CIA DOSYASI : Kim’in öldürülen kardeşi CIA muhbiriydi


‘Kim’in öldürülen kardeşi CIA muhbiriydi’

Wall Street Journal gazetesine konuşan kaynaklar, Kore Demoktarik Halk Cumhuriyeti (KDHC) lideri Kim Jong-un’un öldürülen üvey kardeşi Kim Jong-nam’ın CIA muhbiri olduğunu ve ABD’li yetkililerle birçok kez biraraya geldiğini söyledi.

Adı açıklanmayan kaynaklardan biri, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile Kim Jong-nam’ın irtibat halinde olduklarını, ama bu ilişkinin ayrıntılarının pek bilinmediğini söyledi. Buna göre Kim Jong-nam’ın 13 Şubat 2017’de Malezya’da suikasta kurban gitmesinin ardından CIA ile bağlantısının ortaya çıkmamasının ya da gündeme gelmemesinin ABD istihbarat yetkililerine rahat nefes aldırdığı bildirildi.

Ancak ölümünden üç ay sonra, Mayıs 2017’de, Japon gazetesi Asahi Şimbun, KDHC liderinin üvey kardeşinin Malezya’da aslında Amerikan istihbarat yetkilisi olan Kore asıllı bir ABD’li ile buluştuğunu yazdı.

Washington Post muhabiri Anna Fifield tarafından kaleme alınan ve 11 Haziran’da yayımlanacak ‘Büyük Halef’ isimli kitapta da Kim Jong-nam’ın CIA ile bağlantıları ele alınıyor.

Buna karşın Wall Street Journal gazetesine konuşan bir dizi ABD’li yetkili, uzun yıllardır KDHC’den uzakta, Çin’in özerk Macau bölgesinde yaşadığından üvey kardeşin dünyaya büyük ölçüde kapalı ülkesi hakkında çok gizli bilgiler vermiş olma ihtimalinin bulunmadığını söyledi. Kim Jong-nam’ın KDHC’de güçlü bir kalesinin bulunmadığı belirtildi.

Eski ABD’li yetkililer, öldürülen kardeşin başta Çin olmak üzere başka ülkelerin istihbarat servisleriyle de kesinlikle temas halinde olması gerektiğini ifade etti.

Ancak Çinli yetkililer de CIA yetkilileri de bu konuda gazeteye yorum yapmaya yanaşmadı.

Wall Street Journal’ın kaynakları, ABD’li yetkililer ve Çin’den analistlerin Kim Jong Nam’ın küçük kardeşi Kim Jong-un’un halefi haline gelme potansiyelinin bulunduğuna inandığını, ama Amerikan istihbarat servislerinin ağabeyin bu rolü üstlenecek beceride olmadığı sonucunu vardığını aktardı.

Kim Jong-nam’ın Kuala Lumpur Havaalanı’nda öldürülmesine, iki kadının suratına sinir gazı VX sıkmasının yol açtığına inanılıyor.

Malezya’da cinayetten yargılanan iki kadından Vietnamlı Doan Thi Huong, tehlikeli silah ya da araçla isteyerek zarar verme suçlamasını kabul etmesinin ardından tahliye edildi.

Endonezyalı Siti Aisyah hakkındaki suçlamalar ise düşürüldü. Her iki kadın da Kim Jong-nam’ın suratına sprey sıktıklarında bir reality TV şovu için kamera şakası yaptıklarını sandıkları yönünde savunma yaptı.

Dava sırasında polis, Kim Jong-nam’ın son Malezya ziyaretinde Langkawi’de Kore asıllı bir ABD ile görüştüğü yönünde ifade verdi.

Wall Street Journal’a konuşan eski ABD Dışişleri yetkilisi ve Stimson Merkezi uzmanı Joel Wit, CIA’in hem KDHC’den kaçanlardan bilgi aldığını hem de KDHC’de neler olup bittiğini gerçekten bilen iyi yerleştirilmiş kaynakları olduğunu savundu. CIA ayrıca Mayıs 2017’de KDHC Görev Merkezi kurmuştu.

CIA DOSYASI : Geçen haftalarda Assange’a 17 yeni suçlama yöneltme kararı alan ABD, Wikileaks kurucusuna “CIA sızıntısı” ile ilgili yeni bir suçlama yöneltmeyecek !!


Geçen haftalarda Assange’a 17 yeni suçlama yöneltme kararı alan ABD, Wikileaks kurucusuna "CIA sızıntısı" ile ilgili yeni bir suçlama yöneltmeyecek

ABD Adalet Bakanlığı’nın Wikileaks kurucusu ve eski Genel Yayın Yönetmeni Julian Assange‘ı CIA’in en gizli casusluk araçlarından bazılarını ortaya çıkarma konusunda suçlamama kararı aldığı iddia edildi.

Politico’dan Natasha Bertrand’ın iki ABD Adalet Bakanlığı yetkilisinden aktardığına göre Assange’a yöneltilen sert suçlamalara bir tanesinin daha eklenmemesi insanları şaşırttı. ABD Adalet Bakanlığı geçtiğimiz günlerde Assange’a 17 yeni casusluk suçlaması yöneltmişti. Politico’nun kaynaklarının aktardığına göre Assange, ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı’nın en kuvvetli dijital kodlarını ve "hackleme aletlerini" ortaya çıkardığı için cezalandırılmayacak. Wikileaks’in bu konu ile ilgili yayımladığı dosyalar CIA tarihinin en büyük sızıntılarından biri kabul ediliyor. Bu sızıntının ardından CIA bu araçları bir daha kullanamamıştı.

Savcıların bu kararı almasında ABD’nin Assange’ın Britanya’dan iadesini istemesi için kısıtlı süresi olması ve bir iddianamenin daha CIA ile ilgili daha çok gizli bilgiyi ortaya çıkarma ihtimali olmasının etkisi olduğu belirtildi.

TIKLAYIN – BM raportörü Assange’da psikolojik işkenceye bağlı belirtiler tespit etti: Demokratik ülkeler çete gibi çalıştı

ABD Assange’ı hâlâ Chelsea Manning’e yardım etmek ve casusluk kanunu ihlal etmek ile suçluyor. Bir ABD devlet çalışanı ve vatandaşı olmayan Assange’ın, genelde devlet çalışanlarına yönetilen "Casusluk yasaları" ile yargılanması insanları şaşırtmıştı. Savcılığın, Assange’ın ABD’ye iadesini sağlayacak kadar güçlü bir iddianameleri olduğunu düşündükleri aktarıldı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : IŞİD’in ‘en yüksek rütbeli’ kadın üyelerinden İbrahim, Bağdadi’nin yakalanması için CIA ile işbirliği yapıyor


IŞİD’in ‘en yüksek rütbeli’ kadın üyelerinden İbrahim, Bağdadi’nin yakalanması için CIA ile işbirliği yapıyor

Radikal İslamcı terör örgütü IŞİD’in tutuklu bulunan en yüksek rütbeli kadın üyesi olan Nesrin İbrahim’in, IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin yakalanması için CIA ile işbirliği yaptığı öğrenildi.

The Guardian’ın Orwell ödüllü Orta Doğu muhabiri Martin Chulov’un aktardığına göre ‘Umm Sayyaf’ ismiyle de tanınan İbrahim, Bağdadi’nin yakalanması için ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile Kürt yönetimi istihbarat yetkililerine IŞİD sığınak ve iletişim ağlarının tespit edilmesi konusunda yardımcı oluyor.

The Guardian’a konuşan IŞİD üyesi kadın, istihbarat teşkilatlarına Bağdadi’nin Musul’da saklandığı evin yerini söylediğini belirtti. Chulov’un aktardığına göre ABD hava kuvvetleri çevredeki sivil halkın kalabalığı sebebiyle evi vuramadı.

İbrahim, terör örgütünün 2015’te öldürülen yöneticilerinden Fathi Ben Awn Ben Jildi Murad al-Tunis ile evliydi. İbrahim bu evlilik sayesinde IŞİD liderliğinde önemli rol oynadı; toplantılara ve tartışmalara hakkı olan nadir kadınlardan biriydi. İbrahim’in IŞİD’in en kan dondurucu saldırılarından bazılarında rol oynadığı da biliniyor.

Kürt güçleri tarafından yakalanan İbrahim’in idam cezasına çarptırılmasına karar verilmişti.

CIA DOSYASI /// “CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsü – ‘Ruzi 12 Eylül’ü bana bir yıl önce bildirdi’


“CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsü – ‘Ruzi 12 Eylül’ü bana bir yıl önce bildirdi’

“CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsünü soluksuz okuyacaksınız

Riskleri sebebiyle CIA’dan “okey” almış, tek bir insanın hikâyesinde aslında 20’nci yüzyılı anlatan müthiş bir kitap bu. Eski MİT mensubu Enver Altaylı yazdı… Bağımsız Türkistan hayalinin peşinde, Soğuk Savaş’ta dengeleri değiştirmiş, 11 yıl da Türkiye’de çalışmış “CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsünü soluksuz okuyacaksınız

KÜRŞAD OĞUZ / HT PAZAR
koguz

3 rejim altında geçen 100 yıla yakın bir hayattan bahsediyoruz. Aslında Ruzi Nazar’ın hikâyesi, 20’nci yüzyıl savaşlar tarihinin özeti gibi. Sovyet topraklarında bir Özbek olarak, 1917 Ekim devrimi sırasında dünyaya gelir. İç savaşı, yoksulluğu, açlığı görür. Yakınları Stalin şiddetine kurban gider. Bağımsız ve özgür Türkistan hayali böyle başlar. II. Dünya Savaşı’nı önce Kızıl Ordu subayı olarak, ardından Alman ordusu saflarında tamamlar. Türkistan Lejyonları’nda vatandaşlarına eğitim verir.

Savaş biter, Almanya’da yakalanıp Sovyetler’e teslim edilme korkusuyla geçen günlerde Alman Linda ile evlenir. İki çocuğu olur. Kızı, büyük sükse yapan Akıl Oyunları filminin romanını yazan Sylvia (Zülfiye) Nazar’dan başkası değildir.
Franklin Roosevelt’in oğlu ondaki yeteneği keşfeder ve kendini önce Amerika’da, ardından CIA‘de bulur…

Soğuk Savaş’ın en sıcak yıllarında çok önemli görevlerde bulunur. İran’da sizin Argo filmiyle bildiğiniz rehine kurtarma operasyonunun asıl kahramanıdır. Sovyetler’i "milliyetler meselesi"nin çökerteceğini düşünerek hayatı boyunca bunu sağlamaya gayret eder. 1960’larda Türk yetkilileri, Alparslan Türkeş’i bile, bu sefer kaygıyla Kürt meselesi için uyarır.

Ama Türkiye için asıl önemi, 1959’dan itibaren 12 yıl yaşadığı Ankara’da "CIA casusu" olarak görev yapmasıdır. Bazıları darbelerde onun parmağı olduğuna inanır.

Artık buna kendiniz karar vereceksiniz. Zira bir dönem MİT’te görev yapan Enver Altaylı, şu an 96 yaşında olan ve Türkiye’de yaşayan Ruzi Nazar’la onlarca görüşme yaparak, onu anlatan film gibi bir kitap yazdı: "Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu" (Doğan Yayıncılık). Yayınlanması için CIA’dan izin alınan kitap, 30 sayfalık bibliyografyası ve 400 dipnotuyla aslında tarihi belge niteliğinde. Yakında İngilizce, Almanca, Rusça yayınlanacak ve kesinlikle ileride müthiş bir film olacak. Okuma zevkini size bırakalım ve Altaylı’yla söyleşimize geçelim.

12 EYLÜL ABD PLANI MI?

Ruzi Nazar’ın CIA casusu olarak Türkiye’ye gönderildiği yıldan, yani Aralık 1959’dan başlayalım…

Ona hep CIA’nın Türkiye İstasyon Şefi diyorlar ama değildi. Ruzi Amerikalılar’a "Beni Türkiye’ye gönderiyorsunuz, memnuniyetle gidiyorum ama benden Türkiye’ye ilişkin istihbarat beklemeyin" diyor. O zamanlar Suriye, Mısır, Irak’ta Sovyetler etkin. "SSCB’ye karşı Türkiye ile yapılan müşterek operasyonlarda çalışırım. O konularda onlardan bilgi alıp veririm. Yoksa beni başka yere tayin edin" diyor.

11 yıllık görevinde ABD’ye Türkiye hakkında tek istihbarat vermemesi mümkün mü?

Ruzi meselelere yalnızca Amerika’nın çıkarları açısından bakmadı. Türkiye’ye zararı olur mu bu bilginin? Bunu da düşündü. Bildiği bazı şeyleri, dostlarına zarar vereceğini düşünüyorsa haber verirdi. ABD’nin 12 Eylül müdahalesinden haberdar olmaması mümkün değil. Ruzi o dönemde Almanya’daydı. Bir gün beni aradı ve "Türkiye’de iç savaş ortamı var. Askeri müdahale olacak" dedi…

12 Eylül’den ne kadar önce söyledi?

Bir yıl.

Bunu ben de söylerdim size…

Ama şöyle devam etti: "Darbeden sonra 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ’un başkanlığında bir milli mutabakat hükümeti kurulacak. Proje bu."

Öyleyse ABD projeden haberdardı. Başka ne söyledi?

"Türkeş’e söyle, bunun altında kalacak. Tedbirini alsın" dedi. "Peki Amerikalılar ne düşünüyor" dedim. "Türkiye’de solun gelmesi halinde iç savaş çıkar. Amerika Türkiye’nin istikrarsızlaşmasını arzu etmez" dedi.

Siz ne yaptınız peki?

Yönettiğim ve başyazarı olduğum Hergün gazetesinde 20 gün boyunca "Sağ Terör" adlı bir yazı dizisi yayınlattım. Alparslan Türkeş’le konuştum, "Gerekiyorsa Ülkü Ocakları’nı kapatalım" dedim. Olmadı. Sonra birçok kişi tutuklandı, işkence gördü, idam edildi. Ben vatandaşlıktan atıldım.

Ruzi Nazar Türkiye’ye geldikten 4-5 ay sonra 27 Mayıs darbesi oldu. Onun için de "Arkasında ABD vardı" denir. Ruzi bunu reddediyor. İsmet İnönü’nün TSK’ya darbe çağrısında bulunmasını vurguluyor.

Doğru. İnönü’nün "Darbeler ve ihtilaller ülke için zaruri ve meşru hale gelir. Sizi ben bile kurtaramam" sözleri var. Fakat Ruzi, Demokrat Parti’nin (DP) yaptığı hataları da vurguluyor. Kayseri olayları, İnönü’nün konvoyuna saldırı, basına sansür… "DP’nin yaptığı korkunç hatalar var. Diğer tarafın korkunç tahrikleri var. Bunlar olmasaydı 27 Mayıs olmazdı" diyor.

"ABD böyle bir şey yapmaz çünkü DP ile bir meselesi yok. Meselesi CHP içindeki solcu gruplar" diyor…

Evet.

O dönemde Başbakan Adnan Menderes’in bir Moskova seyahati planı var. ABD’nin bundan rahatsız olduğu, darbeye bunun yol açtığı söylenir.

Aksine, bunlar ABD ile görüşülerek atılan adımlar. Büyükelçilerin raporlarında bunlar var. Hepsi var orada. Hatta U2 casus uçağı meselesi çıkınca ABD büyükelçisi, "Bundan daha iyi müttefik bulmamız mümkün değil. Adam problem çıkarmadı" diyor. Amerikalılar darbe yapsaydı temasta oldukları generallere birtakım şeyleri empoze ederlerdi. Dikkat ederseniz darbeciler mütecaviz bir grup değil. Bir Alparslan Türkeş grubu var, bir Cemal Madanoğlu grubu. Ruzi’nin kesin kanaati, 27 Mayıs’la Amerikalılar’ın uzaktan yakından ilgisi olmadığı. Ama 12 Eylül için Amerikalıların ne derece telkini oldu, o konuda şüphesi var.

Alparslan Türkeş ABD’de eğitim görüp darbeye karıştığı için, "Amerika tarafından kullanıldığı" söylenir. Ama kitapta bambaşka bir Türkeş portresi çıkıyor…

Ruzi bunları Türkeş’i korumak için anlatmadı. 27 Mayıs’ta Türkeş kendini başbakan konumunda buluyor. Bir bakıyor, İçişleri Bakanlığı dahil bazı bakanlıklarda Amerikalılar devletin her şeyini kontrol ediyor. Hemen bunlara el atıyor. O dönemde MİT Müsteşarı Fuat Doğu. Türkeş de Fuat Doğu da Amerika’da eğitim görmüş. 1952’de Türkiye NATO’ya girince en kaliteli subaylarını seçip Amerika’ya göndermiş. Yani orada eğitim görmek Amerikancı olmayı gerektirmiyor. Neyse, bir bakıyorlar ki Ankara’da, Türk istihbaratı ile CIA aynı binada. "Olmaz, hadi bakalım ayrılın" diyorlar.

Darbeden sonra Türkeş’le birlikte 13 subayın öldürülmesini Ruzi Nazar mı engelliyor? Zaten Türkeş tutuklandığında, kızı Ruzi Nazar’ın evinde…

Ruzi’nin o dönemde Amerikalılar nezdinde ciddi çabaları oluyor. Bunu Ruzi anlattı; Cemal Gürsel’le görüşmelerinden bahsetti. Çünkü seviyor Türkeş’i, saygı duyuyor. Ama ne derece etkili oldu bilmiyorum. Hatta Türkeş’in, askerin baktığı bir atı varmış, 13 Kasım günü hemen atı atıyorlar dışarıya. Hindistan’dan dönünceye kadar ata Ruzi bakıyor.

MADANOĞLU KENDİNİ Mİ İHBAR ETTİ?

Gelelim 9 Mart "sol darbe" girişimi ve 12 Mart darbesine… 9 Mart’çı Cemal Madanoğlu Mart 1971’in başında Ruzi Nazar’ın Bahçelievler’deki evine geliyor…

Ruzi şöyle anlatıyor: "Buyurun paşam, dedim, viski verdim. ‘Biz askeri müdahale yapacağız. Senin Amerikalı generallere söyle, bize yardımcı olsunlar’ dedi. Ben de bunun üzerine ‘Paşam yanlış kapı çaldın’ dedim. Çünkü bildiğim, ama onların bizim bildiğimizi bilmediği bir şey vardı. Sovyetler Birliği Türkiye’de sosyalist subaylara bir müdahale yaptırarak Türkiye’nin Doğu Avrupa halk cumhuriyetleri tipi bir cumhuriyet olmasını istiyordu. Sovyet yanlısı subayların Türkiye’de iktidar olması dünyadaki bütün dengeyi alt üst ederdi." Sonra Madanoğlu’nun neden geldiği sorusu kafasına takılıyor. "Amerikalılar’ın darbe teşebbüsümüzden zaten haberi vardır, ama Moskova bağlantımızdan haberleri olmayabilir. Onun için ‘Bu tarafı da sağlama alalım’ demiş olabilirler" diye düşünüyor.

Bunu Amerika’ya bildiriyor mu?

"Hemen ertesi gün Amerikan büyükelçisini haberdar ettim" diyor. İşin enteresan tarafı, Madanoğlu mahkemede "Ruzi Nazar arayıp ‘Siz darbe yapın, biz arkanızdayız’ dedi" diyor. Fuat Doğu’yu da haberdar ediyor. "Arkasında Sovyetler Birliği’nin olduğunu biliyorum. Haberdar etmeseydim çok zor durumda kalırdım. Onun için tedbirimi aldım" diyor.

Yani 9 Mart darbe girişimini kendi kendine ihbar eden Cemal Madanoğlu muydu? Hep bu cuntayı Mahir Kaynak’ın ortaya çıkardığı söylenir.

Hayır. Mahir Kaynak, MİT’in sol cuntanın içine yerleştirdiği, Fuat Doğu’nun sevdiği bir insandı. O dönemde MİT’in hem sağdan hem soldan hocalar içinde adamları vardı. Fuat Paşa her şeyi öğreniyor ama sadece Mahir Kaynak’tan değil. Kaynak’ın deşifre edilmesinin sebebi, adamı darbe yapacaksın diye tutukladın ama delil, belge nerede? Fuat Paşa orada Kaynak’ı feda etti, "Belgem budur" dedi.

Peki Başbakan Süleyman Demirel’e haber veriliyor mu?

Fuat Paşa "Süleyman Bey’e haber veriyorum darbe olacak diye, tedbir aldığı yok" diyor. Onun için gidip Cevdet Sunay ve Memduh Tağmaç Paşa’yla konuşuyor. İşte bu, o üç paşanın operasyonu.

ABD Soğuk Savaş’ta Türk istihbaratını kullandı mı?
İşbirliği tabii ki var. Resmen periyodik toplantılar yapılırdı.

ARGO’NUN SENARYOSU BU KİTAPTAN MI?

‘Mendez’in rolü gerçek dışı, operasyon Ruzi sayesinde yapıldı’

Kitabınıza bakarsak, Oscar’ın favorisi Argo filminin hikâyesinin asıl kahramanı Ruzi Nazar. Rehine kurtarma operasyonunda rolü neydi?

1979’da İran’da ABD Büyükelçiliği mensuplarının rehin alınmaları üzerine bir kriz masası oluşturuldu. Ruzi CIA’yı temsilen bu kriz masasına üye atandı. Elçilikteki 6 ABD’li diplomatın Kanada Büyükelçiliği’ne sığındıklarını öğrenmişti. O günlerde Tahran’a giden tek CIA ajanı Ruzi. İran’da kaldığı 11 gün içinde bütün çalışmaları yaptı ve bilgileri topladı. Topladığı bilgilerle ABD’ye döndü. CIA Başkanı’nın uçağı ile Washington’dan Teksas’a uçtu. Orada ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon (savunma bakanlığı) temsilcilerinin de katıldığı toplantıya iştirak etti. Bu toplantıların hiçbirinde Mendez yoktu. Mendez bir istihbarat elemanı değil. Diplomatların Argo ismi verilen operasyonla kurtarılmasına o toplantıda karar verildi. Operasyon Ruzi’nin derlediği istihbari bilgiler ışığında yapıldı ve başarıyla sonuçlandı.

Yani Argo gerçeği yansıtmıyor mu?

Filmde Mendez’e gerçekle ilgisi olmayan bir rol verilmiş. Sanki Mendez başarılı bir CIA ajanı gibi. Gerçek tamamen farklı. Mendez yalnızca mükemmel bir makyaj ustası. 6 ABD’li diplomatı makyajla öyle değiştirmiş ki, sahte pasaportlardaki resimlerle bu insanlar aynı olmuş. İşin asıl heyecanlı yanı, Ruzi’nin Argo operasyonu öncesi Tahran’da yaptığı çok riskli ve tehlikeli istihbarat çalışması. Gerçeklerle film arasında büyük farklar var. Eğer filmde bu 11 güne yer verilseydi, Argo çok daha heyecanlı ve gerçekçi olurdu.

Film aslında sizin Mendez’le ilgili anlattığınız bölüme çok benziyor.

Evet, mesela ben "Mendes viskisini yolcular uçağa bindikten ve uçak İran hava sahasını terk ettikten sonra yudumlar" yazdım. Filmde aynen öyle. Ama şu yok: Mendez’in operasyon için çekileceğini ilan ettiği filmin adı (Argo) ile uçağın adı (Aargau) arasında büyük benzerlik var.

Kitabı yazarken filmden haberdar mıydınız?

Hayır. Kitaba da Ruzi’nin hayatında bir bölüm olduğu için koydum. Yazalı iki yıl oldu. Tabii bir yerlere göndermem gerekiyordu.

Bir yerler dediğiniz, CIA herhalde…

ABD’de Security Act var. "Ülkenin güvenliğini tehdit eden bilgileri ifşa etti, sen de vesile oldun" diye tazminat davası açarlar, ABD’ye giremezsin. Doğru olan onay almak.

Net sorayım: Bu kitabı CIA okudu ve onay verdi mi?

Ruzi 45 yıl CIA’da görev yapmış. Böyle bir insanın biyografisi yayınlandığında CIA’nın karşı çıkmaması lâzım. O tedbiri aldık.

Argo’nun senaryosu kitabınızdan alınmış olabilir mi?

Bilemem. Ama belgeler ve Ruzi’nin anlattıklarından yola çıkıp yazdıklarıma çok benziyor.

NAZIM PİŞMAN MIYDI?

"Nâzım çok büyük şair. Fakat Ruzi’nin 1959’da Viyana’da kendisiyle görüştüğünde edindiği intiba, hayatından memnun olmadığı. Ne pahasına olursa olsun, tekrar tutuklansa, cezaevine girse bile Türkiye’ye gelmek düşüncesinde. Hem vatan hasreti var hem Stalinizm’in uygulamalarından memnun değil. Rusya Nâzım gibi büyük bir şairi dahi kullanmak istedi. Ruzi’ye ‘Siyasete bulaşmamaya gayret et’ diyor ve ekliyor: ‘B.k yiyip büyük devletlerin oyuncağı olmamak gerek.’ Onu kendine söylüyor."

ABD EL KAİDEYİ NASIL DOĞURDU?

CIA ajanı Ruzi Nazar Vahabiliğe karşı. Oysa CIA Vahabiliği kullanmadı mı?

ABD, Afganistan savaşı sırasında Rusya’ya karşı İslami bir Haçlı seferi organize etmek için Vahabiliği kullandı. Ruzi o zaman CIA merkezine "Bu yarın çok büyük problemlere sebep olacak" diyor. Abdullah Azam, El Kaide’nin ilk lideri, CIA parasıyla bütün İslam ülkelerini dolaşıyor, cihada destek istiyor.

CIA nasıl destek oluyor onlara?

Pakistan’ın kuzeyinde, Veziristan’da 2500 medrese var. Ortaçağ tipi dini eğitim veriyorlar. CIA subayları da bunlara askeri eğitim veriyor. İlkokullar için Amerika’da basılmış ders kitapları var. Bunlar da diyor ki, "Rus’u esir yaptığında dizinin altını kes." Bir soru şöyle: "2400 metre uzakta bir Rus kâfiri var, kalaşnikofun saniyedeki hızı 800 km, kaç saniye sonra kâfirin beyni parçalanır?" ABD Güvenlik Bakanı Zbigniew Brzezinski, "Laboratuvarda mikrobu biz ürettik ama laboratuvardan kaçtı" diyor. Gulbeddin Hikmetyar’ın ABD büyükelçisine söylediği bir söz var: "Afganistan’ın bir şeriat devleti olması için gerekirse 1 milyon insan öldürürüm." Taliban işte o Hikmetyar düşüncesinin devamı.

Türkistan Lejyonları ve İnönü Hükümeti

‘Bu fikri Hitler’e Türkiye verdi’

II. Dünya Savaşı’nda Türkistan lejyonlarının rolü neydi?

Türkistan Lejyonları tarihi, Orta Asya tarihinin çok önemli fakat üzerinde çalışılmamış bir dönemi. II. Dünya Savaşı’nda Naziler Sovyetler’e karşı Barbarossa harekâtını yaptıktan sonra, Doğu cephesindeki Alman asker sayısı 800 bindi. Savaş sırasında bunların 200 bine yakını Türkistanlı, Azerbaycanlı, Tatar ve diğer milli komite askerlerinden oluşuyordu. Türkistan Lejyonları’nda savaşan askerlerin sayısı 100 binden fazlaydı. Ruzi bu harekette çok önemli rol oynadı.

Nasıl oluştu bu lejyonlar?

Savaşın ilk yıllarında 100 binlerce Sovyet askeri Almanlar’a esir düştü. Bunlar arasında Türkistanlılar da vardı. Bir Alman esir kampındaysanız, artık ölüme mahkumsunuz demektir. Yaşama şansınız yüzde 5-6’dır. Hayatta kalmak için tek alternatif Almanlarla işbirliği yapmaktır. Yoksa 100 binlerce Türkistanlı ölecekti.

Kim ön ayak oldu bu oluşuma?

Çok enteresan, Türkistan Lejyonları fikrini Almanlar’a veren Türkiye, Berlin Büyükelçisi Hüsrev Gerede… Harp Akademileri Komutanı Korgeneral Ali Fuat Erden Almanya’ya gidiyor, Hitler’in karargâhında Hitler’le defalarca görüşmeler yapıyor. Bunun devletin bilgisi dışında yapılması mümkün olabilir mi? Ali Fuat Erden Berlin’den döndükten sonra Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın katılımıyla 6 saatlik toplantı yapılıyor. Türkiye, Almanlar’a "Biz I. Dünya Savaşı’nda bu tecrübeyi yaşadık. Rus Çarlığı sınırlarında yaşayan Türklerden Almanlara esir düşenleri Türkiye’ye getirdik, bir alay kurduk. Irak cephesinde savaştılar ve büyük kahramanlıklar gösterdiler. Siz de bunlardan bir ordu kurabilirsiniz" fikrini veriyor.

Türkiye neden yapıyor bunu?

Bir, bu insanlar kurtulsun, yoksa ölecekler. İki, Sovyetler dağılsın. Türkiye’nin şunu istiyor: Azerbaycan bağımsız devlet olsun, Orta Asya’da bir Türkistan devleti kurulsun. Almanların savaşı kazanacağına inandığı sürece, Türk devleti lejyonlara sahip çıkıyor.

Ama kaybedeceğini anlayınca da teslim ediyor…

Evet, çok acı. 1945’te Yalta’da Stalin, Roosewelt ve Churchill arasında yapılan üçlü görüşmede, 1939’dan sonra Almanya’ya geçen ve yakalanan Sovyet vatandaşlarının hemen Ruslara teslim edilmesi üzerinde anlaşıyorlar. Stalin’in bir kararnamesi var. "Bunlar mahkeme edilmeden kurşuna dizilecekler çünkü haindirler" diyor.

Bizimkiler o Türk askerleri sınırda elleriyle teslim ediyorlar ve öldürüldüklerini de görüyorlar.

O zaman Türkiye’nin derdi, Rusya’nın başına yeni sıkıntılar açmaması. Sovyetler’e gönderilirken, Boğaz’da Arnavutköy açıklarında denize atlayıp kurtulanlar var.

MHP DOSYASI : CİA Kuruluşu Bir Parti MHP


CİA Kuruluşu Bir Parti MHP

Bu gün Meral Akşener e umut bağlamış olan gerek demokratım diyenler, ve gerekse Akşenerden çekinen Akp liler için bilinmesi gereken önemli bilgilerdir aşağıda sunulan. Mhp kuruluşundan bu tarafa ülkeye el freni olmuş, bu gün yaşananların tamamından sorumlu bir partidir. En son haziran seçimlerinde hükümet kurulmasını engelleyerek belkide son ve en önemli görevini yerine getirmiştir.
Şimdi aşağıdaki yazıyı lütfen dikkatlice okuyup nelerin, kimlerin umut olup olmayacağına karar verin.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin iki eski subayı, 68 kuşağı öğrenci hareketlerinin iki aktif ismi Sarp Kuray ve Ömer Gürcan, Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan’ın hazırlayıp sunduğu Gündem Ankara’da, derin devletin Türkiye tarihindeki izlerine yönelik ilginç tespitlerde bulundular.

* 1960–1980 yılları arasında yaşanan gençlik olaylarının arkasında kimler vardı?

Sarp Kuray:

Burjuva sınıfı kendi sorunlarını aşamadığı zaman, asker ve üniversite vurucu güç olarak öne çıkar. Bu gücün önemini gören Amerika ve Sovyetler Birliği, bu müdahaleleri kendi lehlerine yönlendirmeye çalışmışlardır. Sovyetler, Irak ve Suriye gibi ülkelerde bu gücü yönlendirerek Bass tipi rejimler oluşturmuşlardır. Türkiye’de ise 12 Mart, 12 Eylül müdahaleleriyle Amerika kendi çıkarlarını gözeten düzenlemeler yapmıştır.

“CIA, TÜRKEŞ’İ MBK’YA YERLEŞTİRDİ”

* Dış güçler ordu ve öğrencileri nasıl yönlendiriyor?

Ömer Gürcan: Dış güçler yetiştirdikleri isimler aracılığıyla müdahaleler yapmışlardır. Bunlardan biri de Alparslan Türkeş..

Dönemin Ankara Amerikan Büyükelçisi Warren hazırladığı raporda şunları belirtiyor:

“27 Mayıs’tan sonra kurulan Milli Birlik Komitesi (MBK) çok genç ve tecrübesiz, üstlendiği misyondan dolayı başı dönmüş bir gurup. Şu anki işlerimizden biri de MBK’nın içinde kimlerin etkin olduğunu tespit etmektir. MBK’nın içine en önemli üye olarak Türkeş’i yerleştirdik” (Foreign Relations 1958-60 s. 369-370)

“ALPARSLAN TÜRKEŞ, CIA TARAFINDAN EĞİTİLİDİ”

Ayrıca Yeniçağ Gazetesi’nin yazarlarından Serdar Kuru’nun yazdığı Top Secret Yazılar adlı kitapta Alparslan Türkeş’in CIA ile ilişkisi hakkında şunları söylüyor:

“1960’ta ordu yönetime el koydu daha sonra Menderes tasfiye edilerek imha edildi.

Amerika mesajını vermişti: ‘İtaat et ya da öl!’. Darbenin ardından CIA ve Amerika’yı şaşırtan gelişmeler meydana gelmişti.

Türk ordusunun, Venezüella ordusundan farklı olduğunu anlamışlardı. Darbeye zorlanan subay gurubu içerisinde kontrol altında tutamadıkları bir fraksiyon ortaya çıkmıştı. Ve bu beklenmeyen bir gelişme idi. İşler kontrolden çıkabilir ve işler ABD’nin aleyhine dönebilirdi.

Sovyetler ise muhtemel gelişmeler için KGB’yi alarma geçirmişti. Kısaca herkes tetikte idi. Olay kısaca şuydu:

Darbe içinde provoke edilen subaylardan CHP yanlısı olanlar sola eğilimliydi. Bu belli şartlar altında kabul edilebilirdi. Muhtemel bir sola kayışı önlemek için Amerika, Albay Alparslan Türkeş ve arkadaşlarına güveniyordu.

Albay Türkeş, NATO bünyesinde eğitim görmüş, Amerika’da psikolojik harekât kurslarına katılmış ve “X” Operasyonunu iyi bilen bir askerdi.

CIA tarafından çıkarılan psikolojik profilinde onun Turancı ve milliyetçi olduğu, Sovyetler’e karşı operasyonlarda güvenilebileceği sıkı antikomünist kimliği, karizması ve teşkilatlanma yeteneği övülüyor ve güvenilir bir subay olduğu belirtiliyordu.

Albay Türkeş, Amerika’da gördüğü eğitim sırasında “Stay Behind” operasyonu konusunda bilgilendirilmiş ve “X” örgütünden haberi olan bir askerdi. CIA’nın çalışma yöntemlerini de iyi biliyordu. Çünkü tam da onları uygulama konusunda eğitim görmüştü”.

“MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ’Nİ CIA KURDU”

Serdar Kuru, MHP’nin CIA tarafından kuruluşunu ise şu şekilde anlatıyor:

“Yeni bir yapılanma olan MHP’nin başına geçecek Türkeş için aslında yapılacak çok bir şey de yoktu. Ondan istenen sadece vitrinde durmasıydı.

Kurulacak yeni oluşumun bütün ayrıntıları CIA tarafından hazırlanmıştı.

Hareketin çekirdek kadrosu ise özel olarak seçilmişti. İlk önce siyasi bir parti lazımdı. Bu sorun hali hazırda boşta duran bir partinin ele geçirilip, ismi değiştirilerek halledildi.

CIA, bu hareket için “National Movement Party” (Milliyetçi Hareket Partisi) adını uygun buldu. Türkeş’in Führer gibi unvana sahip olması gerekiyordu. O da bulundu: ‘Başbuğ’.

Hareketin propagandası varoşlar ve kırsal kesime yapılacağından dolayı bu kesimdeki insanların kendilerini özdeşleştirecekleri bir sembol gerekiyordu. Bu sembol için Alman ve İtalyanlar putperest dönemlerden kalan sembollerini kullanmışlardı.

Yeni Milliyetçi Hareketin sembolü ise Türk mitolojisinde yer alan Bozkurttan seçildi ve buna uygun olan bir selamlama biçimi de sonradan uyduruldu”.

(Tuncay Çelen-Ömer Gürcan, HESAPLAŞMA 68 Kuşağı ve Katledilişi adlı kitaptan Serdar Kuru’dan yapılan alıntı)

“MÜDAHALELERİN ARKASINDA AMERİKA VAR”

* Amerika, Türkiye’deki dinamikleri nasıl yönlendirebiliyor?

Kuray: Amerika, kendi eliyle yetiştirdiği kadrolar ve kurduğu kontrgerilla benzeri oluşumlarla Türkiye’de gerçekleşen askeri müdahaleleri yönlendirmiştir. 12 Mart, 12 Eylül ve bugün de tartıştığımız müdahalelerin arkasında Amerika olmuştur. Amerika kabuğu sadece orduya değil sistemin bütün kurumlarına yerleşmiştir. Bundan kurtulmak istiyorsak buralar nasıl yerleştiğini çok iyi bilmemiz gerekiyor.

“CIA, MİT ELEMANLARINA PARA VERDİ”

Gürcan: 27 Mayıs sonrası Yassıada duruşmalarında açılan dosyalarda MİT elemanlarına paraların CIA tarafından ödendiği ortaya çıkıyor.

Bu duruma Menderes bile şaşırıyor. 1964 yılında İsmet İnönü, Kıbrıs’a harekât kararı aldıktan 5 dakika sonra Amerika’dan gelen telefonda, “böyle bir şey yapamazsın” deniliyor.

Arkasından İnönü yanında bulunanlara,

“Biz bunları 27 Mayıs’ta kolay temizledik. Ama bundan sonra bunları atmamız çok zor. Biz soktuk artık çıkartamıyoruz”

diyor. Daha sonra Ecevit ve Turgut Özal’a suikastlar düzenleniyor, ama bunların üzerine gidilemiyor. Herkesin bilip de söyleyemediği ne? Bunların hepsinde dışarıdan müdahaleler olduğu net bir şekilde görülmekte.

“AMERİKA, SİSTEMİN HER ALANINA YERLEŞTİ”

* “Amerikan kabuğu” ne zaman sistemin içine yerleştirildi?

Kuray: Türkiye, Amerika ile birlikte harekât etmeye karar verdiği 1946’dan bu yana Amerika kendi çıkarlarını gözetecek kadroları Türkiye’deki sistemin her alanında yerleştirdi.

İNÖNÜ: DEVLETİ HERKESE GÖSTERMEK İÇİN RESMİMİ PARAYA BASTIM

* İsmet Paşa, neden paranın üstüne resmini koydu?

Kuray: Babam Ankara Valisi Enver Kuray, İsmet İnönü’ye yakın bir bürokrattı. Babama bu para meselesini sorduğumda İsmet İnönü’nün paralara fotoğrafını basmasının gerekçesini “Ben orman bekçisine kadar bir devleti gösterme zoru içindeydim. Çünkü cumhuriyet gençti ve elden gidebilirdi” şeklinde açıkladığını söylemişti.

“İNÖNÜ KUKLAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

* Siz bu gerekçeyi inandırıcı buldunuz mu?

Kuray: Türkiye’de 1930’dan sonra hiçbir şeyi inandırıcı bulmuyorum. O tarihten sonra gerçekleşenler bir burjuva masalı ve kör dövüşüdür. İsmet İnönü vb. tarihsel kahramanlar, zaman zaman göreve çağrılarak birer kuklaya dönüştürülmüştür. Kuklaların değil, kuklacıların peşindeyiz.

TÜRKİYE TARİHİNDE İLK DEFA ASILARAK İDAM EDİLEN DARBECİLER KİM?

* Türkiye’de darbe ve müdahaleleri gerçekleştiren kuklacılar kimlerdir?

Kuray: Bunlar geri planda Amerikan emperyalizmi, önde onların ülkedeki ortakları olan egemen sınıftır. Bu oluşumlara karşı ordunun içinde tepkiler de olmuştur. Antiemperyalist Talat Aydemir ve Fethi Gürcan bunların öncülerindendir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde asılarak idam edilen tek darbeci subaylar da bu isimlerdir.

* Demokrat Parti’yi Amerika mı getirmişti?

Kuray: Demokrat Parti’yi Amerika getirdi ve yine ABD götürdü.

SARP KURAY, ÇATLI İLE GÖRÜŞTÜ MÜ?

* 1984 yılında Avrupa’da bulunduğu zaman Abdullah Çatlı ilk sizi mi aradı?

Kuray: Hüseyin Karahan adlı arkadaşımız Abdullah Çatlı ile birlikte Fransa’da Senta Cezaevi’nde yattı. Orda bir takım evraklar ele geçirmiş. Amerikalıların Papa suikastını Bulgarlar üzerine atılmasını Abdullah Çatlı’ya empoze ettiklerini eşi aracılığıyla bana iletiyor. “Çatlı ile görüştü” diyenler ya ağızlarını kaparlar ya da belge koyarlar ortaya! Abdullah Çatlı’yı tanımam bilmem!

AMERİKAN KABUĞU KIRILMADIKÇA, PROVOKASYONLAR DA BİTMEYECEK!

* Kürt-Türk kutuplaşmasından “Amerikan Kabuğu”nun etkisi var mı?

Kuray: Bugün sağduyulu Kürt arkadaşlar,

“Tekrar birlikte çözüm arayalım ve Mustafa Kemal Paşa’nın 1919’da, 1923’te Eskişehir ve İzmit konuşmalarını referans alalım” diyorlar. Bu makul öneriler, dış dinamiklere dayalı güçler tarafından manipüle edilerek akim bırakılmaya çalışılıyor. Biz ise iç dinamiklere dayanmış güçlerden yanayız. Eşit ve özgür yurttaşlık temelinde birlikte çözebiliriz diyoruz. Bu ülkede Amerikan kabuğu kırılmadıkça, provokasyonlar da, gerginlikler de bitmeyecek.

* 9 Mart için ittifak yaptığınız paşalar sizleri sattı mı?

Kuray: 1960 yılına kadar Türk ordusu devrimci idi. Fakat bu tarihten sonra NATO damarı üzerine oturdu. Kendi evlatlarını kurban vermeye başladı. 9 Mart’ta bize sokaklara bomba atın diyenler 12 Mart’ta taltif edilirken bizler askerlerden falaka yedik, işkence gördük. Bizans ordusunda böyle bir kalleşlik yok. 78 kuşağı, biz 68’lilerden daha büyük işkenceler görmüşlerdir. Hapishanelerde kendi dışkıları yedirilerek çirkin işkencelere maruz kalmışlardır. “İnsan haklarını kaçırdık” diyenler, önce öz eleştirilerini yapmalı, 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerinin hesabını vermelidirler.

LİNK : http://gunlukbakis.blogspot.com.tr/