EĞİTİM DOSYASI /// MUSTAFA SOLAK : İMAM HATİPLERDE BAŞÖRTÜSÜ AÇMA, DEİZM MODASI VE ŞERİAT


MUSTAFA SOLAK : İMAM HATİPLERDE BAŞÖRTÜSÜ AÇMA, DEİZM MODASI VE ŞERİAT

Yeni Şafak gazetesi yazarı Prof. Dr. Yusuf Kaplan’ın 9 Ağustos tarihli “İddialarımızı ve gençliği yitirirsek, geleceğimizi kaybederiz” başlıklı makalesinde[1] imam hatip liselerinde deizm dalgasının sanıldığından da hızlı yayıldığını ve başörtüsü açmanın modaya dönüştüğünü belirtiyor. Bir öğrencisinin gönderdiği mektubu şu şekilde yayınlıyor:

“Baş açma mevzusu o kadar ciddi bir boyuta geldi ki, çevremde çok düzgün aile kızlarının patır patır her gün birer ikişer açılma haberlerini alıyorum. Yakın bir arkadaşım, başını açmasına izin vermedikleri için anne babasıyla konuşmuyor. Ben bugün yine bir açılma haberi aldım, sarsıldım!

Hocam, o kadar çok dini bütün kızın başına açmasına şahit oldum ki! Artık dayanacak gücüm kalmadı hıçkıra hıçkıra ağladım gözlerim mosmor olana kadar. Keşke dedim böyle günleri görmek nasip olmasaydı. Bir furya var: ‘Başımızı açınca dinimizi bırakmıyoruz,’ diyorlar. Bu iş burada bitmiyor… ‘Başımızı açarız yine namazımızı kılarız’ diye başlayıp şort giymelerden dine hakaret boyutuna gelmeye başlıyorlar.

Sanki ellerimden dinim kayıyor gibi hissediyorum. Tek başıma gibiyim; benimle birlikte başını açmayı düşünmeyen geri kalan kesimle bunu paylaştığımda da ‘insanların görüşleri bizi ilgilendirmez’ deyip umursamıyorlar. Yapayalnız kaldım çevremde. Ağzını açan kimse yok; kimse ‘ne oluyor’ demiyor. Sanki tüm sorumlusu benmişim gibi hissediyorum. Bunu görüyorum ve müdahale edemiyorum. Temelinin ne olduğunu anlayamıyorum. Sadece bir şey biliyorum ki, başını açan sosyal medyada kendini sanki zafer kazanmış gibi paylaşarak diğerlerini etkiliyor. Allah rızası için hocam, bu konuda ne yapmam gerektiği konusunda bana yardımcı olun! Ben başım sıkışınca kendim hallederim genelde. Ama bu benim boyumu çok aşan bir sorun. Korkuyorum!”

Birkaç hafta önce ziyaret ettiğim memleketim Sivas gibi muhafazakar bir ilde başörtülü kızların şehrin en işlek caddesinde sevgilisiyle el ele gezdiğine, bisiklete bindiğine rastladım. Önceki yıllarda pek rastlamadığım bu durumu orada yaşayan akrabalarıma söylediğimde, bu durumun son yıllarda ortaya çıktığını belirttiler.

Kaplan’ın tespitini Milli Eğitim Bakanlığı 2014’te yaptığı İmam Hatip Okulları Çalıştayı’nda “imam hatip liselerinde ateizm, özellikle deizm artıyor” şeklinde saptamıştı. Diğer liselerde imam hatipler kadar ateizme, deizme yöneliş saptamıyorlar.

Peki muhafazakar bir partinin 20 yıllık ikdarına rağmen neden bu sonuçla karşılaşılıyor?

1. Esas neden emperyalizmin düşüşü. Dincilik emperyalizm yenildikçe azalır.

2. Dünya çapında Siyasal İlam yenildi. İhvancılık geriliyor.

3. Mücahitlerin müteahhide dönüştüğünü gördüler. Toplum "bunlar dini savunuyorsa" diyerek sorguluyor.

4. Nişanlıyla flört yasak, o yasak, bu yasak şeklindeki katı anlayış, toplumumuza uymuyor. Ders kitaplarında kadın-erkek ilişkisini kısıtlayan, kadını köleleştiren ifadeler, okullarda kızların ayrı olduğu sınıflar, bahçedeki düzenin, koridorların, teneffüs saatlerinin ayrılması insanımızı bu kadar katı olan dini anlayıştan soğutuyor ve normal din algısına dönmek yerine ateizme, deizme yönelmesini beraberinde getiriyor.

Bu maddeleri açalım. Emperyalizm çağında bir toplum emperyalizmden bağımsızlaştığı oranda laikleşir ve demokratikleşir. Cumhuriyet devrimiyle emperyalizme ve güdümündeki halife padişaha başarı kazanılmasıyla yobazlık yayan anlayışın üzerine gidilebilmişti. 1940’larla adım adım “Küçük Amerika olacağız” söylemiyle başlayan emperyalizm etkisi; tarikat ve cemaatlerin önünü açmıştı. Bunlar, emperyalizmin kanatları altında güçlendi. Bugün 24 Temmuz 2015’te ordumuzun Fırat Kalkanı Harekatı ile ABD Koridoru’na girmesiyle emperyalizme kaşı yeniden bağımsızlaşma sürecine girdik. Elbette tutarsızlıklar, yanlışlıklar olmakla birlikte sürecin doğrultusu bağımsızlaşma yönündedir.

Bağımsızlaşma süreci zigzaglarla ilerliyor. Diyanet’in, MEB’in ders kitaplarında ve fetvalarda, aile, sosyal yaşama, nişanlanmaya, evlenmeye, boşanmaya, mirasa, ticarete vb dair, örneğin “Kocaya 4’e kadar çok eşli olma hakkı”, “Boşama yetkisi kocaya verilmiştir” gibi binlerce yasadışı, çağdışı ifadeleri var.[2] Fakat bir yandan da Yusuf Kaplan’ın ve benim tespitlerim var. Sizler de benzer durumlara tanık oluyorsunuzdur.

AKP, iktidarını sürdüreceği toplumsal zemini kaybetmemek için PKK ile açılımı sonlandırıp, Suriye’ye orduyu sokunca ABD tarafından FETÖ kalkışmasıyla iktidardan indirilmeye çalışılınca “alnı secde görenden zarar gelmez” anlayışı yıkıldı. Tarikat, cemaatlara toplumsal öfke arttı. İktidar ve ona bağlı kurum Diyanet’in de yeni FETÖ’ler türememesi için önlem alma ihtiyacı ortaya çıktı. Ülkemizin emperyalizme karşı vatan ve millet birliğini koruma mecburiyeti dini alanda da hükmünü yürütüyor. Türkiye, emperyalizmle mücadele ettiği oranda cemaatlerle mücadele edecek ve demokrasi programı yürürlüğe girecektir. Emperyalizmi gerilettikçe dinci örgütlenmeler ve toplumdaki etkisi de azalacaktır, azalmaktadır da.

İktidar istese de şeriat getiremez. İhvancılık ve ABD, dünya çağında yeniliyor, geriliyor. Emperyalizm gerilirken şeriatçı talepler güçlenemez. Dahası emperyalizm şeriatla alt edilemez. Şeriat talebi emperyalizme karşı ittifaklarımızı da bozar. Bunu rahatlayalım, dinci uygulamalarla mücadele etmeyelim diye değil, esas meseleye, yani emperyalizme kafayı yoralım diye söylüyorum. İktidarı öncelikle antiemperyalist politikalar noktasından, sonra laiklikten eleştirelim, uyaralım. Laikliği antiemperyalizmi güçlendiren ilke olarak vurgulayalım. Laikliğin bağımsızlığı güçlendirdiğini dile getirelim. Örneğin ihvancı, mezhepçi anlayışın Suriye’de Esad’la, Mısır’da Sisi’yle el ele sıkışılmasını önleyerek Suriye’de ve Akdeniz’de emperyalizmin başarısızlığa uğratılmasını zora soktuğunu belirtelim.

[1] Yusuf Kaplan,“İddialarımızı ve gençliği yitirirsek, geleceği de kaybederiz!”, Yenişafak, 9.8.2020, erişim tarihi 9.8.2020,

Link : https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/iddialarimizi-ve-gencligi-yitirirsek-gelecegi-de-kaybederiz-2055895

[2] Bu hususta “Diyanet’in Fetvaları” ve “Laikliği Doğru Anlamak” kitaplarımı inceleyebilirsiniz.

DİN & DİYANET DOSYASI : Milli Eğitim kitaplarında deizm nasıl anlatılıyor


Milli Eğitim kitaplarında deizm nasıl anlatılıyor

MEB Kelam ders kitabında “Kelam İlmi ve Güncel Meseleler” ünitesinde deizmi “inanç problemi” olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Deizm kısaca yaradancılık olarak bilinir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), “Kelam” ders kitabında deizmi şöyle tanımlıyor.

“Deizm, Tanrı’nın varlığını ve âlemin ilk sebebi olduğunu kabul etmekle birlikte akla dayalı bir tabiî din anlayışı çerçevesinde, nübüvveti şüphe ile karşılayan veya inkâr eden felsefi ekoldür.

Yaklaşımlarına bakıldığında deizm, herhangi bir vahyedilmiş dine bağlı olmaksızın Tanrı’nın varlığını kabul etmek, bununla birlikte O’nun ilim ve irade gibi sıfatlarını reddetmek, böyle bir varlığın âlemde tesirleri gözlenen veya tezahür eden hikmet ve inayetinin bulunmadığına inanmak, ahireti inkâr etmek, hususi bir dine ait -Tanrı’nın varlığı dışındaki- bütün itikat esaslarını reddetmek şeklinde de tanımlanabilir.[1]

DEİSTLER TANRIYI “ÂTIL KONUMA İTİYORLAR”

MEB’e göre deizmin tanrısı “yaratan ama ilgilenmeyen Tanrı”dır.[2] MEB deistlerin tanrısına dair şu ifadelere yer vermiştir:

“Deistler, Tanrı’nın varlığını ve âlemi yaratan olduğunu kabul ediyorlar ama O’nun âleme ve insana müdahil oluşunu kabul etmiyor, vahyi ve nübüvveti reddediyorlar. Bu yönüyle özellikle Tanrı’nın olmazsa olmaz sıfatlarını iptal ederek âdeta O’nu yaratılış sonrasında çekip giden ve evrenle ilgilenmeyen âtıl bir Tanrı konumuna itiyorlar.”[3]

“Deistlere göre kâinat, Tanrı tarafından tasarlanan, hareketi başlatılan, fakat dışarıdan müdahale olmadan doğa kanunlarına uygun şekilde işleyen bir bütünlük olarak kabul edilmektedir. Kavram her ne kadar Latince Tanrı anlamına gelen Deus kavramından türetilmişse de zamanla dini, kiliseyi, nübüvveti ve vahyi kabul etmeyenlere isim olarak kullanılmıştır. İlk planda kiliseye ve papazlara karşı ve özellikle Hristiyanlığın modern bilimle çeliştiği iddia edilen dogmalarına karşı ortaya çıkan bu görüş, zamanla ya doğrudan ateist olan ya da ateizme götüren fikirleri savunan filozofların ekolü hâline gelmiştir.”[4]

Kelam ders kitabında Deizm

Felsefe dersinde ise deizm şu şekilde açıklanmıştır:

“Deizm: Tanrı, evrenin yaratıcısı ve ilk nedenidir. Bu anlayışa göre Tanrı, doğanın yaratıcısı olmakla birlikte onun işleyişine hiçbir şekilde müdahalede bulunmaz. Evren, kendi kurallarına göre oluş, bozuluş ve yok oluş içerisindedir. Deizm, Tanrı dışındaki kitap, vahiy, peygamber ve ahiret gibi tek tanrılı dinlerin temel kavramlarını reddeder.”[5]

“deizm: Tanrıʼnın varlığını kabul eden, dinî ritüelleri reddeden görüş, yaradancılık.”[6]

“Dinler Tarihi” dersinde “Allah İnancı” ünitesinde deistlerin “köşesine çekilmiş olan tanrı” anlayışına şu şekilde itiraz edilmektedir:

“İslam’ın tevhit inancına göre Allah (c.c.), yalnızca evreni ve insanı yaratan ve düzenleyen, sonra aşkınlığından dolayı kendi köşesine çekilen bir üstün varlık değildir. Aynı zamanda Allah (c.c.), vahiy göndererek tarihe, mucize ile de tabiata aktif olarak müdahele etmektedir. O, her şeye hâkim olan, koruyan, gözeten, doğru ve yanlış konusunda insanları uyaran ve herkesi yaptıklarından hesaba çekecek olandır. Dolayısıyla Allah (c.c.), deistlerin evreni yaratıp düzene soktuktan sonra köşesine çekilmiş olan tanrılarından farklıdır.”[7]

FELSEFE DERSİNDEN DEİZM ÇIKARILDI

10. sınıf Felsefe dersi “Felsefenin Konuları ve Soruları” ünitesinde yer alan Din felsefesi ile ilgili konular arasından “tanrı hakkındaki görüşlerin temel özelliklerini açıklar” kazanımındaki “tanrının varlığını kabul edenler; [deizm, teizm, monoteizm, politeizm panteizm, pananteizm (vahdet-i vücud

, Tanrının varlığını reddedenler (Ateizm), Tanrının varlığı ve yokluğunun bilinemeyeceğinin öne sürenler; Agnostisizm gibi görüşlere yer verilmelidir” ifadesi çıkarıldı.[8]

Felsefe dersi öğretim programında sanat felsefesi, din felsefesi de programdan çıkarılarak, teolojiyle din felsefesinin farkının, teizm, deizm, panteizm, ateizm ya da agnostisizm gibi kavramların öğretilmesinden kaçınılmıştır.

DEİZM “BATI’NIN FİKİR VE İNANÇ PROBLEMİ” İMİŞ

MEB Kelam ders kitabında “Kelam İlmi ve Güncel Meseleler” ünitesinde deizmi “inanç problemi” olarak gördüğünü şu şekilde ortaya koyuyor:

“Rönesans, Reform, hümanizm, düalizm, sekülerizm, aydınlanma, pozitivizm, rasyonalizm, progressivizm, materyalizm, nihilizm, ateizm, empirizm, deizm, mekanizm gibi modern Batı düşüncesinin kilometre taşları diyebileceğimiz süreçlerle birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Başta Hristiyanlık olmak üzere bütün dinler ve özellikle 19. yüzyıldan itibaren de İslam dünyası, modern Batı’nın fikir ve inanç problemleriyle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorunda kalmıştır.”[9]

“Günümüz Akaid ve Kelam Problemleri” başlığı altında deizm için şu ifadeler yazılıdır:

“Rönesans ve reform sürecinden sonra Avrupa’da ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkileyen din-bilim kavgası, bilimi, ahlakı ve sanatı tamamen dinden ayırma gayretleri, dinin insanlar tarafından uydurulduğu iddiaları, her şeyi maddeye dayandırarak Allah’ın varlığını reddeden inkârcı akımlar, vahyi dışlayan, aklı biricik ölçü kabul eden rasyonalizm, determinizm, deizm, cinsel özgürlük sloganı ile mahremiyet ölçülerine ve kutsal aile nizamına savaş açanların düşünce ve eylemleri bu kitapta İslam dini açısından değerlendirilen konulardan bazılarıdır.”[10]

İslam’ın deizme bakışı konusunda MEB şunları belirtiyor:

“Dinimizde Allah, âlem ve insan arasındaki ilişki deizmin dar ve sığ yaklaşımından çok geniş ve çok zengindir. Âlemlerin rabbi olan Allah yaratıcı faaliyeti, ilmi, küllî ve cüz’î her şeyi bilmesi, hikmeti, kudreti, dualara icabeti, rızıklandırıcılığı, her türlü ikram, ihsan ve lütfuyla âleme her an müdahale eden yüce varlıktır.

Allah bir defada olup bitmiş bir yaratmanın faili değildir, sürekli ve her an yaratma hâlindedir.

‘Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma hâlindedir.’

İslam inancında Allah, her an evreni yarattığı gibi vahiyle de insan hayatına ve tarihe müdahale eder. O, seçtiği peygamberler aracılığıyla insanlara mesaj göndermiştir. İnsan da bu mesaja verdiği cevapla Allah katında inancı, ibadeti ve duasıyla bir değer kazanır.

İslam inancında Allah, âlem ve insan arasındaki ilişki deizmin bir defa olup bitmiş, yapan-yapılan ilişkisi değildir. Sürekli yaratma, vahiy ve rahmetle Allah’tan âleme ve insana doğru inen; boyun eğme, dua ve ibadetle de âlemden ve insandan Allah’a yükselen dinamik ve canlı bir ilişkidir.”[11]

AYETLERDE DEİZM

Kuran’ın deizme yaklaşımı ayetlerle gösteriliyor. En’âm suresi, 59. ayet şu şekilde veriliyor:

“Allah-âlem-insan ilişkisini çok açık biçimde ortaya koyan pek çok Kur’ân ayeti vardır: “Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.”

Kâf suresi, 16.ayet de şöyle verilmiş:

“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.”

Bakara suresi, 186. ayet de aşağıdaki gibi yazılmıştır:

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.”[12]

Deizme Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi taslak öğretim programında 11. sınıf “İnançla İlgili Felsefi Yaklaşımlar”[13] ünitesinde yer verilmişti.

20 Ocak’ta son halini alan programda ise deizm “İnançla İlgili Meseleler” ünitesinde yer verildi.[14]

DİN & DİYANET DOSYASI : MUHAFAZAKAR GENÇLER DEİZM ATEİZM VE AGNOSTİZME NASIL KAYDIKLARINI ANLATTI


[Haber görseli]

MUHAFAZAKAR GENÇLER DEİZM ATEİZM VE AGNOSTİZME NASIL KAYDIKLARINI ANLATTI

Geçmişlerinde muhafazakar olan gençler deizme ateizme ve agnostizme nasıl kaydıklarını anlattı.

Konya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün “Gençlik ve İnanç” konulu çalıştayında imam hatip öğrencilerinin dini bilgilerdeki tutarsızlıklar nedeniyle deizme kaydığı sonucuna ulaşılması siyaset gündeminin üst sıralarına taşındı.

‘İmam hatipliler deizme kayıyor’

İmam hatiplileri deist yapan 100 soru… “Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?"

AKP’li Metin Külünk: Bu milletin evlatlarını bekleyen tehlike deizm

Hükümet cephesinde sıkıntıya neden olan tespit gençlerin anlattıklarına bakılırsa gerçeklikle uyuşuyor.

‘Cumhur ittifakı’nda deizm sıkıntısı

BBC Türkçe’den Selin Girit’e konuşan geçmişi muhafazakar gençler nasıl deist ateist ve agnostik olduklarını anlattı.

IŞİD sempatizanlığından ateizme giden yol

Anadolu’da bir kentte bulunan Bekir muhafazakar yapıdaki bir üniversitede bir ilahiyat fakültesi öğrencisi.

20’li yaşlarının başındaki Bekir imam-hatip lisesi mezunu ve aynı zamanda medrese eğitimi diye tabir edilen dini eğitimi de almış. Yakın bir tarihe kadar radikal İslamcı akımları IŞİD ve El Kaide benzeri örgütleri sempatiyle izliyormuş.

Bekir bugün kendisini ateist olarak tanımlıyor.

"Lise 3’te medrese eğitimi de alıyorduk ve medresede olan bir arkadaşım vasıtasıyla girdim ben deizm ve ateizm muhabbetine. O da aynı şekilde radikal İslam’dan yana olan bir insandı kendi çabalarıyla yabancı kitapları okumaya başladı.

"Deizmi ilk o anlattı bize. İslam Peygamberinin insanlara davranışlarını kendisine salavat getirtmesini çok sayıda kadınla evliliklerini Yahudileri öldürmesini bir sürü konuyu daha eleştirmeye başladı arkadaş. Yavaş yavaş benim de kafama takılmaya başladı.

"Önce İslamiyet’i mantığa dayandırmak istiyorduk. İttire kaktıra baktık olmuyor. Sonra mantık olarak yorumlamaktan çıkarttık Tanrı’ya inanmaya başladık sadece deist olduk yani. "

Bekir ilahiyat fakültesine geldiğinde hala deist olduğunu namazı orucu bıraktığını ancak daha sonra Tanrı’nın varlığını da sorgulamaya başladığını ve ateizme yöneldiğini söylüyor. Bekir’in ailesi halen bu düşüncelerini bilmiyor:

"Aileme ben ateist olduğumu söyleyemem. Babam başında takkeyle gezen bir adam. Annem günde yedi vakit namaz kılar. Beş vakit üzerine kuşluk namazı bir de gece namazı. Gerçekten muhafazakar bir aile yapımız var. Söyleyemem.

Söylesem soğuma olur.

"Dinden uzaklaşmaya başlayınca depresyona sürüklendim. Çünkü çevreye karşı yabancılaşma duygusu oluşuyor. Ben medrese ortamındaydım. Namaz kılarken ya da her Muhammed’in ismi anıldığında salavat getirilirken kendi kendime şüphe duymaya başladım. Ne oluyor bana diyordum ben bazen nereye gidiyoruz?"

Bekir dine yüz çevirmesinde mevcut hükümetin ve icraatlarının da etkisi olduğunu söylüyor.

"Ben bu hükümete destek veren bir insandım. Hükümete desteğimin nedeni biraz daha hümanist davranmasıydı o zaman. Ama her baskı kendi isyancısını doğurur. Bizim üzerimizde baskı kurmaya çalıştıkları zaman biz de ister istemez tepki veriyoruz.

"Bugünkü dünya sisteminde çoğunlukla sağ partiler iktidarda. Daha çok dini savunan din kisvesi altında insanları yolan sistemler var. Türkiye için değil başka ülkeler için de geçerli. Hükümetler dini sömürüyor. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı geçen sene en çok bütçe ayrılan ikinci kurumdu sanırım. "

"Tanrı var mı yok mu bilmiyorum beni çok ilgilendirmiyor"

Merve bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni. 20’li yaşlarının sonlarında. Kendisini agnostik olarak tanımlıyor. "Tanrı var mı yok mu bilmiyorum beni çok da ilgilendirmiyor artık" diyor.

Merve’yle ilk olarak Beyoğlu’nda bir kafede buluşuyoruz. Kırmızı bir başörtüsü takıyor. "Beni Müslüman olarak tanımlayan tek şey bu başörtüsü artık " diyor. Gerek ailevi nedenlerle gerekse yaptığı işten ötürü başörtüsünü çıkarmadığını söylüyor. "Belki 1-2 yıla başörtümle de vedalaşabilirim ama şimdi buna gerek duymuyorum" diyor.

Merve’nin babası imam. Muhafazakar bir aileden geliyor. İmam-Hatip lisesi mezunu. İlahiyat Fakültesi’nde okumak istemediği için bari öğretmen olayım diyerek Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği üzerine eğitim almaya karar vermiş. Dinle ilgili araştırmalarının ve kendi tabiriyle "bilinçlenmesinin" de o döneme denk geldiğini söylüyor:

"Benim radikale kaçan bir Müslümanlığım vardı. Daha birkaç yıl öncesine kadar erkeklerle tokalaşmazdım bile. Kendimi Müslüman olarak tanımlıyor hayatımı o şekilde yaşamaya çalışıyordum.

"Beş vakit namazımı kılıyordum. Nafileleri yerine getirmeye çalışıyordum. Orucumu tutuyor Kuran okuyor ilmihal bilgileri olsun hadis olsun o tarz şeyleri tamamlamaya çalışıyordum. Tefsir hadis derslerine gidiyordum. "

‘Benim için sığınacak en büyük şeydi Tanrı’

Merve dinle ilişkisinin yıllar süren bir sorgulama sonucunda değiştiğini belli başlı kırılma noktaları yaşadığını -zaman zaman gözyaşları içinde- anlatıyor:

"Ben öğretmen olmak hiç istemedim. Ama bir şekilde öğretmen oldum atandım. O beni çok yıktı. Millet sevinçten ağlar ben üzüntüden ağlamıştım. Tercihleri yaparken ağlıyordum ve dua ediyordum öğretmen olarak atanmayayım diye.

Tamamen Allah’a bırakmıştım.

"Atanmayacağıma o kadar yürekten inanmıştım ki olduğunda beni tepetaklak etti. Hayatım altüst oldu. Güvendiğim inandığım o ilahi konumdaki şey sarsıldı. İlk şüphelerim öyle başladı açıkçası.

"Benim için sığınacak en büyük şeydi Tanrı ama artık sığınamayacağımı dualarımın ne kadar istesem de kabul olmayacağını net bir şekilde görmek düşüncelerimi çok sarstı. "

Bütün bu süreç Merve için hiç de kolay geçmemiş. Çevresinden arkadaşlarından uzaklaşmış. Dertlerini kafasını kurcalayan soruları ailesiyle konuşamamış. Giderek yalnızlaşmış. Bir sabah büyük bir depresyonun kucağında uyanmış. Saatlerce ağlamış. Bari dua edeyim demiş. Sonrasını şöyle anlatıyor:

"İçimden Tanrı’yla konuşmaya başladım. ‘Bak ben bu haldeyim bana bir çıkış yolu ver. ‘ Ama onu söylerken fark ettim. Dua ettiğimde bir muhatabım var mı yok mu şüphedeyim diye düşündüm. Dedim ben bugün ya delireceğim ya intihar edeceğim.

"Sabah uyandım. Sanki o gün o gece hiç yaşanmamış gibi. Sonra oturdum düşündüm. Dedim ben artık inanmıyorum resmen. İmanın şartlarını düşündüm. Dedim ben inanmıyorum ya cennete cehenneme. "

Merve ilk önce dua etmeyi bırakmış. Ardından namaz kılmayı. Oruç tutmaya ise daha bu yıl son vermiş. Ailesi hala bu yaşadıklarını bilmiyor.

‘Bir erkeğin karşısına ilk kez başörtüsüz çıktığımda hem çok rahat hem çok tuhaf hissettim’

Merve’yle evinde yeniden buluştuğumuzda bizi başı açık bir şekilde karşılıyor. Aramızda "namahrem" tabir edilebilecek bir erkek de var. Artık evde başörtüsü takmamaya karar vermiş. O süreci de şöyle anlatıyor:

"Dedim ki ben Tanrı’yı dini inkar edeceksem bu örtüyü de çıkarmam lazım. Ama bunu yapamayacağımı fark ettim. Din kültürü öğretmeniyim. Bu yapılabilir belki ama ben yapamam. Ya öğretmenliği bırak ya da bu konuyu hallet. Şu an başımı açamayacağım dedim.

"Sonra dedim benim evime sucu geliyor tamirci geliyor yemek siparişini getiren adam geliyor ve ben onların karşısına çıkarken de başıma ufacık da olsa bir şey alıyorum. Niye bunu yapıyorum? Artık bunu yapmamaya karar verdim.

"Bir erkeğin karşısına bilinçli bir şekilde ilk kez başörtüsüz çıktığımda hem çok rahat hissettim hem de çok tuhaf. Ama şimdi çok rahatım. Çünkü ben kendimi artık böyle tanımlıyorum.

"Ders verirken bazen çocuklar sorular soruyorlar. Öğretmenim başörtüsü takmak gerçekten gerekir mi ben büyüdüğümde saçım görünürse günah olur mu? Şu an ona karar vereceğiniz bir durum yok 18 yaşına gelin ne isterseniz yaparsınız diyorum. Böyle cevap vermek beni rahatlatıyor. "

‘Başımı kapatınca herkes beni kadın zannediyordu’

Leyla 20’li yaşlarının sonunda. Muhafazakar ailesini geride bırakmak ve 11 yaşındaki kızına kendi yaşadıklarını yaşatmamak için Avrupa’da bir ülkeye yerleşmiş. Leyla hiçbir dine inanmadığını kendisini deist olarak ifade ettiğini söylüyor.

Leyla’nın ailesi o beş yaşındayken keskin bir dönüşüm geçirmiş. Liberal bir aileyken radikal bir dönüşle İslamcı bir aileye evrilmişler. Ailesi 11 yaşındayken başını kapamasını istemiş. Bu Leyla’da yıllar sürecek bir travmaya yol açmış.

"Başımı kapatınca herkes beni kadın zannediyordu. Sokakta öyle davranıyorlar hanımefendi diyorlardı. Ama ben daha bir çocuğum ve bana çocuk diye seslenmelerini istiyorum.

"Bir gün dışarı çıkmak istemiyorum çünkü paten kayacağız. Paten kaymaktan utanıyorum tuhaf görünüyorum çünkü. Küçük bir çocuğa büyük bir elbise giydirilmiş gibi cüce gibi hissediyorum kendimi.

"Sadece başörtüsü takmamı da istemiyorlar. Uzun ceket giydiriyorlar. Ben karşı çıkmıştım. Babam da ‘Sen örtünden utanıyor musun kimliğinden utanıyor musun?’ diye feci bir kavga etmişti benimle. "

Leyla 17-18 yaşına geldiğinde dini yumuşatarak yaşamaya başlamış. Özellikle kadınlara yüklenen sorumluluk ile erkeklere yüklenen sorumluluğun farklı olması kafasını çok kurcalamış. "Bir yaratıcı varsa nasıl olur da yarattığı her canlıya eşit hak tanımaz?" diye sorgulamaya başlamış.

Önce pardesüyü çıkarmış sonra kot pantolon giyip başını örtmüş sona örtü biraz biraz arkaya kaymaya başlamış ve nihayetinde de üniversite okumak için gittiği Avrupa’da bir gün bakkala giderken başını açıvermiş. Ondan sonra da bir daha başörtüsü takmamış.

Leyla’nın babası halen kendisinin deizme kaydığını bilmiyor. Babası öğrenirse "Ablan üniversiteye gitti de açıldı sen de açılırsın" diyerek kız kardeşini üniversiteye yollamamasından endişe ediyor. "Ben kendi yoluma gittim diye kardeşime baskı yapmasını istemem" diyor.

Leyla bugünkü düşüncelerini şöyle açıklıyor:

"Bence dünya deizme kayıyor. Semavi dinler yürürlüğünü benim neslimde kaybettiler. Ne Hristiyanlık ne Yahudilik ne Müslümanlık götüremiyor kendini artık. İnsanlar bir dine bağlı olmak istemiyorlar.

"Ama Tanrı’yla da bir kavgaları yok. Tanrının varlığı ya da yokluğu onları rahatsız etmiyor. Bir yaratanın olması beni rahatsız etmiyor. Birçok arkadaşım için de durum böyle. Ama dinin varlığı sana bir sorumluluk yüklüyor. İbadet etmeni istiyor.

Bazı şeyleri yapmamanı istiyor. Senin doğru insan anlayışının dışında bir kimlik sunuyor sana. Ama Tanrı’nın varlığı sana bunu sunmuyor.

"Bence deizme kaymanın asıl sebebi bu: İnsanlar artık bireysel. Toplum adına şekillenmiyor kendi bireyselliğiyle şekilleniyorlar. Deizm sana bireyselliğini veriyor ama din bireyselliğini alıyor.

"Ben Tanrı’dan beni yaratmasını talep etmedim. Tanrı da benden varlığımın karşılığında hiçbir şey talep edemez. Kuşlar ağaçlar gibi yaşama hakkım var. Tek sorumluluğum diğer hiçbir canlıyı taciz etmemek. "

‘Sartre’nın Bulantı romanı gibi’

Ömer 30’lu yaşlarının başında. 15 Temmuz’dan birkaç ay sonra KHK’yle görevinden ihraç edilen bir kamu çalışanı. Evli ve çocuklu. Halen çalışmıyor.

Ömer Sünni dindar muhafazakar ve siyasi olarak da önceleri Milli Görüş sonra AKP çizgisinde konumlanan bir ailede büyümüş.

Kendisini birkaç yıl öncesine kadar dindar olarak tanımladığını dini cemaatlerle bir ilişkisi olmamasına karşın onlara sempatiyle baktığını şu an ise hepsinden nefret ettiğini söylüyor.

Kendisini deist olarak tanımlamıyor ama inancını kademeli olarak yitirmeye başladığını anlatıyor.

Kendisinden dinleyelim:

"Okumayı seven bir çocuktum; evde bulunan ve kimsenin okumadığı ‘Peygamberler Tarihi’ ‘İslam Tarihi’ ‘Peygamberimizin Şemaili’ gibi pek çok koca koca ciltli kitapları ortaokul döneminde okuduğumu hatırlıyorum.

"Bu atmosferde namaz oruç gibi ibadetlerini aksatmayan günahlardan uzak durmaya çalışan eğitim hayatında da başarılı olan bir genç olarak büyüdüm.

"Birkaç yıl önce dindar siyasi iktidarın bazı uygulamalarının doğru olmadığını düşünmeye olaylara eleştirel yaklaşmaya başladım. Bu eleştirel tutumumun dozajı sürekli arttı. Zamanla kendiliğimden İslamcı yaklaşımla arama mesafe koymuş oldum.

"Yanlış hatırlamıyorsam namaz kılmayı 2014 ya da 2015’te pek de üzerinde düşünmeden bıraktım. Oruç ya da Cuma namazı gibi ibadetlerimi bir süre daha devam ettirdim.

"15 Temmuz’un ardından görevimden ihraç edilmem ve çevremdeki dindar bildiğim insanların umursamazlığı ise benim için tam bir kırılma noktası oldu.

"Tanrı’yla ilgili hareket tarzıyla ilgili düşünmeye başladım. Ciddi bir yabancılaşma yaşadım. Aslında Jean Paul Sartre’nın Bulantı romanında yaşananlara benzetiyorum yaşadığım süreci.

"Son bir yıldır eskiden ezberlerime uygun olarak peşinen reddettiğim evrim teorisi gibi hususlar üzerine okumalar yapıyorum ve büyük bir pişmanlıkla bu içi boş dindarlığımı terk ediyorum.

"Kendimi deist olarak tanımlamıyorum. Böyle demek istemiyorum. Bir Müslümanım. Gelecekte Allah ile olan ilişkimi İslam’ın özü temelinde doğru bir şekilde inşa etmeyi planlıyorum; tabii mümkün olursa.

"Arkadaş çevrem benimle çok benzer süreçler yaşıyor. Kayınpederim ateist olmadan hayatını tamamlamak istemediğini ifade ediyor ki kendisi halen beş vakit namazlarını kılan bir hacıdır. "

LİNK : http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/961529/Muhafazakar_gencler_deizm__ateizm_ve_agnostizme_nasil_kaydiklarini_anlatti.html#

DİN & DİYANET DOSYASI /// ÖMER AYTAŞ : NEDEN ŞİMDİ NEDEN DEİZM !


NEDEN ŞİMDİ NEDEN DEİZM !

Son zamanlarda ülkemiz de Deizm ile ilgili haberler,yorumlar yoğun bir artış göstermektedir.Deizmin tanımını ve tarihçesini açıklamak gibi bir niyetim yok. Zaten gündemde olması sebebiyle araştırılıp öğrenilmiştir.Asıl üzerinde durulması gereken konu ”Neden Şimdi ve Neden Deizm”.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan; 08.03.2018 tarihinde Beştepe’dekiKadınlar Günü programında yaptığı konuşmasında "İslam’ı 14-15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız.Bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada yaşıyorlar. Çünkü İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi var. Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız. Beni birçok hoca efendi tefe koyacak o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın" dedi.

Bir vatandaşın İddia oyunlarının haram olduğu konusu üzerine yaptığı yorum; Eğer iddia haram olsaydı Recep Tayyip Erdoğan izin vermezdi. Bu olay sadece benim karşılaştığım bir olay.Bazı arkadaşların da bu vb. olaylarla karşılaştığını işitmekteyiz.Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı örnek vermemin sebebi asıl konunun anlaşılması içindir. Deizmin Toplum içerisinde yaygınlaşıp yaygınlaşmadığı kendi içerisinde çelişkili bir durumdur. Ancak Emanetin Ehlince korunmaması ve Yerine getirilmemesi, Konu ile ilgili olsun ya da olmasın savunusunu ve eleştirisini yapanların sınıfsız oluşları beraberinde bu durumları getirecektir. Gelişen Bilgi Teknolojilerinin İletişim ve Bilgi akışını hızlandırması verilerin ve elde edilen bilgilerin kolaylanması,çeşitlenmesi,itibarsızlaştırılması ve hiçleştirilmesine sebep olmuştur.Gelenekselci toplumumuzda alt yapının yetersiz oluşu araştırma tembelliği, bilginin kaynağından beslenmeme,hazır etiketli paket bilgilerin tadının lezzetli,geçici fakat sürekli kolay elde edilir oluşu düşünce yoksunluğuna ve geçmiş bilginin inkarına yol açmıştır. Kişiler;dini bilgilerin yorumlanması ve bu yorumlamaların eleştirisine aynı zaman diliminde ve tutarsızca maruz kalmaları mevcut inançlarını sorgulamalarına ve akabinde inkarına yol açmaktadır.Bu durumu özelde Ülkemiz ve genelde Dünya İnsanlık Tarihi açısından incelemek mümkündür.

Ülkemiz açısından bakıldığında;Devlet-i Âliye (Osmanlı Devleti)nin son zamanlarından itibaren başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu Mustafa Kemal Atatürk ile gelişen bir Laisizm hareketi.Cumhuriyetin 80. Yılı Recep Tayyip Erdoğan ile başlayan ve yüzüncü yılı 2023 te yeni bir döneme girecek olan Deizm. Senaryo hep aynı 2035-2036 da yeni bir darbe 2039-2041 de yeni bir lider ile beraber 2071 de Ateizm. İslam Ülkelerine bakıldığında Ilımlı İslam açılımları ve İslam’ın itibarsızlaştırma çabaları görülmektedir. Bu plan; sadece akşam yemeğini hesap eden İslam Dünyasına biçimsiz gelebilir.

Bugünlerde Deizm haberlerini sıkça duymamızın sebebi de bu olsa gerek Türkiye de İslami İlimlerin okutulduğu İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerinin eğitim programlarının sorgulanması; Kitapsız, Peygambersiz yeni bir dini eğitim modelinin oluşturulması içindir.

Kafası karışmış neyin doğru olduğunu bilmekte güçlük çeken araştırma yoksunu Müslümanların çelişki içerisinde Dinsiz bir Tanrıya inanmaları içindir.

Yapılması gereken;İslami İlimler Alimlerinin bir araya gelerek,değişmez İslam’ın değişen Dünya İnsanına göre şekillendirme çalışmalarını terk etmeleri, bunun yerine değişen Dünya İnsanını değişmez İslam’a göre şekillendirme çalışmalarını geliştirmelidirler…

10.04.2018

Ömer AYTAŞ