YOLSUZLUK DOSYASI /// Çiğdem Toker : Afet alanının Topbaş’ın damadının ortağı lehine imara açıldığını yazdım, 2 yıl yargılandım


Çiğdem Toker : Afet alanının Topbaş’ın damadının ortağı lehine imara açıldığını yazdım, 2 yıl yargılandım

Gazeteci Çiğdem Toker, 5.8’lik İstanbul depreminin ardından toplanma yerlerinin imara açılmasına yönelik haberi yüzünden hapis cezasıyla yargılandığını hatırlattı.

Toker, sosyal medyadan yaptığı açıklamada yaptığı haberin ardından hapis cezasıyla yargınlanmasının yanı sıra eski İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın FETÖ’den tutuklu damadı Ömer Faruk Kavurmacı’nın kendisine ayrıca 1 milyon TL’lik tazminat davası açtığını söyledi.

Toker, davaya gerekçe olarak gösterilen yazısında Vatan Caddesi üzerinde bulunan, afet toplanma alanı ilan edildiği halde birkaç yıl önce Kavurmacı’nın da ortağı olduğu Metal Yapı Konut AŞ adlı şirkete satıldığını belirttiği arazinin imara açılmasını eleştiriyordu. Toker ayrıca, Topbaş ile Kavurmacı arasındaki aile bağının kararda ne denli rol oynayıp oynamadığını da sorgulayarak Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “neoptizmi affetmem” sözlerini hatırlatmıştı.

“Vatan caddesindeki afet toplanma alanının Topbaş’ın damadının ortağı lehine imara açıldığını yazdım diye hapis cezası talebiyle 2 yıl yargılandım. Kavurmacı 1 milyon tl tazminat davası açtı. Mahkeme Fatih Belediyesi’nden imara açma kararını üç kez istedi. Belediye göndermedi.”

USULSÜZLÜK DOSYASI : “Nuri Albayrak’ın damadı Adem Altunsoy “İBB ‘den 8 yılda 212 ihale aldı”


ÖZEL BÜRO NOTU : ŞİMDİ BAZI ÜYELERİMİZ BU HABERDE NEREDE USULSÜZLÜK OLDUĞUNU SORABİLİR. USÜLSÜZLÜK ŞURADA. HEMEN İZAH EDELİM. BİR ŞİRKETİN BELEDİYEDEN VEYA DEVLET KURUMUNDAN İHALE OLMASI GAYET DOĞALDIR. TİCARİ HAYATIMIZDA İŞLER BÖYLE YÜRÜR. BURADA BİR TUHAFLIK YOK. ANCAK AYNI ŞİRKET AYNI KURUMDAN YÜZLERCE İHALE BİRDEN ALIRSA TUHAFLIK BURADA BAŞLIYOR. O ZAMAN BİZ DE DOĞAL OLARAK İHALENİN DEMOKRATİK TARAFSIZ NORMLARDA VERİLMEDİĞİNİ SÖYLERİZ. ÇÜNKÜ BU ÇOK KULLANILAN BİR USULSÜZLÜK ÖRNEĞİ. ŞİRKETE GÖRE İHALE AÇMAK. ADI ÜSTÜNDE İHALE EN AZ MALİYET İLE EN DÜŞÜK TEKLİFİ YADA EN FAZLA TEKLİFİ VEREN FİRMAYA VERİLİR. KAPALI ZARF USÜLÜ YAPILIR. VE İHALEYE KATILAN FİRMALARIN TEKLİFLERİ GİZLİDİR. EĞER BU KURAL UYGULANMIYOR VE ŞİRKETE ÖZEL İHALE AÇILIYORSA BU DÜPEDÜZ USÜLSÜZLÜKTÜR. BİZ DE BUNU HABER ALIRSAK YAZARIZ KARDEŞİM. KİMSE KUSURA BAKMASIN.

"Nuri Albayrak’ın damadı Adem Altunsoy, İBB’den 8 yılda 212 ihale aldı"

Yeniçağ yazarı Murat Ağırel, 2011 yılından itibaren Yeni Şafak’ın sahibi Nuri Albayrak’ın damadı Adem Altunsoy’un şirketinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden tam 212 adet ihale aldığını yazdı. Ağırel, "Sadece 1 Ocak 2018 ve 31 Ocak 2019 tarihleri arasında almış olduğu ihale sayısı 16. Aldığı ihalelerin toplam bedeli ise sadece 1 yılda 302.7 milyon lira" diye yazdı.

Ağırel’in "İsraf araçlar kime ait biliyor musunuz?" başlığıyla yayımlanan yazısı aynen şöyle:

Çarşamba günü yazımı hazırlamak için bilgisayar karşısına geçtiğimde sosyal medyaya bazı görüntüler düştü. Seçim döneminde Ekrem İmamoğlu’nun araç kiralama işlemlerinde yapılan israfı "Tüm araçları Yenikapı meydanına toplayacağım" sözü gerçekleşiyordu. İBB adına kiralanan tüm araçlar Yenikapı meydanına geliyordu.

Bu konu hakkında Mayıs ayı başında yazmış olduğum yazım aklıma geldi. Bir tebessüm etmedim değil. Sosyal medya hesabımdan şöyle bir paylaşımda bulundum.

"Ekrem İmamoğlu söz verdiği gibi İBB’ye kiralanan araçları Yenikapı meydanında sergilemeye hazırlanıyor. Daha önce yazdım tekrar hatırlatmam lazım. Göreceğiniz her iki araçtan birini kiralayan firma Nuri Albayrak’ın damadı Adem Altunsoy’un sahibi olduğu Platform Turizme ait . İBB 2011-2018 yılları arasında toplam 2 milyar 200 milyon TL araç kiraladı. Sadece Platform Turizm ise 2011-2018 yılları arasında İBB’ye 1 milyar 350 milyon TL’lik araç kiralama işi yaptı."

Bu mesajı paylaştım, bir iki saat sonra Basın Suçları Bürosundan arandım.

Şaka değil gülmeyin…

Hakkımda soruşturma açılmış ve ifadeye çağırıyorlar. Konusu "İmamoğlu’nu istemeyen İstanbul Baronu" başlıklı yazım.

Yazım halen YENİÇAĞ gazetesinin internet adresinde duruyor. İsteyen girip okuyabilir. Albayrak, yazım ile ilgili daha önce tekzip metni gönderdi.

İstanbul’da mazbata, seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan hukuki olmayan bir kararla alındı. İstanbul’u rant kapısı haline getiren ŞAKİ’ler feryat figan etti günlerce.

Neden?

Çünkü yıllardır tıkırında işleyen sömürü düzenleri bozulacaktı. En çok sesi çıkanlardan biri Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül’dü. Bu feryatlarının nedenlerini yeni çıkan kitabım ŞAKİ’den örnekler vererek açıklayayım.

***

2011 yılından itibaren Albayrak’ın damadı Adem Altunsoy, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden tam 212 adet ihale aldı.

1 Ocak 2018 ve 31 Ocak 2019 tarihleri arasında almış olduğu ihale sayısı 16. Aldığı ihalelerin toplam bedeli ise sadece 1 yılda 302.7 milyon lira.

Çok dahası da var.

Albayrak Grubu, sadece İstanbul özelinde baktığınızda artık "İstanbul’un baronu" haline gelmiş durumda.

İstanbul’daki hemen her belediyeden ve İBB iştiraklerinden yüksek fiyatlı ihaleleri rakip tanımadan alıyor. Öyle ki EKAP kayıtlarına göre, Albayrakların damadının İstanbul’da 2011’den bu yana toplam aldığı ihale bedeli 1 milyar 642 milyon 146 bin 665 lirayı bulmuş vaziyette.

İnanabiliyor musunuz!

Ekrem İmamoğlu gelince ne oldu?

Tek bir gruba giden bu ihaleler en düşük fiyatı veren bölgesel işletmelere aktarılmaya başlandı. Böylelikle hem daha ucuz iş alımı yapıldı hem de ihaleler sonucunda oluşan iş sahasından çok daha fazla yoksul İstanbullu yararlanmaya başladı.

İşte feryat figan Ekrem İmamoğlu’na ve seçimlere saldırmalarının nedeni bu.

İmamoğlu, halkın sırtına binenlere kapıyı gösterdiği için bin bir türlü iftira ve yalanla seçimi iptal ettirmek için uğraştılar.

Dertleri İstanbul’da yaşayan, İstanbul’un cefasını çeken millet değil, kendi sefalarının geleceğidir.

***

Yazım yayınlandıktan sonra çok ses getirdi. Sosyal medyada en çok paylaşılan yazı oldu. Birçok gazete ve haber kanalları yazımı verdi. Ardından tehditler gelmeye başladı.

Albayrak grubunun bu yazıya gönderdiği tekzip metninde ise aynen şu yazıyor:

"İmamoğlu’nu İstemeyen İstanbul Baronu" başlığı ile yayınlanan köşe yazısı ile müvekkillerimiz hakkında kamuoyuna gerçeğe ve hukuka aykırı asılsız bilgiler aktarılmıştır.

İşbu tekzibe konu köşe yazısıyla müvekkillerimizin salt kişisel -ticari saiklerle İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlık seçim sonuçlarına karşı çıktığı, demokrasi ile ortaya konulmuş bir neticeyi bu sebeple kabul etmediği ifade edilerek müvekkilimiz şirketlerin kamuoyu nezdinde yanlış tanınmasına bilinçli olarak neden olunmuştur."

O zaman gelin Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül’ün köşe yazılarından bir demet örnek sunayım…

12 Mart 2019 – CHP bir güvenlik meselesidir artık

07 Mayıs 2019 – Ekrem İmamoğlu bu proje için önceden belirlenmişti.

10 Mayıs 2019 – 31 Mart’ta organize bir seçim hırsızlığı yapıldı.

22 Haziran 2019 – Hepsi bir projenin, çok iyi bir çalışmanın ürünüdür.

İstanbul’da yaşayan 18 yaşını aşmış seçme hakkı olan 4.7 milyon insanın oyunu alan bir kişi için yazılan bu yazılar "basın faaliyeti içerisinde" ancak benim belgeli yazdığım yazılar "Basın faaliyeti içerisinde değil"miş.

Yersen..!

Şimdi ben Sayın Nuri Albayrak ‘a ve Platform Turizm sahibi Adem Altunsoy’ a soruyorum.

Sayın Nuri Albayrak, Adem Altunsoy damadınız mı değil mi?

Nikah şahitliğini Sayın Erdoğan ve Kurtulmuş yapmış mıdır, yapmamış mıdır?

Adem Altunsoy, Platform Turizm’in sahibi mi, değil mi?

İBB’den 1.6 milyar TL’lik araç kiralama işi almış mıdır almamış mıdır?

Gazetenizin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, neredeyse 4 milyon vatandaşın oyu ile seçilmiş bir Belediye Başkanına "Yalancı, hırsız, riyakar, darbeci, proje" gibi aslı astarı olmayan yazılar ile ithamda bulundu mu bulunmadı mı?

Sayın Albayrak, İBB nin 2011-2018 yılları arasındaki araç kiralama işlem tutarı 2.2 milyar TL… Bu rakamın 1.3 milyar TL’lik kısmını sadece damadınız almış mı almamış mı?

Şimdi siz gazeteci olsanız bu kadar gerçek ortada dururken yalan, yanlış Ekrem İmamoğlu’na ithamlarda bulunan gazetenin ticari ilişkilerini sorgulamaz mısınız?

Ben sorgularım.

Belgelerini de eklerim.

Kamuoyu kararını verir.

Savcılarımız çağırır ise gider ifademizi veririz.

Eninde sonunda bağımsız yargı tüyü bitmemiş yetimin hakkına göz dikenleri sorgulayacaktır.

Ne demiş Aşık Veysel…

Parça parça olsun paramı çalan,

Kimisi gerçek dedi kimisi yalan,

Dünyada görmedim böyle bir plan,

Kapı kitli, cüzdan cepte, para yok.

USULSÜZLÜK DOSYASI /// Alp Altınörs (*) : Damada şirket kurtarma yetkisi


Alp Altınörs (*) : Damada şirket kurtarma yetkisi

KAYNAK : https://gazeteyolculuk.net/damada-sirket-kurtarma-yetkisi-alp-altinors

08.08.2019 09:24

Resmî Gazete’de dün yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “Hazine’nin Cumhurbaşkanı kararı ile yurt içindeki ya da yurt dışındaki şirketlere iştirak etmesini sağlamak”ibaresi önceki bir kararnameye eklendi.

Bu adımla birlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Damat Berat Albayrak aracılığıyla, istediği şirkete Hazine adına ortak olarak bu şirketleri vatandaşın vergileriyle kurtarabilecek pozisyona gelmiş oldu.

Demek ki artık Hazine, uygun gördüğü şirketlere kamunun parasıyla ortak olacak. Peki neden?

AKP, Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmelerini yapmakla övünmüyor muydu?

1985’ten 2003’e kadar sadece 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılmışken, AKP döneminde (2003-2016) 60 milyar dolarlık özelleştirme yapılmamış mıydı?

“Devlet eliyle ayakkabı, toplu iğne, patiska üretmek zamanı çoktan geçmişti” hani?

Ne oldu da dün “babalar gibi satan” AKP Hükümeti, şimdi özel şirket hissesi almaya başlıyor?

Acaba AKP serbest piyasacılıktan vaz mı geçti? Devlet kapitalizmini mi savunmaya başladı?

Neoliberalizmi terk mi ediyor?

Hayır, tam tersine. Devlet destekli neoliberalizm bu! Ya da, iflas eden neoliberalizmin devlet desteğiyle ayakta tutulması.

Şirketler kâr ederken, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar kâr edip semirsinler. İnsan emeğini, doğayı, sınırsızca sömürüp kasalarını doldursunlar.

Ama bir kez zarar etmeye başlayınca, “kurtarınız düşmesinler”! Devletin (kamunun) parasıyla şirketleri kurtarınız.

Kârlar özel, zararlar toplumsal.

Kârlar kasalara, zararlar bütçeye.

Özel borç, böylece devlet borcuna çevrilecek.

Böylece batan şirketler kurtarılacak. İflaslar engellenecek. Böylece, iflasları takip edecek canlanma da önlenmiş olacak. Durgunluk uzun vadeye yayılacak. ABD’de ve Batı Avrupa’da böyle oldu. Ne kadar çok şirket kurtarıldıysa, durgunluk o denli uzadı.

Hazine’nin şirketlere ortak olması da, kamu sektöründe bir genişlemeden ziyade, geçici bir kurtarma önlemi olacak gibi duruyor.

Sermaye üzerinde siyasi patronaj

Sermayeden, devletin krizden zarar gören şirketlerin borçlarını ya da zararlarını üstlenmesini talep eden açıklamalar geliyor. Örneğin, Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, devletin konkordato ilan eden şirketlerin borçlarını üstlenmesini talep ediyor. Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Yenigün ise, “Konut stoku müteahhitten fona geçmeli.” önerisiyle kurtarma talebini dile getirdi. Zira konut fiyatları düşüşte. Konut kredisi faizlerindeki yükselme, 1 milyon konutluk bir konut balonu yaratmış durumda.

Peki Hazine hangi şirketleri kurtaracak? Kuşkusuz buna Erdoğan karar verecek. Hangi kriterleri kullanacağını öngörmek de çok zor değil. Kendisine siyasi destek veren sermaye gruplarını kurtaracak, yeterli destek vermeyen ya da hatta başka partileri destekleyen olursa da, batmalarını seyredecek.

Hazine’ye kararname ile verilen şirketlere iştirak etme yetkisiyle Saray, bütün sermaye kesimleri üzerinde bir siyasi patronaj mekanizması elde ediyor.

Her ekonomik krizin, aynı zamanda kapitalistler arasında şiddetli bir ayakta kalma mücadelesi olduğu bilinen bir gerçektir. Kimileri batar gider. Ayakta kalanlar ise kriz sonrası dönemde büyür, piyasaya hâkim olur. Dolayısıyla, reel ekonomideki kriz şiddetlendikçe, pek çok anlı şanlı holdingin Saray’ın önünde kuyruğa gireceklerini şimdiden öngörebiliriz.

Ayrıca, Hazine’nin şirket hisselerini alması, sermayenin bir kesiminden diğerine mülkiyet devri anlamına da gelebilir. Örneğin hükümet, kendisine yakın gördüğü sermaye kesimlerine bu yolla mülkiyet devirleri yapabilir.

Doğalgazdan elektriğe, sigaradan yurtdışı çıkış harcına gelen zamlar, beyaz eşya ve otomotivde ÖTV’nin geri getirilmesi ise, şirket kurtarmaların esas yükünün emeğiyle geçinen halka yıkılacağını gösteriyor.

(*) Bu yazı, ilk olarak Artı Gerçek’te yayımlanmıştır.

DİKTATÖRLER DOSYASI /// GAFFAR YAKINCA : DİKTATÖRLER VE DAMATLAR – MUSSOLİNİ VE DAMADI CİANO


GAFFAR YAKINCA : DİKTATÖRLER VE DAMATLAR – MUSSOLİNİ VE DAMADI CİANO

Benito Mussolini 1883 senesinde Bolonya’ya doksan kilometre kadar mesafede yer alan Predapyo adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Babası sosyalist fikirleri olan bir demirci annesi ise inançlı bir Katolikti.

İlk öğrenimden sonra Roman Katolik keşişlerine bağlı bir okulda eğitimine devam eden Mussolini derslerinde başarılı ve "çok okuyan" bir genç olarak bilinir. Siyasi görüşleri itibarı ile babasından etkilenmiştir yüzyıl başında o zamanlar Avusturya-Macaristan’a bağlı olan İtalyan kenti Trento’da genç bir gazeteci ve ateşli bir sosyalist olarak sivrilir. Çok iyi derecede Fransızca ve Almanca bilmekte felsefe Alman edebiyatı Marksizm ve güncel siyaset üzerine makaleler yazmakta kitapçıklar yayınlamaktadır. Sonunda İtalyan Sosyalist Partisi’nin yayın organı Avanti’nin yayın yönetmenliğine getirilir. Gazetenin yirmi binlerde olan tirajı onun katılımı ile yüz binlere çıkar.

DUÇE’NİN DOĞUŞU

Birinci Dünya Savaşı gelip çattığında Mussolini Sosyalist Partinin merkez komite üyesidir. İtalya’nın savaşa katılmasından yana tavır alınca partiden ihraç edilir. 1915 yılında kurduğu İtalyan birliğini ve milliyetçi-seçkinci bir yönetimi savunan Faşist Parti hızla güçlenir yüzbinlerce üye ile ülkenin en büyük siyasi güçlerinden biri haline gelir.

1922’de 27 Ekim’i 28 Ekim’e bağlayan gece Mussolini beraberindeki 30 bin sadık taraftarı ile Roma’ya yürür. Pek çoğu silahlı olan bu adamların ortak özelliği siyah gömlekler giymeleridir. İtalya’ya politik belirsizlik hakimdir hükümet zor durumdadır. Tarihe Kara Gömlekliler İhtilali diye geçen bu yürüyüşün sonunda kabine istifa eder ve Kral 3. Viktor Emanuel başbakanlık görevini Mussolini’ye verir.

Bundan sonrası İtalya’da merkezinde adeta kutsal bir figür olarak tek bir adamın Benito’nun yer aldığı büyük oranda baskıya dayalı bir rejimin inşasıdır. Ekonomik anlamda bir nebze rahatlayan ve sosyal olarak daha güvende hisseden İtalyan halkının çoğunluğu uzun süre Mussolini’ye ve onun partisine destek olur ta ki 1943 yılındaki yenilgiler gelip çatana dek.

Reklamdan sonra devam ediyor

YENİLGİ İHANET VE DÜŞÜŞ

1943 başında önce Yunanistan sonra Afrika’da yenilen İtalyan ordusu ağır kayıplar vermişti. 9 Temmuz’u 10 Temmuz’a bağlayan gece müttefik orduları Sicilya’ya ayak bastı. Mussolini’nin peşinde maceralara sürüklenen İtalya şimdi evdeki bulgurdan olmak üzere idi.

Yıkılmaz gibi görünen Mussolini’nin ayaklarının altındaki zemin bir anda kaymaya başladı. İsyan işaretleri en önce en yakınından Faşist Parti yönetiminden geldi. Mussolini 24 Temmuz’da parti konseyini toplamak zorunda kaldı. Kendisi yenilgiye mazereteler üreten uyduruk istatistiklerle dolu iki saat süren bir konuşma yaptığı sırada başını en sadık yoldaşı Dino Grandi’nin çektiği bir grup Duçe’nin tüm yetkilerinin alınmasını öneren bir karar metnini hazırlıyordu. Mussolini kendi partisinden böyle bir darbe yiyeceğini tahmin ediyor muydu bilinmez ancak karar 19 kabul 8 red ve 1 çekimser oy ile kabul edildi. Yirmi bir yıllık faşist makinenin ana dişlisinin sökülüp atılması sadece birkaç saat sürmüştü.

Faşist parti konseyi eni konu bir danışma örgütü idi. Mussolini kararın ciddiyetini kavramakla beraber ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi yönetim ofisine gitti. Öğleden sonra Kral tarafından saraya çağrıldı durumu izah etmeyi düşünüyordu. Buna fırsatı olmadı. Kral Mussolini ile görüşmesini kısa kesti istifasını aldı ve onu tutuklattı.

BAŞKAN VE DAMADI

Öykünün en dramatik yeri neresidir biliyor musunuz? Mussolini’nin görevden alınması için oy kullanan 18 kişi arasında damadı Galeazzo Ciano da vardır. On üç yıldır Mussolini’nin sevgili kızı Edda ile evli olan Ciano kayınpederi tarafından dışişleri bakanlığına getirilmişti ve o tarihte İtalya’da en çok nefret edilen siyasetçi olarak gösteriliyordu. İtalyanların kısaca "damat" (genero) diye andıkları Ciano Almanların desteği ile kuzeyde yeni bir hükümet kuran Mussolini’nin yanına gitmiş ihanetinin bedelini 1944 yılının Ocak ayında kendi yoldaşları tarafından kurşuna dizilerek ödemiştir.

Dünyayı demir yumrukla yöneten adamlar sırtlarına saplanacak hançerin en yakınlarındaki birinin elinde olduğunu bilirler.

LİNK : https://www.aydinlik.com.tr/diktatorler-ve-damatlar-gaffar-yakinca-kose-yazilari-mayis-2019?fbclid=

AK PARTİ DOSYASI : FETÖCÜ YAYIN ORGANI “AKTİF HABER” BU SEFER DE REİS’İN DAMADI BERAT ALBAYRAK’I HEDEFE KOYDU /// İŞTE HABER !!!!!


Berat Albayrak’ın ‘En aptala göre’ hazırlatıp Youtube’a yüklediği ahlaksız videolar

KAYNAK : https://www.aktifhaber.com/analiz/berat-albayrakin-en-aptala-gore-hazirlatip-youtubea-yukledigi-ahlaksiz-videolar-h130955.html

Wikileaks’ın deşifre ettiği Berat Albayrak’ın mailleri arasında Kabataş yalanından beter videolar çıktı. Albayrak’ın talimatıyla hazırlanmış ve Youtube’a yurt dışından yüklenmiş.

Adem Yavuz Arslan’ın TR724’te yayınlanan “Brad ve Billy’e iletilsin, Çok Gizli” başlıklı yazısı:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı ve Türkiye’nin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın e-mailleri 2016’nın sonbaharında RedHack tarafından ele geçirilmiş ve WikiLeaks aracılığı ile yayınlanmıştı. (Meraklısı varsa hepsi şurada: https://wikileaks.org/berats-box)

RedHack’ın hackleyerek ele geçirdiği ve Albayrak’ın Nisan 2003 ile Eylül 2016 tarihlerini kapsayan yaklaşık 60 bin e-maili WikiLeaks’in web sitesinde yayınlandı.

Söz konusu isim Erdoğan’ın damadı ve Türkiye’nin bir bakanı (o dönem enerji bakanıydı) olunca doğal olarak e- mailler sayısız habere konu oldu.

Mesela adı IŞİD ile petrol ticareti yapmakla anılan Powertrans gibi şirketlerle Albayrak’ın ilişkisine dair yazışmalar manşetlere çıktı. E-maillerde haber değeri taşıyan çok başlık var. Ancak bu yazının konusu e-mailler değil. Erdoğan rejiminin Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan tarafından koordine edilen ‘ABD faaliyetleri’ne bakacağız.

Girişte bahsettiğim video da bu örgütlenmenin bir ürünü.

Berat Albayrak’ın kamu hazinesinden fonladığı Pelikan Çetesi’nin (Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’na darbe yapan, her türlü kirli işin ardından çıkan Hilal Kaplan ve çetesi) ardında olduğu biliniyordu.

E-mail detaylarından görüldü ki Berat Albayrak aynı şeyi ABD’de de yapmış. ABD’de konuşlu ‘adamları’ aracılığı kara propaganda siteleri kurdurmuş. Videolar, yalan haberler ürettirmiş.

Yazının girişinde bahsettiğim video mesela.

AKP’nin New York ve Washington’daki adamlarından Halil Danışmaz ile Berat Albayrak arasında geçen yazışmalardan anlaşıldığına göre üretilen kara propaganda videoları ‘hükümetle ilgisi yokmuş gibi’ davranılarak Şili üzerinden dolaşıma sokuluyormuş.

Sözkonusu video Kabataş Yalanını devam ettiriyor.

Üstelik ‘camide içki içtiler’ yalanını daha da rezilleştirip ‘camide çiftleştiler’e kadar götürüyor. Merak eden https://wikileaks.org/berats-box adresinden bulabilir. Bu ve bunun gibi vahim bir çok olayın ardında ise Berat ve Serhat Albayrak ile Bilal Erdoğan’ın olması ise işin haber kısmı. Zira konu artık Berat Albayrak’ın ‘özel hayatı’ olmanın çok ötesinde.

ERDOĞAN’IN PARALEL DEVLETİ

Albayrak’ın e-maillerinde yok yok. Ancak söz konusu videonun izini sürerken daha çok ‘ABD ile ilgili olanlara’ baktım.

Yazışmalarda görüldüğü kadarıyla Erdoğan rejiminin Berat ve Serhat Albayrak kardeşler ile Bilal Erdoğan tarafından koordine edilen ‘gayri resmi’ bir yapılanması var.

Bu arada şu notu da düşmem gerek; Berat Albayrak’ın e-maillerini alıcı gözle incelediğinizde Türkiye’de gerçek bir ‘paralel devlet’ olduğunu, bunun da Erdoğan’ın ailesi çevresinde örgütlendiğini görüyorsunuz. Üstelik söz konusu paralel yapılanma Türkiye ile de sınırlı değil.

Bilindiği gibi son zamanlarda başta Almanya olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde ‘casusluk çetesi’ne benzer yapılanmalar ortaya çıkarılmış ve konu ilgili ülkelerin yargısına intikal etmişti. Hatta geçtiğimiz günlerde ‘Erdoğan’ın uzun kolları’ Avrupa medyasına şema olarak da yansıdı.

Benzer bir soruşturmanın ABD’de de açıldığı, Erdoğan’ın New York ve Washington’da bulunan bazı adamlarının FBI tarafından sorgulandığı e-mail trafiğinden görülebiliyor. FBI’nın soruşturma başlığı ise hayli ilginç; ‘casusluk’ ve ‘Türkiye adına gayri resmi faaliyetler yürütmek’.

E-Maillerde görüldüğü şekliyle ABD’de yapılan tüm faaliyetler Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan’ın bilgisi, talimatı ve talepleri dahilinde yürütülüyor. Albayrak ve Erdoğan’ın ABD’deki sağ kolu ise Halil Danışmaz.

Yazının ilerleyen bölümlerinde Berat Albayrak’ın koordinesinde çalışan ‘ABD yapılanması’na dair detayları başlıklar halinde açacağım. Ancak e-mailleri inceledikten sonra peşinen şunu söylemek mümkün; Söz konusu e-maillerde yer alan faaliyetlerin yarısı bile muhatabını uzun yıllar hapiste tutmaya yeter. Üstelik ABD bürokrasisi ve kamuoyu Berat Albayrak adına Başkan Trump’ın ilk ulusal güvenlik danışmanı Mike Flynn olayından aşina.

‘BRAD’ VE ‘BİLLY’

Yazışmalardan net olarak görülebileceği gibi Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan’ın başını çektiği ‘ABD yapılanması’nda sıkı bir hiyerarşi var. Adeta resmi bir istihbarat örgütü gibi ‘rapor’, ‘bilgi notu’ ve ‘gizli-confidential’ başlıklı yazışmalar üretilmiş.

‘Resmi-istihbari bir jargon’ ile yazışmışlar.

Bu arada muhatapların kendi aralarında ‘kodlama’ yaptıkları ve ‘gizliliğe azami dikkat’ ettikleri –etme uyarısı yaptıkları görülüyor.

Mesela e-maillere göre ABD’de bulunan Halil Danışmaz ve arkadaşları Berat Albayrak’tan bahsederken ‘Brad’ diyorlar. Bilal Erdoğan için ise ‘Billy’ kod adı kullanılmış. İlginç noktalardan birisi de Berat Albayrak’ın kendisine gelen e-maillerdeki önemli konuları mutlaka Serhat Albayrak’a iletmiş olması.

Halil Danışmaz’ın her adımını rapor etmesi, Berat Albayrak’la arasında ‘hiyerarşik’ bir yapılanmanın olması hayli ilginç. Adeta ‘paralel yapılanma’ söz konusu ve resmi bir görevi olmasa da her konu mutlaka Berat – Serhat Albayrak’ların önüne düşmüş.

Bu arada e-maillerden görüldüğü kadarıyla AKP’nin ABD yapılanması iki koldan yürütülüyor. Birincisi Danışmaz ve ekibinin de içinde olduğu AKP Milletvekili Metin Külünk liderliğindeki yapılanma. İkincisi ise AKP milletvekili Yasin Aktay’a bağlı çalışan Murat Güzel ve ekibi. Ayrıca Danışmaz’ın sıklıkla ‘istişare ettiği’ isimlerin arasında İbrahim Kalın ve Mustafa Varank’ta var.

E-maillere göre ABD’de yapılan faaliyetlerin büyük bir kısmı Danışmaz kanalıyla Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan tarafından finanse ediliyor. Ensar ve Türgev de söz konusu yazışmalarda sıklıkla yer alıyor.

NİJERYA’YA GİDEN SİLAHLAR ‘DEVLET İŞİ’YMİŞ

Daha önce ifade ettiğim gibi, yaklaşık 60 bin e-mail yayınlandı. Hepsini takip etmek, okumak, ayıklamak mümkün değil.

Ben daha çok ABD yapılanması ve tanıdığım isimler üzerinden arama yaptım. Zincirin halkalarını birleştirmeye çalıştım.

Mesela Halil Danışmaz bu anlamda tam bir hazine. Özellikle Berat Albayrak ile yaptığı yazışmalar Erdoğan’ın yakın halkasındaki isimlerin sadece ABD’deki değil dünyanın başka bölgelerindeki icraatları hakkında da fikir verebiliyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/1nT4-IwEKts


Mesela Mart 2014’te Youtube’a düşen bir ses kaydında ‘THY ile Nijerya’ya silah sevkiyatı’ anlatılıyordu. İddiaya göre Erdoğan’ın başdanışmanlarından Mustafa Varank ile dönemin THY yöneticisi Mehmet Karataş arasında yapılan görüşmede THY ile Nijerya’ya silah transferi konuşuluyordu.

Dönemin THY özel kalem müdürü Karataş, Varank’a “Mustafa sana bir konu arz etmiştim hatırlıyor musun şu bizim taşıma hususu ile ilgili” derken Varank, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı işaret edek “Hakan beyle bir araya gelemedik de ondan dönemiyorum sana” cevabını veriyor.

Asıl bomba ise Karataş’ın cevabında geliyor ; “ Tonlarca malzeme taşıyorum, Nijerya’ya gidiyorum şu anda. Müslümanları mı öldürecek, Hristiyanları mı öldürecek, vebal altındayım haberin olsun” diyor. Ardında Fidan ile istişare etmek için irtibat numarası istiyor.

Sözkonusu olaya dair yazışmalar Berat Albayrak’ın e-maillerinde de var. E-maile (https://wikileaks.org/berats-box/emailid/35540) göre olay ‘devletin gizli bilgisi’ olarak tanımlanıyor ve Albayrak’ın konudan bilgisi var.

Berat Albayrak söz konusu transfer olayında ismi geçenlerle yoğun irtibat halinde.

Daha da ilginç olan detaylardan birisi de şu; e-maillerde İK kodlamasıyla yer alan Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın ile Cemaat aleyhine hukuki süreç başlatması için milyonlarca dolara anlaşılan Robert Amsterdam (RA) Halil Danışmaz aracılığı ile görüşüyor.

Sürpriz değil ama yazışmalara göre Gülen aleyhine yürütülen hukuki süreci Erdoğan ve Albayrak yakın takip ediyor, Amsterdam her adımı bilgilendiriyor.

Maillerden nedeni pek anlaşılamıyor ama İbrahim Kalın Amsterdam’ı Nijerya’da birileri ile görüştürmek istiyor. Aralarında geçen yazışmalar dikkate alındığında Nijerya olayı ‘istisnai bir transfer’ gibi durmuyor. Olaydan çok sayıda AKP yöneticisinin haberi varmış.

Yine e-maillerden içeriği pek anlaşılmıyor ama THY ile ABD’ye 25 koli yollanıyor.

Bunun için emniyetten izinler alınıyor. Türkiye ayağını bizzat Mehmet Karataş ABD ayağını ise Halil Danışmaz takip ediyor. Danışmaz sevkiyata dair tüm süreci bizzat Berat Albayrak’a iletiyor. Berat Albayrak’ın sorumluluk alanında olmamasına rağmen ABD’ye yollanan kolileri neden şahsen takip ettiği bilinmiyor.

AYNI İSİMLER AYNI KADROLAR

Berat Albayrak’ın e-maillerine bakıldığında Erdoğan rejiminin ABD uzantılarında hep aynı isimler karşımıza çıkıyor. Halil İbrahim Danışmaz’ın merkezinde bulunduğu yapılanmada elde edilen tüm bilgiler önce Berat Albayrak’a iletiliyor. Berat Albayrak ise bunları Serhat Albayrak’a forwardlıyor.

Berat Albayrak’a ulaştırılan fişlemeler ise ‘ilgili kurumlara’ gönderiliyor.

Mesela bazı fişlemeler polemiklerin merkezinde yer alan eski aile bakanı Fatma Sayan’ın abisi Fatih Sayan’a iletilmiş. Fişleme taleplerinin bazıları bizzat Berat Albayrak’tan gelmiş. ‘Talebi’ alan ABD ekibi ise titiz bir çalışma ise istenen bilgileri toplamış. Bazen de Danışmaz durumdan vazife çıkarıp ‘gezici-Cemaatçi-HDP’li gördüğü isimleri’ fişleyip Albayrak’a iletmiş.

E-maillere yansıdığı şekliyle Erdoğan rejiminin ABD’de yer alan üç kurumu; ‘Ensar Vakfı’, ‘Türgev’ ve ‘Herşey Türkiye için Platformu’ bütün faaliyetlerin merkezinde. Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak’ın liderliğinde Halil İbrahim Danışmaz, Murat Berk, Mücahit Oktay, Mustafa Tuncer, Metehan Oğuz, Halil Mutlu, Faruk Kabataş ve Memiş Yetimoğlu yer alıyor. Danışmaz’ın e-maillerine göre yapılanma AKP Milletvekili Metin Külünt ve Yasin Aktay ekibi olarak ikiye bölünmüş halde. Murat Güzel’in koordinatörlüğünde 17 kişilik ‘WisdomNet Komisyonu’ da faaliyetlerin içinde yer alıyor.

‘ERDOĞAN ÜMMETİN LİDERİ, AMERİKA ŞER ODAĞI’

Sözkonusu e-mailler Erdoğan rejiminin ‘ideolojik altyapısı’na dair önemli bir kaynak.

‘Kendi aralarında’ yazıştıkları için ‘sansürsüz’ denilebilir. Siyasal İslam anlayışına dair çok çarpıcı örnekler var. ABD yapılanmasında yer alanların ‘radikale yakın’ fikirler benimsediği açıkça görülebiliyor. Erdoğan’ı ‘Ümmetin lideri’ olarak tanımlıyorlar ve ona muhalif herkesi ‘gayri milli-düşman’ olarak sınıflandırıyorlar. Erdoğan için mücadele etmeyi ‘İslami bir vecibe’ olarak tanılmayan bu kişiler ‘ABD-İngiliz-İsrail ve Neoconlar’ı ise ‘şer odağı’ olarak adlandırıyorlar. Özetle “Aleviler, Gülenistler, Kemalistler, Milliyetçiler, Kürtler, CHP, MHP, BDP, kendilerinden olmayan iş adamları ve gazeteciler, kendilerinin olmayan medya… Bunların hepsi ‘Amerika, İngiliz ve İsrail Yahudileri’nin, ‘Reis’ Erdoğan’ın üzerine saldığı ‘gayri milli düşman’lardır. Reis’leriyle birlikte mücadele etmeleri gereken düşmanlarının başı (perdenin arkasındaki gerçek failler) Yahudiler’dir”

E-mailler yaygın olarak bilinen bazı gerçekleri de temellendiriyor.

Mesela Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği diplomatik bir misyondan ziyade iktidar partisinin il başkanlığı gibi çalışıyor. Büyükelçi Serdar Kılıç ile yakın çalışıyorlar. Hatta ABD medyasında yayınlanacak bir yazıya ‘Halil Danışmaz mı yoksa Serdar Kılıç ismini mi koyalım’ tartışması, yazışması yapılmış. Bir başka ifadeyle resmi sıfatı olmayan kişiler ‘devlet adına’ istişarelerde bulunmuşlar.

Peki neler yapmışlar?

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var. Söz konusu yapılanmada yer alan isimler her ne kadar ‘sivil’ olsalarda kullandıkları dil, çalışma şekilleri ve yazışma usulleri ‘casusluk kastıyla ve örgütsel bir sistematik içerisinde’ hareket ettiklerini gösteriyor.

Şöyle ki; mail konu başlıklarında resmi ve istihbari bir jargon var. Takip ve fişleme içerikli e-mailler atılırken ‘bilgi notu’ ‘gizli’ yada ‘confidential’ denmiş. Ayrıca bütün fişleme ve raporlamaların arz edilirken “Brad ve Billy’e iletilsin, çok gizli’ notu düşülmüş. Yazışmalardan Brad’ın Berat Albayrak’ı, Billy’in ise Bilal Erdoğan’ı refere ettiği kolaylıkla anlaşılabiliyor. Mesela 5 Ağustos 2014 tarihli bir e-mailde Halil Danışmaz THY’de çalışan Gülen Cemaatine yakın isimlere dair fişleme notlarını yolluyor.

‘Sivil’ bir isim, neden THY’de çalışan kişileri fişler, bunları raporlaştırır sonra da ‘gizli’ notu düşerek Berat Albayrak’a iletir sorusu makul bir soru. Ancak yazışmalara bütün olarak baktığınızda bu işlemin örgütlü, yaygın ve sürekli olduğunu görebiliyorsunuz.

Bir başka ifadeyle bahse konu e-mailler ‘dedikodu’ değil.

Ayrıca kod isim kullanma ihtiyacı da yaptıklarının legal olmadığını, örgütlü bir yapıda çalıştıklarını ve iradi olarak gizlilikle hareket ettiklerini gösteriyor. Albayrak’ın da sözkonusu fişleme ve takip çalışmalarından haberdar olduğunu, hatta bir çoğunun talimatını verdiği e-maillerde açıkça gözüküyor.

Fişlemelere dair sayısız örnek var.

Öyle ki en küçük bir olayı bile atlamamışlar. Türkiye’de iş başvurusu yapan ve geçmişinden ABD olan kişiler bile Berat Albayrak üzerinden ABD yapılanmasına iletilmiş ve araştırması yapılmış. Halil Danışmaz örgütlü yapıyı teyit ederken Albayrak’a “TR’de iken bahsetmiştim. Ali Çınar’ı ekibe kattım” diyor.

Ali Çınar’a ait bir e-mailde ise Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kapsamlı bir fişleme çalışmasından bahsediliyor. Fişlemeler ise belli bir disiplinle yapılmış gözüküyor. Hedef kişilerin vesikalık fotoğrafları, kişisel bilgileri ve referansları not edilmiş.

Sivil birilerinin kendi kendilerine böyle bir fişleme usulü geliştirmeleri pek akla yatkın değil. Mesela bir fişleme dosyasında ;

TaDF baskan yardimcilari;

Ali baba – kilictarogluna videoyu izleyen adam. Alevi/hiristiyan, kurt/ermeni..ve FG ile devamli irtibatli

Cenk Coktosun – Reis e, ailesine ve tum Ak Partiye ana avrat soven, asagilik bir bar fedaisi..

Ekmel Anda – posta212 gazetesinin sahibi. Zicotti Park/gezi olaylarinin duzenleyicisi, ali koc geldiginde bunda kalir..

FYI Muhabbetle,

Halil I Danismaz’

Bülent Erkol gibi isimler ise özellikle IT sektöründe çalışan kişilere dair fişlemeler yapıp bunları Berat Albayrak’a iletmiş. O da bu isimleri BTK Başkanı Fatih Sayan’a iletiyor. E-mailin başlığı “‘Fwd: Turk Telekom Silikon Vadisindeki Fetocu – Argela USA’ şeklinde.

Serhat Albayrak’ın Berat Albayrak’a gönderdiği “ Fwd: Piraye Antika’nın eşinin işleri” konulu bir mailde (From:serhatalbayrak@hotmail.com To: beratalbayrak@yahoo.com Date: 2013-07-13 08:28) (e-mail Şenol Kazancı’ya da yollanmış)

‘Alicim piraye hanımın kocası Isak Antika adında yahudi bir vatandaşımız, büyük ihtimalle piraye hanımda yahudi yada selanik dönmesi.

… Türkiyede yaptıkları işleri yazıyorum

Karma Açıkhava : Billboard firması belediyelerin reklam panolarını kiralıyor. iş yaptıkları iller; Adana,Diyarbakır,Osmaniye,İskenderun,Antakya,Tekirdağ,Sakarya,Malatya. (Ak partili belediyeleri uyarırsın)

ABDULLAH GÜL DE FİŞLENMİŞ

Halil Danışmaz’ın fişlemelerinde Abdullah Gül de yer almış. Halil Danışmaz , Berat Albayrak’a yolladığı ‘Abdullah bey, tuskon da’ başlıklı 22 Eylül 2010 tarihli e-mailde eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tuskon organizasyonuna katılımı raporlaştırılmış.

Danışmaz ayrıca fotoğraflarda ekleyip bunu Berat Albayrak’a iletmiş. Abdullah Gül’ün Albayrak ekibi tarafından ‘pek sevilmediği’ düşünülürse sözkonusu e-mail daha da anlamlı hale geliyor.

Sözkonusu kişilerin ABD’de gerçekleştirdikleri bu tür fişleme ve takip faaliyetlerinin casusluk ve özel hayatın gizliliği suçları yanında nefret suçu da içerdiğini söylemek mümkün. Çünkü fişleme notlarında yer alan bilgiler en azından ABD’de nefret suçu olarak kabul ediliyor.

FBI’IN RADARINA TAKILMIŞLAR

Berat Albayrak’ın e-maillerine göre Halil İbrahim Danışmaz koordinesinde yapılan bu ‘faaliyetler’ FBI’in dikkatin çekmiş ve adı geçen kişileri sorgulamış.

Mesela MUSİAD-USA yöneticisi İbrahim Uyar’ın Berat Albayrak’a yolladığı ‘önemli bir konu’ başlıklı e-maile göre FBI Uyar’ın ofisine gelip 2 saat sorgulamış ve yaklaşık 40-45 soru sormuş.

Uyar’ın anlatımı şöyle “Beni Sayın Cumhurbaşkanımız’ın adına Amerikan siyasetine müdahale etmek için çalışmak ve Türkiye Cumhuriyeti adına gizli ajanlık yapmakla itham ediyorlar. Son iki yıldaki çalışmalarımızı incelemişler ve aldıkları ihbardan dolayı sorgulamak istemişler… Benden sonra Murat Güzel, Mustafa Tuncer ve asistanım Emre Eren’i ve Halil İbrahim Danışmaz’ı da sorguya çekmişler.” İbrahim Uyar’ın konuyu Dışişleri’ne değil de o dönem resmi bir sıfatı olmayan Berat Albayrak’a iletmesi ve ‘detaylı bilgi vermek için ziyaret etmek istemesi’ hiyerarşik bir ilişkinin teyidi olarak görülebilir.

İbrahim Uyar’ın e-mailinden öğrendiğimize göre Uyar’ın Green Card’ı da iptal edilmiş. Bu arada söz konusu e-maillerden bağımsız olarak önemli bir detayı da yeri gelmişken ifade edeyim. Green Card’ı iptal edilen tek esim İbrahim Uyar değil. Benzeri şekilde 3 kişi daha Green Card’ını kaybetti. Bu arada görünüşte Anadolu Ajansı muhabiri olarak ABD’de bulunan bazı isimler apar topar Türkiye’ye döndüler.

AMSTERDAM’A ÖDEME CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN YAPILMIŞ

Berat Albayrak’ın e-maillerinde Robert Amsterdam’ın AMSTERDAM & PARTNERS LLP hukuk bürosu ile AKP rejimi arasındaki ilişkiye dair mebzul miktarda yazışma var. Gülen hareketine yönelik çalışmaları sürdürmesi için anlaşılan Amsterdam Hukuk bürosu ile koordinasyonun Saray’ın kontrolünde olduğu görülüyor. Resmi belgeler Danışmaz ile Albayrak arasında gidip gelmiş. Oysa ki hem Danışmaz hem de Albayrak Adalet Bakanlığı personeli değil. Süreç bizzat Erdoğan tarafından takip edilmiş ve ödeme de Cumhurbaşkanlığından yapılmış. Muhtemelen Amsterdam’a yapılan resmi ödemelerin dışında örtülü ödenekten de ödemeler yapılması için bu yöntem kullanılmış. E maillerde ayrıca Türkiye’de devam eden hukuki süreçlerin backgrounduna dair detaylarda var.

Uzatmama adına detaylara girmiyorum ama Danışmaz-Albayrak yazışmalarında ABD’de yapılan lobi faaliyetleri ile ilgili de hayli detaylı bilgiler edinmek mümkün. Ne kadar paraya hangi gazetede yazı çıkartıldığından tutun derneklerin fonlanmasına kadar herşey görülebiliyor. Bu arada Danışmaz’ın ‘herşeyi’ Albayrak’a raporlaması da dikkat çekici.

Mesela 28 Nisan 2014 tarihli e-mailde Danışmaz “TACCI’nin başına bir Ermeniyi getirdiler” diye Albayrak’a şikayette bulunuyor. Erdoğan ve kurmayları ‘Ermeni açılımları, sıcak mesajlar’ verirken yakın ekibi fişlemeler yapıp Ermenilere karşı nefret suçu işlemiş. Türkiye’de çok önem verilmeyebilir, ama ABD’de bu ayrımcılık ve nefret suçu olarak kabul ediliyor.

Bu noktada e-maillerden çıkardığım bazı notları ekleyeyim;

Erdoğan ABD’ye geldiğinde elinde pankartlarla onu karşılayan ekibi Halil Danışmaz organize etmiş. Türkiye’ye ‘Erdoğan’a sevgi seli’ diye anlatılan gösteriler kurguymuş.
Ensar ve Türgev’in ABD çalışmaları için Ziraat ve Vakıfbank’tan kredi alınması planlanmış.
Görünüşte ‘düşünce kuruluşu’ olan AKP uzantılı think thanklere dair ilginç bilgiler var. Düşünce kuruluşu değil lobici olarak çalışıyorlar. Bu arada bu kurumlardan birisi önümüzdeki günlerde Ergenekonun en parlak isimlerinden bir generali Washington’da konuşmacı olarak ağırlayacak.
PH maksatlı hazırlanan‘Tarikat’ isimli bir kitabın Turkuaz kitaptan çıkarılıp seçim öncesi dağıtılması planlanmış.

ALBAYRAK DESTEKLİ TROL EKİBİ

E-maillerden açıkça görülebileceği gibi Albayrak’ın desteklediği bir troll ekibi var. Bu ekip Türkiye’ye yönelik psikolojik harp faaliyetleri yapmak için örgütlenmiş.

Bu çalışmalarda adı geçen Cüneyt Arvasi ise Danışmaz tarafından Albayrak’a öneriliyor. Danışmaz’ın referansı şöyle ; “ Berat, sen kendisini taniyorsun, Cuneyt Arvasi. Cuneyt Abi, ehli sunnet vel cemaat akidesine saglam bagli bir Naksii’dir. … bizzat silahli mucadelenin icerisinde yer almistir. ..’

Danışmaz’ın e mailine göre şunları yapacaklar; “Bugün hükümete saldıran o sanatçı taifesinin uyuşturucu, fuhuş bataklığı ve geçmişleri ifşa edilecekyani rezil edilecekler. ( bu kısmı Vakit işi gibi olacak) İstihbarat servislerinin sosyal medyada oluşturdukları gruplar afişe edilecek. AK partiye karşı CHP alevi ittifakı aslında Anti sünni ittifakı mıdır? zaviyesinden sorgulanacak vesaire. Bu atölye aynı zamanda sizlerden gelen konuları da anında programlaştırabilecek şekilde dizayn edilecek. Hem normal faaliyetine devam edecek hem de ani saldırılara o anda cevap verebilecek şekilde olacak. …’

Bu arada Danışmaz’ın e-mailinde yer alan ‘bu kısmı Vakit işi gibi olacak’ ifadesi hayli ilginç. Malum olduğu üzere CHP eski lideri Deniz Baykal’ın kasetleri Vakit Gazetesi’nin web sitesinde yayınlanmıştı. Bu yazışma o komplonun failleri hakkında ipucu da veriyor.

PH çalışmalarına yani ‘troll ekibine’ dair çok sayıda yazışma yapılmış. Halil Danışmaz hazırlanan videoları Albayrak’ın beğenisine sunmuş. Danışmaz’ın yazdıklarına göre günde 15 ile 30 video üretilebilecekmiş.

Berat Albayrak ise Danışmaz’dan gelen bu e-maili ‘çok hoşuma gitti’ başlığı ile Serhat Albayrak’a yollamış. (21 Haziran 2013). Video ‘Türkiye’deki Lüt Kavmi’ başlığında. İçerik tahmin edebileceğiniz gibi rezil. Özellikle Aydın Doğan medyasını hedefe koymaları da dikkat çekici. Şu ifadeler o videodan;

‘Aydın Doğan Medyasında yılda 25.000 g.t gösteriliyor. Bu fuhuş şarjının sebebi ne? Doğan Medyanın yazarları neden g.t lalesi?’

‘Sebebi çok basit; Lut kavmini daha da azdırmak. Türkiye’deki Lut kavmi Sünniler’in düşmanı. Sürüler halinde Erdoğan’a saldırıyorlar’

EN APTALA GÖRE HAZIRLANAN VİDEOLAR

Danışmaz’ın maillerine göre bu ve benzeri videolardan günlük 20 civarı üretiliyor ve bunlar Şili üzerinden internete yükleniyor. Danışmaz’ın ifadesine göre ‘en aptala göre hazırlanan videolar’.

Cüneyt Arvasi’nin e-maillerinden anlaşıldığı kadarıyla üretilen bu videolar ‘silahlı mücadeleye’ benzetiliyor ve itibarsızlaştırma, özel hayatın ifşaası gibi gayri ahlaki ve sert saldırılarla mücadele edilecek.

Berat Albayrak bu videoların linklerini içeren e-maili Havuz medyasının başındaki Serhat Albayrak’a yolluyor. Serhat Albayrak’ın Sabah Atv başta olmak üzere tüm Havuz medyasında söz sahibi olduğu, ayrıca çok sayıda ‘tetikçi’ siteye finans desteği sağladığı düşünülürse sosyal medyada dolaşan ve her haliyle suç içeren videoların kaynağı da ortaya çıkmış oluyor.

E maillere göre Berat Albayrak bu videoların üretilmesi için finans desteği sağlamış ve bu para Arvasi’ye ödenmiş.

Yazının girişinde bahsettiğim ‘iğrenç’ videonun kaynağı da işte bu psikolojik harp yapılanması. Yani Aktroller. Finansı ve talimatı da bizzat Berat Albayrak’tan almışlar. ‘Damat’ Türkiye’de Pelikan Çetesi’ni yönetirken ABD’de de troll ordusu kurmuş.

‘BERAT’IN KUTUSU’ BAŞ AĞRITABİLİR

Malum olduğu üzere AKP kurmaylarının ABD ile başı dertte. Reza Zarrab davası nedeniyle iki bakan resmen sanık ve haklarında yakalama kararı var. Ekim Alptekin’in yargılandığı davada da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Berat Albayrak isimleri dosyaya girdi. Hem Zarrab’ın anlatımları hem de New York Güney Bölge Savcılığı’nın elinde bulunan ‘ikinci bir itirafçı’nın ifadeleri ile yeni davalar gelebilir. Üstelik Pazartesi itibariyle ABD, İran’ın Devrim Muhafızları Örgütü’nü terör örgütü listesine aldı. Bu örgütle irtibatlı olan her kişi ve kurumun başı ağrıyabilir. Listenin ilk sıralarında Türkiye’nin bulunduğunu tahmin etmek ise hiç zor değil.

FİLM TAVSİYESİ : Ajan damat film oldu /// MISIR ESKİ DEVLET BAŞKANININ OĞLU MOSSAD AJANI EŞREF MERVAN’IN HAYATI


Ajan damat film oldu

Mısır’ın eski Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın damadı, İsrail gizli servisinin muhbirlerinden olan Eşref Mervan’ın sansasyonel hayatı filme çekildi. 14 Eylül’de gösterilecek film Mısır’da büyük tartışma konusu oldu.

Netflix’te yayınlanacak filmde Eşref Mervan’ı Marwan Kenzari canlandıracak.

Mısır’ın eski Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın damadı Eşref Mervan’ın hayat hikayesini anlatan “The Angel” filmi 14 Eylül’de Netflix’te gösterilecek. Film, fragmanı yayınlandıktan sonra Mısır’da büyük tartışma yarattı. Eşref Mervan’ın İsrail gizli servisinin 20. yüzyıldaki en önemli muhbirlerinden biri olarak gösterilmesi Mısırlı yetkilileri rahatsız etti. Filmin İsrail bakış açısından ele alındığı iddia edildi. Mısır’ın ünlü Ortadoğu uzmanı Tarık Fehmi, İsrail’in uzun zamandır Eşref Mervan’ın ajan olduğunu öne sürdüğünü ancak eski Cumhurbaşkan Hüsnü Mübarek’in cenazesine katılarak Mervan’ın ajan olmadığını göstermeye çalıştığını dile getirdi.

SEDAT’IN SIRDAŞIYDI

Cemal Abdülnasır’ın Mossad ajanlığıyla suçlanan damadı aynı zamanda Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın hem özel danışmanı hem de sırdaşıydı. Mervan, 2007’de Londra’daki bir otelde ölü bulunmuştu. İntihar ettiği söylense de ölümü şüpheliydi.

Eşref Mervan

KİTAPTAN UYARLANDI

Eşref Mervan, ölümünden önce ülkesinin ileri gelenleri tarafından 1973 Arap-İsrail savaşında Mossad ajanlığı yapmakla suçlanıyordu. Vefatında 63 yaşında olan Mervan ile ilgili ajanlık suçlaması ilk olarak Harold Bloom’un “Yıkımın Arifesinde’ (Eve of Destruction) adlı kitabında ortaya atıldı. Kitapta Mervan’ın 1973’taki Arap-İsrail savaşındaki etkisine dair ayrıntılı iddialar yer aldı. Film, İsrailli yazar Uri Bar-Joseph’in “The Angel: The Egyptian Spy Who Saved Israel” isimli romanından uyarlandı. Siyaset bilimi ve istihbarat uzmanı İsrailli yazar Uri Bar Joseph’in romanında, Mervan’ın İsrail istihbaratı hakkında 1969’dan 1975’e kadar Mısır hakkında değerli bilgiler verdiğini iddia ediyor.İsrailli yönetmen Ariel Vromen’ın yönetmenliğini üstlendiği film, Mervan’ın muhbirlik sürecine odaklanıyor. Spy Game ve Children of Men gibi filmlerin senaristi David Arata, The Angel’in senaristliğini üstleniyor. Son olarak “Doğu Ekspresinde Cinayet” filminde rol alan Hollandalı oyuncu Marwan Kenzari ise Eşref Mervan’ı canlandırıyor. Filmin dünyada ve Ortadoğu’da nasıl yankılanacağı ise şimdiden merak konusu.

Mervan’ı Kaddafi öldürdü iddiası

Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in bir İngiliz yayınevi tarafından yayınlanan notlarında, Eşref Mervan’ın intihar etmediği ve suikaste kurban gittiği bilgisi yer almıştı. Mübarek, Mervan’ın ölümünde Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin parmağı olabileceğine dikkat çekmişti. Mervan’ı öldürtmesindeki gerekçe olarak Afrika ülkelerinden biri adına yapılan silah anlaşmasında Eşref ile Kaddafi’nin oğulları arasında çıkan komisyon anlaşmazlığı olduğunu iddia etmişti.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : AKP’nin FETÖ’cü damadından manidar 15 Temmuz paylaşımı


AKP’nin FETÖ’cü damadından manidar 15 Temmuz paylaşımı

Mevlüt Hilmi Çınar, Bill ve Hillary Clinton ile birlikte çekildikleri fotoğrafları Twitter hesabından yayımladı. Ancak dikkat çeken bir ayrıntı daha vardı.

42. ABD Başkanı Bill Clinton’un kurduğu Clinton Vakfı’nın 2009 ve 2013 yılları arasındaki çalışmaları ve hesapları incelemeye alınmıştı.

Soruşturmanın takibini Federal Soruşturma Bürosunun (FBI) yürüttüğü belirtilmişti. "Clinton Ailesi’nin, herhangi bir ülkeye kendilerine bağışta bulunmaları durumunda bir karşılık vaat edip etmediğinin" araştırıldığı ifade edilmişti. Clinton Ailesi’nin sözcüsü Nick Merrill ise soruşturmanın "siyasi bir hamle" olduğunu belirtmişti.

Clinton Vakfı’yla ilgili bu tartışma sürerken dikkat çeken bir gece düzenlendi.

24 Mayıs 2018 Perşembe akşamı verilen yemekte, Bill, Hillary ve Chelsea Clinton’un yanı sıra Sting, Shaggy ve Jon Bon Jovi gibi ünlü isimler de yer aldı.

İşte Clinton Vakfı’nın düzenlediği akşam yemeğinin afişi:

Gecede Bill ve Hillary Clinton konuşma yaptı. Hillary Clinton, hayırseverlerin çalışmalarına övgüde bulundu ve “insanları birbirinden ayırmak yerine bir araya getiren akıllı bir yol” aradığını söyledi.

İşte o geceden fotoğraf:

Bu gecede dikkat çeken başka konuklar da vardı:

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’e bağlılık yemini eden Enes Kanter ve Gülen’in onursal başkanı olduğu Niagara Vakfı’nın yöneticisi Mevlüt Hilmi Çınar.

Mevlüt Hilmi Çınar, Bill ve Hillary Clinton ile birlikte çekildikleri fotoğrafları Twitter hesabından yayımladı. Ancak dikkat çeken bir ayrıntı daha vardı. Çınar, fotoğrafları gecede çekilmesinden tam 22 gün sonra yayımlamıştı; yani 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişiminin yıl dönümünde…

Çınar fotoğrafları “Clinton Vakfı’nın New York’taki yıllık galasında hoş birliktelik… İyi gerekçe, iyi insanlar…” mesajıyla paylaştı.

İşte o fotoğraflar ve mesaj:

OBAMA İLE GÖRÜŞMÜŞTÜ

Mevlüt Hilmi Çınar, daha önce Twitter hesabından ABD Başkanı Obama ile yaptığı görüşmeyi paylaşmıştı. Obama’nın 9 Ekim 2016’da Chicago’daki bir seçim kampanyasında yaptığı konuşmayı izleyen Mevlüt Hilmi Çınar, görüşme öncesinde Illinois eyaleti sekreteri Jesse White ve Cook bölgesinin Tapu Kadastro Müdürü Karen Yarbrough ile fotoğraf yayımlamıştı.

Obama’nın konuşmasını bitirip kürsüden inmesinin ardından Mevlüt Hilmi Çınar, “Sayın Obama, ben Türk Amerikalıyım” diye seslenmişti. Çınar, görüntülerin tamamını paylaşmazken Twitter’daki mesajında “Sohbetin geri kalanı özel” notunu düşmüştü.

MEVLÜT HİLMİ ÇINAR KİMDİR

Mevlüt Hilmi Çınar’ın FETÖ’nün kritik isimlerinden biri olduğunu Odatv gündeme getirmişti. Mevlüt Hilmi Çınar, aynı zamanda AKP Diyarbakır eski Milletvekili Mehmet İhsan Arslan’ın damadı.

Mehmet İhsan Arslan’ın Mevlüt Çınar ile evli olan kızı Ayşe Arslan, ABD’nin Ilionis eyaletinin Chicago şehrinde bulunan ve bir protestan din okulu olan Lutheran School of Theology Üniversitesi’nin sanat bölümünde okudu. Bunun dışında Ayşe Arslan, eşi Mevlüt Hilmi Çınar ile Niagara Vakfı’nda yöneticilik yapıyor.

AKP’li Mehmet İhsan Arslan’ın en küçük kızı Ayşe Arslan’ın, Diyarbakırlı müteahhit Çınar Ailesinin oğlu Mevlüt Hilmi Çınar ile nikahında şahitler arasında Tayyip Erdoğan yer almıştı.

Odatv.com