DEVLET KURUMLARI DOSYASI /// Prof. Dr. Ümit Özdağ : Süleyman Soylu’ya Sorular


Prof. Dr. Ümit Özdağ : Süleyman Soylu’ya Sorular

21 Kasım 2019

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.

Bakan Süleyman Soylu, bütçe komisyonu konuşmasında “gerçek rakamları konuşalım” dedi. “5 milyon 74 bin yabancı uyruklu var” dedi. Bunun 3.6 milyonu Suriyeli imiş. 1 milyonu öğrenciler, yabancı şirket veya konsolosluk çalışanları; 324 bini ise uluslararası koruma başvuru ve statü sahipleri varmış. Uluslararası koruma başvuru ve statü sahipleri ile kastedilen mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma altında olanlar.

Türkiye’de 148 bin yabancı öğrenci var. Türkiye’de çalışma izni almış yabancı sayısı Türk ve yabancı firmalarda çalışan 2011’den itibaren 360 bin kişi. Bu hesaba göre 500 bin konsolosluk çalışanı var.

Madem gerçekleri konuşuyoruz. Erdoğan’ın açıkladığı 3.6 milyon Suriyeli dışında var olan 350 bin Suriyeli Kürt son 2 haftada buharlaştı mı? Onlar geçici sığınmacı değil mi? Türkiye’de Suriyelilerden sonra ikinci büyük grup olan ve ayda 10 bin tanesinin sınır dışı edildiği Afganlardan neden bahsedilmedi? Afgan sayısını Birleşmiş Milletler (BM) 196.919 olarak veriyordu. Şimdi durum nedir? 3. Büyük grup olan İranlılar, 4. Büyük grup olan Iraklılardan neden bahsedilmedi sayıları verilmedi?

3.6 milyon kayıtlı Suriyeli ve 350 bin Suriyeli Kürt dışında Türkiye’de ne kadar kayıtsız Suriyeli olduğu hakkında İç İşleri Bakanlığı’nın hesaplanmış tahmini nedir? Örneğin, Ali Yerlikaya Gaziantep valisi iken Gaziantep’te 12 Kasım 2017’de “Gaziantep’te resmi kayıtlara göre 343 bin Suriyeli var. Ancak rakamlarda kayıt eksikliği var. Bize göre bu sayı 110 bin daha fazla” diyerek, kayıtsızlığın büyüklüğünü ifade etti. Mersin’de 207 bin kayıtlı, 200 bin kayıtsız Suriyeli var.

Ayrıca Asya ve Ortadoğu’nun değişik bölgelerinden gelen ve gelmeye devam eden 1.4 milyon sığınmacı da Anadolu’ya yönelik başka bir göç dalgasını temsil etmektedir.

Özetle, 2019 yılı itibarı ile Türkiye’de 6.7 milyon sığınmacı bulunmaktadır. Bu rakam Türkiye nüfusunun %8.6’sına eşittir. Dünya da en fazla sığınmacı Türkiye’de yaşamaktadır.

Ortadoğu ve Batı Asya’nın kavimleri Türkiye’nin milli kimliğini tehdit eder şekilde stratejik göç mühendisliği ile harekete geçirilmiştir. Stratejik göç mühendisliği konusunda çalışmalar yapan Kelly M. Greenhill, stratejik göç mühendisliğini şöyle tanımlamaktadır: “Stratejik göç mühendisliği tabiri, devletler ya da devlet dışı aktörler tarafından, belli bir bölgede yaşayan nüfusun güçlendirilmesi, zayıflatılması ya da muhtevasının değiştirilmesini sağlayan yollarla, askeri ve siyasi amaçlar dahilinde kasti şekilde yaratılmış iç ve dış göçleri ifade ediyorMühendislik eseri göçleri yaratan araçlar, tehditten askeri güç kullanımına, kazanç vaadinden finansal teşviklere, hatta normalde kapalı olan sınırların açılıp basitçe geçişin kolaylaştırılmasına uzanan geniş bir skalayı kapsıyor.” [1]

Bugün Türkiye böyle bir süreci yaşamaktadır. ABD, AB, İsrail, PKK, İŞİD Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de kalmasını istemektedir.

AKP’nin Suriyeli sığınmacılar politikası Türk halkını belirsizlik içinde bırakarak, uyutarak, Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını sağlamaya yöneliktir. Şeref Malkoç 2017’de “Ne kadar teşvik edersek edelim Suriyelilerin yüzde 80’i kalacak” diyordu. 2018’de ise “Büyük devlet olmak için büyük nüfusa ihtiyaç var. Suriyeliler Türkiye için büyük fırsata dönüşebilir.” Eski Tarım Bakanı Fakıbaba ise “Biz Suriyelilere biraz destek verirsek Türkiye’nin sulanabilir arazileri ile her şeyi yapabiliriz. Ben bunu yüzde yüz ile de çalıştırabilsem benim işsizlik oranım bitecek. Biz dışarıdan şu an 3,5 milyon bizim Suriye’den gelen misafirlerimiz var, kendileri gitse biz onları göndermeyeceğiz, bizim ihtiyacımız var.”

Hürriyet gazetesinden Hacer Boyacıoğlu, 4 Temmuz 2016’da Suriyelilere vatandaşlık verilmesi programının detaylarını haberleştirdi. O tarihte biyometrik kimlik verilen 2 milyon 746 bin Suriyeliye, topluma entegrasyonları sağladıktan sonra vatandaşlık hakkı tanınmasının planlandığını belgeleri ile açıkladı. Türk vatandaşlığı koşullarının, Suriyeliler için esnetilmesi için Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü’nce bir çalışma yürütülüyor. Entegrasyonda ‘Türkiye’deki Suriyelilere yönelik Politikalar ve Stratejiler İçin Çerçeve Belgesi’ne göre, 7 bakanlık ana sorumlu kurum, 14 destek kurumu, STK’lar ve özel sektörün katkısıyla yürütülen çalışmayla Suriyelilerin entegrasyonu, ‘sığınma, eğitim, sağlık, ekonomik ve çalışma hayatı, sosyal uyum, yerel yönetimler, güvenlik, sivil toplum’ gibi 8 ana dalda eğitim çalışmasıyla sağlanacakmış.

Suriyeli sığınmacılar için sadece vatandaşlık kriterleri tespit edilmekle kalmamış, Suriyeliler için kapsamlı yerleşim planlarının yapılmasına başlanmıştır.

Örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından 2017’de hazırlanan ve Bakanlık internet sitesine konulan “Kilis İli 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı-Açıklama Raporu”nda Kilis’e gelen Suriyelilerin en az yarısının Kilis’e yerleşecekleri öngörülmüştür. Kilis’in gelecek planlaması buna göre yapılmıştır. Artık devlet kurumları açık bir şekilde Suriyelilerin Türkiye’de yerleşeceğini söylemenin ötesinde bunun mekânsal planlamasını da yapmaktadırlar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı plana göre, 2040 yılında Kilis Türk kenti Kilis değil, Arap kenti “Yeni Ayn El Arap” olacaktır.

Keza İç İşleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 96. Maddesi 1 fıkrası gereği hazırlanan ve kamuoyundan gizli tutulan “Uyum Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı-2018-2023” Türk halkını Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını kabullenmesi için yapılması gereken psikolojik operasyonu planlayan belgedir. Belgenin Stratejik Amacı daha birinci maddesinde “Göçmenlere yönelik toplumsal kabul düzeyinin güçlendirilmesi ve göçmenlere yönelik olarak toplumsal kabulü artırmak için gerekli tedbirlerin alınması.” Bu tür belgelerin hazırlanması, Türkiye’ye yönelik göçleri daha da artıracaktır. Küresel ısınma, kuraklık ve politik istikrarsızlıkların göçleri teşvik ettiği bir dönemde Türkiye kendisine yönelik göçleri teşvik edici değil, caydırıcı bir tavır almalıdır.

Peki, Suriyelilere ve diğerlerine vatandaşlık verilirse gelecekte nasıl bir nüfus dengesi ortaya çıkar?

2019 – 3.8 milyon Suriyeli Sığınmacı

Kayıtlı 3.8 milyon Suriyeli, Türkiye nüfusunun %4,63’ünü teşkil ediyor. Bugün Türkiye’deki yaklaşık 21.5 kişiden 1’i kayıtlı Suriyeli sığınmacıdır.

2040 – 3.8 milyon Suriyeli Sığınmacı, 7.460.000’e Ulaşacaktır

Kayıtlı 3.8 milyon Suriyeliden yola çıkarsak, 2040 yılında bu sayı yaklaşık 7.460.000 seviyesine ulaşacaktır. Bu sayı, 2040 yılında Türkiye nüfusunun yaklaşık %8’ini teşkil edecektir. 2040 yılında Türkiye’deki her 13 kişiden 1’i Suriyeli sığınmacı olacaktır.

2019 – 5.3 milyon Kayıtlı/Kayıtsız Suriyeli Sığınmacı

Kayıtlı ve kayıtsız toplam 5.3 milyon Suriyeli, Türkiye nüfusunun %6,46’sını teşkil ediyor. Bugün Türkiye’deki her 15.5 kişiden 1’i kayıtlı veya kayıtsız Suriyeli sığınmacıdır.

2040 – 5.3 Milyon Suriyeli Sığınmacı 10.405.000’e Yükselecek

Kayıtlı veya kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacı Türkiye’de kalırsa 2040 yılında Türkiye’deki Suriyeli Arap kökenli insan sayısı (ve muhtemelen ne yazık ki Türk vatandaşı) yaklaşık 10.405.000 seviyesine ulaşacak. Bu sayı, 2040 yılında Türkiye nüfusunun yaklaşık %11,2’sini teşkil edecek. 2040 yılında Türkiye’deki her 10 kişiden 1’i Suriyeli sığınmacı kökenli Türk vatandaşı olacak.

2019 – 6.7 milyon Türkiye’deki Sığınmacıların Toplam Nüfusu

Diğer Ortadoğu ülkelerinden de gelen kayıtlı veya kayıtsız toplam 6.7 milyon sığınmacı, Türkiye nüfusunun %8,2’sini teşkil ediyor. Bugün Türkiye’deki her 13 kişiden 1’i sığınmacı.

2040 – 6.7 Milyon Sığınmacı Sayısı 12.368.000’e Yükselecek

Diğer Ortadoğu ülkelerinden de gelen kayıtlı veya kayıtsız toplam 6.7 milyon sığınmacıdan yola çıkarsak, 2040 yılında bu sayı yaklaşık 12.368.000 seviyesine ulaşacak. Bu sayı, 2040 yılındaki Türkiye nüfusunun yaklaşık %13,3’ünü teşkil edecek. 2040 yılında Türkiye’deki her 8,5 kişiden 1’i sığınmacı olacak.

Türkiye’nin nüfus yapısının bozulması milli güvenlik tehdididir. Ancak ben bu tehdide dikkat çektiğim için İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu en ağır ifadeler ile bana hakaret ediyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nü de benimle polemiğe girmesi için teşvik ediyor. Acaba ben gereksiz yere mi çok endişeleniyorum?

Süleyman Soylu, FETÖ’nün hayır örgütü olduğunu düşünmüş, faaliyetlerinden dolayı hiç endişelenmemiş hatta destek olmuştu. Ben endişelenmiştim ve FETÖ ile mücadele etmiştim.

Süleyman Soylu, PKK ile müzakerenin doğru olduğunu düşünmüş ve desteklemişti. Hatta kısa bir süre önce CNN Türk’te “FETÖ bizi bu nesil PKK’yla müzakere yapabileceğiniz son nesil diye ikna etti. Zokayı yuttuk” diye itirafta bulundu. Ben terörle müzakerenin yanlış olduğunu düşündüm, karşı çıktım ve dönemin Cumhurbaşkanından randevu alarak ziyaret ettim ve 7 sayfalık devlet arşivine giren bir rapor verdim.

Bugün Soylu, Suriyeli sığınmacılar tehdit oluşturmaz diyor.

Ben oluşturur diyorum.

[1] Kelly M Greenhill, Weapons of Mass Migration: Forced Displacement, Coercion, and Foreign Policy, Cornell Studies in Security Affairs, March 2010.

DEVLET KURUMLARI DOSYASI : 33 SENELİK 2. ABDÜLHAMİD DEVRİNİN OSMANLI DEVLET ERKANI…??? BU EKİBE İYİ BAKIN…!!!


33 SENELİK 2. ABDÜLHAMİD DEVRİNİN OSMANLI DEVLET ERKANI…??? BU EKİBE İYİ BAKIN…!!!

Bu ekibi Ermenistan Kabinesi sanmayın

Sonra da devlet batınca; "vay efendim Türkçülük başlamış da devlet çökmüşmüş…"

Peki bu Ekonomik ve Siyasi iflas tablosunda Türkler nerede…?

Halife-i Müslümin 2. Abdülhamit’in nazırlarına (bakanlarına) ve bürokratlarına bakalım:

  • Hariciye Nazırları; Aleksandros Karateodori Paşa (1878-1879)
  • Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)
  • Hazine-i Hassa Nazırları: Agop Ohanes Kazazyan (1876-1891)
  • Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897)
  • Ohanes Sakız Efendi (1897-1908)
  • Maliye Nazırı: Agop Ohanes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885) (Aralık 1886 – Mart 1887) (1888-1891)
  • Nafia Nazırları: Ohanes Çamiç Efendi (1877-1878)
  • Aleksandr Karateodori Paşa (1878)
  • Sava Paşa (1878-1879)
  • Orman ve Maadin Nazırları; Mavrokordato Efendi (1908-1909)
  • Aristidi Paşa ( 1909)
  • Ticaret ve Ziraat Nazırları: Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)
  • Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)
  • Ayan Üyeleri(1876); Antopolos Efendi Aristarki Bey
  • Daviçon Karmona Efendi
  • Musurus Paşa
  • Serviçen Efendi
  • Stoyanoviç Efendi
  • Dr. De Kastro Bey
  • Mavroyeni Paşa Karatodri Paşa
  • Abraham Karakahya Paşa
  • Ayan Üyeleri(1908) Azaryan Efendi
  • Basarya Efendi
  • Bohor Efendi
  • Fethi Franko Bey
  • Gabriyel Noradonkyan Efendi
  • Mavrokordato Efendi
  • Mavroyeni Bey Oksanti Efendi
  • Yorgiyadis Efendi
  • Aram Efendi
  • Popoviç Temko Efendi
  • Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi;

Abdülhamit zamanında sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansında Ermeniler için toprak talep etmiş Lozan Konferansına da Ermeniler adına katılmıştır…

Elçilere göz attığımızda;

Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina

Azaryan Efendi’nin Belgrad

E. Karatodri Efendi’nin Brüksel

Blak Bey’in Bükreş

Yanko Karaca Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey

K. Musurus Paşa Alfred Rüstem Paşa ve Antopulo Paşa’nın Londra

Naum Paşa’nın Paris S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma

Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya

A. Vogorides Paşa’nın Viyana

L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.

Konsolos ve kâtipliklerde de Türk unsurundan ziyade Ermeni ve bilhassa Rum memurlar kullanılmakta idi.

Valilik koltuklarının çoğunda da gayrimüslimler oturuyordu.

Mesela;

Şarkî Rumeli Valileri; Sava Paşa Aleko Vogorides Paşa Gavril Paşa Hristoiç Alexandre de Battenberg Ferdinand de Saxe-Cobourg et Gotha

Sisam Beyleri; Mişel Gregoriyadis Bey Aleksander Mavroyeni Bey Yanko Vitinos Bey Kostaki Karateodori Paşa Yorgi Yorgiadis Efendi Andrea Kopasis Efendi

Cebelilübnan Sancağı Mutasarrıfları; Vasa Paşa Naum Paşa Yusuf Franko Paşa

Maliyesini hariciyesini tarımını madenlerini ve de mülkiyesini gayrimüslimlere bırakmış devletin başında bir İslam Halifesi (!) vardır…

Türk dil Kurumuna bir ermeni dilbilgisi uzmaninı oda sadece Genel sekreter olarak atadı diye ki adam osmanlı memuru zaten 100 senedir Atatürk’e demediğini bırakmayanlara soralım insafinız varmı ?

ŞİMDİ ANLADINIMIZMI MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN KİMLERİN TEKERİNE ÇOMAK SOKTUĞUNU VE KENDİSİNE KİMLERİN VE NE MAKSATLA SALDIRDIKLARINI…?

Kaynak kitap: KUNERALP Sinan Son Dönem Osmanlı Erkan ve Ricali. Prosopografik Rehber İstanbul: İsis Yayınları 1999.

DEVLET KURUMLARI DOSYASI : Türk Tarih Kurumu, 15 Nisan 1931′ de “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” adıyla kurulmuştu


Gazi M.kemal Atatrük’ün öngörüsüyle 15 Nisan 1931′ de "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" adıyla kurulmuştu. 17 Ağustos 1983’te kurucusunun vasiyetine aykırı olarak "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu"na dönüştürülmüştü.

Uygar uluslar düzeyine çıkarmak için önce tarihini bilmesi ve bunun içinde onu ilk kaynaklardan kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inan Atatürk’ün direktifleriyle, 16 üye tarafından, 15 Nisan 1931′ de "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" adı altında kurulan Kurum’un adı 3 Ekim 1935’te Türk Tarih Kurumu’na çevrilir.

****

Türk Ocaklarının 27-28 Nisan 1930’daki kurultayında Aksaray delegesi Afet İnan ve arkadaşları Atatürk’ün emriyle kurultaya bir önerge verilir.

Bu şekilde, Türk Ocaklarına "Merkez Heyeti, Türk tarih ve medeniyetini ilmî bir surette tetkik ve tetebbu eylemek vazifesiyle mükellef olmak üzere bir Türk Tarih Heyeti teşkil…" etme görevi verilmiştir.

Türk Tarih Heyeti, Türk Ocakları Merkez Heyeti tarafından teşkil edilmiştir. Türk Ocakları Merkez Heyeti Hamdullah Suphi Tanrıöver başkanlığında 16 kişiden oluşan heyetin 4 Haziran 1930’da yapılan ilk toplantısında yönetim kurulu seçilmiştir.

Türk Tarih Heyetinin diğer üyeleri de dikkat çekici kişilerdir:

1. Afet (İnan): Ankara Musiki Muallim Mektebi Tarih Öğretmeni,

2. İsmail Hakkı (Uzunçarşılı): Balıkesir Milletvekili

3. Hâmit Zübeyir (Koşay): Ankara Etnografya Müzesi Müdürü

4. Halil Edhem (Eldem): İstanbul Müzeleri Genel Müdürü

5. Ragıp Hulûsi (Özdem): Dil Encümeni Üyesi

6. Reşit Safvet (Atabinen): Kocaeli Milletvekili

7. Zâkir Kadiri: Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti Üyesi

8. Sadri Maksudi (Arsal): Ankara Hukuk Fakültesinde Profesör

9. Mezaroş. Ankara Etnografya Müzesi Uzmanı

10. Mükrimin Halil (Yinanç): Tarih Öğretmeni

11. Vasıf (Çınar): Maarif eski Vekili, İzmir Milletvekili

12. Yusuf Ziya (Özer): İstanbul Hukuk Fakültesinde Profesör

Heyet Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu amaçlarını şöyle izah ediyor:

Meşgul olacağımız mesele millî Türk tarihidir.

– Bir millî Türk tarihinin yazılması, tesbiti lüzumu hakkında yüksek huzurunuzda söz söylemeyi fazla görürüm.

– Türk millî tarihi, dünya yüzündeki bütün diğer milletlerin tarihleriyle kıyas edilemeyecek kadar yalnız şanlı şerefli tarih vesikalarıyla değil, fakat aynı zamanda bugünkü beşeriyetin saadet ve refahını temin eden esaslı medeniyet vasıtalarını ilk olarak bulmuş, kullanmış ve neşr ü tamim etmiş olmakla temeyyüz etmiştir.

– Bu kadar feyizli ve şerefli bir tarihi ihmal etmek bilhassa cumhuriyet devrinde hakikaten büyük günah olurdu.

– Yakın zamanlara kadar şimdiki medeniyetimizin yegâne membaı Yunanistan ve Roma bilinirdi. Halbuki, bugün katiyen tahakkuk etmiştir ki, Yunan medeniyeti orijinal değildir. Yunan dediğimiz İyon medeniyeti, kendisinden daha eski Türk medeniyetlerinin ancak nakilidir.

– “Vatanı düşman istilâsından eski zaman mucizelerini hakikaten gölgede bırakacak bir surette kurtardıktan sonra milletimizi esaslı bir inkılâbın siyasî içtimaî, iktisadî prensipleriyle techiz eden millî kahraman büyük Gazi’nin millî tarihimizle bizzat meşgul olması ve heyetimizi yüksek himayelerine almaları Türk milletinin yüksek talihine, tezimizin ve davamızın doğru olduğuna parlak bir delil ve aynı zamanda bir teminattır."

Türk Ocaklarının kendini feshederek CHP’ye katılmasından sonra Türk Tarih Heyeti , Atatürk’ün direktifiyle ayrı bir dernek olarak çalışmalarına devam etmiş ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adını almıştır.

****

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında 83 Anayasası kapsamında 17 Ağustos 1983’te Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kurulmasıyla, Türk Tarih Kurumunun da bu kuruma bağlanması kararlaştırıldı. Halen Ankara’da bulunan kurumun merkez binası yanında bir basımevi ve bir kütüphanesi vardır. Kurum üç ayda bir Belleten adlı dergi yayımlamaktadır. ( 1 )

(1 ) 82 Anayasasının 134. maddesi gereğince 2876 sayılı kanunla 17.8.1983 tarihinde Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi’nin dönüştürüldü.

Anayasa Madde 134- Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk Kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” kurulur.

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.

Atatürk, Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.

LİNK : https://www.ayk.gov.tr/s9-hakkmzda/tarihce/

DEVLET KURUMLARI DOSYASI : DEVLET BÜYÜKLERİNİ TANIYALIM !!!


DEVLET BÜYÜKLERİNİ TANIYALIM !!!

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamaları ortalığı kasıp kavurdu. Sırada yeni tezler var. Prof. Salim Cöhce’nin tezleri de Halaçoğlu’nu doğruluyor.

Türkiye günlerdir garip bir ‘etnik’ tartışmanın içinde. Üç beş gün sonra sabun köpüğü gibi sona erecek bir tartışmaya da benzemiyor bu; muhtemelen önümüzdeki dönemlerde yepyeni tartışmaları da beraberinde getireceğinin sinyallerini veriyor. Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun Kayseri’de bir sempozyumda yaptığı konuşma bütün bu tartışmaları başlatan kıvılcım oldu.

Prof. Halaçoğlu tartışmalara yol açan şu sözleri sarf etmişti Kayseri’de:

Müslümanlığı kabul etmiş ve kendisini Türk olarak kabul etmiş insanlar gelip Anadolu’ya yerleşmiştir. Dolayısıyla bunları bir mozaik olarak kabul etmek farkına varmadan ülke içerisinde de birtakım gruplaşmalara neden olmaktadır. Bu konuda özellikle siyasetçilerin çok dikkatli olması gerekir. Araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında yapısal olarak ‘Türkmen asıllı’ olduğunu ‘Kürt-Alevi’ olarak bilinen vatandaşların ise ‘Ermeni kökenli’ olduğunu gördük. Ülkeyi bölmeye çalışan TİKKO ve PKK terör örgütlerinin içinde yer alan insanların birçoğu Ermeni dönmesi Kürtlerden oluşuyor. TİKKO ve PKK hareketi bizim bildiğimiz gibi Kürt hareketi değildir. ”

*Ermeni kökenli bakanlar *

Türkiye Haftası dolayısıyla Paris’te yapılan TÜSİAD toplantısına katılan Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen sözde Ermeni Soykırımı hakkında bir soruyu cevaplandırırken;

Biz Ermeniler konusunda çocuklarımıza asla onların kötü bir millet olduğu şeklinde bilgilendirme yapmıyoruz. Çocuklarımızın annelerimizden babalarımızdan ve dedelerimizden gördüğümüz şekliyle barış yanlısı olarak yetişmelerini sağlıyoruz. Ayrıca Bakanlar Kurulu’na bakarsanız Ermeni kökenli iki bakan olduğunu görürsünüz. Soykırım gibi bir hadise olsa zaten burada bu bakanların bir devamlılığı söz konusu olamaz. Kaldı ki biz Ermenileri ‘Millet-i Sadıka’ olarak adlandırmışızdır Yani Sadık Millet anlamında. Ermeniler Osmanlı yıllarından beri devletin her kademesinde görev yapmışlardır” diye konuştu. Bakan Tüzmen kabinede olan iki bakan hakkında ayrıntılı bilgi vermedi. Bakan Tüzmen’in açıklamasına göre; Fransa’da ve dünyanın bir çok ülkesinde Ermeniler tarafından yapılan lobi faaliyetleriyle “Ermeni soykırımı yoktur” demek suç haline getirilirken Türkiye Cumhuriyeti’nde Ermeni kökenli iki vatandaşımız Bakanlar Kurulu’nda bakan olarak görev yapıyor. AK Parti tarafından kurulan ve Başbakanlığını Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinde ki Ermeni kökenli bakanların kim olduğu büyük merak uyandırdı. Tayyip Erdoğan geçen sene memleketi Rize’nin Güneysu Beldesi’ne gittiğinde hemşerileri Tayyib’i ‘POTAMYA’YA HOŞGELDİN’ pankartıyla karşıladı. Medya bu pankart üzerinde hiç durmadı. Potamya ne demekti? Güneysu beldesinin Rumca ismi Potamya’dır. Bu beldenin ahalisinin bir kısmı sonradan Müslüman olmuş Rum’dur. Hala beldenin Rumca adını kullandıklarına göre Türklüğü içlerine tam sindirememişler demektir. Tayyip Erdoğan bu pankarttan rahatsız olmadı. İhtimal ki kendisi de Rum kökenlidir. Yine geçen sene Tayyip Erdoğan Gürcistan Devlet Başkanı’yla görüşmesinde kendisinin de Gürcü olduğunu bizzat söyledi. Kısacası Tayyip Erdoğan Türk kökenli değildir. Zaten Türklük şuuru da taşımamaktadır. Zorunlu olmadıkça Türk sözünü kullanmaz. Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini ayrımcılık olarak değerlendirdiğini çok kere vurgulamıştır. Başbakan olduğundan beri ağzından bir kez bile “Türk milleti” sözü çıkmamıştır. Hep Türkiye halkı der.

TBMM Başkanı Bülent Arınç:

Manisa doğumlu Manisa milletvekili olduğu için ve Türkçe’yi de güzel kullanmasından ötürü halk tarafından Manisalı bir Türk olduğu sanılmaktadır. Halbuki Bülent Arınç’ın kökeni Tunceli’ye dayanmaktadır. Yıllar önce Manisa’ya göç etmiş bir Kürt ailesinin torunudur. [Editörün Notu: İşin doğrusu; Kubilay’ın başını bağ testeresi ile kesen Menemen isyancısı babadan Girit Rum’u anadan Mısırlı Arap olan Giritli Derviş Mehmet denen mürteci zat eski Meclis başkanı bugün Başbakan Yardımcılığı yapan Bülent ARINÇ’ın dedesidir. ARINÇ (Menemen- Sümbüller Köyü) ikinci eşinden torunudur… ARINÇIN DEDESİ sözde mehdi Giritli Derviş Mehmet Yüzbaşı Fahri’ye “Ben mehdiyim şeriatı ilan ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez. !”]

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:

Kayseri doğumlu ve Kayseri milletvekili olan Abdullah Gül baba tarafından çok eskiden Kayseri’ye yerleşen Siirt kökenli bir ailenin oğludur. Baba tarafından Arap ana tarafından sonradan Müslüman olmuş Ermeni kökenlidir.

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu:

Diyarbakır doğumlu olan Abdülkadir Aksu Kürt’tür. Göreve geldiğinden sonra Emniyet teşkilatındaki Fethullahçı Kürt kadrolaşma inanılmaz artmıştır. Emniyette Kürtçü kadrolaşmayı sağladı. İstanbul’daki Kürt kökenli PKK’ya yardım sağlayan mafyayı temizleyen polisleri açığa aldı veya pasif görevlere surdu.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik:

Vanlı olan Hüseyin Çelik Kürt-Arap melezidir. Kürtçe şarkılarla eğitim – öğretim sezonu açılışı yapılması ilk kez Hüseyin Çelik’in bakanlığı döneminde görülmüştür. Türkiye sadece Türklere mi ait iddiasını ortaya attı. Başbakan Yardımcısı Dengir Fırat :Hükümette en kilit kişi olarak gösterilen Başbakan Yardımcısı Dengir Fırat 1925 yılında idam edilen Kürt isyancı Şeyh Sait’in torunudur. Mersin milletvekili olan Fırat Mersin’deki Kürt nüfus hareketini yönlendiren kişilerin başındadır. Dengir Fırat 2 Ağustos 2002 Cuma günü Meclis’te sinir oynatan ses tonuyla Abdullah Öcalan’ı kast ederek “Asamadınız! Asamazsınız! Asamayacaksınız!” diye bağırmıştır.

Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen:

Kürt kökenli olan Zeki Ergezen bir de ayrıca Nakşibendi Tarikatının Tillo koluna mensuptur.

Başbakanın Danışmanları :

1. Danışman: 1994 yılında PKK’ya maddi yardım yaptığı için öldürülen Kürt işadamının yeğeni bugün Tayyip Erdoğan’ın danışmanı. 10 Aralık 2002 tarihinde Beyaz Saray’da ABD Başkanı Bush ile o dönem Başbakan olmayıp AKP Genel Başkanı olan R. T Erdoğan’ın yaptığı toplantıya katılan birkaç isimden biri. Babası milletvekili. Babası bir dönem insan hakları meseleleriyle çok yakından ilgiliydi; dernek başkanıydı. Fırsat buldukça da İstanbul-Ankara belediyelerinin köprü yol ihalelerini alırdı. Ailece S-300 Mercedes’lere biniyorlar. Danışmanın üniversite mezunu bile olmadığı söyleniyor. Başbakan Erdoğan’ın bu danışmana özel bir sevgisi olduğu biliniyor.

2. Danışman: Cüneyt Zapsu Bu danışman Güneydoğu’nun en büyük Kürt aşiretinin üyesi. Dedesi ilk Kürtçe tiyatro eseri yazan bir edebiyatçı. Ehl-i Sünnet dergisinin sahibi. Türkçe-Kürtçe yayınlanan “Jin” dergisinin önde gelen isimlerinden. Danışmanın halası faili meçhul bir cinayete kurban giden Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden Musa Anter’in eşi. Danışmanın eniştesi Musa Anter öldürüldüğünde Abdullah Öcalan başsağlığı mesajı yayınlamıştı. Öldürülen Musa Anter’in bir yeğeni milletvekili de yine faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti. Danışman yakın akrabaları gibi Doğu ve Güneydoğu’da gezmiyor. O’nun bir ayağı hep Amerika’da TÜSİAD üyesi bu danışman Başbakan Erdoğan’ ın özellikle yurt dışındaki bütün resmi-özel görüşmelerinde bulunuyor. Bu danışmanın Erdoğan’ın “aklının yarısı” olduğu iddia ediliyor.

3. Danışman: Bu danışman aslen Diyarbakırlı. Kürt olduğunu Açıkça vurguluyor. Bir dönem radikal İslamcıydı. Yoksuldu; üniversitede yurtta kalıyordu; şimdi lüks otellerden çıkmıyor 100 bin dolarlık jeeplere biniyor.

4. Danışman: Babası Güneydoğu’da bir şehrin Belediye Başkanıydı. O ise Beyaz Saray’ın yeminli müşaviriydi. Arap kökenli. Nerden nereye… ABD vatandaşı olduğu biliniyor. Ama şimdi o hem danışman hem milletvekili.

Barzani 2 sene önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kendisine bağlı 75 milletvekili olduğunu açıklamıştı. Kimse bu milletvekilleri kimlerdir diye araştırmadı. Kaynadı gitti bu açıklama.

Namık Tan Dışişleri bakanlığı sözcüsü Dışişleri Bakanlığındaki Kürtçü gurubun başı Mardin doğumlu Dışişleri Bakanlığında hizmete Özel yazdığı bir Kürt raporunda Kürtlere daha fazla kültürel haklar verilmesini talep etti. AKPi içindeki Kurt gurubun en yakin ismi. Dışişleri Bakanlığındaki Kurt guruplar ile Meclisteki Kürtçü milletvekilleri arasındaki ilişkiyi koordine ediyor. 30 Ağustos onların (askerleri kastederek) 29 Ekim bizim bayramımız diyerek askerlere olan nefretini belirtiyor. PKK’nın finanse ettiği lokantalarda ödediği hesabin Türk askerine ve Türk milletine kursun olarak geri donduğu kişi.

Baki İlkin Arap Kökenli Dışişleri bakanlığında Kıbrıs masası başkanıydı simdi Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Temsilcisi Denktaş’ın tasfiye edilmesi operasyonunun bas aktörü 12 Eylül Kenan Evren Diktatörlüğü döneminde sağcı veya solcu idam edilen gençleri Güvenlik Konseyine sunan kişi. Türklüğü ve Milliyetçiliği zararlı hastalıklı ve kontrol altında tutulması gereken bir akIm olarak tarif ediyor. Dev sol mensubu 12 Eylül’de yası büyütülerek asılan 16 yasındaki sol görüşlü Erdal Eren’in yasini büyütme işlemlerinde rol alan kişi.

Uğur Ziyal Dışişleri bakanlığı eski müsteşarı Dışişleri içinde AKP’ye en yakin isim Kürt kökenli Dışişlerindeki Kürtçü kadrolaşmanın planlamacılarından Talabani ve Barzani’nin aşiret lideri olduğu dönemlerde onlara Dışişleri bakanlığı makam aracı tahsis eden kişi. PKK’ya yakin olmasa da modern Kürt Miliyetciligini destekliyor. Cüneyt Zapsu ve Dengir Fırat’a en yakin isimlerden.

Türk milleti içindeki düşmanını yanlış yerlerde arıyor; biraz Kafasını kaldırıp yukarıya bakması gerekiyor…

Atatürk;

Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki vicdanındaki asli cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalınmasın. ”

Türklük benim en derin güven kaynağım en engin övünç dayanağımdır. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir”

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. ” demişti ATAMIZ.

Biz Bu Vatan Için Şehadete Yürüyen Gönüllü Erleriz”

ve

LİNK : http://www.teref.info/archives/1911

LİNK : https://www.turkishnews.com/tr/content/2012/11/27/kim-bunlar/

DEVLET KURUMLARI DOSYASI : DİYANET’İN 2020 BÜTÇESİ SEKİZ BAKANLIĞI GERİDE BIRAKTI


DİYANET’İN 2020 BÜTÇESİ SEKİZ BAKANLIĞI GERİDE BIRAKTI

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2020 Yılı Bütçesi 2019’a göre 1.1 milyar TL arttı. Böylece diyanet bütçe büyüklüğüne göre yapılan sıralamada 16 bakanlıktan sekizinin bütçesini geride bıraktı.

24 Ekim 2019 – 12:05

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2020 Yılı Bütçesi 2019’a göre 1.1 milyar TL arttı. Diyanet 2020 Yılı Bütçe Teklifi’ne göre 2018’de 7.7 milyar TL 2019’da ise 10.4 milyar TL ödenek ayrılan kuruma 2020 yılı için 11.5 milyar TL 2021 yılı için 12.3 milyar TL ve 2022 yılı için 13.1 milyar TL ödenek verilmesi öngörüldü. Böylece Diyanet’e üç yıl için yaklaşık 37 milyar TL ödenek ayrıldı.

Diyanet bütçe büyüklüğüne göre yapılan sıralamada 16 bakanlıktan sekizinin bütçesini geride bıraktı. İçişleri Bakanlığı Tarım ve Orman Bakanlığı Ticaret Bakanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Dışişleri Bakanlığı AB Bakanlığı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçe büyüklükleri ile Diyanet’in gerisinde kaldı.

PERSONEL DE ARTTI GİDER DE

Diyanet’in mevcut harcamaları ve gelecek yıllar için yüklü ödenekler ayrılan harcama kalemleri arasında ilk sırada personel giderleri kalemi yer aldı. 2018’de 170 bin personeli bulunan ve bu kişiler için 6.6 milyar TL harcayan Diyanet’in personel sayısı bu yıl 179 bine yükseldi. Sekiz ayda Diyanet personeli için devletin kasasından 5.7 milyar TL çıktı. 2019’un tamamında personele 8 5 milyar TL ve 2020 yılında 9.4 milyar TL ödeme yapılması öngörüldü.

DİYANETİN YOLLUĞU SAPTI

BirGün’de yer alan habere göre Diyanet’in yolluk giderlerindeki “ödenek üstü harcama tutarı” da Bütçe Teklifi’ne yansıdı. Buna göre 2019’un tamamı için 33 milyon TL ödenek ayrılan “yolluk giderleri” kalemi için sekiz ayda 39 milyon TL harcandı. 834 bin TL ödenek ayrılan “görev giderleri” kalemi için ise şimdiye kadar 1.2 milyon TL harcama yapıldı. Diyanet “geçici süreli personeli” için 153 milyon TL’lik ödenek ayırdı ancak bu personel içinv sekiz ayda tam 230 milyon TL harcadı.

125 MİLYON TL “AKTARACAKLAR”

Diyanet dernek vakıf gibi kurum ve kuruluşlara aktarılan tutarları ifade eden "kâr amacı gütmeyen kuruluşlara transferler" kalemi için sekiz ayda 21 milyon TL harcama yaptı. Diyanet’in bu kuruluşlara önümüzdeki üç yılda toplam 125 milyon TL aktarması öngörüldü. Bütçe teklifinde bu harcama kalemine 2020 yılı için 39.3 milyon TL 2021 yılı için 42.1 milyon TL ve 2022 yılı için de 44.4 milyon TL ödenek ayrıldı.

LİNK : https://www.egedebirgun.com/diyanet-in-2020-butcesi-sekiz-bakanligi-geride-birakti/28837/?fbclid=

DEVLET KURUMLARI DOSYASI /// Oğuz SOLAK : DEVLETİN YENİDEN ORGANİZASYONU


Oğuz SOLAK : DEVLETİN YENİDEN ORGANİZASYONU

Yeni Forum Dergisi

* Türkiye’nin hal ve gidişatına bakılırsa 25 yıl önce yazdıklarım hala güncelliğini koruyor gibi. 1992 yılında basında haber olarak yayımlandığında Türkiye’de, böyle bir yapılanmanın ne adı nede düşüncesi vardı. O zaman cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa giden yazı ve önerilerimin gerekli biçimde kullanılacağına dair birçok resmi yazılar geldi. Bu koordinasyon kurulları, stratejik planlamalar v.s çok yıllar sonra ortaya çıktı. Malumunuz Fikir adamı harcamak bizim ve kurumlarımızın en sevdiği şeylerdir. Ancak o zaman İki aydın insan Erciyes üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Naci Kınacıoğlu ve Kayseri Valisi Metin İlyas Aksoy beni manen çok desteklemişlerdi. Bu vesile ile onlara şükranlarımı sunuyorum.*

DEVLETİN YENİDEN ORGANİZASYONU
Özgürce düşünerek fikirler üretebilmek, tasarımlar yapabilmek varolmanın ve insanca yasamanın en büyük nimetleridir. Ancak elimizdeki nimetleri kaybetmemek ve teminat altına alabilmek, daha verimli bir hale getirebilmek için Türk devletinin ve milletinin sahip oldugu kaynakların israfını önleyerek, akılcı ve ileriye dönük kalkınma sistemleri oluşturabilme idealleri uğruna mücadele etmeliyiz.
En büyük kaynak, insanların zihinsel ürünleri ve bunları bilinçli olarak kullanabilmesidir.
Sistemleri olusturabilmekte, israfı önlemekte zihinsel ürünlerin kolektif hareketleridir.
Bugün ülkemizde yapılan en büyük israf zihinsel ürünlerin ortaya çıkartılmaması ve beyin erozyonuna seyirci kalınmasıdır. Gözlerimizin önünde kaybedilen beyinleri, keşfedilmeden yitirilen yetenekleri gördükçe kahrolmamak mümkün degildir.

Yüksek kalkınma performansı saglamak, insanlarımızı insanca yasatabilmek, onları
daha ileri hedeflere yönlendirebilmek hatta bütün dünyaya hizmet edebilmek istiyorsak, yapacagımız mücadelenin ilki beyin israfinin önüne geçilebilmesinin gerekli ve önemli oldugu bilincini oluşturmak olmalıdır. Daha sonra sistematik bir biçimde zihinsel ürünleri devletimizin degerlendirmesini saglamaktır. Kısacası devletimizi her alanda motive etmek durumundayız. Çünkü devleti olusturan bizleriz. Biz devletimize motor gücü saglamaz, ondan uzaklaşır isek devlet milliligini kaybeder ve Türk milletinin devleti olmaktan uzaklasır. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Türk devleti ve milletinin çok zengin maddi ve manevi kaynaklara sahip olmasina ragmen bugün haketmedigi bir yerde bulunmasının temel sebelerini söyle telakki ediyorum.

1-)Birçok konularda fikir üretimi ve tasarımı yapılmamıştır.
2-)Yönetim kadrolarımız genel olarak basiretsiz davranmıslar ve ilerisini yakalayamamıslardır.
3-)Idari teskilatlarımız kamu ve özel sektörümüz atıl kapasite ile çalısmıstır.
4-) verimlilik düsük oranlarda kalmıştır.
5-)Kişiler-kurumlar, Kurumlar-kurumlar arası iletisim ve koordinasyon yetersiz kalmıştır.

Türk Devletinin çok daha ileri seviyelere gelmesini istiyorsak, bana göre yukarıda saydıgım temel sebeblere süratle ciddi çözümler getirilebilmesi gerekir. Bunun en rasyonel yolu da, Türk devletini ve milletini ilgilendiren bütün konularda yapilan fikir üretimleri ve tasarımlarını bünyesinde toplayan, bunların çok yönlü analizlerini yapan, fizibilitesi olumlu olan fikir ve tasarımların uygulamaya konulması için mütesebbis olarak hareket eden bir “ KOORDİNASYON bakanlıgı ” kurmaktır veya Başbakanlıga baglı bir “KOORDİNASYON müstesarlıgı” kurmaktır. O da olmazsa bu orijinde faaliyet gösterecek dernekleri ve vakıfları teşvik etmektir.

MİSYONUMUZ ; BEYIN EROZYONUNUN önüne geçilmesi bilincinin oluşturulmasını saglamak. Yeni fikirler üretmek. Yeni tasarımlar yapmak. Fikirler ve tasarımlarda verimliligi artırmak. Eski fikirleri ve tasarımları günümüze ve gelecegimize adapte etmek. Yabancı kökenli fikirleri ve tasarımları devletimizin ve milletimizin faydalanabilecegi formasyona getirmek. GÜÇLÜ VE MİLLİ BİR TÜRK DEVLETİ için yetenekli zihinlerin çok yönlü degerlendirilmesini yapmak. Devletin ilgili organları ve kurumları ile koordinasyon kurarak, devletimizin bu potansiyeli en akılcı biçimde kullanabilmesini, uygulama safhasına geçilmesini saglamaktır. Saygılarımla.


OGUZ SOLAK

Kayseri- Şubat 1992