CIA DOSYASI : CIA SUUDİ İSTİHBARATINI EĞİTMEYİ REDDETTİ


CIA SUUDİ İSTİHBARATINI EĞİTMEYİ REDDETTİ

Suudi güvenlik makamlarının ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA ile 2011’de yaptığı anlaşma gereği her yıl belli bir oranda Suudi Arabistan İstihbarat teşkilatı yetkilisinin eğitimi gerçekleştiriliyordu. ABD’li diplomatik kaynaklardan alınan bilgilere göre, CIA ve ABD Dışişleri Bakanlığı kamuoyunda oluşan aşırı baskılar nedeniyle 2020’de Suudi yetkililer eğitimine ilişkin anlaşmanın reddedildiğini belirtti.

Diplomatik kaynaklar, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Suudi Arabistan’ın istihbarat servisini eğitme teklifini reddettiğini belirtiyor. Dışişleri Bakanlığı’nı ile CIA yetkililerini tedirgin eden ve teklife karşı çıkmalarına neden olan gelişmenin, Suudi Arabistan’ın muhalifleri zorla Suudi Arabistan’a geri getirme, Cemal Kaşıkçı ailesini gözetleme ve insan hakları savunucularını gözaltına alma gibi istismarcı uygulamalarına devam etmekte olduğuna dair çıkan haberler olduğu ifade ediliyor.

ABD’li yetkililer, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri istikrara kavuşturmak için istihbaratın hesap vermesi ve reformlar yapılması gerektiğini halen anlamamış olmasından endişe ediyor. ABD’li kaynaklar, Hazine Bakanlığı tarafından Kaşıkçı’nın öldürüldüğü operasyonu düzenleyen isim olduğu belirlenen Suud el Kahtani hakkında halen bir suçlama yapılmamış olmasından ve perde arkasında halen faaliyet göstermeye devam etmesinden de hoşnut değiller. ABD’li diplomatik kaynaklar, aynı zamanda Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’in ve Kaşıkçı’nın oğullarından birinin bu yaz Londra’da izlendiğini ve bu konuda endişelerinin devam ettiğini belirttiler.

CASUSLAR DOSYASI : Eski CIA casusu Amaryllis Fox ve tarihin en ünlü 10 Casusu


Eski CIA casusu Amaryllis Fox ve tarihin en ünlü 10 Casusu

Amerikan Merkezi Haber Alma Örgütü’nün (CIA) gizli taktikleri son yıllarda sayısız dizi ve filme konu olurken, eski bir ajan gerçekte neler yaşandığına ışık tutan bir kitap kaleme aldı. Amaryllis Fox, CIA’in kahve zinciri Starbucks üzerinden gizli bir haberleşme ağı kurduğunu öne sürdü.

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) casus filmlerini aratmayan şekilde faaliyet gösterdiğine dair içerden itiraflar geldi.

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasının dünyasında, 2003-2010 yılları arasında 16 ülkede terör ağlarına sızmak üzere görev yapmış bulunan eski CIA gizli casusu Amaryllis Fox, anılarını yayımladı.

"Life Undercover: Coming of Age in the CIA" (Gizli Hayat: CIA’de Yetişmek) isimli anı kitabında en ilgi çeken casusluk numaralarından biri de Starbucks hediye kartları üzerinden haberleşme oldu.

Bir CIA eğitmeninden öğrendiği numara, Starbucks hediye kartları sayesinde kendi aralarında haberleşmeye yönelik:

Eğitmen her tilmizine bir Starbucks hediye kartı veriyor ve "Beni görmeye ihtiyaç duyarsan bir kahve al" diyor.

Ardından her gün bir internet kafeye gidip kart numaralarını kontrol ediyor ve birinin bakiyesi bitmişse görüşmesi olduğunu anlıyor.

Bu sayede tebeşir işareti ya da alçaltılmış pencere panjurlarını kontrol etmek gibi farklı fiziksel işaretlerin konulduğu alanların çok geniş bölgesinde her gün otomobille turlamaktan kurtuluyor.

Üstüne üstlük kart numarası ile kimlik arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığından, tüm işlem son derece güvenli.

Genel manada restoranların casusluğun ayrılmaz parçası olduğunu da anlatan Fox, bir sonraki saldırıyı öngörme ya da önlemeye yardımcı olacak şekilde hükümetler ya da terör gruplarına erişimi olan kaynaklarla restoranlarda görüşmeyi tercih ettiklerini aktardı.

Bazen bu buluşmaların tesadüfi olduğunu, ama daha çok tesadüfi görünecek şekilde planlandığını belirten Fox, restoranlarda önceden hazırlanma imkanlarının bulunduğuna da dikkat çekti.

"Çok sayıda giriş ve çıkış yardımcı olur ve kabin veya gizli köşe gibi özel oturma alanları bir artıdır. Belki de hepsinden önemlisi, güvenlik kameralarının ve mekanın müdavimi tipinde müşterilerin mevcudiyetidir" diyen Fox, restoranların aynı zamanda sırtı duvara dayalı oturmak için bol seçenek sunduğunu, durumsal farkındalık sağladığını ve sohbet ortağının yüzünün salonda bulunanların izleme açısının dışında kalmasını sağladığını kaydetti.

GELMİŞ GEÇMİŞ EN ÜNLÜ CASUSLAR

20. yüzyılda yaşanan savaşlar, politik krizler ve gerilimler istihbaratın önemini artırmış ve casusların yüzyılı yaşanmıştı. İşte dünya savaşlarından soğuk savaşa tarihe damgasını vuran ünlü 20 casus…

Mata Hari: Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya için casusluk yapan bir dansçıydı. Hollandalı olan Mata Hari’nin asıl adı Margaretha Geertruida Zelle’ydi. Fransız, İngiliz ve Rus subay ve devlet adamlarından çok gizli askeri bilgiler toplayıp bunlara ‘kızına yazılmış mektup’ süsü vererek Almanlara ulaştırıyordu. Fransızlar tarafından 15 Ekim 1917’de kurşuna dizilerek idam edildi.

Juan Pujol: Tarihin en çok bilinen çifte ajanlarından biriydi. Barcelona doğumlu Pujol, II. Dünya Savaşı’nda hem Nazi Almanyası’na hem de Büyük Britanya hesabına çalışıyordu. İngilizler onu Garbo, Almanlar ise Alaric Arabel kod adıyla tanıyordu. 1988 yılında Venezuela’nın başkenti Caracas’ta öldü.

Aldrich Hazen Ames: Çifte ajan olan Ames CIA ve Rusya’nın hesabına 10 yıl boyunca çalıştı. CIA’de göreve başladıktan sonra 1969’da Ankara’ya gönderilen Ames’in amacı Sovyet istihbarat subaylarını ABD tarafına çekmekti. Eşinden ayrıldıktan sonra maddi problemlerle karşılaşan Ames, 1985’de Washington’daki Sovyetler Birliği elçiliğine gidip onlara Amerikan sırlarını sattı ve Ruslar için çalışmaya başladı. Bir yandan da CIA’deki görevini sürdüren Ames, KGB ve Sovyet Ordusu’ndaki Amerikan kaynaklarını Ruslara sızdırdı, bunların 10’u öldürüldü. Lüks yaşam tarzı FBI’ın dikkatini çekti ve bir süre sonra casusluk suçu ile ABD tarafından tutuklandı. Halen hapisandedir. Tarihin en pahalı casusu unvanına sahiptir. İçimizdeki Hain adıyla hayatı filme de çekilmiştir.

Isser Harel: Buenos Aires’e kaçan Alman Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın ele geçirilmesi operasyonunun baş kahramanıydı. İsrail gizli servisini 11 yıl boyunca yönetti. Rusya’dan İsrail’e göç eden Harel, 1963’te istifa ederek Mossad’dan ayrıldı. 2003’te Tel Aviv’de öldü.

Markus Wolf: Doğu Almanya İstihbarat Merkez İdaresi’nin başıydı. 34 yıl boyunca MfS’nin 2 numaralı adamı olarak Soğuk Savaş7a damgasını vurdu. 1950 ile 1980 yılları arasında Batı ülkelerine 4 bin kadar ajan yerleştiren Wolf, ajanları seçerken yakışıklı olmalarına dikkat ediyordu. Nedeniyse devlet dairelerindeki sekreterlerin zaaflarından yararlanmaktı. Bu tercihi nedeniyle Wolf’un ajanlarına ‘Romeo Ajanlar’ deniliyordu. Wolf 83 yaşındayken Berlin’de hayatını kaybetti.

Richard Sorge: İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Japonya’da görev yapan Sovyetler Birliği casusuydu. En başarılı casuslar arasında gösterilen Sorge’un kod adı Ramsay’di. Almanya ve Japonya’da bir yandan gazeteci olarak çalışırken bir yandan da casusluk yapıyordu. 1941’de Tokyo’da yakalandı, 1944’te idam edildi. Sovyetler Birliği’yle ilişkisin reddetti, ancak ölümünden 20 yıl sonra SSCB onu kahraman ilan etti.

Kim Philby: Harold Adrian Russell "Kim" Philby, soğuk savaş döneminin en önemli çift taraflı casusu, eski Britanyalı istihbarat görevlisi. Önceleri Britanyalı istihbaratının yüksek mevkili casuslarından olan Philby, daha sonra Sovyetler Birliği için çalıştı. KGB için çalıştı. 11 Mayıs 1988’de hayatını kaybetti.

Mijail Koltsov: İspanyol İç Savaşı sırasında Kremlin’in hesabına çalışıyordu. Gazeteciydi. Kiev doğumlu Koltsov İspanyol İç Savaşı’na dair yazdığı kitaplarla da günümüzde tanınıyor. 2 Şubat 1940’ta vurularak öldürüldü.

Sidney Reilly: James Bond karakterinin oluşturulmasında esinlenildiği iddia edilen iki ajandan biri olan Reilly, İngiliz Gizli Servisi için çalışıyordu. 20. yüzyılın ilk süper ajanı olarak kabul edilir.

Anthony Blunt: Cambridge 5’lisinden biri olan Blunt, İngiliz gizli servisinde Sovyetler hesabına çalışan bir başka sanat tarihçisiydi.

Dusko Popov: II. Dünya Savaşı’nda İngiliz Gizli Servisi adına çalışan Alman istihbaratına ise yanlış bilgi aktaran çifte ajandı. Japonların Pearl Harbour saldırısı için ABD’yi uyarmıştı, ancak FBI ona güvenmediği için bu uyarıyı dikkate almamıştı. Sırp asıllı olan ajanın tıpkı Reilly gibi, James Bond’a esin verdiği söylenir. Gerçek yaşamöyküsü Casuslar Casusu adıyla Türkçe’ye aktarılmıştır.

George Blake: İngiliz ajanı Blake, dünya Kuzey Kore tarafından yakalanmasıyla dikkat çekmişti. 3 yıl burada kaldıktan sonra İngiltere’ye döndüğünde artık çifte ajandı ve komünist olmuştu. Kuzey Kore hesabına çalışmaya başladı.

Krystyna Skarbek: Crhristine Granville olarak tanınan Krystyna Skarbek, Polonya doğumluydu. İngilizler için İkinci Dünya Savaşı’nda casusluk yaptı. Nazi işgalindeki Polonya ve Fransa’dan elde ettiği gizli bilgilerle dikkat çekti. İngiltere’ye en uzun süreli hizmet veren kadın casuslardan biri oldu. 15 Haziran 1952’de Londra’da bir otelde bıçaklanarak öldürüldü.

Rosenberg çifti: Amerikalı Ethel ve Julius Rosenberg çifti, ABD’nin atom bombası ve nükleer sırlarını Sovyetler Birliği’ne satmakla suçlanıp yargılanıp 1953’te elektrikli sandalyede idam edildiler. Bu idam o dönem büyük tartışma yaratmıştı. Çift ABD Komünist Partisi üyesiydi. Ancak suçlamaların doğruluğu uzun süre tartışıldı. Yıllar sonra Sovyet haberleşmeleri deşfire edilip kamuya açıldı ve Julius Rosenberg’in aktif olarak casusluk yaptığı ortaya çıktı, ancak eşi Ethel Rosenberg’in casusluk yaptığına dair hiçbir delil bulunumadı.

Oleg Vladímirovich Penkovski: Oleg Vladimiroviç Penkovskiy, kod adı "Agent Hero", SSCB’nin askeri istihbaratı GRU’da görevli bir albaydı. 1950’li ve 60’lı yıllarda Birleşik Krallık ve Birleşik Devletleri SSCB’nin Küba’ya yerleştirdiği füzelerden ve Küba Füze Krizi’nden haberdar etti. 1955’te Ankara’da askeri ateşelik yaptı. Rus İç Savaşı’nda öldü.

Mark Felt: Derin Gırtlak olarak tanınan Mark Felt, FBI’ın iki numarasıydı. Watergate Skandalı’nda Başkan Richard Nixon’ın istifasını hazırlayan 2 gazeteciden biri olan Woodward bilgileri Felt’ten aldığını anlattı.

Ramon Mercader: Sovyet Gizli servisi için çalışan İspanyol ajan Ramon Mercader, , 1940’taki Lev Troçki suikastıyla tanınıyor. Meksika’da Troçki’nin Stalin’in emriyle öldüren Mercader komünistti. Sovyetler Birliği’nde gizliliği kaldırılan arşivlerde Mercader’in Sovyet NKVD için ajanlık yaptığı ortaya çıktı. 20 yıl hapis yatan Mercader 1978’de Küba’da hayatını kaybetti.

Klaus Fuchs: Atom bombasının yapımında rol oynayan fizikçilerden biri olan Fuchs, Alman Komünist Partisi’yle yakından ilişkiliydi. Amerika’nın Manhattan Projesi’nden elde ettiği bilgileri Sovyetler Birliği’ne verdiği gerekçesiyle mahkum edildi. Ocak 1950’de casus olduğunu itiraf etti. İngiliz vatandaşlığından çıkarıldı. 9 yıl hapis yatıp çıktı ve Doğu Almanya’ya yerleşti. 28 Ocak 1988’de Berlin’de duvar yıkılmadan önce öldü.

Daniel Ellsberg: Vietnam Savaşı sırasında ABD hükümetinin sırlarını ifşa eden kişi olarak tanınıyor. Amerikalı aktivist ve askeri analist olan Ellsberg, 1971’de Pentagon Belgeleri’ni yayınlamıştı. Çok gizli belgeler New York Times ve diğer gazetelerde yayınlanmıştı.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// İstanbul’da ölü bulunan İngiliz ajanı Le Mesurier ile ilgili bomba iddia : CIA Suriye’de infaz edecekti !!!!


İstanbul’da ölü bulunan İngiliz ajanı Le Mesurier ile ilgili bomba iddia : CIA Suriye‘de infaz edecekti !!!!

Suriye‘de faaliyet gösteren ve küresel çapta Beyaz Baretliler olarak bilinen Suriye’deki sivil savunma ekiplerinin kurucusu eski İngiliz istihbarat subayı James Le Mesurier İstanbul’da ölü bulundu. İngiliz ajanının sır ölümünü bugünkü köşesine taşıyan Takvim yazarı Ergün Diler, "ABD, İngiltere’nin gizli kapılar ardındaki buluşmasını engellemek için Le Mesurier’u infaz etti. Aslında CIA, Le Mesurier’u önümüzdeki ay Suriye’de infaz edecekti. Suriye lideri Beşar Esad’a suikast düzenlemek isteyen MI6 ajanı olarak öldürülecekti." diye yazdı. Ergün Diler, "Hatta CIA tarafından dün Kraliçe’ye gönderilen fotoğraflarda, İstanbul Karaköy’de bir cafede Le Mesurier’un kahve içerken, arkasındaki iki Rus ajanı görülüyordu. Hem de Le Mesurier öldürülmeden birkaç gün önce." ifadelerini kullandı.

İngiliz ajanının sır ölümünü bugünkü köşesine taşıyan Takvim yazarı Ergün Diler, "İmparatorluk Nişanı sahibi İngiliz ajan James Gustaf Edward Le Mesurier, CIA‘nın takibindeydi. Ölmeden birkaç gün önce Karaköy‘de bir kafede yan masada iki Rus ajanıyla birlikte fotoğraflandı.
Hepsini o kafeye çağıran elbette CIA‘ydı. Olaydan hemen sonra o kare Kraliçe Elizabeth‘in masasına konuldu." dedi.

İşte Ergün Diler’in bugünkü yazısı;

AJANLARLA ilgili filmler, romanlar, oyunlar hep izlenir. Merak edilir çünkü. Ortalama zekanın üzerindeki insanların sahne aldığı oyunlardır SPY GAME’ler! BATI medyası da dünden itibaren KARAKÖY’deki cinayet işine girdi. JAMES GUSTAF EDWARD LE MESURIER’un öldürülmesi de bazı karanlık dehlizlerde deprem etkisi meydana getirdi. Bu konuları çok iyi bilen isimleri ve yayınları takip edince sarsıntının büyüklüğünü görmek zor olmuyor…
Öncelikle şunu paylaşmak istiyorum.
Bir JAMES BOND filmindebulacaklarımızdan çokdaha fazlasıyla karşıkarşıyayız… Öyle şeyleryazılmakta şaşarsınız… Benöğrendiklerim karşısında ilkolarak "İstanbul’da yaşıyoruzve hiçbir şey bilmiyoruz.
Bu çok kötü…" duygusuna kapıldım…
Doğal olarak insan öğrenmek ve paylaşmak istiyor… İstanbul’da yaşanan ve çok önemli bir operasyonla ortadan kaldırılan Le Mesurier DOSYASINI genişletelim…
Biraz geri gidelim…
2018 yılında İngiltere’nin Salisbury kentinde Rus eski ÇİFTE ajan Sergey Skripal ve kızı Yulya Skripal’e düzenlendiği öne sürülen sinir gazı saldırısı, sahte bayrak operasyonuydu.
Bu planın arkasında ABD vardı. MI6’daki derin yapı ile Washington ortak hareket ediyordu. Bunu anlatan çok şey yazdım. Amaç İngiltere’nin Rusya ile olan GÜÇLÜ BAĞI’nı zayıflatmaktı! Skripal operasyonu da bunun için kurgulandı.
Ardından İngiltere ile Rusya karşı karşıya geldi. Birbirlerini düşman ilan ettiler. İngiltere’de yaşayan oligarklar, milyarlarca sterlin kaybetti.
Bu para Rus devletinin parasıydı. Sonuç itibariyle operasyon etkisini göstermiş ve sonuç alınmıştı. Roman Abramovich gibi bir isim LONDRA’ya girememişti.
Kriz büyüktü! Unutmayın!
Abramovich üzerinden de en sert tepki, Putin’e verildi.
Putin de Kraliçe Elizabeth de İngiliz Lordlar Kamarası ile 10 Numara da tüm gerçekleri biliyordu ama Amerikan algısı işte böyle güçlü bir silahtı ve başarılı oluyordu.
Bu hamle, özenli bir şekilde hazırlanan ALGI ile bezenince, sonuçlar haliyle değerli oldu! CIA başardı!
MI6’in desteğiyle…
Şimdi İstanbul’a gelelim.
Kılıç Ali Paşa Camii’nin yan sokağına demir atalım…
James Gustaf Edward Le Mesurier’un sahte bayrak OLMAYAN operasyonuna…
Açık şekilde İngiliz İmparatorluğu Le Mesurier’u koruyamadı.
Le Mesurier’a 2016’da, "Suriye Sivil Savunma hizmetlerindeki gayreti ve petrolün İngiliz şirketlerince kazanılmasındaki üstün başarısından dolayı" Kraliçe’nin en prestijli ödülü olan İngiliz İmparatorluğu Nişanı (OBE) takdim edildi. Bu ne OSCAR ödülüne ne de NOBEL‘e benzer! Rakipsizdir, büyük bir onurdur!
Bu ödüle layık görünen herkes, ailesiyle birlikte Kraliçe II. Elizabeth’in güvencesi altına girer.
Bilenler bunu bilir! Şimdi ABD, İngiltere’nin gizli kapılar ardındaki buluşmasını engellemek için Le Mesurier’u infaz etti. Sanırım bilinmesi gereken de bu! Bunu da Amerikalılar söylüyor. İlgili kişilerin duyacağı şekilde!

SORU ŞU! NEDEN LE MESURIER HEDEF OLDU?
Evet burada Rusya suçlu.
Mariya Zaharova, Cuma günü Le Mesurier için "MI6 ajanı. O çok tehlikeli biri. Kosova’da ve Bosna’da karşımıza çıkan kişi Le Mesurier" dedi. Hatta daha da ileri gidip "Beyaz miğferler en tehlikeli terör örgütlerine yardım etmekte. Bir dizi kimyasal silah bile kullandılar…" demekteydi…
Mariya Zaharova veya herhangi önemli bir Rus, bir başka İngiliz’i bile suçlasaydı o infaz edilecekti.
İsimlerin önemi yoktu yani…
Operasyonun kendisi değerliydi! Aslında CIA, Le Mesurier’u önümüzdeki ay Suriye’de infaz edecekti.
Suriye lideri Beşar Esad’a suikast düzenlemek isteyen MI6 ajanı olarak öldürülecekti. ALGI BÖYLE ŞEKİLLENECEKTİ!
O kişi de Amerikan medyasının yüklenmesiyle Le Mesurier olacaktı. Ancak Le Mesurier, CIA’deki kaynaklarından bu istihbaratı alınca Suriye seyahatini iptal etti. CIA de operasyonu durdurdu. Ancak Zaharova’nın açıklaması, Le Mesurier’un infazını başlattı.
Şimdi Rusya suçlanacak. Ki öyle olmakta!
Pentagon, Rusya’nın hedef olacağını gösterdi. Amerikan medyası, hemen harekete geçti. Rusya ve Beşar Esad’ın Le Mesurier hakkındaki "Ajan ve tehlikeli" sözlerini öne çıkardı.
Çünkü Rusya, perde arkasında İngiltere ile hem Suriye hem de Akdeniz pazarlığı yapıyordu. İngiltere, bölgeye Rusya ile girecekti.
Güney Kıbrıs, aslında İngiliz ve Rus toprağıdır.
Moskova ile Londra, Güney Kıbrıs’ta ortaktır.
Dolayısıyla Akdeniz’de de bu ortaklık görülmektedir.

RUS OLİGARKLARIN RUM KESİMİNDEKİ PARALARINI DÜŞÜNECEK OLURSAK, TATMİN EDİCİ BİR CEVAP ORTAYA ÇIKMAKTA!

Şimdi Suriye için bir ortaklık planı yapılırken, CIA‘nın operasyonunu gördük. İSTANBUL‘da!
Rusya ile İngiltere ne kadar yakın olmak isterse istesin artık bu çok kolay değil.
Çünkü İngiltere’de muhalifler, Kraliçe’nin korumasındaki Le Mesurier’un ölümünden Rus Gizli Servisi FSB’yi sorumlu tutuyor.
Hatta CIA tarafından dün Kraliçe’ye gönderilen fotoğraflarda, İstanbul Karaköy’de bir cafe’de Le Mesurier’un kahve içerken, arkasındaki iki Rus ajanı görülüyordu. Hem de Le Mesurier öldürülmeden birkaç gün önce.
O kişiler MI6 ile CIA’nın ortak kullandığı yüz tanıma programında Rus ajanı olarak görülüyor. Rus ajanları o cafe’de bir davet üzerine bulunuyordu. Bu netti!
Belki de Le Mesurier’u o cafe’ye çağıran CIA, RUS misafirleri de ağırlıyordu! Yani bir fotoğraf dizayn ediliyordu!
KRALİÇE‘ye kadar gönderilecek bir fotoğraf!

KURGU BUYDU!
Bu cinayet elbette İNTİHAR denilerek kapatılacak. Kimse çıkıp "ÖLDÜRÜLDÜ" demeyecek. Kuraldır bu!
Bundan sonrası İngiltere ile Rusya’nın atacağı adımlara bağlı. İSTANBUL merkez olmaya devam edecek…
Başka olaylar da göreceğiz…
Hem de çok önemli!

CIA DOSYASI : Afganistan’da CIA terörü


Afganistan’da CIA terörü

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Afganistan’da uyguladığı yöntemler ve eğittiği paramiliter gruplarla ülkeyi adeta terörize ediyor. Özellikle CIA tarafından eğitilen ve yönlendirilen Khost Koruma Kuvvetleri adlı paramiliter grubun ülke içindeki karanlık operasyonlarına dikkat çekilmekte. CIA destekli gece baskınları Afgan siviller için birer işkenceye dönüşmüş durumda.

Afganistan’da, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) desteklediği Afgan istihbaratına bağlı özel kuvvetlerin düzenlediği gece baskınları, sivillerin hayatını kabusa çeviriyor. Sivillerin öldüğü söz konusu saldırıların ardından, Afganistan İstihbarat Başkanı Mohammad Masoum Stanekzai eylül ayında, Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin başkanlığındaki acil güvenlik toplantısının ardından istifa etti. Afgan hükümeti, aldığı kararla, gece baskınları sırasında sivillerin ölümünün soruşturulması talimatını verdi. Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu’nun verilerine göre, bu yılın ilk 3 ayında ülkedeki saldırılarda 150’si çocuk 581 sivil ölürken, 432’si çocuk bin 192 sivil yaralandı. Bu ölümlerin, 228’inden hükümet yanlısı güçler sorumlu tutuldu.

KHOST TEPKİLERİN MERKEZİNDE

Tepkilerin merkezinde, bölgesel özel timler ile CIA tarafından seçilerek eğitilen, donatılan ve denetlenen Khost Koruma Kuvvetleri adlı paramiliter güç bulunuyor. Bu paramiliter güvenlik birimlerinin Taliban’a yönelik operasyonları sırasında genelde ABD özel güçleri de yanlarında bulunuyor. Kunduz, Paktika, Maidan Wardak, Ghazni, Kunar ve Nangarhar eyaletlerinde saldırılardan etkilenen binlerce Afgan, çok sayıda protesto gösterisi düzenledi.

RAPORLA BELGELENDİ

İnsan Hakları İzleme Örgütü, geçen hafta açıkladığı “Bunun Gibi Birçoğunu Yaptılar: CIA’in Desteklediği Afgan Özel Kuvvetlerinin İstismarcı Gece Baskınları” başlıklı 53 sayfalık raporda CIA’in desteklediği Afgan güçlerinin, “hesap verme zorunluluğu olmadan yargısız infaz yaptığı, cebri kaybolmalar ve sağlık tesislerine saldırılar dahil diğer vahim ihlallerde” bulunduğunu belirtmişti.

SAVAŞ SUÇU MU İŞLENDİ?

  • Cumhurbaşkanı Gani dahil, üst düzey Afgan yetkilileri gece saldırılarındaki sivil kayıplarını kabul ettikleri halde, bu baskınların Taliban’a karşı kendilerine avantaj sağladığını belirtse de uluslararası sivil toplum tarafından gündeme getirilen “gece baskınları sırasında savaş suçları işlendiği” iddialarını araştıracağını taahhüt etti.

MK ULTRA PROJESİ : CIA’nın zihin kontrol deneylerini gerçekleştirdiği üssü Fort Detrick’in gizli tarihi


CIA’nın zihin kontrol deneylerini gerçekleştirdiği üssü Fort Detrick’in gizli tarihi

ABD hükümetinin 1950’li ve 1960’lı yıllarda karanlık deneylerinin merkezi, günümüzde modern bir laboratuvar olarak kullanılıyor.

New York Times’ın 1996’da İstanbul’da açılan bürosunun ilk şefi olan ünlü gazeteci Stephen Kinzer, 10 Eylül’de yayımlanan yeni kitabının öne çıkan olaylarını Politico için kaleme aldı. Kinzer, CIA’in biyolojik ve kimyasal silahlar üzerinde uzmanlaşmak amacıyla kurduğu en önemli laboratuvarlardan birinin kısa tarihini değerlendirdi.

Kentucky’de bir hapishane doktoru 1954’te 7 siyahi mahkuma 77 gün boyunca “ikili, üçlü ve dörtlü” dozlarda LSD verdi ve kurbanlara ne olduğunu kimse öğrenemedi. Mahkumlar CIA’in zihin kontrol yöntemleri geliştirmek için kurduğu hayli gizli programın parçası olduklarını bilmeden ölmüş olabilir. Program karanlık ve az bilinen bir geçmişi olan ordu üssü Fort Detrick’te kurulmuştu.

Banliyönün genişlemesi Washington’ın Frederick ilçesinin Maryland kasabasına 80 kilometre uzaklıkta bulunan Fort Detrick’i içine çekse de 76 sene önce ordu, Detrick’i mikrop savaşını başlatmak için bir dizi gizli plan geliştireceği mekan olarak seçmişti. Günümüzde Detrick, ordunun hala biyolojik araştırmaları için kullandığı temel üs ve 13 bin dönüm içinde yaklaşık 600 yapıyı barındırıyor. Detrick uzun yıllar CIA’in gizli kimyasal ve zihin kontrol imparatorluğunun merkeziydi.

Independent’ın haberine göre, Detrick günümüzde zehir ve panzehirlerin araştırıldığı, ekin mantarından Ebolaya tüm salgın hastalıklara karşı savunmanın geliştirildiği dünyanın en modern laboratuvarınlardan biri. Onlarca yıl boyunca üste gerçekleştirilenlerin çoğu gizli tutulsa da Detrick’i ana üs olarak kullanan CIA’in zihin kontrol programı MK-ULTRA’nın direktörleri kayıtlarının çoğunu 1973’te imha etti. Programın sırlarının bir kısmı daha sonra gizliliği kaldırılmış belgelerle, görüşmelerle ve kongre soruşturmalarıyla ortaya çıkmış ve Detrick’in MK-ULTRA programındaki merkezi rolünü ve yabancı liderleri öldürme niyetiyle farklı zehirler ürettiğini ortaya koymuştu.

Japon güçlerinin 1942’de Çin’de mikrop savaşı başlattığına dair haberlerle ABD Ordusu biyolojik silahlar geliştirmek için gizli bir program oluşturmaya karar verdi. Ordu, Wisconsin Üniversitesi’nde biyokimyacı Ira Baldwin’i programın başına getirdi ve ondan yeni bir biyo-araştırma kompleksi kurmasını istedi. Baldwin, Catoctin Dağı’nın eteğinde bulunan terk edilmiş üssü seçti ve burası Ordu’nun biyolojik savaş laboratuvarlarının karargahı olarak düzenlendi.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Detrick’in önemi azaldı ve bunun nedeni basitti: ABD artık nükleer silahlara sahipti ve biyolojik silah geliştirmek eskisi kadar acil görünmüyordu. Fakat Soğuk Savaş’ın başlamasıyla dünyanın farklı uçlarındaki görünüşte birbiriyle ilgisiz iki gelişme yeni kurulan CIA’yi afallattı ve Detrick’e yeni bir görev yükledi.

Bu gelişmelerden ilki 1949’da Macaristan’daki Katolik Piskoposluk Kilisesi’nin Kardinali Joseph Mindszenty’nin ihanetle yargılandığı davaydı. Davada kardinal monoton bir biçimde konuşarak açıkça işlemediği suçları itiraf etmişti. Ardından Kore Savaşı sonlandı ve pek çok Amerikan mahkumunun ABD’yi eleştirdiği ve savaş suçları işlendiğini itiraf ettiği ortaya çıktı. CIA her iki duruma da aynı yanıtla karşılık verdi: beyin yıkama. CIA, komünistlerin insan beynini kontrol eden bir ilaç veya teknik geliştirmiş olduğu sonucuna vardı.

Ordu 1949’un yazında Detrick’te küçük ve çok gizli bir ekip kurarak, ekibe askeri kullanıma yönelik zehirli bakteri üretme görevi verdi. 1951’de zihin kontrolünün anahtarı olan sistematik bir araştırmayı tasarlaması ve denetlemesi için Sidney Gottlieb isimli bir kimyageri işe aldı. Gottlieb genellikle elektroşok ya da duygusal mahrumiyet gibi işkencelerle birlikte şaşırtıcı çeşitlilikteki ilaç kombinasyonlarını test etti. Gottlieb’in hastanelerdeki ve hapishanelerdeki kurbanları neye maruz kaldıklarının farkında değildi. Kurbanların bir kısmı Avrupa ve Doğu Asya’daki gizli gözaltı kamplarındaki mahkumlardı.

Laboratuvarın 1956’da yeniden adlandırılmasının ardından Gottlieb, Küba lideri Fidel Castro’yu ve Kongolu lider Patrice Lumumba’yı öldürme niyetiyle zehirler geliştirdi. 1959’un ortasına 1960’ların ortasına kadar Fort Detrick’e yönelik gerçekleştirilen protestolarda göstericiler, “Hiçbir ‘savunmanın’ rasyonelleştirmesi kitle imha ve hastalık kötülüğünü haklı gösteremez” diye açıklama yaptı. 1970’te Başkan Richard Nixon tüm hükümet kurumlarına biyolojik zehir arzlarını imha etmesini emretti. Gottlieb tereddüt etse de orduda çalışan bilim insanları bu emre riayet etti. Gottlieb yıllarca üzerinde çalıştığı kimyasalları yok etmek istemese de CIA Direktörü Richard Helms’le görüştükten sonra başka bir şansının olmadığına ikna oldu.

Sidney Gottlieb, 20. yüzyılın tanınmayan en güçlü Amerikalılarından biriydi. Gottlieb’in vazgeçilmez laboratuvarı Detrick hala anlatılmamış zalim hikayeler barındırıyor

MK ULTRA PROJESİ : CIA’in 10 yıl süren gizli programı ortaya çıktı


CIA’in 10 yıl süren gizli programı ortaya çıktı

Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Soğuk Savaş döneminin ilk döneminde "zihin kontrolü" üzerine 10 yıl süren gizli bir program üzerinde çalıştığı ileri sürüldü.

Yeni çıkan "Poisoner in Chief – (Baş Zehirleyici)" adlı kitabı hakkında Ulusal Halk Radyosu’na (NPR) konuşan araştırmacı-yazar Stephen Kinzer, yıllar süren araştırmaları sonucu ortaya çıkan gizli program hakkında bilgi verdi.

Kinzer, MK-ULTRA adı verilen gizli zihin kontrolü programının 1950-1960 arasında CIA’in baş kimyageri Sidney Gottlieb tarafından yürütüldüğünü belirterek, “Zihin kontrolü teknikleri üzerine tarihteki en uzun süreli araştırma operasyonuydu.” dedi.

"İnsanların zihinlerinin kontrolünü ele geçirmek için metot arıyordu"

Gottlieb’in proje kapsamındaki deneylerinin bir kısmının üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde gizlice finanse edildiğini kaydeden Kinzer, diğerlerinin de Amerika’daki hapishanelerde ve yasal bağlayıcılığı olmaması için ABD’nin kontrolündeki Japonya, Almanya, Filipinler gibi ülkelerdeki gözaltı merkezlerinde yapıldığını anlattı.

Kinzer, şunları söyledi:

"Gottlieb, insanların zihinlerinin kontrolünü ele geçirmek için metot arıyordu ve bunun için iki aşamalı bir süreç olduğuna inanıyordu. İlk önce mevcut zihni şiddet kullanarak boşaltmak gerektiğini, sonra da ortaya çıkan boşluğa yeni bir zihin eklemek için bir yol bulmak gerektiğini düşünüyordu. İkincisinde çok mesafe alamadı ama ilk aşama üzerinde çok deneyler yaptı."

Kinzer, bu proje çerçevesinde CIA’in, 2. Dünya Savaşı öncesi Japonya ile Almanya’daki Nazi toplama kamplarında insanlar üzerinde benzeri deneyler yapmış bilim adamlarının da işe alınarak, ABD’nin biyolojik silah araştırmaları ile ünlü Maryland Fort Detrick’teki program merkezinde çalıştırıldığını savundu.

"Küresel dünya gücünün anahtarı olduğuna inanıyordu"

Gottlieb’in yıllar süren araştırmaları sırasında, “gözden çıkarılabilir” deneklerin bir çoğunun üzerinde elektroşok ve kullanıcıda halisünasyonlar oluşturan yüksek dozda LSD (Lysergic acid diethylamide) denilen uyuşturucu verilerek fiziki ve psikolojik işkencelere tabi tutulduğunu öne süren Kinzer, “Çok gizli yürütülen bu çalışmalarda Gottlieb’in deneylerinin ne kadar cana mal olduğunu tam olarak bilmek mümkün değil ancak bir kısmı öldü ve birçok yaşam kalıcı olarak yok edildi.” ifadesini kullandı.

Kinzer, Gottlieb’in neredeyse üstlerine hiçbir hesap vermeden bu çalışmaları yürüttüğünü öne sürerek, “Bu adamın öldürme ehliyeti vardı. Amerika ve tüm dünyadaki insan deneklerini ölümcül seviyede istediği şekilde istismara maruz bırakmaya yetkiliydi. Sanırım o zamanki zihniyet bu projenin çok önemli olduğunu, zihin kontrolüne hakim olmanın küresel dünya gücünün anahtarı olduğuna inanıyordu.” şeklinde konuştu.

MK-ULTRA programı delilleri yok edildi

Kinzer, uzun yıllar süren deneyler sonucunda Gottlieb’in zihin kontrolünün mümkün olmadığı sonucuna vardığını ve MK-ULTRA araştırmasına son verildiğini, Gottlieb’in ise casusların kullanması için zehirler ve ileri teknoloji araçlar oluşturan CIA içindeki bir programda liderlik yapmaya devam ettiğini kaydetti.

Gottlieb’in 1972’ye kadar CIA’de çalıştığını belirten Kinzer, görevi sona ermeden önce de o zamanki CIA Başkanı Richard Helms ile ajansın arşivindeki MK-ULTRA programı delillerini yok ettiklerini savundu.

Kinzer, “(Gottlieb’in) 70’lerin başında tüm bu belgeleri yok ederek izlerini silme çabası oldukça başarılıydı ancak yaptıklarının bir kısmını yeniden inşa etmeye yetecek kadar başka yerlerde bazı kayıtlar bulundu.” ifadesini kullandı.