MK ULTRA PROJESİ : CIA’nın zihin kontrol deneylerini gerçekleştirdiği üssü Fort Detrick’in gizli tarihi


CIA’nın zihin kontrol deneylerini gerçekleştirdiği üssü Fort Detrick’in gizli tarihi

ABD hükümetinin 1950’li ve 1960’lı yıllarda karanlık deneylerinin merkezi, günümüzde modern bir laboratuvar olarak kullanılıyor.

New York Times’ın 1996’da İstanbul’da açılan bürosunun ilk şefi olan ünlü gazeteci Stephen Kinzer, 10 Eylül’de yayımlanan yeni kitabının öne çıkan olaylarını Politico için kaleme aldı. Kinzer, CIA’in biyolojik ve kimyasal silahlar üzerinde uzmanlaşmak amacıyla kurduğu en önemli laboratuvarlardan birinin kısa tarihini değerlendirdi.

Kentucky’de bir hapishane doktoru 1954’te 7 siyahi mahkuma 77 gün boyunca “ikili, üçlü ve dörtlü” dozlarda LSD verdi ve kurbanlara ne olduğunu kimse öğrenemedi. Mahkumlar CIA’in zihin kontrol yöntemleri geliştirmek için kurduğu hayli gizli programın parçası olduklarını bilmeden ölmüş olabilir. Program karanlık ve az bilinen bir geçmişi olan ordu üssü Fort Detrick’te kurulmuştu.

Banliyönün genişlemesi Washington’ın Frederick ilçesinin Maryland kasabasına 80 kilometre uzaklıkta bulunan Fort Detrick’i içine çekse de 76 sene önce ordu, Detrick’i mikrop savaşını başlatmak için bir dizi gizli plan geliştireceği mekan olarak seçmişti. Günümüzde Detrick, ordunun hala biyolojik araştırmaları için kullandığı temel üs ve 13 bin dönüm içinde yaklaşık 600 yapıyı barındırıyor. Detrick uzun yıllar CIA’in gizli kimyasal ve zihin kontrol imparatorluğunun merkeziydi.

Independent’ın haberine göre, Detrick günümüzde zehir ve panzehirlerin araştırıldığı, ekin mantarından Ebolaya tüm salgın hastalıklara karşı savunmanın geliştirildiği dünyanın en modern laboratuvarınlardan biri. Onlarca yıl boyunca üste gerçekleştirilenlerin çoğu gizli tutulsa da Detrick’i ana üs olarak kullanan CIA’in zihin kontrol programı MK-ULTRA’nın direktörleri kayıtlarının çoğunu 1973’te imha etti. Programın sırlarının bir kısmı daha sonra gizliliği kaldırılmış belgelerle, görüşmelerle ve kongre soruşturmalarıyla ortaya çıkmış ve Detrick’in MK-ULTRA programındaki merkezi rolünü ve yabancı liderleri öldürme niyetiyle farklı zehirler ürettiğini ortaya koymuştu.

Japon güçlerinin 1942’de Çin’de mikrop savaşı başlattığına dair haberlerle ABD Ordusu biyolojik silahlar geliştirmek için gizli bir program oluşturmaya karar verdi. Ordu, Wisconsin Üniversitesi’nde biyokimyacı Ira Baldwin’i programın başına getirdi ve ondan yeni bir biyo-araştırma kompleksi kurmasını istedi. Baldwin, Catoctin Dağı’nın eteğinde bulunan terk edilmiş üssü seçti ve burası Ordu’nun biyolojik savaş laboratuvarlarının karargahı olarak düzenlendi.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Detrick’in önemi azaldı ve bunun nedeni basitti: ABD artık nükleer silahlara sahipti ve biyolojik silah geliştirmek eskisi kadar acil görünmüyordu. Fakat Soğuk Savaş’ın başlamasıyla dünyanın farklı uçlarındaki görünüşte birbiriyle ilgisiz iki gelişme yeni kurulan CIA’yi afallattı ve Detrick’e yeni bir görev yükledi.

Bu gelişmelerden ilki 1949’da Macaristan’daki Katolik Piskoposluk Kilisesi’nin Kardinali Joseph Mindszenty’nin ihanetle yargılandığı davaydı. Davada kardinal monoton bir biçimde konuşarak açıkça işlemediği suçları itiraf etmişti. Ardından Kore Savaşı sonlandı ve pek çok Amerikan mahkumunun ABD’yi eleştirdiği ve savaş suçları işlendiğini itiraf ettiği ortaya çıktı. CIA her iki duruma da aynı yanıtla karşılık verdi: beyin yıkama. CIA, komünistlerin insan beynini kontrol eden bir ilaç veya teknik geliştirmiş olduğu sonucuna vardı.

Ordu 1949’un yazında Detrick’te küçük ve çok gizli bir ekip kurarak, ekibe askeri kullanıma yönelik zehirli bakteri üretme görevi verdi. 1951’de zihin kontrolünün anahtarı olan sistematik bir araştırmayı tasarlaması ve denetlemesi için Sidney Gottlieb isimli bir kimyageri işe aldı. Gottlieb genellikle elektroşok ya da duygusal mahrumiyet gibi işkencelerle birlikte şaşırtıcı çeşitlilikteki ilaç kombinasyonlarını test etti. Gottlieb’in hastanelerdeki ve hapishanelerdeki kurbanları neye maruz kaldıklarının farkında değildi. Kurbanların bir kısmı Avrupa ve Doğu Asya’daki gizli gözaltı kamplarındaki mahkumlardı.

Laboratuvarın 1956’da yeniden adlandırılmasının ardından Gottlieb, Küba lideri Fidel Castro’yu ve Kongolu lider Patrice Lumumba’yı öldürme niyetiyle zehirler geliştirdi. 1959’un ortasına 1960’ların ortasına kadar Fort Detrick’e yönelik gerçekleştirilen protestolarda göstericiler, “Hiçbir ‘savunmanın’ rasyonelleştirmesi kitle imha ve hastalık kötülüğünü haklı gösteremez” diye açıklama yaptı. 1970’te Başkan Richard Nixon tüm hükümet kurumlarına biyolojik zehir arzlarını imha etmesini emretti. Gottlieb tereddüt etse de orduda çalışan bilim insanları bu emre riayet etti. Gottlieb yıllarca üzerinde çalıştığı kimyasalları yok etmek istemese de CIA Direktörü Richard Helms’le görüştükten sonra başka bir şansının olmadığına ikna oldu.

Sidney Gottlieb, 20. yüzyılın tanınmayan en güçlü Amerikalılarından biriydi. Gottlieb’in vazgeçilmez laboratuvarı Detrick hala anlatılmamış zalim hikayeler barındırıyor

MK ULTRA PROJESİ : CIA’in 10 yıl süren gizli programı ortaya çıktı


CIA’in 10 yıl süren gizli programı ortaya çıktı

Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Soğuk Savaş döneminin ilk döneminde "zihin kontrolü" üzerine 10 yıl süren gizli bir program üzerinde çalıştığı ileri sürüldü.

Yeni çıkan "Poisoner in Chief – (Baş Zehirleyici)" adlı kitabı hakkında Ulusal Halk Radyosu’na (NPR) konuşan araştırmacı-yazar Stephen Kinzer, yıllar süren araştırmaları sonucu ortaya çıkan gizli program hakkında bilgi verdi.

Kinzer, MK-ULTRA adı verilen gizli zihin kontrolü programının 1950-1960 arasında CIA’in baş kimyageri Sidney Gottlieb tarafından yürütüldüğünü belirterek, “Zihin kontrolü teknikleri üzerine tarihteki en uzun süreli araştırma operasyonuydu.” dedi.

"İnsanların zihinlerinin kontrolünü ele geçirmek için metot arıyordu"

Gottlieb’in proje kapsamındaki deneylerinin bir kısmının üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde gizlice finanse edildiğini kaydeden Kinzer, diğerlerinin de Amerika’daki hapishanelerde ve yasal bağlayıcılığı olmaması için ABD’nin kontrolündeki Japonya, Almanya, Filipinler gibi ülkelerdeki gözaltı merkezlerinde yapıldığını anlattı.

Kinzer, şunları söyledi:

"Gottlieb, insanların zihinlerinin kontrolünü ele geçirmek için metot arıyordu ve bunun için iki aşamalı bir süreç olduğuna inanıyordu. İlk önce mevcut zihni şiddet kullanarak boşaltmak gerektiğini, sonra da ortaya çıkan boşluğa yeni bir zihin eklemek için bir yol bulmak gerektiğini düşünüyordu. İkincisinde çok mesafe alamadı ama ilk aşama üzerinde çok deneyler yaptı."

Kinzer, bu proje çerçevesinde CIA’in, 2. Dünya Savaşı öncesi Japonya ile Almanya’daki Nazi toplama kamplarında insanlar üzerinde benzeri deneyler yapmış bilim adamlarının da işe alınarak, ABD’nin biyolojik silah araştırmaları ile ünlü Maryland Fort Detrick’teki program merkezinde çalıştırıldığını savundu.

"Küresel dünya gücünün anahtarı olduğuna inanıyordu"

Gottlieb’in yıllar süren araştırmaları sırasında, “gözden çıkarılabilir” deneklerin bir çoğunun üzerinde elektroşok ve kullanıcıda halisünasyonlar oluşturan yüksek dozda LSD (Lysergic acid diethylamide) denilen uyuşturucu verilerek fiziki ve psikolojik işkencelere tabi tutulduğunu öne süren Kinzer, “Çok gizli yürütülen bu çalışmalarda Gottlieb’in deneylerinin ne kadar cana mal olduğunu tam olarak bilmek mümkün değil ancak bir kısmı öldü ve birçok yaşam kalıcı olarak yok edildi.” ifadesini kullandı.

Kinzer, Gottlieb’in neredeyse üstlerine hiçbir hesap vermeden bu çalışmaları yürüttüğünü öne sürerek, “Bu adamın öldürme ehliyeti vardı. Amerika ve tüm dünyadaki insan deneklerini ölümcül seviyede istediği şekilde istismara maruz bırakmaya yetkiliydi. Sanırım o zamanki zihniyet bu projenin çok önemli olduğunu, zihin kontrolüne hakim olmanın küresel dünya gücünün anahtarı olduğuna inanıyordu.” şeklinde konuştu.

MK-ULTRA programı delilleri yok edildi

Kinzer, uzun yıllar süren deneyler sonucunda Gottlieb’in zihin kontrolünün mümkün olmadığı sonucuna vardığını ve MK-ULTRA araştırmasına son verildiğini, Gottlieb’in ise casusların kullanması için zehirler ve ileri teknoloji araçlar oluşturan CIA içindeki bir programda liderlik yapmaya devam ettiğini kaydetti.

Gottlieb’in 1972’ye kadar CIA’de çalıştığını belirten Kinzer, görevi sona ermeden önce de o zamanki CIA Başkanı Richard Helms ile ajansın arşivindeki MK-ULTRA programı delillerini yok ettiklerini savundu.

Kinzer, “(Gottlieb’in) 70’lerin başında tüm bu belgeleri yok ederek izlerini silme çabası oldukça başarılıydı ancak yaptıklarının bir kısmını yeniden inşa etmeye yetecek kadar başka yerlerde bazı kayıtlar bulundu.” ifadesini kullandı.

CASUSLAR DOSYASI : Kremlin’den CIA ajanı hakkında açıklama geldi


Kremlin’den CIA ajanı hakkında açıklama geldi

ABD basınında ABD’nin Rusya’da önemli bir göreve CIA ajanı yerleştirdiği haberleri geçilmişti. Kremlin Sarayı’ndan ajan ile ilgili açıklama geldi. Açıklamada, "CIA ajanı Smolenkov’un Rus istihbaratına ait herhangi bir veriye erişimi olmadı." sözlerine yer verildi.

İddiaya göre ABD, Rusya’daki en yüksek düzey gizli kaynaklarından birini 2017 yılında Rusya’dan başarılı şekilde çıkararak ABD’ye yerleştirdi. New York Times gazetesi de muhbirin uzun yıllar Washington’la gizli bilgi paylaştığını yazdı.

Rusya’nın faaliyetlerini izleme süreçleriyle bilgisi olan bir kaynak, haber ajansı Reuters’a Rus hükümeti içinde böyle bir CIA ajanının var olduğunu doğruladı. Söz konusu kaynak, muhbirin Amerika’ya getirildiğini belirtti.

CNN’in haberine göre ABD Rusya’daki muhbiri 2017 yılı Mayıs ayında Oval Ofis’te ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un son derece gizli istihbarat konularını görüştüklerini temasın ardından Rusya’dan çıkarma kararı aldı.

Reuters’a bilgi veren kaynağa göre ABD’li yetkililer Kremlin’in söz konusu muhbirin ismini belirlediği konusunda ciddi şekilde endişeye düştü.

Rus basını isim verdi

Rus gazetesi Kommersant ise, salı günkü haberinde söz konusu muhbirin 2017 yılında Karadağ’da tatildeyken eşi ve 3 çocuğuyla birlikte ortadan kaybolan ve şu anda ABD’de yaşadığı iddia edilen Oleg Smolenkov olabileceğini yazdı.

Gazete 2018 yılında Smolenkov’un satın aldığı belirtilen ABD’nin Virginia eyaletinde bir evin de fotoğrafını yayınladı. Konuyla ilgili sorulara cevap veren Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, "Smolenkov’un cumhurbaşkanlığında gerçekten çalıştığını ancak 2016 ya da 2017’de kovulduğunu" söyledi.

”Ajan mıydı bilmiyoruz”

Peskov, Smolenkov’un görevinin de üst düzey resmi bir görev olmadığını, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’e erişiminin bulunmadığını savundu. Smolenkov’un ABD ajanı olduğunu doğrulayıp doğrulamayacağı yönündeki soruya da gülerek "Bunu doğrulayamam. Ajan mıydı değil miydi bilmiyorum. Sadece daha sonra işine son verilen böyle birinin cumhurbaşkanlığında çalıştığını söyleyebilirim" yanıtını verdi.

”ABD basınındaki haberler ucuz roman”

Kremlin sözcüsü Peskov "Kimin kimi ivedilikle ülkeden çıkardığına ya da kimin kimi kimden koruduğuna ilişkin ABD basınında yer alan spekülasyonlar ucuz roman türünde, polisiye romanlar gibi. O nedenle bu işi onlara bırakalım." ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da salı günü yaptığı açıklamada "Smolenkov adını hiç duymadığını, kendisiyle hiç tanışmadığını, kariyerini ya da hareketlerini hiç takip etmediğini" söyledi.

Lavrov, Trump ile görüşmesinde kimsenin kendisiyle gizli bir bilgi paylaşmadığını belirtti. ABD hükümetinden bir kaynak da Trump’ın Rus yetkililerle yaptığı görüşmelerde muhbirin varlığı ya da kimliğiyle ilgili hiçbir bilgi vermediğini vurguladı.

-Muhbir önce ret sonra kabul etti

New York Times gazetesinin haberine göre CIA yetkilileri, 2016 sonlarında kaynağın güvenliğinden endişe ederek muhbiri Rusya’dan çıkarmaya karar verdi. Ancak muhbir, ailesiyle ile ilgili endişelerini gerekçe göstererek bunu reddetti. CIA merkezinde bazı karşı istihbarat yetkilileri, muhbirin güvenilirliği konusunda şüphe duymaya başladı. Ancak CIA aylar sonra yeniden muhbiri Rusya’dan çıkarmak isteyince bu defa olumlu yanıt aldı.

New York Times gazetesine göre Moskova’daki muhbir, Rusya’nın ABD başkanlık seçimine müdahalesi şüpheleriyle ilgili CIA’in, "Rusya Cumhurbaşkanı Putin’in müdahale emrini verdiğini ve süreci kendisinin yönettiği" bulgusuna varmasında etkili oldu.

ABD’li yetkililer muhbirin kimliğini korumak için hassasiyetle çalıştı. New York Times’a göre durum o kadar hassastı ki dönemin CIA Başkanı John Brennan muhbirle ilgili bilgiyi, 2016 yılında eski Başkan Barack Obama’ya verdiği istihbarat brifinginin dışında tutarak, çoğu bu kaynaktan alınan bilgilere dayanan ayrı istihbarat raporları hazırladı.

İSTİHBARAT TEKNİKLERİ DOSYASI /// CIA ‘casus güvercin’ belgelerini açıkladı : 35 gramlık kamerayla görüntü kaydediyorlardı


CIA ‘casus güvercin’ belgelerini açıkladı : 35 gramlık kamerayla görüntü kaydediyorlardı

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA, Soğuk Savaş yıllarında güvercinleri ajan olarak kullandığına dair ‘gizli’ belgeleri açıkladı. Gizlilik statüsü kaldırılan belgelere göre CIA; başta SSCB olmak üzere bilgi sızdırmak istediği ülkelerde güvercinlerin yanı sıra yunus, kuzgun ve kedileri de kullandı.

Belgelerde, insanlığın binlerce yıldır haberleşmek için kullandığı güvercinlerin ‘casus’ olarak misyonlarını yerine getirmeleri için nasıl eğitildikleri, yunusların ‘denizaltı görevleri’nde nasıl kullanıldıkları anlatılıyor. Kuzgunların dinleme cihazlarını nasıl pencere kenarlarına bıraktıklarına da işaret eden belgelerde göze çarpan ilginç ayrıntılardan bazıları:

  • 1970’lerdeki kod adı Tacana olan bir operasyonda kullanılan güvercinlere, otomatik fotoğraf çeken küçük kameralar iliştirildi.
  • Tacana operasyonu 1960’larda hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalardan yola çıkılarak yürütüldü.
  • CIA, operasyonda kullanılan bir kuzgunu, ağırlığı 40 grama kadar olan küçük objeleri teşkilatın giremediği adreslere teslim etmek ve o adreslerden almak için eğitti. Kuzgunun adresi bulması için kırmızı lazer ışını kullanıldı.
  • Bir kez Avrupa’daki bir adrese bir güvercin aracılığıyla dinleme cihazı konuldu ancak o cihazdan ses kaydı alınamadı.
  • ‘Acoustic Kitty’ operasyonunda ise bir kedinin içine dinleme cihazı konuldu.
  • 1960’larda yunusların uzaklardaki limanları dinlemesi sağlandı.
  • Yunusların SSCB nükleer denizaltılarındaki sesleri kaydetmeleri ve amacıyla sensörler iliştirilerek denemeler yapıldı.
  • Yunusların seyir halindeki gemilere paket bırakıp o gemilerden paket alması için de çalışmalar yapıldı.
  • 1967’de CIA, yunuslar için yürütülen Oxygas, kuşlar için tasarlanan Axiolite ve kedi ve köpekler için hazırlanan Kechel programları için 600 bin doları aşkın para harcıyordu.
  • Görevi en iyi yapan hayvanlar güvercinler oldu.
  • 1970’lerin ortasında ‘deneme uçuşları’na başlandı.
  • İki adrese yollanan güvercinlere iliştirilen 35 gramlık kameranın çektiği 140 karenin yarısının kalitesinin casus uyduların çektiklerinden çok daha yüksek olduğu saptandı.
  • Bu nedenle güvercinler SSCB’ye yollandı. Gemiyle başkent Moskova’ya yollanan güvercinler CIA elamanı tarafından kalın bir paltonun altından veya park edilmiş bir araçtan istihbarat toplayacakları adrese yollanıyordu. Belgelere göre adresler arasında Leningrad’da, Sovyet denizaltılarının yapıldığı tersaneler de vardı.

Belgelerde yazılanlar yıllar sonra gün ışığına çıktı. Ancak, kaç adet casus güvercin kullanıldığı ve topladıkları istihbaratların içeriği konusundaki gizlilik sürüyor.

CIA DOSYASI : Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu


VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu

Eski CIA ajanı ve yazar Valerie Plame, Demokrat Parti’den Kongre adaylığını bir video ile duyurdu. Alışıldık tanıtım ve kampanya videolarının ötesinde bir video ile adaylığını duyuran Plame’in hayatı da kampanya filmi kadar ilginç. 2007 Yılında kimliğinin ifşa edilmesinin ardından New Mexico’ya yerleşen Plame, önümüzdeki seçimlerde ABD Kongre üyesi olmak için kampanyasını başlattı.

2003 yılında George W. Bush yönetimi sırasında CIA ajanı olan Wilson’un adının basına sızdırılması ABD’de büyük bir skandal yaratmıştı. Beyaz Saray’ın iki üst düzey yetkilisi Karl Rove ve Lewis Libby’nin adlarının karıştığı skandal sonrasında Plame’in adının basına sızdırılması Amerikan yönetiminin Irak savaşına gidiş gerekçeleri konusunda süregiden tartışmanın önemli bir parçasını oluşturmuştu.

George W. Bush yönetiminin ikinci adamı, Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin güvenlikten sorumlu danışmanı Lewis Libby, gizli ajan Valerie Plame’in kimliğinin medyaya sızdırılması skandalı nedeniyle 30 ay hapis cezasına çarptırılmış; adaleti engellemek ve yeminliyken yalan ifade vermekle suçlanmıştı. Ancak Başkan Bush, Libby hakkında verilen hapis cezasını affetmişti.

Gizli ajan Valerie Wilson’ın eşi olan ve Irak Savaşı öncesinde Irak’ın Nijer’den uranyum aldığı istihbaratını araştırmakla görevlendirilen Büyükelçi Joe Wilson, istihbarat çalışması için gittiği Nijer’de, Irak’ın uranyum satın aldığı iddialarının geçersiz olduğunu ortaya koyan bir rapor hazırlamış ve bu durumu medyaya açıklayınca Bush yönetimi ağır darbe almıştı.

Raporun hemen ardından Joe Wilson’un eşi Valerie Plame’in adı medyaya sızdırılmıştı.

Plame ve Wilson, bu durumdan Bush yönetimini sorumlu tutmuş, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, haberi basına sızdırdığını itiraf etmişti.

Bush’un politik danışmanı Karl Rove’un da olayla bağlantısı ortaya çıkmış ancak bu iki isme resmi suçlama yöneltilmemişti.

Valerie Plame ve Joe Wilson’ın yaşadıkları 2010 yılında başrollerinde Naomi Watts ve Sean Penn’in oynadığı Fair Game filmine de konu olmuştu.

CASUSLAR DOSYASI /// MURAT YETKİN : CIA’nın Putin yönetiminde casusu varmış. Acaba başka nerede ? Ve diğer hassas sorular


MURAT YETKİN : CIA’nın Putin yönetiminde casusu varmış. Acaba başka nerede ? Ve diğer hassas sorular

10 Eylül 2019

CIA’nın Putin yönetimine casus sızdırdığı haberi, sadece ABD ve Rusya’yı değil, bu iki güçle de kritik bir süreçten geçen Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. (Foto: Kremlin resmi sitesi.)

ABD 9 Eylül günü CNN’in yayınladığı bir haberle çalkalanıyor. Buna göre, Amerikan istihbaratı CIA, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin yönetimindeki üst düzey bir casusunu açığa çıkabilir endişesiyle gizli bir operasyonla “geri çekmiş”. Geri çekme nedeni, Başkan Donald Trump’ın 2017 Mayıs ayında Trump’ın Beyaz Saray’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Vaşington Büyükelçisi Sergey Kislyak ile yaptığı görüşmede Suriye’deki IŞİD varlığına dair paylaştığı istihbarat. Meğer bu istihbarat CIA’ya İsrail istihbaratı MOSSAD tarafından verilmiş. Onlar da doğal olarak Başkan Trump’a vermişler, Trump’ın bunu ABD’nin Çin ile birlikte milli güvenliğine en ciddi tehdit gördüğü Rusya’ya aktaracağını düşünmeden.
O zaman CIA Başkanı olan, şimdiki ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu istihbarat paylaşımının, Moskova’daki en değerli casuslarını açığa çıkaracağı endişesini dile getirerek geri çekilmesini istemiş. Bunun anlamı, o ajanın aynı zamanda İsrail’e dair bilgilere de erişiminin olması. CIA uzun süren bir gizli operasyonla da “başarıyla” geri çekmiş ajanını, CNN’in CIA tarafından “sorumsuzluk” diye kınanan haberine göre. Yani o kaynak artık Putin yönetiminde değil ve kimin ortadan kaybolduğu belli olduğuna göre, Putin yönetimi muhtemelen çürük elmanın kim olduğunu biliyor.
CNN’in deneyimli Ulusal Güvenlik muhabiri Jim Sciutto imzalı haberde, o kaynağın aslında Obama yönetimin son zamanlarından beri açığa çıkma tehdidi altında olduğu ama aktardığı bilgilerin değeri göz önünde bulundurularak yerinde tutulduğu da bildiriliyor. Bu bilgiler arasında Putin yönetimin Trump’ın kazandığı 2016 seçimlerine müdahale ettiğinin de bulunduğu ima ediliyor; ajanın hayatını tehlikeye atmamak için bazı bilgilerin yayınlanmadığı da vurgulanarak.
İşin asıl vahim yanı, 2017 Mayıs ayında patlayan ama bugüne dek kamuoyuna yansımayan bu skandaldan iki ay sonra yaşanmış. Trump, 2017 Temmuz ayında, Hamburg’taki G20 Zirvesinde Putin ile yaptığı baş başa bir görüşme ardından, “alışılmadık biçimde” tercümanının notlarını elinden almış. Bu da Amerikan devlet yapısında Trump’ın Putin ile mahrem istihbarat bilgilerini konuşup, sonra bunların kayda geçmemesi için notlara el koyduğu kuşkusuna neden olmuş. Hemen hemen aynı günlerde Kremlin’de, Ulusal Güvenlik Danışmanlığında çalışan, daha önce Rusya’nın Vaşington Büyükelçiliğinde de görev yapmış olan Oleg Smolenkov, ailesiyle birlikte Karadağ’da tatildeyken ortadan kaybolmuş. Bir süre sonra da CIA karargahı Langley’nin bulunduğu Virginia eyaletinde bir ev aldığı anlaşılmış. Kuşkular onun üzerinde yoğunlaşıyor.
Yani Amerikan devlet görevlileri başkanlarının sır tutamadığından, ulusal güvenlik meselelerini başka liderlerle konuştuğundan kuşkulanıyor.
Tabii Putin’in (öğretmenleri arasında Haydar Aliyev’in de bulunduğu) deneyimli bir istihbaratçı olduğu ve karşısındakini tatlı tatlı konuşturmasını bildiğini de hesaba katmak lazım. Özellikle de karşısındaki zaten her şeyi bildiğini düşünen ve akıl vermeyi seven bir liderse.
Bu da meseleyi sadece ABD ve Rusya arasında olmaktan çıkarıyor.
Çünkü kendi istihbarat örgütünün verdiği mahrem bilgileri, en ciddi rakibiyle konuşurken ağzından kaçıran birisi, başkalarıyla baş başa konuştuklarını da diğerlerine anlatabilir.
Örneğin Trump’ın 29 Haziran’da Osaka’daki G20 Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile baş başa bölümde konuştuklarını da Putin’e, ya da örnek olsun diye söylüyorum, Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a, ya da Suudi Arabistan veliaht Prensi Muhammed bin Salman’a, ya da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya aktarmış olması ihtimali artık dikkate alınmalıdır.
Tersini de düşünebiliriz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin ile Soçi’de yaptığı baş başa görüşmelerin, Putin yönetimindeki CIA casusu aracılığıyla Vaşington’a ispiyonlanması, Trump’ın Erdoğan ile konuşurken, Putin ile konuştuklarının bilgisiyle kozlarını oynaması ihtimali de CNN haberinden sonra ortaya çıkmış sayılabilir.
Tabii başka sorular da var. Örneğin, dünyanın en etkili istihbarat örgütlerinden, KGB’nin ardılı SVR’nin sıkı denetimine rağmen Putin yönetimine yıllardır üst düzey bir casus sızdırabilmiş olan CIA, acaba başka başkentlere, mesela Pekin’e, Tahran’a, Berlin’e, Paris’e, Ankara’ya da sızdırmış mıdır? Moskova’daki nasıl yıllardır açığa çıkmadan çalışıyorsa, buralardaki –varsa- ajanlar da halen Amerikan yönetimine bilgi aktarıyorlar mıdır?
Türkiye’nin ABD ile NATO müttefiki olmasına karşın Soğuk savaş sırasında CIA hesabına çalışırken yakalanan iki MİT üyesi kamuoyunca biliniyor: Sabahattin Savaşman ve Turan Çağlar. Brüksel’deki NATO karargâhında çalışan Maliye Bakanlığı temsilcisi Nahit İmre de Romenler üzerinden Sovyet istihbaratı KGB hesabına çalışırken suçüstü yakalanmıştı. Bunları ortaya çıkaran da yine MİT olmuştu; Meraklısı İçin Casuslar Kitabı’nda ayrıntılarıyla yazmıştım.
Yani bu öykülere yabancı değiliz. Acaba şimdi, artık “Yeni Soğuk Savaştan” söz edildiği şu sıralarda başka Savaşman’lar, Çağlar’lar, İmre’ler de var mıdır aramızda? Bunu, 15 Temmuz hain darbe girişimi ardından –çoğu Almanya olmak üzere- NATO ülkelerine sığınan, Alman BND başta olmak üzere oraların istihbarat örgütleri tarafından sorgulanan eski subayların, istihbaratçıların, polis, savcı ve hâkimlerin bulunduğunu unutmadan soruyorum: var mıdır? Sorunun muhatabı sadece MİT de değil, doğal olarak. Zaten Kremlin’deki CIA casusunun kim olduğu doğruysa, konumu da bir şekilde Türkiye’yi ilgilendirebilir. Smolenkov, Putin’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Yuri Uşakov’un yardımcılarından. Uşakov, özellikle Rus uçağının düşürülmesi sonrasında 2016 Mayıs-Haziran aylarında yürütülen barışma diplomasisinde -Cavit Çağlar’ın devreye girip bağlantıyı kurmasını takiben- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Güvenlik ve Dış Politika Baş Danışmanı İbrahim Kalın ile birlikte en yetkili konumdaydı. Smolenkov’un bu gizli diplomasinin bilgilerini de önceden CIA’ye verip vermediğini henüz bilmiyoruz.
Türkiye’nin bir yandan ABD ile Rus yapımı S-400 füzeleri, bir yandan F-35’lerin iptali ve ekonomik yaptırım ihtimalini, bir yandan Suriye’de PKK ile mücadeleyi ve Trump’ın (Çin ile ticaret savaşının türevi olarak) ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarma hedefini nasıl gerçekleştireceğini konuşuyor. Rusya ve İran’la ise yine Suriye’de cihatçı örgütlerle mücadele ve Suriye’nin geleceğini… Bu ortamda patlayan bu casusluk haberi, bu tür soruları fantezi olmaktan çıkarıyor, tehlikeli ihtimallere dönüştürüyor.
Unutmamak gerekiyor:
Sır tek kişiliktir. Mahrem iki kişi arasındadır. Üç kişi kalabalıktır. Kural budur.