KOMPLO TEORİLERİ /// Fuat Uğur : Doktor Zelenko’yu tanıyalım ve COVID-19’daki büyük oyunu görelim


Fuat Uğur : Doktor Zelenko’yu tanıyalım ve COVID-19’daki büyük oyunu görelim

15.09.2020

Adam 46 yaşında. Ukrayna-Kiev doğumlu. Küçük yaşta ailesi ile birlikte ABD’ye göçmüş. İsrail medyasında da haber olmuş bu iltica. Evet, tahmin ettiğiniz gibi, Doktor Zelenko bir Yahudi. New York’un Brooklyn kesiminde büyüyüp okuyan ve şu anda 8 çocuklu olan bir aile babası. Anlayacağınız doğum kontrolüyle başı hoş olmayan dindar Yahudilerden kendisi.

Uzun zamandır yaklaşık 35 bin kişinin yaşadığı bir semtte aile hekimliği yapıyor. Burası bizim Bağcılar ya da Esenler gibi insanların dip dibe yaşadığı bir yer.

Onun Covid-19 ile olan macerası geçen mart aylarında başlıyor, Beyaz Saray’a kadar uzanıyor. Başına gelmeyen kalmıyor. Tehdit ediliyor, hakkında New York’tan Washington’a kadar soruşturmalar açılıyor ama yılmıyor.

Sebebi ne dersiniz?

Covid-19 tedavisinde uyguladığı ve çok başarılı olan ilaç kombinasyonu.

Bunları kendisiyle YouTube üzerinden yapılan bir röportajdan öğreniyoruz.

En başından anlatıyor:

“Sağlığından sorumlu olduğum halk ile bu yılın mart ayından itibaren Covid-19’a yakalandık. Neredeyse nüfusun tamamına yakını, birbirine eş zamanlarda hasta oldu. Nüfus yoğunluğu sebebiyle. Normal zamanlar muayenehanemde ortalama 50 kişi oluyorken, Pandemi günlerinde 250 kişiyi buldu hasta sayısı. Aynı zamanda şehirdeki tüm görüntüleme ve kan tahlil laboratuvarları kapalıydı. Yetmedi, kliniğimizdeki personelin yarısı hasta olup hizmet dışı kaldı. Tam bir savaş bölgesiydi.”

Doktor Zelenko işte böyle bir anda o güne kadar uygulamış olduğu klasik tıp yöntemlerini mecburen bir gece de değiştirmek zorunda kalmış. “Artık” diyor, “Sezgilerime (intuition), hasta gruplama sistemine (triage) ve sağduyuma başvurmak zorundaydım. Çünkü bütün kaynaklar tükenmişti” sözleriyle tasvir ediyor o günleri.

Ve devam ediyor:

“Tam bir felaketti!”

HASTA SEÇİMİNDE GRUPLAMA, ZAMAN VE DOĞRU İLAÇ KOMBİNASYONU

O sırada dünya solunum cihazı olan ventilatöre odaklanmıştı. Ne kadar çok ventilatör varsa o kadar çok hasta kurtarılacaktı güya. Amma velakin hiç kimse hastane öncesi müdahale yapılarak ventilatöre olan ihtiyacı ortadan kaldırmayı düşünmüyordu. Zelenko, bunun üzerine şahsi araştırmalara başlıyor. Güney Kore’ye bakıyor. Orada Hidroksiklorokin +Çinko kullanılarak vasat bir başarı sağlandığını görüyor. Daha sonra Fransa’da Dr. Didier Raoult yine Hidroksiklorokin ve Azitromisin (Antibiyotik) kullandığı için birtakım kişilerin tehditlerine maruz kalıyordu(*) Zelenko sürekli ayakta tedavi yöntemleri üzerine yoğunlaşmaktaydı. Sonuçta Fransa ve Güney Kore modelini sentezleme kararı alıyor. Uygulamada Hidroksiklorokin her durumda ortak paydaydı. Zelenko Hidroksiklorokin’i zaten kendi romatizma hastalarında 20 yıldan beri kullandığını belirtiyor. Hamile kadınlara ve çocuklara da veriyormuş evvelce.

Dr. Zelenko diğer ülkelerdeki vasati başarıyı daha üste çıkarmanın bir yolu olduğunu düşünüyor ve bunu hasta seçiminde buluyor. Hasta seçiminden kastını şöyle anlatıyor:

“Hastanelere baktım, ölenler çoğunlukla 60 yaş üzeri. Gençlerden ölen varsa mutlaka eşlik eden birkaç hastalık var. Bu virüs insanlara eşit muamele yapmıyor. Saldırıya açık olanları, yani yaşlı ve eşlik eden birkaç hastalığı olanları seçiyor. Genç ve herhangi bir hastalığı olmayan kişiler ise herhangi bir müdahale olmadan iyileşebiliyor. Düşündüm ki kıt kaynak ve imkânlar olduğu için yüksek risk grubu hastaları gruplandırıp (triyaj) onlara müdahale etmeliyim. Çünkü hastalarda virüs miktarı/yükü ilk 5 gün sabit seyrediyor, amma velakin 6. günden sonra ise müthiş bir çoğalma yapıp vücudun her tarafına sıçrıyor.”

Dr. Zelenko şunu görüyor ki yüksek riskli hastalara ilk 5 gün içinde bu ilaç kombinasyonuyla müdahaleyi yaptığında hastaneye gitmeden iyileşebiliyorlar.

DOKTOR ZELENKO, DONALD TRUMP’A SESLENİYOR VE ARANIYOR

Zelenko bu tedavi yöntemimi en üst seviyedeki insana bildirmeliyim diyerek oğluna bir video çektirip yayınlatıyor ve bu videoda Donald Trump’a çağrıda bulunuyor.

Ertesi gün sürpriz biçimde Beyaz Saray Genel Sekreteri Mark Meadows kendisini cep telefonundan arıyor. Ona uyguladığı tedavinin başarılı neticelerinden sözediyor. Meadows da ona “Çalışmalara bu şekilde ve güncelleyerek devam et lütfen” diyor. Ardından FDA (Federal İlaç Dairesi) komisyon üyesi Dr. Stephan Hahn ve Başkan’ın Özel Savcısı Rudy Guilliani arıyor. Onunla birkaç podcast yapmış ve bunlar milyonlarca kez dinlenmiş. O noktadan sonra arayan arayana. Yedi valiye konsültasyon vermiş. O valilerin eyaletleri onun tedavi protokolünü neredeyse bire bir uygulamışlar.

Doktor Zelenko bu arada haziran ayına kadar 2 bin 200 Covid hastasına bakmış. Bunların 800 tanesi yüksek risk grubundan imiş. Normalde yüksek risk grubunun yüzde 5’i, yani buradaki sayıyla oranlarsak 40 hasta ölüyormuş. Doktor Zelenko devreye girdiğinde ve tedavi yöntemini uyguladığında yalnızca iki kişi hayatını kaybetmiş sadece 4 kişi solunum cihazı ihtiyacı duymuş (entübasyon) onların hepsi de kurtulmuş.

İLAÇ ENDÜSTRİSİ İLE YILANIN BAŞI DSÖ UYANIYOR VE SALDIRILAR BAŞLIYOR

Ama bilin bakalım sonra ne olmuş? İlaç endüstrisi birden uyanmış. Bakmışlar iş kendileri için kötüye gidiyor, Zelenko ile birlikte tüm çalışanlara yönelik müthiş bir karşı kampanya başlatılmış. Zelenko bu saldırının sebebini o sırada anlayamamış ama “Şimdi anlıyorum” diyor. Çünkü ilaç endüstrisi Covid-19 hastalarının hastaneye yatırılmasından müthiş kazanç sağlıyor. Çünkü Remdesivir, Konvelasan Plazma, IL-6 Inhibitor gibi ilaçların kullanılmasının önünü kesiyor. Hastane kazançlarının keza öyle. Çünkü bu tedaviyle hastalar evde iyileşebiliyorlar.

Dr. Zelenko şöyle diyor:

REMDEVİSİR 3200 DOLAR, HİDROKSİKLOROKİN 20 CENT OLURSA…

“Biz hastaların hastaneye yatışlarını bu şekilde engelledikçe ki bendeki verilere göre yüzde 84 engelliyorduk, bu sadece Remdesevir’in ilaç pazarının yüzde 84 daralması demekti. Çünkü Amerikan ilaç sanayinin kullanmayı sevdiği Remdesivir 3200 dolarken, çok az doz olarak kullanılan Hidroksiklorokin’in tableti yalnızca 20 sentti. Bu şekilde birçok çıkar çatışması vardı. Başkan Trump da Hidroksiklorokin kullanma taraftarı olduğu için, bu ilaca karşı olanların hepsi siyasi sebepler ile karşı çıktı, asla bilimsel sebeple değil. Sırf bu yüzden bu önemli ilacı itibarsızlaştırmak istediler. Tek dertleri bunun Trump’a faydası olması, buradan Trump’ın bundan siyasi bir kazanç elde etmemesi idi. Bu kesim Amerikan nüfusunun önemli bir kısmının hayatını feda etmeyi göze almıştı sırf kendi dünya çapındaki siyasi kazançları için.”

"ÇER-ÇÖP BİLİMİ"YLE UĞRAŞANLAR ÖLÜMLE TEHDİT EDİYOR

Sonunda baskılara dayanamayıp DSÖ’yü de kullanarak Hidroksiklorokin’i protokole yazdılar yazmasına ama dozu artırılmış olarak. Tabii fazla dozdan birkaç hasta ölünce hemen propagandaya başladılar. Sanki Trump öldürmüştü hastaları. Bu arada Hoover Enstitüsünde ve Stanford Üniversitisinde görevli Dr. Scott Atlas Beyaz Saray-Covid Görev Gücü’ne (task force) atandı. Dr. Scott Atlas, yaptığı duyuruda birçok çalışmayı incelediğini ve Hidroksiklorokin’in mutlak güvenli olduğunu kamuoyuna ilan etti. Aksini iddia eden çalışmaların tamamını “çer-çöp bilimi” olarak nitelendirdi.

Bu yüzden bütün bu ahlaksız kuvvetler bir araya gelerek bu çok etkili ve ucuz olan ilaç aleyhine müthiş bir propaganda yaptılar, korku yayıp kafa karışıklığına sebep oldular. Ve kendilerine birkaç ay boyunca muhalefet eden, karşı çıkan olmadığı için o aralar epey de tesirli oldular.

İlaç aleyhindeki tüm makaleler hep fazla doz kullanan kişiler üzerinden yazılmış. İlacı herkesin kafasına göre kullanmasının tüm ilaçlarda olduğu gibi tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor Dr. Zelenko. Bilimsel tıp dergisi Lancet araştırması da bu anlamda kasıtlı bir çalışma. Makaleler geri çekilmiş ama çamur at izi kalsın yöntemi olmuş. Hatırlayacaksınız Türkiye aleyhinde de iki makale yayınlanmıştı Lancet’da. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca gerçekleri anlatan açıklama gönderdiğinde de makaleler geri çekilmişti. Bilimsel tıp dergisi değil sanki sansasyonel İngiliz Sun gazetesi. Sahtekârlar tabii hiçbir ceza almıyorlar.

Bir ilginç bilgi daha verelim.

New York Bölge Savcısı Dr. Zelenko’ya soruşturma açmış. Susturmaya kalkmışlar. Yetmemiş Washington DC’deki Adalet Bakanlığı Savcısı da yakasına yapışmak istemiş. Ama etkili olamamışlar sonuçta.

Yaklaşık 2,5 yıl önce çok kötü bir akciğer kanserinden kurtulan ve kalan ömrünün kendisine Allah tarafından bir bonus olarak bağışlandığını düşünen Dr. Zelenko ölüm korkusunu yüreğinden attığı için tehditlere aldırmamış bile. O yüzden Amerika’daki en güçlü 2 kesimin; İlaç endüstrisi ve Liberal Sol’un (Ve medyasının) saldırısından zerre kadar yılmamış.

HİDROKSİKLOROKİN’İ BİR TABANCA, ÇİNKOYU DA MERMİ OLARAK DÜŞÜNÜN

Dr. Zelenko bu arada çok önemli bir noktayı daha ekliyor açıklamalarına. Çinko tek başına kullanıldığında hastada bir işe yaramıyor. Dr. Zelenko Hidroksiklorokinve Çinko kombinasyonunu anlatırken şöyle bir benzetme yapıyor:

“Hidroksiklorokin’i bir tabanca, Çinko’yu da mermi olarak düşünün. Çünkü Çinko hücrelere yapışan Covid-19’a ulaşamıyor tek başına. Onu oraya Hidroksiklorokin taşıyor. Çinko orada faydasını ve işlevini gösteriyor.”

Bu arada ilaç kombinasyonu doğru zamanda ve doğru hasta grubuna uygulanmak zorunda. Yani belirtiler ilk görülmeye başlandıktan sonraki ilk 5 gün içinde tedavi yüzde 100’e varan oranlarda başarı gösteriyor. Burada önemli olan virüsü yukarıda, yani kafa kısmında tutup aşağıya indirmemeye çalışmak. Yaş ve eşlik eden hastalık devreye girdiğinde tedaviyi çeşitlendirmek ve hastane takviyesi gerekebiliyor.

Son bir bilgi. Eşlik eden ağır bir hastalık yoksa şayet, çocuklarda Covid-19 İnfluenzadan, yani gripten daha kolay geçiyor.

DOKTOR ZELENKO’NUN PROTOKOLÜ TÜM DÜNYADA UYGULANSA NE OLUR?

Zelenko’nun ünü yayıldıkça arayanların sayısı da artmış. Dünya çapında iki araştırmacı bilim adamı; Dr. Martin Shulz ile Dr. Roland Derwand ve iki Alman bilim insanı onu arayanlar arasında. Birçok bilimsel makalesi yayınlanmış. Hatta bu iki Alman bilim insanı birlikte çalışmayı önermişler o da kabul etmiş. Bu iki Alman doktor ile bir makale(**) de yayınlamışlar. Bu makaleye bilim camiasından 160 bin görüş gelmiş. Tabii bu bir süreç. Bu tedavinin tüm ünlü bilim dergilerinde yayınlanması, incelenmesi ve ondan sonra yasal boyut kazanması gerekir. Eğer bu tedavi yöntemi ve protokolü tüm dünyada uygulanırsa korona salgınını önlemede önemli bir başarı kaydedilmiş olur ve daha çok insanın hayatı kurtarılabilir.

Önemli olan dünyayı bu salgınla kör etmek isteyenlere karşı korona siperliği kullanmak. Onlar Covid’den daha tehlikeli çünkü.

…..

(*) https://www.milliyet.com.tr/dunya/sitma-ilaciyla-coronayi-yenen-doktora-tehdit-yagiyor-6175156)

(**) https://thezelenkoprotocol.com

ANALİZ : Covid-19’un Yaratacağı Yeni Düzene Hazır Olmalıyız


Covid-19’un Yaratacağı Yeni Düzene Hazır Olmalıyız

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 14 Ağustos 2020

ABD’DE HAMLE HAZIRLIKLARI

Amerikalı Avukat Larry Klayman, Freedom Watch (Özgürlük Takipçisi) isimli sivil toplum örgütü ve Buzz Photos isimli şirket adına Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı Amerikan mahkemelerinde 20 trilyon dolarlık bir tazminat davası açtı. Avukatın iddiası, Wuhan şehrindeki yasadışı bir laboratuvarda, biyolojik silah olarak geliştirilen Covid-19 virüsünün, Çin yönetimi tarafından kasıtlı olarak bütün dünyaya yayıldığı yönünde. İddiaya göre, Buzz Photos gibi birçok şirket, bu operasyondan zarar görmüş ve çalışanlarını işten çıkartmak zorunda kalmıştır, bu zarar tazmin edilmelidir.

Covid-19 virüsünün biyolojik bir silah olup olmadığını bilemeyiz. Uzmanların genel kanısı, biyolojik silah olamayacağı yönündedir. Çünkü bu tür virüsler mutasyon geçiriyorlar. Birkaç sene sonra mutasyona uğramış virüsün dönüp dolaşıp operasyonu yapanı vurmayacağını kimse garanti edemez.

Bu tartışmayı bir kenara bırakıp önümüze bakmamız gerekiyor. Covid-19, ister biyolojik silah olarak üretilen ister doğal yolla üreyen bir virüs olsun, insan ilişkilerinden, toplumsal hayatta, milli ekonomiden, küresel ekonomiye kadar bütün dünyayı derinden etkileyecek, değişimlere neden olacaktır. Yapmamız gereken, bu etkilerin ne yönde olabileceğini tahmin ederek önceden tedbir almaktır.

TEDBİR MAHALLEDEN BAŞLAR

Kişisel tedbirleri bir kenara bırakıp en küçük toplumsal ölçek, mahallemizden başlayalım sonra küresel ölçekten bahsederiz. Bu salgının altı ay veya daha uzun süre etkili olduğunu ve ciddi can kayıplarına yol açtığını düşünelim. İnsanlar eve kapanmak zorunda olduğu için günlük ekonominin çarkları durmuş vaziyette. Bu durumun devam etmesi, belli kesimler için ciddi geçim sıkıntısı yaratacaktır.

Sorun, marketlerde yiyecek bulunup bulunmaması değildir. Sorun, insanların o yiyecekleri alacak parayı nereden bulacağıdır. Milyonlarca emekçi ve esnaf günlük kazançla yaşamlarını sürdürmektedir. Berber, şoför, garson, iki ay sonra ne yiyecek? Üç ay sonra mağaza sahibi, oto tamircisi, kahveci eve ne götürecek? Salgının uzun sürmesi toplumsal olaylara hazırlıklı olmamız gerektiğini bize söylüyor.

Tedbiri alması gereken kimdir? Tabi ki devlet? Peki devlette para var mı? Yok! Peki, sorunu çözecek etkili bir plan var mı, bir hareket, bir hazırlık var mı? O da yok! Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu günler için gereken “ihtiyaç akçesini” yani Merkez Bankasındaki acil durum parasını bile harcamış durumda. Karşılıksız para basmaya kalksa, hiper enflasyon tehlikesi her şeyi daha da berbat edebilir. Hükümetin açıkladığı tedbirler, maalesef üç ay sonra başımıza gelebilecek yağma gibi toplumsal olayları önleme kapasitesine sahip değil.

O zaman tedbiri bizler almak zorundayız. Yiyeceğini stoklayıp elinde silahla evinde beklemek sorunu çözmeyecektir. Hali vakti yerinde olan insanlar, ellerini cebine atmalılar.

Mesela herkes her hafta gönlünden koptuğu miktarda ihtiyaç malzemesini mahalle muhtarına teslim edebilir. Buna benzer veya Ankara Belediyesi’nin başlattığı “Yardım Kolisi Bağışı Kampanyası” gibi geliştireceğimiz yöntemlerle bu krizden toplumsal düzeni bozmadan, paylaşımımızı ve dayanışmamızı artırarak çıkarmak zorundayız. Bunu başardığımız takdirde, kriz sonu kurulacak yeni dünya düzenine de millet ve devletçe daha hazırlıklı olmuş oluruz. Gün dayanışma günüdür.

ABD – ÇİN KAPIŞMASI NASIL SONUÇLANIR KAFA YORMAK LAZIM

Şimdi gelelim küresel boyuta. Bu krizden sonra mevcut küresel düzen de değişecek. Burası çok açık. Çin’de otoriter, tek parti yönetimi var. Ekonominin kontrolü büyük ölçüde devletin elinde. Çin merkez bankası, ağzına kadar döviz, tahvil ve altınla dolu. Merkezi yönetimin talimatları askeri hiyerarşiye benzer bir mekanizmada tepeden aşağı tüm birimlerde en kısa sürede ulaşıyor ve uygulanıyor. Çin, finans gücü ve merkezi otorite sayesinde, Covid-19 salgınını kolay atlatmış gibi gözüküyor.

Rakibi ABD’nin durumu ise tam bir felaket. ABD, vahşi kapitalizmin beşiği. Paran varsa hayattasın, yoksa ölmende bir sakınca yoktur. Amerika’da sağlık sistemi bile bu mantık üzerine kurulmuş. Hastanelerin neredeyse tamamı özel sektöre ait ve sağlık sigortası için ne kadar para ödüyorsan sistemden o ölçüde yararlanabiliyorsun.

Eğer ön görümüzde yanılmazsak, bu sistemde, Covid-19 salgınından en çok etkilenecek ülkelerden birisinin ABD olduğunu göreceğiz. Özel hastaneler, sigortası olmayan ya da yeterli kapsamı bulunmayan hastalara bakmayacaklar. Trump, bu sorunu çözmek için önce 50 milyar dolar civarındaki acil durum fonunu erişime açtı, sonrasında 2,2 trilyon dolar değerindeki tarihin en büyük kurtarma paketini onayladı. Tabi bu kurtarma paketleri batan şirketler için; ne kadarının sağlık sektörüne aktarılacağını bilmiyoruz. Sağlık sektöründe ciddi tedbir almazlarsa Amerika’da insanlar sokaklarda ölebilir. Umarım böyle bir şey olmaz.

Şimdi bazılarınız, “biz ihtiyaç akçesini harcamışız, ABD 2,2 trilyon para bulabiliyor” diye şaşırıyordur. Beyaz Saray’ın elinde böyle bir para yok. Amerikan Devleti zaten 23,6 trilyon dolar gibi insan aklının almayacağı büyüklükte bir borç yüküne sahip. Bahsettikleri o para, 2,2 trilyon dolar daha borçlanma limitini artırdıkları anlamına geliyor; bir başka deyişle 2,2 triyon dolar daha karşılıksız para basacaklar. Washington bu hamleyi doların dünya rezerv para birimi olma gücüne dayanarak yapabiliyor. Peki, bu kadar karşılıksız para basmaya Amerikan doları ne kadar dayanacak?

Aşağı yukarı ABD’nin yıllık gayrisafi mili hâsılası 18 trilyon dolar civarındadır. Bunun sadece 5 trilyon doları gerçek ekonomiye, yani üretime ait olup, geri kalan 13 trilyon dolar, finans sektörü tarafından üretilen paradır. Amerikan devleti ciddi ölçüde borçlu, buna karşılık özel sektör ciddi ölçüde zengindi. Fakat Covid-19 zenginleri de vurdu. Krizle birlikte borsalar, bankalar, finans kurumları, şirketler kısacası herkes en az %30 kaybetti. Bu kayıp sadece Amerika’ya has değil, Avrupa ve Çin’deki şirketler de kaybetti.

Ekonomik krizlerde sermaye el değiştirir. Covid-19 salgını ciddi bir ekonomik kriz yarattı. Dünya çapındaki bu krizde, her ülkede irili-ufaklı binlerce şirket batacak. Parası olan, yok pahasına satılan, bu batık şirketleri toplayacak. Özel sektörün yanında bazı devletlerde bu kervana katılacak. Stratejik varlıklarını para bulup toplumsal patlamayı önleme adına elden çıkaracaklar. İşte biz, toplum olarak olası patlamayı önleyebilirsek, kriz esnasında Kanal İstanbul Projesi ihalesine çıkan bu basiretsiz AKP yönetiminin yapacağı hataların bir kısmını telefi etmiş oluruz.

Bu küçük uyarıdan sonra konumuza tekrar geri dönelim. Bu krizden üretim gücüne sahip olan ve nakit parası bulunanlar kazançlı çıkacak. En büyük üretim gücüne sahip ülke kim? Çin. Nakit kimde var? O da Çin’de.

Çin’de küresel sermayenin ciddi yatırımları var. Onlar da bu krizde en az %30 kaybettiler. Pekin yönetimi, bırakın Amerika ve Avrupa’daki batık şirketleri satın almayı, kendi ülkesindeki yabancı yatırımları bile ele geçirse, bu krizden büyük kârla çıkacaktır. İşte ABD’de, Çin yönetimine karşı 20 trilyon dolar değerinde tazminat davası açılmasının arkasında bu mücadele yatmaktadır.

Gerilimin tırmanması kaçınılmazdır. Silahlı bir çatışmayla sonuçlanmasa bile yeniden dünyanın iki kutuplu bir yapıya doğru sürükleneceği beklenmelidir. ABD, çok yakında “ya bendensiniz ya da Çin’den yana” diye herkesi bir tercih yapmaya zorlayacaktır. Washington, aynı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bu sefer Çin tehdidi ile korkuttuğu ülkeleri kendine bağlayarak, kendisine yeni bir dünya yaratmaya çalışacaktır. Diğer yandan Çin’e de hiç kimse sempatiyle bakmasın. Elindeki ekonomik gücü emperyal niyetleri için kullanacağından emin olabilirsiniz.

MERKEZİ DEVLET HALEN ÇOK ÖNEMLİ

Son olarak bir teoriye de daha değinerek bitirelim. Bazı araştırmacılar, bu süreci üst aklın tek dünya devletine gidişi hızlandırmak için kullanacağını iddia ediyor. Onların iddialarına göre, bir süre sonra kripto paraya geçilecek. İnsanlar sağlık ile tehdit edilerek çip takmaya zorlanacak. Böylece her bir birey her an her yerde mali ve sosyal ilişkiler açısından çok sıkı takip altına alınacak. Böylece yeni bir dünya düzeni kurulacak. Üst aklın böyle bir niyete sahip olduğu doğrudur. Ancak üst aklın paradan başka elinde önemli bir aracı yok. Halk siyasette söz sahibi olduğu müddetçe, silahlı gücü elinde bulunduran merkezi otorite, kurulu düzeni devam ettirecek ve bir müddet daha devletler küresel rekabetin ana aktörleri olmaya devam edecektir.

Bu konular tüm açıklığıyla tartışılmalı ve böylece salgın sonrası yeni dünya düzenine hazırlanmalıyız.

YAHUDİLER DOSYASI /// ERCAN CANER : COVID-19 ve Yahudilerde Görülen Yüksek Ölüm Oranı


ERCAN CANER : COVID-19 ve Yahudilerde Görülen Yüksek Ölüm Oranı

Virüs Din mi Seçiyor?
COVID-19 ve Yahudilerde Görülen Yüksek Ölüm Oranı

İngiltere’de araştırmacılar, Yahudilerde görülen yüksek COVID-19 ölüm oranının nedenlerini araştırıyor.

Virüs Din mi Seçiyor?

İngiltere’de araştırmacılar, Yahudilerde görülen yüksek COVID-19 ölüm oranının nedenlerini araştırıyor.

Yazar: Aiden Pink, Fast Forward, 25 Haziran 2020

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 28 Haziran 2020

Londra merkezli haftalık Jewish Chronicle gazetesinde yer alan bir habere göre; Birleşik Krallık’ta araştırmacılar, Yahudilerin korona virüs ölüm oranının olası yüksekliğinin nedenini açıklayabilecek ‘‘Yahudi Faktörü’’ üzerinde araştırma yapmaktadır.

Britanya Ulusal İstatistik Ofisi tarafından yapılan bir çalışmada, Yahudi erkeklerin COVID-19 hastalığından ölüm oranının Hıristiyan erkeklere oranla iki kattan daha fazla olduğu bulunmuştur. Yahudi erkeklerdeki yüksek ölüm oranının yaş, gelir ve enfeksiyon öncesi sağlık durumları gibi faktörlere bakıldığında dahi değişmediği görülmüştür. Yapılan çalışmada ayrıca; yaş, gelir ve enfeksiyon kapma öncesi sağlık durumu gibi kriterler göz önüne alındığında, Yahudi kadınlardaki ölüm oranının da Hıristiyan kadınlara oranla 1,2 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Müslümanlarda görülen COVID-19 ölüm oranları da Hıristiyanlara göre yüksektir, ancak Yahudilerden farklı olarak yoksulluk ve geçmiş sağlık durumları hesaba katıldığında Müslüman ölüm oranındaki farklılık ortadan kalkmaktadır.

İngiliz Yahudileri Temsilciler Kurulu’na (Board of Deputies of British Jews) göre COVID-19 hastalığı nedeniyle 500’den fazla Yahudi hayatlarını kaybetmiştir. Bu rakam, Yahudiler ülke nüfusunun %0.04’ünü oluşturmasına rağmen ülkedeki korona virüs ölümlerinin yaklaşık %1,2’sine karşılık gelmektedir.

Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü (Institute for Jewish Policy Research) İcra Direktörü Jonathan Boyd, Jewish Chronicle gazetesine verdiği demeçte; Ulusal İstatistik Bürosu verilerinin oldukça güvenilir olduğunu, fakat Yahudilerde görülen yüksek COVID-1 ölüm oranının başka nedenleri de olabileceğini ve birçoğunun henüz deneysel olarak kanıtlanmadığını ifade etmiştir.

Londra Şehir Üniversitesinden (City University London) Profesör Stephen Miller bu bulguların gerisinde birçok olasılıklar olabileceğini ifade etmiştir.

Bulguların nedenlerinden bazıları davranışsaldır: Yahudiler virüsü, salgının ilk ortaya çıktığı günlerde Purim günü kutlamaları veya diğer sinagog faaliyetlerinde yaymış olabilir, salgın İngiltere’de yayılmadan önce İtalya gibi salgın patlamalarının yaşandığı ülkelere seyahat etmiş olabilirler ve sokağa çıkmama yasağına daha az uymuş olabilirler.

Diğer hipotezler ise biyolojiktir: Yahudilerde ‘‘0’’ kan grubuna sahip olma oranı azdır ve Birleşmiş Devletler Ulusal sağlık Enstitüsüne göre bu kan grubuna sahip insanların COVID-19 hastalığından etkilenme riski %50 oranında daha azdır. Ayrıca, özellikle Sefarad Yahudilerinde D vitamini seviyesi daha azdır ve Northwestern University tarafından yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre; D vitamini eksikliği olan insanların COVID-19 hastalığına yakalanma riski iki kat daha fazladır.

Profesör Stephen Miller; bu faktörlerin her birinin ölüm oranının artmasına katkı sağladığını ileri sürmenin mantıklı olduğunu, bu faktörlerin COVID-19 ölümlerinde rol oynayıp oynamadığını ve hangi seviyede etkili olduğunu ortaya koyacak gerçekten sağlam kanıtlar bulunmadığı ifade etmektedir. Profesör Miller COVID-19 ölümlerinde başka faktörlerin de rol oynayabileceğinin altını çizmekte ve bu iddiaların uzman ekipler tarafından araştırılması gerektiğini de sözlerine eklemektedir.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Link : https://forward.com/fast-forward/449554/coronavirus-mortality-jewish-vactor/

CIA DOSYASI : ‘Covid-19’un arkasında CIA var’


‘Covid-19’un arkasında CIA var’

Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te bir kişi aracıyla Çin Büyükelçiliği’nin kapısına kasıtlı olarak çarptı. Gözaltına alınan kişinin CIA’yi Kovid-19 pandemisinin arkasında olmakla suçladığı ve Çin’den yardım istediği öne sürüldü

Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te sürdüğü araçla Çin Büyükelçiliği’nin dış kapısına kasıtlı şekilde çarpan kişi gözaltına alındı.

Çin Büyükelçiliği olayda yaralanan olmadığını ancak araçta ve elçiliğin dış kapısında zarar olduğunu duyurdu.

Pazartesi gecesi yaşanan olayın ardından çok sayıda polisin elçiliğe gittiği ve elçiliğin bulunduğu sokağını kapatıldığı belirtildi. Yerel medya, elçilik kapısına araçla çarptıktan sonra gözaltına alınan kişinin kimliğini 24 yaşındaki Gaston Sanda olarak açıkladı.

AFP’ye konuşan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Sanda’nın olaydan önce elçiliğe gelerek yetkililerle görüşmek istediğini ancak reddedildiğini söyledi.

"Kovid-19 hakkındaki gerçeği biliyorum"

Olay yerindeki görgü tanıkları Sanda’nın araçta bomba olduğunu öne sürdüğünü de söyledi. İncelemelerde bulunan polis araçta patlayıcıya rastlamadı.

Express’in haberine göre yerel kaynaklar ayrıca Sanda’nın Çin’den yardım istediğini çünkü elinde koronavirüsle ilgili bilgi olduğunu öne sürdüğünü de söyledi.

Polis kaynakları Sanda’nın üniversiteden sınıf arkadaşlarına gönderdiği videoyu da doğruladı.

Videoda ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’NIN (CIA) küresel Kovid-19 salgınında rolü olduğunu iddia eden Sanda, "Kovid-19 hakkındaki gerçeği biliyorum. Çin Büyükelçiliği’nin yardımına ihtiyacım var. Lütfen bu videoyu viral yapın" diyor.

Gencin eylemi gerçekleştirme nedeni Arjantinli yetkililerce soruşturulmaya devam ediyor.

SAĞLIK DOSYASI /// MESUT AYDENİZ : COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?


MESUT AYDENİZ : COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?

Corona hastalığı hayatımızda pek çok şey değiştirdi binlerce ölüm, hastahanelerin acil servisleri yoğun bakım üniteleri kapasitelerinin çok üzerinde çalışmak zorunda kaldı. Maalesef ülkemizde de çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Bunun için dahiliye servislerini kapatıp cahiliye servislerini açmak gerekebilir. Yaşanılan süreç sonunda kısa süreli dünya hayatındaki can korkusuyla ahirette hesap verme dürtüsü ile günahlarından arınmış geleceğin potansiyel günahkarları olma yolunda devam ederek, sadece “başımız sıkıştığında andığımız” yüce Allahı salgın sonrası günahlarından arınmış ve de yeni tövbeler için arınmış kullar olarak, anmaya devam edeceğiz.

CORONA Öncesi ve sonrası Dünyada yaşam…

Yaşanan olaylarda gözlemlerimiz ile birlikte, en temel korku ve endişe sebebinin nedeni uzun süreli belirsizliktir. Peki ya sonrası ?

İnsanlar bu durumu sonsuz şekilde bilim kurgu romanları gibi süsleyerek, korku imparatorluklarına dönüştürebilir. Çok ciddi hayal ürünleri kurarak durumu dahada zorlaştırabililir, yeter ki istesin !

Neresinden bakarsak bakalım şuan hayatta olan insanlığın yaşadığı daha önce benzeri bir olay olmadı. Ama insanlık bunları yaşadı.

Hala sosyal yaşama etkileriyle birlikte, çalışma hayatını ev ofis çalışması ile e- ticareti canlandıracak gibi gözüküyor. Böylede yapılıyormuş diyorlar bizim çocuklar uzaktan eğitim madem yapılıyordu yıllarca okula neden sabahın köründe yola çıkıp’ta gittik dediler. Haklısınız dedim çocuklara…

İnsan beyni cevize benzediği gibi fiziki olmayan yapısı da Ormanlık alan gibidir. Yaşadıklarını, düşüncelerini ve hayallerini sentezleyerek çevresindeki insanların yorumlarıyla birlikte belirsizlik ve korku imparatorluğunu çok kolayca kurabilir.

Genel geçer bir görüş der ki ;

Korku hastalığı gerçek mandemiden daha büyük nükseder.

Salgın Sonrası favori Korkular
1- Kalabalık ortamlarda bulunmak :

Hayatımız Corona Öncesi ve Corona Sonrası diye ikiye ayrılıyor. Eskiden olduğu gibi eğlence merkezleri, toplu iç içe ziyaretler artık hayatımızda eskisi gibi olmayacak şeylerin başında geliyor.

2- Hastahanelere gitmek :

Hasta olsak bile hastaneye gitmeye korkan bir millet olacağız. Kahraman doktorlarımızdan korkar olacağız. Sanki nöbetçi Corona yayar. Muamelesi yapacaklarmış gibi saçma hislere kapılanlar olabilir. Bu özellikle acil servis doktorlarını çok memnun edecektir.

3- Yurt dışı sehayatleri :

Havadan kuş geçti, hadi uçalım italyaya gidelim. Muhabeti son buldu. Size orada dondurma veren amca ve torunları artık orada yok. Artık her attığınız adımla birlikte zorunlu olmayan seyahatleride azaltacaksınız.

4-Toplu taşıma kullanmak :

İstanbul ‘ da ciddi bir problem oluşturacak olsada bireysel silahlanmaya benzettiğim, her bireyin araba alma yarışı sağlık endişesi ile münübüs ve belediye otobüslerinin yarı kapasiteyi bile doldurmakta zorlandığı bir dönemi yaşayarak görmemizi bize yaşatıyor.

5- AVM’ de alış – veriş :

Gezerken bunu da alacağım ama limitim doldu dediğimiz şeyler vardı. Ya da sonsuz paramız ile aldıklarımız gelecek ay öderizler. Artık onlar yok çünkü, yarın sabah uyanıp uyanamayacagımızı, ölüm yayan ama bunu fark etmediğimiz bir dönemin içinde geziyoruz. Bu gezintimiz Sanal Mağazacılığın yükselişini bizlere gösterecek.

6-Cafeterya ve restoranlar :

Hani o italyan restoran vardı. Bugetti feronelli bilmem ne ? İşte hayatın ondan ibaret olmadığını paranız olsa bile, size oksijen sağlayamadığını yaşayarak gördük. Sosyalleşmenin konusmaktan geçtiğini aynı ortamda oturup biri telefona bakarken biri muzik dinlediği veya bir kahveye 15 TL vermenin, bir anlam teşkil etmediğini anlamış olduk.

7-Markette alışveriş yapmak :

Temel ihtiyaçlarımız arasında parfümler, saç düzleştiriciler varken, tokken açın halinden anlamazken, 48 saatlik sokağa çıkma yasağında medeni yamyamlara döndüğümüzü fark ettik. Hele temel ihtiyaç olarak cips ve cola alan vatandaşlarımızı görünce gururlandım. Neymişiz biz sonuçta ümmeti Muhammet burada…

Umarım bu salgın müslümanların yüce Allah’ a inanmasına vesile olur. Müslümanlar İslam kelimesinin sadece erkek adı olarak kullanılmadığını öğrenirler.

Alışveriş psikolojisi

Öncesinde rahatça harcıyorduk, kazanıyorum babalar gibi harcarım kart limitim 10,000 harca harcayabildiğin kadar. Ay sonu öderiz vardı. Şimdi ise, üretim yok, satış yok, para yok ama harcama var. Bu nedenle alışveriş piramiti içerik değiştiriyor. Kontrollü olarak alışveriş yaparak bankaya ödeyebildiğimiz kadar para harcamaya başladık. Hatta maaşlarımıza artık el sürmeyecek hizmet ödemelerimizi online internet ödemesi ile yaparak, paranın mikrobu ile de tanışmadan sağlıklı kalacağız. Çoğumuzun korktuğu elektronik alışveriş hatta elektronik kelepçe muamelesi yaptığımız bu işlem, ile tanıştık sempati duyar olduk.

Temassız al gülüm ver gülüm olarak, değerlendirdiğimiz bu süreç, daha da gelişecek ve insanları küçük kartvizitler sonrası küçük kartların hakimiyetinin yükselişi ile tanıştıracaklar. Dünya da muhtemel Dante sonrası önemli yere sahip olan 35 yaş grubu, (Türkiye’ de Necip fazıl Kısa kürek modeli) bakmadan almam ve daha tecrübeli yaşlardakiler ise, tanımadığımdan dokunmadan görmeden almam prensipleriyle uyum sürecinde biraz bocalayacaklar. Tabii bu durumu fırsata dönüştüren ahlaksız şirketlerinde bunda katkısı çok yüksek.

Tabii tüm esnaflar ve işletmeler fırsatçı değil bunların başlıcalıları :

Üstün sevk idare ve ürün hizmet bedelinin fırsatçılık ile değiştirmeyen kötü gün dostu vatansever işletmelere Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, Boğaziçi kolonya ve Migros şirketlerini ekleyebiliriz.

Neler değişti ?

Corona hastalığına yakalanıp ancak, bunu kabul edemeyen, başımıza iş açma diyen aile reislerinin olduğu sonra aile içinde virüs çıkıncada bizim günahımız neydi sorusunun muhatabı aranmakta.

Hastalığa yakalanıp, yorgan döşek yatıp iyileşip hala farkında olmayan binlerce vatandaşımız olduğuna kesinlikle eminim. Bu haliyle bir kaç ay daha misafirliğini sürdürüp azalarak, kontrollü adımlarla ülkemizden ayrılacağına inanıyorum. Elbette etkilerinin en az on yıl daha sürmesi kadar doğal bir durum da yok. Gitsede etkileri bizimle…

Corona’ da insan gibi kendisini bir kaç aya unutacağız ama yaşattıklarını asla…

Bundan sonra herşey kontrollü olacak… Mesela yani ?

  • Sosyal mesafeyi koruyan arkadaşlıklar.
  • Japonya imparatoru Narihito gibi yaşamaya başlayan insanlar… Yani, Sadeleşen abartıdan uzak ve yüksek farkındalık sahibi hissederek yaşayan insanlar.
  • Aynı binada ve aynı evde beraber yaşadığımızı sandığımız ama bugüne kadar fark edemediğimiz, insanların sağlıkları ve onlarla ilgili diğer her şey… mesela bizim evde çay şekerini sadece ben kullanıyormuşum.
  • Hayatın kısa olduğu ve zaman biteceği bilinmeyen, geldiğinizde bulamayabileceğiniz, ömürleri yaşayan aileniz mi yoksa yola çıktıktan sonra, tanıştığınız cafeterya kültürü adını verdiğiniz arkadaşlarınız mı ? sorunun cevabı olabilir.
  • Ceza evine girmeden ya da bir hücreye kapanmadan, anlayamadığımız doğal özgür ve bol oksijenli bir hayatın değerini eve hapsolduğumuz bir kaç günde anlamadık mı ? Ki bizler balkona ve kapı ağzına çıkabiliyorduk. Güneş ışığının parladığını hatta rengini unutan yaşamlar olduğunu da hatırladık değil mi ?
  • Artık güvenli alanlarımızı kaybettik ve her an serseri bir mayına basmaya hazır bekliyoruz. Bu psikoloji ile yaşantıyı hayal edebiliyor musunuz ?
  • Güven duygusunun yeniden tanımlanması gerekmekte, o beni korur dediğimiz çevremizdeki insanların bile bir virüslük canı olduğunu öğrendik.
  • Ülkemizde Corona krizinde Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlığı harici tüm kamu kuruluşlarının süreç yönetiminde etkin başarısızlığı, İnternet altyapıları, devlet kurumlarının çalışma biçimleri, sağlık politikaları, eğitim politikaları, alanında yaşanan uygulama eksiklikleri açısından birer ibret haline geldiğini gördük. Elbette dünyanın bir çok sözde medeni Avrupa ülkesinden ve Amerika’ dan çok daha iyi süreç yöneten sağlık bakanlığını da görmezden gelemeyiz.
  • Yaşanan ölüm korkusu ebedi hayat başlangıcı ile, Corona sonrası geçmişe nazaran, ruhani hassasiyetlerin artışı, her gün yaptıkları doğru, yalnış davranışları sorgulamak, düşünerek konuşmak gibi bir çok değişikliğin başlangıcı da gözlemlenmeye başladı.
Ve bunun sonucunda;

“Özgürlüğün” en temel yaşam hakkı olduğunun gerçeğinin hatırlanması kadar doğal bir durum söz konusu değildir. Kendimizle ve ailemizle tanıştığımız bu izole sürecinde, kendi isteklerimizi fark ederek bunları hayata geçirmenin keyfini sürebiliriz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Korku hastalığı gerçek pandemiden daha büyük nükseder.