ÇOCUKLARIMIZ DOSYASI /// VİDEO : DÜNYADA ÇOCUK KAÇIRMA VAKALARI – ADRENOCHROME


http://www.aljazeera.com.tr/haber/3-b…

  1. Avustralya’da her yıl yaklaşık 20.000 çocuğun kayıp olduğu bildiriliyor. Avustralya Federal Polisi, Ulusal Koordinasyon Merkezi .
  2. Kanada’da her yıl yaklaşık 45,288 çocuğun kayıp olduğu bildirilmektedir. Kanada Hükümeti, Kanada Eksik – 2015 Hızlı Bilgi Formu .
  3. Almanya’da her yıl yaklaşık 100.000 çocuğun kayıp olduğu bildiriliyor. Girişim Vermisste Kinder .
  4. Hindistan’da her yıl tahmini 96.000 çocuk kayboluyor. Bachpan Bachao Andolan, Hindistan’ın Kayıp Çocukları .
  5. Jamaika’da , 2015 yılında tahmini olarak 1.984 çocuğun kayıp olduğunu bildiriyordu. Jamaika Çocuk Sicil Dairesi
  6. Rusya’da 2015 yılında yaklaşık 45.000 çocuğun kayıp olduğu bildirildi. Pavel Astakhov MIA “Russia Today” ile röportaj, 4 Nisan 2016 .
  7. İspanya’da her yıl yaklaşık 20.000 çocuğun kayıp olduğu bildiriliyor. İspanya, Kayıp Çocuklar için AB Yardım Hattına Katıldı, 22 Eylül 2010 .
  8. Birleşik Krallık’ta her yıl yaklaşık 112.853 çocuğun kayıp olduğu bildirilmektedir. Ulusal Suç Ajansı, İngiltere Kayıp Kişiler Bürosu .
  9. Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 460.000 çocuğun kayıp olduğu bildiriliyor. Federal Soruşturma Bürosu, NCIC .

Ancak bu yalnızca sorunun bir anlık görüntüsüdür. Birçok ülkede, kayıp çocuklara ilişkin istatistikler mevcut değildir; ve ne yazık ki, mevcut istatistikler bile aşağıdakiler nedeniyle yanlış olabilir: yetersiz raporlama / yetersiz tanıma; şişirme; vaka bilgilerinin yanlış veritabanı girişi; ve vaka kapatıldıktan sonra kayıtların silinmesi.

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?feature=share&v=6jinDhOS0YE&app=desktop

ÇOCUKLARIMIZ DOSYASI /// HAYRİYE NURCAN YAZICI : ATAKAN’LARIN AKILLI BÜYÜKLERE İHTİYACI VAR !!!..


HAYRİYE NURCAN YAZICI : ATAKAN’LARIN AKILLI BÜYÜKLERE İHTİYACI VAR !!!..

Atakan’la birlikte bir kez daha, sosyal medyanın siyaset dâhil, ekonomik, kültürel ve toplumsal yaşam içerisinde önemli bir role sahip olduğunu gördük. Toplumsal yapımız ve eğitim sistemimizle yüzleştik.

Tüketim kültürü yine iş başında!

Sadece on yaşında olan bir çocuğu, önce idol yaptık sonra da, yerin dibine sokmaya çalıştık. Onu anlamaya çalışmak yerine büyükleri gibi davranmasını bekledik. Nihayetinde uzaydan gelmedi, Atakan bu milletin bir evladı… “Ne doğrarsan aşına o gelir kaşığına!”

En genel anlamıyla Atakan bize, bir insanı iki günde nasıl savurup tüketeceğimizi gösterdi. Eğitimden aile kurumuna kadar, bireyler arasındaki ilişkilerin hangi noktalarda olduğunu gösterdi. Bu halimizle, kültür ve sosyalleşme konusundan, bireylerin taşıdığı rol ve statüsüne kadar hiçbir bütünlüğümüzün olmadığını, insani ilişkilerimizin bir bütünlük içerisinde yürümediğini, dengeli bir toplum yapısına sahip olmadığımızı gördük.

Toplumun iyiyi, doğruyu, güzeli ve çirkini tanımla­mak için koymuş olduğu, toplum üyelerini birbirine yaklaştıran ve toplumun devamını sağlayan değerlerimiz artık bir güç olmaktan çıkmış vaziyette. Ortada ne değer var ne de bu değerleri yaşatma gayretinde olan insanlar. Kendi eksiklerimizi görmeden, on yaşında ki çocuğa bile en ağır sözler sarf edebiliyoruz. Unuttuğumuz bir şey var; kişi “vatanse­verlik, misafirperverlik, büyüklere saygı gibi” toplumsal de­ğerlerle doğduğu an tanışır. Toplum da varsa eğer bu değerlerle de büyür.

Bu kadar yozlaşmış, uyumsuz ve parçalanmış bir yapıda el kadar çocuktan kendi yaşına uygun davranış bekleyen büyükler acaba siz üslendiğiniz hangi rolün örneği olabildiniz? Öğretmen, anne, baba, yönetici, siyasetçi, esnaf hangi biriniz sosyal ilişkilerinizde yaşadığınız toplumla bir bütünlük içindesiniz?

Çocuklar olaylara verecekleri tepkileri ebeveynlerinden öğrenir.

Öğrenmenin merkezinde merak vardır. Hangi öğretmen bu bilinçte ve çocuklarında yeni şeyler öğrenme hevesi geliştiriyor? Ya da bu farkındalığı olan çocuklarımız keşfedecek, bilgiye ve donanıma sahip.

Asıl gündemimiz “varlık nedenini bilmeyen, hedefsiz, ilkesiz, kendini tekrar etmekten öteye gidemeyen, aynılaşmış” çocuklar yetişmesine neden olan gayriciddî toplumsal yapımız ve eğitim sistemimiz olmalı.

Türkiye’de ilkokul, ortaokul ve lise çağlarında tahminen 500-600 bin üstün zekalı, 5-10 bin de dahi çocuk var. Önemli olan onları arayıp bulmak, kendilerini fark ettirmelerini sağlayacak eğitim sistemine sahip olmak.

Maalesef dahi çıkartamıyoruz. Ancak yurt dışına giderse oralarda yetişirse dahi olabilen insanlarımız var, Aziz Sancar gibi. Oysa gelişmiş ülkeler beşeri sermayesini yani sadece üstün zekasını değil, zekasını da kullanabilen, değerlendirebilen ülkeler olduğu için bizim çocuklarımızı alıp değerlendiriyorlar.”

Atakan bugün popüler kültürün acımasız çarklarının eline düşmüşse, bunun birinci sorumlusu, eğitim sistemimiz ve toplumsal yapımız içinde sıradanlaşmış olan büyükleri…

Sosyal medyadan evvel eğitimciler Atakan’ı keşfetmeli, onunla gerektiği gibi ilgilenmeli, ona özgü eğitim desteği çoktan vermeliydi.

Bugün Atakan gibi bir çok özel yetenekli çocuğumuzun sosyal yaşamla, eğitim arasında oluşan uyumsuzluk yüzünden toplum dışına savrulduğunu görüyoruz.

Cehalet sadece öğrenmek ve diploma sahibi olmakla geçmiyor.

Çocuklarımızın yaşadığı toplumsal yapıdan ve onun değerlerinden haberdar olmaları gerekir. Yoksa gelecek vadeden çocuklarımız POPÜLER kültürün kurbanı olarak sönüp gidecekler. Küreselleşmenin de etkisiyle, pek çok şeyin aynılaştığı; kültürden, siyasete kadar farklılıkların yok olduğu bir dönem yaşıyoruz. Türkiye’nin, beşeri sermayesine ve özel yetenekli çocuklarına sahip çıkması gerekir.

Kısacası; bütün bunlar için Atakan’ların en önce, akıllı büyüklere ihtiyacı var.

ÇOCUKLARIMIZ DOSYASI /// MUSTAFA SOLAK : DEPREMİ KÜÇÜK YAŞTA EVLİLİĞİN YASAKLANMASINA BAĞLAYANA KIZIYORUZ DA DERS KİTAPLARINA NEDEN SUSKUNUZ ??


DEPREMİ KÜÇÜK YAŞTA EVLİLİĞİN YASAKLANMASINA BAĞLAYANA KIZIYORUZ DA DERS KİTAPLARINA NEDEN SUSKUNUZ ??

Yıldız Teknik Üniversitesi profesörü Bedri Gencer Elazığ’da meydana gelen ve birçok vatandaşımızın öldüğü depremin nedenini çocuk yaşta evliliğin yasaklanmasına bağladı. [1] Sonra sildi.

Bedri Gencer gibileri söyleyince veya bir gazeteci ortaya tepki koyuyoruz. Oysa ortada olan, çocuklarımıza okutulan ders kitapları var. Çağdışı kalmış zihniyetler, gazeteciler dile getirmeden tepki göstermek ve meseleye esastan yaklaşmak lazım. Tepkilerin geçici olması, çözüm için bu şart.

Kitaplarda kadınlarla ilgili bazı hususları gösterelim.

 Kölelik ve cariyelik,

 Cariyenin kendi sahibesini doğurması kıyamet alameti sayılıyor,

 Kadın evlenmesinde denklik ölçütü aranıyor,

 Erkek, kadınlar akraba değilse birden fazla kadınla evlenebilir,

 Boşama yetkisi kocaya ait,

 Boşama için kocanın mahkemeye gitmesine gerek yok, “boş ol” demesi yeterli,

 Anneleri ile zifafa girilmeyen üvey kızlarla evlenilebilir,

 Miras payı Medeni Yasa’ya değil ayete göre düzenlendi,

 Kadının “açmasına izin verilen avreti; yüzü, bilekleriyle birlikte elleridir”,

 Elbise, karşı cinsin dikkatini çekmemeliymiş,

 Nafaka varken mehir düzenlendi,

 Kadına bakmak haram,

 Mezheplere göre avret yeri farklılığı,

 Kürtaj “cinayettir” yaklaşımı,

 Estetik yasak,

 Tekfir eden (dinden çıkan) erkekse Müslüman bir kadınla evlenemez,

 Dinini ve ahlakını beğendiğiniz dünürün oğluna kızınızı vermezseniz yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olurmuş,

 Tarih yazıcılığında kadının rolü çıkarıldı,

 Kadın, eşinin sevmediği kimseleri evinize sokmamalı ve hoşlanmadığı kimselerle konuşmamalı imiş.

 Tekfir eden (dinden çıkan) erkekse Müslüman bir kadınla evlenemez.

Bu ifadelerin geçtiği kitapları da gösterelim.

10. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında “Din ve Aile” başlığında evliliğin önemi, içinde köle ve cariyenin de geçtiği Nur Suresi 32. ayetle anlatılıyor. Kitapta diyor ki:

“Kura’nda ‘Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanlarla evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.’ ayetiyle evlilik teşvik edilir.”[2]

Kadın evlenmeye kendi karar verebilecek mi?

Bu ders kitabında evlilik engelinin bulunmamasına dair Nisa Suresi 23. Ayet’e atıf yapıldığı şu cümle geçmektedir:

“İslam’da kişinin kendi üst ve alt soyuyla; yani annesi, kızı, kız torunu, halası, teyzesi, erkek kardeşlerinin kızları, kız kardeşleri gibi yakın akrabalık bulunan kişilerle evlenmesi engellenmiştir.”[3]

Erkek, kadınlar akraba değilse birden fazla kadınla evlenebilir

“Fıkıh” ders kitabında geçici evlenme engelleri de şöyle sıralanmıştır:

“• Müslüman erkek müşrik kadınla, Müslüman kadın da Müslüman olmayanlarla evlenemez.

• Koca üç talakla boşadığı kadınla evlenemez.

• Bir kadın bir erkekten fazla kişiyle, aynı anda evlenemez.

• Bir adam aynı anda kadının teyze, hala ve kız kardeşi ile evli olamaz.”[4]

“Fıkıh Okumaları” ders kitabında erkeğin kadının iki akrabasıyla birden evlenmesi evlenme engellerinden biri olarak sayılmış ve şöyle denmiştir:

“Bu durum, erkeğin birden fazla kadınla aynı anda evli olması hâlinde geçerli olan bir evlenme engelidir. Örneğin iki kız kardeşin veya hala ve yeğeninin ya da teyze ve yeğeninin aynı anda bir erkeğin nikâh altında olmaları yasaklanmıştır. Ancak bu şekilde olan iki kadından evli olduğu kadın ölür ya da onu boşarsa diğeri ile evlenebilir.”[5]

Boşama yetkisi kocaya ait

Talak yani boşanma bu kitapta şöyle düzenlendi:

“Bir erkek, üç kere boşadığı hanımı ile artık evlenemez. Buna göre bir erkeğin üç talak ile boşadığı kadın, başka bir erkek ile normal bir şekilde evlenip bu ikinci kocasından normal bir şekilde boşanması veya bu ikinci kocasının ölmesi hâlinde eski kocası ile tekrar evlenebilir.”[6]

Anlaşılacağı üzere boşama hakkı kocanındır ve mahkemeye başvurulmadan boşanmanın önü açılıyor.[7]

Anneleri ile zifafa girilmeyen üvey kızlarla evlenilebilir

Evlenilmesi “haram” kılınanlar arasında üvey kızlar ile de evlenilemeyeceğine dair verilen ayet, Fıkıh kitabında şu şekilde yer almıştır:

“Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız –eğer anneleri ile zifafa girmediyseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur-, öz oğullarınız karıları, iki kız kardeşi (nikah altında) bir araya getirmeniz ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır ve çok merhamet edicidir.”[8]

Bir yandan üvey kızla evlenmek, sürekli evlenme engellerinden sayılmakta diğer yandan ayetteki “kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız –eğer anneleri ile zifafa girmediyseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur-” ifadesiyle üvey kızla evlenilebileceğinden bahsetmektedir.

Yani anneleri ile zifafa girmediyseniz üvey kızlarınızla evlenmenizde günah yoktur. Peki zifaf olmadan kadın nasıl erkeğin “karı”sı oluyor? Cinsel birliktelik bile olmasa aynı evde yaşadığınız karınızın kızıyla evlenmeyi içinize sindirmek nasıl bir duygudur?

Miras payı medeni yasa’ya değil ayete göre

“Mirastan kimin ne kadar pay alacağı bizzat Kur’an-ı Kerim tarafından belirlenmiştir. Hak sahiplerine belirlenen paylar Kur’an-ı Kerim’in gösterdiği doğrultuda verilmelidir.”[9]

Hüküm çok açık.

Kadın, eşinin sevmediği kimseleri evinize sokmamalı ve hoşlanmadığı kimselerle konuşmamalı

Aile içi haklar ile ilgili olarak da kocanın istemediği kişilerle kadının konuşmamasının kocanın hakkı olduğu Fıkıh Okumaları kitabında Tirmizî’den rivayet edilen peygamberin hadisine şu şekilde dayandırılıyor:

“Sizin kadınlarınız üzerindeki hakkınız, sevmediğiniz kimseleri evinize sokmamaları ve hoşlanmadığınız kimselerle konuşmamalarıdır. Dikkat edin! Onların sizin üzerinizdeki hakları ise yedirmek ve giydirmek hususlarında ihsanda bulunmanızdır.”[10]

Kadın konuşmasını istemediği halde erkek istediğiyle konuşabilecek ama tersi olamayacak. Bu, erkeğe boyun eğme değil de nedir!

Kadının isteği yedirilmek ve giydirilmekle sınırlanıyor. Kadının çalışmasına gerek yok, koca giydirsin ve yedirsin.

Kadının “açmasına izin verilen avreti; yüzü, bilekleriyle birlikte elleridir”

Bu vurguyu pekiştirmek üzere de peygamberin baldızı Esma’nın ince bir elbise giymiş olması karşısında peygamberin sözüne dayandırılan “Ey Esma! Bulûğa erdikten sonra kadının –yüz ve ellerine işaret ederek- şu ve şundan başka yerlerinin (başkaları tarafından) görülmesi doğru olmaz” ifadesi örnek verilmiştir. Kadının yabancı erkekler karşısında avret yeri “yüzü, elleri ve –Hanefi mezhebine göre ayakları hariç- bütün vücududur. Şâfiîler dahil diğer mezhep fakihlerine göre kadının ayakları da avrettir.”[11] Kadının avret yeri Hanefilik’e ve diğer mezheplere göre değişmektedir.

“İmam Hatip Ortaokulu Temel Dini Bilgiler 8. Sınıf” kitabında da benzer ifade var. Avret yerlerine dair şöyle bir hüküm verilmiştir:

“Kadının, mahrem olmayan erkekler yanında açmasına izin verilen avreti; yüzü, bilekleriyle birlikte elleridir. Erkeğin açabileceği yerleri ise göbeği ile dizkapağı arası dışında kalan vücûdudur.”[12]

Elbise, karşı cinsin dikkatini çekmemeli

Yine bu kitapta elbisenin “karşı cinsin dikkatini çekmek amacı taşımadan” giyilmesi belirtilmektedir.[13]

Peki birbirlerine benzediklerine, elbisenin karşı cinsin dikkatini çekmek amacı taşıdığına kim hüküm verecek? Şeriat komisyonu mu? Dini adap komisyonu mu?

Kürtaj “cinayettir” yaklaşımı

Fıkıh Okumaları kitabında kürtajın dince yasaklandığına dair şu ifadeler geçiyor:

“İslam, annenin hayatını doğrudan etkileyecek tıbbi bir zaruret bulunmadıkça anne karnındaki çocuğun düşürülmesini veya aldırılmasını kabul etmemektedir.”[14]

Tecavüze uğrayıp hamile kalan kadının konumu açık kalmakta, açıkça yöneticilerin tecavüz edenin çocuğunun doğmasına yönelik sözleri onaylanmaktadır. Kitapta cenini herhangi bir döneminde öldürmek, düşürmek, aldırmak “cinayet” olarak görülmüş, bunu kasten yapanların cezası üzerinde farklı fıkıhçıların görüşlerine yer verilmiştir. Kimine göre cezası, “cinayet işlemiş birine verilen ceza gibidir.” Bazılarına göre “tam diyettir.” Ceninin müdahale ile öldürülmesi ve çıkarılması, bazı fıkıhçılara göre, yalnızca annenin hayatını kurtarmak için dahi uygun görülmemiştir.[15]Böyle bir durumda anne veya çocuktan birinin sağlığı tehlikeye girdiğinde hangisi tercih edilecektir?

Sorunun yanıtı yoktur. Açıkça kimi siyasetçinin dile getirdiği “cenin değil anne ölsün” anlayışına karşı çıkılmamaktadır. Dahası farklı fıkıhçıların görüşlerine yer verip de tartışmayı ortada bırakması öğrencinin kendine doğru geleni inanabileceği yönünde ucu açık görüş ortaya atmaktır. Bu durumda cenini aldıran cinayet suçuyla yargılanabilecek, diyet ödeyebilecek veya başka bir ceza uygulayabilecektir.

Taşıyıcı annelik dini açıdan “caiz görülmemiştir.”[16]

Estetik yasak

Estetik konusunda da şunlar belirtilmiştir:

“İslam’da, insanın doğuştan getirdiği özellik ve şeklinin değiştirilmesi ve bu amaçla yapılacak her türlü estetik ve tıbbi müdahale fıtratı bozma olarak kabul edilmiş ve yasaklanmıştır.”

Dahası estetik ameliyatlar “güzel görünmek ve dikkat çekmek” için yapıldığında “haram” sayılmıştır.”[17]

Tekfir eden (dinden çıkan) erkekse Müslüman bir kadınla evlenemez

Akaid ders kitabında mümine tanınan haklara dair şunlar yazılıdır:

“Müslüman muamelesi görür. Müslüman bir kadınla evlenebilir. Kestiği hayvanın eti yenir, zekât ve öşür gibi dinî vergilerle yükümlü tutulur. Ölünce de cenaze namazı kılınır, Müslüman mezarlığına defnedilir. Eğer bir kimse inancını diliyle ikrar etmezse ona, Müslüman’a özgü bu tür hükümler uygulanmaz.”[18]

Peygamber “cariyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir”[19] diye yanıtlar.

MEB, bu diyaloğu imanı anlatmak için mi sunmuştur? Yoksa cariyeliği, hadise dayanarak meşru mu görmektedir?

MEB, bu sorulara yanıt vermelidir.

Dinini ve ahlakını beğendiğiniz dünürün oğluna kızınızı vermezseniz yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olurmuş

“İmam Hatip Ortaokulu Temel Dini Bilgiler İslam 8” ders kitabında Evlilik konusunda en önemli hususlardan biri olarak “eşler arasında denklik olma” dile getirilmiştir. Denklikte en önemli ölçüt “iman yönünden denkliktir.” Peygamberden hadis sunulmuştur:

“Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Dinini ve ahlakını beğendiğiniz bir kimse size dünür olarak gelirse kızınızı ona nikahlayın. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olacaktır.’ Ey Allah’ın Resûlü! Dediler: ‘Eğer o kimsede mal ve denklik olarak bir eksiklik olursa ne olacak? Buyurdular ki: Üç kere ‘Dinini ve ahlakını beğendiğiniz size gelirse kızınızı onunla mutlaka nikahlayın.’ ”[20]

Dikkat edilirse mal da denkliğin bir ölçütüdür.

Sonuç olarak; köleliğin her sınıfta zikredilmesi köleliğin meşru olduğuna dair algıya neden olunmaktadır. Bugün yaşamadığı ve doğru olmadığı belirtilmelidir.

Ne yapılabilir?

Bu "Prof" gibi bir başkası da "çok eşlilik yasaklandığı, ahlakını beğendiğiniz dünüre kızınızı vermediğiniz, boşama yetkisi sadece kocaya ait olmadığı için başımıza bunlar geliyor" der mi? Der. Bunlar ders kitaplarında çocuğunuza, yeğeninize, torununuza okutuluyorsa dernek, sendika, parti, baroların mücadele etmesi gerekir. Bu kurumların üyeleri, kurumlarını harekete geçirmelidir. Nasıl?

1) Ders kitaplarındaki, yazıda değinmedim ama Diyanet fetvalarındaki kadın onuruna, eşitliğe aykırı hususlara ilişkin tek tek ders kitapları ve fetvalar incelenip rapor hazırlanmalıdır

2) Bu rapor kitle örgütleri ve partilerle paylaşılmalıdır.

3) Konu üzerine paneller, konferanslar düzenlenip halkın dikkati çekilerek kamuoyu baskısı oluşturulmalıdır.

NOT: Raporu hazırlamak için “Gayrimilli Eğitim” ve “Diyanet’in Fetvaları” kitaplarımdan yararlanabilirsiniz. Ayrıca nasıl yardımcı olabileceğime dair yazabilirsiniz. Epostam: solak81@outlook.com

Tarihçi

Mustafa Solak

Kaynak: Veryansintv.com

[1]“Profesörden skandal deprem yorumu: Çocuk yaşta evliliğin yasaklanması deprem getirdi”, Veryansıntv, 28.01.2020, erişim tarihi 28.01.2020, https://veryansintv.com/profesorden-skandal-deprem-yorumu-cocuk-yasta-evliligin-yasaklanmasi-deprem-getirdi/

[2] Recai Doğan, Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 10, Nev Kitap, Ankara, 2018, s.75. Ders kitabını şu bağlantıdan indirebilirsiniz: http://www.eba.gov.tr/ekitap?icerik-id=6328.

[3] Doğan, age, s.76.

[4] Orhan Çeker, Saffet Köse, Abdullah Kahraman, Servet Bayındır, İbrahim Yılmaz, Recep Özdirek, Adnan Memduhoğlu, Hasan Serhat Yeter, Editör: Recep Özdirek, Fıkıh, MEB Yayınları, Ankara, 2018, s.157.

[5] Abdullah Kahraman, Servet Bayındır, Recep Özdirek, Adnan Memduhoğlu, İbrahim Yılmaz, Ahmet Özdemir, Fıkıh Okumaları, 5. Basım, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2018, s.105. Ders kitabını şu bağlantıdan indirebilirsiniz: httpwww.eba.gov.trekitapicerik-id=6546.

[6] Age, s.105.

[7] Fıkıh kitabı, s.158.

[8] Age, s.187.

[9] Age, s.159.

[10] Age, s.17.

[11] Fıkıh Okumaları, s.124-125.

[12] Fatimetuzzehra Kurt, Sevde Hızlı, Nihal Soydaş, Mustafa Yıldız, Zeliha Karaağaç, İmam Hatip Ortaokulu Temel Dini Bilgiler İslam 8, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2018, s.14.

[13] Aynı yer.

[14] Fıkıh Okumaları, s.162.

[15] Age, s.163.

[16] Age, s.161.

[17] Age, s.159.

[18] Kılavuz-Morgül-Karataş-Yaşaroğlu, age, s.27.

[19] Age, s.39.

[20] Fatimetuzzehra Kurt, Sevde Hızlı, Nihal Soydaş, Mustafa Yıldız, Zeliha Karaağaç, İmam Hatip Ortaokulu Temel Dini Bilgiler İslam 8, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2018, s.29.