EĞİTİM DOSYASI : Biz Cemaatleri tartışırken Risale-i Nur müfredata mı girecek


Biz Cemaatleri tartışırken Risale-i Nur müfredata mı girecek

Risale-i Nur Enstitüsü, İzmit’te ‘aile’ ana başlığı altında bir masa çalışması düzenledi.

Risale-i Nur Enstitüsü Sekreteri Ahmet Dursun, pandemi şartlarından dolayı sınırlı bir katılımla İzmit’te gerçekleştirecekleri çalışmaya bir çok akademisyenin online olarak destek vereceğini belirtti.

Nurcuların yayın organı Yeni Asya gazetesi, Risale-i Nur Enstitüsü’nün dünkü çalışmasını “Değerler eğitimi Risale-i Nur ile verilmeli” başlığıyla gündeme getirdi.

Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç “Eğitimde materyalist bir bakış açısı hâkim olduğu için problemler çözülemiyor. Bediüzzaman’ın ‘Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi bu acip zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zarurîdir: Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir’ sözü değerler eğitimi açısından büyük öneme sahip” dedi.

DESAM Başkanı Gürkan Avcı ise “Din Kültürü ve Ahlâk dersinin, çocuk ve gençlerimize bilim ve hayatın gerçeğini, dinî ve etik değerlerimizin hakikatini bir bütün olarak anlamalarını sağlayacak ve bu bütünlük içinde bütün dinî, ahlâkî ve moral değerlerimizi öğretecek bir form ve anlayışla verilmesi şart” ifadelerini kullandı.

İşte o gazete:

Odatv.com

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// EMRE KONGAR : Tarikat ve cemaatlerle demokrasi olmaz !!!


EMRE KONGAR : Tarikat ve cemaatlerle demokrasi olmaz !!!

08 Eylül 2020

Kendilerine emanet edilen hem kız hem de erkek evlatlarımıza yapılan tecavüz ve istismarlarla sürekli olarak gündeme gelen tarikatlar ve cemaatler var oldukları ve iktidarlarca korundukları sürece, Demokrasinin işlemesi olanaklı değildir.

Çünkü tarikatlar ve cemaatler, sadece yaptıkları tecavüz ve istismarlardan veya başka yasadışı iş ve işlemlerinden dolayı değil, yapıları gereği de Demokrasiye, demokratik işleyişe, demokratik kurum ve kurallara karşıdırlar!

***

Tarikat ve cemaatler, bazı kötü niyetli yazarların, gazetecilerin veya politikacıların öne sürdükleri gibi Sivil Toplum Kuruluşu filan değillerdir:

En başta, örgütlenmeleri içinde, Sivil Toplum Kuruluşu olmanın birinci koşulu, yani seçime dayalı temsil yetkisi, yoktur…

İçlerinde demokratik seçim olmadığı gibi şeyhlik (liderlik) için verasete veya inanca, kimi zaman da doğrudan menfaata dayalı bir halifelik düzeni vardır.

İkinci olarak tarikat ve cemaatler içinde asla fikir ve ifade özgürlüğü, sorgulama, tartışma, müzakere gibi STK’lerin “olmazsa olmaz” ilke ve yöntemleri yoktur.

Tam tersine sert bir biat (kayıtsız, koşulsuz bağlılık) kültürü egemendir.

Sonuç olarak bütün yapıları, tam bir dogmatizme dayalı olarak, her türlü bilimselliği, sorgulamayı, soruşturmayı, eleştiriyi, bu nedenle de değişmeyi, ilerlemeyi, bütünüyle engeller.

Esas itibarıyla, (Batı’dakiler de dahil olmak kaydıyla) bütün tarikat ve cemaatler, bilime, bilimselliğe, çağdaşlığa ve özellikle de kendi içlerinde demokratik işleyişe karşıdırlar!

“Kendi içlerinde demokratik işleyişe karşıdırlar” ama içinde bulundukları toplumdaki demokratik kurum ve kuralları istismar ederek, demokratik rejimlerde siyasal güç sahibi olmaya çalışırlar.

Tarikat şeyhleri, henüz Din-Tarım Dönemi aşamasını geçememiş olan Ortadoğu Toplumlarında ise toprak ağaları, aşiret reisleri ile birlikte (zaten bazen hepsi aynı kişi, hatta devlet başkanıdır) siyasete doğrudan egemen bile olabilirler.

***

Tarikatlar ve cemaatler, bu nitelikleriyle sadece Türkiye Cumhuriyeti döneminde değil, Osmanlı döneminde de siyasete, ülke yönetimine sızmışlar, her türlü ilerlemeyi engellemişlerdir.

Örneğin Takiyüdin’in Rasathanesi’nin yıktırılması sarayda güç kavgası yapan farklı tarikatlar arasındaki rekabetin marifetidir.

***

Tarikat ve cemaatler, azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde, aynen din, mezhep, ırk, milliyet gibi bölücü kimlik siyasetinin temelinde yatan ayrışma ve kavgaların da bir parçası olmuşlardır…

Bu nedenle de bu ülkeleri istikrarsızlaştırarak sömürmek isteyen Emperyalizm tarafından sürekli olarak kullanılırlar.

Atatürk Devrimleri bağlamında yasaklanan tarikatlar, toprak reformu yapılamadığı, eğitim reformu yarım bırakıldığı, ekonomik/toplumsal olarak da sınıfsal gelişme tamamlanamadığı için Çok Partili Rejim bağlamında, 1946’dan itibaren yeniden siyaset sahnesine çıkmışlar ve 1950’den sonra yine devletin bir parçası haline getirilmişlerdir.

O zamandan bugüne kadar da sürekli olarak Demokratik Rejim’in temelini oymaktadırlar.

***

Bu son dönemde, cinsel saldırıların ve ahlaksızlıkların dikkati çekecek ve üzerine kitaplar yazılacak yoğunlukta ortaya dökülmesi, tarikat ve cemaatlerin iyice güçlenmelerinden ve “Şahıs Devleti” içinde hem siyasette hem de eğitimde fonksiyon sahibi olarak görev yapmalarından ve bu durumun yarattığı pervasızlıktan kaynaklanmaktadır.

Yeterince güçlendikleri zaman ne yaptıkları ise 15 Temmuz 2016 olayına bakarak anlaşılabilir.

EMRE KONGAR : Tarikat ve cemaatlerin toplumsal işlevi-2

10 Eylül 2020

İnsan ilişkileri üç farklı grupta biçimlenir:

1) Birincil grup ilişkileri:

Birincil gruplar, aile gibi insanların duygusal bağlarla bağlı bulundukları, dayanışma duygusunun egemen olduğu, üyelerinin sık değişmediği gruplardır.

Bu gruplar içindeki ilişkiler yüz yüzedir. Yaşamın her alanını kapsarlar. Bireylerin kişiliklerini, kimliklerini, tutum ve davranışlarını etkilerler.

Bu tür gruplar, örneğin aileler, hem üyelerine duygusal destek verirler hem de üyelerinin toplumsallaşmalarını gerçekleştirirler. Bireyin değerler sistemini belirleyerek, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini ayırmasını ve toplumla bütünleşmesini sağlarlar.

2) İkincil grup ilişkileri:

Bireylerin örgütler içindeki ve örgütlerle olan ilişkileridir.

Genellikle belli bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelen gruplar içinde görülür. Ayrıca bürokratik örgütlerle, devletle bireyin ilişkileri de bu niteliktedir. Yaşamın sadece belli alanlarını kapsarlar.

Kuralları yazılıdır. Duygular bu tür grup ilişkilerine esas olarak dahil edilmezler.

3) Mesleki (profesyonel) grup ilişkileri:

Hayatın bütün alanlarını değil, ama ikincil grup ilişkilerinin kapsadığı alanlardan daha geniş sınırları olan, akademisyenler veya avukatlar, doktorlar gibi profesyoneller arasında kurulmuş olan gruplar içindeki ilişkilerdir.

Üyelerinin kimliklerinin, kişiliklerinin oluşmasına, yani hem toplumsallaşmalarına hem de kurallara ve meslek ahlakına uygun davranmalarına yardımcı olurlar.

***

Tarikatların toplumbilimsel işlevini, kendisinden çok şey öğrendiğim Şerif Mardin, Said Nursi kitabında anlatır.

Mardin, tarikatları meşrulaştırmak ve olumlamak için yazdığı kitabının ana ekseni olarak tarikatların devlet ile vatandaş arasında sıcak bağlar kurduğu varsayımını kullanır.

Saltanatın ve Hilafetin kaldırılması ile tekke ve zaviyelerin kapatılmasının, devlet ile vatandaş arasında, tarikatlar vasıtasıyla kurulan bu sıcak (yukarda açıkladığım “Birincil ilişki” türü) bağları yok ettiğini ve bunun bireyleri toplum içinde “haritasız”, “kılavuzsuz”, “yol göstericisiz” bıraktığını söyler.

Bu varsayım Din Tarım Toplumları aşamasındaki devletler için doğrudur.

Çağdaş Demokratik rejimler açısından ise yanlıştır.

Halifeye, Sultana, İmparatora, Krala duygusal bağlılık Ortaçağ devletleri için geçerlidir.

Mardin’in belirttiği gibi tarikatlar, bireylerin devleti yönetenlere karşı sevgi, saygı duymasına ve dayanışma göstermesine yardımcı olurlar.

Tarikatlar, çağdaş demokratik rejimlerde ise ancak liderlere dayalı duygusal oy verme davranışlarının arkasındaki “birincil tür” ilişkileri açıklar.

Böylece Şerif Mardin, Demokratik Rejimleri “Lider Rejimleri” haline getiren yozlaşma sürecini ve bu süreçte tarikatların desteğini de açıklamış olmaktadır.

Bir diğer deyişle Mardin, tarikatları meşrulaştırmaya çalışırken, onların, bugün de yaşadığımız sorun olan, “Demokratik Rejimin altının oyulmasına”, Demokrasiyi yok eden, “Şahıs Devletinin” kurulmasına hizmet ettiklerini açıkça belirtmiştir.

***

Toplumbilim böyle bir şey işte:

Bir tarikatı ve bir tarikat liderini savunmak için yazılan bir kitap, analiz edilen toplumun içindeki çağ gerisi kurumları meşrulaştırmak isterken, çağdaş sorunların çözümüne de ışık tutuyor:

Geçen yazımda da belirttiğim gibi “Demokratik Rejimler, tarikatlarla birlikte yaşayamazlar…”

Tarikatlar kapatılmalıdır!

Hocam Şerif Mardin’in anısına saygıyla.

EMRE KONGAR : Tarikatların siyasal işlevi-3

11 Eylül 2020

Tarikatların “Günümüz Türkiyesi”ndeki siyasal işlevini anlamak için yapılarına bakmak gerekir!

Tarikatlar esas olarak bireyi Allah’a kavuşturmak için kurulmuş olan dini örgütlenmelerdir.

Ama ortaçağda, Feodal Din-Tarım Toplumlarında, egemenlik dine dayandığından, doğrudan doğruya siyasetin içine doğmuşlardır.

Bir yönden “Birey, Allah’ın derin anlamlar taşıyan kelamını (yani Kuranıkerim’i) tek başına anlayamaz, mutlaka kendine yol gösterilmesi gerekir” anlayışını yansıtır.

Bir başka yönden de, “Birey Allah’a ulaşmak için, çeşitli perdeleri, engelleri aşmak zorundadır, bunu da ancak zikirle, toplu ibadetle gerçekleştirebilir” inancına dayalıdır.

Ortaçağ Devletlerinde, mevcut feodal yapı üzerine kuruldukları için, hem ekonomik faaliyetlerle yani esnaflık ve zanaatkârlıkla hem de toprak mülkiyetiyle yani toprak ağalığı ile iç içe geçmişlerdir:

Bazı loncalar doğrudan doğruya bazı tarikatlarla özdeşleşmiş, birçok örnekte de toprak ağalığı ile tarikat şeyhliği aynı kişide toplanmıştır.

Bu yapılarıyla tarikatlar gerçekten de padişah ile kulları arasında bir itaat (veya bazı özel hallerde isyan) ilişkisi oluşturmuşlar ve olumlu anlamda çok da işlevsel olmuşlardır. (Şerif Mardin bu konuda çok haklıdır.)

Elbette böyle bir yapı içinde, tarikatların, din devletinin merkezi olan saraya nüfuz etmemesi ve saray içindeki güç kavgalarına karışmaması düşünülemez.

Nitekim Osmanlı tarihine bu gözle bakıldığında, pek çok saray içi kavgada, devlet ricalinin atamalarında ve toplumsal ayaklanmalarda, tarikatların rolü açıkça görülür.

***

1) Cumhuriyet döneminde tarikatlar, elbette laiklik ilkesine karşıdırlar…

Çünkü bu ilke onların siyasal gücünü ellerinden almıştır.

2) Ayrıca pek doğal olarak Kuranıkerim’in Türkçeleştirilmesine, ezanın Türkçe okunmasına, Türkçe ibadete de karşıdırlar…

Çünkü Allah’ın kelamını (sözlerini) Türkçe okuyup anlayanların, Allah’ın emirlerine ve nehiylerine (yasaklarına) uymak için tarikatlara, şeyhlerin yol göstermelerine gereksinmesi kalmayacaktır.

3) Siyasal güçlerini, din ekseninde siyaset yapan partilere destek vererek sürdürmeye çalışmaları da eşyanın tabiatı gereğidir.

Elbette böyle parti-tarikat ilişkilerinde de farklı partiler ve farklı tarikatlar arasında ideolojik kavgalar, menfaat çatışmaları, çeşitli pazarlıklar gündeme gelir.

4) Sağ partiler, Çok Partili Düzen’e geçildiğinden beri, Anayasa’yı ve yasaları açıkça çiğneyerek, şeyhlerden ve müritlerinden destek almak için, tarikatlara çeşitli ödünler vermişlerdir.

Tarikatların yapısında, tarikat mensuplarının yani müritlerin şeyhe kayıtsız koşulsuz itaati olduğu için, şeyh hangi partiyi, hangi lideri işaret ederse, müritleri de ona oy verirler.

Bu niteliğiyle tarikatlar, demokrasinin yozlaşmasına yol açan “liderlerin kutsallaştırılmasına” da kaynaklık ederler.

5) Tarikat mensuplarının bürokraside, özellikle yargıda, silahlı kuvvetlerde ve güvenlikte istihdam edilmeleri, devleti kesinlikle yozlaştırır…

Hak, hukuk, adalet, güvenlik ortadan kalkar, bu yozlaşma silahlı ayaklanmaya kadar gider!

Çünkü bu mensuplar, (müritler) Anayasa’ya, yasalara göre değil, şeyhin emirlerine göre davranırlar.

6) Zaman içinde tarikatlar da şeyhlerin ölümü, miras kavgaları, siyasal anlaşmazlıklar, çıkar çatışmaları ve benzeri nedenlerle çok bölünmüşler, değişmişler, ilk kuruluşlarındaki saf ideolojik ve idealist yapıdan çok uzaklaşarak yozlaşmışlardır.

Son zamanlarda medyaya yansıyan cinsel taciz ve tecavüz olayları, bu yozlaşmanın ve iktidardan gördükleri desteğin yarattığı özgüvenin dışa vurumudur.

***

Sevgili okurlarım, ben bütün bu yazdıklarımı, yalnızca bir toplumbilim öğrencisi kimliğimle ve sadece tarihsel ve güncel bilgilerin sonuçları olarak özetlemedim…

Aynı zamanda bütün bu gerçekleri ailemdeki müderrisler, şeyhler ve müritler araçlığıyla da bizzat bir çocuk ve bir yetişkin olarak yaşadım; ama bunlar kişisel deneyimler olduğu için onlardan edindiğim izlenimleri burada paylaşmayı (en azından şimdilik) gereksiz görüyorum.

***

Sonuç olarak, tarikatlar, hem tarihsel yapılarından ve işleyişlerinden, hem de güncel işlevlerinden dolayı, Türkiye’de demokratik rejimle ters düşen örgütlenmelerdir.

Demokratik rejimin selameti açısından kapatılmaları gerekir.

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : İŞTE TÜRKİYE’NİN TARİKAT VE CEMAAT HARİTASI !!!!


İŞTE TÜRKİYE’NİN TARİKAT VE CEMAAT HARİTASI !!!!

15 Temmuz hain Fetö kalkışmasından sonra mercek altında olan tarikat ve cemaatlerin günümüzdeki son haritasını çıkardık. Türkiye’de hangi tarikatlar ve cemaatler vardır? İşte detayları.

Türkiye’de saymakta zorlanacak kadar çok tarikat ve cemaat vardır. Bunlardan en etkili olan ve içinden bir çok cemaatin çıktığı Nakşibendi tarikatıdır.

Nakşibendilik ismi ile anılan tarikatın asıl teorisyeni Abdulhalik-ıl Güjdevani’dir. Tarikata ismini veren ve onu bir ekol haline getiren ise Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendi’dir. "Nakış yapan" anlamına farsça bir sözcüktür. Nakşibend ise Nakşibendi mürşidlerinin kalbi dünyadan ahirete bağladığı düşünüldüğü teorisine dayanır. Tarşkatın isim babası ve kurucusu Muhammed Bahauddin 1319-1389 yılları arasında Türkistan’da yaşamıştır.

Tarikatları bir sıra halinde yazacak olursak beli başlı olanlar şunlardır:

Nakşibendi tarikatı

Kadiri tarikatı

Mevlevi tarikatı

Halveti tarikatı

Rufai tarikatı

Melami veya Bayrami tarikatı

Sühverdiye tarikatı

Çeşti tarikatı

Şazeliye tarikatı

Hizb-ut Tahrir

Galibiler ( Kadiri-Rufai tarikatı ekolünden gelen bir cemaat olmalarına rağmen kendilerini tarikat ilan eden tek cemaattir. )

Tarikatlar zaman içerisinde bölünerek içlerinden birçok cemaat çıkartmıştır. Bazı cemaatler büyüklüğü ve etkinliği ile tarikatların önüne geçmiş ayrı bir tarikat gibi algılanmaya başlanmıştır. Buna en önemli örnek Nurcular’dır. Nurcular aslında Nakşibendi tarikatındandır. Ancak sayıları ve etki alanları dikkate alındığında içlerinden başka cemaatlerin de çıktığı bir tarikat görümüne dönüşmüştür.

Nurcuların içinden çıkan cemaatler şunlardır:

1-Fetullah Gülen cemaati ( Daha sonra (FETÖ) Fetullahçı Terör Örgütü olduğu anlaşıldı)

2-İlim yayma cemiyeti.

3-Kırkıncı hocacılar cemaati

4-Yeni Asyacılar grubu

5-Yeni nesilciler grubu

6-Aczimendiler (Müslüm Gündüz)

7-Meşveretçiler

8-Medzehra gurubu

9-Zehra vakfı

10-Okuyucular (Kurtoğlu gurubu )

11-Yazıcılar

12-Sungurcular grubu

13-Medrese alimleri vakfı

14-Şalvarlı efe cemaati

15-Hayrat cemaati

16-Norşin dergahı (Şeyh Nurettin mutlu)

Bunların yanında ayrıca ( Adnan Oktar) Adnan hocacılar Mustazaflar Furkancılar (Furkan Vakfı- Alparslan Kuytul) gibi cemaatler de var.

Türkiye’de günümüzde faal olan tarikatlar ve onların içinde çıkan cemaatler şunlardır

NAKŞİBENDİ TARİKATI

Nakşibendi tarikatını 2 gruba ayırabiliriz. Birincisi Nakşibendi tarikatı ekolune bağlı kalan cemaatler diğeri de Nakşibendi ekolunden gelmesine rağmen ayrı bir tarikat gibi ekol oluşturan Nurcular. (Nurcuların cemaatlerini yukarıda vermiştik. )

1-Nakşibendi tarikatı

  1. Menzilciler ( Adıyamancılar Gavsçılar ve Semerkand Vakfı)
  2. İskenderpaşa cemaati
  3. İsmailağa cemaati ( İhvancılar ve Cübbeli Ahmet Hoca)
  4. Süleymancılar
  5. Hazneviler ( Şeyh İzzetin grubu)
  6. Yahyalı cemaati ( Kayseri grubu)
  7. Erenköy cemaati
  8. Tufancılar
  9. Kıbrısiler ( Şeyh Nazım Kıbrisi )
  10. Zilan cemaati
  11. Reyhaniler
  12. Hacegan cemaati
  13. Işıkçılar (İhlas- Enver Ören grubu)
  14. Arvasiler
  15. Akfırat cemaati
  16. Halidiye
  17. Şeyh Muhammed Nayır Erzincani
  18. Bilvanis grubu
  1. KADİRİ TARİKATI – KADİRİLER-

Kadiriler Abdulkadir Geylani’nin öğretilerini benimseyen ve etkin olan bir tarikattır.

2-1- Galibiler.

2-2 -İcmalciler(Haydar Baş)

2-3-Tillocular

2-4-Muhammediye

2-5-Halisiye

2-6-Üveysler

2-7-Şeyh Osman cemaati

2-8-Zenbililer

2-9-Hüseyniler

2-10- Farukiler

2-11-Bilal-i Nadir. (Nadiriler)

2-12-Kesnizani

2-13-Şettariye

3-HALVETİ TARİKATI

Halvetilik cehri zikir adı verilen ve ilahi isimlerin yüksek sesle tekrar edilmesi anlamına gelen zikir yöntemini kullanan bir tarîkattır. 14. Y. Y. ‘da kurulan tarikatın ülkemizde çok sayıda mensubu vardır ve tarikat birçok cemaate bölünmüştür

3-1-Cerrahiler

3-2-Uşşakiler

3-3-Şabaniye

3-4-Mısriyye

3-5-Ticaniler

3-6-Ruşeniye

3-7-İpek yolu gurubu

3-8-Sünbüliye

3-9-Nasuhiyye

3-10-İbrahimiye

4-RUFAİ TARİKATI – RUFAİLER-

İlk sufi tarikatlardan biri olan Rüfâiyye’nin kurucusu Ahmed er-Rüfâi’dir. Zikir sırasında vücutlarına şiş batırmakla bilinirler.

4-1-Kubbealtı cemaati

4-2-Çorum dergahı

4-3-Mehmet efendi cemaati

4-4-Maafiriler

4-5-Antakiler

4-6-Marufiler

4-7-Ayderussiyye

4-8-Sayyadiye

4-9-Zeyniyye

4-10-Sebsebiyye

4-11-Kantaniye

5-MELAMİ TARİKATI – BAYRAMİLER-

Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli’nin öğretilerini benimseyen tarikat Anadolu’nun Türkleşmesi ve Osmanlı’nın kuruluş döneminde çok etkili olduysa da devlet politikalarını tasvip etmediğinden ve sisteme karşı duruşundan ötürü yerini nakşibendilik halvetilik gibi daha sistem odaklı tarikatlara bırakıp önemsizleşmiş sindirilmiştir. Bildiğimiz tarikat silsilesi ve kurucusu yoktur. Türkiye’de Bayramiye tarikatı (Hacı Bayramı Veli) içinde bir kol olarak gelişmiştir.

5-1-Maşukiler

5-2-Aksarayiler

5-3-Edirneviler

5-4-Yakubi

5-5-Kabayiler

5-6-Kemaliler

6-SÜHVERDİYYE TARİKATI

Türkiye’de çok etkin olmayan ve sayıları az olan Bağdat kökenli tarikat halvetiler ile yakın ilişkilidir.

6-1-Zeyniyye

7-ÇEŞTİYYE TARİKATI

Türkiye’de çok etkin olmayan tarikatın kurucusu Seyyid Giyaseddin El Çişti’dir. Hindistan’da kurulan tarikatın günümüzde Türkiye’de sayıları çok azdır.

7-1-Sabiriye.

7-2-Nizamiyye.

8-ŞEZALİYE TARİKATI

Osmanlı Devleti döneminde özellikle Avrupa ve Balkanlarda çok etkin olan tarikat günümüzde etkinliğini kaybetmiş.

8-1-Simaviler

8-2-Çizmeciler

8-3-Aleviyye

8-4-Derkaviyye

9-MEVLEVİ TARİKATI –MEVLEVİLER-

Bir Anadolu tarikatıdır. Mevlana Celalettin Rumi’nin öğretilerine bağlı olan tasavvuf tarikatıdır.

"

Türkiye ‘de Siyasal İslam’ın ve buna bağlı olarak siyasi partilerin oy deposu haline gelen tarikat ve cemaatlerin topluma din ve ahlak öğretisi vermekten çok uzak olduğu gözlemlenmektedir. Tarikat ve cemaatler sadece dini tanıtmak ve öğretmek için çalışsaydı ne ülkede yolsuzluk fuhuş ve ahlaksızlık bu kadar artardı ne de 15 Temmuz yaşanırdı. Bu kadar fazla tarikat ve cemaatin olması bir dini bir kazanç rekabeti haline getirmiş. Tarikat kelime anlamı itibariyle “Tarik” yol demektir. Allah’a giden yolda cennet vaadi ile para ve şöhret kazanmak isteyen tarikatlara karşı dikkatli olunması gerekir.

Son yapılan operasyonlarla Furkan vakfı Adnan Hoca gibi cemmatler kontrol altına alındı. Süleymancılara karşı da kurban ve kermes müdahalesi ile uyarı yapıldı. Bir 15 Temmuz daha yaşamadan tarikat ve cemaatlerin kontrol altına alınması gerekir.

KAYNAK : siyasetcafe.com

LİNK : https:www.siyasetcafe.comiste-turkiyenin-tarikat-ve-cemaat-haritasi-54846h.htm

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// Akif Beki : Cemaat ve tarikatlar gizlice fişleniyor mu ???


ÖZEL BÜRO NOTU : BU HABER DOĞRU İSE BİZCE İSTİHBARAT KURUMLARIMIZ BU SEFER EN YAPILMASI GEREKENİ YAPIYOR DEMEKTİR. ÇÜNKÜ CEMAAT VE TARİKATLERİN SERBEST BIRAKILMASININ SONUÇLARINI DAHA ÖNCE GÖRDÜK. ÜLKEYE NE KADAR ZARAR VERDİKLERİ HEPİMİZİN MALUMU. GERÇİ HABERİ VEREN RİSALE HABER MERKEZİ BUNUN DOĞRU OLMADIĞINI SAVUNUYOR. OYSA KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL. SADECE FETÖ ÖRGÜTÜ ÖRNEĞİ BİLE BU CEMAAT VE TARİKATLERİN BU ÜLKEYE VERDİĞİ ZARARI GÖSTERMESİ AÇISINDAN EN SOMUT ÖRNEKTİR. Kİ BUNUN GİBİ TÜRKİYE’DE ONLARCA CEMAAT VE TARİKAT VAR. HEPSİ PSİLİK YUVASI, HEPSİ ÇAĞDAŞ YAŞAMI VE LAİKLİĞİ HEDEF ALAN, KADINI META OLARAK GÖREN, ÇOCUKLARA YAPILAN TACİZLERİN ÇIKIŞ NOKTASI OLAN ÇAMUR DERYALARI. ATATÜRK EĞER YAŞASAYDI SADECE BUNLAR İÇİN İDAMI YASAL KILARDI. ÇÜNKÜ HEPSİ İDAMLIK. BURALARDA YETİŞEN GENÇLERİN TAMAMI RADİKALLEŞİP HAYALİ BİR CİHAT ARZUSU İLE RADİKAL İSLAMCI ÖRGÜTLERİN TETİKÇİSİ OLUYOR. BİZ BU YAŞIMIZA GELDİK DAHA BU CEMAAT VE TARİKATLERDEN TOPLUM İÇİN YARARLI BİR PROJE, TASARI, İLİM ADAMI ÇIKTIĞINI GÖRMEDİK. VARSA YOKSA GERİCİLİK, FESAT. ALLAH BUNLARI İSLAH ETSİN.

Akif Beki : Cemaat ve tarikatlar gizlice fişleniyor mu ???

Beki, bir süredir sosyal medya üzerinden dolaşan bir rapora tepki gösterdi

Risale Haber-Haber Merkezi

Karar’daki yazısında "Skandal bir rapor ulaştı elime" diyen Akif Beki, "Üzerinde ‘gizli’ ibaresi taşıyor. Cemaat ve tarikatlarla dini yapı ve şahsiyetleri tek tek ele alan, haklarında ayrıntılı bilgi toplayan bir değerlendirme... SETA’nın ‘uluslararası medyanın uzantıları’ raporundan tek metodolojik farkı, gizlilik içermesi. İstihbarat fişlerinden tek farkı da bilgilerin sadece açık kaynaklardan toplanması. Neden ve Diyanet’in işi mi?" şeklinde yazdı.

15 Temmuz ihanetinden sonra FETÖ’yle mücadelede Diyanet’in rolünün önem kazandığını, yeni FETÖ’lerin çıkmaması için hurafe ve batıl inançlarla mücadele edilmesinin şart olduğunu ifade eden Beki, Diyanet’in bu amaçla cemaat ve tarikat liderleriyle toplantılar düzenledini, bağımsız vaiz ve ilahiyatçılarla görüştüğünü hatırlattı.

Benzeri rapor ve çalışmaların daha önce şeffaf yürütüldüğünü, kişilere değil zihniyetlere odaklnadığını, kamuoyuna açıklandığına dikkat çeken Beki, "Dini yapıların faaliyetlerinde şeffaflık ve denetim sağlama amacına uygun olan da buydu zaten" dedi.

Şimdi bu gizlilik niye? Amaca ve iddianıza ters değil mi?

Eline geçen rapora tepki gösteren Beki, yazısını şöyle sürdürdü:

"Allah ile aldatan hoca kılıklı sahtekar ve düzenbazlara karşı halkı uyandırma gayesiyle hareket ediyorsanız… Kayıt dışı dini yapılanmalara yasal statü tanıyarak şeffaflık getirme ve kanuni denetim altına alma formüllerini tartışıyor ve savunuyorsanız… Şimdi bu gizlilik niye? Amaca ve iddianıza ters değil mi?

Dini örgütlenmeleri ve faaliyetlerini, sadece yasallık ve amaca uygunluk açısından denetlemekse tabii niyetiniz. Ama eğer aklınızdan, eliniz değmişken resmi din yorumunuza uygunluk açısından itikat, inanç ve anlayış farklılıklarını da denetlemek geçiyorsa… Hele resmi görüşünüze aykırı yorumları sınıflandırmak, ‘sakıncalı’ bulunanları belirlemek ve polisiye tedbirlerle tasfiye yolları aramaksa başka. O zaman değişir, bulguları gizlice raporlama nedeniniz bir anlama kavuşur. Fakat bu düpedüz cemaat, tarikat ve ilahiyatçıları fişlemeye girmez mi?

Fakat bu, Diyanet’i dini yorumlama hakkının tek yetkilisi, birey ve grupların itikatta sicil ve zaptiye amiri gibi konumlandırmaz mı? Kutsal üzerinde devlet gücüyle ‘doğruluk’ tekeli kurmaya, inanç ve itikat özgürlüğünü kolluk zoruyla baskı altına almaya varmaz mı?

Öyleyse… FETÖ ve benzerleriyle mücadelede Diyanet’ten beklenen katkı bu değildi. Bilerek, kötüye kullanma pahasına fırsatçılıktan kaynaklanmıyorsa eğer, bilinçsiz bir işgüzarlıktır. O da görev yanlış anlaşılmış ya da epey karıştırılmış demektir.

‘İstihbarat devleti’ kafasını AK Parti değiştirmişti

“Devlet karar verdi, milli ve yerli cemaatlere dokunulmayacak ama gayri milliler temizlenecek, mis gibi olacak” çığırtkanlıkları, Diyanet’i yanıltmıyordur umarım.

Din tüccarlarına karşı fikren, istismar zeminini ellerinden almak için mücadele yürütmek ayrı. Kanunen suç sayılan bir fiile bulaşmadıkça dini yapılara tasfiye operasyonu için şartları hazırlamak apayrı şeyler.

İster cemaat ve tarikatlara müdahale ister neşter vurmak deyin, ‘milli güvenliğe tehdit oluşturuyorlar’ gibi afaki gerekçelerle meşrulaştırılamaz. Suçla mücadele kılıfına sokularak fişlemeye konu yapılamaz. Gizem ve gizlilik örtüsü altına saklanamaz.

Devlete, dini hayatı kendine göre şekillendirme, uygun görmediklerini tasfiye hakkı tanınamaz.

Zararlı, gerici ve irticai hareketlerle, iç tehdit ve düşmanla savaş tanımlarına dayanan ‘istihbarat devleti’ kafasını AK Parti değiştirmişti.

Kırmızı Kitap’larla, gizli anayasalarla toplumu yönetmeye geri dönülmeyecekse, yol yakınken bu sakatlıktan dönülsün.

Etiketler : Cemaat, Diyanet, tarikat, Akif Beki, fişleme, rapor

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : İşte Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası !!!!


İşte Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası !!!!

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak 15 Temmuz hain FETÖ kalkışmasından sonra mercek altında olan tarikat ve cemaatlerin günümüzdeki son haritasını çıkardık. Türkiye’de hangi tarikatlar ve cemaatler vardır? İşte detayları.

Türkiye’de saymakta zorlanacak kadar çok tarikat ve cemaat vardır. Bunlardan en etkili olan ve *içinden bir çok cemaatin çıktığı Nakşibendi tarikatıdır.*

*Nakşibendilik* ismi ile anılan tarikatın asıl teorisyeni Abdulhalik-ıl Güjdevani’dir. Tarikata ismini veren ve onu bir ekol haline getiren ise Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendi’dir. "Nakış yapan" anlamına farsça bir sözcüktür. Nakşibend ise, Nakşibendi mürşidlerinin, kalbi dünyadan ahirete bağladığı düşünüldüğü teorisine dayanır. Tarşkatın isim babası ve kurucusu Muhammed Bahauddin 1319-1389 yılları arasında Türkistan’da yaşamıştır.

*Tarikatları* bir sıra halinde yazacak olursak beli başlı olanlar şunlardır:

  1. Nakşibendi tarikatı
  1. Kadiri tarikatı
  1. Mevlevi tarikatı
  1. Halveti tarikatı
  1. Rufai tarikatı
  1. Melami veya Bayrami tarikatı
  1. Sühverdiye tarikatı
  1. Çeşti tarikatı
  1. Şazeliye tarikatı
  1. Hizb-ut Tahrir
  1. Galibiler ( Kadiri-Rufai tarikatı ekolünden gelen bir cemaat olmalarına rağmen kendilerini tarikat ilan eden tek cemaattir.)

Tarikatlar zaman içerisinde bölünerek içlerinden birçok cemaat çıkartmıştır. Bazı cemaatler büyüklüğü ve etkinliği ile tarikatların önüne geçmiş ayrı bir tarikat gibi algılanmaya başlanmıştır. Buna en önemli örnek Nurcular’dır. Nurcular aslında Nakşibendi tarikatındandır. Ancak sayıları ve etki alanları dikkate alındığında içlerinden başka cemaatlerin de çıktığı bir tarikat görümüne dönüşmüştür.

*NURCU TARİKATLARI*

*Nurcuların içinden çıkan* *cemaatler* *şunlardır:*

1-Fetullah Gülen cemaati ( Daha sonra (FETÖ) Fetullahçı Terör Örgütü olduğu anlaşıldı)

2-İlim yayma cemiyeti.

3-Kırkıncı hocacılar cemaati

4-Yeni Asyacılar grubu

5-Yeni nesilciler grubu

6-Aczimendiler (Müslüm Gündüz)

7-Meşveretçiler

8-Medzehra gurubu

9-Zehra vakfı

10-Okuyucular (Kurtoğlu gurubu )

11-Yazıcılar

12-Sungurcular grubu

13-Medrese alimleri vakfı

14-Şalvarlı efe cemaati

15-Hayrat cemaati

16-Norşin dergahı (Şeyh Nurettin mutlu)

Bunların yanında ayrıca ( Adnan Oktar) Adnan hocacılar, Mustazaflar, Furkancılar (Furkan Vakfı- Alparslan Kuytul) gibi cemaatler de var.

*Türkiye’de günümüzde faal olan tarikatlar ve onların içinde çıkan cemaatler şunlardır,*

*NAKŞİBENDİ TARİKATLARI*

Nakşibendi tarikatını 2 gruba ayırabiliriz. Birincisi Nakşibendi tarikatı ekolune bağlı kalan cemaatler, diğeri de Nakşibendi ekolünden gelmesine rağmen ayrı bir tarikat gibi ekol oluşturan Nurcular. (Nurcuların cemaatlerini yukarıda vermiştik.)

*1-Nakşibendi tarikatı*

1. Menzilciler, ( Adıyamancılar, Gavsçılar ve Semerkand Vakfı)

2. İskenderpaşa cemaati

3. İsmailağa cemaati ( İhvancılar ve Cübbeli Ahmet Hoca)

4. Süleymancılar

5. Hazneviler ( Şeyh İzzetin grubu)

6. Yahyalı cemaati ( Kayseri grubu)

7. Erenköy cemaati

8. Tufancılar

9. Kıbrısiler ( Şeyh Nazım Kıbrisi )

10. Zilan cemaati

11. Reyhaniler

12. Hacegan cemaati

13. Işıkçılar (İhlas- Enver Ören grubu)

14. Arvasiler

15. Akfırat cemaati

16. Halidiye

17. Şeyh Muhammed Nayır Erzincani

18. Bilvanis grubu

*2-KADİRİ TARİKATI – KADİRİLER-*

Kadiriler Abdulkadir Geylani’nin öğretilerini benimseyen ve etkin olan bir tarikattır.

2-1- Galibiler.

2-2 -İcmalciler(Haydar Baş)

2-3-Tillocular

2-4-Muhammediye

2-5-Halisiye

2-6-Üveysler

2-7-Şeyh Osman cemaati

2-8-Zenbililer

2-9-Hüseyniler

2-10- Farukiler

2-11-Bilal-i Nadir.(Nadiriler)

2-12-Kesnizani

2-13-Şettariye

*3-HALVETİ TARİKATI*

Halvetilik, cehri zikir adı verilen ve ilahi isimlerin yüksek sesle tekrar edilmesi anlamına gelen zikir yöntemini kullanan bir tarîkattır. 14. Y.Y.’da kurulan tarikatın ülkemizde çok sayıda mensubu vardır ve tarikat birçok cemaate bölünmüştür

3-1-Cerrahiler

3-2-Uşşakiler

3-3-Şabaniye

3-4-Mısriyye

3-5-Ticaniler

3-6-Ruşeniye

3-7-İpek yolu gurubu

3-8-Sünbüliye

3-9-Nasuhiyye

3-10-İbrahimiye

*4-RUFAİ TARİKATI – RUFAİLER-*

İlk sufi tarikatlardan biri olan Rüfâiyye’nin kurucusu Ahmed er-Rüfâi’dir. Zikir sırasında vücutlarına şiş batırmakla bilinirler.

4-1-Kubbealtı cemaati

4-2-Çorum dergahı

4-3-Mehmet efendi cemaati

4-4-Maafiriler

4-5-Antakiler

4-6-Marufiler

4-7-Ayderussiyye

4-8-Sayyadiye

4-9-Zeyniyye

4-10-Sebsebiyye

4-11-Kantaniye

*5-MELAMİ TARİKATI – BAYRAMİLER-*

Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli’nin öğretilerini benimseyen tarikat, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Osmanlı’nın kuruluş döneminde çok etkili olduysa da, devlet politikalarını tasvip etmediğinden ve sisteme karşı duruşundan ötürü yerini nakşibendilik, halvetilik gibi daha sistem odaklı tarikatlara bırakıp önemsizleşmiş, sindirilmiştir. Bildiğimiz tarikat silsilesi ve kurucusu yoktur. Türkiye’de Bayramiye tarikatı (Hacı Bayramı Veli) içinde bir kol olarak gelişmiştir.

5-1-Maşukiler

5-2-Aksarayiler

5-3-Edirneviler

5-4-Yakubi

5-5-Kabayiler

5-6-Kemaliler

*6-SÜHVERDİYYE TARİKATI*

Türkiye’de çok etkin olmayan ve sayıları az olan Bağdat kökenli tarikat halvetiler ile yakın ilişkilidir.

6-1-Zeyniyye

*7-ÇEŞTİYYE TARİKATI*

Türkiye’de çok etkin olmayan tarikatın kurucusu Seyyid Giyaseddin El Çişti’dir. Hindistan’da kurulan tarikatın günümüzde Türkiye’de sayıları çok azdır.

7-1-Sabiriye.

7-2-Nizamiyye.

*8-ŞEZALİYE TARİKATI*

Osmanlı Devleti döneminde özellikle Avrupa ve Balkanlarda çok etkin olan tarikat günümüzde etkinliğini kaybetmiş.

8-1-Simaviler

8-2-Çizmeciler

8-3-Aleviyye

8-4-Derkaviyye

*9-MEVLEVİ TARİKATI –MEVLEVİLER-*

Bir Anadolu tarikatıdır. Mevlana Celalettin Rumi’nin öğretilerine bağlı olan tasavvuf tarikatıdır.

****

Türkiye ‘de Siyasal İslam’ın ve buna bağlı olarak siyasi partilerin oy deposu haline gelen tarikat ve cemaatlerin topluma din ve ahlak öğretisi vermekten çok uzak olduğu gözlemlenmektedir. Tarikat ve cemaatler sadece dini tanıtmak ve öğretmek için çalışsaydı ne ülkede yolsuzluk, fuhuş, ve ahlaksızlık bu kadar artardı ne de 15 Temmuz yaşanırdı. Bu kadar fazla tarikat ve cemaatin olması bir dini bir kazanç rekabeti haline getirmiş. Tarikat kelime anlamı itibariyle “Tarik” yol demektir. Allah’a giden yolda cennet vaadi ile para ve şöhret kazanmak isteyen tarikatlara karşı dikkatli olunması gerekir.

Son yapılan operasyonlarla Furkan vakfı, Adnan Hoca gibi cemaatler kontrol altına alındı. Süleymancılara karşı da kurban ve kermes müdahalesi ile uyarı yapıldı. Bir 15 Temmuz daha yaşamadan tarikat ve cemaatlerin kontrol altına alınması gerekir.

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : Gün geçmiyor ki, cemaatlerin pislikleri ortaya saçılmasın.


Gün geçmiyor ki, cemaatlerin pislikleri ortaya saçılmasın…

İstismarlar, tacizler almış başını gidiyor…

Önleyici hiç bir tedbir alınmadığı gibi denetimsizlik had safhada…

Devletin imkanlarını arkalarına alarak her türlü gerici örgütlenmeyi rahatça yerine getirenler ve bu işten saltanat sürenler aslında din eğitimini ve bu yurtları paravan olarak kullanıyor… Çocukların geleceği karartılıyor…

Sözüm ona hayırlı işler yapıyor ve hayırlı dini bütün yurttaşlar yetiştiriyorlar ama ne yazık ki işin örtüsü o, arkasında bir vahşet ve kazanç kapısı var… Çocuklar tecavüze uğruyor ve bunun ne kadarı gün yüzüne çıkıyor tartışılır…

Bu yurtlar, kurslar finanse ediliyor mali bir denetim yok..

Toplanan paralar, bağışlar ne oluyor, nerelere harcanıyor ve bu uğurda tecavüze uğrayan beyni yıkanmış çocuklar onların cihatçı askerleri oluyor…

Ve kulakları tırmalayan, yüreğini sızım sızım sızlatan “abi yapma günah” sözcükleri…

Ört bas edilmeye çalışılmasını çokça duyduk ve gördük…

Hatta bir tanesinde kurban kestik dediler bunu da duyduk…

Din bunun neresinde, iman bunun neresinde, hepsi bir zenginleşme aracı ama mahvolan yoksul çocukların hayatı ve ülkenin geleceği….

Sahte Softalar ve örümcek kafalı yobazlar bu ülkenin en büyük belasıdır, her şeyi kirlettikleri gibi dini de kirlettiler bu ülkede…

Ellerinin, gözlerinin değdiği her şey kirleniyor ve kendilerine göre bir cennet ama bizlere, çocuklara, kadınlara bir cehennem yarattılar Anadolu’da…

***

CHP 26. Dönem İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, dini cemaatlerin yurt ve kurslarında yaşanan cinsel istismar vakalarını engelleyecek bir mekanizmanın olmamasının, çocukların geleceğini kararttığını söyledi. Son vakanın Beykoz’un İshaklı Köyü’ndeki bir cemaat yurdunda yaşandığını belirten Yarkadaş, “Yeter! Canımız yanıyor, çocuklarımızın geleceği karartılıyor” tepkisini gösterdi.

***

“Abi yapma günah”…….

Bir tarikat yurdunun bir odasından yükseliyordu bu çığlık….

Yurt görevlisinin ise “yapmayın böyle şeyler” diyerek odadan çıkması ise daha korkunç…

Yani sanki umursamaz, yani önem arzetmeyen sıradan, küçük yaramazlık gibi bir durum olarak görülüyor demek ki…

Oynarken milesi çalınmamıştı çocuğun…

Tıpkı bir bakanın “bir kereden bir şey olmaz” demesi gibi bir tavır değil mi?

Oysa ülkenin her yanından küçücük çocukların “abi yapma” çığlıkları yükseliyor yıllardır…

Ama yapıyorlar, artarak, hız kesmeden çoğalarak, alçakça bir saldırı var her alanda…

Ülkem inliyor “abi yapma”…

Ama gözü dönmüş, cahil işbirlikçi kafaların ürünü hastalıklı bir kitle hiç acımıyor, yapıyor…

“bir kereden bir şey olmaz”

Ve cehalet yayıldıkça tecavüzler artıyor, tarikat, cemaat yurtları çoğaldıkça gök kubbede çınlıyor “abi yapma” çığlıkları…

Bir cezaevinde çocuklar yalvarırken, alçak birkaç gözü dönmüş görevli tarafından tecavüz ediliyor çocuklara…

Yapıyorlar ve ödüllendiriliyorlar, terfi alıyorlar…

Ülkem utanıyor, elleriyle saklıyor yüzünü…

Onlar utanmıyor, kılıf buluyorlar neredeyse bir ibadet şekli diyecekler…

Buna, badeleşmek denir dinimizde diyor itin biri, sözde bir cemaat lideri…

Ve sadece çocuklar değil…

Bu ülkede…

Kuşlar, balıklar, ağaçlar, deniz, hava yalvarıyor “abi yapmayın, kıymayın”

Ama dinler mi kafalarının içini örümcek ağı gibi sadece zevk ve rant bürümüş yobazlar…

Fırsat ellerine geçmiş, ne varsa, yerin altında ve üstünde hepsi yağmalanmalı, hepsi ganimet olmalı…

Çocukların geleceği mahvolacakmış…

“Bir kereden bir şey olmaz”

Deniz kirlenecekmiş….

“Bir kereden bir şey olmaz”

Ağaçlar tükenecekmiş, soluyacak hava bulamayacağız…

“Bir kereden bir şey olmaz”

Taş ocakları, mermer ocakları doğayı öldürüyormuş…

“Bir kereden bir şey olmaz”

Ve ırzına geçmedikleri hiçbir şey bırakmadılar ülkede…

Hepsi bir kere yapsalar, o kadar çoklar ve o kadar aç gözlüler ki memleket cehenneme döndü…

Mutlu gülüşleri olan çocuklar olmayacak bu ülkede…

Hangi kapının ardında tecavüz yaşayacağı korkusuyla yaşama tutunmaya çalışacak…

Mutlu kadınlar olmayacak mesela…

Bir yobazın bilmem kaçıncı karısı veya cariyesi olarak satılmayı bekleyecek 12-13-15 yaşlarında…

Bir köle gibi zincirlere vurularak pazarlarda satılan kadınları görmediniz mi?

Çok uzakta değil hemen yanı başımızda…

Şimdi daha çok farkında değilsiniz…

Gün be gün yayılıyorlar, çoğalıyorlar ve bir ahtopot gibi güzel olan, iyi olan her şeyin üzerini kirli kollarıyla sarıyorlar…

Ülkedekiler yetmiyor, dışarıdan ithal ediyorlar…

Geliyor büyük ölüm, geliyor büyük karanlık, geliyor büyük cehalet dalgası…

Adeta bir tsunami…

Siyasal İslam dağlarda mermer ve taş ocakları, siyasal islam siyanürlü altın madenleri, siyasal islam yabancılara satılan topraklar, siyasal islam tüketilen tarım ve açlığa mahkum edilen halk, siyasal islam üfürükçülük, siyasal islam çöl demektir, çöl…

Akbabalardan başka Kurdun kuşun dahi yaşamadığı, leş yiyenlerin dört gözle beklediği ölüm demektir siyasal islam…

Ülkem ağlıyor, Anadolu ağlıyor “abi yapmayın, kıymayın” diyor ama uçkuru çözük namussuzlar dört bir yandan saldırıyor…

Saldırıyor o kekik kokulu Istırancalara..

Saldırıyor Tanrıların sofrası Kaz dağlarına….

Saldırıyor üzerinde kuşların oluk oluk aktığı Kuzey Ormanlarına…

Saldırıyor içinde geyiklerin şarkı söylediği Küre dağlarına…

Akdeniz, Marmara, Ege, Karadeniz dört bir yandan yağma, talan ve zulüm altında…

Çocuklar, kadınlar, ağaçlar ağlıyor, kuşlar ağlıyor, balıklar kan ağlıyor işbirlikçi gericilerin pençesinde, kısaca Anadolu kan ağlıyor…

Bu topraklar, Anadolu olalı beri böyle bir zulüm görmedi…

“Abi yapma” diyor kentler “kıymayın”…

“Abi yapma” diyor çocuklar, kurtlar kuşlar, börtü böcek…

Dinler mi hiç gözü dönmüş yobazlar ve tecavüz de “bir kereden bir şey olmaz” diyerek bir sonrakini küraralar kafalarında…

Her defasında “bir kereden bir şey olmaz”

Her defasında “bir kereden bir şey olmaz”

Ama oldu, oluyor işte ne varsa iyilikten ve güzellikten yana yok olup gidiyor birer, birer…

Ne yaşamda onur, ne ölümde huzur, ne okulda bilim, ne havada oksijen, ne sofrada zeytinyağı, ne tarlada soğan, ne denizde coşku hiçbir şey kalmamacasına bir yağma, bir zulüm altında…

Cehalet ortaçağı geçti…. Cehennem zebanisi gibi ortada boy gösteriyor yobazlar… Kirli, cahil ve doymaz bir açlıkla bakıyorlar her şeye…

Her alanda çağ dışı gericilik hakim…

İstanbul seçimleri bu gidişata dur diyecek bekliyoruz…

Ama şunu da bilin ki, geldikleri gibi gitmeyecekler, çünkü cehennemdir yaratmak istedikleri…

Çünkü Onlar cehennemden beslenir, cennetten değil…

Korku bir eski yaradır, an gelir alt üst olur dünya…

Kısa çöp, hakkını ister uzun çöpten…

Ve onlar bunu biliyorlar, bugüne kadar gerçekte kaybettikleri seçimleri bir şekilde muhalefetinde desteği ile meşrulaştırdılar…

Halk desteği yok bitti ama güçleri var, tüm mevzileri ele geçirdiler, yandaşlarla doldurdular…

Yetmedi ithal ettiler ve ediyorlar….

Anadolu çığlık, çığlığa, Anadolu aç, Anadolu dönmek istemiyor bin yıl önceye…

Anadolu çığlık, çığlığa “abi yapma artık günah” diyor…

Anadolu yeti ulan artık yetti diyor…

Ve iş çığrından çıktı ulan, biz köle değiliz, Anadolu’da sömürge olmayacak diyerek yürümek üzere…

Az kaldı bak göreceksin Anadolu ayağa kalkacak, ve onları kendi pisliklerinde boğacak…

Yalvarmayacak “abi yapma günah” diye…

O “bir kereden bir şey olmaz” diyerek bu toprakları parselleyenleri, çölleştirenleri, çocuklara tecavüz edenleri, ne var ne yok yağmalayıp insanlara din satan din bezirganlarını önüne bir katacak ki…

İşte o zaman saraylar, saltanatlar çökecek…

Az kaldı, Anadolu şöyle bir yekinecek ve yürüyecek…

Ve Bedrettin, ve Baba İshak ve Baba İlyas, bize oradan bakıyor…

Hoşça kal yarın…

Bülent Karagöz…

***

“MAĞDUR KÜÇÜK ÇOCUK İSE ‘ABİ YAPMA GÜNAH’ DİYOR”

Eline geçen bir polis ifadesini dehşet içinde kalarak okuduğunu belirten Yarkadaş, bilgileri şu şekilde paylaştı: “Ailelerinden koparılıp cemaatlerin yurtları ve Kuran kurslarına verilen çocukların yaşadığı cinsel istismarlara bir yenisi daha eklendi. Bir ailenin gönderdiği polis tutanağını dehşet içinde okudum. Cinsel istismar iki gün önce yaşanıyor. 11 yaşındaki öğrenci şok yaşıyor. Beykoz’un İshaklı Köyü’ndeki kursta yaşanan istismarlar, 11 yaşındaki çocuğun, 13 yaşındaki bir çocuğun kendisine yönelik istismarıyla başlıyor.

İstismara şahit olan kurs görevlisi, ‘Böyle şeyler yapmayın’ diyerek odadan çıkıyor.

Mağdur küçük çocuk ise ‘Abi yapma günah’ diyor.

Okurken dehşet içinde kaldığım polis ifadelerini burada yazamam. Ne yazık ki; cemaat yurdunda yaygınlaşan bir istismar zinciri var.

Öğrenciler arasındaki istismar vakalarını önleyen ve önleyecek bir mekanizma da yok.

Küçücük çocuklar ailelerinden uzak güvensiz bir ortamdalar. Bu ve buna benzer binlerce cemaat yurdu var! Ne bir denetim var; ne de bu tür vakaları engelleyecek bir sistem… Yeter! Din eğitimi adı altında çocuklarımızın geleceğini karartmayın! O çocuklar ülkemizin geleceğidir.

Çocuklarımızı istismara kurban ettirmeyin! İçimiz acıyor!”

Hoşçakal yarın

Bülent Karagöz

LİNK : http://www.kocaelicumhuriyet.tv/haber/cocuk/katiller-de–bazen-turk–bazen-kurt–bazen-arap–bazen-ermeni–bazen-cerkezdiler

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// MAVİ TAKKELİ ÇOK TEHLİKELİ CEMAAT : SÜLEYMANCILAR


MAVİ TAKKELİ ÇOK TEHLİKELİ CEMAAT : SÜLEYMANCILAR

"Süleymancılık da diğer cemaat ve tarikatlar gibi Nakşibendiliğin Halidiye kolundan gelen ve siyasal iktidar olma hedefinde bir dinci yapıdır. FETÖ ve Menzil gibi devlet için tehlike barındıran Süleymancılar bugün Amerika ve Avrupa’da en yaygın gizli cemaattır"

17 Ağustos 2019

Süleymancılık Silistre Türklerinden Süleyman Hilmi Tunahan isimli şahsa atfedilen tarikatın/cemaatin halk dilindeki kullanımıdır.

1991-92 yıllarında Bilecik’in Gölpazarı’nda öğretmenliğe başladığımda Süleymancıları yakından tanımaya başlamıştım. Dağ başında bir mevkide kurulmuş olan medreselerinde köylerden topladıkları fakir çocuklara ilginç dinî eğitim ve öğretim veriyorlardı. Beni ve okuldaki öğretmen arkadaşlarımı zaman zaman yemeğe davet ediyorlardı. Kur’an kursundaki çocukların bezgin solgun ve korkak tavırları dikkatimi çekiyordu. Bu yurtlarda yanarak ölen kız çocukları kolunu kıyma makinesine kaptıran 12 yaşındaki çocuk gibi felaketler şimdiki gibi ayyuka çıkmamıştı. Ama şunları görebiliyordum emekçi ailelerin çocukları için buralardan kaçış neredeyse imkânsızdı. Pahalı öğrenci yurtlarında kalabilecek ekonomik durumları zaten yoktu. Devlet yurdu deseniz esamisi bile okunmazdı. Çaresizliğin doğurduğu bir yapmacık çareydi bu yurtlar. Baskıyla ve şiddet uygulayarak bir öğrenciyi mümin haline getirme merkezleriydi.

O yıllarda aralarına girdikten sonra Süleymancılarla ilgili notlar almaya karar vermiştim. Gerçi Eyüp İmam Hatip öğrencisiyken onlarla alakalı bazı bilgiler edinmiştim zira müdürümüz Fikri Yatı onları bize olumsuz genel hatlarıyla tanıtmıştı.

SİYASAL İKTİDAR OLMA HEDEFİNDELER

Süleyman Tunahan tarafından kurulan Süleymancılar cemaati önceleri Türkiye’nin her bölgesinde daha sonraları dünyada Türklerin bulunduğu tüm noktalarda kurslarını açmış tıpkı FETÖ ve Menzil gibi gizli ve tehlikeli bir örgütlenmedir. Süleymancılık da diğer cemaat ve tarikatlar gibi Nakşibendiliğin Halidiye kolundan gelen ve siyasal iktidar olma hedefinde bir dinci yapıdır. Süleyman Hilmi’nin ana mesajının “Cehenneme sel gibi giden ümmetten kurtarabildiğini kurtarmak bunun için de Süleymancı kurslarından yetişen insanların gittikleri her yerde Kur’an kursları açmaları” olduğu belirtilmektedir ancak aslında sosyal yaşamı ve çağdaş insani ilişkileri zehirleyip cehenneme çeviren bir yapı oldukları kuşkusuzdur.

Cemaat Süleyman Hilmi Tunahan 1959 yılında ölünce onun damadı Kemal Kaçar’ın önderliğinde faaliyetlerine devam etmiştir. Kemal Kaçar’ın 17 Haziran 2000 tarihinde vefat etmesi üzerine yerine Arif Ahmet Denizolgun geçmiştir. Denizolgun’un ölümünden sonra ise tarikatın faaliyetleri Alihan Kuriş kontrolünde yürütülmektedir.

EGE VE AKDENİZ’DE YOĞUNLAŞTILAR

Önceleri “Ehl-i Maneviyat Meclisi” adıyla toplantılar yapılırken 1949 yılında Kur’an kurslarının kanunla açılması sonucu kurdukları Kur’an kursları yurdun her tarafına yayılmıştır. Süleymancılar yoğun olarak Ege ve Akdeniz bölgelerinde yurtlar kurmuştur. Yurtdışında da dernekler kanunundan yararlanarak faaliyet göstermektedirler. Cemaatin birçok yayın organı vardır. Süleyman Hilmi hakkında “Hatemül evliya (Allah’ın en özel kullarının sonuncusu)” tanımlaması yapan Süleymancılar en büyük ve son şeyhin Süleyman Tunahan olduğuna onun ilahi kahraman Mehdi makamında bulunduğuna ve kendilerinin de “Mehdinin ordusu”nu teşkil ettiklerine inanmaktadırlar. Süleyman Hilmi’nin Mehdi olduğuna inanmayanların sapık olduklarına cehenneme gireceklerine itikat etmektedirler. Kıyamete kadar başka bir veli/ermiş kişinin gelmeyeceğini ve diğer takrikatların geçersiz olduğunu savunurlar.

Süleymancılar İmam Hatiplere karşı çıkmakta hatip sözcüğünü Hatab (Odun) olarak kullanmakta yani kelime oyunuyla İmam Hatiplilerle alay etmekte ve onları aşağılamaktadırlar. İmam Hatiplilerin “Deccala hizmet eden odunlar” olduğunu; İmam-Hatiplerin ve Yüksek İslam Enstitülerinin veya İlahiyat fakültelerinin “Deccal mektepleri” olduklarını ileri sürmektedirler.

CUMHURİYET İÇİN ‘FELAKET’ DEDİLER

Süleymancılar Recep Tayyip Erdoğan’ı İmam Hatip geleneğinden geldiği için sevmeseler de Fetullah Gülen cemaatinin stratejik hatalarını önceleri işlememişler açıkçası AKP’nin oluşturduğu devlet organizmasına sivri dalışlar yapmamışlardır ama birtakım etkili kuruluş ve organlar oluşturarak devletin şahsı maneviyesine rakip pozisyon almaktan ve kapitalin karşı durulmaz getirisinden nemalanma arzusundan da geri durmamışlardır. Uzun yıllar Süleymancıların liderliğini yapan Kemal Kaçar’ın yanındaki en kıdemli isimlerden eski subay ve avukat Hayrullah Karadeniz Süleymancılar’ı anlattığı Sadık Güleç röportajında İslam tarihinde ilk kadın kurslarını Süleymancıların açtığını ifade etmiş söyleşinin devamında ise: “Elde kalan bürokratlar mantıklı olarak kendine düşman olmayanlar arasından seçilir. FETÖ’yü aradan çıkarırsa geriye onlar kalıyor. Diğer cemaatler de çok muhalif değildir zaten. Mahmut Efendi Menzil İskender Paşa cemaatleri AK Parti’ye yakın duruştalar. Bizim cemaatin mensuplarında politize olma hali yoktur” diyerek iktidarın sağladığı avantajlardan uzak ya da mesafeli olduklarını ileri sürse de durum hiç de öyle değildir.

Nurcuların Said Nursi hakkındaki iddiaları gibi Süleymancıların da Süleyman Hilmi Tunahan’ın politik bir kişi olmadığı sözleri yalandır. 1989 yılında Nazlı Ilıcak Kemal Kaçar ile (Tunahan’ın damadı ve tarikatın bir sonraki lideri) bir röportaj yapmıştı. Röportajda Nazlı Ilıcak’ın “Süleyman Efendi Meşrutiyet’e karşı mıydı?” sorusuna şu şekilde cevap veriyordu Kemal Kaçar: “Tabii. Çünkü Meşrutiyet demokratik bir hareketten ibaret değildi. Bunu anlamak lazım. 1908’de Abdülhamid’i tahttan indirdiler. 1910’da Trablusgarp gitti. 1912’de Edirne’den yukarıya doğru bütün Rumeli gitti. 1914’te Birinci Cihan Harbi’ne girildi. 1918’ de Misak-ı Milli hudutları içinde memleketi kurtarmak için harekete geçildi. Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya yönelik bir hareket. Süleyman Efendi Meşrutiyet’in arkasından felaket geleceğine inanırdı. Nitekim bu fiilen tahakkuk etti. ” Tunahan’ın felaket diye adlandırdığı şeyin 1923 Cumhuriyeti olduğu belliydi. Burada ilginç bir benzerlikten söz edeceğim. Said Nursi de kendi ölümünden sonra bir felaket olacağını ileri sürmüş onun ölümünden sonraki 27 Mayıs 1960 Askeri Harekâtının bu felaket olduğu kanısı nurcular arasında yaygındır.

ABD VE AVRUPA’DA YAYGIN ÖRGÜT

Uzun yıllar kendilerine desteğinden dolayı nurcuların çeşitli fraksiyonları gibi Süleymancılar da hep sağ partileri desteklemişlerdir. Tunahan’ın ölümüyle beraber postuna Kaçar oturmuştur ve tam üç dönem (65/69 MP 69/73 AP 77/80) Adalet Partisi milletvekilliği ve Avrupa Konseyi üyeliği yapmıştır. Kaçar’dan sonra liderlik tahtına oturan Arif Ahmet Denizolgun (Tunahan’ın torunu) 20. dönem Refah Partisi Antalya milletvekili ve Ulaştırma Bakanı olmuş eş zamanlı NATO Komisyon Başkanlığını da ifa etmiştir. 1999 DYP’den 2002 ANAP’tan ve 2007 DYP’den aday olmuştur. 2014 seçimlerinde CHP ile masaya oturmuş ama oradan bir anlaşma çıkmamıştır. AKP Milletvekili Mehmet Beyazıt Denizolgun kardeşidir.

Bugün Amerika ve Avrupa’da en yaygın gizli cemaat Süleymancılardır. Bir din görevlisi onlardan referans almaksızın asla hiçbir camide görev yapamaz özellikle İngiltere’de. Kuzey Avrupa ülkeleri tüm İslami yapılardan birer temsilci aldığı halde İngiltere ile birlikte diğer Avrupa ülkelerinde ibadet merkezleri Süleymancılara teslim edilmiş durumdadır. Bu noktada Uğur Mumcu’nun Rabıta adlı kitabındaki ‘Süleymancı-Mason İşbirliği’ yazısını tavsiye ederim.

SÜLEYMANCILARI NASIL TANIRSINIZ?

Ayrıca size bir Süleymancıyı nasıl tanıyabileceğinize dair sadece iki kopya vereyim.

Süleymancı kadınların başörtü şekli yüz çevresi Ramses’in başını çevreleyen örtü gibi üçgen görüntüsünde boğaz tarafı alt alta yumru gibi iki boğumlu düğüm halinde olur. Süleymancılar dua ederken avuç içlerini birleştirirler serçe parmaklarının birbirine kilit yaparlar ve avuçlarını yüzlerine yakın tutarak tuhaf ve diğer cemaat ve tarikatlarda görülmeyen ritüellerini gerçekleştirirler.

Şimdiyse sonuç olarak en vurucu ifadelerimi kullanacağım.

Hatırlarsanız aylar önce tüm İslamcı gruplara devletin operasyon yapacağından ama bu operasyonlar sonucu ayakta kalacak tek cemaatin siyasal İslam’ın müntesibi bulunduğu İskenderpaşa cemaati olacabileceğinden söylemiştim

DEVLET GEREKENİ YAPACAKTIR

Peki bana cemaat ve tarikatlara dair bu öngörülere nasıl sahip olduğumu sorarsanız cevaplayayım. Hiçbir devlet kendine rakip olabilecek bir çıkar grubuna razı olmaz ve toleranslı davranmaz. Devlet mekanizmasında buna işaret eden genel hukuk kuralı şudur: “İktidar için men-i iştirak ve reddi müdahale esastır” yani “İktidarlar gücünü otoritesini ve egemenliğini hiçbir ayrı güçle birleştirmeyeceği gibi iktidarına tehlike arz eden bir şirki bir ortağı ve bir şirketi ortadan kaldırır. İktidarının sınırına gelen organizasyonlara müdahale edip operasyon düzenler”. Bu gerçeği bilen yargı yürütme ve yasama organlarının Anayasa’dan aldıkları güç ve ilhamla harekete geçeceğinden zerre miktar şüphem yoktur. Devletin devrim yasalarından Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanununa muhalefet eden dalalet yuvalarını dağıtacağına inancım tamdır. Ciddi devlet ricalinin Tevhidi Tedrisat kanunlarını ortadan kaldıran Cumhuriyet muhaliflerine gereken karşılığı vereceklerine dair itimadım sarsılmaz özelliktedir. Üstelik devletin işlevselliğine müdahalede bulunmaya ya da kısmi olarak etkinliğini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme cürümleri Anayasa’yı ilgaya kalkışmadır ki bir büyük devletin söz konusu suçlara göz yumması asla mümkün değildir. Tarikat ve cemaat denen ve halkın maneviyatından beslenip maddi baronluğa yükselen asalak dinci teşekküllerin teşebbüslerine tanık olan her devlet bu durumdan vazife çıkarır ve gereken etkin refleksi gösterir.

Geçmişte devletin kılcal damarlarına ve hassas kurumlarına sızan FETÖ ile ilahi kahraman pozları eşliğinde Boğaz’da sefa süren Adnan Oktarcılar operasyon yedi hatta küçük çaplı da olsa Haydar Baş cemaatine ayar verildi.

Şimdiyse ufukta “MAVİ TAKKELİ SÜLEYMANCILARA OPERASYON” görülüyor.

Onun ardından “FİTNE MERKEZLİ VE HİZBULLAH’A ENDEKSLİ MENZİL” ocağına operasyon geleceğini tahmin etmek hiç de zor değil çünkü Fetö üyelerinin bir kısmının bugün Süleymancılar ile Menzilcilerin içinde kolonileştiği duyumu her kesimde seslendirilmektedir. Sürecin devamında Işıkçılar ve Nurcular dahil olmak üzere bütün tarikat ve cemaatlere Redd-i Müdahalenin gereği yapılacaktır.

O halde ne diyelim!

Devletin etkinliğinin gerektiği alanlara müdahil olmaktan geri durmayan dinci muzır organizasyonlara kesinlikle izin verilmemelidir.

Nazif Ay

İLAHİYATÇI-YAZAR

ulusal.com.tr

LİNK : https://www.ulusal.com.tr/i-h235491.html