DUYURU : SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA YURTDIŞINA BİLGİLENDİRME YAPMAK İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// DAĞITIM KOMİTELERİ


DEĞERLİ ÜYELERİMİZ VE MODERATÖRLERİMİZ,

BİLDİĞİNİZ GİBİ HAZİRAN 2007’DE SÖZDE SOYKIRIM İLE İLGİLİ OLARAK MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATMAK AMACIYLA MAIL GRUBUMUZUN İÇERİSİNDE, TAMAMEN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN “DAĞITIM KOMİTELERİ“ ADINI VERDİĞİMİZ BİR ALT ÇALIŞMA GRUBU KURDUK.

BU ÇALIŞMA GRUBU, İNTERNETTEN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA DERLEDİĞİMİZ MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATAN ÇEŞİTLİ YAZILARI VE DÖKÜMANLARI, 6 YABANCI DİLE TERCÜME EDEREK YURTDIŞINDAKİ YABANCI BÜYÜKELÇİLİKLERE, İÇ VE DIŞ İŞLERİ BAKANLIKLARINA, YABANCI MİSYON TEMSİLCİLERİNE, YABANCI PARLAMENTO VE MECLİS ÜYELERİNE, YABANCI GAZETECİ VE BASIN & YAYIN ORGANLARI GİBİ ÇEŞİTLİ MAKAMLARA, MAIL YADA FAX YOLU İLE GÖNDEREREK SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA, BİZE YAPILAN HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRDİ.

BU KAPSAMDA, MİLLİ TEZLERİMİZİ VE HAKLILIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTI.

BU ÇALIŞMA GRUBU, HEM SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI, HEMDE ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ TERÖR ÖRGÜTLERİ KONUSUNDA, İNTERNETTEN TOPLADIĞIMIZ BİLGİLERİ YABANCI MAKAMLARA, MAIL VE FAX ÜZERİNDEN GÖNDERMEK SURETİYLE BİR BİLGİLENDİRME KAMPANYASI YAPTILAR.

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK.

BU DERLENEN YAZI VE DÖKÜMALARDA, HAKLILIĞIMIZI ANLATAN TARİHİ BİLGİLER YER ALIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER,PLANLI BİR SOYKIRIMIN OLMADIĞINI, ANCAK 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞLARIN, ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR TEHCİRE MARUZ KALDIĞINI VE BU TEHCİR SIRASINDA BİR ÇOK ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞIN HAYATINI KAYBETTİĞİNİ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER, 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, BİR ÇOK ERMENİ ÇETE GRUBUNUN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRARAK, EVLERİ TALAN ETTİĞİNİ, ÇOCUK-YAŞLI DEMEDEN KÖYLÜLERİ KATLETTİĞİNİ, BÖLGEDEKİ KUVAYI MİLLİYE ORDUSUNA KARŞI GERİLLA SAVAŞI YÜRÜTTÜĞÜNÜ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELERİ,, 6 DİLE ÇEVİRDİK VE AZ ÖNCE BAHSETTİĞİM YABANCI MAKAMLARA, GÖNDERDİK. BİLGİ SAHİBİ OLMALARI İÇİN TARİHİ GERÇEKLERİ KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

Örneğin, geçtiğimiz hafta içinde (09-15 Nisan 2020 haftası) “NO GENOCIDE /// TARGET : GREAT ARMENIAN” adlı belgeyi az önce zikrettiğimiz yurt dışındaki makamlara TOPLAM DA 187,000 adet e-posta/kopya ile gönderdik.

Bu amaçla yurt dışında profesyonel bir sunucu (server) kiraladık ve bu sunucunun kirasını da değerli moderatörlerimizin ve üyelerimizin ARŞİV ve VİDEO DVD’lerine ödemiş olduğu ücretten gelen parayla ödedik.

Aslına bakarsanız gönül isterdi ki ARŞİV ÇALIŞMALARIMIZI tüm üyelerimize bedelsiz olarak verelim. Ama ne yazık ki şu anki şartlarda bu mümkün değil, çünkü 2001-2008 arası devletten aldığımız ödenek Ergenekon Operasyonu sonucu kesildi. Dolayısıyla şu anda devletten herhangi bir destek görmüyoruz. Tüm masraflarımızı araştırma ekibinin ve moderasyonun katkıları ve ARŞİV DVD’lerimizin satışından gelen cüz’i para ile karşılamaya çalışıyoruz.

Bu nedenle bir kez daha böylesine kutsal bir görevi yapabilmemiz için bizlere maddi ve manevi destek veren tüm moderatörlerimize ve ARŞİV DVD’mizi satın alarak bütçemize katkı sağlayan üyelerimize sonsuz şükranlarımı sunarım.

Değerli Üyelerimiz;

SÖZDE SOYKIRIM konusu ülkemiz için önemli bir konudur. Tarafımıza kurulmak istenen asırlık komploya maalesef tüm dünya ülkeleri nezdinde oldukça fazla destek var. Haklı olduğumuz bir konuda baskı ve tezgahlarla bir ülkenin bileği bükülmek isteniyor. İleride toprak ve tazminat isteme noktasına kadar ulaşabilecek büyük bir komplo bu.

Eğer bizler bugün çalışmaz isek ve bu konuyu sadece AK PARTİ hükümetine ve onun cılız politikasına bırakırsak gelecekte ödeyemeyeceğimiz bir fatura ile karşı karşıya kalabiliriz ki AKP’nin bu konudaki KABUL ET GİTSİN yaklaşımını da belirtmeden geçmeyelim.

Biz ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak 2000 yılından bu yana, önceleri dar kapsamda 1500-2000 mail adresini kapsayacak şekilde başlattığımız yurt dışı bilgilendirme çalışmasını yurt dışında server (sunucu) kiraladıktan sonra yıllık 150,000 – 200,000 adrese çıkarmış bulunuyoruz. Her sene 4 periyod olarak 3 ayda bir olmak üzere yerli ve yabancı e-posta adreslerine, mektup adreslerine ve fax’lara DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU aracılığı ile milli tezlerimizi aktarıyoruz.

Eğer sizler de bu çabamıza iştirak etmek isterseniz ozel-buro adresimize İSİM VE SOYAD, E-POSTA ADRESİNİZ, CEP TELEFON NUMARANIZ ve varsa WEB SİTE ADRESİNİZİ yollayın sizi de bu çalışmaya dahil edelim.

Ek’te sizler için hazırladığımız DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU tanıtım yazımızı ve e-posta gönderimlerini nasıl yapacağınızı tarif eden bir doküman bulunuyor. Lütfen inceleyiniz.

İLGİLİ TANIM VE AÇIKLAMALARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Aramıza katılacak olan yurtseverlere şimdiden hoş geldin der, ortak çabamızın başarılı olmasını temenni ederiz.

ERKUT ERSOY

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU KURUCU ÜYESİ

YUNANİSTAN DOSYASI /// ERCAN CANER : MED-7 Ülkelerinden Yunanistana Tam Destek


MED-7 Ülkelerinden Yunanistan’a Tam Destek

14 Eylül 2020

Ajaccio Deklarasyonu

MED-7 Ülkelerinden Yunanistan’a Tam Destek

Yunanistan, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Malta ve Kıbrıs (MED-7 Ülkeleri) tarafından yapılan ortak açıklamada bütün ülkelerin Uluslararası Deniz Hukuku’na uyması ve farklılıkların diyalog yoluyla çözülmesi vurgulanmıştır.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 14 Eylül 2020

Maskeli İkili: solda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sağda ise Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis. Kaynak: Greek Government.

MED-7 ülkeleri yaptıkları ortak açıklamada; Türkiye’nin sürekli olarak egemenlik haklarını ihlal ettiğini iddia ettikleri Kıbrıs ve Yunanistan’ı tam olarak desteklediklerini ve dayanışma içinde olduklarını ifade etmiştir.

19 maddelik ortak açıklamada COVID-19 krizi, Sahel-Sahara bölgesinin (Mali Askeri darbesi?) Akdeniz’deki güvenlik ortamına olumsuz etkisi, Akdeniz’deki barış ve istikrar kapsamında Yunanistan ve Kıbrıs’a verilen tam destek, Libya’daki durum, Beyrut limanındaki patlama, Suriyeli mülteciler, Kıbrıs problemi, Orta Doğu barış süreci gibi hususlar yer almıştır.

MED-7 liderleri tarafından imzalanan Ajaccio Deklarasyonun Akdeniz’de Barış ve İstikrar başlıklı 6’ncı maddesinde yer alan ifadeler aşağıdadır:

Kaynak: Keep Talking Greece

Egemenlik ve egemenlik hakları Türkiye’nin saldırgan eylemleri tarafından sürekli ihlal edilen Kıbrıs ve Yunanistan’a tam desteğimizi ve dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz.

Bölgedeki ülkelere; özellikle uluslararası deniz hukuku olmak üzere uluslararası yasalara uymaları çağrısında bulunuyor ve bütün tarafları anlaşmazlıkları diyalog ve görüşmeler yoluyla çözmeleri konusunda teşvik ediyoruz.

Bu bakımdan, Yunanistan ile Türkiye arasındaki deniz yetki alanı meselesinde diyalogun yeniden başlaması için arabuluculuk faaliyetlerini yürüten Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi ile Almanya’nın çabalarını destekliyoruz.

Ayrıca; münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırmalarının diyalog ve iyi niyetli görüşmeler, uluslararası yasalara tam saygı ve iyi komşuluk ilişkileri prensiplerine uyularak çözülmesi gerektiğinin altını çizerek, Kıbrıs Hükümeti tarafından yapılan Türkiye ile görüşme davetini memnuniyetle karşılıyoruz.

Son Avrupa Konseyi kararları doğrultusunda; Türkiye’nin Avrupa Birliği tarafından yapılan Doğu Akdeniz ve Ege Denizindeki tek taraflı ve illegal eylemlerini sonlandırması yönündeki sürekli çağrılara tepki göstermemesini üzüntüyle karşılıyoruz.

Avrupa Birliği’nin bu saldırgan eylemlere tepkisinde uygun bütün araçları kullanmaktaki kararlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. AB Dışişleri Bakanlarının son Gayri Resmi Toplantısı (Gymnich Toplantısı) ile uyumlu olarak, bugüne kadar masaya getirilen önerilere dayanan ek listeler üzerindeki çalışmaları hızlandırmayı kabul ediyoruz.

Türkiye’nin diyaloga davet edilmesinde bir gelişme yaşanmadığı ve tek taraflı eylemlerini sona erdirmediği takdirde, Avrupa Birliğinin 24-25 Eylül 2020 tarihlerinde Avrupa Konseyi’nde görüşülebilecek ilave kısıtlayıcı tedbirler listesi hazırlaması gerektiğini savunuyoruz.

DUYURU : SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA YURTDIŞINA BİLGİLENDİRME YAPMAK İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// DAĞITIM KOMİTELERİ


DEĞERLİ ÜYELERİMİZ VE MODERATÖRLERİMİZ,

BİLDİĞİNİZ GİBİ HAZİRAN 2007’DE SÖZDE SOYKIRIM İLE İLGİLİ OLARAK MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATMAK AMACIYLA MAIL GRUBUMUZUN İÇERİSİNDE, TAMAMEN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN “DAĞITIM KOMİTELERİ“ ADINI VERDİĞİMİZ BİR ALT ÇALIŞMA GRUBU KURDUK.

BU ÇALIŞMA GRUBU, İNTERNETTEN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA DERLEDİĞİMİZ MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATAN ÇEŞİTLİ YAZILARI VE DÖKÜMANLARI, 6 YABANCI DİLE TERCÜME EDEREK YURTDIŞINDAKİ YABANCI BÜYÜKELÇİLİKLERE, İÇ VE DIŞ İŞLERİ BAKANLIKLARINA, YABANCI MİSYON TEMSİLCİLERİNE, YABANCI PARLAMENTO VE MECLİS ÜYELERİNE, YABANCI GAZETECİ VE BASIN & YAYIN ORGANLARI GİBİ ÇEŞİTLİ MAKAMLARA, MAIL YADA FAX YOLU İLE GÖNDEREREK SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA, BİZE YAPILAN HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRDİ.

BU KAPSAMDA, MİLLİ TEZLERİMİZİ VE HAKLILIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTI.

BU ÇALIŞMA GRUBU, HEM SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI, HEMDE ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ TERÖR ÖRGÜTLERİ KONUSUNDA, İNTERNETTEN TOPLADIĞIMIZ BİLGİLERİ YABANCI MAKAMLARA, MAIL VE FAX ÜZERİNDEN GÖNDERMEK SURETİYLE BİR BİLGİLENDİRME KAMPANYASI YAPTILAR.

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK.

BU DERLENEN YAZI VE DÖKÜMALARDA, HAKLILIĞIMIZI ANLATAN TARİHİ BİLGİLER YER ALIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER,PLANLI BİR SOYKIRIMIN OLMADIĞINI, ANCAK 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞLARIN, ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR TEHCİRE MARUZ KALDIĞINI VE BU TEHCİR SIRASINDA BİR ÇOK ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞIN HAYATINI KAYBETTİĞİNİ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER, 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, BİR ÇOK ERMENİ ÇETE GRUBUNUN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRARAK, EVLERİ TALAN ETTİĞİNİ, ÇOCUK-YAŞLI DEMEDEN KÖYLÜLERİ KATLETTİĞİNİ, BÖLGEDEKİ KUVAYI MİLLİYE ORDUSUNA KARŞI GERİLLA SAVAŞI YÜRÜTTÜĞÜNÜ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELERİ,, 6 DİLE ÇEVİRDİK VE AZ ÖNCE BAHSETTİĞİM YABANCI MAKAMLARA, GÖNDERDİK. BİLGİ SAHİBİ OLMALARI İÇİN TARİHİ GERÇEKLERİ KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

Örneğin, geçtiğimiz hafta içinde (09-15 Nisan 2020 haftası) “NO GENOCIDE /// TARGET : GREAT ARMENIAN” adlı belgeyi az önce zikrettiğimiz yurt dışındaki makamlara TOPLAM DA 187,000 adet e-posta/kopya ile gönderdik.

Bu amaçla yurt dışında profesyonel bir sunucu (server) kiraladık ve bu sunucunun kirasını da değerli moderatörlerimizin ve üyelerimizin ARŞİV ve VİDEO DVD’lerine ödemiş olduğu ücretten gelen parayla ödedik.

Aslına bakarsanız gönül isterdi ki ARŞİV ÇALIŞMALARIMIZI tüm üyelerimize bedelsiz olarak verelim. Ama ne yazık ki şu anki şartlarda bu mümkün değil, çünkü 2001-2008 arası devletten aldığımız ödenek Ergenekon Operasyonu sonucu kesildi. Dolayısıyla şu anda devletten herhangi bir destek görmüyoruz. Tüm masraflarımızı araştırma ekibinin ve moderasyonun katkıları ve ARŞİV DVD’lerimizin satışından gelen cüz’i para ile karşılamaya çalışıyoruz.

Bu nedenle bir kez daha böylesine kutsal bir görevi yapabilmemiz için bizlere maddi ve manevi destek veren tüm moderatörlerimize ve ARŞİV DVD’mizi satın alarak bütçemize katkı sağlayan üyelerimize sonsuz şükranlarımı sunarım.

Değerli Üyelerimiz;

SÖZDE SOYKIRIM konusu ülkemiz için önemli bir konudur. Tarafımıza kurulmak istenen asırlık komploya maalesef tüm dünya ülkeleri nezdinde oldukça fazla destek var. Haklı olduğumuz bir konuda baskı ve tezgahlarla bir ülkenin bileği bükülmek isteniyor. İleride toprak ve tazminat isteme noktasına kadar ulaşabilecek büyük bir komplo bu.

Eğer bizler bugün çalışmaz isek ve bu konuyu sadece AK PARTİ hükümetine ve onun cılız politikasına bırakırsak gelecekte ödeyemeyeceğimiz bir fatura ile karşı karşıya kalabiliriz ki AKP’nin bu konudaki KABUL ET GİTSİN yaklaşımını da belirtmeden geçmeyelim.

Biz ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak 2000 yılından bu yana, önceleri dar kapsamda 1500-2000 mail adresini kapsayacak şekilde başlattığımız yurt dışı bilgilendirme çalışmasını yurt dışında server (sunucu) kiraladıktan sonra yıllık 150,000 – 200,000 adrese çıkarmış bulunuyoruz. Her sene 4 periyod olarak 3 ayda bir olmak üzere yerli ve yabancı e-posta adreslerine, mektup adreslerine ve fax’lara DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU aracılığı ile milli tezlerimizi aktarıyoruz.

Eğer sizler de bu çabamıza iştirak etmek isterseniz ozel-buro adresimize İSİM VE SOYAD, E-POSTA ADRESİNİZ, CEP TELEFON NUMARANIZ ve varsa WEB SİTE ADRESİNİZİ yollayın sizi de bu çalışmaya dahil edelim.

Ek’te sizler için hazırladığımız DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU tanıtım yazımızı ve e-posta gönderimlerini nasıl yapacağınızı tarif eden bir doküman bulunuyor. Lütfen inceleyiniz.

İLGİLİ TANIM VE AÇIKLAMALARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Aramıza katılacak olan yurtseverlere şimdiden hoş geldin der, ortak çabamızın başarılı olmasını temenni ederiz.

ERKUT ERSOY

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU KURUCU ÜYESİ

SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// Ercan Caner : TÜRKİYE’Yİ ESAT KARŞITI CİHATÇILARI DESTEKLEMEKTEN CAYDIRAN GERÇEK NEDENLER


Ercan Caner : TÜRKİYE’Yİ ESAT KARŞITI CİHATÇILARI DESTEKLEMEKTEN CAYDIRAN GERÇEK NEDENLER

E-POSTA : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

03 Nisan 2017

Çeviren: Ercan Caner, Ankara-Türkiye, 31 Mart 2017

2016 Ağustos ayında Türkiye, kuzey Suriye’de IŞİD terör örgütüne karşı bir operasyon başlatarak herkesi şaşırttı. Türkiye’nin, Esat rejimini iktidardan uzaklaştırmak için altı yıldır sürdürdüğü gayretlerinden bir anda vaz geçerek, Rusya ve İran ile Suriye savaşını durdurmak için görüşmelere başlaması herkesi bir kez daha şaşkınlığa uğrattı. Politik analizci Thieryy Meyssan bu dramatik dönüşün nedenlerini açıklıyor.

28 Aralık 2016 Çarşamba günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de politik bir çözüme ulaşmak için yürütülen gayretlerde önemli gelişmeler sağlandığını doğruladı. Erdoğan açıklamalarını, Suriye’de başlayan ve Rusya ile Türkiye’nin garantör olarak imzaladıkları yeni ateşkes antlaşmasının yaklaşık bir hafta sonrasında yaptı. Bu arada, Türk ordusunun IŞİD terör örgütüne karşı Ağustos ayında başlattığı operasyon da sürmektedir. Perşembe günü Türk basını, aralarında üst düzey bir IŞİD’linin de olduğu 38 cihatçının öldürüldüğünü doğrulamıştır.

Bir yıl önce, Türk Hava Kuvvetlerine ait bir savaş uçağının, Rus bombardıman uçağını Suriye üzerinde, hiçbir provokasyon olmaksızın düşürmesinin hemen sonrasında, Rus askeri yetkilileri, politikacıları ve medyası, Türkiye’nin IŞİD terör örgütüyle yaptığı, Suriye’nin çalınmış petrol ticaretiyle ilgili ayrıntılı kanıtlar sunmaya ve Rusya, Erdoğan’ın, IŞİD dâhil cihat yanlısı militanları Suriye’yi istikrarsızlaştırmak ve ülkenin hükümetini devirmek maksadıyla kullandığını ima etmeye başlamıştır.

Şimdi, aradan bir yıl geçtikten sonra tablo tamamen değişmiştir. Geçen hafta, Moskova ve Ankara, Suriye’deki yeni ateşkesin garantörleri olmaya karar verdiler. Türkiye’nin desteği ile ateşkesin Suriye’de kalıcı bir barışçıl çözüme dönüşmesi ümit ediliyor. Ateşkes antlaşmasının öncesinde, Rusya, Türkiye ve İran arasında, 22 Aralık 2016 günü yapılan görüşmelerde, Türkiye Beşar Esad’ın Suriye başkanlığından indirilmesi yönündeki taleplerinden vaz geçmeye razı olmuştur.

Türkiye, beş yıldan fazla bir süre, Suriye silahlı muhaliflerinin ana bölgesel destekleyicisi rolündeydi ve militanların savaşçı temin ve silah stoklarının ikmali için ana ikmal rotasını sağlamaktaydı. Ankara’nın çözüm için görüşmeye razı olması, ülkenin önceki stratejisinden ciddi bir geri dönüş yaptığının göstergesidir.

Bu dramatik geri dönüşe neden olan nedir? Bağımsız politik analizci ve Orta Doğu uzmanı Thierry Meyssan’a göre bu dramatik dönüşe neden olan birkaç önemli faktör bulunmaktadır ve Türkiye’nin bu stratejik dönüşünün nedeni; sadece Esat rejiminin Halep’te kazandığı zafer değildir. Meyssan’a göre Ankara’nın Washington ile arasının açılması, algılanan Kürt ayrılıkçılığı tehlikesi ve Sünni kökten dinci militanların bizzat Türkiye için yarattıkları tehdit bu politika değişikliğinde hesaba alınması gereken temel faktörlerdir.

İsyancılar kuzey Suriye’de al-Rai kasabasında bir kamyonet üzerinde. © REUTERS/ KHALIL ASHAWI

Voltaire Network web sitesinde yayımlanan makalesinde Meyssan, çok yakın zamanlara kadar Ankara’nın yaygın bir şekilde ‘‘uluslararası cihatçılığın patronu’’ olarak görüldüğünü hatırlatmaktadır. Meyssan, Türkiye’nin IŞİD terör örgütüyle yaptığı çalıntı Suriye petrolü ve Suriye antikalarından kazanç sağladığını ve Suudi, Katar ve NATO ülkelerine ait silahların, cihatçıları silahlandırmak maksadıyla Suriye’ye aktarılmasında bir taşıma bandı olarak hizmet ettiğini iddia etmektedir.

ABD-Türk Ortaklığının Bozulması

Meyssan, o günden sonra birkaç önemli faktörün Türkiye’yi politikasını değiştirmeye zorladığına dikkat çekmektedir. İlk olarak, Washington ile Ankara arasındaki ilişkinin son yıllarda, 2013 yılında, İstanbul’daki Gezi Parkı protestoları ile başlayan ve Temmuz 2016 darbe teşebbüsü ile doruğa ulaşan süreçte bozulduğunu açıklamaktadır. Meyssan darbe girişiminin CIA destekli, sürgündeki iş adamı ve İslamcı imam Fethullah Gülen ve takipçileri tarafından, Erdoğan’ı devirmek ve/veya öldürmek maksadıyla, acele organize edilmiş bir girişim olduğundan şüphelenmektedir.

Batının oldukça ilgisini çeken YPG güçlerindeki kadın savaşçılar

Ondan sonra her şey tepetaklak olmuştur. Türk-ABD dramasındaki son perde ise geçen hafta, Erdoğan’ın ABD’yi direkt olarak, kendisinin de terör örgütü olarak gördüğü IŞİD terör örgütü ve Suriyeli Kürt milis grubu olan YPG’ye destek sağlamakla suçlamasıyla açılmıştır.

Suriye’nin Müttefikleri Günü Kurtarma Derdinde

Ankara’nın açık bir şekilde fikir değiştirmesini etkileyen ikinci faktör, Hizbullah ve Rusya’nın Suriye savaşına dâhil olmalarıdır. Meyssan’a göre Şam yönetimine verilen bu kritik destek çatışmaların kaderini de temelden değiştirmiştir.

O andan itibaren analizcinin vurguladığına göre, ABD ve Avrupalı müttefikleri ile Türkiye ve Körfez ülkelerini kapsayan ‘‘Dev Suriye’nin Dostları Koalisyonu’’ sadece kazandıkları geniş toprakları kaybetmekle kalmamış, fakat yeni savaşçı temin etmekte de güçlüklerle karşılaşmaya başlamıştır. Binlerce cihat savaşçısı muharebe sahasını terk ederek Türkiye’ye kaçmıştır.

Ne Ekersen Onu Biçersin

Meyssan’a göre üçüncü problem de budur. Farklı gruplar ile ayak takımından oluşan ve sayıları 250.000’e ulaşan cihat yanlısı savaşçının Türkiye’ye geçmeleri durumunda tam bir kaosa neden olmaları kaçınılmazdır. Cihat yanlısı bu savaşçılar, kendilerine ait bir terör devleti veya halifelik kurmayı istemektedirler ki, Ankara’nın kendi bölgesinde böyle bir oluşuma izin vermesi hiç de makul ve mantıklı değildir.

İsyancıların kontrolündeki doğu Halep’ten kamyon üzerinde tahliye edilenler hükümet güçlerinin kontrolündeki al-Ramousah köprüsünden geçerlerken. 16 Aralık 2016. © REUTERS/ OMAR SANADIKI

Meyssan, bu problemlerin yanı sıra, uzun süredir var olan, Türkiyeli Kürtlerin ayrımcılığından kaynaklanan sorunlarla uğraşmanın Erdoğan’ı, Washington’un yerine, yeni ve güçlü bir müttefik aramaya ittiğine dikkat çekmektedir. Meyssan, Türkiye’nin, Washington’un etkisi zirvedeyken ABD’nin müttefiki olduğunu ve şimdi de dünyanın önde gelen konvansiyonel askeri gücüne sahip olan Rusya’nın müttefiki olmayı ümit ettiğini iddia etmektedir. Meyssan’a göre bu ittifak, Türk lidere ülkesine ulaşabilen ve yerleşen cihatçı dalgalarıyla savaşmakta yardımcı olabilir.

Ankara’nın Rusya yönünde yaptığı bu dramatik dönüşte başarılı olabilmesi için önünde birkaç temel engel bulunmaktadır. Meyssan’a göre Türkiye, kendi kararıyla asla terk edemeyeceği bir organizasyon olan NATO üyesidir. Belki de Fransa’nın 1966 yılında yaptığı gibi, Türkiye’nin de önce askeri kanattan çekilebileceğini Meyssan öne sürmektedir.

Kardeşim Esad (Mutlu) isim başkalaşımı geçirerek Esed (Aslan), sonra yine Esad olmuştur.

Fakat asıl büyük problem, on binlerce cihat yanlısı militanın ne olacağıdır, Meyssan belki de binlercesinin çok yakında Türkiye’ye akın edebileceklerine ve istikrarsızlığa neden olabileceklerine dikkat çekmektedir. Meyssan, Ankara’nın, Suriye’yi sistematik bir şekilde altı yıl boyunca tahrip eden, İslamcı fanatikleri destekleme politikasının sorumluluklarından, başarılı bir şekilde nasıl kurtulacağını tasavvur etmenin de zorluğuna dikkat çekmektedir. Metni kasıtlı olarak belirsizlikler içermekte olan ateşkes antlaşması, İdlip’e yerleşen İslamcı fanatiklere bir saldırı ihtimalini açık bırakmaktadır. Diğer taraftan, Suriye’den daha fazla militanın Türkiye’ye kaçmaya devam etmesi durumunda ne olacağı da belli değildir.

Değişmek Kolay Değildir

Meyssan, Türkiye’nin politika değişikliğinin önümüzdeki birkaç ay içerişinde doğrulanması ve sürmesi durumunda birçok zincirleme reaksiyona da neden olacağını öne sürmektedir. Bunlardan en önemlisi Sünni ve Şii Müslümanlar arasında yaratılan ve uzun bir süreden beri Washington tarafından desteklenen ve Rusya’nın yanı sıra Hizbullah ve İran’ın da cihatçı tehdide karşı savaşmak üzere ortak olduğu yapay çatışmadır. Rusya’ya gelince, Meyssan, Rusya’nın Türkiye hakkındaki U-dönüşünün nedenini Başkan Putin’in, bir düşman liderini başka birisiyle değiştirmek yerine, ‘‘düşmanlarını müttefike dönüştür’’ tercihine bağlamaktadır. Putin’in bu tercihi, Moskova’nın stratejik ortaklarının geçmişteki politika ve kararlarını unuttuğu anlamına da gelmemektedir.

Türkiye’nin politika değişikliğinin önemini vurgulayan tek kişi Meyssan değildir. Geçtiğimiz hafta Fransız televizyon gazetecisi Michelle Scott da Türkiye’nin geri dönüşünün Suriye’ye karşı beş yıldır sürdürdüğü savaşı sonlandırdığı anlamına geldiğini açıklamaktadır, Ankara Esat’ı iktidardan uzaklaştırma çabalarında hiçbir ilerleme sağlayamamıştır. Ilımlı olarak adlandırılan muhalefet giderek radikalleşmiştir. İran dramatik bir şekilde bölgede etkisini artırmış ve ABD liderliğindeki koalisyon en sonunda, Türkiye’nin bir tehdit olarak gördüğü Suriyeli Kürtlerle iş birliğine başlamıştır.

Scott, Erdoğan’ın izole edildiğini ve ortak terör tehdidine karşı sürdürülen mücadeleyi, Moskova’ya yaklaşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini ifade etmektedir. Scott son olarak, Türkiye’nin yeni politikasının Erdoğan’ı, Suriye muhalefetini denizde başıboş bırakmaya zorlayacağını ve böylece resmî olarak Türkiye’nin Suriye savaşındaki yıkıcı ve zararlı rolünün de sona ereceğini iddia etmektedir. Scott’a göre; bu politik U-dönüşü, Suriye’deki savaşın bitmesiyle de birleştiğinde gücün şekillenmesinde yeni bir bölgesel dengenin oluşmasıyla sonuçlanacaktır.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yazarın düşüncelerini yansıtmaktadır. Yazının çevrilmesi çevirenin yazarın düşüncelerini paylaştığı anlamına gelmemektedir.

Yazarın özellikle Türkiye’nin IŞİD terör örgütüne yardım ettiği yönündeki değerlendirmelerine kesinlikle katılmıyorum. Türkiye, kendi bölgesinde, komşuları ile iyi ilişkiler içerisinde olduğu sürece bölgesel bir lider olabilir. Giderayak hala dünyayı karıştırmaya çalışan Obama yönetimi, ABD’nin Irak’a müdahalesinin hata olduğunu ancak şimdi, on binlerce insan öldükten sonra kabul etmektedir. Obama ve Hillary Clinton’un Suriye’de başlattığı yapay Şii-Sünni savaşı da Müslümanları birbirlerine kırdırma politikasıdır. Amerikan zulmünden kaçarak Rusya’ya sığınan Snowden’in iddialarına göre CIA, MOSSAD ve MI6 tarafından kurulan IŞİD terör örgütüne yardımı Türkiye değil, ABD ve diğer müttefikleri yapmaktadır.

Türkiye reel politik gereği, çıkarlarına uygun olarak kiminle iş birliği yapacağına karar vermekte özgürdür. Önemli olan Türkiye’nin çıkarlarıdır. Umarım, yazarın da belirttiği gibi, Türkiye’nin katkılarıyla Suriye’de kalıcı bir barış tesis edilir ve Suriye halkının çektiği acılar sona erer.

Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

LİNK : https://sputniknews.com/politics/201701051049300871-turkey-syria-war-policy-shift/

DUYURU : SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA YURTDIŞINA BİLGİLENDİRME YAPMAK İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// DAĞITIM KOMİTELERİ


DEĞERLİ ÜYELERİMİZ VE MODERATÖRLERİMİZ,

BİLDİĞİNİZ GİBİ HAZİRAN 2007’DE SÖZDE SOYKIRIM İLE İLGİLİ OLARAK MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATMAK AMACIYLA MAIL GRUBUMUZUN İÇERİSİNDE, TAMAMEN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN “DAĞITIM KOMİTELERİ“ ADINI VERDİĞİMİZ BİR ALT ÇALIŞMA GRUBU KURDUK.

BU ÇALIŞMA GRUBU, İNTERNETTEN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA DERLEDİĞİMİZ MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATAN ÇEŞİTLİ YAZILARI VE DÖKÜMANLARI, 6 YABANCI DİLE TERCÜME EDEREK YURTDIŞINDAKİ YABANCI BÜYÜKELÇİLİKLERE, İÇ VE DIŞ İŞLERİ BAKANLIKLARINA, YABANCI MİSYON TEMSİLCİLERİNE, YABANCI PARLAMENTO VE MECLİS ÜYELERİNE, YABANCI GAZETECİ VE BASIN & YAYIN ORGANLARI GİBİ ÇEŞİTLİ MAKAMLARA, MAIL YADA FAX YOLU İLE GÖNDEREREK SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA, BİZE YAPILAN HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRDİ.

BU KAPSAMDA, MİLLİ TEZLERİMİZİ VE HAKLILIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTI.

BU ÇALIŞMA GRUBU, HEM SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI, HEMDE ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ TERÖR ÖRGÜTLERİ KONUSUNDA, İNTERNETTEN TOPLADIĞIMIZ BİLGİLERİ YABANCI MAKAMLARA, MAIL VE FAX ÜZERİNDEN GÖNDERMEK SURETİYLE BİR BİLGİLENDİRME KAMPANYASI YAPTILAR.

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK.

BU DERLENEN YAZI VE DÖKÜMALARDA, HAKLILIĞIMIZI ANLATAN TARİHİ BİLGİLER YER ALIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER,PLANLI BİR SOYKIRIMIN OLMADIĞINI, ANCAK 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞLARIN, ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR TEHCİRE MARUZ KALDIĞINI VE BU TEHCİR SIRASINDA BİR ÇOK ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞIN HAYATINI KAYBETTİĞİNİ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER, 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, BİR ÇOK ERMENİ ÇETE GRUBUNUN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRARAK, EVLERİ TALAN ETTİĞİNİ, ÇOCUK-YAŞLI DEMEDEN KÖYLÜLERİ KATLETTİĞİNİ, BÖLGEDEKİ KUVAYI MİLLİYE ORDUSUNA KARŞI GERİLLA SAVAŞI YÜRÜTTÜĞÜNÜ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELERİ,, 6 DİLE ÇEVİRDİK VE AZ ÖNCE BAHSETTİĞİM YABANCI MAKAMLARA, GÖNDERDİK. BİLGİ SAHİBİ OLMALARI İÇİN TARİHİ GERÇEKLERİ KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

Örneğin, geçtiğimiz hafta içinde (09-15 Nisan 2020 haftası) “NO GENOCIDE /// TARGET : GREAT ARMENIAN” adlı belgeyi az önce zikrettiğimiz yurt dışındaki makamlara TOPLAM DA 187,000 adet e-posta/kopya ile gönderdik.

Bu amaçla yurt dışında profesyonel bir sunucu (server) kiraladık ve bu sunucunun kirasını da değerli moderatörlerimizin ve üyelerimizin ARŞİV ve VİDEO DVD’lerine ödemiş olduğu ücretten gelen parayla ödedik.

Aslına bakarsanız gönül isterdi ki ARŞİV ÇALIŞMALARIMIZI tüm üyelerimize bedelsiz olarak verelim. Ama ne yazık ki şu anki şartlarda bu mümkün değil, çünkü 2001-2008 arası devletten aldığımız ödenek Ergenekon Operasyonu sonucu kesildi. Dolayısıyla şu anda devletten herhangi bir destek görmüyoruz. Tüm masraflarımızı araştırma ekibinin ve moderasyonun katkıları ve ARŞİV DVD’lerimizin satışından gelen cüz’i para ile karşılamaya çalışıyoruz.

Bu nedenle bir kez daha böylesine kutsal bir görevi yapabilmemiz için bizlere maddi ve manevi destek veren tüm moderatörlerimize ve ARŞİV DVD’mizi satın alarak bütçemize katkı sağlayan üyelerimize sonsuz şükranlarımı sunarım.

Değerli Üyelerimiz;

SÖZDE SOYKIRIM konusu ülkemiz için önemli bir konudur. Tarafımıza kurulmak istenen asırlık komploya maalesef tüm dünya ülkeleri nezdinde oldukça fazla destek var. Haklı olduğumuz bir konuda baskı ve tezgahlarla bir ülkenin bileği bükülmek isteniyor. İleride toprak ve tazminat isteme noktasına kadar ulaşabilecek büyük bir komplo bu.

Eğer bizler bugün çalışmaz isek ve bu konuyu sadece AK PARTİ hükümetine ve onun cılız politikasına bırakırsak gelecekte ödeyemeyeceğimiz bir fatura ile karşı karşıya kalabiliriz ki AKP’nin bu konudaki KABUL ET GİTSİN yaklaşımını da belirtmeden geçmeyelim.

Biz ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak 2000 yılından bu yana, önceleri dar kapsamda 1500-2000 mail adresini kapsayacak şekilde başlattığımız yurt dışı bilgilendirme çalışmasını yurt dışında server (sunucu) kiraladıktan sonra yıllık 150,000 – 200,000 adrese çıkarmış bulunuyoruz. Her sene 4 periyod olarak 3 ayda bir olmak üzere yerli ve yabancı e-posta adreslerine, mektup adreslerine ve fax’lara DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU aracılığı ile milli tezlerimizi aktarıyoruz.

Eğer sizler de bu çabamıza iştirak etmek isterseniz ozel-buro adresimize İSİM VE SOYAD, E-POSTA ADRESİNİZ, CEP TELEFON NUMARANIZ ve varsa WEB SİTE ADRESİNİZİ yollayın sizi de bu çalışmaya dahil edelim.

Ek’te sizler için hazırladığımız DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU tanıtım yazımızı ve e-posta gönderimlerini nasıl yapacağınızı tarif eden bir doküman bulunuyor. Lütfen inceleyiniz.

İLGİLİ TANIM VE AÇIKLAMALARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Aramıza katılacak olan yurtseverlere şimdiden hoş geldin der, ortak çabamızın başarılı olmasını temenni ederiz.

ERKUT ERSOY

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU KURUCU ÜYESİ

DUYURU : SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA YURTDIŞINA BİLGİLENDİRME YAPMAK İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// DAĞITIM KOMİTELERİ


DEĞERLİ ÜYELERİMİZ VE MODERATÖRLERİMİZ,

BİLDİĞİNİZ GİBİ HAZİRAN 2007’DE SÖZDE SOYKIRIM İLE İLGİLİ OLARAK MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATMAK AMACIYLA MAIL GRUBUMUZUN İÇERİSİNDE, TAMAMEN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN “DAĞITIM KOMİTELERİ“ ADINI VERDİĞİMİZ BİR ALT ÇALIŞMA GRUBU KURDUK.

BU ÇALIŞMA GRUBU, İNTERNETTEN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA DERLEDİĞİMİZ MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATAN ÇEŞİTLİ YAZILARI VE DÖKÜMANLARI, 6 YABANCI DİLE TERCÜME EDEREK YURTDIŞINDAKİ YABANCI BÜYÜKELÇİLİKLERE, İÇ VE DIŞ İŞLERİ BAKANLIKLARINA, YABANCI MİSYON TEMSİLCİLERİNE, YABANCI PARLAMENTO VE MECLİS ÜYELERİNE, YABANCI GAZETECİ VE BASIN & YAYIN ORGANLARI GİBİ ÇEŞİTLİ MAKAMLARA, MAIL YADA FAX YOLU İLE GÖNDEREREK SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA, BİZE YAPILAN HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRDİ.

BU KAPSAMDA, MİLLİ TEZLERİMİZİ VE HAKLILIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTI.

BU ÇALIŞMA GRUBU, HEM SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI, HEMDE ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ TERÖR ÖRGÜTLERİ KONUSUNDA, İNTERNETTEN TOPLADIĞIMIZ BİLGİLERİ YABANCI MAKAMLARA, MAIL VE FAX ÜZERİNDEN GÖNDERMEK SURETİYLE BİR BİLGİLENDİRME KAMPANYASI YAPTILAR.

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK.

BU DERLENEN YAZI VE DÖKÜMALARDA, HAKLILIĞIMIZI ANLATAN TARİHİ BİLGİLER YER ALIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER,PLANLI BİR SOYKIRIMIN OLMADIĞINI, ANCAK 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞLARIN, ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR TEHCİRE MARUZ KALDIĞINI VE BU TEHCİR SIRASINDA BİR ÇOK ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞIN HAYATINI KAYBETTİĞİNİ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER, 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, BİR ÇOK ERMENİ ÇETE GRUBUNUN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRARAK, EVLERİ TALAN ETTİĞİNİ, ÇOCUK-YAŞLI DEMEDEN KÖYLÜLERİ KATLETTİĞİNİ, BÖLGEDEKİ KUVAYI MİLLİYE ORDUSUNA KARŞI GERİLLA SAVAŞI YÜRÜTTÜĞÜNÜ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELERİ,, 6 DİLE ÇEVİRDİK VE AZ ÖNCE BAHSETTİĞİM YABANCI MAKAMLARA, GÖNDERDİK. BİLGİ SAHİBİ OLMALARI İÇİN TARİHİ GERÇEKLERİ KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

Örneğin, geçtiğimiz hafta içinde (09-15 Nisan 2020 haftası) “NO GENOCIDE /// TARGET : GREAT ARMENIAN” adlı belgeyi az önce zikrettiğimiz yurt dışındaki makamlara TOPLAM DA 187,000 adet e-posta/kopya ile gönderdik.

Bu amaçla yurt dışında profesyonel bir sunucu (server) kiraladık ve bu sunucunun kirasını da değerli moderatörlerimizin ve üyelerimizin ARŞİV ve VİDEO DVD’lerine ödemiş olduğu ücretten gelen parayla ödedik.

Aslına bakarsanız gönül isterdi ki ARŞİV ÇALIŞMALARIMIZI tüm üyelerimize bedelsiz olarak verelim. Ama ne yazık ki şu anki şartlarda bu mümkün değil, çünkü 2001-2008 arası devletten aldığımız ödenek Ergenekon Operasyonu sonucu kesildi. Dolayısıyla şu anda devletten herhangi bir destek görmüyoruz. Tüm masraflarımızı araştırma ekibinin ve moderasyonun katkıları ve ARŞİV DVD’lerimizin satışından gelen cüz’i para ile karşılamaya çalışıyoruz.

Bu nedenle bir kez daha böylesine kutsal bir görevi yapabilmemiz için bizlere maddi ve manevi destek veren tüm moderatörlerimize ve ARŞİV DVD’mizi satın alarak bütçemize katkı sağlayan üyelerimize sonsuz şükranlarımı sunarım.

Değerli Üyelerimiz;

SÖZDE SOYKIRIM konusu ülkemiz için önemli bir konudur. Tarafımıza kurulmak istenen asırlık komploya maalesef tüm dünya ülkeleri nezdinde oldukça fazla destek var. Haklı olduğumuz bir konuda baskı ve tezgahlarla bir ülkenin bileği bükülmek isteniyor. İleride toprak ve tazminat isteme noktasına kadar ulaşabilecek büyük bir komplo bu.

Eğer bizler bugün çalışmaz isek ve bu konuyu sadece AK PARTİ hükümetine ve onun cılız politikasına bırakırsak gelecekte ödeyemeyeceğimiz bir fatura ile karşı karşıya kalabiliriz ki AKP’nin bu konudaki KABUL ET GİTSİN yaklaşımını da belirtmeden geçmeyelim.

Biz ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak 2000 yılından bu yana, önceleri dar kapsamda 1500-2000 mail adresini kapsayacak şekilde başlattığımız yurt dışı bilgilendirme çalışmasını yurt dışında server (sunucu) kiraladıktan sonra yıllık 150,000 – 200,000 adrese çıkarmış bulunuyoruz. Her sene 4 periyod olarak 3 ayda bir olmak üzere yerli ve yabancı e-posta adreslerine, mektup adreslerine ve fax’lara DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU aracılığı ile milli tezlerimizi aktarıyoruz.

Eğer sizler de bu çabamıza iştirak etmek isterseniz ozel-buro adresimize İSİM VE SOYAD, E-POSTA ADRESİNİZ, CEP TELEFON NUMARANIZ ve varsa WEB SİTE ADRESİNİZİ yollayın sizi de bu çalışmaya dahil edelim.

Ek’te sizler için hazırladığımız DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU tanıtım yazımızı ve e-posta gönderimlerini nasıl yapacağınızı tarif eden bir doküman bulunuyor. Lütfen inceleyiniz.

İLGİLİ TANIM VE AÇIKLAMALARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Aramıza katılacak olan yurtseverlere şimdiden hoş geldin der, ortak çabamızın başarılı olmasını temenni ederiz.

ERKUT ERSOY

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU KURUCU ÜYESİ

HUKUK DOSYASI : İran’da İktidar Destekli Paralel Baro Avukatlığı Nasıl Yıktı ???


İran’da İktidar Destekli Paralel Baro Avukatlığı Nasıl Yıktı ???

İran’da Avukatlar Barosu ülkede kurulan ilk sivil toplum kuruluşu sayılıyor. 27 Şubat 1953 tarihinde, İran’ın onurlu ve demokrasi açısından parlak tarafını temsil eden hükümetin başbakanı Dr. Muhammed Musaddık’ın kanun hükmünde kararnamesi ile resmiyet kazanan avukatlık kanunu ve kurulan baro, 1979 devriminden önce hem mesleki açıdan hem de insan haklarını koruma faaliyetleri açısından dünyada çok tanınmış ve itibarlı bir yere erişti.

1970’li yıllarda İran merkez barosu ve Paris, Cenevre, Londra gibi barolar arasında gerçekleşen işbirlikleri ve anlaşmalar, ulaşılan o görkemli noktanın sadece bir simgesiydi.

Mesela 1970’li yıllarda yapılan anlaşmaya göre İran merkez barosuna kayıtlı bir avukat çok kolay bir şekilde Paris barosunada kayıtlanabiliyordu ve hatta Fransa’da mahkemelere müdahil olabiliyordu.

Ne var ki, 1979 İslamcı devrim ve özellikle 1980-1981 de modern, cumhuriyetçi ve Liberal güçlerin devrimden tamamen tasfiyesi sonrasında, avukatlar barosu tek parça ve homojen İslamcı hegemonya için bir hedef haline gelmiş oldu. İslamcılar bir taraftan İran’ın modern ceza kanununu İslamileştirmekle yetinmeyip Usül-i mühakimat (ceza usül kanunu) kanununu da değiştirmek çabasına girmiş oldular. Zira İslamcı fıkıh merkezli bakış açısında usül zaten Batı hukuğu kriterleri üzerine kurulmuş yapı olarak görünüyordu. Usül’e karşı olan fıkhi düşüncenin en azından radikal versiyonu, avukatlık mesleğinin de bilcümle kaldırılmasını istiyordu.

Neden? Kuran-i Kerim de avukatlık diye bir şey olmadığı için ve peygamber efendimizin sünnetinde de şahsın kendi kendini savunmak zorunda olmasına istinaden. Böylece baro ve avukatlık mesleği 1980’lerin başında çok zor günler geçirdi. Nihayet avukatlar, avukatlığın dinde yerinin olmasına dair fetvalar alarak kendi mesleklerini korumayı başarmış oldular ama İslamcı iktidar her zaman avukatları seküler, Batıcı ve din karşıtı olmakla suçladı ve her zaman onlardan şüphe duydu. Hatta defalarca onların iç mekanizmalarına tevessül ederek baroları kendi kontrolüne almak üzere çaba sarfetti ama başaramadı. Nihayet çareyi baroların bölünmesi ve paralelleştirmesinde buldu!

7 Ocak 2001 tarihinde meclisten geçen üçüncü kalkınma yasasının 187inci maddesinde yeni bir baro kuruluşu öngörüldü ve böylece iktidar destekli avukat-iktidar karşıtı avukat ikiliği fiilen öne çıkmış oldu. Yasaya göre yargı kuvvetine bağlı “Merkez-i milli-i müşavirin”, yani “hukuki danışmanlar ve uzmanlar merkezi” kuruluyordu ve hukuki müşavirlere mahkemelerde aynen baro avukatları gibi her türlü avukatlık hakkı tanınıyordu. Bundan sonrasını hayal etmek çok kolaydı:

Avukatlık meslek olarak iktidar yanlısı avukatlar ve iktidar karşıtı avukatlar olarak ikiye bölündü ama müvekkil için davayı kazanmak önem taşıyordu. Dolayisiyla iktidar yanlısı olan ve kalkınma yasasının 187. maddesi üzerine kuruldukları için “187 madde avukatları” adıyla tanınan avukatlar hem mahkemelerde hem de müvekkiller nezdinde öncelik bulmuş oldu. Öyle ki, baronun çok kıdemli ve eski avukatları bile barodan istifa etmek ve müşavirler merkezine geçmek zorunda kaldılar.Böylece “iktidar karşıtı” sıfatı verilen avukatlar fiilen işsizlik ve ekonomik sıkıntılara sürüklenmiş oldu.

İslamcı rejim- seküler hukukçu ve avukat meselesi İranda henüz sona ermiş değil ama bu baskılar altında baro ve serbest ve bağımsız avukatlık mesleği de yıkılmak üzeredir. Bu hikayeden ders almak icap eder.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : Türk Üniversitelerinin Katkılarıyla Alma nya’da Düzenlenen Sözde Ermeni Soykırımı İçin Avrupa Yaklaş ımları Çalıştay, ABD, Büyük Destek


Türk Üniversitelerinin Katkılarıyla Almanya’da Düzenlenen Sözde Ermeni Soykırımı İçin Avrupa Yaklaşımları Çalıştay’ına ABD’den Büyük Destek Var

PROF. DR. RIDVAN KARLUK

LİNK : https://www.turkishnews.com/tr/content/2017/09/21/turk-universitelerinin-katkilariyla-almanyada-duzenlenen-sozde-ermeni-soykirimi-icin-avrupa-yaklasimlari-calistayina-abdden-buyuk-destek-var/

Avrupa Akademisi ve Lepsiushaus Potsdam Üniversitesi geçen hafta Berlin’de Ermeni Soykırımı İçin Avrupa Yaklaşımları (Past in the Present European Approaches to the Armenian Genocide) konulu bir Çalıştay düzenlemiştir. Türkiye için sözde Ermeni soykırımı önemli bir sorun olmasına rağmen Türk basınında bu konu yer almamıştır. İlk ilanda Çalıştay’ın ev sahiplerinden birisi Sabancı Üniversitesi idi. Türkiye’den diğer katılımcılar ise Koç, Bilgi, Kemerburgaz (Altınbaş), Ankara Sosyal Bilimler Üniversiteleridir.

Çalıştay’a Sabancı Üniversitesi’nin katkıda bulunacağı ve ev sahipliği yapacağı anlaşılınca Üniversite, geniş bir kesimden tepki almıştır. Koç Üniversitesi Çalıştay’a katılacak olan akademisyenin işine 6 ay önce son verdiklerini açıklamıştır. Sabancı Üniversitesi ise “Biz ev sahibi değiliz” diyerek işin içinden çıkmış, Çalıştay’ın bilimsel bir çalışma olduğunu, akademisyenlerinin çalışmalarının kısıtlanamayacağını, istedikleri Çalıştay’a katılabileceklerini açıklamıştır.

Çalıştay’ın hangi amaçla yapılacağını önceden tahmin ettiğim için Kemerburgaz Üniversitesi’nden katılması öngörülen öğretim üyesi hakkında Rektör, meslektaşım Prof. Dr. Çağrı Erhan’a bir bilgilendirme notu gönderdim. Sayın rektörden gelen cevap aşağıdadır:

“Sayın Hocam merhaba,

Nazan Hanım ücretsiz izinle yurt dışında bulunmaktadır. Toplantı programının en son halinde şu an araştırma yapmak için bulunduğu kurumun adını kullanmaktadır. Tebliğci değil tartışmacıdır. Söz konusu konferansla uzaktan yakından ALTINBAŞ ÜNİVERSİTESİ’nin ilgisi yoktur. Şahıs olarak da bu konuda hangi çizgide bulunduğum izahtan varestedir. Konferansla ilgili daha önce bana yollanmış hiçbir maile, konu kurumumuzu ilgilendirmediği için, cevap vermedim. Sizin dostluğunuza istinaden cevaplıyorum. Bu vesileyle saygılarımı sunuyorum.

Prof. Dr. Çağrı Erhan”

Çalıştay’dan haberdar olunca, Türkiye’den katılacak olanlara biri İngilizce olan iki çalışmamı göndererek görüşlerimi açıkladım, bu konuda objektif olmalarını sağlamak istedim. Bunlardan sadece Ankara’dan katılacak olan öğretim üyesinden cevap gelmiştir. Çalıştay’a sadece “soykırım var” diyenler çağırılmış, karşı görüşü savunanların başvuruları ise kabul edilmemiştir. Çalıştay’ın konuşmacıları arasında bulunan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Hülya Adak ve Koç Üniversitesi öğretim üyesi Zeynep Türkyılmaz Ermeni Diasporası’na çok yakın isimlerdir.

Hülya Adak, Ermeni Soykırımı’na Eleştirel Yaklaşımlar: Tarih, Siyaset, Estetik başlığı ile 1-4 Ekim 2015 tarihlerinde Sabancı Üniversitesi’nin ev sahipliğinde İstanbul’da yapılan toplantının organizatörleri arasındaydı. Zeynep Türkyılmaz ise Kaliforniya Üniversitesi’nde (University of California at Los Angeles-UCLA) eğitim almış, 2009’da doktorasını vermiştir. UCLA, Atatürk’ü, ayaklarının altında bir kız çocuğu cesediyle poz vermiş olarak gösteren ve üzerine İnkarın Yüzü (Face of Denial) yazan dokümanı montajlayarak yayınlayan üniversitedir.

Hülya Adak ve Zeynep Türkyılmaz hakkında; Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama (TCK md. 301), Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma (TCK md. 302) ve Temel Milli Yararlara Karşı Faaliyette Bulunmak İçin Yarar Sağlama (TCK md. 305) maddeleri kapsamında suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bu akademisyenlerin akademik özgürlük adı altında Türk milletini karalamaya hakları yoktur. Mahkeme Kararı olmadan yapılmayan bir sözde soykırım için Türk milleti suçlanamaz.

Katılımcı öğretim üyelerinin ve destek veren üniversitelerdeki diğer öğretim üyelerinin bir kitabı okumalarını öneririm: Ohannes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok, Kaynak Yayınları, 2005. Kitap, 1915 yılında Ermeni isyanlarını örgütleyen Taşnak Partisi’nin Başkanı ve 1918 yılında Erivan’da kurulan Ermenistan’ın ilk Başbakanın 1923 yılında partisinin Bükreş’te toplanan kongresine sunduğu rapora dayanmaktadır. Ermenilerin insanlık dışı katliam yaptıkları kitapta yer aldığı için Ermenistan’da yasaklanmış, İngilizce baskıları da Batı kütüphanelerinden toplatılmıştır. Türkiye aleyhine olan bir Çalıştay’da Sabancı gibi dünya sıralamasına giren seçkin bir Türk Üniversitesi’nin adının program afişinde geçmesi hoş olmamıştır.

Michigan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ronald Grigor Suny, Prof. Dr. Fatma Müge Göçek ve Prof. Dr. Gerard Libaridian’ın katkılarıyla Ermeni-Türk Çalışmaları Atölyesi (Workshop on Armenian-Turkish Scholarship: WATS) ilk defa 2000 yılında düzenlemiştir. Daha sonra 2000-2013 döneminde Şikago (2000), Michigan (2002), Minnessota (2003), Salzburg (2004), New York (2005), Cenova (2008), Kaliforniya (2010) ve Amsterdam’da (2013) yapılmıştır. Bu etkinliklere karşıt görüştekiler alınmamıştır. 9’su, Türkiye’de Ermeni Soykırımı’na Eleştirel Yaklaşımlar: Tarih, Siyaset, Estetik başlığı ile 1-4 Ekim 2015 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi’nin ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.

Hülya Adak; Berlin Hür Üniversitesi (Haziran 2016-), Potsdam Üniversitesi (Haziran 2016), Carleton Üniversitesi, Ottawa (Haziran 2016-Haziran 2017), Edebiyat, Sanat ve Kültür (ICSLAC) Karşılaştırmalı Araştırmalar Enstitüsü, Freie University of Berlin, (2012- 2013), Şikago Üniversitesi’nde (1993-2001) çalıştığı dönemlerde sözde Ermeni Soykırımı tezini savunmuştur. Adak, Prof. Fatma Göçek ve Prof. Ronald Suny ile birlikte Ekim 2015’de İstanbul Richmond Otel’deki WATS 2015 etkinliğinde de görev almıştır.

WATS toplantıların en önemli özelliği, Ermeni Soykırımı yoktur diyen karşıt görüştekilerin toplantılara alınmamasıdır. Toplantıyı haber alınca katılım başvurusunda bulundum ama hayal kırıklığına uğradım. Çünkü başvurum reddeldildi. Gerekçe ise çok komikti: Yer darlığı. Bana gönderilen cevap aşağıdadır:

“[WATS 2017- Past in the Present: European Approaches to the Armenian Genocide] Registration Roy Knocke [knocke@lepsiushaus-potsdam.de] 05 Eylül 2017 Salı 10:2 Dear Sir or Madam, Unfortunately, due to some space problems and therefore limited number of participants, the WATS-organizing committee cannot enable your registration. We apologize for the inconvenience and refer to the video captured presentations of the panels. Kind regards, Roy Knocke, Wissenschaftlicher Mitarbeiter Lepsiushaus Potsdam,Große Weinmeisterstraße 45 14469 Potsdam, Telefon: 0331 – 58164511 und 0176 – 76527624Fax: 0331 – 58164519, Email: knocke

Web: http://www.lepsiushaus-potsdam.de/index.php?page=roy-knocke.”

Çalıştay’a alınmayan sadece ben değilim. Dr. Ali Söylemezoglu da benim gibi toplantıya alınmayanlardandır. Söylemezoğlu’nun şahsıma gönderdiği mail şöyledir:

“Berlin’deki Çalıştay meselesi şöyle oldu. Çalıştay’ın yapılacağını işittiğimden 4 Eylül günü hem faks ve hem de mektupla Lepsius Haus’a başvurup katılacağımı bildirip kaydedilmemi ve neticeyi bana eposta ile bildirmelerini rica etmiştim. Aradan iki hafta geçip de ses seda çıkmayınca telefon ettim, bu defa ‘ben burada yeni işe başladım, bilgim yok’ diyen bir genç cevap verdi ve ‘kayıtlar kapandı’ dedi. Bunun üzerine Hosfeld’in kişisel eposta adresine yazıp Çalıştay’a katılacağımı ve olumlu cevabını beklediğimi bildirdim. Buna da cevap vermediler.

Başka işlerim olduğundan Cuma akşamı değil de Cumartesi günü saat 9:15 gibi Çalıştay’ın yapılacağı Europäische Akademie’ye gittim, resepsiyondaki hanıma selam verip içeri girdim. Kimsin, nesin diye sormadı. Ben de paltomu gardıroba asıp salona girdim. Tahminen 25-30 kişi vardı ve salonun yarısından çoğu boştu. İsviçreli Prof. Kieser Talat Paşa hakkındaki tebliğini İngilizce olarak okuyordu. Gayet harc-ı alem şeyler anlattığından not almaya değer bulmadım. Daha sonra Kieser’e ‘sana ayrılan vakit bitti’ dediler, o da tebliğini tamamlamadan yerine oturdu.

Ardından orta yaşlı gözüken bir hatun kişi kürsüye gelerek konuşmaya başladı. Daha hangi konuyu işlemek istediğini anlayamadan genç bir hanım yanıma gelerek İngilizce ‘biraz gelir misiniz?’ dedi. Peşine düşüp kahvaltı ettikleri salona gittim, orada Lepsius Haus’ta istihdam edildiğini bildiğim Lepsius Haus websitesindeki fotoğrafından Roy Knocke isimli şahıs (bana mail gönderen kişi) olduğunu tahmin ettiğim zat-ı muhterem ‘siz kayıtlı değilsiniz, bu toplantıya katılamazsınız’ dedi.

Kaydımı yaptırttığımı söyleyince ‘Hosfeld size eposta ile katılamayacağınızı bildirdiydi’ dedi, ben ise böyle bir eposta almadığıma işaret ederek dedim ki ‘burası ne biçim akademi, akademi demek farklı fikirlerin tartışıldığı yer demektir, siz ise bırakın tartışmayı, farklı fikirden bir kişinin dinleyici olarak katılmasına bile tahammül edemiyorsunuz’. Karşımdaki ise ‘bu Çalıştay’ı tertip eden Europäische Akademie değil, onlar yalnızca mekanı tahsis ettiler’ dedi.

Ben de Almanca olarak ‘bu usülle başarılı olmanız mümkün değildir’ mealinde ‘so kommen Sie auf keinenen grünen Zweig’ diyerek ayrıldım. Hadise bundan ibaret. Kanaatimce karşı tarafın bizim sessizce dinlememizden bile bu kadar çekiniyor olması iddialarının ne kadar çürük temellere dayandığını gayet iyi bildiklerine işaret etmektedir. Fikir düzeyinde yenik düştüler, fakat propaganda düzeyinde henüz bizden üstünler. Dr. Ali Söylemezoglu, Peterstal 18 47051 Duisburg.”

Çalıştay’a Türkiye’den katılan öğretim üyelerine 19 Mart 2012 tarihinde Marmara Grubu Vakfı toplantısında sunduğum bildirimi göndererek onları aydınlatmak istedim ama başarılı olamadım. Bildirimden aldığım aşağıdaki değerlendirmeleri, belki şimdi okuyabilirler diyerek sizlerle paylaşıyorum. Katılımcılar, Türk diplomatlarını şehit eden Ermeni canilerinin Hocalı’da nasıl soykırım yaptıklarını kendi ağızlarından okusunlar da utansınlar.

“Sözde Ermeni soykırımını gündeme getirenler, Hocalı’da Ermenilerin yaptıklarını neden görmezden gelmektedirler? Katliamda babası ve 22 aile üyesini kaybeden 20 yaşındaki Zarife Guliyeva, Hocalı katliamının 20’nci yıldönümü sebebiyle Nicolas Sarkozy ve Serj Sarkisyan’a birer mektup göndermiştir. Sarkozy’ye yazdığı mektupta, ‘Siz söyleyin, eğer bu soykırım değilse, sormak lazım soykırım nedir?’ sorusunu yönelten Guliyeva, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasının öngören yasanın tasarısın Fransa Senatosu tarafından kabul edilmesinden sonra Azerbaycan halkının Sarkozy’nin taraflı olduğunu düşündüğünü açıklamıştır.

Guliyeva, Serj Sarkisyan’a gönderdiği mektupta ise Azerbaycan’ın işgal altında bulunan Hocalı kasabasında Ermeni askerler tarafından yapılan soykırım sebebiyle Sarkisyan’ın yapacağı itiraf durumunda, Azerbaycan-Ermenistan ilişkisi ve Yukarı Karabağ sorunun çözümünde yeni bir sayfanın açılabileceğini belirtmiştir.

Ermeni güçleri 1992 yılının 25 Şubat’ı 26 Şubat’ta bağlayan gece Hocalı kasabasında 83 çocuk, 106 kadın ve 70’den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 Azeri Türkünü öldürülmüş, 487 kişi bu saldırıda ağır yaralanmış, 1275 kişi rehin alınmış, 150 kişi kaybolmuştur.

Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başlarının kesildiği görülmüştür. Eski ASALA eylemcilerinden Monte Melkonian, Hocalı’ya yakın bölgede Ermeni askeri birliklere komutanlık yapmış ve katliamdan bir gün sonra Hocalı çevresinde gördüklerini günlüğünde anlatmıştır.

Melkonian’ın ölümünden sonra Markar Melkonian kardeşinin günlüğünü Benim Kadeşimin Yolu (My Brother’s Road: An American’s Fateful Journey to Armenia, I. B. Tauris,2005) isimli kitapta Hocalı katliamı için şunları yazmıştır: Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka aynı zamanda bir öç alma eylemiydi. Büyük Ermenistan idealistlerinden ve İnterpol tarafından (1994 Bakü metro bombalaması suçu) tüm dünyada aranan Zori Balayan 1995 yılında yayınlanan Ruhumuzun Canlanması (Heaven and Hell, Los Angeles 1997, Yerevan 1995) kitabında (s. 260-262) Hocalı’da soykırımın yapıldığını şöyle itiraf etmiştir:

Arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Daha sonra 13 yaşındaki Türk’e onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım.

Başından ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk mesleğim hekimlik olduğu için hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türk’le aynı kökten olan köpeklere attı.

Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi gün biz kiliseye giderek 1915’te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı’yı ve vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.”

Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915 tarihinde devlete isyan eden Ermenileri tehcire (göçe) tabi tutarken, bölgenin dışında yaşayan Ermeniler yerlerinde kalmış, 30 Aralık 1918’de tehcire tabi tutulanlar geri dönmüşlerdir. Lozan Anlaşması ile 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve sorun Lozan Anlaşması’nın imzalanmasıyla çözümlenmiştir.

Tarihte kalan tehciri soykırıma dönüştürme çabalarının altında Sevr (Sevres) Anlaşması’ndaki büyük Ermenistan hayali yatar. Tıpkı 25 Eylül’de Barzani’nin referandum yaparak kurmak istediği büyük Kürdistan gibi.

Sevr Anlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde Paris’in batı banliyösü Sevr kasabasındaki Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique) imzalanmıştır. Bu müze, Türkiye için Anlaşma’nın imzalandığı yer olması bakımından önemlidir. Bir diğer önemi de Ermenilerin müzenin önüne 8 Mart 2001 tarihinde sözde Ermeni Soykırım Anıtı dikmesidir. Anıtın üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır. Bu ifade Auschwitz- Birkenau toplama kampının önünde de vardır. Bir farkla: 1,5 milyon Yahudi 1,5 milyon Ermeni olarak değiştirilmiştir. Bu, uluslararası intihaldir.

Sevr Anlaşması, günümüzde en az Lozan Anlaşması kadar önemlidir. Çünkü Anlaşma’da Kürdistan’ın ve de Batı Ermenistan’ın kurulmasına ilişkin hükümler vardır. Sevr Anlaşması’nın 62-63’ncü maddeleri Kürdistan ile ilgilidir. Kürdistan, Lozan Anlaşması ile tarih olmuştur.

Sevr Anlaşması’nın 88-93’ncü maddeleri Ermenistan ile ilgilidir. Anlaşma’da Kars, Erzurum dahil ülkenin Doğusu tümüyle Bağımsız Ermeni Cumhuriyeti adıyla Ermenilere verilmiştir. Paris Barış Konferansı sürecinde Ermenistan’ın sınırları konusu ABD Başkanı Woodrow Wilson’un hakemliğine bırakılmıştır. Wilson, General James G. Harbord başkanlığındaki bir Amerikan heyetini incelemelerde bulunmak üzere 1919 sonbaharında Türkiye’ye göndermiştir. 1919 Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’de incelemeler yapan Harbord, vardığı sonuçları bir raporla ABD Kongresi’ne sunmuştur.

Rapor’da; Türkler ile Ermenilerin barış içinde yüzyıllarca yan yana yaşadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Ermenilerin Türkiye’de hiçbir zaman çoğunlukta olmadıkları ve olaylara ilişkin acıklı ve korkunç iddiaların yanlış olduğu tespit edilmiştir. ABD Kongresi rapor üzerine 1920 Nisan ayında Ermenistan’a mandater olunmasını reddetmiştir. Fakat Başkan Wilson 22 Kasım 1920’de Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir.

Batı Ermenistan da, tıpkı Kürdistan gibi Lozan Anlaşması ile tarih olmuştur.

Ermenistan Milli Marşı’nda ”Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” yazılıdır. Karabağ’da katliam yapan Ermeni kuvvetlere komutanlık yapan bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’dır. Erivan´da yapılan Gelişen Ermenistan Partisi’nin 4’ncü Kurultayına katılan Serj Sarkisyan’ın, “Bağımsızlık Karabağ halkının seçimidir. Uluslararası hukuk dahi bu konuda farklı yaklaşım ortaya koyamaz” dediğini unutmayalım.

Sevr Anlaşması, Atatürk’ün ifadesiyle Türk Milleti’ne kurulan büyük suikasttır. Lozan Anlaşması ile Kürdistan ve Büyük Ermenistan hayali bitmiştir. Lozan Anlaşması Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Tapu delme hareketine Ermeni diasporasına çok yakın olan bazı Türk akademisyenlerin katkıda bulunması üzücüdür. Mesut Barzani de Kırım’ı örnek alarak 25 Eylül’de aynı amaçla referandum yapmaya kararlı görünmektedir.

Tüm bu çabalara rağmen Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Anlaşması ile garanti altına alınan tapuyu deldirmeyecek güçtedir ama Türkiye’ye yönelik sistematik saldırılara mutlaka organize bir şekilde cevap verilmelidir.

Aşağıda, Başbakan Binali Yıldırım ile Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a 15 Eylül’de yazılan, Çalıştay’a katılanları aklayan ve Türkiye’yi eleştiri yağmuruna tutan şikayet dolu mektup, ABD’den gönderilmiştir. Acaba Türkiye’deki muhataplar bu mektuba ne cevap verecekler, merak etmekteyim.

September 15, 2017

Prime Minister Binali Yıldırım Office of the Prime Minister Başbakanlık 06573 Ankara Turkey

H.E. Recep Tayyip Erdoğan President of the Republic of Turkey T.C. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği 06689 Çankaya, Ankara Turkey

Dear Prime Minister Yıldırım and President Erdoğan: We write on behalf of the Middle East Studies Association (MESA) of North America and its Committee on Academic Freedom to express our deep concern about the Council of Higher Education’s (YÖK) steps to prevent scholars based in Turkey from participating in a conference in Berlin entitled “Past in the Present: European Approaches to the Armenian Genocide.” We consider this action to be an assault on the academic freedom of scholars in Turkey and a disturbing new instance of a broader trend of stifling scholarship on topics deemed taboo by your government. MESA was founded in 1966 to promote scholarship and teaching on the Middle East and North Africa. The preeminent organization in the field, the Association publishes the International Journal of Middle East Studies and has nearly 3000 members worldwide. MESA is committed to ensuring academic freedom and freedom of expression, both within the region and in connection with the study of the region in North America and elsewhere. The Workshop on Armenian Turkish Scholarship (WATS) is an academic workshop series that was founded by the University of Michigan in 2000 as the “first forum where Turkish, Armenian and other historians could conduct an informed debate” relating to the controversy surrounding the relocation of Ottoman Armenians during World War One. The latest workshop in this series is scheduled to take place on 15-18 September at the European Academy Berlin and is being co-organized by the University of Michigan, USC Dornsife Institute of Armenian Studies and Lepsiushaus Potsdam, under the auspices of Dr. Martina Münch, Minister for Science, Research and Culture of the State of Brandenburg. The topic of the conference has come under sustained attack by ultra-nationalist political leaders in Turkey. Doğu Perinçek, the head of the ultra-nationalist “Vatan Partisi,” and a long-time denier of the Armenian Genocide in the international arena, declared that the conference will “serve imperialism and the interests of Kurdistan,” the latter of which he has termed “the second Israel.” Following Perinçek’s denunciation of the workshop, the event was targeted in a broad campaign by right wing, nationalist and pro-government media in Turkey. Perinçek has threatened to go to Berlin on 14 September, to join the workshop, provide his own “presentation”

Re: Workshop on Armenian Turkish Scholarship (WATS) Page 2 September 15, 2017 (despite not being an invited participant) on what he deems to be the “truth” of the events of 1915. As part of his broader campaign against the conference, Perinçek brought the topic and list of participants to the attention of YOK, which subsequently rescinded permission for Turkey-based academics to travel to the conference. In line with this policy, Dr. Murat Cankara, who is on the faculty at the Ankara Social Sciences University, was subjected to a travel ban preventing him from participating in the conference. In addition, ultra-nationalist Turkish diaspora organizations, in apparent coordination with Perinçek’s party, have mobilized against the conference and are threatening a show of force at the Lepsuishaus, the main organizer of the event in Germany. No doubt, anyone who attends the conference is at risk of being filmed/photographed, blacklisted, and hounded by social media trolls in Turkey. The smear campaign led by the daily Aydınlık, associated with Perinçek and his party, targets the private Koç and Sabancı Universities and accuses especially the latter of treason. The atmosphere of intimidation and threats has grown so alarming that the cancellation of the conference is being considered. We strongly condemn the private and public harassment of academics for their planned participation in this conference and call on YÖK to immediately reverse its policy of preventing academics from traveling from Turkey to attend the conference.

The conduct of independent research and the presentation of research findings at academic meetings are, of course, fundamental to academic freedom. Targeting academics on the grounds that their research findings are not in line with the official government position on a matter of historical significance and banning academics from presenting their findings at conferences are clear violations of academic freedom.

Such violations of academic freedom by Turkish authorities are all the more disturbing when considered in light of Turkey’s reputation, until recently, of aspiring to maintain a standard of protection of civil and political rights in keeping with the European Convention of Human Rights.

The events surrounding the WATS conference in Berlin represent another depressing instance of your government’s failure to respect basic human rights’ protections under Turkish law despite Turkey’s clear international obligations. As a member state of the Council of Europe and a signatory of the European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms,

Turkey is required to protect freedom of thought, expression and assembly. Turkey is also a signatory to the Universal Declaration of Human Rights, the International Covenant on Civil and Political Rights, and the Final Act of the Conference on Security and Cooperation in Europe (OSCE), all of which protect the rights to freedom of expression and association, which are at the heart of academic freedom.

Moreover, the rights being trampled in these actions are enshrined in articles 25-27 of the Turkish Constitution. We urge your government to take all necessary steps to reverse the decision taken by YÖK and restore the right of Turkish academics to travel to the Berlin conference and other international scholarly meetings to present their findings.

In the aftermath of the 16 April referendum, your government has an opportunity to restore confidence in its commitment to democratic rights and freedoms by taking steps to protect academic freedom, right to education, freedom of expression and freedom of association.

Re: Workshop on Armenian Turkish Scholarship (WATS) Page 3 September 15, 2017

Thank you for your attention to this matter. We look forward to your positive response.

Yours sincerely, Beth Baron

MESA President Professor, City University of New York

Amy W. Newhall

MESA Executive Director

cc:

İsmail Kahraman, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı (President of the Turkish National Assembly) Abdülhamit Gül, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı (Justice Minister of the Republic of Turkey) Yekta Saraç, Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı (President of the Turkish Higher Education Council) Elena Valenciano, Chair of the European Parliament Subcommittee on Human Rights, Barbara Lochbihler, Vice-Chair of the European Parliament Subcommittee on Human Rights, Monika Kacinskiene, Member of the Cabinet of Federica Mogherini, High Representative of the European Union for Foreign Affairs and Security Policy Johannes Hahn, Commissioner for European Neighborhood Policy and Enlargement Negotiations Nils Muižnieks, Council of Europe Commissioner for Human Rights Kati Piri, Member, Committee on Foreign Affairs, European Parliament Zeid Ra’ad Al Hussein, United Nations High Commissioner for Human Rights David Kaye, United Nations Special Rapporteur on the promotion and protection of the right to freedom of opinion and expression Kishore Singh, United Nations Special Rapporteur on the right to education Serdar Kılıç, Turkish Ambassador to the United States John R. Bass, United States Ambassador to Turkey”

LİNK : https://mesana.org/pdf/Turkey20170915.pdf, https://www.gazete.taz.de/article/?article=!5449040, https://mirrorspectator.com/2017/09/18/turkish-government-harasses-international-scholars-berlin/

Yazar Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım.

1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı.

1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim.

1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum.

İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim.

“Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır.

Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü.

ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who’s Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who’s Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi’nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır.

Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır. Ana sayfa » Yazarlar » Prof. Dr. Rıdvan Karluk » Türk Üniversitelerinin Katkılarıyla Almanya’da Düzenlenen Sözde Ermeni Soykırımı İçin Avrupa Yaklaşımları Çalıştay’ına ABD’den Büyük Destek Var

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Stalin’in Desteğini Alarak Sovyetler Birliği’nde Bilime Ciddi Engeller Koyan Biyolog : Trofim Lysenko


Stalin’in Desteğini Alarak Sovyetler Birliği’nde Bilime Ciddi Engeller Koyan Biyolog : Trofim Lysenko

Arkasına Stalin’in gücünü alarak genetik ve bilim alanında başka bir anlayış benimseyen Lysenko, fikirleriyle bir dönemin Sovyetler bilimine ciddi hasarlar vermiş bir isim.

lysenko’nun teorileri, türlerin dönüşümü ile ilgilidir. yeterli bilimsel temeli olmayan bir zihniyetle, genç bitkilerin, belirli bir çevrede türünün diğerleriyle rekabet halinde olmadığı zaman ve kümeler halinde ekildiklerinde, birçoğunun türlerin iyiliği için kendilerini feda edeceğini ve çok azının hayatta kalacağını iddia etmiştir. bu, komünist rejimin kolektivist ideolojisine paraleldir denilebilir. bundan etkilenen stalin, iklim değişikliği yapmak ve bölgeyi tarım için daha iyi hale getirmek için güney sovyetler’in çayırlarında, geniş ormanlık alanlarda çok çetin şartlarda dikimler yapmayı emretti. sonuçlar, çiftçiler için felaketti. dolayısıyla tarımı mahvetmiş oldu.

lisenko ayrıca bir türün diğer türlere hızlı bir şekilde dönüşebileceğini iddia etti (darwin’in evrim teorisine tamamen karşı bir anlayış) ve bir bitki hayatta kalmak için çok zor ve çetin bir ortamda yaşıyorsa, bu bitkiden ve tohumlardan ortama daha iyi adapte olabilen ve daha güçlü bir türün gelişmesi mümkündür anlayışı ile yola çıkmıştır. birçok bilim adamı, kendi teorilerini destekleyen sözde deneysel gözlemlere sahip olduklarını iddia ederek çalışmalarını destekledi; bunun sebebi olarak, hükümetin kendileri üzerindeki büyük baskıları azaltması ve lisenko’nun teorilerini desteklemeleri durumunda çalışma koşullarında iyileşmeler olacağını düşünmeleri gösterilebilir. o dönemde bu görüşlere karşı çıkan bilim adamları da elbette mevcuttu; ancak bir çoğu ya pozisyonlarından edildiler ya da çok daha kötü bir kadere maruz bırakıldılar. açık ve dürüst eleştiri yapmalarına hiçbir zaman izin verilmedi.

Sovyetler Birliği’nde genetik ve bilimin zaman içindeki değişimi

mendel genetiğini reddeden trofim lysenko, ivan michurin’in hibridizasyon ve edinilen özelliklerin kalıtsallığı hakkındaki teorilerini destekleyen bir rus tarımcı ve biyologdu. kendi görüşlerinin tanıtımı ve diğer bilim adamlarının itibarını kaybetmesi için düzenlediği psödososyal hareket olan lysenkoizm terimini kullandı.

lysenko, deneysel araştırma çabalarında özellikle ürün verimini arttırmak için stalin tarafından desteklendi.

Lysenko 1935’te Kremlin’de konuşma yaparken (Soldan sağa: Stanislav Kosior, Anastas Mikoyan, Andrei Andreyev, Joseph Stalin)

onun çalışmaları, 1920’lerde stalin’in yönetimindeki çiftliklerin zorla kolektifleştirilmesinden kaynaklanan kıtlıklara son vermek isteyen komünist parti’nin dikkatini çekti. 1930’da odessa’daki ukrayna seçim ve genetik enstitüsü’ne transfer oldu ve daha büyük ölçekli araştırmalar yürütmek için ona bir laboratuar sağlandı. hızla rus bahçıvan ivan michurin’in fikirlerinin etkisine girdi. lysenko kalıtımın kromozomal temelini reddetti ve çevrenin kalıtsal özellikleri etkilediğini belirten ekolojik “besin teorisi” ni lamarckian bir bakış açısıyla yarattı. örneğin, tohumlar sadece bir kez dondurulur ve böylelikle daha sonra nesiller boyunca daha hızlı büyüyüp, gelişeceklerdir.

stalin 1953’te öldüğünde, lysenko yeni lider nikita khrushchev tarafından desteklendi. ancak, daha fazla ana akım sovyet bilim adamı ortaya çıktı ve sonunda üç bilim adamı, pyotr kapitsa, vitaly ginzburg ve yakov borisovich zel’dovich, lysenko’nun eserlerini ve iddialarını çiğneyen bir çalışma sundular. ayrıca, lysenko’nun onu eleştiriden korumak için politik etkilerden nasıl yararlandığını açıkladılar.

trofim denisoviç lisenko 1976’da, 78 yaşında moskova’da hayatını kaybetti. lysenkoism terimini; yani bilimin politik amaçlarla kötüye kullanılmasını tarihe kazandırmış oldu.

kaynaklar:

LİNK : https://www.springer.com/gp/book/9783319271668

LİNK : https://www.famousscientists.org/trofim-lysenko/

ayrıca (bkz: lysenkoism)

DUYURU : SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA YURTDIŞINA BİLGİLENDİRME YAPMAK İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// DAĞITIM KOMİTELERİ


DEĞERLİ ÜYELERİMİZ VE MODERATÖRLERİMİZ,

BİLDİĞİNİZ GİBİ HAZİRAN 2007’DE SÖZDE SOYKIRIM İLE İLGİLİ OLARAK MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATMAK AMACIYLA MAIL GRUBUMUZUN İÇERİSİNDE, TAMAMEN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN “DAĞITIM KOMİTELERİ“ ADINI VERDİĞİMİZ BİR ALT ÇALIŞMA GRUBU KURDUK.

BU ÇALIŞMA GRUBU, İNTERNETTEN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA DERLEDİĞİMİZ MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATAN ÇEŞİTLİ YAZILARI VE DÖKÜMANLARI, 6 YABANCI DİLE TERCÜME EDEREK YURTDIŞINDAKİ YABANCI BÜYÜKELÇİLİKLERE, İÇ VE DIŞ İŞLERİ BAKANLIKLARINA, YABANCI MİSYON TEMSİLCİLERİNE, YABANCI PARLAMENTO VE MECLİS ÜYELERİNE, YABANCI GAZETECİ VE BASIN & YAYIN ORGANLARI GİBİ ÇEŞİTLİ MAKAMLARA, MAIL YADA FAX YOLU İLE GÖNDEREREK SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA, BİZE YAPILAN HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRDİ.

BU KAPSAMDA, MİLLİ TEZLERİMİZİ VE HAKLILIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTI.

BU ÇALIŞMA GRUBU, HEM SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI, HEMDE ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ TERÖR ÖRGÜTLERİ KONUSUNDA, İNTERNETTEN TOPLADIĞIMIZ BİLGİLERİ YABANCI MAKAMLARA, MAIL VE FAX ÜZERİNDEN GÖNDERMEK SURETİYLE BİR BİLGİLENDİRME KAMPANYASI YAPTILAR.

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK.

BU DERLENEN YAZI VE DÖKÜMALARDA, HAKLILIĞIMIZI ANLATAN TARİHİ BİLGİLER YER ALIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER,PLANLI BİR SOYKIRIMIN OLMADIĞINI, ANCAK 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞLARIN, ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR TEHCİRE MARUZ KALDIĞINI VE BU TEHCİR SIRASINDA BİR ÇOK ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞIN HAYATINI KAYBETTİĞİNİ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER, 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, BİR ÇOK ERMENİ ÇETE GRUBUNUN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRARAK, EVLERİ TALAN ETTİĞİNİ, ÇOCUK-YAŞLI DEMEDEN KÖYLÜLERİ KATLETTİĞİNİ, BÖLGEDEKİ KUVAYI MİLLİYE ORDUSUNA KARŞI GERİLLA SAVAŞI YÜRÜTTÜĞÜNÜ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELERİ,, 6 DİLE ÇEVİRDİK VE AZ ÖNCE BAHSETTİĞİM YABANCI MAKAMLARA, GÖNDERDİK. BİLGİ SAHİBİ OLMALARI İÇİN TARİHİ GERÇEKLERİ KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

Örneğin, geçtiğimiz hafta içinde (09-15 Nisan 2020 haftası) “NO GENOCIDE /// TARGET : GREAT ARMENIAN” adlı belgeyi az önce zikrettiğimiz yurt dışındaki makamlara TOPLAM DA 187,000 adet e-posta/kopya ile gönderdik.

Bu amaçla yurt dışında profesyonel bir sunucu (server) kiraladık ve bu sunucunun kirasını da değerli moderatörlerimizin ve üyelerimizin ARŞİV ve VİDEO DVD’lerine ödemiş olduğu ücretten gelen parayla ödedik.

Aslına bakarsanız gönül isterdi ki ARŞİV ÇALIŞMALARIMIZI tüm üyelerimize bedelsiz olarak verelim. Ama ne yazık ki şu anki şartlarda bu mümkün değil, çünkü 2001-2008 arası devletten aldığımız ödenek Ergenekon Operasyonu sonucu kesildi. Dolayısıyla şu anda devletten herhangi bir destek görmüyoruz. Tüm masraflarımızı araştırma ekibinin ve moderasyonun katkıları ve ARŞİV DVD’lerimizin satışından gelen cüz’i para ile karşılamaya çalışıyoruz.

Bu nedenle bir kez daha böylesine kutsal bir görevi yapabilmemiz için bizlere maddi ve manevi destek veren tüm moderatörlerimize ve ARŞİV DVD’mizi satın alarak bütçemize katkı sağlayan üyelerimize sonsuz şükranlarımı sunarım.

Değerli Üyelerimiz;

SÖZDE SOYKIRIM konusu ülkemiz için önemli bir konudur. Tarafımıza kurulmak istenen asırlık komploya maalesef tüm dünya ülkeleri nezdinde oldukça fazla destek var. Haklı olduğumuz bir konuda baskı ve tezgahlarla bir ülkenin bileği bükülmek isteniyor. İleride toprak ve tazminat isteme noktasına kadar ulaşabilecek büyük bir komplo bu.

Eğer bizler bugün çalışmaz isek ve bu konuyu sadece AK PARTİ hükümetine ve onun cılız politikasına bırakırsak gelecekte ödeyemeyeceğimiz bir fatura ile karşı karşıya kalabiliriz ki AKP’nin bu konudaki KABUL ET GİTSİN yaklaşımını da belirtmeden geçmeyelim.

Biz ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak 2000 yılından bu yana, önceleri dar kapsamda 1500-2000 mail adresini kapsayacak şekilde başlattığımız yurt dışı bilgilendirme çalışmasını yurt dışında server (sunucu) kiraladıktan sonra yıllık 150,000 – 200,000 adrese çıkarmış bulunuyoruz. Her sene 4 periyod olarak 3 ayda bir olmak üzere yerli ve yabancı e-posta adreslerine, mektup adreslerine ve fax’lara DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU aracılığı ile milli tezlerimizi aktarıyoruz.

Eğer sizler de bu çabamıza iştirak etmek isterseniz ozel-buro adresimize İSİM VE SOYAD, E-POSTA ADRESİNİZ, CEP TELEFON NUMARANIZ ve varsa WEB SİTE ADRESİNİZİ yollayın sizi de bu çalışmaya dahil edelim.

Ek’te sizler için hazırladığımız DAĞITIM KOMİTELERİ ÇALIŞMA GRUBU tanıtım yazımızı ve e-posta gönderimlerini nasıl yapacağınızı tarif eden bir doküman bulunuyor. Lütfen inceleyiniz.

İLGİLİ TANIM VE AÇIKLAMALARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Aramıza katılacak olan yurtseverlere şimdiden hoş geldin der, ortak çabamızın başarılı olmasını temenni ederiz.

ERKUT ERSOY

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU KURUCU ÜYESİ