Bankası’nın, bağlı olarak Amerikan danışmanlık şirketlerinin belirleyiciliği ve yönlendiriciliği altında yapıldı. Bunlardan BOOZ–Allen ve Hamilton TCDD, CS Firs Boston Erdemir, Price Waterhause Sümerbank, Samuel Montaqu Petkim, Chase Manhattan Bank Tüpraş, Solomon Brothers Petrol Ofisi, Department of Employment Education and Training (DEET) Kardemir ile “ilgilendi”. Danışmanlık firmaları bunlarla sınırlı değildi ve sayıları çok fazlaydı. Türkiye’de hemen her iş için, bir yabancı ‘danışman’ firma vardı. Petkim’in mali ‘danışman’ firmaları Samuel Montaqu ve Deloite Trouche, teknik danışmanı ‘Trichem ve Chem Systems’, ÖİB’nin ‘kuramsal danışmanı’ Mc Kinsey, ‘Özelleştirme Uygulamaları Teknik Yardım ve Sosyal Güvenlik Ağı Projesi Danışmanı’ Coopers & Lybrand ’dı..

AKP ve Özelleştirme

Bugüne dek yapılan özelleştirmelerin yüzde 88’i AKP hükümetlerince yapıldı. Kar edenler başta olmak üzere işletmeler, düşük bedellerle satıldı. İlk ödemenin önemli bir bölümü, satılan işletmenin parasıyla yapıldı. Alıcılar, genel bir tutum olarak; aldıklarını bir süre sonra daha yüksek bedellerle başkalarına sattılar.

Örneğin, 16 alkollü içki işletmesi, stokları ve tüm varlıklarıyla 2004 yılında 292 milyon dolara satıldı. Alıcı firma MEY İÇKİ adını verdiği şirketi 2 yıl sonra 2006’da 810 milyon dolara sattı. Alıcı bu kez, Texsas Pasific Group adlı Amerikan ortak girişimiydi. Texsas Pasific, MEY İÇKİ’yi 5 yıl kullandı ve 2011 yılında İngiliz Diageo şirketine 2 milyar yüz milyon dolara sattı.1

Kamu işletmelerinin satışını, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) yapar. Bu kurumun yöneticileri, akçalı işlere bulaşmış politikacılar için önemlidir. Buraya en güvenilir kadroları getirirler. Saydamlığın birincil olduğu söylenir ancak kimi bilgiye ulaşılamaz.

Metin Kilci, 2003-2009 yılları arasında ÖİB Başkanlığı yapan ve “bir ya da birkaç yıllık kârına satılıyor diye özelleştirmeden vazgeçmeyeceğiz; üstelik kâr eden kuruluşlar daha kolay satılıyor” diyen bir kişidir. Başkanlığı dönemindeki 6 yılda, 1986-2014 arasındaki 28 yılda yapılan tüm özelleştirmelerin yüzde 52’sini gerçekleştirmiş. PETKİM, Seydişehir Aleminyum, TÜRK TELE-KOM, TÜPRAŞ, Başak Sigorta, ERDEMİR, ETİ Bakır, ETİ Gümüş, Elektrik Dağıtımı, ETİ Krom gibi stratejik KİT’ler, önemli limanlar onun döneminde satılmıştır.2

Sudan Ucuz

Fruko-Tamek’in yüzde 36 hissesi, 1.7 milyon dolara satıldı. Alıcı firma, bu hisseleri iki yıl sonra 100 milyon dolara sattı.3

Başarılı bir madencilik şirketi olan KÜMAŞ, 108 milyon dolara satıldı. Oysa KÜMAŞ’a maden rezervleriyle birlikte 182 milyon dolar değer biçilmişti.4

Orman ürünleri işletmesi ORÜS, satış için biçilen değer 87.5 milyon dolarken 19.2 milyon dolara satıldı.5

SEKA Balıkesir İşletmesi, 1.1 milyon; Amasya Şeker, 1.25 milyon dolara satıldı. Üretim yapan bu iki işletme, İstanbul’da ortalama bir daire fiyatına satılmıştı.

12 termik santralin işletme hakkı, 20 yıllığına ve 1.6 milyar dolar karşılığında “özelleştirildi”. Santralların yıllık kârı 750 milyon dolardı. Santrallar iki yıllık kârına karşılık 20 yıllığına elden çıkarıldı.6

Petrol Ofisi Anonim Şirketi (POAŞ), 1.26 milyar dolara satıldı. Borsa değeri 4 milyar 521 milyon dolar olan POAŞ’ın bankalarda 379 milyon dolar parası vardı. O parayla birlikte satıldı.(5) 1709 istasyonu olan bu büyük işletme, 2017 yılında 1.62 milyar dolara Hollandalılara satıldı.7

TEKEL

Her yıl yüksek kar eden ve hazineye önemli oranda kaynak aktaran TEKEL, gerçekten “çöpüne kadar” satıldı. İlk satış alkollü içkiler bölümünde oldu. 16 alkollü içki işletmesi, stokları ve tüm varlıklarıyla 2004 yılında 292 milyon dolara satıldı. Alıcı firma MEY İÇKİ adını verdiği şirketi 2 yıl sonra 810 milyon dolara Texsas Pasific Group’a sattı. Texsas Pasific, MEY İÇKİ’yi 5 yıl kullandı ve 2011 yılında İngiliz Diageo şirketine tam 2,1 milyar dolara sattı.8

TEKEL Sıgara’yı bir milyar 710 milyon dolar teklif veren İngiliz Brıtısh American Tobacco şirketi aldı. Bu satışla birlikte; altı büyük ve modern fabrika, 110 yaprak tütün işletmesi, 84 pazarlama müdürlüğü, 19 alkollü içki üreten tesis, 10 tuz işletmesi, 1 kibrit fabrikası, 1 ambalaj fabrikası, 1 viskoz fabrikası yabancıların mülkiyetine geçti.9

Eti Holding

Eti-Gümüş, 20,6 milyon doları peşin ödenme koşuluyla 41,2 milyon dolara satıldı. Sözleşme tarihinde, kasasında; 17,9 milyon doları nakit, 2,67 milyon doları gümüş stoğu (11 ton) olmak üzere 20,6 milyon dolarlık taşınır değeri vardı. Eti-Gümüş, peşin ödeme miktarı kadar olan bu değerle birlikte satıldı…10

Stratejik önemi olan Eti Holding’in diğer kuruluşları; Eti-Elektrometalurji, Eti Krom ve Eti Bakır’daki uygulamalar ayrımlı değildi. Eti-Elektrometalurji, 6.1 milyonu peşin 15,3 milyon dolara satıldı. Kasasında 2 milyon dolar nakit, işletmede 3,4 milyon dolarlık stoğu vardı. 58.1 milyon dolara satılan Eti Krom’un, yalnızca bir yıllık ihracatı 60 milyon dolardı.11 13,2 milyon dolar peşinatla satılan Eti Bakır’a, devlet işçi ödemesi adı altında 5,06 milyon dolar aktarmıştı.12

Alıcı firma, Eti-Metalurji’yi almak için para ödemediği gibi üstüne para almıştı.13 13,2 milyon dolar peşinatla satılan Eti Bakır’a, devlet yine işçi ödemesi adı altında 5,06 milyon dolar aktarmıştı.14 Eti Krom, 29,025 milyon dolar peşinatla satılırken kasasında 18,9 milyon doları bulunuyordu.15

Türkiye’de “birincil aliminyum üreten tek kuruluş” olan Eti Seydişehir Aliminyum, tüm mal varlığı ve maden rezerviyle birlikte 305 milyon dolara satıldı. Mühendis odaları, sendikalar ve Seydişehir halkı, Eti Aliminyum’un özelleştirilmesine şiddetle karşı çıktı. Kuruluş, 2004’de 26,5 milyon dolar kâr etmişti.16

Satıştan bir süre önce alınan bir kararla Oymapınar Elektrik Santralı Eti Aliminyum’a devredilmişti.17 Oymapınar Barajı bu bedelin içindeydi.

İletişim

Ulus-devlet yapısı için stratejik önemi bulunan Telekom’un, karar yetkisine sahip yüzde 55’lik hissesi, Lübnanlı bir şirkete satıldı.

Yüzde 20’si peşin, kalanı beş yılda eşit taksitle ödenecekti. Telekom’un yalnızca 2005 karı 3.3 milyar dolardı18 ve satış günü kasasında 1,64 milyar dolar nakit parası vardı.19 Alıcı firma, 1 milyar 310 milyon dolar tutan peşinatı, Telekom’un kendi parasıyla karşılıyor, üste de 330 milyon dolar almış oluyordu.

Fabrikalar, Oteller, Daireler, Gemiler

İşletmeler: PETKİM 2.05 milyar, İzmir Limanı 1.27 milyar, ERDEMİR 2.9 milyar (% 46), SEKA Aksu İşletmeleri 3,5 milyon, TÜPRAŞ 4.14 milyar (% 51), 21,8 milyon, TÜPRAŞ 453,9 milyon dolar.

Oteller: Emekli Sandığı İstanbul Hilton Oteli 255,5 milyon, E.S.İzmir Büyük Efes Oteli 121,5 milyon, İstanbul Ataköy Otelcilik 62,7 milyon, E.S.İstanbul Tarabya Oteli 145,3 milyon, E.S. Bursa Çelik Palas 38,9 milyon (emlakçılar bu otellerin arsa değerlerinin çok daha yüksek olduğunu söylüyor).

Deniz Ulaşım Araçları; Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) Karadeniz Yolcu Gemisi 4,2 milyon, TDİ Ankara Feribotu 2,5 milyon, TDİ Samsun Feribotu 2,5 milyon, TDİ Turan Emeksiz Yolcu Gemisi 0,1 milyon (yüzbin dolar), İstanbul Şehir Hatları Hiz. Tüm gemiler 21,8 milyon dolar.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, özellikle arsa ve daire satışlarına yönelik ayrıntılı bilgi vermemekte, başvuruları yanıtsız bırakmaktadır. Bunun nedeni, satış bedellerinin düşüklüğü ve alanların bilinmesinin istenmesi olabilir. Her nasılsa Bursa’da 3 dairenin, alanları değil ama satış bedelleri verilmiş; 32 360, 44 469 ve 48 439 dolar.20

Yoğunluk

Özelleştirmelerin en yoğun dönemi AKP’nin yönetimde bulunduğu dönemde oldu. 2002-2013 arasındaki 11 yılda; içinde rafineriler, demir çelik tesisleri ve limanların da olduğu tam 890 kamu malı satıldı. Özelleştirme idaresi verilerine göre, 2002’den önce satılanlarla birlikte 62 milyar gelir elde edilmiş, bunun 15.5 milyar doları masrafa gitmişti.21 Geri kalan paranın nerelere harcandığı tam olarak öğrenilememiştir.

DİPNOTLAR

(×) Hürriyet, 12 Ağustos 1998; Ali Rıza Aydın, http://www.odatv.com ve Ali Rıza Aydın, www.odatv.com

1 “Özelleştirme Karşıtı Görevde Kalamaz” Cumhuriyet 17.11.1999

2 “ÖİB Yardımıyla Özelleştirme” Murat Kışlalı, Cumhuriyet 20.06.2005

3 “KİT Sisteminin İktisadi Değerlendirmesi Nicel İrdeleme, Özelleştirme Sorunları ve Politika Seçenekleri-Özet Rapor” KİGEM 1997, sf.33

4 a.g.e. sf.34

5 “KİGEM Özet-Rapor” 1997, sf.32

6 a.g.e. sf.32

7 “Petrol Ofisi Hollandalılara Satıldı”, www.sozcu.com.tr

8 Ali Rıza Aydın, www.odatv.com

9 Ahmet Atalık www.karabasan.net

10 “ÖİB Yardımıyla Özelleştirme” Murat Kışlalı, Cumhuriyet 20.06.2005

11 “Eti Krom’un Özelleştirilmesi Mahkemeye Taşınıyor” www.huriyet.com.tr

12 “ÖİB Yardımıyla Özelleştirme” Murat Kışlalı, Cumhuriyet 20.06.2005

13 a.g.g. 20.06.2005

14 a.g.g. 20.06.2005

15 a.g.g. 20.06.2005

16 Makine Mühendisleri Odası Basın Açıklaması, 09.06.2005 http//www.mmo.org.tr

17 www.mmo.org.tr

18 “AKP Hangi Yıl Ne Sattı” www.turkomadia.org

19 “Telekom’da Özelleştirmenin Ardındaki Gerçekler” Erinç Yeldan, Cumhuriyet 06.07.2005

20 “ÖİB Yardımıyla Özelleştirme” Murat Kışlalı, Cumhuriyet 20.06.2005

21 www.oib.gov.tr.

ESPİYONAJ DOSYASI ///// YILDIRIM KOÇ : Yabancı bir devletten para almak niçin yanlış ?


YILDIRIM KOÇ : Yabancı bir devletten para almak niçin yanlış ?

Devletler arasındaki ilişkiler dönemsel ve genellikle geçici ittifaklara dayanır. Her devlet, haklı olarak, kendi çıkarlarını savunur ve geliştirmeye çalışır. Her devlet, ilişki içinde bulunduğu veya bulunabileceği ülkeler hakkında istihbarat toplayarak, karşısındaki gücü iyi tanımaya ve belki de bu ülkedeki bazı gelişmeleri etkilemeye çalışır.

Devletler, bu amaçla, diğer ülkelerde kişiler ve kurumlarla “dostça” ilişkiler kurmayı hedefler. Bu “dostça” ilişkilerle ülkedeki ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelere ilişkin mümkün olan en doğru bilgileri (istihbaratı) edinmeye çalışır.

TÜRK’E VERİLMEYEN BİLGİ AMERİKALI’YA VERİLİYORDU

1970 yılında ODTÜ Ekonomi ve İstatistik Bölümü’nde öğrenciydim. Toprak reformuyla ilgili bir ödev yapıyordum. Bu konuda ABD’nin yaklaşımlarını öğrenmek istedim. Ankara’da Cinnah Caddesi’nin Kavaklıdere tarafında ABD devlet kurumlarından AID’nin (Uluslararası Kalkınma Ajansı) binası vardı. Buraya gittim. Bu konuda yapılmış (halen sakladığım) bazı araştırmalarını aldım. Bu belgeleri alırken bana AID’de staj yapma önerisinde bulundular. Vaktimin olmadığını, başka bir arkadaşımı önerebileceğimi söyledim. Kabul ettiler. Aynı bölümden bir arkadaşım AID’de staj yapmaya başladı. Bu yıllarda Türkiye’de köylerdeki toprak mülkiyeti yapısının incelendiği Köy Envanter Etüdleri yayımlanıyordu. Her il için ayrı bir kitap basılıyordu. Ancak o zamanki 67 ilin bir bölümüne ilişkin belgeler yayımlandıktan sonra, bunların “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle, yayım durduruldu. Bir gün AID’de staj yapan arkadaşıma uğradım. Önünde, biz Türklerden gizlenen 67 ilin Köy Envanter Etüd sonuçları tablosu vardı. Toprak mülkiyetinin dağılımına ilişkin o tablonun fotokopisini çektim. Hâlâ saklarım. Amerikan istihbaratçıları, Türkiye’de toprak mülkiyeti konusunda bile araştırma yapıyorlardı; onların istihbarat çalışmasının bir parçası buydu.

‘GÜVENİLİR’ TEMASLAR

Herhangi bir olaya veya olguya müdahale edecekseniz, onu iyi tanımak zorundasınız. Bu da ancak istihbaratla olur. Onun için yabancı istihbarat örgütleri, milyonlarca dolar harcayarak, Türkiye’nin yapısını ve dinamiklerini incelemeye çalışıyor; bu konularda politika belirleyicilerine raporlar sunuyor.

Günümüzde istihbaratçıların çalışma tarzı eskisinden çok farklı.

Yabancı bir istihbaratçı, “güvenilir” temas noktaları bulmaya çalışır. Bu “güvenilir” insanlar çeşitli araçlar kullanılarak “güvenilir” hale getirilir. Bazen bir yurtdışı gezisi, bazen çocuklarına yurtdışında sağlanan bir burs, bazen proje adı altında para verilmesi. Bu ve benzeri katkıların karşılığında kendisinden beklenen, istenilen konularda gelişmelerin izlenmesi, gözlemlerin ve araştırmaların aktarılmasıdır. Diğer bir amaç da, parayı verenlere karşı hasmane tavırların alınmasının önlenmesidir. Örneğin, eğer ABD’den doğrudan veya dolaylı yollardan para alıyorsanız, Amerikan emperyalizminden söz etmezsiniz, ABD emperyalizmine karşı çıkmazsınız, çıkamazsınız. Eğer Avrupa Birliği’nden doğrudan veya dolaylı yollardan para alıyorsanız, AB emperyalizmini görmezden gelirsiniz; AB’nin emperyalist olduğunu söyleyenlere karşı tavır alırsınız, AB’nin savunucusu olursunuz.

Eğer Türkiye’nin milli çıkarları ile ABD’nin veya AB’nin milli çıkarlarının temel noktalarda çatışmadığı ve hatta bir ölçüde uyumlu olduğu dönemlerde yaşıyorsanız, emperyalistlerin “güvenilir” insanı olmak kolaydır ve genellikle bedel ödettirmez. Ancak eğer Türkiye’nin milli çıkarları ile ABD ve AB emperyalizmlerinin çıkarları tam bir çatışma halindeyse, emperyalistlerin “güvenilir” insanı olmak sıkıntılıdır ve tehlikelidir. Günümüzde böyle bir süreci yaşıyoruz.

Günümüzde Türkiye’de halkımızın çok büyük çoğunluğu ABD’ye ve bir ölçüde AB’ye karşı. Bu karşıtlığın bilinçli bir emperyalizm karşıtlığına dönüştürülmesinde en önemli engellerden biri, hâlâ sayıları epeyce olan “güvenilir” insanlar. Bunların tespit edilmesinde kullanılabilecek en önemli ölçüt de para ilişkileri.

Emperyalistlerden kim para alıyor? Emperyalizme karşı nasıl tavır takınıyor?