CIA DOSYASI : Türkiye’de 50 üst düzey ajan var !!!! /// Büyükada’da toplanan CIA ajanları darbe başarılı olsaydı.


Büyükada’da toplanan CIA ajanları darbe başarılı olsaydı…

Levent Albayrak Akşam gazetesinde 15 Temmuz gecesi 10 CIA ajanı ve 6 Türk’ün Büyükada yaptığı toplantının izlerini sürmeye devam ediyor. İstanbul Büyükada’da darbe toplantısı yapan CIA ajanları başarılı olunacağını düşünerek her şeyi hazırlamışlar.

Kaldıkları otele basın açıklamaları ve canlı yayınlar için dev ekran kurdurmuşlar. 15 Temmuz

akşamı bu ajanm akademisyenler darbeyi dünya basınına anlatarak desteklerini göstereceklerdi.

DÜNYAYA KARA PROPAGANDA

İstihbarat birimlerinin verdiği bilgilere göre Fetullah Gülen destekçisi Henri Barkey en başta devreye girerek, darbecileri destekleyecek ve dünya basınına olan bitenleri yanlı bir şekilde anlatacaktı.

HEDEF İÇ SAVAŞ MIYDI?

AKŞAM’ın önceki gün yayınladığı “Büyükada’da 10 CIA Ajanı” manşeti gündeme bomba gibi düşmüştü. O gün toplantıya katılanları isim isim deşifre eden AKŞAM, bu uzmanların iç savaş ve istikrarsızlık yaşanan ülkelerden hiç ayrılmadıklarını ve sürekli bu ülkelerle ilgili planlar yaptıklarını açıklamıştı.

Katil Yunanistan’a kaçtı!

13 Temmuz’da Türkiye’ye gelen isimlerden en dikkat çekeni idam mahkumu bir katil olan Scott Peterson’du. Şahsın Yunanistan’a kaçtığı düşünülüyor.

Büyükada’ya gelen isimlerin içinde en gizemli olanı 44 yaşındaki azılı ABD’li suçlu Scott Lee Peterson. 44 yaşındaki ABD’li suçlu 2002 yılında hamile olan karısı Laci Peterson’ı öldürmekten birinci derece cinayet ile hüküm giydi ve aynı yıl ABD’de en azılı suçlularının kaldığı California’daki San Quentin Devlet Hapishanesi’nde gönderildi. Hakkında ‘iğneyle idam cezası’ hükmü verilen Patterson davayı California Temyiz Mahkemesi’ne taşıdı. Kayıtlara göre Peterson ‘VN2100’ koduyla halen hapishanede görünüyor. Böylesine bir azılı suçlunun, ABD’nin en güvenlikli cezaevinden nasıl çıkarıldığı ise akıllarda büyük soru işareti uyandırdı.

Gizli anlaşmayla suikast talimatı

İddiaya göre idam mahkumu Scott Peterson’un bazı gizli anlaşmalar yaparak Türkiye’ ye getirildi, kendisine verilecek suikastleri başardığı takdirde ise hakkındaki temyiz davasının da olumlu sonuçlanacaktı. İstihbarat yetkililleri deşifre olan idam mahkumunun deniz yoluyla Yunanistan’a kaçtığı bilgisi üzerinde duruyor.

Türkiye’de 50 üst düzey ajan var!

Neredeyse her köşe başından bir istihbaratçı çıkmaya başladı. Peki kim bu insanlar? Birbirlerinin ayaklarına basmadan nasıl çalışıyorlar? Nerelerde kalıyorlar? Amaçları, çalışma yöntemleri ne? 1986 ile 1989 yılları arasında İstanbul’daki CIA ekibinin direktörlü olan ve 18 yıl Amerikan ajanı olarak çalışan Philip Giraldi’ye bunları sorduk.

– Bölgedeki istihbaratçılar nasıl çalışır, oradan başlayalım.

– Önce kaynak bulmayı denersin. Bunu ya Amerikalı ya da Türk istihbaratçılar yapar. Kaynak da ne yapacağını öğrenmeye çalıştığın organizasyonun içinden biridir. Ancak sorun şu: Ona hiçbir zaman güvenemezsin. Çünkü hem seninle konuşur hem de öbür taraftakilerle. Sana verdiği kötü istihbarattan dolayı onlara güvenmezsin. Ama bir yandan da elindeki istihbarat imkânlarından onları ufak da olsa yararlandırırsın. İletişim malzemesi verirsin. Bazı uydu fotoğrafları verirsin. Telefon dinleme kaydı verirsin.

– Tüm bunları yaparken bir istihbaratçının temel amacı nedir?

– İki temel amaç vardır. Birincisi, neler olduğunu öğrenmek. İkincisi de işin paramiliter boyutu. Bu gruplara destek verme faslı.

– Desteklemek mi, yönlendirmek mi?

– Yönlendirmezler. Çünkü yeteneklerini ve ne yapacaklarını tam bilemediklerinden yönlendirme konusunda emin olamazlar. CIA’in bugün bölgedeki temel amacı, isyancıların kimlerden oluştuğunu, onları kimin kontrol ettiğini, başarı şanslarının ne olduğunu öğrenmek.

– Kaç CIA ajanından bahsediyoruz?

– Bugün Türkiye’de bu iş için 15-20 arasında CIA ajanının görevlendirildiğini tahmin ediyorum.

– Sadece o kadar mı?

– Evet, çünkü bu tür bir operasyonu gerçekleştirebilecek ekip bu kadardır. Bunlar sadece istihbarat görevlisi değil, aynı zamanda paramiliter ajanlar.

– Nerede çalışırlar?

– Adana’da bulunan ABD Konsolosluğu’ndaki geçici bir merkezde ve İncirlik Üssü’nde askerle ortak bir üste çalışırlar. Aynı zamanda sahadadırlar. Antakya’da örneğin. Ama Suriye’de değil. Türkiye tarafında, Suriye’ye geçmezler.

– Türk istihbaratıyla nasıl bir ilişki içindedirler?

– Çok yakın çalışırlar.

– Yapacakları faaliyetler için izin almaları gerekir mi?

– Evet, gerekir. Ama bu karşılıklı bir ilişkidir. ABD de Türk istihbaratına elindeki uydu fotoğraflarını verir. Elindeki bütün fotoğrafları. Ayrıca normalde paylaşmadığı çok hassas teknik bilgileri de paylaşır.

– Mesela bir CIA ajanı, Özgür Suriye Ordusu’ndan bir yetkiliyle teke tek görüşebilir mi?

– Bir Türk istihbarat yetkilisi de her zaman orada bulunur. Bu bir kural değildir. “Kimseyle tek başına görüşmeyeceksin” demezler ama böyle işler.

– Bahsettiğimiz CIA ajanlarının vasıfları nasıldır? Çok mu iyi Türkçe ve Arapça konuşurlar mesela?

– Hayır, bu bir sorun. Esasında, çeviri için MİT ‘e güvenirler. Amerikalı istihbaratçılar için bu her zaman bir sorun olmuştur. Bir ekipmanı nasıl kullanacağınızı öğretmede son derece vasıflıdırlar. İstihbarat paylaşmada da. Ama Arapça ve Türkçe gibi dillerde üst düzeyde vasıflı sadece belli sayıda ajan vardır. Bütün teşkilatta çok iyi Arapça konuşan muhtemelen 10 kişidir.

– Şaka mı yapıyorsunuz?

– Hayır. Size bütün teşkilatta çok iyi Türkçe konuşan kaç ajan olduğunu da söyleyeyim: Beş.

– Neden bu kadar az?

– CIA’nin çalışma şekli nedeniyle. CIA’de, Türkiye’ye atandınız diyelim, iki-üç yıl sonra başka bir yere gönderilirsiniz. O kültürde, dilde uzmanlaşmak için yeterince vaktiniz olmaz. Bunun sonucunda da yapabilecekleriniz sınırlı kalır. Türkiye’deyken İngiliz ve Rusları da gördüm. Onlar çok daha iyiydi. Bir Rus ajanı Türkiye’ye gitmeden önce iki yıl dil okuluna gider. Sonra Türkiye’de 10 yıl kalabilir.

– Siz ne kadar kaldınız Türkiye’de?

– Üç yıl kaldım. Normalde iki yıldır. Dördüncü yılımı da geçirmek istedim ama izin vermediler. Barselona’ya gitmem istendi. Bunun için tabii bir de İspanyolca öğrenmem gerekti.

Halen Ortadoğu konularında çalışan Washington merkezli Ulusal Menfaat Konseyi (CNI) adlı bir sivil toplum örgütünün başında olan Philip Giraldi (66), terörle mücadele ve askeri istihbarat konularında uzman. Savaş karşıtı görüşleri ve Amerikan dış politikasına getirdiği sert eleştirilerle bilinen Giraldi, ABD’nin Ortadoğu ve dünyada daha az müdahaleci bir çizgi izlemesi gerektiğini savunuyor.

– MİT ve CIA dışında bölgede kaç ajan olduğunu tahmin ediyorsunuz?

– Bellibaşlı her ülkeden birkaç kişi. Birkaç İngiliz, birkaç Fransız, birkaç Alman. Belki Yunanlılar da olabilir ama sanmıyorum.

– Nerede konuşlular?

– Tahminim İncirlik Üssü. Çünkü orası aynı zamanda bir NATO üssü.

– Ya Suudiler gibi NATO’da olmayanlar?

– O başka bir kanal. Katar, Suudi Arabistan Türk Dışişleri ve MİT ile koordineli çalışır.

– Şimdi karşı taraf sayılan istihbaratçılara gelelim. Türkiye’de İran ajanları yakalandı.

– Evet, gördüm. İran ajanları bazen hacı kılığındadır, bazen işadamı… Yakalananların gerçekten neyi temsil ettiğinden emin değilim. İranlıların Türkiye’de bir operasyon yürütmesi için aptal olması gerekir. Çünkü yakalanırlar.

– Ama videolar yayınlandı…

– Belki de gerçekten ajandırlar. Ama bilemezsiniz. “Kontrol bizde, karışmasan iyi edersin” mesajıdır bu. Söylemeye çalıştığım şu: İşin içinde bir istihbarat örgütü varsa, misyonu gerçeğin bir versiyonunu yaratmaktır. Yaratılan gerçek olduğu anlamına gelmez. Ben de hep bunu yaptım. O yüzden biliyorum.

– Peki hem müttefikler hem de diğerlerini düşününce, Türkiye’nin Suriye sınırında kaç casus olduğunu tahmin ediyorsunuz?

– Muhtemelen çok. Ama üst düzey istihbarat görevlisi olarak bakarsanız farklı. Örneğin Türkiye’nin çok iyi Arapça konuşan 10-20 ajanı vardır şu anda. CIA var. Fransızlar, Almanlar, İngilizler, hepsini toplarsanız şu anda bölgede 50 üst düzey istihbaratçı vardır. Ayrıca alt düzeyde birçok istihbaratçı ve muhbir de olduğunu unutmayın. Bunlar silah taşır ve polisinkine benzer görevler yürütür. Muhbirlerle de alt düzey istihbaratçılar temas halindedir. Fakat önemli nokta şu: Bu kişilerin hepsi MİT’in ekibidir. CIA ve diğer yabancı istihbarat örgütleri, alt düzey adam yollamaz.

– Türk istihbaratçıların vasıfları nasıl?

– Mükemmel. O bölgede çalışıyorsanız Türk istihbaratçılar en az herkes kadar iyidir. Bana göre herkesten iyidir. Yaptıkları işten her zaman çok etkilendim. Bölge konularına gelince onların yanında amatörsünüzdür. Bir CIA ajanıysa teknik konularda çok üst düzeydedir. Telefon dinleme, yerde hareket eden insanların uydu fotoğrafları…

– Bölgede bugün birçok casus olduğunu hükümet yetkilileri de gazetecilere söylüyor. Peki bunların kendi aralarındaki ilişki nasıl? Kim domine ediyor?

– Eğer Türkiye’de olmasa CIA domine eder. Ama Türkiye’de koordinasyona MİT liderlik eder. Türkiye NATO üyesi olduğu için de Alman, İngiliz, Fransız, Amerikan ajanları hep birlikte çalışır. Muhtemelen her iki günde bir kendi aralarında toplantı yapıyorlardır. Bence NATO üyesi olarak da ellerindeki istihbaratı birbirleriyle paylaşıyorlardır. Bu ortamda hiçbir bilgiyi kendinize saklamazsınız.

– Kimse kendi önceliğine göre hareket edemez mi?

– Hayır. Herkes liderlik eden Türk istihbaratını referans alır.

CIA DOSYASI : Guantanamo mahkumu CIA’in işkence yöntemlerini resmetti


Guantanamo mahkumu CIA’in işkence yöntemlerini resmetti

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) terör suçlularını tuttuğu Küba adasındaki tartışmalı Guantanamo Cezaevi’nde kalan bir mahkum, burada geçirdiği dört sene boyunca gördüğü işkenceyi resmetti.

El Kaide’ye üye olmak suçlamasıyla tutuklanan Abu Zubaydah adlı mahkum, söz konusu cezaeviyle ilgili 61 sayfadan oluşan bir rapor sundu. "Amerika Nasıl İşkence Yapar"(How America Tortures) adlı raporda Zubaydah, kendisine yapılan işkence yöntemlerini sekiz farklı görselle resmetti. Çizimler sanığın avukatı Mark. P. Denbeaux tarafından paylaşıldı.

Zubaydah yaptığı çizimlerde söz konusu işkence yöntemlerinin çoğunun ilk kez kendisinde denendiğini, ABD istihbarat servisi CIA görevlilerinin bunu Tayland’daki üslerinde Ağustos 2002’de yapmaya başladığını belirtiyor.

Bugüne kadar suç teşkil edecek herhangi bir eylemde bulunduğu kanıtlanamayan 48 yaşındaki Zubaydah, çizdiği sekiz farklı görselde her işkence yöntemini farklı başlık altında tanımlıyor. Kutuda hapsetme, basınçlı suyla işkence, vücudu parmaklıklara kilitleyerek germe, kafası kutuya geçilmiş bir şekilde sandalyeye kelepçeleme, elleri kelepçeli şekilde duvara başını çarpma gibi başlıklar kullanan Zubaydah’ın her görselde vücudunun çırılçıplak ve başının kazınmış olduğu en dikkat çeken ayrıntılar arasında.

Zubaydah New York Times‘ın haberleştirdiği raporda en kötü işkence yöntemlerinden birinin uykusuz bırakma olduğunu belirtiyor. Zubaydah, elleri ve ayaklarının ters bir şekilde kelepçelendiğini, her fırsatta yüzüne su döküldüğünü ve dar bir alanda hapsedilerek 2-3 hafta kadar uykusuz kaldığını söylüyor. Filistin asıllı mahkum tam 83 defa vücudunun yatağa bağlandığını ve yüzüne su dökülmek suretiyle boğulma tehlikesi geçirdiğini ifade ediyor. Olayı araştıran ABD’li Başsavcı Jay S. Bybee’ye göre ise Zubaydah, yaklaşık 11 gün boyunca CIA görevlileri tarafından işkence edilerek uykusuz bırakıldı.

"Çok acı verici bir deneyim"

Zubaydah ayrıca vücudunun zar zor sığdığı küçük bir kutuya konulan Guantanamo’daki ilk mahkum olduğunu belirterek, "Beni küçük bir kutunun içerisine kitlediler. Ben buna köpek kutusu adını veriyorum. Kutuya oturmaya çalışıyorum ancak nafile. Kutu çok dar. Kıvrılmak istiyorsun ancak ellerin ve ayakların kelepçeli olduğu için bunu da yapamıyorsun. Çünkü çok sıkı bir şekilde bağlanmış. Bu çok acı verici bir deneyimdi. Bilinçsiz bir şekilde sürekli çığlık atıyordum." diyor.

ABD’ye ait Küba adasında bulunan Guantanamo Cezaevi’nin 5 numaralı kampı.AFP

Mahkumlar işkence yerlerini ‘zindan’ olarak tanımlıyor

Guantanamo’da bu şekilde 100’den fazla mahkuma işkence edildiği, işkence programını ve yöntemlerini hazırlamaları için uzmanlık alanları psikiyatri olan iki CIA ajanının görevlendirildiği belirtiliyor. Çoğu mahkum işkence gördükleri yeri "zindan" diye tanımlarken, söz konusu işkence odalarında özel muhafız ve bazı sağlık görevlilerinin de görev yaptığı biliniyor.

Abu Zubaydah 2002 Mart’ında Pakistan’ın Faysalabad kentinde çıkan bir çatışmada ABD askerlerince tutuklanmış. Kendisi ağır yaralanmasına rağmen CIA’in deniz aşırı hapishanelerine gönderilmiş. Daha sonra yapılan istihbarat analizlerine göre Zubaydah’ın El Kaide militanı olmadığı ve 11 Eylül saldırılarıyla ilgili herhangi bir bilgiye de sahip olmadığı ortaya çıktı. Zubaydah ilk tutuklandığında El Kaide’ye bağlı bir teğmen olduğu sanılıyordu.

Guantanamo 11 Eylül saldırıları sonrası kuruldu

Küba’nın Guantanamo Körfezi’ndeki Amerikan donanma üssünde yer alan Guantanamo Cezaevi, 11 Eylül 2001’deki terör saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan’ıı işgali sonrası kuruldu. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush tarafından ilan edilen yasayla terör zanlılarının getirildiği hapishaneye ilk tutuklular 11 Ocak 2002’de konuldu.

Uluslararası Af Örgütü, Guantanamo’nun askeri hapishane olarak kullanılmasının yasa dışı olduğunu belirtirken, yapılan uygulama ve sorgulama tekniklerini de "insan hakları ihlali ve büyük bir skandal" olarak tanımlamıştı.

Birleşmiş Milletler (BM) ise hazırladığı raporlarda söz konusu cezaevinde yapılan hak ihlallerine birçok kez dikkati çekmişti.

Obama’nın seçim vaatlerinden biri Guantanamo’yu kapatmaktı

ABD Başkanı Barack Obama’nın başkanlığı devralmadan önceki en önemli vaatlerinden biri Guantanamo’yu kapatmaktı ancak iki dönem seçildiği başkanlık dönemince bazı girişimler olsa da bu cezaevi açık kaldı.

Beyaz Saray yönetimi 2015’in yaz aylarında cezaevinin kapatılması planlarında son aşamaya gelindiğini açıklamış ancak Obama, içinde Guantanamo hapishanesinin kapatılmasını engelleyen hükümlerin de yer aldığı 2016 yılı Ulusal Savunma Yetki Tasarısı’na imza atmıştı. Guantanamo’da hala yüzlerce mahkum olduğu sanılıyor.

CIA DOSYASI : CIA SUUDİ İSTİHBARATINI EĞİTMEYİ REDDETTİ


CIA SUUDİ İSTİHBARATINI EĞİTMEYİ REDDETTİ

Suudi güvenlik makamlarının ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA ile 2011’de yaptığı anlaşma gereği her yıl belli bir oranda Suudi Arabistan İstihbarat teşkilatı yetkilisinin eğitimi gerçekleştiriliyordu. ABD’li diplomatik kaynaklardan alınan bilgilere göre, CIA ve ABD Dışişleri Bakanlığı kamuoyunda oluşan aşırı baskılar nedeniyle 2020’de Suudi yetkililer eğitimine ilişkin anlaşmanın reddedildiğini belirtti.

Diplomatik kaynaklar, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Suudi Arabistan’ın istihbarat servisini eğitme teklifini reddettiğini belirtiyor. Dışişleri Bakanlığı’nı ile CIA yetkililerini tedirgin eden ve teklife karşı çıkmalarına neden olan gelişmenin, Suudi Arabistan’ın muhalifleri zorla Suudi Arabistan’a geri getirme, Cemal Kaşıkçı ailesini gözetleme ve insan hakları savunucularını gözaltına alma gibi istismarcı uygulamalarına devam etmekte olduğuna dair çıkan haberler olduğu ifade ediliyor.

ABD’li yetkililer, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri istikrara kavuşturmak için istihbaratın hesap vermesi ve reformlar yapılması gerektiğini halen anlamamış olmasından endişe ediyor. ABD’li kaynaklar, Hazine Bakanlığı tarafından Kaşıkçı’nın öldürüldüğü operasyonu düzenleyen isim olduğu belirlenen Suud el Kahtani hakkında halen bir suçlama yapılmamış olmasından ve perde arkasında halen faaliyet göstermeye devam etmesinden de hoşnut değiller. ABD’li diplomatik kaynaklar, aynı zamanda Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’in ve Kaşıkçı’nın oğullarından birinin bu yaz Londra’da izlendiğini ve bu konuda endişelerinin devam ettiğini belirttiler.

CIA DOSYASI : Afganistan’da CIA terörü


Afganistan’da CIA terörü

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Afganistan’da uyguladığı yöntemler ve eğittiği paramiliter gruplarla ülkeyi adeta terörize ediyor. Özellikle CIA tarafından eğitilen ve yönlendirilen Khost Koruma Kuvvetleri adlı paramiliter grubun ülke içindeki karanlık operasyonlarına dikkat çekilmekte. CIA destekli gece baskınları Afgan siviller için birer işkenceye dönüşmüş durumda.

Afganistan’da, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) desteklediği Afgan istihbaratına bağlı özel kuvvetlerin düzenlediği gece baskınları, sivillerin hayatını kabusa çeviriyor. Sivillerin öldüğü söz konusu saldırıların ardından, Afganistan İstihbarat Başkanı Mohammad Masoum Stanekzai eylül ayında, Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin başkanlığındaki acil güvenlik toplantısının ardından istifa etti. Afgan hükümeti, aldığı kararla, gece baskınları sırasında sivillerin ölümünün soruşturulması talimatını verdi. Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu’nun verilerine göre, bu yılın ilk 3 ayında ülkedeki saldırılarda 150’si çocuk 581 sivil ölürken, 432’si çocuk bin 192 sivil yaralandı. Bu ölümlerin, 228’inden hükümet yanlısı güçler sorumlu tutuldu.

KHOST TEPKİLERİN MERKEZİNDE

Tepkilerin merkezinde, bölgesel özel timler ile CIA tarafından seçilerek eğitilen, donatılan ve denetlenen Khost Koruma Kuvvetleri adlı paramiliter güç bulunuyor. Bu paramiliter güvenlik birimlerinin Taliban’a yönelik operasyonları sırasında genelde ABD özel güçleri de yanlarında bulunuyor. Kunduz, Paktika, Maidan Wardak, Ghazni, Kunar ve Nangarhar eyaletlerinde saldırılardan etkilenen binlerce Afgan, çok sayıda protesto gösterisi düzenledi.

RAPORLA BELGELENDİ

İnsan Hakları İzleme Örgütü, geçen hafta açıkladığı “Bunun Gibi Birçoğunu Yaptılar: CIA’in Desteklediği Afgan Özel Kuvvetlerinin İstismarcı Gece Baskınları” başlıklı 53 sayfalık raporda CIA’in desteklediği Afgan güçlerinin, “hesap verme zorunluluğu olmadan yargısız infaz yaptığı, cebri kaybolmalar ve sağlık tesislerine saldırılar dahil diğer vahim ihlallerde” bulunduğunu belirtmişti.

SAVAŞ SUÇU MU İŞLENDİ?

  • Cumhurbaşkanı Gani dahil, üst düzey Afgan yetkilileri gece saldırılarındaki sivil kayıplarını kabul ettikleri halde, bu baskınların Taliban’a karşı kendilerine avantaj sağladığını belirtse de uluslararası sivil toplum tarafından gündeme getirilen “gece baskınları sırasında savaş suçları işlendiği” iddialarını araştıracağını taahhüt etti.

CIA DOSYASI : Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu


VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu

Eski CIA ajanı ve yazar Valerie Plame, Demokrat Parti’den Kongre adaylığını bir video ile duyurdu. Alışıldık tanıtım ve kampanya videolarının ötesinde bir video ile adaylığını duyuran Plame’in hayatı da kampanya filmi kadar ilginç. 2007 Yılında kimliğinin ifşa edilmesinin ardından New Mexico’ya yerleşen Plame, önümüzdeki seçimlerde ABD Kongre üyesi olmak için kampanyasını başlattı.

2003 yılında George W. Bush yönetimi sırasında CIA ajanı olan Wilson’un adının basına sızdırılması ABD’de büyük bir skandal yaratmıştı. Beyaz Saray’ın iki üst düzey yetkilisi Karl Rove ve Lewis Libby’nin adlarının karıştığı skandal sonrasında Plame’in adının basına sızdırılması Amerikan yönetiminin Irak savaşına gidiş gerekçeleri konusunda süregiden tartışmanın önemli bir parçasını oluşturmuştu.

George W. Bush yönetiminin ikinci adamı, Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin güvenlikten sorumlu danışmanı Lewis Libby, gizli ajan Valerie Plame’in kimliğinin medyaya sızdırılması skandalı nedeniyle 30 ay hapis cezasına çarptırılmış; adaleti engellemek ve yeminliyken yalan ifade vermekle suçlanmıştı. Ancak Başkan Bush, Libby hakkında verilen hapis cezasını affetmişti.

Gizli ajan Valerie Wilson’ın eşi olan ve Irak Savaşı öncesinde Irak’ın Nijer’den uranyum aldığı istihbaratını araştırmakla görevlendirilen Büyükelçi Joe Wilson, istihbarat çalışması için gittiği Nijer’de, Irak’ın uranyum satın aldığı iddialarının geçersiz olduğunu ortaya koyan bir rapor hazırlamış ve bu durumu medyaya açıklayınca Bush yönetimi ağır darbe almıştı.

Raporun hemen ardından Joe Wilson’un eşi Valerie Plame’in adı medyaya sızdırılmıştı.

Plame ve Wilson, bu durumdan Bush yönetimini sorumlu tutmuş, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, haberi basına sızdırdığını itiraf etmişti.

Bush’un politik danışmanı Karl Rove’un da olayla bağlantısı ortaya çıkmış ancak bu iki isme resmi suçlama yöneltilmemişti.

Valerie Plame ve Joe Wilson’ın yaşadıkları 2010 yılında başrollerinde Naomi Watts ve Sean Penn’in oynadığı Fair Game filmine de konu olmuştu.

CIA DOSYASI : CIA, BAE hakkında neden casusluk yapmıyor ???


CIA, BAE hakkında neden casusluk yapmıyor ???

CIA’in BAE hakkında casusluk yapmadığı, bu tutumu ‘görev ihlali’ olarak değerlendirdikleri belirtilirken, Suudi Arabistan içinse durumun farklı olduğu kaydedildi. Riyad’da daha önce yakalanan CIA ajanları hatırlatıldı…

Reuters’ta Aram Roston imzalı, "CIA, BAE’yi neden izlemiyor?" başlıklı bir makale yayınlandı.

İşte makaleden ayrıntılar:

Birleşik Arap Emirlikleri, Libya’da Birleşmiş Milletler tarafından tanınan bir hükümeti devirmeye çalışan askeri lideri finanse ediyor (Halife Hafter kast ediliyor). ABD’nin anlaşmazlığı çözme çağrısına rağmen Katar’a uluslararası ambargo uygulanmasında öncülük ediyor.

BAE ayrıca, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı CIA’in (U.S. National Security Agency-NSA) eski çalışanlarını, Amerikalıları takip etmeyi hedefleyen bir casus programında çalıştırmak için işe aldı.

Ve henüz, sıra dışı bir şekilde CIA, BAE hakkında casusluk yapmıyor.

Konuyla ilgili Reuters’a konuşan üç eski CIA yetkilisi, bazı eleştirmenlerin vurguladığı "ABD istihbaratında tehlikeli bir kör nokta" hatırlatmasını yaptı.

CIA’in bu tutumu yeni değil. Kaynaklara ve dış politika uzmanlarına göre değişen şey, küçük ama etkili olan OPEC ülkesi BAE’nin Ortadoğu ve Afrika’ya müdahalesi: savaşlarla savaşmak, gizli operasyonlar yürütmek ve bölgesel politikasını sık sık ABD çıkarlarına aykırı biçimde şekillendirmek.

BAZILARI BU TUTUMUN GÖREV İHMALİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR

Bir başka eski CIA yetkilisi, CIA’in BAE’nin artan askeri ve siyasi hedeflerine uyum sağlayamamasına ilişkin "görev ihmali" değerlendirmesinde bulundu.

ABD istihbarat topluluğu, BAE’yi tamamen görmezden gelmiyor. Operasyonlara ilişkin bilgisi olan iki kaynağın Reuters’a aktardığına göre NSA, BAE içinde elektronik izleme yürütüyor (düşük riskli, düşük ödüllü bir istihbarat toplama türü).

İSTİHBARATLARIN ORTAK ÇALIŞMA ALANLARI VAR

CIA, ayrıca İran veya El Kaide gibi ortak düşmanlar üzerinde istihbarat paylaşımını içeren bir şekilde BAE istihbaratı ile çalışıyor.

Ancak CIA, eski yetkililerin verdiği bilgilere göre elde edilmesi en değerli ve en zor şey olan "insan istihbaratı" konusunda bilgi toplamıyor.

HİÇBİR CEPHEDEN AÇIKLAMA GELMEDİ

CIA, NSA ve Beyaz Saray, BAE’deki ABD casusluk uygulamaları hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

BAE’nin Dışişleri Bakanlığı ve ABD büyükelçiliği yorum taleplerine cevap vermedi.

CIA’İN "BEŞ GÖZ" LİSTESİ

CIA’nin BAE’yi aynı tutumu sergilediği diğer ülkelerin kısa listesine eklediği kaydedildi. Bu liste "Beş Göz" (The Five Eyes) adıyla biliniyor. Listedeki diğer ülkeler ise şu şekilde: Avustralya, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve Kanada.

Dört eski CIA yetkilisine göre, CIA casusları, ABD’nin bazı kilit müttefikleri de dahil olmak üzere önemli çıkarları olduğu hemen hemen her milletten insan istihbaratını topluyor.

PEKİ SUUDİ ARABİSTAN?

BAE’ye en yakın kontrast Suudi Arabistan olabilir. Ortadoğu’da petrol üreten ve ABD silahlarını alan diğer bir etkili ABD müttefiki.

BAE’den farklı olarak Suudi Arabistan CIA tarafından sık sık hedef alınıyor. Kaynaklar, Suudi istihbarat ajanlarının Suudi memurlarını muhbir olarak görevlendirmeye çalışan birkaç CIA ajanı yakaladığını söyledi.

Suudi istihbarat teşkilatları, CIA casusluk girişimlerinden açıkça şikayet etmiyor. Ancak, CIA memurlarının ülkeden sessizce çıkmalarını istemek için Riyad’daki yetkililerle özel olarak görüşülüyor.

"BAE’YE KARŞI İSTİHBARAT EKSİKLİĞİ BİR BAŞARISIZLIK"

Eski bir CIA ajanı ve yazarı olan Robert Baer, BAE’deki insan istihbaratı eksikliğini “bir başarısızlık” olarak nitelendirildi.

ABD’li politika yapıcıların, Ortadoğu monarşilerinin iç politikaları ve aile davaları hakkında en iyi bilgiye ihtiyaç duyduklarını söyledi: “Bir dünya servisi olduğun için kendinle gurur duyuyorsan, bu bir başarısızlık. Kraliyet aileleri çok önemlidir.”

HAYDUT DEVLET

ABD Başkanı Donald Trump’ın idaresindeki eski bir yetkili, BAE istihbarat eksikliğinin endişe verici olduğunu, çünkü çöl monarşisinin şimdi Libya ve Katar gibi stratejik ülkelerde ve Afrika’da “haydut bir devlet” olarak çalıştığını söyledi.

BAE, Sudan’da uzun süre iktidarda kalan Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in iktidarı sağlaması için milyarlarca dolar harcadı. Sonra onu terk etti ve Nisan ayında onu deviren askeri yetkilileri destekledi. Yeni hükümetin güvenlik güçleri, askeri, seçim için zorlayan düzinelerce protestocu sivili öldürdü (Askeri Geçiş Konseyi-3 Haziran katliamı).

BAE ayrıca Eritre’de ve kendi ilan ettiği Somaliland Cumhuriyeti’nde askeri üsler kurdu.

Eski Trump yönetimi yetkilisi şu ifadeyi kullandı: “Afrika boynuzundaki herhangi bir taşı kaldırırsanız altında BAE’yi bulursunuz."

Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnsan Hakları İzleme Grubu İcra Direktörü Sarah Leah Whitson, "BAE kendisini yakın çevresinden uzakta finansal ve askeri bir güç olarak ortaya koydu. Somali, Eritre, Cibuti veya Yemen olsun, BAE izin istemiyor" dedi.

Yemen’de, BAE ve Suudi Arabistan, İran’la aynı hizada olan Husi isyancılarıyla savaşan bir uluslararası koalisyonuna öncülük etti.

Ancak BAE kısa süre önce binlerce sivilin ölümüne neden olan hava saldırıları ve milyonlarca insanın kıtlık çekmesine sebep olan insanı krizi doğuran koalisyondan çekilme kararı aldı.

BAE, ABD’YE LOBİ İÇİN PARA ÖDÜYOR

Birleşik Arap Emirlikleri hükümeti, Duyarlı Politikalar Merkezi’ne göre 2017’den beri ABD lobicilerine 46,8 milyon dolar harcadı.

Üç eski CIA yetkilisi "bölgesel müdahalelerin ötesinde nedenlerle hükümet hakkında istihbarat gerekiyor" dedi.

RUSLARLA YAKINLAŞIYORLAR

BAE ayrıca, güvenlik, ticaret ve petrol pazarları konusunda işbirliği yapmak üzere geçen yıl imzalanan geniş çaplı bir stratejik ortaklık da dahil olmak üzere Rusya ile daha yakın ilişkiler kuruyor.

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed, geçen ay BAE-Çin ekonomi forumuna üç günlük bir ziyarette bulunuldu.

İran ve El Kaide’ye gönderme yapan emekli CIA görevlisi Norman Roule “Düşmanları düşmanımız. Abu Dabi’nin eylemleri terörle mücadeleye katkıda bulundu. Özellikle de Yemen’deki El-Kaide’ye karşı katkıda bulundu" dedi.

"DEMOKRASİ KORKUSU ve SİYASAL İSLAM"

Abu Dabi Veliaht Prensi, küçük bir danışman grubuyla BAE’nin dış politikasını kontrol ediyor. ABD’de eğitim alan kardeşi Sheikh Tahnoon bin Zayed, Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak yer alıyor. Tahnoon, Arap yarış atlarına sahip ve karma dövüş sanatları tutkunu. Oğlu Şeyh Halid bin Muhammed, ülkenin iç istihbarat ağını yönetiyor.

Şimdi Carnegie Uluslararası Barış Vakfı ile birlikte çalışan eski bir Hava Kuvvetleri İstihbarat subayı olan Jodi Vittori şunları söyledi:

"BAE’nin yükselen müdahaleciliği 2011 yılına dayanıyor. Arap Baharı sırasında bölge genelinde demokrasiyi talep eden kitlesel protestolar, BAE sarayındaki seçkinler tarafından kendi güçlerini korumak adına engellendi."

Birçok Körfez kralı gibi, BAE liderleri de gösterileri bölgedeki monarşik yönetime tehdit olarak görüyorlardı.

O zamandan beri, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’i deviren 2011 protestolarının ardından Mısır’da iktidara gelen siyasal İslam ve Müslüman Kardeşler’in yükselişiyle savaştılar.

BAE, İhvan adayı Muhammed Mursi’nin 2012’de cumhurbaşkanı seçilmesiyle Mısır’a mali desteğini kesti. Mısır ordusunun bir yıl sonra Mursi’ye darbe yapmasının ardından bu ülkeye yine milyarlarca yardım yapmaya başladı.

Carnegie Vakfı’ndan Vittori, ABD ile BAE hükümetleri arasında devam eden bazı ortak hedefleri kabul etse de, BAE monarşisinin kendini korumaya odaklandığı için bu çıkarların farklılaştığını söyledi:

“Rejimin hedefi ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak. ABD ile aynı çizgide olmayacak."

* Tırnak içerisinde verilmeyen ara başlıklar editör tarafından eklenmiştir. Makalenin orijinalinde yer almamaktardır.