FSB DOSYASI : Eski Rus istihbaratçı SSCB’nin çöküşünü CIA’deki arkadaşlarından öğrenmiş


Eski Rus istihbaratçı SSCB’nin çöküşünü CIA’deki arkadaşlarından öğrenmiş

Eski Sovyet ve Rus dış istihbarat mensubu Yuriy Şevçenko, SSCB’nin yaklaşan çöküşünü Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nda (CIA) görevli arkadaşlarından öğrendiğini anlattı.

Genç istihbaratçılar ile ilgili kitabını Moskova’da tanıtan eski Sovyet ve Rus dış istihbarat mensubu Yuriy Şevçenko, etkinlikten sonra gazetecilere geçmişteki çalışmaları ile ilgili bazı bilgileri paylaştı. Şevçenko, SSCB’nin yaklaşan çöküşü ile ilgili bilgileri CIA’de görev yapan arkadaşlarından aldığını belirtti.

Eski istihbaratçı, “Ülkemizin başına geleceklerini oradan, içeriden öğreniyordum. En iyi arkadaşlarım CIA çalışanlarıydı ve onlar, ülkemizin nasıl dağıldığını, onların neler yaptığını anlatıyordu, her şey biliniyordu” diye konuştu.

Adı şimdiye kadar gizli tutuldu, nerede görev yaptığı halen açıklanmıyor

Şu ana kadar tam olarak nerede görev yaptığı resmen açıklanmayan 1939 doğumlu Yuriy Şevçenko’nun daha önce gizli tutulan adı, geçen ocakta kamuya duyuruldu. Halk, Şevçenko ile birlikte Rusya’nın çıkarlarının korunmasına ve güvenliğinin sağlanmasına büyük katkıda bulunan daha 6 istihbaratçının adını da öğrendi. Adları açıklananların arasından 4 kişinin artık hayatta olmadığı anlaşıldı.

Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) basın dairesinden yapılan açıklamaya göre Şevçenko, 1969’dan itibaren istihbarat toplama görevi ile yurt dışına gönderiliyordu. Görev süresi boyunca dış kaynaklardan bilgi topluyor ve çok gizli konularda dahi değerli olabilecek bilgilere ulaşıyordu.

2001’de Şevçenko’nun yurtdışında yürüttüğü görevine son verilmesi ve Rusya’daki merkezde çalışmalarına devam etmesi kararlaştırıldı. Çok sayıda devlet nişanı ile ödüllendirilen Şevçenko, 2017’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla en yüksek dereceli ‘Rusya Federasyonu Kahramanı’ ödülüne sahip oldu.

CIA DOSYASI : CIA’in 1952 Tarihli Kırklareli Raporu Ortaya Çıktı


CIA’in 1952 Tarihli Kırklareli Raporu Ortaya Çıktı

Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından 1952 yılında hazırlanan 5 sayfalık Kırklareli raporu ortaya çıktı.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından 1952 yılında hazırlanan Kırklareli raporu ortaya çıktı. ABD dışı ülkelerle ilgili istihbarat bilgilerini toplayan CIA, o tarihte Kırklareli’nin ekonomik, sosyal, sportif ve kültürel hayatına ilişkin oldukça ayrıntılı bir rapor hazırlamış.

Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın 1995’te çıkardığı başkanlık kararnamesiyle 25 yıl ve üzeri, tarihi önemi olan belgeleri şeffaflık gereği kamuoyuna açma mecburiyeti getirmişti. CIA, bu karar uyarınca hazırlıklarını tamamlayarak belgelerdeki gizliliği kaldırıp belgeleri erişime açtı.

İşte Kırklareli raporundan satırbaşları:

↓ HABERİN DEVAMI İÇİN KAYDIRINIZ ↓

ÇİFTÇİLER NÜFUSUN YÜZDE 86’SINI OLUŞTURUYOR

CIA raporu çiftçilerin durumu ile başlıyor. Raporda: ”Çiftçiler il nüfusunun yüzde 86’sını oluşturuyor. Çiftçiler ayrıca Pınarhisar, Vize ve Babaeski bölgesinde yer alan badem treeo nüferleri dikmeye teşvik edilmektedir. Bu, Pınarhisar’da, Lüleburgaz’a 6 km uzaklıkta, emin albay tarafından yönetiliyor” denilmekte.

İl genelinde yetiştirilen hayvan sayıları da ayrıntılı olarak verilmiş: ”288.835 koyun, 11.944 inek, 90.053 keçi, 553 katır, 35.541 sığır, 32.256 öküz, 8.055 at ve 10.283 eşek.”

Raporda Lüleburgaz’da bal üretiminin Mehmet Kamil Onas tarafından başlatıldığı da vurgulanmış.

ALPULLU ŞEKER FABRİKASI

CIA, Alpullu Şeker Fabrikasına da raporunda genişçe yer vermiş. Fabrikanın üretim kapatisesi ve çalışan işçilerin sosyo ekonomik yapısı ayrıntılarıyla incelenmiş.

Babaeski, Lüleburgaz, Vize, Demirköy gazete, sinema, otel, okul, hastane, doktor sayılarına kadar etüd edilmiş. Lüleburgazda iki adet sinema olduğu belirtilirken bir tanesinin Mehmet Özbel’e ait olduğu vurgulanmış.

GÜREŞ VE FUTBOL

Kırklareli ve ilçelerinde bulunan spor kulüpleri de raporda yer alıyor. Güreş ve futbolun, halkın en sevdiği sporlar olduğu raporda vurgulanan hususlardan biri.

1952 senesinde CI tarafından hazırlanan raporda Ziraat Bankası şube müdürlerinin, il ve ilçelerdeki doktorların isimleri yer alıyor.

Böylesine ayrıntılı bir raporun neden hazırlandığı ise merak konusu olmayı sürdürüyor.

CIA DOSYASI /// TUNCA BENGİN : CIA VE PENTAGON ABD’DE YAŞAYAN TÜRKLERİ DEVŞİRİP AJAN YAPIYOR !!!!


FETÖ temizliği CIA’nın kulaklarını tıkadı mı ???

Fetullahçı Terör Örgütü’nün ABD ve AB ülkeleri istihbarat servislerinin kontrolünde gelişip büyütülen bir yapı olduğu belgeleriyle malum. FETÖ’cüler dünyanın her yerinden topladığı bilgileri CIA, MOSSAD ile Alman ve İngiliz istihbaratına aktarıyorlardı. Özellikle de Türkiye üzerine olan kritik gelişmeleri ve bilgileri. Dahası, Türkiye’yi sıkıntıya sokacak yönlendirmeler de söz konusuydu. Yani MİT başta olmak üzere ülke güvenliğiyle ilgili en hassas noktalardaki CIA’nın koca kulakları full time faaliyetteydi. Şimdilerde ise FETÖ temizliğiyle beraber devlete sızan çok sayıda köstebek deşifre edildi, ayıklandı. Dolayısıyla da CIA’nın koca kulakları tıkandı ancak bu tamamen sağır oldu anlamına gelmiyor. Çünkü hainlik üzerine yeni devşirme durumları var. Nasılını Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski başkanı, Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin anlatıyor:

“Geçenlerde ABD belgelerinden okudum. CIA’nın istihbarat aldığı gazeteciler var, başka mesleklerden adamlar var, üniversitelerde de var. Hatta sadece istihbarat sağlamıyor, ona uygun ortam yaratan basın yayın organları da var. Maalesef böyle bir para ilişkisi söz konusu. Bu konunun da üzerine gidilmesi lazım. Belki de biliniyordur…”

Belge derken?

“ABD’li bir emekli diplomatın yazdığı doküman, orada böyle bir şey var.”

MİT, Emniyet ve askeri istihbarat içinde de CIA’nın paralı elemanları var mı?

“Vardır. Sadece maaşlı değil başka türlü adamları da vardır. Şantajla kontrol altına aldığı adamlar mesela. Bu konuda emin olabilirsiniz, yani Türk istihbaratının içerisinde, polis istihbaratta, jandarmada da vardır. Dolayısıyla, bu adamların bulunması lazım. Karşı casusluk olayı, yani istihbarata karşı koyma çok önemli. Bu konularla ilgili köstebekler vardır. Tabii istihbarat teşkilatımızın bir aralar CIA ile çok içli dışlı olduğu dönemlerde belki buna gerek yoktu, bir sürü evrakları onlara veriyorlardı, biliyorsunuz. Hatta geçmişte bu konuda yakalananlar oldu. Evraklar veriliyor, alınıyor, maalesef bu var ve devam ediyor. Bunu bırakmazlar ve mutlak birilerini devşirirler.”

Nasıl?

Kaset şantajı yaparlar, para verirler, çocuğu orada okuyordur, onunla ilgili bir şey yaparlar. Bütün bunlar yapılan şeyler. Çok sayıda insanımız ABD’ye gidiyor, askerler, polisler, üniversite görevlileri de gidiyor. Oralarda eğitim gören, doktora, mastır yapan ve bir süre sonra Türkiye’ye dönen bir sürü insan var. Bunların bir kısmına çengel atılmıştır. Bunları ister istemez haber elemanı olarak kullanırlar. Yani sadece istihbarat örgütlerinde değil, bütün sistem içinde bunlar vardır. Buna belki FETÖ devrede olduğu için uzun bir süre ihtiyaç duymadılar. Çünkü FETÖ’nün elemanları her yere sızmıştı, devletin bütün sırlarını bir şekilde ABD istihbaratına götürüyordu. Şimdi bunlar devletten temizlenince, onlar da yeni cemaat, tarikat, topluluklara yöneldiler. Bu gibi toplulukların dışarıyla olan ilişkilerini gözden geçirmemiz gerekiyor. Çünkü bunların arkasında birtakım faaliyetleri yürütmeleri için ciddi para destekleri var. Bir kısmını devlet, belediyeler veriyor diyelim ama bir kısmı da dış istihbarat teşkilatları tarafından sağlanıyor. Sadece CIA değil, MOSSAD, İngiliz istihbaratı MI6 ya da Alman istihbaratı. BND de aynı şekilde. Servisler bütün bu gruplarla irtibatlıdır, bunların içerisinde mutlaka adam bulundururlar ve yönlendirirler, etkilerler…”

Özetle; FETÖ gibi profesyonel bir şebekeden olan CIA ve MOSSAD yeni devşirmeler peşinde. Kaldı ki FETÖ’nün ne kadarının deşifre olduğuna dönük kuşkular da söz konusu. O nedenle de temizliğe tam gaz devam.

CIA DOSYASI /// İsmet KOYUNCU : CIA’nın Türkiye’deki ilk oyunları


İsmet KOYUNCU : CIA’nın Türkiye’deki ilk oyunları

E-POSTA : ismet.koyuncu

09 Eylül 2019

Beş kişiydiler.. Beş farklı insan.. Biri öğrenci, biri patron, biri gazeteci, biri kaymakam, biri asker..

Oktay Engin, Mithat Perin, Gökşen Sipahioğlu, Hayretttin Nakipoğlu ve Sabri Yirmibeşoğlu..

64 yıl önce kaderleri ortak bir noktada buluştu.1955 yılının 6-7 Eylül’ünden sonra hayatları birden bire değişti.

Yıl 1955 idi..

5 Eylül’ü 6 Eylül’e bağlayan gece.. Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı..Türkiye olayı TRT Radyo’nun öğlen 13.00 haber bülteninden duydu.. Ardından İstanbul Ekspress Gazetesi "Yıldırım Baskı" yaptı.. Normalde 20 bin satan gazete o gün tam 290 bin adet basılmıştı.

Özellikle Rumlar’ın yoğun olduğu semtlerde dağıtıldı..İstanbul Ekspress tam sayfa verdiği haberde "Atamızın evi bombayla hasara uğradı" başlığını kullandı..Gazete bombayı Yunanlılar’ın attığını yazıyordu..İşte ne olduysa bundan sonra oldu.. Ülkede "Rum Avı" başladı. Başta İstanbul olmak üzere sahil kentlerindeki Rumlar’ın işyerleri ve evleri talan edildi. 15 Rum öldürüldü, 300 kişi yaralandı..

30’dan fazla kadına tecavüz edildi.. 4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile fabrika, otel, bar gibi 5317 mekan talan edildi.. Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildi..

İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi. Rum ,Yahudi ve Ermeni mezarlıkları saldırıya uğradı..

İki gün süren yağma, talan ve linçten sonra sıkıyönetim ilan edildi.. Türkiye’deki tüm gazeteler olayda "Yunan kışkırtması" olduğunu ve Yunanlılar’ın Atatürk’ün evinin bombalayarak halkı tahrik ettiğini yazdı..

Yunanistan hükümeti olayın aydınlanması için hemen soruşturma başlattı..Öncelikle Atatürk’ün evinde hiçbir hasar yoktu. Atılan bir ses bombasıydı..Üstelik görgü tanıkları vardı. Yunan makamlarına göre Atatürk’ün evini iki Türk, konsolosluk görevlisi Hasan Uçar ile üniversite öğrencisi Oktay Engin bombalamıştı. Hasan Uçar yardım etmiş, Oktay Engin bombayı atmıştı İkisi de hemen tutuklandı..

Bombacı Oktay Engin 21 yaşında ve Batı Trakya Türklerindendi. Türkiye’nin verdiği bursla Selanik’te hukuk fakültesinde okuyordu..

Bir süre sorgulandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Yunanistan dışına çıkması yasaktı ama nasıl olduysa Türkiye’ye kaçtı.. Yargılaması bittiğinde 3 yıl 6 ay hapis cezası aldı..Yunanistan cezasını çekmesi için Oktay Engin’in hemen iadesini istedi.. Türkiye vermedi..

Oktay Engin Türkiye’ye geldikten sonra elini kolunu sallayarak dolaştı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıftan eğitimine devam etti.. Üniversiteye kayıt yaptırırken, Selanik’de eğitim gördüğüne dair geçerli belge getirmesi gerekiyordu..Nedense ondan istenmedi. Okurken İstanbul Belediyesi’nde maaşa bağlandı..

Mezun olunca kaymakamlık sınavını kazandı. Çankaya kaymakamı oldu. Ancak dönemin emniyet müdürü tarafından özel olarak istendi ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasi İşler Müdürlüğü’ne atandı..Eşi benzeri görülmemiş, inanılmaz bir terfiydi bu.. Bu göreve gelmek için en az 15 yıllık bir tecrübe gerekiyordu. Acemi kaymakam Oktay Engin basamakları ikişer üçer çıkıyordu..

Sanki birileri "Yürü ya Oktay" demişti.. Ardından vali oldu..Nevşehir Valisi.. Atatürk’ün Selanik’teki evini bombalayan adam artık bir Türkiye Cumhuriyeti valisiydi..

Ya diğerleri..

Oktay Engin’i hiç bir tecrübesi olmamasına rağmen siyasi şubenin başına getiren kişi Emniyet Genel Müdürü Hayrettin Nakipoğlu idi..

İlginçtir.. Hayrettin Nakipoğlu 6-7 Eylül olaylarının olduğu gün Beyoğlu kaymakamıydı.. Emniyet Müdürlüğü’nün ardından Adalet Partisi Kayseri Milletvekili oldu ve 1970 yılında İmar İskan Bakanlığı yaptı..

O gün "Atamızın evi bombalandı" manşetiyle yıldırım baskı yapan ve Rumlar’ın yoğun olduğu semtlerde dağıtılan İstanbul Ekspress gazetesininin sahibi Mithat Perin’di. Olaylardan kısa bir süre sonra Demokrat Partiden İstanbul Milletvekili oldu..

Daha sonra Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyeliği, İstanbul ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerinin başkanlığını yaptı..

İstanbul Ekspress Gazetesi’nin o dönem ki Genel Yayın Yönetmeni ise Gökşin Sipahioğlu’ydu. Yıldırım baskıyı hazırlayan kişiydi.. 1960’larda SIPA Press’i kurdu. Askeri kriz yaşanan ve kimsenin girmeyi cesaret edemediği ülkelere girdi. Bu ülkelerden dünya medyasına fotoğraflar geçerek tanındı.. 1969’da SIPA Press dünyanın en büyük fotoğraf ajansı seçildi. SIPA Press olay çıkacak ülkelere daha önceden muhabir göndermesiyle ünlendi. O dönem Sipahioğlu’nun MİT’in Avrupa’daki önemli kaynaklarından birisi olduğu iddia edildi.Yıllar sonra patronu Mithat Perin, 6-7 Eylül’de Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Gökşin Sipahioğlu’nu kullandığını itiraf etti..

Beşinci kişi Sabri Yirmibeşoğlu..

6-7 Eylül’de Özel Harp Dairesi’nde (Seferberlik Tetkik Kurulu) görevliydi..

Sonra Özel Harp Dairesi’nin Başkanı oldu. 1974 yılında Kıbrıs’ta Özel Harp Dairesi’nin sivil direnişi örgütleyen lideri olarak nam saldı..

Sabri Yirmibeşoğlu’nun yıllar sonra "6-7 Eylül bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı." demişti.

23 Eylül 2010 tarihinde Habertürk gazetesine ise şunları söylemişti. "Eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini bir mukavemet hareketini göstermesini arzu ederseniz sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela."

(Sedat Kaya’dan)

6-7 Eylül olaylarının yıldönümünde yalnızca ülkemizden değil, dünyanın neresinden ve hangi dine, dile, etnik kökene sahip olursa olsun, doğduğu, büyüdüğü, kardeşçe yaşadığı topraklardan koparılan, ait olmadığı bir ülkede savrulmuş, köksüz olarak vatanına hasret ölenleri üzüntüyle, rahmetle anıyorum.

Hayatları, hayalleri, gençlikleri yarım kalanların çektiği acılar tüm insanlığın ortak acısıdır.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.

LİBYA SAVAŞI DOSYASI /// ERGÜN DİLER : :LİBYA’DA İSTİHBARAT SAVAŞLARI – CIA-PENTAGON-MİT-DGSE-MOSSAD ORADA !!!!!


ERGÜN DİLER : Savaş masası

MICHAEL D’Andrea…
Geçtiğimiz günlerde yazdım. AFGANİSTAN’da düşürülen uçakta can verdiği notunu da ekledim. CIA için son derece önemli bir isimdi.
Yaklaşık 40 yıl CIA’nın İslam coğrafyasındaki planlarını hazırladı, uyguladı. Kısa bir süre önce de İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani’yi infaz etti. Bu operasyon onun son göreviydi.
Çünkü 27 Ocak’ta Afganistan’da vurulan uçakta Michael D’Andrea da vardı. Şimdi aktif kişi Faridah Currimjee D’Andrea oldu.
Buraya kadar olan kısmı zaten bir şekilde paylaştım.
Şimdi biraz daha genişletelim.
AJANLAR dünyasında neler olduğunu anlamaya çalışalım.
Geçtiğimiz gün de altını çizdiğim gibi CIA bilerek bazı yerlere bazı önemli noktaları sızdırıyor. Oraya bakarak ilerleyelim… Çünkü çarşı karışmış durumda. Herkes sahada. Müthiş bir kapışma var…Michael D’Andrea’nın eşi, istihbarat partneri Faridah Currimjee yeni bir dönem başlattı. Libya’dan start verdi.
Michael D’Andrea’nın 1990’lı yıllarda CIA’ye devşirdiği Muhammed Dahlan da yeni patronu Faridah Currimjee ile çalışmaya başladı. Dahlan’a bakacak olursanız son yıllarda her taşın altından çıktığını görürsünüz… Faridah Currimjee, Dahlan’a çok güveniyor. Libya’da etkin gücün Washington olması için Dahlan’ın yetkileri arttırıldı. Yani Libya’da vites yükseltildi… Beklenmeyen gelişme de değildi…
Dikkatle incelediğimiz zaman, Muhammed Dahlan Ortadoğu’da çok aktif. Filistin’e gitmesi riskli olarak görülse de birkaç haftada bir İsrail’in korumasıyla Gazze’de toplantı yapmakta. O gün Michael D’Andrea’nın uçağı vuruldu. Donald Trump da Michael D’Andrea’nın vurulduğu günden sadece 18 saat sonra İsrail için çok önemli olan anlaşmayı açıkladı.
Gazze’de iki grup, bu karara karşı eylem yapmaktan vazgeçti. İşte bu eylemi engelleyen kişi Muhammed Dahlan’dı.
Dahlan, Michael D’Andrea’nın ölümüne bile üzülemeden, GAZZE-Birleşik Arap Emirlikleri arasında mekik dokudu! Ardından Malta’ya, sonra da deniz uçağıyla Sirte Limanı’nın 45 mil açığında bekleyen bir yata gitti.
Kritik nokta zaten YAT’tı…
Gösterişli olan YAT’ın sahibi CIA’ydı. İçinde Michael D’Andrea’nın eşi Faridah Currimjee D’Andrea, 2 Türk general, yine Türkiye’de hakkında tutuklama kararı olan ve kırmızı bültenle aranan Türk işadamı ve New York’ta yaşayan etkili bir Türk bulunuyordu.
Konu elbette Libya oldu.
Yata son katılan isim de Libya’da Amerikan planlarını hayata geçirmek isteyen Halife Hafter oldu. Hafter’in yanında Afganistan ve Irak’ta görev yapmış emekli Amerikalı generaller de vardı.
Yatta kurulan "Savaş Masası" 2020’nin nasıl şekilleneceğini planlıyordu. İKİ TÜRK GENERAL, ARANAN İŞADAMI ve ABD’de etkili bir TÜRK, LİBYA’nın açıklarında TÜRKİYE’ye karşı oluşturulan blokta yer alıyordu… ŞAKA GİBİ DEĞİL Mİ!
Aynı toplantıya 1 Fransız generalin de katılması beklenirken, mazeret bildirmeden gelmedi. ABD tarafı neden gelmediğini hala bilmiyor.
O generalin 1 yıl önce emekli olduğu sanılıyor.
Toplantıya katılmaması, Fransa’nın da bu toplantının ana unsurlarından olduğunu ortaya koymakta. Fransa HAFTER’le görüşse de tam destek vermiyor.
Fransız askeri birlikleri, Sirte’nin doğusundaki Sidra Limanı’ndan sorumlu.
Hafter’e yaklaşık 9 aydır destek veren Fransız birlikleri, şimdi geri adım attı.
Hafter’in tamamen Washington’ın planıyla hareket ettiği gizli değildi.
Ancak Trablus konusunda Fransa’nın desteği önemliydi.
Şimdi Fransa, Hafter konusunda ağır davranmayı seçti. Yattaki toplantıda elbette Fransa’nın desteği de konuşuldu. Burada Faridah Currimjee’nin tavrı belirleyici olacaktı. Faridah Currimjee, Fransa’dan çok Türkiye’ye odaklanılmasını istedi.
Masadaki Türk generaller de Hafter’e her konuda yardımcı olacaklarını söyledi.
Libya’nın önemi her geçen gün daha da artıyor. Sadece ABD değil, Türkiye, Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya gibi 30’a yakın ülke Libya’da olmak istiyor. Her ülkenin farklı düşünceleri var. Bu da son derece doğal. Mısır bile Libya’da etkin olmak istiyor.
Ancak Mısır tehlikeli bir oyun içinde. Hem Washington’la karar alacağını açıklıyor hem de Londra ile anlaşmalar yapıyor. Bu nedenle de Trump’ın hışmına uğruyor…
Sisi’nin göreve geldiği günlerde bu durum doğal karşılanabilirdi. Ancak günümüzde bu pek mümkün görünmüyor. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri hiçbir konuda ortaklık istemiyor. Tek kutuplu bir dünyanın büyük zararlar vereceğini bilmesine rağmen Pentagon’da alınan bu karar hala geçerli. ABD DERİN DEVLETİ bildiği yoldan ilerliyor. Masada kimseyi görmek de istemiyor…
Amerika Birleşik Devletleri, karşı kutup olarak ÇİN konusunda anlaşmıştı. Ancak bu anlaşma da Coronavirüs’le bitti. İKİ KUTUPTAN GERİYE ABD kaldı…
Yeni bir anlaşma da yakın zamanda mümkün değil. Çin’e yapılan virüs operasyonu Washington’ın tek kutuplu bir dünya kararının da ilanıydı. Çin’in yerine bir ülke şu an için yok. İngiltere’yi ayrı tutsak da gelecekte de bir rakip olması pek muhtemel görünmüyor. En azından durum şimdilik bu… Rusya elbette güçlü bir ülke. Ancak hiçbir zaman, Sovyetler Birliği döneminde bile, iki taraflı kutbun bir parçası değildi.
Sadece öyle lanse edilmişlerdi.
ÇİN Devlet Başkanı Cinping TİME’a kapak oldu. Maskeli bir fotoğrafla… Gideceği söylenmekte. 2020’nin ilk 30 gününde neler oldu neler… "Çin ABD’yi yıkar mı?" sorusuna cevap ararken ‘Çin ne zaman teslim bayrağı çekecek’e geldik… İdlib de Libya da ÇİN’e yapılan saldırıdan ayrı konular değil. Çin, HAFTER’le yakınlaşmasaydı belki CORONAVİRÜS’ü görmeyecektik bile… Kartlar yeniden dağıtılıyor… Bakalım bölgemizde neler değişecek…

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Yüzyılın istihbarat skandalı : Crypto AG firması yıllarca CIA tarafından yönetildi


Yüzyılın istihbarat skandalı : Crypto AG firması yıllarca CIA tarafından yönetildi

Dünya üzerinde 120 civarında ülkeye şifreleme cihazları ve teknolojileri satan İsviçreli Crypto AG firmasının uzun yıllar boyunca ABD İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Alman Dış İstihbarat Teşkilatı (BND) tarafından yönetildiği ortaya çıktı.

Günümüz teknolojisinde pek bir anlam ifade etmese de devletler ve istihbarat servisleri için Crypto AG firmasının önemi oldukça büyük. Yıllardır devletlere şifreleme cihazları ve teknolojileri satan Crypto AG’nin istihbarat servisleri tarafından kontrol edildiği ortaya çıktı.

Türüne ancak fıkralarda rastlanabilecek olaylar zinciri Wahsington Post gazetesinin Alman ve İsviçreli paydaşları ile birlikte yaptığı derin araştırmalar sonucu ortaya çıktı. Bu araştırmalar yaklaşık 280 sayfalık CIA ve Alman istihbarat birimi BND imzalı belgelerle de destekleniyor.

Bilal Eren, 5 Nisan 1986 Cumartesi gecesi Berlin’de LaBelle isimli eğlence mekanına yapılan bombalı saldırıda 29 yaşındaki Nermin Haney isimli Türk ve iki ABD askeri öldüğü saldırının bu teknoloji sayesinde daha önceden bilindiği belirtip, ”Saldırı yapılacağı biliniyordu, nasıl mı? Geçen hafta öğrendiğimiz bir ‘günah çıkarma’ hikayesi için buyrun..’‘ ifadeleriyle Crypto AG’nin kirli yüzünü anlattı.

BİR ‘GÜNAH ÇIKARTMA’ HİKAYESİ

Eren sözlerine, ”Saldırıdan 7 gün önce Libya’nın Doğu Berlin Büyükelçiliği’ne, Kaddafi’den kriptolu mesaj ile saldırı emri geldi. CIA, mesajı ortağı olduğu Crypto AG şirketinin kripto cihazı üzerinden okumuştu. Ama Başkan Reagan daha büyük bir plan! için harekete geçmedi ve Libya’yı bombalattı.

W. Post, Alman ZDF ve İsviçreli SRF’nin ortak araştırma haberine göre; 2.Dünya Savaşı’ndan 2000’lere kadar aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 120 ülkeye, arka planında CIA ve BND’nin olduğu Crypto AG şirketinin kriptolu haberleşme cihazları satıldı. Ve hükümetler dinlendi.

1970 Arjantin’deki askeri cuntanın yaptıklarından 1973 Şili Pinochet darbesine, 1982 Falkland işgalinden LaBelle saldırısına kadar birçok olayın önceden bilindiği anlatılıyor. Bunlar ortaya çıkanlar, ya henüz çıkmayanlar ve hiç çıkmayacak olanlar! Peki, kriptoloji nedir?

Parolalarımızdan kurumlararası (devlet/asker) iletişime kadar birçok alanda kullanılan kriptolojinin tarihi eski Mısır’a kadar gidiyor. Gelişen teknoloji ile beraber 2.Dünya Savaşı, kriptolojinin adeta bir silah olmasını sağlamıştır.

Neredeyse 50 sene, tüm dünyadaki hükümetler casus, asker ve diplomatlarının iletişimini gizli tutmak için (Arkadaki CIA ve BND ortaklığından habersiz) bu şirkete güvendi. Macerası "mekanik dişli" şifreleme cihazlarının üretimi ile başlayan Crypto AG firmasının kuruluş hikayesi;

Şifreleme makinesinin mucidi Azerbaycan doğumlu İsveçli Boris Hagelin, Bolşevikler iktidara gelince İsveç’e kaçar. Nazi işgaliyle de icat ettiği taşınabilir şifreleme cihazıyla (M-209) beraber ABD’ye. 2.Dünya Savaşı sonrası ABD ordusu cihaza yatırım yaparak 140 bin adet üretir.

Ancak Hagelin cihazlarının şifreleme güvenliği çok zayıftır, o nedenle CIA ve ABD’nde kriptolojinin babası sayılan Friedman, Hagelin’e daha iyi cihazlar üretmesi ve bunları ülkelere satabilmesi için yatırım yapma kararı alır. İsveç’te kurulan fabrika ile Crypto AG doğmuş oldu.

1960’lara doğru elektronik devrelerin yaygınlaşmasıyla mekanik çağının sonuna gelinmiştir. Hagelin’in cihazlarını yeni teknolojiye adapte etme görevi NSA’ye (ABD Ulusal Güvenlik Ajansı) verilir. Şirket, 1967’de tamamen elektronik H-460 modelini çıkarır. Tabi arka kapılarıyla!

Neden ortaklık? Hitler sonrası yıkılmış, tecrit edilmiş, 2’ye bölünmüş Almanya‘nın Batı yakası, ABD’yi kurtarıcı gibi görür. Yeni ülke inşaası, Yahudi soykırım bagajı ancak ABD partnerliği ile giderilebilirdi. ABD ise her anlamda teslim olmuş Almanlardan daha iyisini bulamazdı.

Böylece; CIA operasyonu ve kararları, kardeşi NSA şifreleri kırma işini, BND şirketin insan kaynaklarını ve cihazların teknolojisini tasarlama işini organize etti. İşin içine pazarlama ve teknoloji transferi için Alman Siemens ve ABD’li Motorola’da dahil edilir. Ve şirket büyür.

1970 ve 80’ler boyunca şirket kar bile etmeye başlar. Satışlar tahminlerden daha iyi gider. (Örneğin; 1975’te 51 milyon$ kar edilmiş) Zaman zaman iki ortak arasında krizler, farklı beklentiler, hedefler olsa da casusluk projesi çok başarılı olur.

Soyvetler Birliği ve Çin, şirket ile ilgili şüpheleri nedeniyle hiç müşteri olmazlar. Ama diğer satın almış devletlerle, Moskova ve Pekin iletişimini izlemek bile yeterli olur. 1992’de İran’da tutuklanan bir şirket satıcısının itirafları BND’nin projeden çekilmesine sebep olur.

CIA, Almanların hissesini satın alır. 2018’de şirketi devreder. Neden? Şirketin küresel güvenlik pazarında önemi düşmüştü. Artık aktörler ve teknolojiler farklıydı; çevrimiçi şifreleme teknolojileri, internet, akıllı telefonlar, uygulamalar, server, firewallar, WhatsApp vardı.” ifadeleriyle devam etti.

MİT DE BU ŞİRKETİN MÜŞTERİLERİNDENDİ

Eren, işin Türkiye boyutunu ise, ”Türkiye? Çok fazla bilgi yok. ABD’nin NATO ülkeleri TR, İspanya ve İtalya’yı da dinleyelim teklifi Almanları şaşırtmış. Ama şaşırmakla kalıp, ürünleri 1960 -2002 arası TSK, Dışişleri ve MİT’e satmışlar. MİT’in sanal müzesinde olduğu söylenen ürünleri (Hagelin C52) şu an yok.

W. Post haberinden sonra Philips eski calışanı C. Jansen, Hollanda basınına; "Almanlar bazen TR’ye satış yapmak istemiyormuş. NSA, bize geldi. Aroflex isimli cihazı sattık" dedi. Cihaz (yurtdışı haberleşmede kullanılmış) MİT sanal müzede sergileniyor.

1974. Kıbrıs Barış Harekatı başlamış, Ecevit’in önüne bir istihbarat notu gelir; "Yunan savaş gemileri Kıbrıs açıklarına geldi, Türk bayrağı var, Türkçe konuşuyorlar" Vur emri verilir, 56 şehitle gemimiz batırılır. İstihbarat yanlıştır. Bu facia ders olur, 1975 Aselsan kurulur.

978, TSK için ilk kriptolu cihazı üretilir, envantere girmesi 1985’i bulur. Ama 77 adet. 1997’de kriptolu telefon üretilir. O telefonların hikayesi de bambaşka. Şu an ülkemizde telefon, telsiz, yeni nesil kripto IP cihazları, yazılımları üretiliyor.

2018’de çıkan bir yönetmelikle yerli cihazların anahtar ve algoritmaları BTK’da korunuyor. (Not: Modern şifrelemede güvenlik tamamen anahtar üzerine kurulmuştur. Sistemler şifreleme işini açık, çözümlemesini gizli anahtar ile yaparlar. İnternet protokolü SSL bu mantıkla çalışır)

Kırılamaz şifre yoktur, özellikle Kuantum Teknolojisi ile işin başka bir seviyeye taşınacağı kesin. Ayrıca şifreleme günümüzde daha çok donanımdan yazılıma geçmiş görünüyor. CIA ve özellikle NSA, dikkatini Google, Facebook, Microsot, Verizon ve diğerlerine kaydırmış durumda…

Sonuç; 1. Hangi kurumlar, hangi yazışmalarında bu cihazları kullandı? Konuyla ilgili bir soruşturma açılması gerekmez mi? Yoksa geçti gitti mi demek lazım? 2. Geçti gitti ama "yeni metod" geldi. Cambridge Analytica geldi, TR’de çalıştılar. Sonuç? 3. Yerlilik, siyaset üstüdür!” sözleriye anlattı.