DARBELER DOSYASI /// Türkiye Askeri Darbesi : TÜrk Hükümetine Göre Suçlular CIA ve FBI


Türkiye Askeri Darbesi : TÜrk Hükümetine Göre Suçlular CIA ve FBI

08 Ağustos 2016

Türkiye Askeri Darbesi: Türk Hükümetine göre suçlular CIA ve FBI

Türkiye ve ABD arasındaki ilişkiler hızla kopma noktasına doğru ilerliyor. Gülen, ABD liderliğinde, Türkiye’deki askeri darbeyi planlamakla direkt olarak suçlanıyor. Eğer durum gerçekten böyle ise Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler soğumanın ötesinde tamamen kopabilir. Türkiye sadece ABD’den değil NATO’dan da tamamen ayrılma noktasına doğru hızla ilerliyor… RI

ISTANBUL – Türkiye Anadolu Haber Ajansının bildirdiğine göre; ABD’nin en büyük iki istihbarat servisi Türkiye’deki başarısız darbe girişimini yönetmekle suçlanıyor.

Anadolu Ajansının yaptığı habere göre, Türk Hükümeti yetkilileri, CIA – Merkezi İstihbarat Teşkilatı ve FBI – Federal Soruşturma Bürosunun, Gülen Hareketi mensuplarını birçok alanda eğittiğini iddia ediyor.

İddialar, ABD’de sürgünde yaşayan imam Fethullah Gülen ile ilgili. Türk Hükümeti, Gülen ve Türk ordusundaki taraftarlarını darbe girişimini yönetmekle suçluyor.

Ankara Gülen’in derhal ABD’den sınır dışı edilmesini talep etti, fakat Washington, sınır dışı etmek için, Gülen’in 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe ile ilişkisini ortaya koyan ‘sağlam deliller’ talep ediyor.

Türk yetkililerin yaptığı açıklamaya göre başarısız darbe girişimi esnasında en az 290 kişi hayatını kaybetti, hayatını kaybedenlerin 100’den fazlası darbe girişimine katılanlar.

İddiaya göre darbe girişimi, 17 Aralık tarihinde bazı savcılar ve güvenlik kuvvetleri tarafından yürütülen operasyonun devamı. 17 Aralık Süreci, 17 Aralık 2013 tarihinde açılan ve üst düzey hükümet görevlilerini hedef alarak, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Gülen’in aralarının açılmasına neden olan süreç.

Hükümete mensup bakanlar da dâhil Türkiye’de bazı çevreler, Washington’un ret etmesine rağmen, başarısız darbe girişiminde ABD’nin rolü olduğunu ileri sürüyorlar.

‘‘Bu darbe girişiminin hedefi, devleti bütün kurumlarını kapsayacak şekilde etkisiz hale getirmek ve hükümeti devirmekti ve CIA ile FBI tarafından eğitilen yargı ile emniyet kuvvetlerine mensup Gülen Hareketi mensupları bu darbenin içinde rol aldılar.’’

Ercan Caner, Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Birleşmiş Milletler (BM), Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve savunma sanayinde toplam 30 yıllık çalışma deneyimine sahiptir. Ercan Caner evli ve iki çocuk babasıdır.

Kaynak: http://french.xinhuanet.com/2016-07/28/c_135547705.htm

CIA DOSYASI : CIA FETÖ’yü Yunanistan’da sahaya sürdü


CIA FETÖ’yü Yunanistan’da sahaya sürdü

CIA’nın firari operasyon elemanlarından FETÖ’cü Abdullah Bozkurt, Ankara ile Atina arasındaki gerilimde Türkiye’nin ulusalcı siyasetlerini eleştirdi, Dr. Doğu Perinçek ve Amiral Cem Gürdeniz’i hedef aldı.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginliğin yüksek olduğu dönemde CIA, Avrupa’daki FETÖ’cüleri sahaya sürdü. Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki milli siyasetlerini hedef alan FETÖ’cüler, bunun sorumlusu olarak da Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek ile Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’i gösterdi.

FETÖ’nün sitesi Nordic Monitor’de Abdullah Bozkurt imzasıyla yayınlanan bir haberde, Balyoz kumpasında gündeme gelen ve sahteliği defalarca ispat edilen sözde Suga Harekat Planı yeniden gündeme getirildi. Suga Harekat Planı’nın "2003 yılında iç siyasi hedefler için komşu Yunanistan ile kasıtlı olarak gerginlik yaratmak maksadıyla sahte bayrak operasyonu yapılmasını içerdiği" kaydedilen haberde, planın bugün güncellenerek devreye sokulduğu ileri sürüldü. Haberde planın sahibinin Amiral Cem Gürdeniz olduğu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından yürütüldüğü ve Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek tarafından desteklendiği iddia edildi. Haberde "Bugün İslamcı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun destekçisi, militan siyasetçi Doğu Perinçek liderliğindeki neo-milliyetçiler (Ulusalcı) tarafından yönetilen hükümetin zihniyetini anlamak için, Suga gizli planını hatırlamak gerekir" ifadeleri kullanıldı.

YUNAN BASINI ATLADI

FETÖ’cü Abdullah Bozkurt’un Balyoz yalanlarına Yunan basını da atladı. Greek City Times sitesi Bozkurt’un yalanlarını alarak, "Belgeler, Türkiye’nin Yunanistan ile mevcut düşmanlığının 2003’teki gizli askeri planla bağlantılı olabileceğini gösteriyor" başlığıyla sundu. Haberde "Suga’nın yazarı Cem Gürdeniz, bugünlerde hükümet yanlısı ağlarda yer alıyor, şahin bir çizgi vaaz ediyor ve Türkiye’nin Yunanistan ile askeri olarak angaje olması gerektiği fikrini destekliyor" denildi.

SUGA’NIN YALANLARI

Yargılamalar süresince sözde Suga Harekat Planı içerisinde üç binden fazla yanlış bilgi olduğu tespit edilmiş, daha sonra verilen takipsizlik kararında bilgilerin sahteliğine ilişkin dikkat çeken ayrıntılar yer almıştı. Karara göre;

  • Suga, plan formatına aykırı hazırlanmış.
  • Askeri yazışma kurallarına uymuyor.
  • Planı yazdığı iddia edilen Ramazan Cem Gürdeniz, o tarihte karargahta görevli değil.
  • Mesaj ilgi numarası sahte.
  • Eklerde adı geçen bazı askerler, Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli.

ABDULLAH BOZKURT KİMDİR?

FETÖ’nün Today’s Zaman Gazetesi’nin eski Ankara Temsilcisi Abdullah Bozkurt, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Avrupa’ya kaçarak İsveç merkezli Nordic Monitor sitesini kurdu. Siteyi bir operasyon merkezine çeviren Bozkurt, Türkiye’den kaçırdıkları kimi gizli kimi sahte belgelerle Avrupa’yı Türkiye’ye karşı kışkırtma görevini üstlendi. Libya’daki üst düzey istihbaratçı komutanları ifşa eden Bozkurt ve ekibi, Karlov suikastından kısa süre önce de "Türkiye’de büyükelçiler güvende değil" haberleri yapmıştı.

‘FETÖ RADYOAKTİF KİRLENME GİBİDİR’

FETÖ’nün Yunanistan konusunda sahaya sürülmesini Aydınlık’a değerlendiren Amiral Cem Gürdeniz, şunları söyledi:

"Görüyoruz ki Türkiye’de hala FETÖ’yü aklamaya ve FETÖ ile ilişkileri normalleştirmeye çalışanlar var. Görüyoruz ki hala üst düzey siyasi ve stratejik düzeyde, FETÖ’yle mücadelede büyük eleştirilere neden olan uygulamalar var. İsveç’ten Türkiye’ye melanet kusmaya devam eden FETÖ yapılanmasının Doğu Akdeniz ve Ege gibi Türkiye’nin en hayati çıkarlarının söz konusu olduğu bir konjonktürde, Yunanistan için nasıl hararetle çalıştığını görüyoruz. Kumpas olmasının yanı sıra kullanılan dijital malzeme üzerinden sahteliği binlerce kez Türkiye ve Amerika’daki dijital bilirkişiler tarafından ispat edilmiş FETÖ mamulü ürünlere 10 yıl sonra tekrar başvurmaları, Türkiye’de hala FETÖ’ye hizmet hareketi gözüyle bakanlara da bir ders olur. FETÖ radyoaktif kirlenme gibidir. İhanet ve kötülüklerinin sonu yoktur."

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA


TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA

13 Temmuz 2020

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mustafa Akış’ın CNN Türk’teki FETÖ’nün örgütsel şemasına dönük anlattıkları bu alçak yapının nasıl sinsi, ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Çünkü son derece profesyonellik ve gizliliğin hâkim olduğu müthiş bir örgüt yapısı söz konusu… Herkes birbirini denetliyor, kontrol ediyor. Örneğin ordudaki her öğrencinin abisi, her generalin, albayın ya da diğer rütbelilerin örgütsel anlamda öğretmenleri, genel müdürleri, müdürleri farklı. Tabii o abileri ve diğer sorumluları denetleyenler de… Ve bu karmaşık yapılanmayı, örgüt şemasını en tepedekiler dışında kimse bilmiyor. O nedenle de yukarıdan gelen talimatlar TSK’da veya FETÖ’nün sızdığı diğer kamu kurum ve kuruluşlarında kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz yerine getiriliyor. Hem de dünyanın önde gelen istihbarat servislerini kıskandıracak kadar profesyonellikle… Dolayısıyla bu noktada akla gelen soru da şu:

Bunların hepsini FETÖ’mü yaptı ya da nasıl yaptı? O kadar akıl mı var? Yanıtı MİT Kontrterör Merkezi eski başkanı Mehmet Eymür veriyor:

“Ben FETÖ’yü sadece bir terör örgütü olarak görmüyorum. Bunun muhatabı ABD’dir. Yani Amerika bize zarar veriyor ana fikir o, bunu tartışmak lazım. Hiç kimse boş bırakılmamış. Bunun istihbarat yapısı olduğu artık belli o kadar bariz ki. Ben böyle bir proje geliştirsem bu kadar detayını çizemezdim.”

Muhatap ABD derken?

“Amerikan istihbarat yapılanması bu. FETÖ’nün üst kademesindeki birçok adamın ABD istihbaratıyla direk ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Adil Öksüz’ün ABD’ye gittiğinde Fetullah Gülen’e gitmese dahi CIA’ye uğrayıp bilgi verdiğini düşünüyorum. Nitekim ABD Başkan Yardımcısı Biden geldiğinde komputer oyunu oynadığınızı zannettik diye dalga geçti. Onun için bu işin muhatabı Fetullah Gülen değil onu idare edendir. İdare eden de belli ABD istihbarat teşkilatı CIA.”

Bu kadar adam nerede, nasıl yetişti?

“Ben çok olağanüstü insanlar olduklarını zannetmiyorum. Ama verilen görevleri yapıyorlar ciddi bir şekilde. Kaç kere yurt dışına çıkmış adam muhakkak talimat alıyor şunu şöyle yap bunu böyle yap diye. Adil Öksüz’ü gördük çok mükemmel bir adam mı? Sıradan bir adam. Ben Adil Öksüz’ün yaşadığını bile zannetmiyorum. Çünkü söyleyecekleri, doğru söylerse ortalığı karıştırır. Onun için pek yaşadığını Almanya’da falan olduğunu zannetmiyorum. ABD konsolosluğunun telefonla araması da irtibatsızlık olduğu, ulaşamadıkları için. Hani, vizesini iptal edecektik falan demişlerdi ya hepsi hikâye. İnandırıcı bir şey değil.”

FETÖ’nün kesinlikle bir servis yapılanması olduğunu yineleyen Eymür, devam ediyor:

“Bunun muhatabı kesinlikle Fetullah Gülen değil. O bir projenin elemanı. O görevini yapıyor, konuşuyor dua ediyor falan. Ama kapasitesi bu kadar geniş yapılanmayı idare edecek kadar değil. Fetullah Gülen CIA’nın kuklası kesinlikle. Ben başından beri hiçbir zaman silahlı bir terör örgütü diye bakmadım birer kukla diye baktım.”

Örgüt kafası değil bu yani?

“Değil. İşte PKK’nın yapılanmasına bak. Askeri kolu var, siyasi yapısı var falan filan. Böyle acayip bir yapılanması yok yani. Basit bir yapılanma o da bir destek gördüğü için. DHKP’de öyle bir lider altında ne yaptığını bilmeyen zavallı askerleri… Bombaları takıp intihar eden adamlar.”

CIA FETÖ’nün attığı her adımı biliyordu o zaman?

“Mümkün mü bilmesin. Herşeyden haberleri var kim geliyor kim gidiyor haberi olmaması mümkün mü? Boş bırakırlar mı? FETÖ bir ABD projesi, istihbarat projesi başında da CIA var kesinlikle. FETÖ’nün birçok şeyden haberinin olmadığını düşünüyorum. Bu kadar raporlar gelecek dinlemeler gelecek onlarla uğraşması mümkün değil… O kukla, İsmi, cismi kullanılıyor. Orduyu bozdular, polisin içini bozdular, hâlâ ayıklanıyor… Bize bu kadar zarar veren bir yapıyı idare edeni görmemezlikten gelmemeliyiz. Neyse bunun bedeli cevap vermek lazım neye mal olacaksa…

CIA DOSYASI : ‘Covid-19’un arkasında CIA var’


‘Covid-19’un arkasında CIA var’

Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te bir kişi aracıyla Çin Büyükelçiliği’nin kapısına kasıtlı olarak çarptı. Gözaltına alınan kişinin CIA’yi Kovid-19 pandemisinin arkasında olmakla suçladığı ve Çin’den yardım istediği öne sürüldü

Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te sürdüğü araçla Çin Büyükelçiliği’nin dış kapısına kasıtlı şekilde çarpan kişi gözaltına alındı.

Çin Büyükelçiliği olayda yaralanan olmadığını ancak araçta ve elçiliğin dış kapısında zarar olduğunu duyurdu.

Pazartesi gecesi yaşanan olayın ardından çok sayıda polisin elçiliğe gittiği ve elçiliğin bulunduğu sokağını kapatıldığı belirtildi. Yerel medya, elçilik kapısına araçla çarptıktan sonra gözaltına alınan kişinin kimliğini 24 yaşındaki Gaston Sanda olarak açıkladı.

AFP’ye konuşan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Sanda’nın olaydan önce elçiliğe gelerek yetkililerle görüşmek istediğini ancak reddedildiğini söyledi.

"Kovid-19 hakkındaki gerçeği biliyorum"

Olay yerindeki görgü tanıkları Sanda’nın araçta bomba olduğunu öne sürdüğünü de söyledi. İncelemelerde bulunan polis araçta patlayıcıya rastlamadı.

Express’in haberine göre yerel kaynaklar ayrıca Sanda’nın Çin’den yardım istediğini çünkü elinde koronavirüsle ilgili bilgi olduğunu öne sürdüğünü de söyledi.

Polis kaynakları Sanda’nın üniversiteden sınıf arkadaşlarına gönderdiği videoyu da doğruladı.

Videoda ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’NIN (CIA) küresel Kovid-19 salgınında rolü olduğunu iddia eden Sanda, "Kovid-19 hakkındaki gerçeği biliyorum. Çin Büyükelçiliği’nin yardımına ihtiyacım var. Lütfen bu videoyu viral yapın" diyor.

Gencin eylemi gerçekleştirme nedeni Arjantinli yetkililerce soruşturulmaya devam ediyor.

MEDYA DOSYASI /// Soner Yalçın : CIA, Kinzer ve Müyesser


Soner Yalçın : CIA, Kinzer ve Müyesser

17 Haziran 2020

ABD ve Çin, COVID-19’un kaynağı konusunda birbirlerini suçlamaya devam ediyor…China Daily virüsün ABD Maryland’deki Fort Detrick’den yayıldığı yazdı…

Peki bunun Müyesser Yıldız’ın tutuklanmasıyla ne ilgisi var?

Başlayabilirim:

Albert Hofmann (1906-2008)…

İsviçreli kimyager. Sandoz ilaç şirketi laboratuvarlarında kan akışını hızlandırıcı ilaç yapımı için çalışırken, 37 yaşında (buğday, çavdar, mısır gibi tahıl ürünleri üzerinde asalak yaşayan) zehirli mantarın uyuşturucu özelliğini keşfetti: LSD…

Dört yıl sonra…

CIA şu projeye başladı: MKULTRA-LSD…

Bütçesinin yüzde 6’sını bu projeye ayıran CIA, kimyasal uyuşturucu LSD’yi biyolojik silah olarak kullanacaktı.

Çalışmaların yapıldığı yer, Maryland’deki Fort Detrick idi. Burası aynı zamanda ABD Ordusu Biyolojik Savaş Laboratuvarları (USBWL) biriminin olduğu yerdi. Ki çalışmalar İkinci Dünya Savaşı’nda başladı. Burası biyolojik savaş araştırma alanı haline geldi.

Sadece LDS üzerinde durmadılar. Örneğin, özellikle sarı humma virüsünü taşıyan sivrisinekler de dâhil olmak üzere çok çeşitli böcekler üzerinde çalıştılar.

Bu araştırmaları ilk Merck ilaç şirketi sahibi George W. Merck destekledi.(Rockefeller’a filan girmeyeyim; hele Fort Detrick’in Ebola virüsü ile ilişkisinden bahsetmeyim bizim “çok bilmişler” rahatsız oluyor!); LSD’nin ilk fahişeler üzerinde denenmesini veya ABD rejimini tehdit eden 68 Kuşağı/ ‘Çiçek Çocukları’nın serbest kullanımı için bu uyuşturucunun yasallaşmasını filan geçeyim…

Konumuz başka:

“KİRLİ DÜZENBAZ”

Sidney Gottlieb (1918-1999)…

Amerikalı zehir uzmanı kimyager.

MK-ULTRA olarak bilinen biyolojik savaş projesinin başındaki isimdi.

“Kara Büyücü” ve “Kirli Düzenbaz” olarak tanındı. Çünkü:

CIA’nın 1950’lerden itibaren yaptığı suikast girişimlerinin gizli yöneticiydi.

Mesela… Castro’ya zehirli dolma kalem, zehirli puro, zehirli bir dalgıç kıyafeti, patlayan bir kabuklu deniz hayvanı göndermek veya televizyon stüdyosuna LSD püskürtmek gibi tuhaf yöntemler denedi!

Kongo Başbakan Lumumba’dan Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın öldürülmesine kadar bir dizi cinayette parmağı vardı…

ABD kirli tarihini yazmayı uzatmayayım.

Bir isim daha tanıtıp ana konuma geçeceğim:

Stephen Kinzer (d.1951)…

Amerikalı gazeteci-yazar.

Dünyanın dört bir yanında New York Times gazetesi için haberler yazdı.

Türkiye’de bir dönem pek meşhurdu; 1996-2000 yılları arasında gazetenin İstanbul bürosunu kurup yönetti…

-1991 yılında, ABD’nin Nikaragua iç savaşı dönemindeki gizli faaliyetlerini anlattığı “Blood of Brothers” kitabını yazdı…

-2003 yılında, ABD’nin İran’da yaptığı darbeyi ve Ortadoğu terörünün kaynağını anlattığı “All the Shah’s Men” kitabını yazdı…

-2006 yılında, ABD’nin çeşitli ülkelerde yaptığı darbeleri anlattığı “Overthrow” kitabını yazdı…

-2013 yılında, Soğuk Savaş’ın “mucidi” ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ile CIA Başkanı Allen Dulles kardeşleri anlattığı “The Brothers” kitabını yazdı…

-2017 yılında, Theodore Roosevelt, Henry Cabot Lodge ve William Randolph Hearst gibi emperyalist genişleme için bastıranlar ile bunlara karşı çıkanların mücadelesini anlatan “The True Flag” kitabını yazdı…

Gelelim son yazdığı kitaba…

“POISONER IN CHIEF”

ABD gizli operasyonları hakkında kitaplar yazan Stephen Kinzer geçen yıl “Poisoner in Chief” kitabını çıkardı.

“Usta büyücü”-“kibar kalpli işkenceci” dediği CIA’nın “baş zehirleyicisi” Sidney Gottlieb ve onun başında olduğu MK-ULTRA projesi ürünü biyolojik savaş gereçleriyle dünyanın dört yanında neler yapıldığını gözler önüne serdi. Bu projeyle üretilen casus aletlerinin CIA elemanları tarafından yıllarca nasıl kullanıldığını anlattı…

Gelelim sonuca:

Dünyanın bir yanında John Marks, Martin A. Lee, Darrell Y. Hamamoto, Tom O’Neill vd. böyle kitaplar yazıyor, haberler yapıyor.

Dünyanın dört yanında sızdıran suçludur, sızıntıyı yazan gazeteci değil!

Oysa Türkiye’de, cenazeye herkesin davet edildiği MİT şehidi haberi yaptıkları için Barış Pehlivan-Barış Terkoğlu hapse atılıyor… Açık kaynaklardan derlediği iki haber yüzünden Müyesser Yıldız hapse atılıyor… Odatv kapatılıyor…

Gazeteci Stephen Kinzer Türk vatandaşı olsaydı, Türkiye’de bugün bu kitapları yazabilir miydi?

Bırakınız gazeteciler gerçeği arasın, bulsun, yazsın. Bu iktidarın lehinedir, “gözünün açılmasına” neden olur…

Diderot’un dedi gibi, “yalanın faydası bir kere içindir, gerçeğin ise sonsuz.”

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI : Abdullah Ağar, Kasım Süleymani suikastına karışan CIA ve MOSSAD ajanının görüntülerini paylaştı


Abdullah Ağar, Kasım Süleymani suikastına karışan CIA ve MOSSAD ajanının görüntülerini paylaştı

Haziran 9, 2020

Terör ve güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, İran Devrim Muhafızları Kudüs Kuvveti eski Komutanı Kasım Süleymani’ye yönelik suikasta karıştığı öne sürülen CIA ve MOSSAD ajanının görüntülerini paylaştı. İran da CIA ve Mossad adına çalıştığı iddia edilen ve Süleymani suikastında ABD’ye bilgi aktardığı öne sürülen bir İran vatandaşının kısa süre içerisinde idam edileceğini duyurdu.

İran Adalet Bakanlığı sözcüsü Golam Hüseyin İsmaili tarafından yapılan açıklamada, “CIA ve Mossad’ın bir ajanı olan Mahmud Musevi-Mecid ölüm cezasına çarptırıldı. Kendisi, Süleymani’nin nerede olduğu bilgisini düşmanlarımıza verdi” ifadelerini kullandı.

İşte Abdullah Ağar’ın twitter paylaşımları:

“ABD’nin Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el Mühendis’i yok etmesiyle sonuçlanan hava saldırısına dair Şam-Bağdat-Tahran uçuş detaylarını sızdırmakla ve ABD-İsrail ajanı olmakla suçlanan bu şahıs idam edilecekmiş. O zaman sorular şunlar?

1-Bir ajan bu kadar yakına nasıl sızabildi?

2-ABD yada İsrail nasıl bu kadar yakın bir adamı satın alabildi?

3-Gerçekten ABD yada İsrail ajanıysa ABD yada İsrail ne yapacak? İsmi Seyyid Mahmut Musevi Mecit’miş ve Savunma Bakanlığında görevliymiş”

MİT DOSYASI : CIA ve MOSSAD ajanları gözünden Hakan Fidan tartışması


CIA ve MOSSAD ajanları gözünden Hakan Fidan tartışması

İlhan Tanır Gazeteci, Washington

25 Ekim 2013

Batılı basında Hakan Fidan ve MİT üzerindeki tartışmalar arttıkça, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Amerikan ve İsrail istihbarat kurumları ile olan ilişkileri de dikkat çekiyor.

BBC Türkçe’nin ulaştığı biri CIA, diğeri de MOSSAD’da uzun yıllar çalışmış iki istihbarat görevlisi, kendi çalıştıkları kurumların MİT ile ilişkileri ve Hakan Fidan olayını, yine kendi kurumları penceresinden aktardılar.

Eğer gerçekten MİT bu değerleri biliyor ise bu MOSSAD’ın laçkalığını gösterir, aslında. İsrail’in Türkiye’nin bir süredir onlar için bir düşman ortam olduğunu bilmesi gerekir. MOSSAD, bu tür faaliyetleri terketmeli ve Türkiye’yi ‘reddedilmiş operasyonlar toprağı’ olarak kabul etmeliydi.Reuel Marc Gerecht

Kariyerine CIA’in operasyonlar merkezi (Directorate of Operations) bölümünde başlamış olan Reuel Marc Gerecht, MİT’in gerçekten de basına yansıdığı gibi 10 İsrailli ajanı ele verdiği doğruysa, bundan MİT’den çok MOSSAD’ı sorumlu tutuyor.

CIA’in ”Gizli Servis” olarak anılan bölümünde uzun yıllar görev yapmış Gerecht’e göre, ”eğer gerçekten MİT bu değerleri biliyor ise bu MOSSAD’ın laçkalığını gösterir, aslında. İsrail’in Türkiye’nin bir süredir onlar için bir düşman ortam olduğunu bilmesi gerekir. MOSSAD, bu tür faaliyetleri terketmeli ve Türkiye’yi ‘reddedilmiş operasyonlar toprağı’ olarak kabul etmeliydi.”

Şu anda Demokrasileri Koruma Vakfı (the Foundation for Defense of Democracies) düşünce kuruluşunda İran, Irak, Afganistan, terörizm ve istihbarat konularında çalışmalar yapan Gerecht ayrıca, ele verildiği söylenen ajanların çok önemli ajanlar olmadığına inanıyor: ”Bunlar belki de bazı gizli faaliyet (covert action) ajanlarıydı.”

‘2000’lere dek mükemmel ilişkiler’

BBC Türkçe, eski bir CIA çalışanının yanı sıra, İsrail’in MOSSAD istihbarat kurumunda 1988 ile 2001 yılları arasında çalışmış olan Michael Ross’la da görüştü. Ross, çokça konuşulan MOSSAD ile MİT kurumları arasındaki ilişkilerin gerçekten de çok iyi olduğunu teyit ederek, 2000’li yılların başına kadar bu ilişkileri ”mükemmel” olarak tanımladı:

”13 yıllık MOSSAD çalışma hayatımın bir bölümünde, özel protokol bölümünde, MOSSAD’ın diğer ülkelerin istihbarat kurumları ile ilişkilerini yönettim -ki Türkiye’nin MİT’i de bunun içinde idi. Bu konuda, yetkin bir isim olarak söyleyebilirim ki, o yıllardaki MOSSAD ile MİT arasındaki ilişkiler çok yakın ve mükemmel olarak tanımlanabilir.”

Telif hakkın

Ross aslen Kanadalı ve 2001 yılında, 11 Eylül olayları sonrası kendine kendine ‘yeter’ diyerek kurumdan emekliye ayrılmış, Kanada’ya dönerek burada kendi özel işini kurmuş.

İstihbarat dünyasında, ülkelerin müttefikleriyle sık sık beraber çalıştığını ve bunun yapılacak operasyonlar açısından önemli olduğunu ifade eden Ross, coğrafyasının Türkiye’yi, Avrupa ve Ortadoğu’ya olan sınırlarıyla, bölgesel ulaşım olarak istihbarat kurumları için çok daha stratejik bir pozisyon haline getirdiğini ifade etti.

MOSSAD ile MİT’in ilişkisini açmasını istediğimizde ise şöyle anlattı: ”Birbirlerine güvenir ve saygı gösterirlerdi. Bu tabii ki ayrıca Türkiye ve İsrail’in güçlü askeri geleneklerinin olmasından da kaynaklanıyordu ki, herkesin bildiği gibi iki ülke arasındaki askeri ortaklık da kusursuzdu. Genel olarak da askeri ilişkileri iyi olan ülkelerin istihbarat ilişkilerinin de iyi olduğu görülür.”

‘MİT’in saygınlığına ve imajına darbe vurur’

Hem Gerecht hem de Ross, iki farklı görüşmede, MİT hakkındaki ifşaatların, MİT’in imajı ve saygınlığına çok ciddi bir darbe vuracağına inanıyor.

Gerecht’e göre, ”eğer olay gerçekse, bundan sonra kimse MİT ile bilgi paylaşmaz. Bundan sonra bir ‘parya’ (dışlanmış) kurum olarak görülür. Kimse güvenmez ve MİT’e mesafeli yaklaşılır.”

"Ayrıca, tedbir olarak da İsrail, MİT ile yaşadığı bu olayı çoktan Avrupalı ve Amerikan müttefiklerine ulaştırmış ve ‘Türkiye’ye ona göre davranın’ demiştir."

Ross ise ”İkili istihbarat ilişkilerinin bazı yazılmamış kuralları vardır ki bunlardan biri, birbirinin ajanını ele vermemektir. Ele verme doğruysa bundan sonra insanların sizinle istihbarat paylaşımı yapmayacaklarından emin olabilirsiniz” diyor.

13 yıllık MOSSAD kariyerinde önemli görevler yapmış Ross’un MOSSAD ile MİT ilişkilerini kusursuz olarak tanımlamasına karşın Gerecht, CIA ile MİT için aynı şeylerin söylenemeyeceğini savunuyor:

”CIA’in en yakın ilişki kurduğu istihbarat kurumları İngiltere, Yeni Zelanda, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerin servisleridir. İkinci olarak ise İsrail, Fransa ve Almanya gibi ülkeler gelir. Türkler ise bu iki grubun yanına bile yaklaşamazlar.”

‘MİT’e karşı komplo teorisi değil’

Türkiye’de hemen her kesimin MİT ve Hakan Fidan ile ilgili yazılanları bir kampanyanın parçası olarak görmesine karşılık, bu iki eski MOSSAD ve CIA çalışanı, komplo teorilerine inanmadıklarını söylüyor.

Gerecht daha da ileri giderek, bu söylemleri ‘aptalca” buluyor ve bu savların ”Türkiye’deki siyasi kültürün ne kadar az gelişmiş olduğunu gösterdiğini” ileri sürüyor.

Gerecht’e göre, tam tersine Amerika ve Avrupa hükümetleri bir İslamcı hükümet ile yakın ilişkiler içinde olabileceklerini kanıtlamaya çalıştılar, ama son gelişmeler, bunda başarısız olduklarının kanıtı.

Gerecht’in en yoğun itirazı ise MİT’in, Hakan Fidan ile birlikte, ilk kez Türkiye’nin kendi çıkarlarını korumaya yönelmiş olduğu savına.

‘Hiç bir ülke, bedavaya ayrıcalıkları başka bir ülkeye sunmaz. Yani, MOSSAD bazı ayrıcalıklarını Türkiye’de kaybediyorsa, emin olunuz MİT de kayıplar yaşayacaktır, bunun karşısında.Michael Ross

Bu açıklamayı anlamsız bulduğunu söyleyen Gerecht, ”istihbarat kurumları kendi ülkelerinin menfaatleri için çalışır zaten” diyor. ”Farklı bir durum olması varsayımdan ibarettir. AKP hükümetinden önce Türk milliyetçiliğini Batı’nın esiri olarak görmek aptalca. Örneğin 90’larda, Avrupa hükümetlerinin MİT’in, kendi menfaati için değil de başka ülkeler için çalıştığını düşünmeleri imkansız.”

Michael Ross, Türkiye’de son günlerde gündeme getirilen ve MİT’in MOSSAD’a sağlanan bazı ayrıcalıkları iptal ettiğine dair haberlerin hatırlatılması üzerine, şunları söylüyor:

”Hiç bir ülke, bedavaya ayrıcalıkları başka bir ülkeye sunmaz. Yani, MOSSAD bazı ayrıcalıklarını Türkiye’de kaybediyorsa, emin olunuz MİT de kayıplar yaşayacaktır, bunun karşısında.”

Özellikle askeri istihbarat tekniklerinde MOSSAD’ın en ileri teknolojilere sahip olduğunu ve bunların Türkiye tarafından isteneceğini hatırlatan Ross, ülke istihbarat ilişkileri hakkında şunları söyledi:

”Unutmayın ki, istihbarat çift şeritli, gidiş-gelişli, karşılıklı çıkara bağlı bir otoyoldur.”

Ross ayrıca, son haftalarca çok sıkça konuşulan MİT’in Suriye’nin kuzeyindeki el Kaide yakını gruplara farklı şekillerde yardım ettiği konusundaki haberlerden de İsrail’in rahatsız olduğunu ileri sürdü.

”İsrail, bir başka Afganistan’ın ama bu kez hemen İsrail’in yanı başında oluştuğunu düşünüyor. Bu da, bölgesel istikrara yardım olarak görülmüyor.”