CIA DOSYASI : Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu


VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu

Eski CIA ajanı ve yazar Valerie Plame, Demokrat Parti’den Kongre adaylığını bir video ile duyurdu. Alışıldık tanıtım ve kampanya videolarının ötesinde bir video ile adaylığını duyuran Plame’in hayatı da kampanya filmi kadar ilginç. 2007 Yılında kimliğinin ifşa edilmesinin ardından New Mexico’ya yerleşen Plame, önümüzdeki seçimlerde ABD Kongre üyesi olmak için kampanyasını başlattı.

2003 yılında George W. Bush yönetimi sırasında CIA ajanı olan Wilson’un adının basına sızdırılması ABD’de büyük bir skandal yaratmıştı. Beyaz Saray’ın iki üst düzey yetkilisi Karl Rove ve Lewis Libby’nin adlarının karıştığı skandal sonrasında Plame’in adının basına sızdırılması Amerikan yönetiminin Irak savaşına gidiş gerekçeleri konusunda süregiden tartışmanın önemli bir parçasını oluşturmuştu.

George W. Bush yönetiminin ikinci adamı, Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin güvenlikten sorumlu danışmanı Lewis Libby, gizli ajan Valerie Plame’in kimliğinin medyaya sızdırılması skandalı nedeniyle 30 ay hapis cezasına çarptırılmış; adaleti engellemek ve yeminliyken yalan ifade vermekle suçlanmıştı. Ancak Başkan Bush, Libby hakkında verilen hapis cezasını affetmişti.

Gizli ajan Valerie Wilson’ın eşi olan ve Irak Savaşı öncesinde Irak’ın Nijer’den uranyum aldığı istihbaratını araştırmakla görevlendirilen Büyükelçi Joe Wilson, istihbarat çalışması için gittiği Nijer’de, Irak’ın uranyum satın aldığı iddialarının geçersiz olduğunu ortaya koyan bir rapor hazırlamış ve bu durumu medyaya açıklayınca Bush yönetimi ağır darbe almıştı.

Raporun hemen ardından Joe Wilson’un eşi Valerie Plame’in adı medyaya sızdırılmıştı.

Plame ve Wilson, bu durumdan Bush yönetimini sorumlu tutmuş, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, haberi basına sızdırdığını itiraf etmişti.

Bush’un politik danışmanı Karl Rove’un da olayla bağlantısı ortaya çıkmış ancak bu iki isme resmi suçlama yöneltilmemişti.

Valerie Plame ve Joe Wilson’ın yaşadıkları 2010 yılında başrollerinde Naomi Watts ve Sean Penn’in oynadığı Fair Game filmine de konu olmuştu.

CIA DOSYASI : CIA, BAE hakkında neden casusluk yapmıyor ???


CIA, BAE hakkında neden casusluk yapmıyor ???

CIA’in BAE hakkında casusluk yapmadığı, bu tutumu ‘görev ihlali’ olarak değerlendirdikleri belirtilirken, Suudi Arabistan içinse durumun farklı olduğu kaydedildi. Riyad’da daha önce yakalanan CIA ajanları hatırlatıldı…

Reuters’ta Aram Roston imzalı, "CIA, BAE’yi neden izlemiyor?" başlıklı bir makale yayınlandı.

İşte makaleden ayrıntılar:

Birleşik Arap Emirlikleri, Libya’da Birleşmiş Milletler tarafından tanınan bir hükümeti devirmeye çalışan askeri lideri finanse ediyor (Halife Hafter kast ediliyor). ABD’nin anlaşmazlığı çözme çağrısına rağmen Katar’a uluslararası ambargo uygulanmasında öncülük ediyor.

BAE ayrıca, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı CIA’in (U.S. National Security Agency-NSA) eski çalışanlarını, Amerikalıları takip etmeyi hedefleyen bir casus programında çalıştırmak için işe aldı.

Ve henüz, sıra dışı bir şekilde CIA, BAE hakkında casusluk yapmıyor.

Konuyla ilgili Reuters’a konuşan üç eski CIA yetkilisi, bazı eleştirmenlerin vurguladığı "ABD istihbaratında tehlikeli bir kör nokta" hatırlatmasını yaptı.

CIA’in bu tutumu yeni değil. Kaynaklara ve dış politika uzmanlarına göre değişen şey, küçük ama etkili olan OPEC ülkesi BAE’nin Ortadoğu ve Afrika’ya müdahalesi: savaşlarla savaşmak, gizli operasyonlar yürütmek ve bölgesel politikasını sık sık ABD çıkarlarına aykırı biçimde şekillendirmek.

BAZILARI BU TUTUMUN GÖREV İHMALİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR

Bir başka eski CIA yetkilisi, CIA’in BAE’nin artan askeri ve siyasi hedeflerine uyum sağlayamamasına ilişkin "görev ihmali" değerlendirmesinde bulundu.

ABD istihbarat topluluğu, BAE’yi tamamen görmezden gelmiyor. Operasyonlara ilişkin bilgisi olan iki kaynağın Reuters’a aktardığına göre NSA, BAE içinde elektronik izleme yürütüyor (düşük riskli, düşük ödüllü bir istihbarat toplama türü).

İSTİHBARATLARIN ORTAK ÇALIŞMA ALANLARI VAR

CIA, ayrıca İran veya El Kaide gibi ortak düşmanlar üzerinde istihbarat paylaşımını içeren bir şekilde BAE istihbaratı ile çalışıyor.

Ancak CIA, eski yetkililerin verdiği bilgilere göre elde edilmesi en değerli ve en zor şey olan "insan istihbaratı" konusunda bilgi toplamıyor.

HİÇBİR CEPHEDEN AÇIKLAMA GELMEDİ

CIA, NSA ve Beyaz Saray, BAE’deki ABD casusluk uygulamaları hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

BAE’nin Dışişleri Bakanlığı ve ABD büyükelçiliği yorum taleplerine cevap vermedi.

CIA’İN "BEŞ GÖZ" LİSTESİ

CIA’nin BAE’yi aynı tutumu sergilediği diğer ülkelerin kısa listesine eklediği kaydedildi. Bu liste "Beş Göz" (The Five Eyes) adıyla biliniyor. Listedeki diğer ülkeler ise şu şekilde: Avustralya, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve Kanada.

Dört eski CIA yetkilisine göre, CIA casusları, ABD’nin bazı kilit müttefikleri de dahil olmak üzere önemli çıkarları olduğu hemen hemen her milletten insan istihbaratını topluyor.

PEKİ SUUDİ ARABİSTAN?

BAE’ye en yakın kontrast Suudi Arabistan olabilir. Ortadoğu’da petrol üreten ve ABD silahlarını alan diğer bir etkili ABD müttefiki.

BAE’den farklı olarak Suudi Arabistan CIA tarafından sık sık hedef alınıyor. Kaynaklar, Suudi istihbarat ajanlarının Suudi memurlarını muhbir olarak görevlendirmeye çalışan birkaç CIA ajanı yakaladığını söyledi.

Suudi istihbarat teşkilatları, CIA casusluk girişimlerinden açıkça şikayet etmiyor. Ancak, CIA memurlarının ülkeden sessizce çıkmalarını istemek için Riyad’daki yetkililerle özel olarak görüşülüyor.

"BAE’YE KARŞI İSTİHBARAT EKSİKLİĞİ BİR BAŞARISIZLIK"

Eski bir CIA ajanı ve yazarı olan Robert Baer, BAE’deki insan istihbaratı eksikliğini “bir başarısızlık” olarak nitelendirildi.

ABD’li politika yapıcıların, Ortadoğu monarşilerinin iç politikaları ve aile davaları hakkında en iyi bilgiye ihtiyaç duyduklarını söyledi: “Bir dünya servisi olduğun için kendinle gurur duyuyorsan, bu bir başarısızlık. Kraliyet aileleri çok önemlidir.”

HAYDUT DEVLET

ABD Başkanı Donald Trump’ın idaresindeki eski bir yetkili, BAE istihbarat eksikliğinin endişe verici olduğunu, çünkü çöl monarşisinin şimdi Libya ve Katar gibi stratejik ülkelerde ve Afrika’da “haydut bir devlet” olarak çalıştığını söyledi.

BAE, Sudan’da uzun süre iktidarda kalan Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in iktidarı sağlaması için milyarlarca dolar harcadı. Sonra onu terk etti ve Nisan ayında onu deviren askeri yetkilileri destekledi. Yeni hükümetin güvenlik güçleri, askeri, seçim için zorlayan düzinelerce protestocu sivili öldürdü (Askeri Geçiş Konseyi-3 Haziran katliamı).

BAE ayrıca Eritre’de ve kendi ilan ettiği Somaliland Cumhuriyeti’nde askeri üsler kurdu.

Eski Trump yönetimi yetkilisi şu ifadeyi kullandı: “Afrika boynuzundaki herhangi bir taşı kaldırırsanız altında BAE’yi bulursunuz."

Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnsan Hakları İzleme Grubu İcra Direktörü Sarah Leah Whitson, "BAE kendisini yakın çevresinden uzakta finansal ve askeri bir güç olarak ortaya koydu. Somali, Eritre, Cibuti veya Yemen olsun, BAE izin istemiyor" dedi.

Yemen’de, BAE ve Suudi Arabistan, İran’la aynı hizada olan Husi isyancılarıyla savaşan bir uluslararası koalisyonuna öncülük etti.

Ancak BAE kısa süre önce binlerce sivilin ölümüne neden olan hava saldırıları ve milyonlarca insanın kıtlık çekmesine sebep olan insanı krizi doğuran koalisyondan çekilme kararı aldı.

BAE, ABD’YE LOBİ İÇİN PARA ÖDÜYOR

Birleşik Arap Emirlikleri hükümeti, Duyarlı Politikalar Merkezi’ne göre 2017’den beri ABD lobicilerine 46,8 milyon dolar harcadı.

Üç eski CIA yetkilisi "bölgesel müdahalelerin ötesinde nedenlerle hükümet hakkında istihbarat gerekiyor" dedi.

RUSLARLA YAKINLAŞIYORLAR

BAE ayrıca, güvenlik, ticaret ve petrol pazarları konusunda işbirliği yapmak üzere geçen yıl imzalanan geniş çaplı bir stratejik ortaklık da dahil olmak üzere Rusya ile daha yakın ilişkiler kuruyor.

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed, geçen ay BAE-Çin ekonomi forumuna üç günlük bir ziyarette bulunuldu.

İran ve El Kaide’ye gönderme yapan emekli CIA görevlisi Norman Roule “Düşmanları düşmanımız. Abu Dabi’nin eylemleri terörle mücadeleye katkıda bulundu. Özellikle de Yemen’deki El-Kaide’ye karşı katkıda bulundu" dedi.

"DEMOKRASİ KORKUSU ve SİYASAL İSLAM"

Abu Dabi Veliaht Prensi, küçük bir danışman grubuyla BAE’nin dış politikasını kontrol ediyor. ABD’de eğitim alan kardeşi Sheikh Tahnoon bin Zayed, Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak yer alıyor. Tahnoon, Arap yarış atlarına sahip ve karma dövüş sanatları tutkunu. Oğlu Şeyh Halid bin Muhammed, ülkenin iç istihbarat ağını yönetiyor.

Şimdi Carnegie Uluslararası Barış Vakfı ile birlikte çalışan eski bir Hava Kuvvetleri İstihbarat subayı olan Jodi Vittori şunları söyledi:

"BAE’nin yükselen müdahaleciliği 2011 yılına dayanıyor. Arap Baharı sırasında bölge genelinde demokrasiyi talep eden kitlesel protestolar, BAE sarayındaki seçkinler tarafından kendi güçlerini korumak adına engellendi."

Birçok Körfez kralı gibi, BAE liderleri de gösterileri bölgedeki monarşik yönetime tehdit olarak görüyorlardı.

O zamandan beri, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’i deviren 2011 protestolarının ardından Mısır’da iktidara gelen siyasal İslam ve Müslüman Kardeşler’in yükselişiyle savaştılar.

BAE, İhvan adayı Muhammed Mursi’nin 2012’de cumhurbaşkanı seçilmesiyle Mısır’a mali desteğini kesti. Mısır ordusunun bir yıl sonra Mursi’ye darbe yapmasının ardından bu ülkeye yine milyarlarca yardım yapmaya başladı.

Carnegie Vakfı’ndan Vittori, ABD ile BAE hükümetleri arasında devam eden bazı ortak hedefleri kabul etse de, BAE monarşisinin kendini korumaya odaklandığı için bu çıkarların farklılaştığını söyledi:

“Rejimin hedefi ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak. ABD ile aynı çizgide olmayacak."

* Tırnak içerisinde verilmeyen ara başlıklar editör tarafından eklenmiştir. Makalenin orijinalinde yer almamaktardır.

CIA DOSYASI : İstanbul’da yakalanan iki BAE ajanı kime suikast yapacaktı ???


İstanbul‘da yakalanan iki BAE ajanı kime suikast yapacaktı ???

İstanbul’da yakalanan iki BAE ajanından Samir Semih Şaban’ın Lübnan’da suikast ve bomba eğitimi aldığı, Zeki Yusuf Hasan’ın ise yardımcısı olduğu ortaya çıktı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suud istihbaratının tetikçisi Muhammed Dahlan’ın adamı Şaban’ın babasının da patlayıcı uzmanı olduğu belirlendi.

Milli İstihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) operasyonuyla yakalanan Birleşik Arap Emirliği (BAE) ajanları Samir Semih Şaban (40) ve Zeki Yusuf Hasan‘ın kirli ağı deşifre oluyor. Şaban ve Hasan’ın kurduğu istihbarat ağının izini süren güvenlik güçleri, ayrıca iki ajanın görüştüğü gazetecileri de belirlemeye çalışıyor. BAE’nin Türkiye’deki istihbarat ağının temellerini atan, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suud konsolosluğunda öldürülmesinden sonra Türkiye’ye gelerek çalışmalara başlayan 40 yaşındaki Samir Semih Şaban’la ilgili önemli ayrıntılara ulaştı.

AİLEDEN BOMBACI
YeniŞafak’ın haberine göre BAE ve Suudi Arabistan istihbaratının tetikçisi Muhammed Dahlan‘ın en yakınındakilerden biri olan Samir Semih Şaban’ın uzmanlık alanı, patlayıcı/bomba yapımı, suikast ve sabotaj. Lübnan’da mühendislik okuyan Şaban, bomba, suikast ve sabotaj eğitimini de bu ülkede aldı. Alınan bilgiye göre Şaban’ın babası da tıpkı kendisi gibi bir patlayıcı uzmanı. Yaklaşık 6 aydır Türk istihbaratınca izlenen ve geçtiğimiz pazartesi günü yapılan bir operasyonla yakalanan iki ajan, Birleşik Arap Emirlikleri ile bağlarını gizlemek için Filistin pasaportu taşıyor.

MİT tarafından takip edilen iki casus, Türkiye’de özellikle Arapların yoğun olarak bulunduğu yerlerde dolaştı. Samir Semih Şaban ve Zeki Yusuf Hasan’ın Türkiye’deki Hamaslıların faaliyetlerini izledikleri, Müslüman Kardeşler‘in Türkiye’deki şemasını ortaya çıkarmaya çalıştıkları da gelen bilgiler arasında.

İKİSİ DE EL-FETİH’TEN
Dahlan’ın adamı Şaban El Fetih‘in istihbarat biriminde görev yaptı

İkilinin bölgedeki birçok ülkeye giriş-çıkış yaptığı öğrenilirken, iki ismin de bir dönem orduda görev yaptıkları belirlendi. Ajanlardan Zeki Yusuf Hasan, El-Fetih’e bağlı Filistin istihbaratında üst düzey görevlerde bulundu. İki isim de Hamas-Fetih çatışmalarının yaşandığı dönemde İsrail istihbaratı ve Muhammed Dahlan’la sürekli irtibat halinde oldu. Son olarak Bulgaristan’da faaliyet gösteren Zeki Yusuf Hasan, Samir Semih Şaban’a yardımcı olması için Türkiye’ye gönderildi.

SUİKAST EKİBİNDE
Samir Semih Şaban’ın Filistin geçmişi karanlık. 2007 yılında Hamas’a yönelik saldırılar sırasında bir sırt çantasına 25 kilogram patlayıcı yerleştiren bir grup El-Fetih üyesi, korumalardan korkarak saldırıdan vazgeçmiş ancak yakalanmaktan kurtulamamışlardı. Olay sonrası Hamas, 10 kişiyi gözaltına almış, El-Fetih üyeleri suikast planını itiraf etmişti. Hamas lideri İsmail Haniye’nin namaz kılmak üzere geldiği camide patlatılması planlanan bomba ile hem Haniye hem de yakınında bulunanlar öldürülecekti. İşte saldırıda kullanılmak istenen o bomba, geçtiğimiz pazartesi Türkiye’de yakalanan Şaban tarafından hazırlandı. Bu suikast girişiminin ardından Gazze’den kaçmak zorunda kalan Şaban, ‘aranan suçlular’ listesine alındı. 2008 yılında Gazze’den çıkan Şaban, o tarihten beri BAE’de ikamet ediyordu.

CIA DOSYASI : CIA’den bomba eğitimi aldı, İstanbul’da bilgi topluyordu… Ortaya çıktı !!!


CIA’den bomba eğitimi aldı, İstanbul’da bilgi topluyordu… Ortaya çıktı !!!

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) yakalanan iki casusundan biri olan Samir S. R. Shaban’ın bağlı bulunduğu Türkiye karşıtı Filistinli Muhammed Dahlan hücresinin liderinin H.E.R. olduğu belirlendi. H.E.R.’nin Türkiye’den ayrıldığı öğrenilirken, Dahlan’ın hücresinin diğer kilit isminin Silivri Cezaevi’nde intihar eden Zaki Y. M. Hasan olduğu belirlendi.

Sabah gazetesinden Nazif Karaman’ın haberine göre, aylar süren teknik ve fiziki takibin ardından MİT tarafından nisan ayında yakalanan iki casustan biri olan Samir S. R. Shaban’ın CIA görevlilerinden bomba eğitimi aldığı ve Türkiye karşıtı faaliyetleriyle bilinen İsrail maşası Muhammed Dahlan ile irtibatlı olduğu belirlendi. Shaban, sorgusunda önüne belgeler konulunca bu bağlantıyı itiraf etmek zorunda kaldı. Shaban, sorgusunda Dahlan’ı tanıdığını, onun için bir dönem çalıştığını itiraf etti, ancak Türkiye’deki faaliyetlerini onun liderliğinde yürütmediği iddiasında bulundu.

Bu arada Dahlan’ın kullandığı bir başka istihbarat hücresinin yöneticisinin adını da doğruladı. MİT ve Emniyet’in tespitlerine göre bu hücrenin Türkiye’deki önemi isimlerinden biri H.E.R. adlı şahıstı. Sahte kimlikle Türkiye’de bulunan H.E.R.’nin ülkemizden ayrıldığı değerlendiriliyor.

Silivri Cezaevi’nde intihar eden Zaki Y. M. Hasan, hücrenin kilit yöneticilerindendi. Edinilen bilgilere göre, Shaban’ın cep telefonundan Ebu Yusuf kod adıyla görüştüğü Zaki Y. M. Hasan ve Dubai’deki istihbarat görevlisi Gassam Ebu Sultan ile yaptığı konuşmalar çıktı. Bu konuşmalardan birinde Shaban, Gassam Ebu Sultan’a "Eğer istihbarata çalışsaydım ve yalan bilgiler satmış olsaydım birçok kişi gibi zengin olurdum" diyor. Shaban’ın, Dubai cinayet masasında çalıştığını öne sürdüğü Ebu Seyf adlı şahısla yaptığı konuşmalarda ise "İş konusuna gelince sana çok sayıda mail gönderdim bundan dört gün önce Ebu Halid ile güya görüşecektik iş konusuyla ilgili, ama beni aramadı." ve "Ben ona hatırlatacağım. Ancak senin verimini arttırmanı istiyorum, ona göre ben mazeret göstereceğim. Ben senden tarafım. Sana karşı değilim. E-posta ile gönderdiklerini buradan bana gönder lütfen. Eğer e-postanda bir şeyler varsa…", "Ben altı yıldan beri teşkilat/ sistem ile çalışıyorum, ilk seneden bu güne kadar işime devam ediyorum" cümleleri yer alıyor.

‘SATSAM ZENGİN OLURDUM’

Shaban’a sorgusunda bu cümleler tek tek soruldu. Shaban, ilk cümleyi kendisinin sarf ettiğini söyledi ve "Bu konuşmada eğer yalan bilgileri satsaydım derken bildiğim bilgileri başka istihbarat örgütlerine satsaydım daha zengin olurdum demek istedim. Ancak ben böyle bir şey yapmadım" dedi. Shaban’ın telefonunda iki adet çek de çıktı. Şüpheli, bunların ise BAE’nin Acman şehrinde bulunan evinin kirası için emlak ofisine yazdığı çekler olduğunu iddia etti.

CIA’DEN BOMBA EĞİTİMİ ALDI

BAE’nın Türkiye’ye gönderdiği iki casustan. Shaban, 1979 Lübnan doğumlu. Filistin’den Lübnan’a iltica etmiş bir ailenin oğlu. 1994’te ailesiyle birlikte Gazze’ye taşınan ve liseyi burada okuyan Shaban, liseden sonra Arafat Polis Külliyesi’ne başladı. Burada CIA görevlilerinden bomba eğitimi aldı. 1999’da ABD’de de bomba eğitimi aldı. 2003’te bomba uzmanı köpek eğitimi için Ukrayna’ya gitti. Yine aynı yıl terör kursu için Fransa’da bulundu. 2001’de İsrail-Filistin savaşı başladıktan bir yıl sonra El Fetih’e bağlı Kitab-el Aksa kolunda görev yaparken Zaki Y. M. Hasan ile birlikte çalıştı.

Shaban, Hamas ile El Fetih arasındaki görüş ayrılıklarından ötürü Mısır üzerinden İsrail’e yanaştı. Shaban daha sonra BAE’ye çalışmaya başladı. 2008’de Mısır’da gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Malezya’da bulunan Filistin Konsolosluğu’nda istihbarat görevlisi olarak dört ay görev yaptı. Ardından Dubai Filistin Konsolosluğu’na atandı. 2009-2017 arasında burada görev yapan Shaban, Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed ile yakın irtibatı bulunan ve Türkiye karşıtı faaliyetleri ile bilinen Filistinli Muhammed Dahlan’ın istihbarat ve terör hücresine bağlı olarak faaliyet göstermeye başladı.

MUHALİFLERİ TAKİP EDİYORLARDI

Samır S. R. Shaban, Filistinli bir tanıdığı aracılığı ile İstanbul’a gelerek Esenyurt’ta ev kiraladı. Ardından Zaki Y. M. Hasan ile irtibat kurdu. Ebu Yusuf olarak bilinen ‘müntehir casus’ Hasan, 2001-2005 arasında Filistin’de Shaban’ın amirliğini yapmıştı. 15 Temmuz darbesinin gerçekleştiği 2016’da Hasan, Shaban ile irtibat kurdu ve Bulgaristan’da birlikte bir şirket kurdular. Ardından Hasan Türkiye’ye geldi ve istihbarat faaliyetlerini rahat yürütebilmek için Türk vatandaşı kadınla evlenmeye karar verdi. Hasan ve Shaban’ın Türkiye’deki istihbarat görevlerinden biri Türkiye’de bulunan El Fetih ve Hamas mensuplarının, bir başka deyişle İsrail, Suudi Arabistan ve BAE muhaliflerinin takibini yapmaktı. İddiaya göre; Türkiye’deki Fetih Hareketi sorumlusunun kim olduğu, İstanbul’daki Fetih Hareketi’nin çalışanlarının isimleri, İstanbul’da Fetih Hareketi’nce düzenlenen toplantı/ etkinlikler, HAMAS ve Fetih Hareketi’ne ait Türkiye’de faaliyet gösteren tüm cemiyet ve derneklerin isimleri, HAMAS mensubu olup Türkiye’de ikamet edenlerin kimler oldukları, İstanbul’daki Müslüman Kardeşler yapılanması konularında bilgi topluyorlardı.

Shaban, sorgusunda inkâr ederek, "Ben kesinlikle Türkiye aleyhine bir faaliyet içerisinde bulunmadım. Filistin istihbaratı adına görev yaptım. Fakat Türkiye’ye gelip emekli olduktan sonra bu işler ile ilgili herhangi bir işte dahi bulunmadım. Ben Türkiye’ye zarar verecek hiçbir eylemin içinde bulunmadım. Yapabileceğim her alanda Türkiye’ye yardım etmeye hazırım" dedi.

CIA DOSYASI /// Bir CIA projesi : FETÖ


Bir CIA projesi : FETÖ

Türkiye’yi, tarihinin en kalleş darbe planıyla yıkmaya çalışan FETULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ, devletin içine sızdırdığı hainlerle yıllarca kendini hissettirmeden, ülkemizi her alanda zaafa uğrattı

AJANLAR DÜNYASINDA TÜRKİYE GERÇEĞİ/ ZÜMRÜT YILMAZ

Daha önce defalarca darbelerle yıkılmaya çalışılan Türkiye’nin son dönemdeki en önemli sınavı olan Fetullahçı Terör Örgütü ve onun, devletin en küçük hücrelerine yerleşen kirli ağından, bu örgütle mücadeleden bahsetmemek olmaz. Yapılanmaya başladığı 1960’lardan, hain darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz 2016’ya kadar adım adım devletin her kademesini zehirli sarmaşık gibi saran bu örgüt, din kılıfı altında yabancı servislerin maşası oldu. Kandırdıkları gençleri yıllar sonra ülkeyi ele geçirme planları için sabırla yetiştirdi. Bu hain örgüt kirli emellerinde başarılı olsaydı, Türkiye şu an nasıl bir kaderi yaşıyor olacaktı bilinmez ama bu ülkenin vatanseverleri o karanlık gecede hainlere geçit vermedi.

ZEHİRLİ BİR SARMAŞIK

Bir CIA projesi olduğu farklı farklı olaylarda defalarca açığa çıkan FETÖ, elebaşı Fetullah Gülen’in darbe emrinden sonra Türkiye’yi bölmek için harekete geçti. Ancak Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla evlerine kapanmak yerine sokaklara dökülen Türk halkı, darbecilere direndi. Kendilerine yıllarca kol kanat geren devletlerine ihanet eden hainler böylece amaçlarına ulaşamadı. Türkiye darbe girişiminin gerçekleştiği tarihten bu yana enerjisinin önemli bir bölümünü bu kirli örgütün yıllardır devletin içine yuvalanan üyelerini temizlemek için harcıyor. Hainlerin okullar kurup dünyanın dört bir yanını ağ gibi sararak adım adım örgütlendiği yıllarda, dışarıdan bakıldığında masum bir cemaat gibi görünen FETÖ, devlet adamlarından bürokratlara, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinden Emniyet ve MİT’in üst kademelerine kadar ulaştı.

YARBAYIN İTİRAFLARI

Yasa dışı dinleme yöntemleri ve devlete sızdırdıkları casuslarıyla operasyonel bilgileri PKK gibi terör örgütleriyle paylaşarak Türkiye’nin terörle mücadelesini zaafa uğrattı. Düşünün bu ülkede Genelkurmay Başkanı’nın yaveri sıfatını taşıyan yarbay Levent Türkkan, darbe girişiminin ardından yargılandığı mahkemede, "Her hafta bana verilen dinleme cihazını komutanın odasına yerleştiriyordum. Bir hafta sonra da bana ulaştırılan yenisiyle değiştiriyordum" itirafında bulunuyor. Yani ordunun en kritik operasyonel bilgileri FETÖ eliyle yabancı istihbarat örgütlerinin eline geçiyor.

HER KADEMESİNE SIZDILAR

Bu tür dinleme faaliyetleri sadece TSK kademesine yönelik değildi. Hükümet mensuplarının bulunduğu tüm makamlar örgütün hedefine girmişti. Tabii kripto örgüt üyeleri hain emellerini gerçekleştirmek için Milli İstihbarat Teşkilatı’na da yerleşmişti. 15 Temmuz sonrasında teşkilat içindeki örgüt imamının da Güney Afrika’da bulunan ‘Sinan’ kod adlı Murat Karabulut olduğu FETÖ iddianamelerinde yer almıştı. Karabulut’un deşifre olması sonrasında bu göreve Hasan Doğan getirildi. Doğan, 17 Aralık 2013’te emniyetten sorumlu imam Albullatif Tapkan ile birlikte ABD’ye giderek darbe talimatını alanlardan biridir. Doğan’ın örgüt bağlantıları da çeşitli kaynaklar ve darbe girişimine ilişkin görülen davaların iddianamelerinde örgütün ‘MİT abisi’ olarak geçmektedir. Ancak adı iddianamelerde geçmesine rağmen Doğan’ın, Çatı davasında bırakın sanık olmayı, şüpheli sıfatıyla bile ifadesine başvurulmadı.

SESSİZCE TAHLİYE EDİLDİ

Darbe girişimi sonrası önce pasif göreve alınan daha sonra da FETÖ üyeliği iddiasıyla Emniyet’ten ihraç edilen Basri Aktepe, örgüt üyeliğinden yargılandığı Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın 7 Kasım 2018’deki celsesinde ev hapsi kararıyla serbest bırakıldı. Yapılan itiraz sonucu yeniden tutuklanmasına karar verilen Aktepe, halen firari olarak aranıyor. Aktepe’nin İstihbarat Daire eski Başkanı olan, şu an tutuklu bulunan Sabri Uzun ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı eski Yardımcısı Gürsel Aktepe’nin tanık olarak dinlenmesinden sonra serbest bırakıldığı biliniyor.

PARİS’TE 3 PKK’LI KADININ ÖLDÜRÜLMESİ

Terör örgütlerinin amaçları uğruna yaptıkları işbirliğine verilebilecek en önemli örneklerden biri de Paris olayı. Türkiye’nin Kürt açılımı politikası yürüttüğü dönemde Norveç’in başkenti Oslo’da görüşmeler yapıldığı sırada 9 Ocak 2013 tarihinde, Fransa’nın başkenti Paris’te 3 kadın PKK’lı öldürüldü. Öldürülenlerden Sakine Cansız, terör örgütü PKK’nın kurucu üyelerinden ve en önde gelen kadın üyelerinden biriydi. Birebir teröristbaşı Abdullah Öcalan ile Suriye’de örgütsel faaliyetleri yürütmüştü. Daha sonra da PKK’nın Avrupa sorumlusu olmuştu. Cansız’la birlikte öldürülen Leyla Söylemez ve Fidan Doğan ise örgütün Avrupa ilişkilerinden sorumluydu. Yani birileri Avrupa’nın göbeğinde Türkiye’nin PKK terörünü bitirmek için başlattığı süreci adeta baltalamıştı.

CIA DOSYASI : Kim’in öldürülen kardeşi CIA muhbiriydi


‘Kim’in öldürülen kardeşi CIA muhbiriydi’

Wall Street Journal gazetesine konuşan kaynaklar, Kore Demoktarik Halk Cumhuriyeti (KDHC) lideri Kim Jong-un’un öldürülen üvey kardeşi Kim Jong-nam’ın CIA muhbiri olduğunu ve ABD’li yetkililerle birçok kez biraraya geldiğini söyledi.

Adı açıklanmayan kaynaklardan biri, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile Kim Jong-nam’ın irtibat halinde olduklarını, ama bu ilişkinin ayrıntılarının pek bilinmediğini söyledi. Buna göre Kim Jong-nam’ın 13 Şubat 2017’de Malezya’da suikasta kurban gitmesinin ardından CIA ile bağlantısının ortaya çıkmamasının ya da gündeme gelmemesinin ABD istihbarat yetkililerine rahat nefes aldırdığı bildirildi.

Ancak ölümünden üç ay sonra, Mayıs 2017’de, Japon gazetesi Asahi Şimbun, KDHC liderinin üvey kardeşinin Malezya’da aslında Amerikan istihbarat yetkilisi olan Kore asıllı bir ABD’li ile buluştuğunu yazdı.

Washington Post muhabiri Anna Fifield tarafından kaleme alınan ve 11 Haziran’da yayımlanacak ‘Büyük Halef’ isimli kitapta da Kim Jong-nam’ın CIA ile bağlantıları ele alınıyor.

Buna karşın Wall Street Journal gazetesine konuşan bir dizi ABD’li yetkili, uzun yıllardır KDHC’den uzakta, Çin’in özerk Macau bölgesinde yaşadığından üvey kardeşin dünyaya büyük ölçüde kapalı ülkesi hakkında çok gizli bilgiler vermiş olma ihtimalinin bulunmadığını söyledi. Kim Jong-nam’ın KDHC’de güçlü bir kalesinin bulunmadığı belirtildi.

Eski ABD’li yetkililer, öldürülen kardeşin başta Çin olmak üzere başka ülkelerin istihbarat servisleriyle de kesinlikle temas halinde olması gerektiğini ifade etti.

Ancak Çinli yetkililer de CIA yetkilileri de bu konuda gazeteye yorum yapmaya yanaşmadı.

Wall Street Journal’ın kaynakları, ABD’li yetkililer ve Çin’den analistlerin Kim Jong Nam’ın küçük kardeşi Kim Jong-un’un halefi haline gelme potansiyelinin bulunduğuna inandığını, ama Amerikan istihbarat servislerinin ağabeyin bu rolü üstlenecek beceride olmadığı sonucunu vardığını aktardı.

Kim Jong-nam’ın Kuala Lumpur Havaalanı’nda öldürülmesine, iki kadının suratına sinir gazı VX sıkmasının yol açtığına inanılıyor.

Malezya’da cinayetten yargılanan iki kadından Vietnamlı Doan Thi Huong, tehlikeli silah ya da araçla isteyerek zarar verme suçlamasını kabul etmesinin ardından tahliye edildi.

Endonezyalı Siti Aisyah hakkındaki suçlamalar ise düşürüldü. Her iki kadın da Kim Jong-nam’ın suratına sprey sıktıklarında bir reality TV şovu için kamera şakası yaptıklarını sandıkları yönünde savunma yaptı.

Dava sırasında polis, Kim Jong-nam’ın son Malezya ziyaretinde Langkawi’de Kore asıllı bir ABD ile görüştüğü yönünde ifade verdi.

Wall Street Journal’a konuşan eski ABD Dışişleri yetkilisi ve Stimson Merkezi uzmanı Joel Wit, CIA’in hem KDHC’den kaçanlardan bilgi aldığını hem de KDHC’de neler olup bittiğini gerçekten bilen iyi yerleştirilmiş kaynakları olduğunu savundu. CIA ayrıca Mayıs 2017’de KDHC Görev Merkezi kurmuştu.