BÜROKRASİ DOSYASI /// Ali D. Ulusoy : ‘Kasabalı’ Anadolu çocuklarının intikamı


Ali D. Ulusoy : ‘Kasabalı’ Anadolu çocuklarının intikamı

Nasıl oluyor da hukuk fakültesinde karşımızda duran saf, temiz, zeki, hatta idealist “kasabalı” Anadolu çocuklarının birçoğu, sonrasında hakim-savcı olunca bir tür “canavar”a dönüşüyorlar? İşini hakkıyla yaptığı sürece kimseye eyvallahı olmaması gereken böylesine kutsal bir mesleğin hakkını veremiyorlar? “Bak şu yönde karar vermezsen hakkında şu’cu-bu’cu deriz” veya “şuraya buraya tayinle süründürürüz” tarzı tehditlere pabuç bırakabiliyorlar?

İki gerçek anıyla başlayayım:

İlkini tıp profesörü bir arkadaşım anlattı. Yıllar önce Hacettepe Tıp’ta okurken ilk derse Fakültenin çok itibarlı ve çekinilen bir hocası geliyor. Öğrencilere “aranızda kimler ilçelerden veya şehirlerin kenar mahallelerinden gelen dar gelirli memur ve esnaf çocukları?” diye soruyor. Sınıfın yarıdan çoğu el kaldırıyor. “Sizden gerçek hekim olmaz bence” diyor hoca. “Niçin hocam” diyorlar, bozularak. Hoca hemen yanıt veriyor: “Fakülteyi bitirip doktor olunca dar gelirli ailelerden gelen hepiniz yamyam gibi, para kazanmak için zavallı çaresiz insanları soyup soğana çevireceksiniz, gerçek hekimlik bu değil. Nereden biliyorum diye soracaksınız: Kendimden biliyorum!”

İkincisini Batı Anadolu’da bir şehirde yargıç bir arkadaşım anlattı. İki yıl önce şehirde vali 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu veriyor. Hakimler, savcılar dahil şehrin ileri gelen memur, siyasetçi ve sivil toplum temsilcileri bulunuyor. Avukatlıktan sınavla (!) yeni geçen bir savcı kendisini resepsiyondakilere şöyle tanıtıyor: “Ben eski A. Parti X İlçe Başkanı Savcı XX”.

Tanrım! Bir canavar mı yetiştirdim?

Nasıl oluyor da hukuk fakültesinde karşımızda duran saf, temiz, zeki, hatta idealist “kasabalı” Anadolu çocuklarının birçoğu belki de çoğunluğu, sonrasında hakim-savcı olunca bir tür “canavar”a dönüşüyorlar? İşini hakkıyla yaptığı sürece kimseye eyvallahı olmaması gereken böylesine kutsal bir mesleğin hakkını veremiyorlar? “Bak şu yönde karar vermezsen hakkında şu’cu-bu’cu deriz” veya “şuraya buraya tayinle süründürürüz” tarzı tehditlere pabuç bırakabiliyorlar? Salt bir mahkeme başkanlığı, başsavcılık, BİM/BAM/Danıştay/Yargıtay’da üyelik, daire başkanlığı, bilmem ne kurul üyeliği gibi “havuçlar”a tenezzül edip, yukarılara selam çakmak adına, somut delilsiz tutuklamalara, mahkumiyetlere, evrensel insan hakları ve hukuk devleti normlarıyla çelişen kararlara gözü kapalı imza atabiliyorlar? Bugün hedef gösterdiği şeyin iki gün sonra 180 derece tersini söylemekte veya yapmakta beis görmeyecek siyasetçinin gazına gelip alelacele soruşturmalara veya tutuklamalara yelteniyorlar? Normal avukatlara maraba muamelesi yapılan adliyelerde etkin bir siyasetçinin avukatı geldiğinde önlerinde el-pençe divan durup kapılarda karşılıyorlar? Aileden aldığı ahlaki terbiye gereği ve vicdanının sesini dinleyerek, işini düzgün yapan ama maalesef azınlıkta kalan kasabalı hakim-savcıları tenzih ediyorum bu arada.

Nitekim, uzun yıllardır ülkedeki hakim ve savcıların kabaca yüzde 80’i Anadolu’nun zeki, hırslı ve nispeten dar gelirli yani “kasabalı” çocuklarının çoğunlukta olduğu Ankara Hukuk’tan çıkar. Hakim-savcı seçme sınavında siyasi torpilin mutlak kural haline geldiği son birkaç yıldır durum değişti gerçi. Şimdi ise merkezi üniversiteye giriş sınavında bir milyondan fazla öğrenci arasında ilk 3 bine giren Ankara Hukuk öğrencilerinin yüzde 80’i hakim-savcı olmayı düşünmüyor maalesef. İstemediklerinden değil, adil sınav yapıldığına güvenmediklerinden. Ama bu ayrı bir konu.

Sadece hakim-savcılar için değil, prestijli bir üniversitede hasbelkader rektör, dekan, bölüm başkanı veya salt profesör olmuş kasabalı, ilave yaptığı danışmanlık veya avukatlık kapsamında “ballı” bir iş geldiğinde niçin bir anda “babasını bile satar” pozisyona gelebiliyor? Para veya mevki için neredeyse hiçbir akademik ve etik değer tanımayan bu kasabalı akademisyen güruhu ne ara türedi? Asistanlığından beri 25 yıldır tanıdığı arkadaşını, rektöre yaranmak ve dekan olmak adına anında satıp, öyle olmadığını bal gibi bildiği halde şu’cu-bu’cu diye soruşturma açan “kasabalı” hukukçu dekan vekili mi ararsınız? Uzun akademik çalışmalarla değil ama uzun ve ısrarlı lobiler sonucu kaptığı makamın altında ezilip aynı yolla daha da yukarılara çıkabilmek ümidiyle, yüzde yüz haklı yüksek mahkeme kararını kınayarak yukarılardan puan toplamaya çalışan “kasabalı” hukukçu rektör mü? Akademisyen titrini tipik bir işadamlığına dönüştürerek, artık “yüksek makamlarda yüksek montanlı iş takipçiliği” şeklinde yeni bir kürsü kurması gereken kasabalı profesör mü? İşini hakkıyla yapan nadir kasabalı akademisyenleri yine ayrı tutayım.

SAF KÖYLÜLÜKLE MODERN KENTLİLİK ARASINDA SIKIŞMIŞ DEFORME KURNAZLIK

Bu yazı kapsamında kasabalılığı, “köylülükle kentlilik arasında sıkışmışlığın artık yaşam tarzı haline gelmiş deforme kurnazlık hali” olarak tanımlıyorum. Sosyolojinin bilimsel tanımlarına tam olarak uyuyor mu bilmiyorum. Kasabalılığın coğrafi olarak salt “ilçelerle” sınırlı olması da gerekmez. Çocukluk ve gençlikleri büyük kentlerin fakir kenar mahallelerinde, gecekondularında ve hatta alt-orta veya orta sınıfın oturduğu nispeten daha mütevazı mahallelerinde geçmiş olanlar da aslında ruhen kasabalıdır.

Bu arada kasabalılık genetik kodla ilgili değil aslında. Ya dar gelirli, ya da kültürel olarak modernize olmayı başaramamış köy kökenli ailenin psikolojik veya kültürel kodlarının maddiyat veya modernlik açısından üstün gördüğü kentliye karşı doğurduğu kompleksle ilgili. Örneğin, 80’lerde kendisine yalvar yakar zar zor bir Mekap veya (şanslıysa!) Esem spor ayakkabı alınabilirken, yurt dışından Nike veya Converse getirtebilen kentli zengin çocuğa burnunu çekerek bakmakla; köylülüğün kültürel etkisinden henüz çıkamamış muhafazakar ailesinin kültürel olarak yapmayacağı deniz kenarında çadır tatiline giden modern kentliye kıskanarak bakmakla ilgili bilinç altına yerleşen bir tür eziklikle ve hınçla karışık hırsla ilgili.

Peki kasabalılığın bu doymak bilmez açlığından bu ülke ve sistem nasıl kurtarılacak? Bu kasabalılığın kısa vadede makul bir tedavisi var mı? Yoksa kesin çözüm, kasabalılığın, manevi ve inançsal yönden kurumsallaşmış cenahtaki bir tür daha deforme tezahürü olan malum cemaat mensuplarına yapıldığı gibi geniş bir tasfiye ile radikal eliminasyon mu? Ya da artık bu aşamadan sonra tek yapılabilecek olan, sistemde ve statükoda etkin noktaları tutmuş mevcut kasabalıların iştahlarının azalarak peyderpey evcilleşmesini ve sonraki jenerasyon ile birlikte kentlileşmesini beklemek mi?

Bu topraklarda rasyonellik anadilinde bile karşılığı olmayan havalı bir terimden ibaret olduğundan ve “kafa kesme” yani toptan eliminasyon kültürü yerleşik kültür olduğundan, biz neyi önerirsek önerelim, ilk gerçek iktidar değişiminde sistemdeki bu mevcut kasabalıların toptan tasfiye edilmesi büyük olasılık. Ama en azından “ben uyarmıştım” diyebilmek adına, örneğin, yargı bağımsızlığı yönünde ciddi adımlar atılıp aktörlere hukuk devletinin gerektirdiği asgari güvenceler sağlanabilirse, sistemdeki hukukçu kasabalıların kendi kendilerini törpülemeleri ve “yontmaları”nın önü açılabilir. Böylece, en azından vicdanları belki biraz toz veya pas tutmakla birlikte henüz tam körelmemiş olanları vakit varken kendisini kurtarabilir ve bu bile ciddi bir kazanım olur. “Nereden biliyorsun” diye sormak isteyen var mı?!

*Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

EĞİTİM TAVSİYESİ : Çocuklar İçin Merry İngilizce Eğitim Seti – TOPLAM 2 DVD – İndir


Çocuklar İçin Merry İngilizce Eğitim Seti – TOPLAM 2 DVD – İndir

Çocuklar İçin Merry İngilizce Eğitim Seti, ilk giriş olmak üzere detaylıca çocuklarınıza öğretebilecek bir settir. Merry İngilizce Görsel Eğitim seti gerek eğlenceli videoları ile gerekse açıklayıcı ve çizgi film eşliğinde İngilizceyi daha çabuk
kavrayabilmeleri için yapılmıştır. DVD sette PD ve, E-book kitabı da içermektedir. Gelişim çağındaki çocuklara özeldir.
NOT: Akıllı tahtalar ilede uyumlu olduğu söylenmekte.

Boyut:4-gb
Sıkıştırma: Rar / Şifresiz
Tarama: Webroot. / Durum Temiz

EĞİTİM SETİNİ BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : Küçük çocukları cami içinde istismar etti.


Küçük çocukları cami içinde istismar etti…

İstanbul Fatih’teki Tarsus Camii’nde H.U. adlı kişinin, Kur’an kursuna gelen çocuklara cinsel istismarda bulunduğu iddia edildi. İstismar olayı, haziran ayında çocukların kendilerini korumak için H.U’ya sopayla saldırması ve cami imamına durumu anlatması üzerine ortaya çıktı.

Çocuk İzleme Merkezi (ÇİM)’de ifadeleri alınan yaşları 11 ile 13 arasında değişen çocuklar, H.U’nun istismarına maruz kaldıklarını anlattı. İstismarın sistematik olarak devam ettiğini ve olayın caminin içinde yaşandığını aktaran çocuklar ve aileleri H.U’dan şikayetçi oldu.

Evrensel’de yer alan Eylem Nazlıer’in haberine göre, açılan davada İstanbul Sulh Ceza Hakimliği, H.U’nun tutuklanmasının ‘ağır bir tedbir’ olacağı gerekçesiyle serbest bırakılmasına karar verdi. Ailelerin ve avukatların itirazına rağmen tutuklanmayarak serbest kalan H.U, istismar ettiği çocuklar ile aynı mahallede yaşamaya devam ediyor.

CAMİDE ALIKOYUP, İSTİSMAR ETTİ!

Çocukların verdiği ifadelerde istismarın boyutları ve yaşadıkları çok ağır olduğu için ayrıntılara haberde yer vermedik. 11 yaşındaki B, H.U’nun, kendilerini sürekli çikolata vererek kandırdığını ve istismar ettiğini anlattı. B, olayın cami içinde gerçekleştiğini, H.U’nun kendilerini cami kapısını kilitleyerek alıkoyduğunu ifade etti. Bu olay yaşandığında yanında arkadaşlarının da olduğunu söyleyen B, “Camiye girdiğimizde bana saldırdı ve istismar etmeye çalıştı. Ben karşı koydum ve kendisine bir tane yumruk attım ve bu olayı hocaya söyledik. Bu şahıs beni istismar ederken arkadaşlarım da gördü” ifadelerini kullandı. H.U.’nun daha önce başka arkadaşlarını da istismar ettiğini gördüğünü aktaran B, “K’yi, Y’yi ve E’yi de istismar ettiğini gördüm. Bana başka bir zaman da ‘Tuvaletten korkuyorsan gel seni ben tuvalete götüreyim’ demişti. Ama gitmemiştim. Hocamıza durumu anlattıktan sonra H.U, yanımıza geldi ve ‘Çikolata vereyim, hocaya yalan söylediğinizi anlatın’ dedi” diye konuştu.

”YAŞLI ADAM YAPMAZ”

Yaşadıklarını ailesine anlattığını söyleyen A. ise annesinin kendisine “Yaşlı başlı bir adam, öyle bir şey yapar mı?” diyerek tepki gösterdiğini aktardı.

“KAÇ KEZ İSTİSMAR ETTİ HATIRLAMIYORUM”

13 yaşındaki K. ise ifadesinde, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Yaklaşık 7 senedir bu camiye gidiyorum. H.U’yu bir senedir tanıyorum. H.U. camide çiçekleri suluyor, bize uygunsuz hareketler yapıyor. Bunları caminin içinde ve top oynadığımız zaman yapıyor. Beni kaç kez istismar ettiğini hatırlamıyorum” dedi. H.U’nun kendisini yaklaşık bir yıldır istismar ettiğini anlatan K, “H.U’nun en son B’ye saldırdığını gördük ve kendisine vurduk. ‘Seni hocaya söyleyeceğiz’ dediğimizde çikolata vererek konuyu değiştirmeye çalıştı” dedi.

“SOPAYLA GEZİYORDUK”

13 yaşındaki A. ise oyun oynamak için toplandıklarında H.U’nun kendilerini yine çikolata vereceğini söyleyip camiye çağırdığını anlatarak “Camiye girdiğimizde üzerimize kapıyı kilitledi. H.U’nun B’ye saldırdığını görünce, kendisine vurduk ve anahtarı alıp çıktık. Daha önce beni de istismar etmişti. Bunu caminin içinde yapıyordu” diye anlattı. H.U’nun Y. ve K. adlı çocukları da istismar ettiğini söyleyen A, “Pazar günü B’ye saldırdığını görünce yanımıza sopa almıştık. Ben bu olayı görünce kendisini itekledim, vurdum. Bu olayı hocamız öğrendi. Hocamızla konuştuk ve H.U’nun yaptıklarını anlattık. Kendisi de bize ‘Kamera kayıtlarına bakıp, gerekeni yapacağım’ dedi.” Yaşanan istismarın ortaya çıkmasından sonra cami imamı ailelere istismarı haber verdi ve olay sonrasında mahkemeye yansıdı.

“ÇOCUKLARA ÇİKOLATA İKRAM EDERİM”

Çocukları istismar ettiği iddia edilen H.U. ise ifadesinde şunları söyledi: “Çocuklar camiinin arka tarafında şımarıklık yapıyorlardı ben kendilerini uyardığımdan bana sopayla vurdular. Ben camiye namaz kılmak için gelen çocuklara çikolata ve kek ikram ederdim. Ben camiyle gönüllü olarak ilgileniyorum. Daha sonra caminin hocası ‘Senin hakkında şikayet olacak sen camiye gelme’ dedi. Şikayetin konusunun çocuklara sarkıntılık yapmam olduğunu söyledi. Ancak ben cami ile ilgilenmeye devam ettim. Çünkü gelmezsem üzerime atılı suçlamayı kabul etmiş olacaktım. Suçlamaları kabul etmiyorum.”

“HABERİ YAPARSAN ALLAH’IN EVİNİ LEKELEMİŞ OLURSUN”

Olayın yaşandığı Tarsus Camii’ne giderek camii cemaatinden insanlarla konuştuk. Savcılık tutanağında çocukların anlattığı olayların yaşandığı süreçte kameraların bozuk olduğunu, bu istismar iddialarının ortaya çıkmasının ardından kameraların yenilendiği bilgisini aldık.

Cami cemaatinden olduğunu söyleyen biri, “Bu olaylar iddiaya göre camide yaşanmış. Biz gözümüzle görmedik. Cami Allah’ın evidir. Sen bu haberi yaparsan Allah’ın evini lekelemiş olursun. Bunun sonucu ağır olur” dedi. Cami cemaatinden olan başka biri ise “Sen gözünle gördün mü? Adam yaşlı, evli bir adam. Böyle bir şey yapmaz” diyerek çocukların H.U’ya iftira attığını savundu.

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : AK Parti Gençlik Kolları il yönetiminde görevli Target Karaman, iki çocuğa tecavüz ederken yakalandı !!!


AK Parti Gençlik Kolları il yönetiminde görevli Target Karaman, iki çocuğa tecavüz ederken yakalandı !!!

Ak Parti Gençlik Kolları il yönetiminde görevli ve Yeni Malatyaspor’un taraftar grubu olan Derebeyleri Derneği’nin üyelerinden Target Karaman, 2 çocuğa cinsel istismarda bulunurken yakalandığı öne sürüldü.

malatyatime.com’un haberine göre; Target Karaman’ın sosyal medyada paylaşılan fotoğrafında darp edildiği görülüyor. Ayrıca Karaman’ın fotoğrafında boynuna “Ben bir namussuzum, çocuk tecavüzcüsüyüm, beni ıslah edin…” yazılı not asılmış.

MK ULTRA PROJESİ : “Çocuklar üzerinde anlatılması güç deneyler yapıyorlar”


"Çocuklar üzerinde anlatılması güç deneyler yapıyorlar"

David Icke’nin yeni çalışması “Size Hiç Söylenmemiş Ama Bilmeniz Gereken Her Şey” Destek Yayınları’ndan çıktı.

07.09.2019

Aylarca uluslararası “çok satanlar” listesinde kalan “İnsanoğlu Ayağa Kalk” adlı kitabın yazarı David Icke’nin yeni çalışması “Size Hiç Söylenmemiş Ama Bilmeniz Gereken Her Şey” Destek Yayınları’ndan çıktı.

Çevirisini Esin Akan’ın yaptığı kitapta, dünyanın nasıl bir yakın geleceğe hazırlandığı küresel sistemin nasıl değişeceği anlatıldı. “George Orwell’ın 1948 adlı romanındaki sarsıcı kurgu, yeni dünyada hayata geçmek üzere” diyen yazar Icke, mikroçip takılmış insan nüfusunun, tek bir güç tarafından anbean bir gestapoyla kontrol edilip yönetilmesi ideasının artık bir film senaryosu olmaktan çıkıp örtülü bir gerçek olduğunu anlattı.

Yazar, kitabın “Zihin Kontrolü ve Şekil Değiştiren ‘Kraliyet’ Üyeleri” başlıklı bölümünde, 1990’lı yıllarda tanıştığı “El-it” Satanizm ve Sürüngen bağlantılar hakkında bilgi veren Jennifer Greene’in anlattıklarına ve zihin kontrolü yapan şebekelere değindi.

Geçmişte de hükümetlerin finanse ettiği zihin kontrol programlarının olduğunu bunlardan birinin de CIA’in “MKUltra” olarak bilinen zihin kontrol programı olduğu belirtildi. Bu bölümde, MKUltra’nın, biyolojik ve kimyasal materyalin insan davranışını ne kadar değiştirdiğini anlamak için oluşturulduğu ve yapılan zihin kontrolü faaliyetleri anlatıldı.

İşte “Zihin Kontrolü ve Şekil Değiştiren ‘Kraliyet’ Üyeleri” başlıklı bölümde anlatılanlar:

“Yine karşımıza lanet ‘Örümcek Ağı’nın faaliyetleri çıkıyor. Trajedi inanılmaz derecede ağır bir boyutta, yetişkin bir mağdurun zihni o kadar silinmiş ki, kendisine yeniden ‘tuvalet’ eğitimi verilmek zorunda kalınmış! CIA Direktörü Stnasfield Turner, 1977’de MKUltra’nın, biyolojik ve kimyasal materyalin insan davranışını ne kadar değiştirdiğini anlamak için oluşturulmuş olduğunu söylemiş! Oysa bu, olanların sadece küçük bir bölümü. ‘MK/Mind Control/Zihin Kontrolü’ anlamına geliyor, ama bu adı, bu operasyonları asıl yürütmüş olan Nazilerin Almanca vermiş oldukları isme dayanarak vermişler. Bu oluşum, toplama kamplarında çocuklar üzerinde genetik ve zihin kontrolü programları uygulamış ve çalışmalarını izlemek üzere ikizleri ‘kontrol grupları’ olarak kullanmış olan ‘Ölüm Meleği’ lakaplı Dr. Josef Mengele’ye dayanıyor.”

“BUNLARIN ÇOĞU NAZİ PARTİSİ ÜYESİYDİ”

“Arizona Wilder, Mengele’nin de kendisini kontrol altında tutan zihin kontrolcülerden birisi olduğunu anlattı. Mengele de, insanlık suçlarını sürdürme ve teknolojik gelişme sağlamak üzere Amerikan istihbaratı ve Vatikan şebekesinin operasyonu olan ‘Paperclip/Ataç Projesi’ kapsamında 1600 tane Alman zihin kontrolcü, genetikçi, bilim adamı, mühendis ve teknisyen ile birlikte gizlice Amerika’ya getirilmişti. Bunların çoğu Nazi Partisi üyesiydi. Mengele ve savaşın sonunda ölmemiş olan Adolf Hitler, Güney Amerika’da Arjantin’e yerleştirildiler. ‘Gizli El’ mensupları hiçbir sınır tanımadıkları için Rockefeller ailesi, bir Alamn Üniversitesi’nde Hitler’in ‘arı ırk’ uzmanı Ernst Rudin’in öjenik programını uygulaması için büyük çapta finans sağlamıştı. Öjenik programının arkasındaki en büyük güç Rocefeller ailesiydi. (And The Truth Shall Set You Free/Ve Gerçek Sizi Özgür Kılacak adlı kitabıma bkz.)

Almanya’dan kaçmalarına yardım edilen ‘Paperclip Projesi’nin personeli, daha sonra NASA’yı kurdu. Bir Nazi Partisi üyesi olan roket bilimci Werner von Braun da onların arasındaydı. Savaş sırasında İngiltere’ye vurmak üzere kullanılan V-2 füzeleri onun beyninin ürünüydü. Paperclip Projesi ile Amerika’ya kaçırıldıktan sonra ise, Apollo Ay programı için Satürn V güçlendirici roketlerini tasarladı.”

“GİZLİ EL İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NI YARATTI”

“Gizli El, Örümcek Ağı yoluyla, her tarafı kontrolü altında tutarak her iki Dünya Savaşı’nı yarattı ve dünya toplumunun pozisyonlarını değiştirdi. (Yine And The Truth Shall Set You Free/Ve Gerçek Sizi Özgür Kılacak adlı kitabıma bkz.)

Arizona Wilder, Güney Amerika’da Hitler ile birlikte olmadığı zamanlarda Amerika’dayken MKUltra sırasında Dr. Green adı altında çalışan Mengele ile ilgili deneyimlerini anlattı. (Children of the Matrix/Matris’in Çocukları adlı kitabıma bkz.)

Mengele’nin MKUltra lokasyonlarından birisi, daha önceki bölümlerde sözü etmiş olduğum Kaliforniya’daki China Lake Donanma Silahları Merkezi’ydi. Donanma İstihbaratı’nda çalışmış olan itirafçı William Tompkins, 2015’te Sürüngen’lerin, Almanya’da Nazilerle birlikte çalışmış olduklarını söylemiştir. 1990’larda ‘içeriden’ ifşaatçı kişilerin, China Lake’te Adolf Hitler’i ve Josef Mengele’yi görmüş olduklarını söylemeleri şimdi bana çok daha mantıklı geliyor. Diğerleri de aynı yeraltı üssünde Sürüngen’lerle yaşamış oldukları deneyimleri anlatmışlardı. Ayrıca, uzun zamandan beri bir de savaşın son aylarında Nazilerin kaçmış olduğu Antarktika’daki yeraltı üssünde de Sürüngen’lerin olduğuna dair iddialar çoğalmış durumda.”

“ÇOCUKLAR ÜZERİNDE ANLATILMASI GÜÇ DENEYLER YAPIYORLAR”

“MKUltra, travmaya dayalı zihin kontrolü denen kavram üzerine kurulmuş. En ideal olarak çocuklarda beyin yolları henüz gelime halindeyken, yani 6 yaşından önce başlıyor, ama daha sonra da başlanabiliyormuş. Bu çocuklar üzerinde anlatılması bile güç korkunç deneyler yapıyorlar, o kadar anlatılması güç ki, bu onların kendilerini ayrıştırmalarına veya deneyimledikleri şeyi zihinlerinden uzaklaştırıp tamamen bloke etmelerine sebep oluyor. Küçük çocuklara, diğer çocukların veya severek büyüttükleri hayvanların boğazının kesilmesini izlettirildiğini düşünün, hele bir de sıranın kendilerine geleceğini biliyorlarsa herhalde travmanın boyutu ölçülemez… Kurbanın etinden veya fetüsün yedirildiği veya örümcek ve yılanlardan korkarken saatlerce karanlıkta onlarla bırakılmış olduklarına dair deneyimleri dünyanın çeşitli yerlerinde dinledim.

Kafa keserken çocuklara izlettirme ve Batılılar tarafından kurulmuş olan IŞİD terör gruplarının kafa kesme işlemleri çocukları duygusuzlaştırma ve realite duygularını manipüle etme amaçlı. IŞİD, askeri Satanizm ve ordunun bir dalı durumunda. Savaşlar, bu hastalıklı ruhlar için tam birer kitlesel Satanik ritüeller. Beynin suskunluğu, travmatize olmuş zihnin arkasına gizlenmiş korkunç anılardan kaynaklanıyor ve zihin kontrolü endüstrisinde buna ‘değiştirilmiş zihin hali’ deniyor. Etkisi bilişsel kimlik bozukluğu veya çok kişiliklilik olarak görülüyor. Bu aynı, ciddi bir yol kazasında hafızanın kaybedilmesi gibi bir şey. Daha sonra bu sessiz halde kalan zihin, zihin manipülatörleri tarafından farklı amaçlar için programlanıyor; seks kölesi, suikastçı, terörist, hatta Örümce Ağı ajanları arasında bilgi taşıyan bilgisayar benzeri kurye olarak bile kullanılıyorlar. ‘Ön değişiklik’ dedikleri kişiler dünya ile etkileşimde oluyorlar, dolayısıyla herkes onları gerçekten kendileri gibi sanıyor, zaten kendileri de öyle zannediyorlar, oysa bilinçaltındaki ‘arka değişiklik’ belirli şifrelerle açılarak ‘ön değişiklik’in yerini alıyor. Zihin kontrolü jargonunda bu şifrelere ‘tetikleyici’ diyorlar. Bu bir kelime, cümle, ses veya şifrelemek için kullandıkları herhangi bir şey olabiliyor ve tetiklendiği zaman programlanmış olan davranış gerçekleşiyor. ‘Arka değişiklik’te iken son derece ünlü kişilerin cinsel tacizine ve şiddetli istismarına uğramış olan çocuklar ve genç kadınlar ‘ön değişiklik’e geçtikleri zaman hiçbir şey hatırlamıyorlar.”

Odatv.com