MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : MOSSAD’ın örtülü gazetecileri ve suikastları


Cem Küçük : MOSSAD’ın örtülü gazetecileri ve suikastları

27.04.2020

E-POSTA : cemkucuk

Geçen yazımda MOSSAD’ın örtülü operasyonlarını ve şirketlerini yazmıştım. FETÖ ile iş birliği yaparak MİT ve Hakan Fidan hakkında nasıl asılsız haberler yaptıkları artık ayyuka çıktı. MOSSAD Türkiye aleyhine faaliyetlerine devam ediyor. Bu amaçla terör örgütleri dâhil her türlü yasa dışı örgütle çalışıyor. Onlara büyük paralar ödüyor.

MOSSAD aynı zamanda cinayetleriyle ünlü bir istihbarat örgütü. Mesela Iraklı kimyager T.M.A.J’ı 2017’de kaçırdı. Filipinlerin başkenti Manila’da 2017’de tam beş ay sorguladı ve işkence yaptı. 21 Nisan 2018’de Filipinli mühendis F.A.’yı kaçırdı ve öldürdü. Kendine tehdit gördüğü İran ve Irak’la çalışan başka mühendisleri de katletti MOSSAD.

İsrail istihbaratının bir başka formülü de ajanlarını gazeteci kılığına sokması. Bunların en bilineni Adi Lieberman. 2009 yılında İran’daki seçimlerde Ahmedinecad’ın rakibi reformcu Musavi’ydi. O seçimlerde Ahmedinecad seçilince Tahran’da geniş ölçekli protestolar olmuştu. Gösteriler esnasında Neda Agha Sultan bir sniper tarafından öldürüldü. Bu gösterilere Green Movement (Yeşil Hareket) adı verildi ve arkasında İsrail istihbaratı vardı. İran’daki rejim muhaliflerine ciddi para veren MOSSAD İran’ı karıştırmak için her istihbarat hücresini harekete geçirmişti.

O gösteride öldürülen Neda Agha Sultan’ın nişanlısı Caspian Makan suikastla alakalı dünya medyasına demeç verince İran istihbaratı tarafından tutuklandı. Serbest kaldıktan sonra Adi Lieberman ülkeden kaçmasında Makan’a yardım etti. İsrail Channel 2 için çalışan basit bir muhabir görünümlü Adi Lieberman aslında MOSSAD için çalışan bir gazeteci. Hatta İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres’i Makan’la görüşmesi için ikna etti.

Peki kusursuz derecede Farsça konuşan Adi Lieberman kimdir? Aşkenaz Yahudisi olan Lieberman eğitimini İsrail’deki Bar Ilan Üniversitesi’nde aldı. MOSSAD Başkanı Yossi Kohen de aynı okuldan mezun oldu. Lieberman 2009’da İranlı muhalifler ve Musavi taraftarları arasında çok popüler oldu. Makan’ın İsraail’e getirilmesinde büyük katkısı olunca ünü daha da arttı.

Örtülü gazeteci olan Lieberman "Didush" ve "Nesteran Azadmerd" kod isimlerini kullanıyor. İran’da çok bilinen rejim muhalifi Payam Feili’nin İsrail’e getirilmesinde de büyük rol oynadı. Feili İranlı eşcinsel şair ve aktivist.

Lieberman’ın gazeteci olmadığının bir diğer delili de İranlı muhaliflere düzenli ödeme yapması. İran hakkında bilgi veren herkesle irtibata geçen Lieberman aldığı bilgiye göre ödeme yapıyor. Mesela İranlı muhalif Morteza Salimi’yle sosyal medya aracılığıyla kontakt kuran Lieberman 2013-15 arası aylık 1.000 dolardan az olmamak kaydıyla ödeme yaptı. Bunun karşılığında İranlı muhalifler ve Filistin’e yardım gönderen İranlı şirketler hakkında bilgi aldı.

İsrail istihbaratının Türkiye aleyhine medya aracılığıyla kullandığı bir diğer önemli figür Neda Amin. 2014’te İran’dan Türkiye’ye gelen Neda Amin 2016’dan beri Times of Israel için yazı yazıyor. Yazdığı makalelerle İranlı muhalifler arasında popüler olan Neda Amin’in hem Morteza Salimi hem de Adi Lieberman’la bağı vardı. Liebarman gerekli parayı Morteza’ya, o da Amin’e transfer ediyordu. Liebarman Temmuz 2017’de bir laptop ve cep telefonunu Amin’e gönderdi. O bilgisayar ve telefonda MOSSAD’ın istihbarat yazılımı vardı. MOSSAD yetkilileri istedikleri şeyleri Amin’e iletiyorlardı.

Türkiye’ye mülteci başvurusunda bulunan Amin MOSSAD’ın isteğiyle sosyal medya hesaplarında kara propagandaya başladı. Millî İstihbarat Teşkilatı, Amin’in gerçek kimliğini ortaya çıkarınca 2017 Ağustosu’nda Türkiye’den deport edildi. Times of Israel’in editörü David Horovitz’in yardımıyla İsrail’e iltica etmek istedi. Kabul edildi ve aynı kara propagandasına devam etti…

MOSSAD’a çalışan başka gazeteci ve aktivistler de var böyle. Çoğu ülkede böyle yöntemleri kullanıyor İsrail istihbaratı ama Türkiye’de eski şaşaalı günleri bitti…

MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi


Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi

24.04.2020

E-POSTA : cemkucuk

İsrail gizli servisi MOSSAD Orta Doğu’da Türkiye aleyhine kara propaganda faaliyetlerine devam ediyor. Bunu yaparken de gazeteci görünümlü ajanlarını ve medyayı kullanıyor.

MOSSAD bu işleri yaparken Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve FETÖ’yle iş birliği yapıyor. Hepsinin ortak amacı MİT’i ve dolayısıyla Türkiye’yi yıpratmaya yönelik. 18 Mart’ta İsrail’in operasyonel sitelerinden biri olan Intellitimes.co.il’de “Disclosure: The image of the Iran Quds Force’s Terror and Intelligence Branch in Turkey (İfşa: İran Kudüs Gücü’nün Türkiye’deki Terör ve İstihbarat Kolunun İmajı)” başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede kullanılan fotoğraf Türkiye’den ve resmin her yerinde İran bayrakları var.

Daha önce de Süleymani öldürülünce İsrail’de Netanyahu’ya yakın Makor Rishon gazetesi Hakan Fidan’ı hedef göstermiş ve müsteşar beyin ölmesini istemişti. Aynen şöyle yazmışlardı:

“Şimdi Süleymani yerin altında üç arşın bir yerde yatıyor. Sıra onun Türk ikizi olan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın durumuna odaklanmaya geldi.”

Pazit Rabin imzasıyla çıkan “Sultan ve Süleymani” başlıklı yazıda, MİT Başkanı Fidan’a ağır ifadeler kullanmışlardı.

Benjamin Netanyahu bu iddiaları yalanlamıştı. Devreye hemen Suudi Arabistan girmişti. Bin Selman’ın finanse ettiği ve Türkiye’ye yönelik kara propagandalarıyla bilinen İndependent Türkçe Pazit Rabin’le görüşerek onu aklamaya çalışmıştı.

Daha önce FETÖ Selam Tevhid dosyasıyla İran’la bağlantılı diye hedefe koyduğu herkesi tutuklamaya kalkmıştı. Gerekçe de İran’a ajanlık yapmalarıydı. Tabii hepsi uyduruk gerekçeler. Sonradan FETÖ’cü polis şeflerine MOSSAD masabaşında kurgulanmış bilgiler vermiş ve Hakan Fidan’ı hedef yapmışlardı. Hakan Fidan’ın, göreve geldiği günden bu yana İsrail ve FETÖ’nün hedefinde olması asla şaşırtıcı değil…

11 Aralık 2018’te FETÖ’cülerin Almanya merkezli sitesi correctiv.org’da aynı kara propagandalar devam etmiş ve “About Black Sites Turkey” başlıklı yazı yayınlamışlardı. Üstelik bu yazı hem İngilizce hem Almanca olarak basılmıştı. Peşinden Haaretz, Türk istihbaratı hakkındaki aynı asılsız iddiaları yazmıştı.

İsrail aynı zamanda yakın ilişki içinde olduğu ülkelere veri de sağlıyor. Bunun en önemli örneği Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan’a sağlanan istihbarat desteğidir. Pegasus İsrail’e ait bir yazılım programıdır. MOSSAD bu programı Suudi Arabistan’a verdi ve Kaşıkçı’nın günlük hareketleri saat saat izlendi. En sonunda öldürüldü…

İsrail, dostlarına bu tür yazılım programlarını çok satıyor ve bu işten büyük para kazanıyor. Paranın yanında rakiplerine de zarar vermenin hesaplarını yapıyor. İsrail bu bilgileri şöyle veriyor: Önce Balkan ve Orta Avrupa devletlerinde tabela şirketler kuruyor… Mesela Sırbistan’da kurdukları şirketin adı B.D.C. Aslında böyle bir şirket yok, sadece kâğıt üzerinde. Buralarda özel internet siteleri açıyor MOSSAD. Hepsi fake isimlerle hâliyle.

Sonra o ülkelerde işine yarayacaklarını düşündükleri kişileri büyük paralarla satın alıyorlar. O kişi İsrail’e çalıştığını biliyor. İsrail’in hedefe koyduğu kişiye MOSSAD ajanları kendilerini iş adamları olarak tanıtıyorlar. İşine yarayacakları kişiyle hedefteki kişiye ulaşıyorlar. Tabii paravan şirketin yöneticisi gibi kendilerini tanıtarak…

Zamanla aradaki güven tazelenince hedefteki kişiye telefon ve başka hediyeler veriliyor. Telefonun içinde MOSSAD’ın izleme ve dinleme programları mevcut. Hedefteki kişi ticaret yaptığını zannediyor ama aslında av oluyor!.. Peşinden İsrail ajanları hedefteki kişiyi Asya ülkelerine davet ediyor. Çünkü oralarda güvenlik daha düşük düzeyde. Asya ülkesine gelen kişinin telefonundan geriye dönük bütün bilgiler Pegasus yazılımı sayesinde elde ediliyor.

Bu konuya devam edeceğim. İsrail’in diğer örtülü operasyonlarını ve MOSSAD’ın cinayetlerini de yazacağım…

MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : Jeffrey Epstein, Ehud Barak, MOSSAD ve tuhaf bağlantılar


Cem Küçük : Jeffrey Epstein, Ehud Barak, MOSSAD ve tuhaf bağlantılar

E-POSTA : cemkucuk

Türkiye’de en ciddi konular saçma sapan komplo teorileriyle işlendiği için yeteri kadar irdelenmiyor. Yurt dışındaki meseleler de aynı şekilde akıl süzgeciyle değil genelgeçer laflarla izah ediliyor ya da sloganlarla anlamı öldürülüyor. İngiltere, MOSSAD, İsrail, Amerika yaptı deyip işin özüne inilmiyor. Böyle yazılar ne okunuyor ne de itibar görüyor.

Son 1 haftadır Amerika’da patlak veren çocuk pedofili Jeffrey Epstein ve onun tuhaf bağlantılarını okuyorum. Burada şu an okuduklarınız Amerikan ve İngiliz medyasından derlediklerimin çok kısa bir özeti. Derinlere indikçe öyle bağlantılar ortaya çıkıyor ki, insan küçük dilini yutuyor.

Epstein’in cezaevinde intihar süsü verilen ölümü ve garip bağlantıları aslında işin içinde başka şeyler olduğunu ortaya çıkarıyor. Nasıl mı? Tek tek anlatalım…

Jeffrey Epstein Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin sahipleri ve tepe yöneticilerine yakın biri. Hedonist ve haz delisi olmuş tipler Epstein’in Latin Amerika, Afrika, Ukrayna, Belarus, Avrupa’dan getirdiği yaşı reşit olmayan küçük kızları istismar ediyordu. MOSSAD’la bağlantısı bariz Epstein küçük kızları kullanan bu devasa isimleri belli ki videoya çekiyordu. Onlardan karşılığında büyük paralar alıyordu. Sadece para alsa iyi. Aynı zamanda ağa düşen bu kişilere şantaj yaparak onların teknoloji şirketlerine de istediklerini yaptırıyorlardı.

Epstein’in yakın bağlantılı olduğu isimler kimlerdi dersiniz? Google kurucularından Sergey Brin, Facebook’un sahibi Mark Zuckerberg, Tesla CEO’su, Microsoft’un sahibi Bill Gates ve LinkedIn kurucularından Reid Hoffman.

İşte bu isimlerle yakın bağlantısı olan Epstein’in halkasına bir bakmak lazım. Epstein’in en yakın arkadaşlarından biri eski İsrail Başbakanı Ehud Barak. Barak geçmişte İsrail askerî istihbaratının da başkanıydı. Peki Ehud Barak şu an ne iş yapıyor? Carbyne911 ya da kısa adıyla Carbyne teknoloji şirketinin Başkanı. Bu şirket özellikle Amerika’da kitle saldırılarının önüne geçmek için acil arama ve bireysel tanıma programları geliştiriyor. Amerikan medyasında yazılanlara göre Carbyne sosyal medyayı da sıkı takip edip Filistinlileri izleyerek yapılacak bireysel eylemlerin önüne geçiyormuş.

Carbyne sadece bir teknoloji firması değil. İsrail askerî istihbarat birimi Unit 8200’le yakın teması var. Bu birimde yetişen çoğu eleman teknolojiyi iyi bildiği için belli yaşlara geldikten sonra ayrılıp Microsoft, Google, Facebook’ta çalışmaya başlıyorlar. İzleme yapan Unit 8200 ve Carbyne şirketleri, teknoloji devlerine geçen eski elemanlar sayesinde bu devasa sosyal medya araçlarının yazılımlarına bir "back door (arka kapı)" açıyorlar.

Açtıkları bu arka kapılarla Facebook, Twitter, Instagram gibi yerlerde İsrail’i boykot eden ya da eleştiren kim varsa adım adım izliyorlar (tracking). Benjamin Netanyahu bir söyleşisinde Unit 8200’ün bu yaptığını açıklayarak sır olmaktan çıkarmıştı.

Şimdi Epstein burada ne yapıyordu? Carbyne ve onun sıkı bağlantılı olduğu İsrail askerî istihbarat birimi Unit 8200’ü fonluyordu. Epstein paraları da uçağına alıp küçük çocukları istismar eden dünya çapındaki şöhretlere ya da zenginlere şantaj yaparak elde ediyordu.

Carbyne’i fonlayanlardan biri Epstein’in yakın arkadaşı Peter Thiel. Peki Thiel kim? 2016 Başkanlık seçimlerinde Trump için en büyük bağışı yapan kişi. Ayrıca aynı Carbyne gibi kitle katliamı yapacak kişileri eyleme geçmeden önce tespit edecek sistemler geliştiren Palantir şirketinin sahibi. Thiel’in şirketi Palantir "suç öncesi yazılımı (pre crime software)" geliştirdi ve bunu birçok Amerikan eyaletinde uyguluyor. Kiminle? Bingo, bildiniz, Carbyne şirketiyle. Palantir şirketinin bir merkezi de Tel Aviv’de. Peter Thiel, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile de yakın arkadaş.

Peter Thiel-Benjamin Netenyahu

Suç öncesi kavramı bizde pek bilinmiyor ama yakın zamanda adı daha çok duyulacak. Daha önce Carbyne’de Trae Stephens şimdi Palantir şirketinde çalışıyor. Stephens Trump’ın kampanyasında çalışmış. Ama daha önemlisi İç Güvenlik (Homeland Security) Başkanı Michael Chertoff’un emrinde hizmet vermiş.

Jeffrey Epstein’in tuhaf bağlantıları bunlarla bitmiyor. Epstein’in kız arkadaşı ve uçakla küçük kız taşıma hizmetini beraber yaptığı kişi Ghislaine Maxwell. Epstein’in sır küplerinden biri olan Ghislane Maxwell’in babası Robert Maxwell İngiltere’de bir medya imparatoruydu. İsrail istihbaratı MOSSAD ve CIA’le yakın iş birliği yapmış biri. Robert Maxwell 1991’de Atlantik Okyanusu’nda lüks bir yattan düşüp ölmüş ve ölümü gizemini hâlâ koruyor. Ghislane Maxwell Tesla CEO’su Elan Musk’a yakın biriydi.

Ghislane Maxwell-Elan Musk

Epstein’in yakın ilişki içinde olduklarından biri de iş adamı Leslie Wexner. Victoria’s Secret iç çamaşırlarının sahibi. Milyarder Wexner Carbyne şirketine ciddi miktarda bağış yapmış biri. Pedofili işine bulaşmış ve Epstein’in uçağıyla adalara seyahatin müptelası kişi…

Daha yazacak çok şey var ama özetle denilen şu: Epstein, Ehud Barak ve kız arkadaşı Ghislane Maxwell üzerinden MOSSAD’a çalışıyordu. Teknoloji devlerini küçük kız istismarları üzerinden İsrail’e mahkûm etti. Carbyne ve Unit 8200’e ağına düşürdükleri üzerinden büyük bağışlar yaptırdı. Amerikan şirketlerine yazılımlar üzerinden "back door (arka kap)" açtırdı ve İsrail hepsini izledi.

Bazı Amerikan sırları İsrail’e geçince CIA devreye girdi ve Epstein cezaevinde öldürüldü. Çok daha girift ve tuhaf ilişkiler söz konusu. Onları da ilerleyen zamanlarda yazarız…

MEDYA DOSYASI : “Ben MİT’çiyim” diye işe gitmeyen eski FETÖ’cünün kripto Cem Küçük’le hiç de şaşırtmayan bağlantısı


"Ben MİT’çiyim" diye işe gitmeyen eski FETÖ’cünün kripto Cem Küçük’le hiç de şaşırtmayan bağlantısı

Kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran ve MİT’çi olduğunu öne süren Çetin Acar’ın kripto FETÖ’cü Cem Küçük’ün genel yayın yönetmenliğinde Profil Kitap’tan kitap bastırdığı ortaya çıktı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, belediye meclisindeki konuşmasında işten çıkartılanların çıkarılma gerekçelerine örnekler verirken “İşten çıkarılanlardan biri kendisine FETÖ uzmanı diye kart çıkartmış, bu nedenle işe gelmiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Mansur Yavaş’ın açıkladığı kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran Çetin Acar’la ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) açıklama gelmiş ve MİT, “Tanımıyoruz” demişti.

Kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran ve MİT’çi olduğunu öne süren Çetin Acar’ın kripto FETÖ’cü Cem Küçük’ün genel yayın yönetmenliğinde Profil Kitap’tan kitap bastırdığı ortaya çıktı.

İşte o kitap:

Cem Küçük, kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran Çetin Acar’ın 20 yıllık FETÖ’cü olduğunu belirtip 2014 yılında basılan kitabı ise sosyal medya hesabından böyle tanıtmış:

“Cemaatin içinde 20 yıl kalmış Çetin Acar’dan çok konuşulacak bir eser. DÜN CEMAAT BUGÜN PARALEL…”

İşte o mesaj:

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Cem Küçük : FETÖ, İbrahim Okur’a niçin saldırmadı ???


Cem Küçük : FETÖ, İbrahim Okur’a niçin saldırmadı ???

E-POSTA : cemkucuk

Mısır’ın eski devlet başkanı Cemal Abdülnasır’ın damadı Eşref Mervan çok enteresan bir kişilikti. Kumara, gece hayatına düşkün olan Mervan, kayınpederi zamanında istediği göreve bir türlü gelememişti. Sonradan MOSSAD’a bilgi sızdırmaya başlayan Mervan kimilerine göre İsrail’e para karşılığı bilgi satan biriydi. Kimilerine göre ise Mısır adına çalışan ve MOSSAD’a çalışıyormuş gibi görünüp İsrail’i tuzağa düşürmeye uğraşan biriydi. Yani iki tarafa birden çalışan bir "double agent", çifte ajandı. Bu tartışma hâlâ sürmektedir.

Dünya tarihinde sadece ajan değil tipoloji olarak da her tarafa çalışan bayağı kişi olmuştur. Ülkelerin iç siyasetinde de bu böyledir. Zamanında Susurluk’ta adı çok geçen Tarık Ümit böyle biriydi. Türkiye’de 17-25 Aralık’ta hem FETÖ’ye hem hükûmete çiçek dağıtan yargıç, memur, iş adamı, gazeteci sayısı sanıldığından fazladır.

Eski HSYK 1. Daire Başkanı, Taha Akyol’un kankası İbrahim Okur böyle biriydi. Üç gün önce eski adalet bakanı Sadullah Ergin mahkemede İbrahim Okur’u savundu. Mahkemelerde Sadullah Bey’in başka savunduğu tutuklu savcı ve hâkim var mı bilmiyorum ama Okur’u savunduğuna göre bir bildiği vardır. Sadullah Ergin 7 Şubat 2012’deki MİT krizinde Okur’un kendisiyle birlikte İstanbul’a geldiğini ve Başsavcı vekiline "Savcıların hukuksuz davrandıklarını tek tek önlerine koyduğunu" söylemiş. Sadullah Ergin’e göre Albay Hüseyin Kurtoğlu davasında katkısı olmuş. "İstanbul Alay Komutanı Albay Hüseyin Kurtoğlu hakkında yerel mahkeme tarafından verilen ve Yargıtay’ın ilgili dairesinde onanan ve haksız olduğu noktasında önemli delillerin olduğu dava içinde Birol Erdem’le beraber İbrahim Okur’un gayretleri olmuş ve karar tashihi karar aşamasında bu dosya karar düzeltme yoluna gidilmiş ve mağduriyetler bir nebze olsun telafi edilmişti" ifadesinde bulunmuş.

Sadullah Ergin, İbrahim Okur’un 17-25 Aralık’ta da katkıları olduğunu beyan etmiş ve şu ifadelerde bulunmuş: "Yine 17-25 Aralık soruşturmaları esnasında soruşturma savcılarının hukuku kanırtan hukuksuz uygulamaları önlemek için o dönem İstanbul Adliyesinde Başsavcı olan Turan Çolakkadı Bey’i moralmen destekleyip ona katkı sunan kişi gene İbrahim Okur idi."

Hatta 2011’de Zekeriya Öz’ü görevden alanın HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur olduğu çokça söylenmişti. Sözcü’den Saygı Öztürk 29 Kasım 2016’da bu konuda şunu yazmıştı: "Savcı Zekeriya Öz’ün görevden alınışının kuşkusuz ilginç bir perde arkası vardır. Görevden alınması, İbrahim Okur tarafından başkanlığını yaptığı 1. Daire’nin gündemine getirildiğinde üyeler âdeta şoke olmuştu. Üst makamın kendilerinden isteği, Zekeriya Öz’ü ‘kırmadan almaları"ydı. Başsavcı vekilliğine verildi. Öz, o dönemde kendini öyle bir yere koyuyor ki normal yollardan görevden alınmasını imkânsız görüyordu. Görevden alındıktan sonra HSYK’nın önemli bir yetkilisine ‘Benim alınmamı Sayın Cumhurbaşkanı mı (Abdullah Gül) yoksa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mı istedi?’ diye sordu. Yani, kendisini onlar istemedikçe kimsenin alamayacağını düşünüyordu. Haksız da değildi."

Buraya kadar her şey tamam. O zaman şunları da biz soralım: HSYK 1. Daire Başkanıyken Balyoz, Ergenekon, şike davalarında hâkim ve savcılarla ilgili onlarca şikâyet varken birini bile neden işleme koymadı? 2014 Eylül’ünde CNNTürk’te katıldığı Taha Akyol’un Eğrisi Doğrusu programında o zamanki tabirle paralel savcı ve hâkimlerin sayısının maksimum 3 bin civarında olduğunu ısrarla söyleme sebebi neydi? Şunu hatırlatayım, 15 Temmuz’dan sonra ihraç edilen savcı hâkim sayısı 4 binin üzerinde.

AK Parti’nin Elâzığ eski milletvekili Şuay Alpay 1 Ekim 2014’te "bütün dünyanın evrensel hukukunda suç olarak tanımlanan Zekeriya Öz’ün tehdit ve aşağılayıcı ifadelerini ‘düşünce özgürlüğü’ bağlamında değerlendirilmesini ve İbrahim Okur’un ve arkadaşlarının buna gıkı çıkmadığını söyledi. Alpay, Okur’un yaptıklarına olumlu bakılmasının mümkün olmadığını da ayrıca dile getirdi. O tarihlerde FETÖ’cü Zekeriya Öz, Tayyip Bey için "Sonu Kaddafi gibi olacak," "sonu Saddam gibi olacak" ifadelerini kullanmıştı.

Ayrıca İbrahim Okur 17-25 Aralık’tan sonra adli kolluk yönetmeliğinin değişmesine "hukuk devletine aykırıdır" diye karşı çıkmıştı. Eğer o madde değişmese Sayın Bilal Erdoğan’dan başlayıp herkesi tutuklayacaklardı. Ben o zaman Okur’un buna niye karşı çıktığını hiç anlamamıştım. 17-25 Aralık’ta isteseydi İbrahim Okur ve arkadaşları illegalitede sınırı aşmış savcı ve hâkimleri görevden alabilirlerdi.

Yine İbrahim Okur’un 2014 Ekim’indeki HSYK seçimlerinde Yüksek Kurul’a aday gösterdiği Yargıtay üyesi Mustafa Ateş 15 Temmuz sonrası tutuklanmıştı.

Hiç anlamadığım bir şey var: FETÖ hedef gösterdiği herkese saldırırken, fake hesaplarla, aktifhaber gibi siteler üzerinden karakter suikastı yaparken İbrahim Okur’a niçin hiç dokunmadı? FETÖ’cüler kendilerine en küçük eleştiri getirene bile operasyon çekerken Okur’u es geçtiler? Neden Okur’a FETÖ’cülerden tek bir saldırı bile olmadı? İnsan merak ediyor işte.

MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : MOSSAD Fetullah Gülen’e akıl veriyor


Cem Küçük : MOSSAD Fetullah Gülen’e akıl veriyor

E-POSTA : cemkucuk

FETÖ yıllardır hoşgörü, hizmet, himmet adı altında örgütünün gerçek yüzünü gizliyordu. Kendisinin diğer aşırı gruplardan farklı olduğunu iddia ediyor ve bu minvalde dünyada "medeniyetler ittifakı" adıyla piar yapıyordu. Çok da ekmek yedi bu işten. Hâlâ birçok ülkede faaliyetini yalan ve desise üzerinden sürdürüyor.

7 Şubat’tan sonra devlete ve millete saldıran FETÖ 17-25 Aralık darbe girişimi ve 15 Temmuz’la gerçek yüzünü gösterdi. Silahlı bir terör örgütü olduğu tescillendi. DEAŞ’tan, El-Kaide’den farkı kalmadığını herkes anlamış oldu. Dünyada hızla itibar kaybediyor. Adamları kaçacak delik arıyor.

Çok zorlanan FETÖ ve terörist başı örgütteki çözülmeyi önlemek için başka yollara başvuruyor. Son tespit edilen bazı gelişmeler MOSSAD-FETÖ arasındaki ilişkiyi de ortaya koyuyor. Ne demek istediğimi daha açık anlatayım. Dünya üzerinde MOSSAD’ın özel hücreleri vardır. Afrika’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Amerika’ya birçok yapılanması olan MOSSAD’ın ülkesinin çıkarlarını korumak için ilginç taktikleri var.

Mesela Amerika’daki prestijli üniversitelerde okuyan genç Yahudilerin önemli bir kısmı MOSSAD özel hücre yapılanmasının bir parçasıdır. Diyelim ki Türkiye’deki bir gazetede İsrail’in Filistin’de yaptıkları zulümle ilgili bir haber çıktı. O haberin algısını değiştirmek için genç Yahudi öğrenciler devreye sokulur. Haberin altına onlarca yalan yanlış yorumlar yazarlar. Tabii bir Türk vatandaşı edasıyla yazarlar ki, kimlikleri deşifre olmasın. Bazen herkesten daha Türk ya da Müslüman görünebilirler.

Haklarında çıkan aleyhte haberler Avrupa ülkesindeyse o ülkenin kimliğine bürünürler. MOSSAD’ın yetiştirdiği bu öğrenciler verilen talimatları sonuna kadar uygularlar. İrlanda’da koyu bir Katolik, Çekya’da ateist olmak çok kolaydır onlar için. MOSSAD bu taktiği sosyal medyada çıkan haberler ya da atılan Tweetlerin altına yorum yazarak da uygular. Amacı haberi yazan ya da Tweet atan kişiyi korkutmak ve sindirmektir.

FETÖ, DEAŞ’ın kopyası oldu

DEAŞ bir AVM gibi. Bazı devletlerin istihbarat örgütlerinin burada dükkânlar var. Elbette DEAŞ’ın kendi gündemi de var ama kullanılmaya müsait yanları çok fazla. DEAŞ kendi gibi olmayan her Müslüman’ı kâfir ilan ediyor! Yeri geliyor kafa kesiyor, yeri geliyor kılıçla adam doğruyor.

İşte FETÖ elebaşı Fetullah Gülen de son yaptığı konuşmada itirafçı olanları "kâfir" ilan etmiş. Örgütü artık darmadağın olduğu için, TSK’daki bütün kriptoları çözüldüğü için, kendi içlerinde farklı ve eleştirel sesler çıktığı için ne yapacağını bilemez durumda. FETÖ’cüler için artık baharlar gelmiyor, kirazlar çiçek açmıyor. Yıllardır yaptıkları korkutma fayda etmedi.

Kendi örgüt mensuplarını kâfir ilan etmek FETÖ’nün marjinalleştiğinin işareti. DEAŞ’tan farkı olmadığını 17-25 Aralık sonrası gösteren örgüt, 15 Temmuz’la hüsrana uğradı. İtirafçı olanları "kâfir" ilan etmek örgütün bundan sonra başka marjinal hareketlere tevessül edebileceğini gösteriyor. Çünkü DEAŞ, FETÖ gibi terör örgütleri çareleri kalmadığını hissettiğinde son "manyaklıklarını" yapmak isteyebilirler. FETÖ, itirafçıları "kâfir" ilan ediyorsa onun ölüm fermanını da imzalamış ve onaylamış oluyor. 15 Temmuz’da masum insanlara F-16’larla ateş açanlar her şeyi yaparlar. Voltaire’in 18. yüzyılda dediği gibi: "İnsanı saçmalıklara inandıranlar onlara zulüm de işletebilir."

FETÖ’nün yeni taktiği

FETÖ’nün son bir taktiği daha tespit edildi. O da FETÖ’yle mücadele edenleri sindirmek için psikolojik baskı yapmak. Nasıl mı? e-Postalarla. Son zamanlarda dünyanın belli merkezlerindeki FETÖ’cüler bazı kişilere e-Postalar atıyorlar. FETÖ’yle mücadeleyi kırmak için şöyle şeyler yazıyorlar:

"Her iktidar gelip geçtiği gibi bu, içinde bulunduğumuz iktidar da bir gün bitecek ve siz bulunduğunuz yerde bu yazdığınız yazıları yazabilecek misiniz?

Ufaktan ufaktan safınızın belli olma vakti gelmek üzere. Tahminim odur ki, seçimler 4 yıla kalmaz daha erken olur."

"Şu siyasi hasta, bu kalpten ölecek" gibi yalanları da ekleyerek yıldırma girişimini sürdürüyorlar. Özellikle gazeteci arkadaşlarımızın bu tür mesajlara dikkat etmesi lazım. Bu mesajların çoğu manipülasyon amaçlı. FETÖ 31 Mart seçimlerine giderken yalan yanlış her türlü algıya başvuracaktır. Akıl hocalarının MOSSAD olduğunu unutmayalım.