USULSÜZLÜK DOSYASI : YUH ARTIK !!! CUMHURBAŞKANLIĞI 80 MİLYON TL’YE 4 YENİ LÜKS ARAÇ SATIN ALDI !!!


YUH ARTIK !!! CUMHURBAŞKANLIĞI 80 MİLYON TL’YE 4 YENİ LÜKS ARAÇ SATIN ALDI !!!

Evladına pantalon alamadığı için kendini asan veya "işsizim, açım!" diyerek üzerine benzin döküp yakanların olduğu Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı, Almanya’dan Mercedes Maybach S 600 Pullmann Guard model 4 yeni lüks araç aldı.

Araçların Türkiye fiyatı yaklaşık 80 Milyon TL !

BAŞKANLIK DOSYASI /// BARIŞ TERKOĞLU : Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki Teksas lobisi


BARIŞ TERKOĞLU : Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki Teksas lobisi

Merve Kavakçı hakkında çok şey söylendi. Ama beni en heyecanlandıran tanımı Star gazetesi yazarı Ardan Zentürk yaptı. “Pensilvanya’nın yerini almaya çalışan, ne bileyim, bir Teksas lobisi varsa, dik durun” diyen Zentürk’ün “Teksas lobisi” ifadesi Kavakçılar’ı anlatmak için kullanılıyordu.
Söylemiştim; Merve Kavakçı’nın babası Yusuf Ziya Kavakçı, Kuzey Teksas İslam Derneği kurucusuydu, Dallas Merkez Camii’nde imamlık yapıyordu. 2007 yılında Teksas Senatosu’nun Genel Kurulu’nu dua ile açmıştı.
O günden dikkatimi çeken bir nokta var. Kavakçı duaya “Praise be to Allah” diye başlamıştı. Fatiha suresini önce İngilizce okumuştu. Türkiye’de Türkçe ibadeti kavga dövüş tartışanlar, ABD Senatosu’nda İngilizce ayet okuyabiliyordu. Oysa, 22 Ocak 1932’de Yerebatan Camii’ni dolduran kalabalığa, “Müşfik ve Rahim olan Allah’ın ismiyle” diye Türkçe besmele çekerek Yasin suresini rast makamında okuyan Hafız Yaşar Okur’a ne kadar kızmışlardı. Tesadüf mü, o gün camide dinleyenler arasında yine çok kızdıkları Andımız’ın yazarı Reşit Galip de vardı.
Neyse, biz Teksas’a dönelim…

Neden ‘Teksas lobisi’
Yalnız, Baba Kavakçı değil, neredeyse tüm Kavakçılar’ın yolu Teksas’tan geçiyor. Merve ve Ravza Kavakçı kardeşler de, bugün Saray’da görev yapan çocukları da eğitimleri dahil vakitlerinin çoğunu Teksas’ta geçirdi. Hatta Emine Erdoğan’ın moda danışmanlığını yapan Elif Kavakçı da halihazırda Teksas’ta yaşıyor. Zentürk’ün “Teksas lobisi” sözünün nereye gittiği belli.
Baba Yusuf Ziya Kavakçı, geçen yıl Akit’te Gülen’e övgüler düzen ve Türkiye’ye dönüp AKP ile barışmasını teklif eden bir yazı kaleme aldığında, yine Ardan Zentürk tepki göstermişti. “Aynı yazıyı Hasan Cemal gibi bir kalem döktürseydi kopacak fırtınayı şimdiden tahmin edebiliyorum” diyen Zentürk, kendi mahallesine “adamına göre mi konuşup, susacağız” sözüyle tepki gösteriyordu. Haksız da değil, Hükümet medyası, Baba Kavakçı’nın “Fethullah Gülen olsam” yazısına suspus olmuştu.
Bir teori kurarken olgular arasında tutarlılık arıyoruz. Demek “Teksas lobisi” tespiti Kavakçılar’a şüpheyle bakanların aklından geçeni özetliyor.

Kavakçı’nın ‘Saraylı’ olamayan eşi
Ancak benim aklıma “Teksas lobisi” denilince Merve Kavakçı’nın bir başka akrabası geliyor. Hepsi Saray’a danışman olacak değil ya. Tam tersine bu süreçte kaybedenler de var.
Şöyle anlatayım; Merve Kavakçı, çocuklarının babası Ürdün asıllı ABD’li Ali Ahmat Abushanab’dan 1993’te olaylı bir şekilde ayrıldı. Abushanab, Türk medyasına “Siyasete girmesine, Türk parlamentosunda yaptıklarına hayret ettim” diyor ve hayretini “benim tanıdığım Merve, siyasi bir kişi değildi” sözleriyle gösteriyordu.
Sonra, bir başka ABD vatandaşı Bekir Lütfi Yıldırım ile evlendi. İTÜ’den sonra ABD’ye giden ve Teksas’ta yüksek lisans yapan Yıldırım, uzun yıllar ABD Patent Dairesi’nde rafineri patentlerinden sorumlu başmühendis olarak çalışmıştı. Hayatı ise 1999 yılında Merve Kavakçı ile evlenmesiyle değişti. 2003 yılına kadar süren ilişki 2005’te boşanmayla sonuçlandı. Ancak Yıldırım’a bu ilişkiden geriye intihar teşebbüsü dahil bir enkaz kalmıştı.
Zentürk’ün “Teksas lobisi” tanımı bana Yıldırım’ın yıllar sonra gelen açıklamalarını hatırlattı.
Bundan 4 yıl önce, yolu Teksas’tan geçen Bekir Lütfi Yıldırım ile görüşmüştük. Kendisinin “itirafname” dediği bir dizi ilginç açıklama yapmıştı. Sadece Kavakçı’ya değil, bir bütün olarak kendi camiasına kırgındı. Sabah ve Star gazetelerinde yazan Yıldırım, AKP’de siyaset yapmaya karar verdiğinde geri çevrilmişti. “1999’da Merve Kavakçı ile evlendiğimde Washington’da gayet başarılı bir kariyeri olan bir teknokrat idim” diyen Yıldırım, o günden sonra Türk siyasetinin göbeğine düşmüştü.

Kalın’ı Saray’a kim soktu?
Merve Kavakçı ile birlikteyken ABD’de kimlerle tanışmamış, kimleri ağırlamamıştı ki… Tek tek saysam sayfalar sürer. Örneğin, Kanal 7’nin patronu Zahid Akman’ı “Oradaki arkadaşlarından birkaçını Erdoğan’a prens olarak satmayı planlıyordu” diye anlatıyordu. Sizin gibi ben de “kim bu prensler” diye merak etmedim değil. Yıldırım’ın anlattığına göre Tayyip Erdoğan, bir gün Akman’ın ABD’deki evine yemeğe gelmişti. Devamını Yıldırım’dan aktarayım:
“İbrahim Kalın’ı da o yemekte sattı Tayyip Bey’e. Önce SETA kurduruldu, sonrası malum. İbrahim’e de gene aynı eş durumundan katılmak zorunda kaldığım bir Fethullah Gülen’in Rumi Forum toplantısında rastladım.”
Öyle anlaşılıyor ki Teksas lobisi FETÖ’cülerin toplantılarında boy göstermekten çekinmiyordu.
Kalın’ın yükselişi Yıldırım’ı çok şaşırtmıştı. Neden mi? “Tayyip çizgisinde olmadığını düşünmemden” diyordu ve şöyle devam ediyordu.
“Benim Woodbridge, Kuzey Virginia’daki (Washington banliyösü) evimdeki bir toplantıda, o, ABD’nin 11 Eylül sonrası Müslümanlara yaptığı zulümleri kınayan ifadelerime karşı çıkıp, ‘bize yapılsaydı biz ne yapardık’ türü ifadelerle, ABD’yi haklı gösterecek kadar ‘ılımlı’ bir duruş sergilemişti. Zahid de destek çıkmıştı kendisine hatırladığım kadarı ile, her konuda aynı düşünürlerdi. Kendisine ‘Amerikancı’ demek tespitlerimdeki objektivite özenimi ihlal eder ama ‘gayet ılımlı’ demek kifayet eder.”
Kavakçı, Yıldırım’ın tükenmesinin ardından yolunu onunla ayırdı. Yoluna devam etmek isteyen Yıldırım ise AKP içinde bir lobi tarafından dışlandığını söylüyordu. “Beyaz Müslüman Locası” dediği grup, Kavakçılar’ı sürekli yükseltmişti. Nihayetinde “Teksas lobisi”, ABD’den Türkiye’ye uzanan bir ağı tarif ediyordu.
Sahi, Yusuf Ziya Kavakçı’nın torunları Saray’a iş başvurusu için özgeçmişlerini kime bıraktı acaba?
Sakın Georgetown Üniversitesi’nin 2009 yılında hazırladığı “en etkili 500 Müslüman” listesine Fethullah Gülen’i 13. sıradan sokan kişiye olmasın!

UKRAYNA DOSYASI /// Turgut Kerem TUNCEL : UKRAYNA’DA 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ BAĞLAMINDA EUROMAIDAN’DAN GÜNÜMÜZE UKRAYNA


Turgut Kerem TUNCEL : UKRAYNA’DA 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ BAĞLAMINDA EUROMAIDAN’DAN GÜNÜMÜZE UKRAYNA VE ÖNÜMÜZDEKİ SÜRECE DAİR DEĞERLENDİRMELER

Analiz No : 2019 / 14

Ukrayna’da, 31 Mart-21 Nisan 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri, bu ülke de, 1991, 1994, 1999, 2004, 2010 ve 2014 yıllarında gerçekleştirilen seçimlerden sonraki yedinci cumhurbaşkanlığı seçimidir. 31 Mart’ta gerçekleştirilen ilk tur seçimde, beklenildiği üzere, hiçbir aday oyların %50’sinden fazlasını elde edememiş, bu nedenle, en yüksek oyu alan görevdeki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko ve Volodymyr Zelenskiy arasında 21 Nisan’da ikinci tur seçim gerçekleştirilmiştir. İkinci tur seçimde Poroshenko oyların %24,5’ini, Zelesnkiy ise %73,2’sini almış ve bu sonuca göre Zeleskiy Ukrayna’nın altıncı cumhurbaşkanı olmuştur. Olağanüstü bir durum olmaması halinde Zelesnkiy, 2024 yılına kadar Ukrayna’nın cumhurbaşkanı olarak görev yapacaktır.

2013 sonu-2014 başında gerçekleşen EuroMaidan Devrimi sonrasında, 25 Mayıs 2014’de olağanüstü şartlar altında gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraki ilk seçim olması dolayısıyla, Ukrayna’da 31 Mart ve 21 Nisan 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri, EuroMaidan-sonrası Ukrayna’daki toplumsal ve siyasi dinamiklerin anlaşılmasını sağlamaya yarayan somut veriler sunan önemli bir dönemeç niteliğindedir. Dolayısıyla, bu seçimlerin irdelenmesi, Ukrayna toplum ve siyasetinin bazı niteliklerinin anlaşılması için faydalı bir çaba olacaktır. Buna ek olarak, seçimleri takip eden dönemde Ukrayna’da önem kazanacağı görülen bazı süreçlerin ve dış politikayla ilgili olasılıkların şimdiden takip edilmeye başlanması da kuşkusuz önemlidir.

Ukrayna’daki 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin irdelendiği bu özet-analizde, ilk olarak, seçimlerin gerçekleştiği ekonomik, toplumsal ve siyasal bağlamın anlaşılması için bunlarla ilgili olarak betimleyici olan bazı veriler sunulacaktır. Bunu takiben, 21 Nisan’daki ikinci tur seçimde yarışan görevdeki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko ve seçilen cumhurbaşkanı Volodymyr Zelesnkiy’nin seçim propagandalarının esasını oluşturan tutum, söylem ve temalar incelenecektir. Bu inceleme, Ukraynalı seçmenin gerçek gündeminin ne olduğunun anlaşılmasını sağlayacaktır. Üçüncü olarak ise, seçim süreci ve sonunda ortaya çıkan ve EuroMaidan-sonrası Ukrayna’daki toplumsal ve siyasi dinamikleri gösteren sekiz olgudan bahsedilecektir.

Özet-analizin ikinci bölümünde ise, cumhurbaşkanlığı seçimlerini takip eden kısa vadeli süreçte Ukrayna’da yaşanacağı anlaşılan önemli siyasal süreçlerden bahsedilecek ve son olarak Ukrayna ile alakalı uluslararası politikaya dair bazı gözlem ve tahminler okuyucuya sunulacaktır.

2019 Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Gerçekleştirildiği Ukrayna’daki Ekonomik, Toplumsal ve Siyasal Bağlam

Ukrayna, 2018 yılı itibariyle, Moldova ve Belarus’un da gerisinde, Avrupa’nın en fakir ülkesidir.[1] Bu durumun ortaya çıkmasında 2014’den günümüze kadar devam eden savaş durumunun etkisi kuşkusuz büyüktür. İlk olarak savaş durumunun kendisi ülke ekonomisi için büyük bir yük teşkil etmektedir. Bunun yanında, Rusya destekli ayrılıkçılar ve hükümete bağlı güçler arasındaki çatışmaların ülkenin sanayi bölgesi olan Donbas’ta başlamış olması ve buradaki durumun günümüzde sürüncemede kalmış bir ihtilaf halini almaya başlaması, Ukrayna ekonomisi için ciddi kayıplar anlamına gelmektedir. Kırım’ın Rusya tarafından işgal ve yasadışı ilhakının tek başına ciddi ekonomik sonuçları olmasa da, Ukrayna’nın Karadeniz kıyısındaki Odesa limanı ve Azov Denizi kıyısında bulunan Berdyansk ve Mariupol limanları arasındaki deniz ticaretini olumsuz etkileyen bir faktördür.[2] Ekonomik veriler, Ukrayna ekonomisinin 2014’de %6.6; 2015’de %9.8 gerilemiş olduğunu, 2016 ve 2017 ise %2.4 ve %2.5 oranlarında büyüdüğünü göstermektedir.[3] Ne var ki, 2016 ve 2017’deki büyüme oldukça yetersiz bir seviyede kalmış, halkın içinde bulunduğu olumsuz ekonomik koşulların iyileşmesini sağlayacak düzeye ulaşmamıştır.

Dünya Bankası’nın Ukrayna, Belarus ve Moldova Ülke Direktörü Satu Kahkonen’ın basına yansıyan açıklamalarına göre Temmuz 2018 itibariyle Ukraynalıların %25’i yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Yine Kahkonen’in açıklamalarına göre, bu oranın 2014 yılında %15 olması, 2014 sonrasında Ukrayna’daki ekonomik gerilemeyi göstermektedir.[4] Bu şartlar altında, halkın önemli bir kısmının borçlanma içinde olduğu da görülmektedir.[5] Bir milyondan fazla Ukraynalının akut açlık çektiği, 1,2 milyonunun ise gıda güvenliğinin olmadığı bildirilmektedir.[6]

Ekonomideki bu karanlık tablonun bir nedeni de kuşkusuz ülkedeki yolsuzluktur. 2017 yılında gerçekleştirilen Yolsuzluk Algı İndeksi çalışmasına göre Ukrayna yolsuzluk konusunda 180 ülke arasında en kötü durumdaki altmışıncı ülkedir.[7] Ülkede rüşvet oldukça yaygındır.[8] Her ne kadar, Poroshenko 2015 yılından itibaren bazı iş insanı-oligarklarla mücadele içine girmiş gibi gözükse de, bunun yetersiz kaldığı ve ülkedeki yolsuzluklarla mücadeleden çok bir takım kişisel hesaplar nedeniyle yapıldığı kanısı yaygındır. Bunun yanında, Porosehnko tarafından atanan Ulusal Savunma ve Güvenlik Konseyi Sekreter yardımcısı Oleh Hladkovsky’nin oğlunun çok yüksek bir fiyata Rusya’dan arızalı askeri mühimmat parçaları aldığının Şubat 2019’da ortaya çıkması, ülkedeki yaşanan yolsuzlukların son örneklerinden bir tanesi olmuştur.[9]

Gallup’un internet sitesinde 21 Mart 2019 tarihinde yayınlanan bir makalede, Ukraynalıların sadece %9’unun hükümete güven duyduğu belirtilmektedir. Bu dünyadaki tüm ülkeler arasındaki en düşük orandır. Hükümete güven duyanların oranının Yanukovich’in cumhurbaşkanlığı döneminde ve Poroshenko’nun iktidara geldiği ilk zamanlarda %24 olması[10] bu kapsamda önemli bir veridir. Aynı makalede hükümet ve iş dünyasında yüksek seviyede yolsuzluk olduğunu düşünen Ukraynalıların, toplumun sırasıyla %91 ve %82’sine tekabül ettiği belirtilmektedir. 2019 seçimlerinde ciddi usulsüzlüklerin yaşanmamasına rağmen, Gallup’un makalesine göre, seçim öncesinde yetişkinlerin yalnızca %12’sinin seçime hile karıştırılmayacağını düşünüyor olması da ülkedeki genel güven bunalımını gösteren bir örnektir. Seçimlerde hile yapılmayacağını düşünenlerin oranının 2014’te %26 seviyesinde olması da yine dikkat çeken bir veridir.[11]

Donbas’ta 2014 yılında başlayan çatışmalar dolayısıyla 1.5 milyon civarındaki Ukrayna vatandaşı ülke içinde yerinden olmuş (IDP) durumdadır. Bu rakam, ülkenin dünyada ülke içinde yerinden olmuş insanlar sıralamasında dokuzuncu sıraya yerleşmesine neden olmuştur.[12] Ülke içinde yerinden olmuş insanların toplumun geri kalanından çok daha zor şartlarda yaşamlarını devam ettirdiklerinin de hatırlanması gerekmektedir.[13] Donbas’ta yaşanan çatışmaların 13.000 civarında asker ve sivilin hayatına mal olmuş olması da insani trajedinin bir başka boyutudur.

Özetlemek gerekirse, cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 2019 Ukrayna’sı, halkının önemli bir kısmının ekonomik zorluklarla boğuştuğu; ülkenin doğusunda devam eden çatışmalardan yıldığı; beş yıl önceki ümit dolu günlerde verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığı; politikacılara güveninin çok düşük olan bir ülkedir. Bu tablo, Poroshenko’nun yenilgisi ve Zelenskiy’nin zaferini hazırlayan arka plandır.

Poroshenko ve Zelenkiy’nin Seçim Propagandaları

İkinci turda yarışan Poroshenko ve Zelesnkiy seçim sürecinde birbirinden çok farklı tutum ve söylemler sergilemişlerdir. Poroshenko basında ve kamuoyunda mümkün olduğunca görünür olmaya çabalarken, bunun tam tersine Zelenskiy, basının karşısına çıkmaktan imtina etmiş, seçim propagandasını daha ziyade internet ve sosyal medya üzerinden yürütmüştür. Tutumlarındaki bu farklılığın yanında, Poroshenko ve Zelenskiy seçim propagandalarında da birbirinden farklı konuları ön plana çıkartmış, farklı söylem kümeleri içinden ve farklı temalar üzerinden propaganda yürütmüşlerdir. Poroshenko, Zelesnkiy’yi seçmenin karşısında karşılıklı tartışmaya çekmeye çalışmış, ancak Zelenskiy Poroshenko ile halkın önünde tartışmaya girmekten özenle kaçınmıştır. Bunların bir sonucu olarak, seçim döneminde adaylar arasında, toplumu aydınlatarak daha bilinçli bir seçim yapmasına olanak tanıyacak bir siyasi tartışma ortamı oluşmamıştır.

Poroshenko’nun seçim propagandası

Poroshenko, seçim propagandasını,

  • Ukrayna’nın Euro-Atlantik seçimi ve bu seçim sonrası ortaya çıkan dış politika çizgisinin sürdürülmesi;
  • Donbas (ve Kırım) ile ilgili olarak Rusya ile süregiden savaş durumu ve savaştan zaferle çıkılması;
  • Rus kimliğinden arınmış bir Ukrain kimliğinin inşası sürecinin devam ettirilmesi;

temaları etrafında biçimlendirmiştir.

Poroshenko hemen tüm beyanatlarında “Ukrayna’ya yönelmiş olan Rus tehdidi”ne vurgu yaparak, Ukrayna’nın bununla mücadele edebilecek yeterlilik ve kararlılıkta bir cumhurbaşkanı seçmesi gerektiği şeklinde bir söylem geliştirmiştir. Poroshenko bu kapsamda, kendini, uluslararası arenada itibarı yüksek olan iyi eğitimli bir profesyonel; deneyimli bir diplomat; yetenekli bir müzakereci; güçlü bir cumhurbaşkanı ve başkomutan olarak resmetmiştir. Kendi cumhurbaşkanlığı döneminde, Avrupa Birliği ve NATO ile sürdürülen ilişkiler, IMF ile yapılan anlaşma, Ukrayna Bağımsız Ortodoks Kilisesi’nin kurulması ve Donbas’ta ayrılıkçıların ilerlemesinin durdurulması gibi konuları özellikle vurgulamıştır.

Propagandasını dış politika, güvenlik ve ulus inşası temaları etrafında kuran Poroshenko, rakibi Zelesnkiy’yi bu alanlarda doğru ve başarılı bir politika yürütemeyecek, tecrübesiz ve zayıf bir kişilik olarak sunmuştur. Poroshenko kurduğu bu söylem çerçevesinde, Ukrayna halkının ya Rusya ile mücadele edebilecek olan kendisini yâda bunu başarma iradesi olamayan Zelesnkiy arasında yapacağı tercihin, aslında kendisi ile Putin arasında yapacağı bir tercih olacağını ima etmenin ötesinde açıkça söylemiştir.

Zelesnkiy’nin seçim propagandası

Zelenskiy yürüteceği dış politika hakkında detaylı açıklamalar yapmamıştır. Bunun yanında, genel olarak, Euro-Atlantik yanlısı çizgiyi devam ettireceğini düşündüren bazı açıklamalarda bulunmuştur. Bununla ilgili olarak dikkat çeken bir husus, AB ve NATO üyelikleri konusunda var olan çizgiyi sürdüreceğini söylerken, NATO üyeliği konusunu, halkın gerçekten rızasının olduğunu görmek ve göstermek için referanduma götüreceğini söylemesidir.

Dikkat çeken bir başka husus ise Zelenskiy’nin, Putin’e karşı eğilmez bir cumhurbaşkanı ve başkomutan imajı sergileyen Poroshenko’nun aksine, savaşın sonlandırılması hedefi kapsamında Putin ile görüşebileceğini, hatta bu sonucu verecekse Putin’in önünde diz çökebileceğini söylemesi olmuştur.

Zelenskiy, seçim propagandasında esas olarak,

  • Ülkede değişim;
  • Yolsuzlukla mücadele;
  • Halkın ekonomik şartlarının iyileştirilmesi;
  • Savaşın sonlandırılması

temalarına vurgu yapmıştır.

Bunun yanında, Zelenskiy, seçim dönemi boyunca net bir siyasi program veya seçim beyannamesi ortaya koymamıştır. Seçimden önce bir beyanname yayınlamıştır, ancak bu bir siyasi programdan çok, genel ilkelerden bahseden bir metin niteliğindedir.[14] Zelenskiy, önemli konular hakkında karar alırken halka danışacağını, düzenlenecek referandumlar yoluyla halkın istekleri doğrultusunda siyaset yürüteceğini vaat etmiştir. Zelesnkiy’nin bu tutumu pek çok yorumcunun siyasi liyakatini sorgulamasına neden olmuştur. Bununla bağlantılı olarak, Zelenskiy’nin cumhurbaşkanı olması durumunda ülkenin ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceği şeklinde yorumlar yapılmıştır.

Bu tip yorumlarda haklılık payı olabilecekse de, Zelenskiy’nin sergilediği bu tutumun gayet bilinçli bir şekilde yürüttüğü seçim stratejisinin bir bileşeni olduğunu görmek gerekmektedir. Zelenkiy, kendisi hakkında halka “siyasetçi olmayan sıradan ve basit bir insan” imajı sunmuştur. Bunun yanında Zelenskiy, sadece siyaset sınıfının değil siyasetin de dışında “sıradan bir insan olarak,” “sistemle mücadele edecek” bir cumhurbaşkanı olacağı şeklinde bir söylem geliştirmiştir. Zelesnkiy bu sayede, kendini “yozlaşmış eski”ye karşı “yeninin” temsilcisi olarak sunmayı hedeflemiştir. Bu açıdan bakıldığında, seçim sürecinde Zelenskiy’nin siyasi meselelere dair konuşmaması ile çizmeye çalıştığı imajın aslında örtüştüğü, bunun seçim stratejisinin bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, Zelesnkiy’nin siyasete dair konuşmaktan kaçınması, siyasi bir falso değil, bir taktiktir. Bu noktada ironik olan şey, Poroshenko’nun Zelenskiy’ye dair kamuoyuna sunmak istediği imajın aslında Zelenskiy’nin kendi hakkında oluşturmaya çalıştığı imajı destekler nitelikte olmasıdır. Bu anlamıyla, tecrübeli siyasetçi Poroshenko farkında olmadan ”çaylak” Zelenskiy’nin çarkına su taşımıştır.

Poroshenko ve Zelnskiy’nin seçim sürecinde sergiledikleri tutum, kurdukları söylem ve vurguladıkları temalar ve seçimlerin sonucu dikkate alındığında ortaya çıkan şey, Ukrayna halkının esas meselesinin dış politika, güvenlik ve ulusal kimlik inşası olmadığı, halkın ülkedeki ekonomik ve siyasi elite ve bir bütün olarak sisteme karşı yoğun bir tepki duyduğu ve en önemli gündem maddesinin ekonomi olduğu anlaşılmaktadır.

2019 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Kapsamında Öne Çıkan Bazı Olgular

Rekor sayıda aday

Ukrayna’da 2019 cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili dikkat çeken hususlardan biri rekor sayıda adayın cumhurbaşkanlığı yarışına girmiş olmasıdır. Seçimin ilk turunda otuz dokuz aday cumhurbaşkanlığı için yarışmıştır. Bu rakam, Ukrayna tarihindeki en yüksek sayıdaki cumhurbaşkanı adayı anlamına gelmektedir. Öte yandan, bu adaylar arasında yalnızca Petro Poroshenko, Yulia Tymoshenko, Volodymyr Zelenskiy, Yuriy Boyko, Anatoliy Hrytsenko ve Oleh Lyashko’nun seçimde şansı olabilecek adaylar oldukları görülmüştür.

Seçimde ortaya çıkan bu tablo, Ukrayna’daki siyasal alanın halen oldukça parçalı bir halde olduğunu ve henüz arzu edilen düzeyde bir kurumsallaşma ve konsolidasyon seviyesine ulaşamadığını göstermektedir.

Seçime katılım oranının görece düşüklüğü

Ülkede seçime katılım oranı her iki turda da %62-63 seviyesinde kalmıştır. Olağanüstü şartlar altında gerçekleştirilen 2014 seçimi bir kenara bırakılırsa, bu oran yirmi sekiz yıllık Ukrayna tarihindeki en düşük seçime katılım oranıdır.

Ukraynalı seçmenin seçimlere görece ilgisizliği toplumdaki kırgınlık ve kızgınlığın yanında ümitsizliğin de bir göstergesi olarak okunabilir. Bununla ilgili olarak Rusya’nın yürüttüğü Ukrayna’yı yıpratma ve yıldırma siyasetinin başarısından da söz edilebilir.

Rusya yanlısı adayların %15’e varan oy oranı

Ülkede EuroMaidan sonrası oluştuğu iddia edilen toplumsal ve siyasal bağlam ve Donbas ve Kırım’daki durum göz önüne alındığında, dikkat çeken fakat Ukrayna ve Batı basınlarının pek değinmediği önemli bir husus, açıkça Rusya yanlısı olan Yury Boyko (%11.7) ve Oleksandr Vilkul’un (%4.2) ilk tur seçimde toplamda %16 civarında oy kazanabilmiş olmasıdır. Boyko’nun, 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde yalnızca %0.19 oy almış olması bu çerçevede ayrıca önemli bir veridir.

Bu sonuç, 2014 yılından beri devam eden savaş durumuna rağmen, Rusya’nın Ukraynalılar arasında hegemonyasının belli bir düzeyde devam ettiğini göstermektedir.

Aşırı sağ mitinin sonu

2013-2014 EuroMaidan’dan sonra gelişen süreçte, Kremlin’in yürüttüğü Ukrayna karşıtı propagandanın temel öğelerinden bir tanesi Kyiv’de gerçekleştirilen “Batı destekli darbe” sonrasında “Ukraynalı Nazilerin” ülke yönetimini ele geçirdikleri söylemidir. 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu propagandayı tamamen boşa çıkartmıştır

İlk olarak, Ukrayna halkı anne ve babası Yahudi olan Zelesnkiy’i %75 gibi bir oy oranıyla cumhurbaşkanı seçmiştir. Bu gerçek, Kremli’nin servis ettiği “Kyiv’deki antisemit Naziler” propagandasını geçersiz kılmaktadır. Bunun yanında, seçimlerde yarışan aşırı-sağcı adayların toplamda ancak %1.6 gibi bir oy almış olması da, Kremlin merkezli propagandanın çökmesine neden olan bir başka sonuçtur.

Seçimlerde ortaya çıkan bu tablo aynı zamanda, Ukrayna toplumunun dışlayıcı, şovenist ve şiddet eğilimli etnik milliyetçi akımlara teveccüh göstermediğini göstermektedir. Esasında Ukrayna toplumunun bu tavrı, etnik milliyetçi temaları da kullanan Poroshenko’nun seçim yenilgisinin sebeplerinden bir tanesi olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Ukrayna toplumunun homojenleşmesi süreci

1991-2010 yıllarında gerçekleştirilen beş seçimde farklı bölgelerdeki seçmen farklı siyasi tercihlerde bulunmuştur. Ülke siyasi tercihleri açısından Batı ve Orta bölgeler ve Güney ve Doğu bölgeler olmak üzere ikiye bölünmüş bir görünüm sergilemiştir. 2014 yılındaki seçimde ise bölgeler arasında farlılıkların azaldığı daha yeknesak bir siyasi tablo ortaya çıkmıştır. 2019’da ülkedeki siyasi tercihlerle ilgili yeknesaklaşma eğiliminin artarak devam ettiği görülmüştür.

Bu homojenleşme eğiliminin ortaya çıkmasında kuşkusuz Kırım ve Donbas’taki seçmenin oy kullanamamasının bir etkisi söz konusudur. Ancak, Kyiv’in kontrolü altındaki doğu bölgeleri ile orta ve batıdaki bölgeler arasındaki benzeşme, bu homojenleşme eğiliminin yalnızca Kırım ve Donbas faktörleri ile açıklanamayacağını göstermektedir. Sonuçta, Ukrayna’da siyasi tercihlere dair bir homojenleşme sürecinin yaşandığını söylemek mümkündür.

Bunun yanında, 2019 seçim haritasında dikkat çeken bölge Ukrayna’nın batısında bulunan Lviv bölgesidir. Lviv, her iki turda da Poroshenko’nun Zelenskiy’den daha fazla oy aldığı tek bölgedir.[15]

Batılı ve milliyetçi eğilimleri kuvvetli Ukraynalı sosyal bilimciler genelde, Ukrayna’nın daha Ukrainophile Batı ve Orta bölgelerini norm, daha ziyade Küçük Rus’[16] kimliğini benimsemiş Güney ve Doğu bölgelerini ise sapma olarak görme eğilimindedirler. Bu bakış, tarihi ve sosyolojik pek çok açıdan eleştirilebilir. Bunun yanında, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri de bu bakışın sorgulamasına imkân veren bir başka durumu ortaya çıkartmıştır. Özetle belirtmek gerekirse, normun ne olduğunu söylemek o kadar kolay olmasa da, esas sapmanın Lviv (Galiçya) Ukrainophilismi olduğunu düşünmememiz için elimizde kanıtlar vardır.

Ukrayna’da “homo post-sovieticus” ilk cumhurbaşkanı

1991’den günümüze kadar Ukrayna’da cumhurbaşkanlığı yapmış olan Leonid Kravchuk, Leonid Kuchma, Viktor Yushchenko, Viktor Yanukovich ve Petro Poroshenko, ilk gençlik yıllarını Sovyetler Birliği döneminde yaşamış, toplumsal kimlik oluşum süreçlerini Sovyetler Birliğinin taşrası olan Sovyet Ukrayna’da geçirmiş kişilerdir. Bu kişiler, aynı zamanda, Sovyet ve Sovyet-sonrası Ukrayna’da parti bürokratı, siyasetçi, fabrika yöneticisi, bürokrat, teknokrat olarak görev yapmış kişilerdir.

Volodymyr Zelenskiy ise, toplumsal kimlik oluşum yıllarını Sovyet toplumunda değil, Sovyet-sonrası bağımsız Ukrayna’da yaşamış, bu anlamıyla gerçek anlamda “homo post-sovieticus” bir kişidir. Bunun yanında, Zelenskiy seleflerinden farklı olarak, bir parti bürokratı veya teknokrat değil, kapitalist ekonomik düzen içinde başarıyı yakalamış bir iş insanıdır.

Bu sebeplerden dolayı Zelenskiy, seleflerinden farklı bir toplumsal tipolojiyi temsil ettiği ve Ukrayna’nın başına gelen ilk gerçek Sovyet-sonrası cumhurbaşkanı olduğu söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında, Zelesnkiy’nin Cumhurbaşkanı seçilmesini, Ukrayna’da yeni bir dönemin başlangıcı olarak görmek mümkündür. Başka bir deyişle, Zelenskiy’nin cumhurbaşkanlığı ile birlikte Ukrayna’da Sovyet dönemi gerçek anlamda kapanmıştır.

Yeni ve liyakat bir siyaset sınıfının olmayışı

2019 seçimde yarışan pek çok aday, EuroMadian-öncesi Ukrayna’ya ait olan ve ülkede 2013-2014 yıllarında yaşanan olayları doğuran ekonomik, toplumsal ve siyasi şartların oluşmasında rolü olan isimlerdir. Zelenskiy, bu gruba dâhil değildir, ancak siyasi liyakati hakkında ciddi soru işaretleri mevcuttur. Bunları bir araya getirdiğimizde karşımıza çıkan bir diğer önemli sonuç, 2014 EuroMaidan Devrimi’nin yeni ve liyakat sahibi bir siyaset sınıfı yaratamamış olmasıdır.

Ukrayna’da sivil toplum ve toplum

EuroMaidan-sonrası Ukrayna’da yeni ve liyakat sahibi bir siyaset sınıfın ortaya çıkmamış olması olgusu, Batı medyası ve düşünce kuruluşları tarafından övgüyle bahsedilen ve 2014 sonrasında ülkede hızla geliştiği iddia edilen sivil toplum göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, sivil toplumun neden ülkeye önderlik edebilecek yeni ve liyakat sahibi siyasetçiler doğuramadığının sorgulanmasını yerinde bir çabadır. Bu sorgulama çerçevesinde teorik bir tartışma yürütüldüğü takdirde, sivil toplum ve siyasal toplumun farklı alanlar olduğu, en önemli işlevlerinden birinin siyasal toplumu denetlemek olan sivil toplumun siyasal toplumu beslemek gibi bir vazifesinin olmadığı gibi görüşler öne sürülebilir. Bu tür teorik argümanlar da doğruluk payı olabilecekse de, pratik düzeye indiğimizde, bazı olumlu sonuçları olsa da, günün sonunda, Ukrayna’daki sivil toplumun Ukrayna toplumunun çok temel ihtiyaçlarından bir kısmına cevap vermek konusunda yetersiz kaldığı görülmektedir.

Bu durumla ilgili birkaç tespit yapmak mümkün olsa da, bunlardan belki de en esas olanı, Sovyet-sonrası coğrafyada, büyük oranda Euro-Atlantik’in sağladığı finansal kaynaklar sayesinde gelişen sivil-toplum alanında, geçim kaynağı bu finansal kaynaklar olan ve bu sebepten dolayı toplumun ihtiyaçlarından çok finans kaynaklarının ihtiyaçlarına göre hareket eden ve “yurtdışı bağlantıları kuvvetli” bir “sivil toplum profesyonelleri” tabakasının oluşmuş olmasıdır. Ukrayna’da geliştiği iddia edilen sivil toplumun önemli bir kısmının, kendi elitinin yanında, kendi paralel gerçekliğini yaratan ve toplumun geniş kesimleriyle ilişkisi kopuk bir “gösteri toplumu” halinde bulunduğu görülmektedir. Ukrayna’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının büyük oranda Kyiv’de yoğunlaştığı, örneğin Donbas’taki insani konularla ilgili faaliyet gösteren kuruluşların bile merkezlerinin bu şehirde olduğu, sivil-toplum kuruluşlarında çalışan insanların maaşlarının genele göre daha yüksek olduğu gibi gerçekler, sivil toplum ve “gerçek toplum” arasındaki kopukluk hakkında bazı fikirler vermektedir.

Kısa Vadede Ukrayna’da Önem Kazanacak Süreçler

Zelenskiy’nin kuracağı ekip

İçinde bulunduğumuz dönemde herkesin merak ettiği konu, Zelenskiy’nin ekibinde kimlerin yer alacağıdır. Bununla ilgili olarak çeşitli isimler ifade edilmektedir. Basında çıkan bu konuyla ilgili haberlerde, Zelenskiy’nin çekirdek ekibinde yer alan veya alması beklenen yirmi isim öne çıkmaktadır. Bu isimlerle ilgili dikkat çeken şey, güvenlik ve savunma uzmanı olan Ivan Aparshyn dışında, bunların tümünün yargı, ekonomi, eğitim gibi “içişleri” alanına giren konularla ilgili kişiler olmalarıdır.

Bu kompozisyon, Zelenskiy’nin seçimlerde ortaya koyduğu vaatler ile uyumludur. Öyle anlaşılmaktadır ki, önümüzdeki dönemde Ukrayna’da esas gündem Donbas ve Kırım sorunları veya Rusya ve Batı ile ilişkiler değil, iç siyasi, toplumsal ve ekonomik meseleler olacaktır.

Ekim 2019 parlamento seçimleri

21 Nisan 2019 günü Zelenskiy’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi ile Ukrayna’daki seçim dönemi sona ermemiştir. Aksine, 27 Ekim 2019’da gerçekleştirilmesi beklenen parlamento seçimlerinin tamamlanmasına kadar olan yaklaşık beş ay boyunca seçim süreci devam edecektir. 27 Ekim 2019 günü gerçekleştirilmesi beklenen parlamento seçiminin de cumhurbaşkanlığı seçimi kadar kritik bir seçim olacağını söylemek mümkündür.

Ukrayna’daki siyasi sistem yarı-cumhurbaşkanlığı olarak adlandırılabilecek bir sistemdir. Bu sistem içerisinde, cumhurbaşkanı genel olarak dış politika ve güvenlik konuları ile ilgili yetki ve sorumluluklara sahipken, parlamentonun, ekonomi ve iç işleri ile ilgili konulara dair yetki ve sorumlulukları vardır. Bakanlar Kurulu, ülkedeki reformlarla ilgili yetki sahibi birimdir. Cumhurbaşkanının karar ve kararnameleri, Bakanlar Kurulu ve Parlamento’nun onayından geçmek zorundadır.

Bu noktada, Zelesnkiy’nin seçim sürecinde ortaya koyduğu hedefler ile Ukrayna’daki siyasi sistem arasındaki çelişkinin altını çizmek gerekmektedir. Kısaca belirtmek gerekirse, seçim sırasında Zelenskiy aslında cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluğunda olan konularla ilgili değil, daha çok parlamento ve Bakanlar Kurulu’nun yetkisinde olan konularla ilgili vaatlerde bulunmuştur.

Zelenskiy’nin ifade ettiği, ülkede ekonominin iyileştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele hedeflerinin başarısı, parlamentonun kompozisyonu ve Zelenskiy ile parlamento arasındaki ilişkinin niteliği ile yakından alakalı olacaktır. Dolayısıyla, 27 Ekim 2019’da gerçekleştirilmesi beklenen parlamento seçimi Ukrayna’nın önümüzdeki dönemi için çok belirleyici bir başka dönemeç olacaktır.

Zelenskiy nasıl yönetecek?

Zelenskiy iki selefi olan Yanukovich ve Poroshenko gibi bir oligark değildir. Zelenskiy, Ukrayna’daki siyasi sınıfa da dâhil değildir. Bunların yanında, Zelenskiy’nin Ukrayna’daki Ihor Kolomoyskyi gibi oligarklar ve eski siyasi sınıfa mensup kişilerle çok da şeffaf, temiz ve meşru olmadığı anlaşılan bazı ilişkilerinin olduğu görülmektedir.

Bunlar göz önüne alındığında, önümüzdeki dönemde Ukrayna’da yaşanacak siyasi süreçlerle ilgili ortaya çıkan önemli bir soru, Zelenskiy’nin toplumu ve siyaseti nasıl yöneteceği; yıkmaya geldiğini söylediği sistem ve bu sistemin köşe başlarını tutmuş olan siyasi ve ekonomik elit ve oligarklar ile nasıl bir ilişki kuracağı sorusudur. Kuşkusuz Zelenskiy’nin siyasi yapı, siyaset sınıfı ve oligarklarla sürdüreceği ilişki biçimi, Ukrayna’daki gelişmeleri doğrudan etkileyecektir.

Zelenskiy’nin, selefleri olan Kuchma ve Yuschenko’nun izledikleri yolu izleyecek, sistemin köşe başlarını tutmuş ve birbirleri ile neo-feodal ilişkiler içinde olan siyasi ve ekonomik elit ve oligarklar ile açık bir çatışmaya girmek yerine, bunların üzerinde bir konumda yer tutmaya çalışarak, var olan dengeleri çok da fazla yerinden oynatmadan, bunlar arasındaki ilişkileri düzenleyen bir tür hakem rolü oynamaya gayret edeceği düşünülebilir.

Elbette ki bu senaryonun gerçek olması sadece Zelenskiy’ye değil siyasi ve ekonomik elitin ve oligarkların tavırlarına da bağlı olacaktır. Her durumda, siyasi tecrübesi olmayan, yukarıda belirtildiği gibi “homo post-sovieticus” bir kişi olan, ülkedeki neo-feodal ilişki ağları içinde yer almayan ve muhtemelen bu ağların nasıl işlediğini tam olarak bilmeyen Zelenskiy’nin sistem ve sistem içinde köşe başlarını tutmuş kişilerle ilişkilerini izlemek oldukça ilginç olacaktır.

Ukrayna ve Uluslararası Siyaset

Zelenskiy’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin Euro-Atlantik’in Ukrayna’ya karşı tutumunda ve bu ikisi arasındaki ilişkilerin gidişatında ciddi bir değişikliğe neden olmayacağı düşünülebilir. Bunun yanında, Zelenskiy, seçim döneminde söylediği gibi, NATO üyeliği konusu hakkında bir referandum düzenleme yoluna giderse, Euro-Atlantik’in buna nasıl bir tepki vereceğinin izlenmesi ilginç ve gerekli olacaktır. Bunun yanında, 21 Nisan sonrasında Ukrayna ile ilgili uluslararası siyasetle alakalı takip edilmesinde fayda olacak esas meselenin Ukrayna ve Rusya arasındaki ilişkiler olduğunu söylemek gerekmektedir.

Ukrayna ve Rusya arasındaki ilişkiler

Süreç içerisinde, Ukrayna seçimleriyle ilgili Rusya’nın üç beklentisinin olduğu ilgili basında çıkan haber ve yorumlardan anlaşılmaktadır. Bu beklentiler;

  • Poroshenko’nun seçimi kazanmaması;
  • Ukrayna’nın belirsiz ve istikrarsız bir döneme girmesi;
  • Ekim 2019’da gerçekleştirilecek parlamento seçimlerinde Rusya yanlısı milletvekillerin parlamentoda belli bir ağırlık kazanmasıdır.

Rusya’nın ilk beklentisi gerçekleşmiştir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Rusya yanlısı adaylar %16 gibi azımsanmayacak bir oy oranına ulaşmıştır. Bunun yanında, Ukrayna’yı yakından takip eden bazı uzmanlar, Ekim ayındaki parlamento seçimlerinde Rusya yanlılarının parlamentodaki koltukların %16 ila %20’sini alabileceklerini düşünmektedir. Bu ihtimal gerçek olursa, Rusya’nın bir diğer beklentisi de gerçekleşmiş olacaktır. Seçim sürecinde Ukrayna’da herhangi bir huzursuzluk, toplumsal çatışma veya istikrarsızlık ortaya çıkmamıştır. Bu aşamada, yakın gelecekte bunların yaşanacağını gösteren emarelere rastlanmamaktadır. Bunun yanında, Rusya’nın böyle bir durumun ortaya çıkması için çeşitli adımlar atma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Rusya’nın, Poroshenko’nun ikinci tur seçimi %50 gibi büyük bir farkla kaybetmesini, yürüttüğü dış politika ve ulus inşa politikasının çöküşü olarak okuması muhtemel gözükmektedir. Bununla bağlantılı önemli bir soru ise böyle bir okuma sonrasında Rusya’nın Ukrayna’ya dair nasıl bir siyaset yürüteceğidir. Şu ana kadar Rusya Devlet Başkanı Putin’in Zelenskiy’yi kutlamamış olması; Rus yetkililerin, Ukrayna ile ilişkilerin Zelenskiy’nin pratiğine göre belirleneceği yönündeki açıklamaları; ve Kremlin’in 24 Nisan’da Donbas’taki Ukrayna vatandaşlarının, 27 Nisan’da ise tüm Ukraynalıların Rus pasaportu almalarının kolaylaştırılacağı yönündeki açıklamaları, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı baskıcı yaklaşımını bu ülkeden somut tavizler elde etmedikçe bırakmayacağını düşündürtmektedir. Bununla ilgili esas soru ise Rusya’nın Ukrayna’dan ne tür tavizler beklediğidir.

Kırım meselesi

Zelesnkiy döneminde Kyiv’in, Kırım konusuyla ilgili şimdiye kadar yaptığından fazlasını yapmasını beklemek hayalcilik olacaktır. Bu, Zelenskiy ile alakalı bir durum değildir. Poroshenko döneminde de Kyiv, Kırım konusuyla ilgili olarak bir takım beylik sözler sarf etmek dışında, Kırım’daki illegal Rus hâkimiyetinin sonlandırılması ve burada fiili egemenliğin yeniden sağlanmasını sağlamaya yönelik ümit verici bir siyaset geliştirememiştir. Seçim sürecinde Zelenskiy ve Poroshenko dâhil tüm adaylar Kırım konusunda göstermelik beyanlar haricinde dikkate değer bir perspektif sunmamışlardır. Benzer bir şekilde, Ukrayna’daki uzmanların da bu konuyu fazla tartışmadıkları görülmüştür.

Kırım konusuyla ilgili olarak önümüzdeki dönemde ilgi çekici tek süreç, Ukrayna ve Diasporadaki Kırım Tatarlarının Zelesnkiy yönetimi ile nasıl bir ilişki kuracakları ve Kırım’la ilgili olarak yeni bir yol haritası çizip çizmeyecekleri olacaktır.

Donbas meselesi

Donbas konusunda ise, Zelesnkiy’nin savaşın yıkıcı ekonomik ve insani etkilerini azaltmak için buradaki çatışmayı “dondurma” ve “donmuş bir çatışma” (frozen conflict) haline getirmeye yönelik bir siyaset izlemesi olası görünmektedir. Buna paralel olarak, Donbas halkı ile gerginlik giderici diyalog yolları araması da ihtimaller dâhilindedir. Donbas’la ilgili ortaya çıkabilecek yeni durumun, Tiflis ile Abhazya ve Güney Osetya arasındaki duruma benzerlik gösterme ihtimali yüksektir. Elbette, böylesi bir girişimin sonucu Rusya’nın alacağı tavırla doğrudan bağlantılı olacaktır.

Fotoğraf: independent.co.uk

[1] “IMF ranks Ukraine as Europe’s poorest country,” bne IntelliNews, Ekim 16, 2018, erişim Mayıs 8, 2019 ,http://www.intellinews.com/imf-ranks-ukraine-as-europe-s-poorest-country-150301/.

[2] David R. Marples, “Poroshenko: An oligarch seeks a second term,” The Topchubashov Center, Mart 20, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, http://top-center.org/analytics/658-poroshenko-an-oligarch-seeks-a-second-term.html?fbclid=IwAR1lsBihNhFRnRwoXDExYRStn_4SgBoNQYn_OiR3vZJFbaSVlAj-9cMWX4c.

[3] Bu ve diğer veriler için bkz. “Ukraine Economic Outlook,” FocusEconomics, Nisan 2, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.focus-economics.com/countries/ukraine.

[4] “More poor people in Ukraine now than five years ago – World Bank,” Ukrinform, Temmuz 18, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.ukrinform.net/rubric-society/2500940-more-poor-people-in-ukraine-now-than-five-years-ago-world-bank.html.

[5] Olexandr Honcharov, “What 2019 budget mean for ordinary Ukrainians?” 112.international, Aralık 11, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://112.international/opinion/what-2019-budget-mean-for-ordinary-ukrainians-35056.html.

[6] “Ukraine among world’s poorest countries,” UNIAN, Ocak 30, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.unian.info/society/2373812-ukraine-among-worlds-poorest-countries-report.html.

[7] “Ukraine,” Transparency International, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.transparency.org/country/UKR.

[8] “Ukraine Corruption Report,” GAN, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.business-anti-corruption.com/country-profiles/ukraine/.

[9] Anna Korbut, “Ukraine’s Presidential Election: Key Candidates and Key Questions,” Mart 7, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.chathamhouse.org/expert/comment/ukraine-s-presidential-election-key-candidates-and-key-questions?gclid=CjwKCAjwvuzkBRAhEiwA9E3FUngq0OIAIXaGs5OyS7TJir8hhqNHQ23hqTc4dLebI5awX0es2FFDXhoCZe4QAvD_BwE.

[10] Zach Bıkus, “World-Low 9% of Ukrainians Confident in Government,” Gallup, Mart 21, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, https://news.gallup.com/poll/247976/world-low-ukrainians-confident-government.aspx.

Aynı makale, hükümete güven oranının Sovyet-sonrası ülkelerde ortalama %48, dünyada ise %56 seviyelerinde olduğunu bildirmektedir.

[11] Zach Bıkus, “World-Low 9% of Ukrainians Confident in Government”

[12] “Internally Displaced Persons (IDP),” UNHCR, erişim, Mayıs 8, 2019, https://www.unhcr.org/ua/en/internally-displaced-persons.

[13] “National Monitoring System Report on the Situation of Internally Displaced Persons – June 2018,” ReliefWeb, Haziran 30, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://reliefweb.int/report/ukraine/national-monitoring-system-report-situation-internally-displaced-persons-june-2018.

[14] “Ukrayna Cumhurbaşkanı Adayı Volodymyr Zelenskiy’nin Seçim Öncesi Programı” başlıklı bu metine https://program.ze2019.com/ adresinden ulaşılabilir.

[15] Lviv dışında Poroshenko’nun Zelenskiy’den daha fazla oy aldığı iki yer ülke dışındaki sandıklar yani diaspora ve Kyiv kent merkezidir. Yurtdışındaki sandıklardan Poroshenko’nun önde çıkması, diaspora çalışmalarında sıkça kullanılan bir kavram olan “uzun-mesafe milliyetçiliği” (long-distance nationalism) ile açıklanabilir. Kyiv kent merkezinde ortaya çıkan durum ise bu bölgenin kendine has ekonomik, demografik ve toplumsal yapısı ile ilgilidir.

[16] Küçük Rus’, ortak Rus’ (Doğu Slav) tarihi ve kimlik öğeleri üzerinden Ukraynalı ve Rus kimliklerinin ortaklaşan yanlarını vurgulayan, Ukraynalı ve Rus kimliklerinin ortak Rus’ (Doğu Slav) kimliğinin farklı fakat birbirileriyle yakından bağlantılı biçimleri olduğuna işaret eden, Ukraynalılar ve Ruslar arasında etnik bir farklılık olmadığını düşüncesi etrafında şekillenmiş olan bir kavramdır. Ukrayna ve Rus kimlikleri arasındaki ilişkiyi bu şekilde tasavvur edenlerin bir kısmı, bir adım daha öteye giderek bu iki kimliğin belli düzeylerde farklılıklarını korusalar da tek bir ulusal kimlik altında birleşmelerinin en ideal veya doğal sonuç olduğunu düşünmektedirler.

Ukrainophile kavramı Türkçe’ye, Ukrayna/Ukrain yanlısı, Ukrayna/Ukrain dostu, Ukrayna/Ukrain hayranı şeklinde tercüme edilebilir. Bunun yanında, tarihsel ve siyasi bağlamı içinde düşünüldüğünde bu kavram, Rus’ (Doğu Slav) kimlik öğeleri üzerinden Rus kimliği ile farklı ölçülerde ortaklaşan veya aynılaşan kimlik tasavvurlarını reddeden, Rus etnisitesinden farklı ve bundan bağımsız bir Ukrain etnisitesinin olduğunu, bu nedenle, Ukrain ve Rus uluslarının da birbirinden farklı uluslar olduklarını veya olmaları gerektiğini savunan etno-ulusal tasavvura işaret etmektedir.

Siyasi akımlar olarak ele alındığında ise, Ukrainophile kavramının Ukrain etnik milliyetçiliğine ve ulus devletçiliğine işaret ettiği, buna karşıt olarak Küçük Rus’çuluğun, Ukrayna/Ukraynalı ve Rusya/Ruslar arasında dostane ilişkilerden siyasi birleşmeye kadar uzanan bir yelpazede, belli bir siyasi birlikteliği doğal gördüğü veya savunduğu şeklinde bir sınıflandırma yapılabilir.

Bu literatür takip edilirken unutulmaması gereken önemli bir nokta Rus’ adının, Rusları değil, Rusları, Belarusları ve Ukraynalıları içine alacak şekilde Doğu Slavlarını ifade eden bir ad olmasıdır. Bu nedenle, Rus’ ve Rus adları birbiriyle karıştırılmamalıdır.

UKRAYNA DOSYASI /// Turgut Kerem TUNCEL /// UKRAYNA’DA 31 MART 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI İLK TUR SEÇİMİ : ÖZET DEĞERLENDİRME


Turgut Kerem TUNCEL /// UKRAYNA’DA 31 MART 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI İLK TUR SEÇİMİ : ÖZET DEĞERLENDİRME

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Ukrayna’da daha önce 1991, 1994, 1999, 2004, 2010 ve 2014 yıllarında altı cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirilmiştir.[1] 31 Mart 2019 Pazar günü gerçekleştirilen seçim bu ülkedeki yedinci cumhurbaşkanlığı seçimidir. Seçime katılım oranının %65.52 olarak açıklandığı seçimde, beklenildiği üzere hiçbir aday oyların %50’sinden daha fazlasını elde edememiş, bu nedenle seçim 21 Nisan 2019 tarihinde geçekleştirilecek olan ikinci tura kalmıştır. Bu turda, 31 Mart’ta en yüksek oy oranına ulaşan iki aday olan Volodymyr Zelensky ve hâlihazırdaki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko yarışacaktır. 2019 cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan aday, olağanüstü bir durum olmaması halinde, 2024 yılına kadar Ukrayna’nın cumhurbaşkanı olarak görev yapacaktır.

31 Mart 2019 günü yapılan seçim ikinci tura kalmış olsa da, hem seçim sürecinde yaşananlar ve bu süreçte ortaya çıkan tartışmalar hem de birinci turda alınan sonuçlar, Ukrayna’daki güncel siyasi ve toplumsal durumun anlaşılması açısından önemli bir tablo sunmaktadır. Bunun yanında, 31 Mart-21 Nisan 2019 seçimleri, Kasım 2013-Şubat 2014 EuroMaidan Devrimi süreci sonrasında gerçekleştirilen ilk cumhurbaşkanlığı seçimi olması bakımından da, EuroMaidan Devrimi sonrası Ukrayna’daki yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmelerin ve bu süreçte ortaya çıkan dinamiklerin anlaşılmasına yardımcı olacak somut gelişmelerden biridir. 31 Mart-21 Nisan 2019 seçimlerinin bu niteliğiyle de değerlendirilmesi gerekmektedir. Yapılacak olan bu değerlendirme, Ukraynalı ve yabancı pek çok uzmanın ifade ettiği bir görüş olan EuroMaidan Devrimi’nin Ukrayna için radikal bir dönüm noktası olduğu görüşünün irdelenmesi açısından önem arz etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 2019 Ukrayna’sı, halkının önemli bir kısmının ekonomik zorluklarla boğuştuğu; beş yıl önceki ümit dolu günlerde verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığı; politikacılara güveninin çok düşük olduğu ve ülkenin doğusunda devam eden çatışmaların toplumda belli ölçüde bir yılgınlık yarattığı bir ülkedir. Böyle bir bağlamda, yüksek eğitimli, kentli ve genç nüfus dışındaki kesimlerin, 2015 yılında çıkartılan hafıza yasaları; 2017 yılında çıkartılan eğitim dili ve radyo ve televizyonlarda Ukraince kullanımına dair yasalar; 2018 yılı sonunda büyük tartışmalar sonucu Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna’da bağımsız bir Ortodoks Kilisesini tanıması gibi Rus kimliğinden ayrışmış bir ulusal kimlik inşasına yönelik girişimleri, umulan düzeyde takdir etmediği görülmektedir.

Seçim sürecinde sürdürülen tartışmalara bakıldığında, Ukrayna’da Donbas sorunun çözümüne dair güçlü bir beklentinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla ilgili dikkat çeken bir husus hemen tüm uzmanların, Donbas sorunun ortaya çıkmasındaki esas aktörün Rusya olduğu ve bu nedenle çözümünün de Rusya’ya bağlı olduğu yönündeki görüşleridir. Donbas konusu ile ilgili böyle bir tablo mevcutken, Kırım konusunda ise adayların göstermelik bir takım beylik sözler dışında dikkate değer bir perspektif sunamadıkları, uzmanların da benzer şekilde bu konuyu fazla tartışmadıkları görülmüştür.

Ukrayna’da seçim dönemine girilmesiyle birlikte Yulia Tymoshenko ve hâlihazırdaki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko öne çıkan adaylar olmuştur. Ne var ki, 31 Aralık günü aktör-komedyen ve televizyon yapımcısı Volodymyr Zelensky’nin adaylığını açıklaması tüm dengeleri değişmiştir. Öyle ki, siyasi bir geçmişi veya tecrübesi bulunmamasına rağmen Ukrayna’da çok tanınan bir aktör-komedyen olan Zelensky’nin oy oranının Tymoshenko ve Poroshenko’dan daha yüksek olduğunu ve ikinci tura kalmasının çok büyük bir ihtimal olduğunu gösteren pek çok seçim anketi kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Seçimde öne çıkan üç adayın seçim vaatlerine baktığımızda, Poroshenko’nun, daha ziyade, Ukrayna’nın Avrupa ve Euro-Atlantik ile bütünleşmesi ve Rus kimliğinden ayrışmış bir Ukrayna ulusal kimliği inşa etme konularına vurgu yaptığı; Tymoshenko ve Zelensky’nin ise Avrupa ve Euro-Atlantik’le bütünleşme konusunu gündeme getirmekle birlikte, söylemlerini esas olarak ekonomik meseleler ve yolsuzlukla mücadele gibi konular üzerine kurdukları görülmüştür. Bu çerçevede, Poroshenko’nun Ukrayna’nın dış politika ve kimlik inşası tercihleri hakkında daha net bir siyasi söylemi olduğu ve bu yolda izlenmesini öngördüğü politikalar konusunda daha somut bir söyleminin olduğu görülmektedir. Bununla bağlantılı olarak, Poroshenko’nun seçim propagandasının ideolojik içeriğinin diğer iki adaya göre daha görülür olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında, Tymoshenko ve Zelensky’nin ekonomiye dair çözüm önerilerinin muğlak, popülist ve gerçekçilikten uzak olduğu görülmüştür. Bununla ilgili olarak, adayların ekonomiye dair önerilerinin daha ziyade gündelik konularla ilgili olduğu ve ciddi bir ekonomik reform perspektifi barındırmadığı da dikkat çekmiştir.

31 Mart 2019 Pazar günü gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçiminde Zelensky %30.6, Poroshenko %17.8, Tymoshenko %14.2, Yuriy Boyko %9.7, Anatoliy Hrytsenko %7.1 ve Ihor Smeshko % 6.5 oy oranıyla en çok oy olan adaylar olmuşlardır. Seçime katılım oranı %63.52 olarak ilan edilmiştir. Gözlemciler seçimde günü ciddi usulsüzlüklerin yaşanmadığını belirtmişlerdir.

Seçimde yarışan adaylar dikkate alındığında karşılaşılan ilk önemli olgu, 2014 EuroMaidan Devrimi’nin yeni ve liyakat sahibi bir siyaset sınıfı yaratamamış olmasıdır. Seçimde yarışan pek çok aday, EuroMadian-öncesi Ukrayna’ya ait olan ve ülkede 2014 yılında yaşanan olayları doğuran ekonomik, toplumsal ve siyasi şartların oluşmasında rolü olan isimlerdir.

Ukraynalı seçmenin seçime görece ilgisizliği, toplumdaki kırgınlık ve kızgınlığın yanında ümitsizliğin de bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu durumun bir nedeni hiç kuşkusuz yukarıda belirtildiği gibi 2014 sonrasında temiz ve liyakat sahibi yeni bir siyaset sınıfının ortaya çıkmamış olmasıdır. Bunun yanında, ülke ekonomisi ve toplumsal psikoloji üzerinde ciddi düzeyde olumsuz etkileri olan Donbas’ta süregiden çatışma durumundan ve bununla ilgili olarak Rusya’nın yürüttüğü Ukrayna’yı yıpratma ve yıldırma siyasetinin başarısından da söz edilebilir.

21 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilecek olan ikinci tur seçime Zelensky ve Poroshenko’nun kalmaları, ikinci tur seçimde yarışacak toplumsal ve siyasi yaklaşımlara işaret etmektedir. Zelensky ve Poroshenko söylemlerinde bir değişiklik yapmazlarsa, ikinci turda Euro-Atlantik yanlısı ideoloji ile ekonomi yarışacaktır. Öte yandan bu yarışın sonucu ne olursa olsun, seçim propagandalarını büyük ölçüde ekonomik sorunlar üzerinden şekillendiren Zelesnky ve Tymoshenko’nun birinci turda aldıkları toplam %45 civarındaki oy oranına karşılık Poroshenko’nun %18 civarındaki oyu, Ukrayna toplumunun önceliğinin ülkenin Euro-Atlantik’le bütünleşmesi değil, ekonomik sorunlarının halli olduğu fikrini vermektedir. Öte yandan, ülkedeki tüm olumsuzluklara rağmen, bu olumsuzlukların oluşmasını engelleyemeyen Poroshenko’nun %18 civarında oy almış olması, Ukrayna’da her şeye rağmen Euro-Atlantik tercihini destekleyen önemli bir kesimin olduğunu da göstermektedir. Ülkedeki ekonomik sorunların çözülmesi bu desteği artıracak çok önemli bir faktör olacaktır.

Fotoğraf: The Ukrainian Week

[1] Bu değerlendirme, Ukrayna’da 31 Mart-21 Nisan 2019 cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında yapılmakta olan daha kapsamlı bir değerlendirmenin, ilk tur seçim hakkındaki bölümünün özeti mahiyetindedir. 21 Nisan 2019 tarihinde ikinci tur seçim de tamamlandıktan ve sonuçlar açıklandıktan sonra, 31 Mart-21 Nisan 2019 cumhurbaşkanlığı seçimine dair daha kapsamlı bir değerlendirme okuyucularımıza sunulacaktır.

ÜNİVERSİTELER DOSYASI : Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gitmeyi kabul etmeyen akademisyen için ODTÜ Rektörlüğü bakın ne yaptı ??


Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gitmeyi kabul etmeyen akademisyen için ODTÜ Rektörlüğü bakın ne yaptı ??

ODTÜ Rektörlüğü, TÜBİTAK Teşvik Ödülü’ne aday gösterilen akademisyen Mehmet Somel’den ödülü kazanırsa Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gideceğinin teminatını vermesini istedi. Pazarlığı reddeden Somel’in dosyası ODTÜ Rektörü Verşan Kök tarafından imzalanmadı.

ODTÜ Rektörlüğü, TÜBİTAK Teşvik Ödülü’ne başvuran akademisyen Mehmet Somel’e dosyasını teslim ettikten bir gün sonra, ödülü kazandığı takdirde Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gideceğinin teminatını vermezse, dosyasının TÜBİTAK’a iletilmeyeceğini bildirdi. Bu pazarlığı yanlış bulduğunu ve böyle bir teminat vermeyeceğini belirten Somel’in dosyası Rektör Verşan Kök tarafından imzalanmadı.

Konuyla ilgili Eğitim Sen Ankara 5 Nolu Üniversiteler Şubesi açıklama yaptı.

"ODTÜ’DEKİ ÖZGÜR FİKİR ORTAMINI…"

SoL’da yer alan habere göre, Somel’in adaylığının Üniversite Senatosu tarafından onaylandığı ancak dosyasının Rektör tarafından imzalanmadığı belirtilen açıklamada, “Rektörlüğün bilimin ve üniversiter değerlerin yerine baskı ve zorla ODTÜ bileşenlerini yıldırmaya çalışması yeni değildir" denildi. ODTÜ yönetiminin önce çeşitli usulsüzlüklerle ve kadrolaşmayla ünlendiği belirtilen açıklamada, yönetimin daha sonra soruşturmalarla, öğrenci ve emekçilerin örgütlü faaliyetlerini kısıtlamakla, öğrenci topluluğu kapatmakla, Kredi Yurtlar Kurumu ile protokol imzalayıp ODTÜ arazisine tüm ODTÜ kamuoyundan gizli bir biçimde devretmekle ve Rektörün hoşlanmadığı fikirleri beyan eden akademisyenlere karşı kişisel husumet geliştirilmesi ve artan mobbing ile anılır olduğuna işaret edildi.

Açıklamada, ODTÜ yönetiminin, Flormar dayanışma etkinliğine izin vermediği, öğrenci topluluklarının kapatıldığı, evrimle ilgili konferansın iptal edildiği ve akademik takvimin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti nedeniyle değiştirildiği vurgulandı.

Açıklamada “Rektör Verşan Kök ve yönetimi ODTÜ’deki özgür fikir ortamını sermayedarların ve siyasi iktidarın çıkarları için feda etme görevini üstlenmiştir” denilerek şu ifadelere yer verildi:

“Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak ODTÜ Yönetimine üniversitelerin sıradan devlet daireleri olmadıklarını, siyasi iktidarla kurduğu ilişki açısından kurumsal özerkliği; kurumun içerisinde yer alanların iktidarla kurdukları ilişki açısından ‘özgürlüğü’; bir üretken güç olarak bilgiyi ve bilgi üretimini denetlemeyi değil, onu üreten güçlerin geliştirilmesini ve çeşitlenmesini, ‘öğrenenin’den ‘öğreten’ine kadar, herkesin bilginin üretiminin ortak özneleri olmaları açısından eşitliği savunan kurumlar olması gerektiğini hatırlatıyor, ODTÜ yönetimini uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmış olan ve Ortak Yaşam İlkelerimizde belirttiğimiz hak ve özgurlüklerimizi çiğnememesi yönünde uyarıyoruz.

Üyemiz şahsında doğrudan ya da dolaylı olarak yönetimin ayrımcılığına, keyfi uygulamalarına ve mobbinge maruz kalan tüm üniversite çalışanlarının yanında olduğumuzu beyan ediyor, tüm üniversite bileşenlerini insan toplum ve doğa yararına üniversite için fiili, hukuki ve meşru mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz.”

Odatv.com

İSTİHBARAT DOSYASI : CUMHURBAŞKANLIĞI’NA BAĞLI YENİ BİR İSTİHBARAT TEŞKİLATI KURULUYOR – GÜVENLİK BAKANLIĞI AÇILACAK


Habertürk yazarı Fatih Altaylı, Güvenlik Bakanlığı adı altında yeni bir bakanlık kurulacağını, başına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çok yakın bir ismin atanacağını iddia etti.

Fatih Altaylı, "Yeni bakanlık mı gelecek" başlığıyla yayımlanan yazısında "Ankara’da, özellikle AK parti çevrelerinde, yerel seçimlerden sonra ‘Yeni bir bakanlık’ kurulacağı yolunda ciddi iddialar dolaşıyor. Bu bilgiyi bana veren dostum, AK Parti içindeki kulislere olduğu kadar, siyasetin zirvesindeki bilgilere de hakim olan ve pek de yanılmayan bir isim" ifadesini kullandı.

"Kulislere göre, Türkiye’de istihbarat alanında geçmişte yaşanan sıkıntıların, Türkiye’deki çok sayıda farklı istihbarat örgütünün birbirinden bağımsız çalışmasından ve sağlıklı bilgi paylaşımının olmamasından kaynaklandığı yolunda bir inanç hakim" diyen Altaylı, şöyle devam etti:

— Bu durumun hem istihbarat zaafiyeti, hem de kaynak israfına neden olduğu düşünülüyor. Bu yüzden de seçimlerin hemen ardından "Güvenlik bürokrasisinin" yeniden yapılandırılacağı iddia ediliyor. Buna çözüm olarak da, Türkiye’de istihbarat toplamakla görevli tüm kurumların tek bir çatı altında toplanması planlanmış. Seçimlerden sonra Milli İstihbarat Teşkilatı, Genelkurmay İstihbarat ve Emniyet İstihbarat tek bir çatı altında toplanacak ve Beştepe’de birleştirilecek.

— Bu birleşmenin çatısı ise "Güvenlik Bakanlığı" adı altında yeni bir bakanlık olacak. Bu bakanlığa ise Cumhurbaşkanı’na çok yakın bir ismin atanacağı iddia ediliyor. Bu iddialar ne kadar doğru bilmiyorum. Ancak böyle bir birleşmenin faydaları olduğu kadar sakıncaları olması da muhtemel. Büyük meselelerde böyle bir çatı altındaki istihbarat grubu işe yarayabilir. Ama günlük, daha sıradan meselelerde bir zafiyet yaratması olası görünüyor.