ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : İmam Hatip’te erkek çocuğa cinsel istismarda bulunan Kuran hocasına ‘iyi hal ‘indirimi


İmam Hatip’te erkek çocuğa cinsel istismarda bulunan Kuran hocasına ‘iyi hal’ indirimi

İstanbul Fatih Atatürk İmam Hatip İlköğretim Okulu’nda ücretli öğretmenlik ve Kuran kursu hocalığı yapan Seyfettin Tekin, öğrencisine cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle 28 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Tekin’in cezasında iyi hali indirimi uygulandı.

Evrensel’den Eylem Nazlıer’in haberine göre, B.A’nın ailesinden 3 yıl boyunca gizlediği cinsel istismar, 2017 yılında makat bölgesinde kanama şikayetiyle Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’ne götürülmesiyle anlaşıldı. Muayene sonucunda B.A’nın cinsel istismara maruz kaldığı ortaya çıktı. Annesinin suç duyurusunda bulunması üzerine B.A. Fatih Çocuk Büro Amirliği’nde yaşadıklarını anlattı. 2015 yılında 8. sınıftayken Kur’an Kursu hocası Seyfettin Tekin tarafından cinsel istismara uğradığını açıklayan B.A, hocanın kendisi ile çok ilgilendiğini, kıyafet, ayakkabı aldığını, her bayram kendisini hamama götürdüğünü bundan ilk başlarda şüphelenmediğini aktardı. B.A, bir gün okuldan çıktıktan sonra kursa gittiğini ve çok uykusunun geldiğini belirterek Tekin’in kendisine uyku ilacı gibi bir şey verdiğinden şüphelendiğini dile getirdi. B.A, şüpheliye uyumak istediğini söylediğinde şüphelinin ‘gel benim odamda uyu’ dediğini, uyuyup uyandıktan, Tekin’i yanında pantolonu giyerken gördüğünü, kendisinin ise pantolonsuz olduğunu ve makatın çok acıdığını ve ıslak olduğunu fark ettiğini anlattı. Olay yerinden hemen uzaklaşıp evine gittiğini daha sonra sanığın kendisini her gördüğünde özel bölgelerine dokunduğunu aktardı.

İTİRAF ETTİ

Cinsel istismarın çocuğun beyanıyla ortaya çıkmasının ardından aynı gün, Fatih Çocuk Büro Amirliği’ne çağrılan Seyfettin Tekin ise cinsel istismarı itiraf etti. Tekin, B.A’nın 3 sene önce İstanbul Fatih’te bulunan Atatürk İmam Hatip Kuran kursu derslerine girdiğini belirtti. B.A.’ya maddi yardımda bulunduğunu da beyan etti. Seyfettin Tekin, ifadesinde mağdur ile cinsel ilişkiye girmediğini ancak cinsel davranışlarda bulunduğunu ve pişman olduğunu söyledi.

MAHKEMEDEN İSTİSMARA İYİ HAL İNDİRİMİ

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında ise daha önceki ifadesini reddeden sanığa, çocuğun nitelikli cinsel istismarından 30 yıl hapis cezası verildi. Sanık hakkında iyi hal indirimi uygulayan mahkeme heyeti cezayı 25 yıla indirdi. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen 3 yıl 9 ay hapis cezası da yine indirimle 3 yıl 1 ay 15 güne çevrildi.

Dava süresince tutuksuz yargılanan sanık, karardan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi.

İHD’DEN AÇIKLAMA

İHD İstanbul Çocuk Hakları Komisyonu Twitter hesabından şu açıklama yapıldı:

Bugün, Çağlayan Adliyesi 9.Ağır ceza mahkemesinde görülen ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi olarak takip ettiğimiz B.A davasında, istismarcı sanık cami hocası 28 yıl ceza aldı ve mahkemede tutuklandı.

BU ÇOCUKLAR KİMLERE EMANET EDİLİYOR

Gazeteci Burcu Karakaş "Dindar nesil yetiştirme gayesiyle başlatılan “Camiler Çocuk Dolsun, Ahlakı Kuran Olsun” projeleri yürüten devlet, aşağıdaki formları hazırlamak dışında (!) çocuk Kuran kurslarını ne kadar denetliyor? Bu çocuklar kimlere emanet ediliyor?" diyerek şu belgeyi paylaştı:

Karakaş açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Kuran kursu hocası hapis cezası alarak cezaevine gönderildi, peki ya kurs yöneticileri? Kursları denetlemeyenler? Din eğitimi altında çocuk istismarına göz yumanlar? Çocukların çıkaramadığı ses olmak zorundayız.

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : 15 yaşındaki kız çocuğunu kaçırıp Özgecan Aslan’ın videosunu izletip 3 gün boyunca tecavüz etmişler !!!


15 yaşındaki kız çocuğunu kaçırıp Özgecan Aslan’ın videosunu izletip 3 gün boyunca tecavüz etmişler !!!

Mersin’de 15 yaşındaki lise öğrencisi, bir şahıs tarafından kaçırıldığını ve 3 gün boyunca cinsel istismara uğradığını iddia etti. Özgecan Aslan’ın yaşadıkları anlatılarak korkutulduğunu, ailesiyle tehdit edildiğini öne sürülen kız çocuğu, serbest bırakılan şahsın cezalandırılmasını istedi.

Mersin’in merkez Toroslar ilçesinde ailesiyle birlikte yaşayan lise 2’inci sınıf öğrencisi Z.G.K. (15), kendisinden yaşça oldukça büyük bir şahıs tarafından kandırıldığını ve tehdit edilerek kaçırıldığını öne sürdü. 3 gün boyunca alıkonulduğunu ve bu süre boyunca da birçok kez cinsel istismara uğradığını iddia eden Z.G.K, cep telefonuyla arkadaşının annesinden ‘Beni kurtarın’ diye yardım istediğini, telefon sinyalinin geldiği yeri tespit eden polis tarafından bulunduğunu ve kurtarıldığını anlattı. Z.G.K, daha sonraki süreçte annesi ve babasıyla birlikte Çocuk İzleme Merkezine gittiklerini ancak orada şikayetçi olmadığını söyleyerek, “Çünkü beni ailemle tehdit etti. Dayımın en küçük oğluna zarar vereceğini söyledi. Benim yüzümden kimseye zarar gelmesini istemediğim için şikayetçi olmadım. Daha sonra annemlere anlattım ve şu anda şikayetçiyim. Cezasını çeksin. Bu, kimsenin yanına kalmasın istiyorum” ifadelerini kullandı.

“İÇİMDEKİLERİ KENDİME BİLE ANLATAMIYORUM

Özgecan Aslan’ın yaşadıkları anlatılarak korkutulduğunu, hala yaşadığı dehşetin izlerini taşıdığını ifade eden Z.G.K, kendisini çok kötü hissettiğini vurgulayarak, “Akşamları hiç uyuyamıyorum. İçimdekini kendime bile anlatamıyorum. Kendime anlatamadığımı size de anlatamıyorum. Çok korktum ve hala da korkuyorum. Her an sanki kapıdan geleceklermiş gibi hissediyorum. Bazen babama bakarken onları görüyorum. İyice psikolojim bozuldu. Üç gün ne olduysa her akşam onlar geliyor aklıma. ‘Beni bulmasalardı onların elinde ne hale gelirdim’ diye düşünüyorum. Geceleri tek uyuyamıyorum, ablama sarılıp yatıyorum. Akşam yatarken sayıklıyormuşum” dedi.

“KENDİME SÖZ VERDİM, POLİS OLACAĞIM”

Ailesinin, yaşananların ardından kendisine çok iyi davrandığını belirten Z.G.K, “Şu an tek isteğim okuluma gitmek. Okula giderken karşıma çıkarlar, bir şey olur diye annemler beni açık öğretime yazdırdılar. Ablam, kardeşlerim okula gidiyor, ben gidemiyorum ve kendimi çok kötü hissediyorum. Okula gitmek istiyorum. Polis olmak istiyorum. Çünkü başıma gelenleri belki başkaları da yaşayacak. Ben de sesini duyuramayan insanlara el uzatmak istiyorum. Kendime bir söz verdim; polis olacağım. O insanların içeri girmelerini, diğer insanlarınsa rahatlıkla nefes almalarını sağlamak istiyorum” diye konuştu.

AİLE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

Kızlarının yaşadıklarının ardından yaklaşık bir ay önce Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunan aile, CİMER’e de dilekçe yazarak şikayetini bildirdi. Aile şimdi her iki şikayetin de sonucunu bekliyor. Çocuğunun kaybolduğunu, üç gün boyunca bulamadıklarını, daha sonra kaçırıldığını öğrendiklerini söyleyen Anne Nergis K., “Çocuğumu ben aldım ama nasıl aldım? Üç gün içinde ne yaşadığımı bilemedim. Kaçıran şahıslar bir aydır dışarıda geziyor. Üç gün boyunca çocuğumun sağ mı ölü mü olduğunu bilemedim. Adaletten yardım istiyorum. Benim çocuğum yandı, başka anne-babaların çocukları yanmasın, böyle bir olay yaşamasın. Davacıyım ve bu şahısların cezalarını çekmelerini istiyorum. Özgecan’ın videosunu izleterek çocuğuma tecavüz etmiş. Gereken neyse yapılmasını istiyorum” şeklinde konuştu.

Baba Derviş K. de, “Büyüklerimizden adalet istiyorum. Bu şahısların cezalarını çekmelerini istiyorum” ifadelerini kullandı.

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : Çocuklara cinsel istismar 14 senede 14 bin arttı !!!!


Çocuklara cinsel istismar 14 senede 14 bin arttı !!!!

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kapsamında, Veri Kaynağı’nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Adalet Bakanlığı’ndan derlediği verilere göre 18 bin 290 suçtan çocuklara cinsel istismar davası açılırken, her 1000 çocuktan 16’sının suça sürüklendiği kaydedildi. Toplam nüfus oranı içinde çocuk nüfusu ise giderek azalıyor.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü, Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde kanunen çocuklara tanınan ve tanınması gereken haklar hakkında farkındalık yaratılmayı amaçlayan bir gün olarak 1989’dan beri kutlanıyor.

Veri Kaynağı’nın ‘Türkiye’de Çocuk Hakları’ bülteni, 18 yaş altı her bireyin ‘çocuk’ kabul edildiği BM sözleşmesinden yola çıkarak hazırlandı.

Nüfusun yüzde 28’i çocuk; 2080’de yüzde 19’a gerileyebilir

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 2018 yıl sonu itibarıyla Türkiye nüfusu 82 milyon 3 bin 882 iken bunun 22 milyon 920 bin 422’si çocuk.

Çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 1935-2080. (Tablolar: TÜİK ve Veri Kaynağı)

BM tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında Türkiye’de toplam nüfusun yüzde 48.5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında yüzde 41.8 ve 2018 yılında yüzde 28 oldu.

Nüfus projeksiyonlarına bakıldığında ise çocuk nüfus oranının 2040 yılında yüzde 23.3; 2060 yılında yüzde 20.4 ve 2080 yılında yüzde 19 olacağı öngörülüyor.

Kız çocuklarının ilkokula gitme oranlarında Gümüşhane son, Şanlıurfa ilk sırada
Milli Eğitim istatistiklerine göre ilkokul seviyesinde net okullaşma oranı 2017-2018 öğretim yılında yüzde 91.5 oldu.

Bu eğitim öğretim döneminde ilkokulda birinci ve dördüncü sınıfa giden kız çocuklarının oranı il bazında değerlendirildiğinde, yüzde 61.3’le Gümüşhane son sırada yer almaktadır.

2017-2018 eğitim öğretim döneminde ilkokulda kız çocuklarının okullaşma oranı

Yüzde 94 civarındaki oranlarla sırasıyla Şanlıurfa, Van ve Siirt ise ilk üç sırada yer alıyor.

18 bin 290 suçtan çocukların cinsel istismarı hakkında dava açıldı

Adalet Bakanlığı’nın ‘yıllar itibariyle yayınlanan adli istatistik verileri’nden derlenen bilgilere göre 2018’de 18 bin 290 suçtan çocukların cinsel istismarı hakkında dava açıldı.

Çocukların cinsel istismarı hakkında açılan davalarda suç sayıları 2004-2018.

Söz konusu rakamlar 2004’te 4 bin 32 civarındayken, 2010 yılında hızlı bir artış göstererek 16 bin 135’e yükseldi.

18 yaş altı çalışan çocuk sayısı yükseldi

2017 yılında 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 20.3 iken bu oran 2018 yılında yüzde 21.1’e yükseldi.

2018 yılında 15-17 yaş gurubundaki çocukların cinsiyet bazında işgücüne katılma oranları

2014 yılında ise bu oran erkekler için yüzde 29.4, kızlar için de yüzde 12.1 olarak kaydedilmişti.

Ağrı yüzde 14.8 ile kız çocuk evlenmelerinde ilk sırada

İstatistiklere göre 16-17 yaş grubundaki kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2014 yılında yüzde 5.8 iken, 2018 yılında yüzde 3.8’e düştü.

2018 yılında 16-17 yaş grubundaki evlenen kız çocuklarının toplam evlenmeler içindeki oranı

Söz konusu oranlar il bazında incelendiğinde 2018 yılında Ağrı yüzde 14.8’le kız çocuk evlenmelerinde en üst sırada yer aldı. Ağrı’yı yüzde 14.1’le Muş ve yüzde 12.5’le Bitlis izledi.

Kız çocuk evlenmelerinin toplam evlenmeler içindeki oranının en düşük olduğu iller ise yüzde 0.7 ile Bolu, yüzde 0.9 ile Trabzon ve Artvin.

16-17 yaş grubundaki evlenen erkek çocuklarının toplam evlenmeler içindeki oranı ise yüzde 0.2 olarak kaydedildi. Bu oran 2005 yılında yüzde 0.5 idi.

1000 çocuktan 16’sı suça sürüklendi

Adalet Bakanlığı’nın ‘adli istatistik verileri’nden derlenen bilgilere göre 2018 yılında her 1000 çocuktan 16’sı suça sürüklendi.

Çocuk nüfusta suça sürüklenen çocuk sayısı (100.000 üzerinden hesaplanmıştır.)

Bu oran 2001 yılında yüzde 0.08 olarak kaydedilmişti. 2012 yılından itibaren her 1000 çocuktan ikisinin suça sürüklendiği görülüyor.

Trafik kazalarında hayatını kaybeden çocukların yüzde 42.1’i 0-9 yaş grubunda

Karayolu trafik kaza istatistiklerine bakıldığında 2017 yılında gerçekleşen trafik kazalarının yüzde 15.2’si ölüm ya da yaralanmayla sonuçlandı. Kazalarda toplam 7 bin 427 kişi yaşamını yitirirken, bu rakamın 787’si çocuklara ait.

Yaş grubu dağılımlarına göre değerlendirildiğinde yaşanan çocuk ölümlerinin yüzde 42.1’nin 0-9 yaş grubunda, yüzde 22.2’sinin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 35.7’sinin ise 15-17 yaş grubunda olduğu görüldü.

SAĞLIK DOSYASI /// Aytunç ERKİN : Çocuklara lolipop gibi antibiyotik veriyorlar


Aytunç ERKİN : Çocuklara lolipop gibi antibiyotik veriyorlar

Soner Yalçın’ın ezber bozan kitabı KARA KUTU’daki gerçek:

✔ Dünyada en fazla antibiyotik tüketilen ülkeler: Türkiye, Cezayir, Tunus ve Romanya

✔ 4 Dünyada antibiyotik tüketimi 2000 yılında 21.1 milyar bugün 40.5 milyar dolara ulaştı

✔ 4 Antibiyotik kullanan çocuklar yavaş gelişiyor, geç büyüyor, direnç sistemi zayıflıyor

Soner Yalçın’ın “KARA KUTU-Yüzleşme Vakti” kitabıyla ilgili yazı dizimizin sonuna geldik. Bugün antibiyotikleri, ağrı kesicileri konuşacağız. Bu arada dizin ve kitap, sağlık dünyasında tartışılıyor. Yalçın’ın tezlerine karşı olanlar da savunanlar da sosyal medyada anlatıyor. Sorun şu: Kitabı okumadan eleştiri yapmak…

O zaman Türkiye’nin en tartışmalı konusuna, antibiyotiğe geçelim…

– Türkiye’de 100 reçeteden 35’inde antibiyotik yazılı olduğunu belirtip leblebi gibi antibiyotik kullanılmasının perde arkasını irdeliyorsunuz. Sadece bizde değil, yoksul ve orta gelirli ülkelerde benzer durum var, son on yılda antibiyotik kullanımının da yüzde 114 artışa ulaştı…

– Dünyada en fazla antibiyotik tüketilen ülkeler: Türkiye, Cezayir, Tunus ve Romanya… Ki bu “iyi” halimiz; eskiden reçeteyle satılmıyordu! Dünya genelinde antibiyotik tüketimi 2000 yılında 21.1 milyar dolar olarak kaydedilirken, bugün bu rakam 40.5 milyar dolara ulaştı. Düşün ki, bakteriler artık antibiyotiklere karşı bağışıklık kazandı gerçeğine rağmen! Ya yan etkileri? Aytunç…Kızın Asya olduğu için hep çocuklardan örnek veriyorum: Antibiyotikler en çok çocuklarımıza zarar veriyor ve maalesef en fazla suistimal de çocuklar hastalandığında yapılıyor. Antibiyotik kullanan çocuklar yavaş gelişiyor, geç büyüyor, direnç sistemleri zayıf kalıyor. Daha sık hastalanıyorlar!

Soner Yalçın “Kızın Asya olduğu için hep çocuklardan örnek verdim” dedi ve ekledi: “Bu kitap hayatımın en güç kitabıydı.”

NEDEN ‘AH AKILSIZ KAFAM’ DEDİ

– Sizin de oğlunuz var, Aren…

– Ah kafam! Oğlum hastalandığında koştura koştura doktora gittik… Demediler ki, “Bırakın vücudu savaşmayı öğrensin, bağışıklık sistemi gelişsin.” Dayadılar antibiyotiği! Demediler ki, “Ciddi alerjik reaksiyonlar oluşturabilir.” Kuşkusuz o da zararlı! “Lolipop” şeker gibi antibiyotik verdiler çocuklara ve hâlâ da veriyorlar! Bağırsaklarımızda yaşayan faydalı ve dost probiyotik bakteriler sağlığımızın en büyük güvenceleri ve antibiyotikler bunları öldürüyor. Kimi doktorlar artık bunun farkına vardı; antibiyotikle birlikte probiyotik takviyesi yazıyor reçeteye. İlaç-farmakoloji yan etkileri konusunda yıllarca çabalayıp-didinen Prof. Cankat Tulunay neden medyada çıkarılmaz. Medyadaki arkadaşlar da artık bu konularda kendilerini geliştirmeleri gerekmiyor mu?

ABD’DE 64 BİN SİYAHİ YOKSUL ÖLDÜ

– Ya ağrı kesiciler…

– Aylardır ABD’nin gündeminde ağrı kesici ilaçlarda kullanılan “Opioid” var. Yasal uyuşturucu bu! O kadar ölümler oldu ki; 2016’da ABD’de çoğunluğu siyahi yoksul 64 bin kişi hayatını kaybetti. “Opioid” ilaçların ABD’de trafik kazaları ya da silahlardan daha fazla can kaybına neden olduğunu söyleyeyim. Tepki o kadar büyük oldu ki Trump Beyaz Saray’daki ofisi harekete geçirdi; ofisin başındaki Tom Marino “Etkili İlaç Uygulama Yasası” için kongrede Cardinal Health şirketi adına lobi yapan politikacıydı!

UĞUR DÜNDAR GÜNDEMDE TUTTU

– Ya Türkiye?

– Hangi ağrı kesiciler Batı’da yasak olmasına rağmen Türkiye’de satıldı. İsim isim yazdım, tam 17 ilaç! Lafla büyük gazeteci olunmuyor; Uğur Dündar “Arena” programında “Vioxx” ve “Celebrex” ilaçlarla ilgili Türkiye’de bugüne kadar hiçbir işlem yapılamadığı ısrarla gündemde tuttu. Sonra yasaklama kararı geldi. Bebeklere ve çocuklara verilen ağrı kesici, “Tylenol” hakkında kim ne biliyor?

– Sağlığın, dünyanın en kirli üçüncü sektörü olduğunu söylüyorsunuz. Özel bir şey soracağım; yazarken korkmadınız mı? Çünkü çok tehlikeli bilgiler veriyor, el değmemiş tıp dünyasının gerçeklerini yazıyorsunuz…

– Gazeteciliğe 1987 yılında başladım ve üç ay sonra ölümle tehdit edildim. Bu ülkede ölümün nefesini ensenizde hissetmiyorsanız gerçek anlamda gazetecilik yapmıyorsunuz demektir. Hakikatleri yazarak halkıma karşı sorumluluğumu yerine getiriyorum ve bu mutluluk korkudan çok daha değerli. Umarım ‘KARA KUTU‘kitabım farkındalık yaratıp ezber bozar…

– Zor bir çalışmaya imza atmışsınız kendi adıma teşekkür ederim…

– Ben de… Kitabın yazım sürecinde kahrımı çeken ev halkına teşekkür ederim. Uğur (Dündar) Ağabey’e telefon ettim; “Çok zor bir kitap yazıyorum Sözcü‘de yazmayı bırakmak istiyorum” dedim. Beni bu gazeteye getiren O’dur çünkü. İzin vermedi. Ustaların sözü benim için emirdir. Ama… Hayatımın en güç kitabını yazdım; okuyanlar hak verecektir umarım…

EVDEKİ AĞRI KESİCİLER

Kitaptan bir bölüm

Çocuklu evlerde mutlaka Calpol, Sudafed, Benylin, Tixylis gibi ilaçlar var. Peki, bu ilaçların içine konulan tartrazine, panecau, güneş sarısı, karmozin, kuinolin, allura gibi renklendiricilerin-tatlandırıcıların çocuklar için zararlı olduğu bilinmiyor mu?

E110…Güneş sarısı içeren Buttercup, bebek öksürük ilacı olarak kullanılıyor…
E122… Karmozin içeren Calpol, paracetamol bebek öksürük şurubu…
E124… Ponceau içeren Anbesol, diş çıkarma jeli olarak kullanılıyor…
E210… Medised, bebeklerde ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak kullanlıyor…
E211… Benylin, sert öksürük, ayrıca çocukta derin, kuru ve gece öksürük için kullanılıyor… Boots, kuru öksürük şurubu olarak kullanılıyor…

Hangisini yazayım?

Şurupların-ilaçların çoğu reçetesiz satılıyor! Bu zararlı katkı maddeler hiç gündeme getirilmez.

Hangisini yazmak gerekir: Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) Başkanı Prof. Dr. İnci Yıldız, Türkiye’de yılda 3 bin 500 çocuğa, yani her üç saatte bir çocuğa kanser teşhisi konulduğunu belirterek, “Bu rakam nükslerle 5 bine ulaşıyor” dedi. Çocuklarda kanser artışının sebebi ne? Kimler araştırıp hesap soruyor?

Düşünün… Reçete yazma zorunluluğu 3 yıl önce başladı

Kitaptan bir bölüm

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde antibiyotikler reçetesiz satılmaz. Bizim ülkemizde ise yıllarca önüne gelen arzu ettiği her antibiyotiği istediği her eczaneden, istediği kadar aldı. Her yiyeceğin hangi koşullarda satıldığını denetleyen “devlet aklı” sıra antibiyotiğe gelince yeteri kadar neden dikkatli davranmadı?

Reçete zorunluluğu yıllar sonra 1 Nisan 2016 tarihiyle başladı. Oysa…

Yıllarca basında şu haberler vardı. Son 10 yıldan örnek vereyim:

“Reçetesiz antibiyotik satan eczanelere ağır ceza geliyor.” (22 Temmuz 2006)

“Antibiyotik reçetesiz satılamayacak.” (12 Nisan 2011)

“Reçetesiz ilaca sıkı takip.” (27 Şubat 2013)

Reçete uygulaması niye bu kadar geç uygulanabildi? Türkiye’de bilinçsizce antibiyotik kullanımının bir başka zararı şu: Ülkemizde 4. kuşak antibiyotik kullanımı çok fazla. Daha pahalı olan bu 4. kuşak antibiyotikler genellikle az gelişmiş ülkelerde tüketiliyor. Avrupa ülkelerinde 2. kuşak antibiyotik kullanılırken, ülkemizde neden 4. kuşak antibiyotikler kullanılıyor? Bilmiyoruz!

BİTTİ

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI /// ÜMİT ZİLELİ : ÇOCUK TECAVÜZCÜSÜ İĞRENÇ YOBAZ !!!….


ÜMİT ZİLELİ : ÇOCUK TECAVÜZCÜSÜ İĞRENÇ YOBAZ!. .

Daha birkaç gün önce son yıllarda yüzlercesini binlercesini kahrolarak öğrendiğimiz bir çocuk tecavüzleri haberi daha düştü medyanın gündemine…

İstanbul Ümraniye’de Fıkıh-Der’e ait yatılı ve de kaçak Kuran kursundaki 6 erkek öğrenci cinsel istismar ve tecavüze maruz kaldıklarını belirterek şikayetçi oldu ve iğrenç cerahat patladı!. .

Soruşturma ilerledikçe çocuk sayısı da süratle arttı ve 30’a dayandı!. . Çocukların anlattıkları yürek paralayıcıydı iğrençti… Mesela H. R. Ö isimli çocuk kurs sorumlusu Ömer I. ‘nın cinsel bölgesine yakın alanlara mesaj yaptırdığını cinsel organını tutmasını istediğini anlatıyordu.

Cinsel ilişki teklifinde bulunduğunu kabul etmeyince mescit kapısını kilitleyip yalnız ve aç bıraktığını sonunda tecavüz ettiğini söylüyordu…

Bu herif defalarca tecavüz ettiği çocukları başta Hacı Serkan B. olmak üzere diğer kurs hocalarına da sunuyordu!. .

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame bir parça vicdanı olanlar için yenilir yutulur cinsten değildi… Yukarıda adını verdiğim iki alçakla birlikte en az onlar kadar soysuz Tarık. B. adlı kişi de tutuklandı…

Gazeteci Mustafa Hoş ise tutuklanan isimlerden Ömer I. ‘nın Fıkıh Der’in başkanı olduğunu cinsel istismarı başlatan kişi olduğunu diğer kişilere de tecavüz ettirdiğini ve aynı zamanda Memduhat İlim Derneği’nin başkanı olduğunu da işaret ediyordu. Bu iki dernek zaten kardeş gibiydi!. .

Şehvetiye Tarikatı!. .

Şaşırdınız mı? Ben zerre kadar şaşırmadım!. .

Yıllardır bu türden o kadar çok haberle karşılaştık ki yobazın iğrenç yüzünü o denli çok gördük ki şaşıracak hiçbir şey kalmadı!. .

Bu iktidarın önce kaçak Kuran kurslarını adeta serbest bırakması 2013 yılında da bu tür kuruluşların cezadan iyice kurtulmasını sağlayan karar yüzlerce dernek ve Kuran kursunun ülkeyi ahtapot misali sarmasını sağlamıştı…

Gazeteci kardeşim İsmail Saymaz’ın yeni piyasaya çıkan “Şehvetiye Tarikatı” isimli kitabı bu soysuz yobazların yalnızca erkek çocuklarına kız çocuklarına genç kızlara kadınlara tecavüz etmediklerini insanların beyinlerini de iğfal ettiklerini büyük dolandırıcılıklara örgütlü olarak imza attıklarını da gösteriyor!. .

Örneğin aralarında hakim öğretmen yüksek bürokrat gibi mesleklerden eski milletvekili ve yörenin hatırı sayılır zengin kişilerinin de bulunduğu pek çok kişiyi dini ritüellerle kandırıp milyonlarca dolar dolandırdıkları polis ve mahkeme kayıtlarına geçti!. .

İnanılması gerçekten çok güç ama mesela Hatay bölgesinde pek çok kişinin “Eevinizin altında şu kadar altın dolu küp var. Ancak cinler tarafından korunuyor” diyerek kandırılan pek çok kişi var. Bunlardan toplanan paralar hayal sınırlarını bile zorlayan miktarlara erişiyor!. .

Bu yobaz takımı bir yandan dolandırırken diğer yandan hiç yaşamamış evliyalar adına türbe yaptırıp ardından kendini o türbenin şeyhi ilan edip cinsel istismarlarına da aralıksız devam ediyor!. .

Okurken hayretler içinde kaldığım “Yok artık bu kadar da olmaz” dediğim hikayeler maalesef polis tutanaklarında mahkeme kararlarında yer alıyor!. .

Badeci Şeyh’in sır odası!. .

Saymaz’ın kitabında da anlatılan ancak gazeteci Timur Soykan’ın “Badeci Şeyh’in Sır Odası” kitabında tüm polis tutanakları ile birlikte yer alan “Kırklari Cemaati” hikayesi “yobaz tecavüzlerinin” iğrençlik zirvelerinden birisini oluşturuyor!. .

Bursa Emniyet Müdürlüğü’ne 9 Haziran 2011 günü gelen bir ihbarda arayan kişi şöyle diyordu:

–Kırklari Cemaati Şeyhi Uğur Hoca kız çocuklarına Kuran öğretme bahanesi ile cinsel istismarda bulunuyor. Şu anda da içeride kız çocukları var… Mahalleli hocayı linç edecek!”

Polis belirlenen adresi bastı ve ortaya inanılmaz bir “tecavüzler serisi” çıktı!. . “

Uğur korunmaz yıllardır yüzlerce müridiyle her türden ilişkiye girmişti. En önemli iki başlık ise “Badelenme” ve “Tabi olmak” idi… Badelenme şeyhin organını emmek tabi olmak ise ters ilişkiye girmek anlamına geliyordu…

Tüm sapkınlıklar anahtarı yalnızca Şeyh de bulunan “Sır Odası” adı takılan yerde gerçekleşiyordu. . Bu herifin yaptıklarının ayırdına varıp şikayette bulunan çok sayıda kişi olduğu gibi bir o kadar da her şeye karşın bağlılığını en üst derecede sürdüren müritler vardı!. . İşte müritlerden bazılarının polis ifadeleri:

–Şeyh tarafından badelenen ve ters ilişkiye girerek tabi olan Mesut K: Her şey benim isteğimle gerçekleşti. Karım Hoca ile cinsel ilişkiye girmek istese memnun olurum…

–Sır Odası kapısında bekçilik yaptığı iddia edilen mürit: Zikir esnasında yanma mertebesine geldikten sonra “cezbelenme” oluyor. Bende böyle bir halde kendi rızam ile badelendim. Eşimi de götürmek istedim ama gelmedi…

-Bir mürit: Bu şahsa iman ettim… Badelenme bize göre ilahi aşktır…

Örnek o kadar çok ki; gelin bir de Şeyh denilen herifin ifadesine bakalım:

–Ben ilişkiye girmezsem cezbelenen mürit deli durumuna gelir…

-Benim şeyhim Hasan Burkay Efendi de beni badeledi…

Müritler bu Şeyh denilen sapığa çocuklarını eşlerini nişanlılarını kardeşlerini dahi getirdiler!. . Yerel mahkeme ilk verdiği karar Yargıtay tarafından bozulduktan sonra ikinci yargılamada Şeyh Efendiyi 188 yıl ağır hapse mahkum etti!. . Mahkeme kararında şöyle bir cümle dikkat çekiyordu:

–Orta zekadaki bir insan karşı koyardı!. .

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/umit-zileli/cocuk-tecavuzcusu-igrenc-yobaz-5319343/

YOLSUZLUK DOSYASI : Odatv AKP’nin büyük yalanını ortaya çıkarıyor… Erdoğan’ın çocukları hangi araziye göz dikti ve aldı


Odatv AKP’nin büyük yalanını ortaya çıkarıyor… Erdoğan’ın çocukları hangi araziye göz dikti ve aldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ bir süre önce imar hakkı da olan bazı arazilerini, gelir amaçlı satışa çıkarmıştı…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ bir süre önce imar hakkı da olan bazı arazilerini, gelir amaçlı satışa çıkarmıştı. Kurum amacının, dar gelirli aileler için sosyal konut üretme ve duran kentsel dönüşüm projelerine tekrar başlamak olduğunu belirtiyordu. Aynı günlerde İBB AKP Grubu meclisteki çoğunluğunu kullanarak bu arsaları yeşil alan ilan etti.

Ne güzel!

Bununla da kalınmadı; AKP’liler İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu “KİPTAŞ tarihinde hiç arazi satmadı” diyerek eleştirdi.

Ancak…

Gelin görün ki…

Odatv, AKP Grubu’nun iddiasını araştırdı ve ortaya çok çarpıcı gerçekler çıktı.

Evet, yalan söylüyordu yine AKP. KİPTAŞ meğer daha önce de arazi satmıştı. Üstelik satılan arazinin tüm taliplileri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarıydı!

İşte Odatv farkıyla, yılın en ilginç gayrimenkul öyküleri…

ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI TALİP OLDU VE ALDI

Tarih: Mayıs 2017.

Eyüp’te bulunan ve mülkiyeti İBB adına kayıtlı olan yapı ruhsatlı bir arsa, KİPTAŞ tarafından 28 milyon değer biçilen 35 daire karşılığında satın alındı.

Çok değil, 2 ay sonra Temmuz 2017’de…

KİPTAŞ bu arsa için satış kararı aldı.

Nasıl oluyorsa, alış fiyatına satışa çıkarılan bu arsaya alıcı çıkmıyordu.

Bırakın alıcıyı, almak için teklif bile gelmiyordu!

Sanırız; Yeni Şafak Gazetesi’ni kimse okumuyordu ki, bu gazetede verilen ilan görülmemişti!

Bunun üzerine…

Bugünün AKP’li Ümraniye Belediyesi Başkanı İsmet Yıldırım’ın başında bulunduğu o zamanki KİPTAŞ yönetimi, satış yöntemini Genel Müdürlük yetkisine aldı.

Bakın siz; bu defa teklifler yağmaya başladı!

İşte ilk başta nedense(!) alıcısı çıkmayan arsanın yeni taliplileri:

Sümeyye Erdoğan’ın yönetimindeki KADEM…

Bilal Erdoğan’ın yönetimindeki TÜRGEV…

Bilal Erdoğan’ın yönetimindeki TÜGVA…

Dönemin KİPTAŞ Genel Müdürlüğü, bu yeni alıcıları görünce hiçbir pazarlık dahi yapmadan uzun vadeli taksitle arsayı TÜGVA’ya sattı. Üstelik arsa devrinin yapıldığı gün 19 Nisan 2019’du.

Yani…

İstanbul’daki iki seçim arasında, 19 Nisan 2019 tarihinde, arsanın devri TÜGVA’ya yani dolaylı olarak Bilal Erdoğan’a yapıldı.

Ne diyordu AKP grubu?

“KİPTAŞ hiç arsa satmadı bugüne kadar!”

Ah, ne büyük yalancılar…

TARİH TARİH SATIŞLAR

Bitti mi?

Biter mi!

İşte tarihleri ile KİPTAŞ’ın diğer satışları:

1- 6 Ekim 2010 tarihinde İkitelli’de 5.447,56 metrekare arsa satıldı.

2 – 18 Şubat 2011 tarihli Sabah Gazetesi ilanında; KİPTAŞ’tan satılık Esenyurt İlçesinde 1780 ada 16 parselde 2.825,89 metrekare yüzölçümlü akaryakıt imarlı arsa vardı. Tabii ki satıldı!

3- 1 Haziran 2011 tarihinde İkitelli’de 18.032,67 metrekare arsa satıldı.

4- 12 Eylül 2014 tarihli Genel Müdür müzekkeresi ile satışına olur verilen, Süleymaniye’deki 20 adet parsel tek kalemde satıldı.

Kime mi? Tabii ki Katarlılara!

5- 14 Ekim 2014 tarihinde Fatih Mollahüsrev’de 102,00 metrekare arsa satıldı.

6- 21 Temmuz 2016 tarihinde İkitelli’de 2.204,44 metrekare arsa satıldı.

Ortaya çıkan tablo işte buydu.

İBB’deki AKP Grubu’nun “İstanbul’a yeşil alan kazandırdık” propagandası, tecrübeyle ve bu yukarıda yazdığımız olgularla biliyoruz ki, sahteydi.

Asıl amaç, İmamoğlu yönetimine gelir kapılarını kapatma çabasıydı.

GÖZDEN KAÇIRILAN EN ÖNEMLİ ARAZİ: ETİLER POLİS OKULU

Bakınız…

Gerçekten de, AKP Grubu’nun bu yeni yeşeren “yeşil alan sevdası” güzel.

Ama umut verici değil…

Zira, dedik ya, amaç farklı.

Keza, her nedense yeşil alana çevirmeyi “ihmal ettikleri” çok önemli bir arazi var. Öyle ya, kamuoyunda “Etiler Polis Okulu arazisi” olarak bilinen bölge de yeşil alana çevrilebilirdi!

Her ne kadar hem İBB, hem de iştirakleri bu arazi için mali yük altına girse de, yeşil alana dönüştürülmesi önünde engel yoktu.

Evet…

AKP Grubu, kamuya 318 milyon liraya mal olan, üstelik proje maketi bugün hala KİPTAŞ binasının girişinde sergilenen Başakşehir’deki araziyi bir kalemde sıfırladı ve yeşil alan yaptı.

Soruyla bitirelim:

İBB’deki AKP Grubu’nun, Etiler’deki Polis Okulu arazisini yeşile katmamasındaki neden, acaba o arsaya 3 gökdelen yapmaya çalışan firmaların arkasındaki yandaş medya patronu mu?

Odatv.com

ENGELLİLERİMİZ DOSYASI /// Murat AĞIREL : “Ben otizmi olan bir çocuğum”


Murat AĞIREL : "Ben otizmi olan bir çocuğum"

Aslında beni neden yuhaladığınızı ve bana neden ‘otistik’ dediğinizi anlamadım. Otizm benim karakterimin sadece bir parçası. Ben sadece arkadaşlarımla oynamak, iletişim kurmak, sosyalleşmek, öğrenmek istiyorum. Bazen bunları istemiyor gibi görünüyor olabilirim. Aslında sadece bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Arkadaşlarım beni oyun için davet edip teşvik ettiğinde ben de oyunlar oynayabiliyorum.

Evet, bazen sizin çocuklarınız ile göz göze gelemiyorum. Ama oyunlarda hile yapmıyorum, yalan söylemiyorum, kimseye ön yargılı yaklaşmıyorum, kimse ile dalga geçmiyorum. Sadece sosyalleşmem için bana yardımcı olabilirsiniz.

Bazen anlamadığımı düşünebilirsiniz.

Sadece ben somut düşünürüm. Okulda oynarken bazen hınzırlık yaptığım doğrudur. Koridorda koşarken ‘Arkandan atlı mı kovalıyor’ derseniz anlamıyorum. Ancak ‘Koşturmayı bırak’ derseniz, ‘Çantada keklik’ demek yerine ‘Bunu yapmak senin için çok kolay’ derseniz benim de aklım karışmaz ve sizi anlayabilirim.

Kelime dağarcığım ne yazık ki sınırlı.

Duygularımı sizlere anlatmak için bazen doğru kelimeleri bulamıyorum. Bu durumda çok zorlanıyorum. Ben çocuğum… Acıkmış, üzülmüş, korkmuş, aklım karışmış olabilir. Bunu da size anlatamıyor olabilirim. Siz benim vücut dilime bakın, tepkilerime bakın…

Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna "ekolali" denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.

Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

Bazen beni çağırdığınızda sizi farklı şekilde duyuyor olabilirim. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimelerle benimle doğrudan konuşun.

Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

Çok şey istiyor gibi görünüyor olabilirim ancak lütfen beni koşulsuzca sevin. ‘Keşke şöyle olsaydı…’ ‘Keşke bunu yapabilseydi…’ türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil.

Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet, belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor.

Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki… Söz veriyorum, ben buna değerim!"

Bunları Otizm Vakfının sayfasından çok daha önceleri okumuştum.

Aksaray’da bulunan Merkez Mehmetçik İlkokulunda bazı veliler, otizmli çocukları yuhaladı haberini görünce ilk aklıma gelen şey bu yazı oldu.

İnanamadım.

Haberde, Mehmetçik İlkokulu’nda otizmli çocuklar ile aynı binada eğitim gören diğer çocukların velileri otizmli çocuklara karşı eylem yaptı Veliler, otizmli çocukların kendi çocukları ile aynı okulda eğitim görmesine karşı çıktı. İşin enteresanı okul müdürünün de bu eylemi desteklediği iddia edildi.

Halen algılayamıyorum.

Neden?

Anayasa ve kanunlar ile güvence altına alınan "Eğitim hakkı" nasıl ve neden engellenmek istenir? Biz bu kadar mı kötü olduk?

Bakın arkadaşlar;

İlaç tedavisi olmayan otizmin, tek tedavisi eğitim ve sevgidir. Otizmli çocuklar ne yazık ki yeterli eğitimi alamıyor, çalışabileceği, sosyalleşebileceği çok fazla yer de yok.

Otizmli çocuğu veyahut engelli çocuğu olan anneler kendilerinden fazla çocuklarını düşünüyorlar ve devamlı kaygılılar. Bizler hayatın tüm imkânlarından sınırsız şekilde ve plansızca yaşarken otizmli, engelli çocuklarımızın anneleri devamlı tüm ayrıntıları düşünmek zorundalar. Maddi olarak yükleri çok ağır. Daha fazla yük yüklemek yerine o ağır yüklerine destek olmaya çalışmak zorundayız.

Bunlar yetmezmiş gibi zaten çok çok az olan okullarda ve en temel hakları olan eğitimlerine mani olmak ne demek? Destek vermek yerine çocukların iyice içine kapanmasına neden olacak davranışlarda bulunmak ne demek?

Sayın Milli Eğitim Bakanı, lütfen Sivil Toplum Kuruluşları ile iş birliği halinde otizmli eylem planını artık aktifleştirin. Bu bir lütuf değil Anayasal haklarıdır.

Otizm Gönüllüleri Derneğinin ve Dernek Başkanı Av. Sedef Erken’in çağrısı çok önemli:

"Bugün özel eğitime ihtiyaç duyan bir otizmli bir çocuğunuz olmayabilir ama yarın olmayacağı anlamına gelmez. Hepinizi insanlığa davet ediyoruz."

"İnsanlığa" davet ediyoruz!