MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : Jeffrey Epstein, Ehud Barak, MOSSAD ve tuhaf bağlantılar


Cem Küçük : Jeffrey Epstein, Ehud Barak, MOSSAD ve tuhaf bağlantılar

E-POSTA : cemkucuk

Türkiye’de en ciddi konular saçma sapan komplo teorileriyle işlendiği için yeteri kadar irdelenmiyor. Yurt dışındaki meseleler de aynı şekilde akıl süzgeciyle değil genelgeçer laflarla izah ediliyor ya da sloganlarla anlamı öldürülüyor. İngiltere, MOSSAD, İsrail, Amerika yaptı deyip işin özüne inilmiyor. Böyle yazılar ne okunuyor ne de itibar görüyor.

Son 1 haftadır Amerika’da patlak veren çocuk pedofili Jeffrey Epstein ve onun tuhaf bağlantılarını okuyorum. Burada şu an okuduklarınız Amerikan ve İngiliz medyasından derlediklerimin çok kısa bir özeti. Derinlere indikçe öyle bağlantılar ortaya çıkıyor ki, insan küçük dilini yutuyor.

Epstein’in cezaevinde intihar süsü verilen ölümü ve garip bağlantıları aslında işin içinde başka şeyler olduğunu ortaya çıkarıyor. Nasıl mı? Tek tek anlatalım…

Jeffrey Epstein Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin sahipleri ve tepe yöneticilerine yakın biri. Hedonist ve haz delisi olmuş tipler Epstein’in Latin Amerika, Afrika, Ukrayna, Belarus, Avrupa’dan getirdiği yaşı reşit olmayan küçük kızları istismar ediyordu. MOSSAD’la bağlantısı bariz Epstein küçük kızları kullanan bu devasa isimleri belli ki videoya çekiyordu. Onlardan karşılığında büyük paralar alıyordu. Sadece para alsa iyi. Aynı zamanda ağa düşen bu kişilere şantaj yaparak onların teknoloji şirketlerine de istediklerini yaptırıyorlardı.

Epstein’in yakın bağlantılı olduğu isimler kimlerdi dersiniz? Google kurucularından Sergey Brin, Facebook’un sahibi Mark Zuckerberg, Tesla CEO’su, Microsoft’un sahibi Bill Gates ve LinkedIn kurucularından Reid Hoffman.

İşte bu isimlerle yakın bağlantısı olan Epstein’in halkasına bir bakmak lazım. Epstein’in en yakın arkadaşlarından biri eski İsrail Başbakanı Ehud Barak. Barak geçmişte İsrail askerî istihbaratının da başkanıydı. Peki Ehud Barak şu an ne iş yapıyor? Carbyne911 ya da kısa adıyla Carbyne teknoloji şirketinin Başkanı. Bu şirket özellikle Amerika’da kitle saldırılarının önüne geçmek için acil arama ve bireysel tanıma programları geliştiriyor. Amerikan medyasında yazılanlara göre Carbyne sosyal medyayı da sıkı takip edip Filistinlileri izleyerek yapılacak bireysel eylemlerin önüne geçiyormuş.

Carbyne sadece bir teknoloji firması değil. İsrail askerî istihbarat birimi Unit 8200’le yakın teması var. Bu birimde yetişen çoğu eleman teknolojiyi iyi bildiği için belli yaşlara geldikten sonra ayrılıp Microsoft, Google, Facebook’ta çalışmaya başlıyorlar. İzleme yapan Unit 8200 ve Carbyne şirketleri, teknoloji devlerine geçen eski elemanlar sayesinde bu devasa sosyal medya araçlarının yazılımlarına bir "back door (arka kapı)" açıyorlar.

Açtıkları bu arka kapılarla Facebook, Twitter, Instagram gibi yerlerde İsrail’i boykot eden ya da eleştiren kim varsa adım adım izliyorlar (tracking). Benjamin Netanyahu bir söyleşisinde Unit 8200’ün bu yaptığını açıklayarak sır olmaktan çıkarmıştı.

Şimdi Epstein burada ne yapıyordu? Carbyne ve onun sıkı bağlantılı olduğu İsrail askerî istihbarat birimi Unit 8200’ü fonluyordu. Epstein paraları da uçağına alıp küçük çocukları istismar eden dünya çapındaki şöhretlere ya da zenginlere şantaj yaparak elde ediyordu.

Carbyne’i fonlayanlardan biri Epstein’in yakın arkadaşı Peter Thiel. Peki Thiel kim? 2016 Başkanlık seçimlerinde Trump için en büyük bağışı yapan kişi. Ayrıca aynı Carbyne gibi kitle katliamı yapacak kişileri eyleme geçmeden önce tespit edecek sistemler geliştiren Palantir şirketinin sahibi. Thiel’in şirketi Palantir "suç öncesi yazılımı (pre crime software)" geliştirdi ve bunu birçok Amerikan eyaletinde uyguluyor. Kiminle? Bingo, bildiniz, Carbyne şirketiyle. Palantir şirketinin bir merkezi de Tel Aviv’de. Peter Thiel, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile de yakın arkadaş.

Peter Thiel-Benjamin Netenyahu

Suç öncesi kavramı bizde pek bilinmiyor ama yakın zamanda adı daha çok duyulacak. Daha önce Carbyne’de Trae Stephens şimdi Palantir şirketinde çalışıyor. Stephens Trump’ın kampanyasında çalışmış. Ama daha önemlisi İç Güvenlik (Homeland Security) Başkanı Michael Chertoff’un emrinde hizmet vermiş.

Jeffrey Epstein’in tuhaf bağlantıları bunlarla bitmiyor. Epstein’in kız arkadaşı ve uçakla küçük kız taşıma hizmetini beraber yaptığı kişi Ghislaine Maxwell. Epstein’in sır küplerinden biri olan Ghislane Maxwell’in babası Robert Maxwell İngiltere’de bir medya imparatoruydu. İsrail istihbaratı MOSSAD ve CIA’le yakın iş birliği yapmış biri. Robert Maxwell 1991’de Atlantik Okyanusu’nda lüks bir yattan düşüp ölmüş ve ölümü gizemini hâlâ koruyor. Ghislane Maxwell Tesla CEO’su Elan Musk’a yakın biriydi.

Ghislane Maxwell-Elan Musk

Epstein’in yakın ilişki içinde olduklarından biri de iş adamı Leslie Wexner. Victoria’s Secret iç çamaşırlarının sahibi. Milyarder Wexner Carbyne şirketine ciddi miktarda bağış yapmış biri. Pedofili işine bulaşmış ve Epstein’in uçağıyla adalara seyahatin müptelası kişi…

Daha yazacak çok şey var ama özetle denilen şu: Epstein, Ehud Barak ve kız arkadaşı Ghislane Maxwell üzerinden MOSSAD’a çalışıyordu. Teknoloji devlerini küçük kız istismarları üzerinden İsrail’e mahkûm etti. Carbyne ve Unit 8200’e ağına düşürdükleri üzerinden büyük bağışlar yaptırdı. Amerikan şirketlerine yazılımlar üzerinden "back door (arka kap)" açtırdı ve İsrail hepsini izledi.

Bazı Amerikan sırları İsrail’e geçince CIA devreye girdi ve Epstein cezaevinde öldürüldü. Çok daha girift ve tuhaf ilişkiler söz konusu. Onları da ilerleyen zamanlarda yazarız…

MEDYA DOSYASI : “Ben MİT’çiyim” diye işe gitmeyen eski FETÖ’cünün kripto Cem Küçük’le hiç de şaşırtmayan bağlantısı


"Ben MİT’çiyim" diye işe gitmeyen eski FETÖ’cünün kripto Cem Küçük’le hiç de şaşırtmayan bağlantısı

Kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran ve MİT’çi olduğunu öne süren Çetin Acar’ın kripto FETÖ’cü Cem Küçük’ün genel yayın yönetmenliğinde Profil Kitap’tan kitap bastırdığı ortaya çıktı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, belediye meclisindeki konuşmasında işten çıkartılanların çıkarılma gerekçelerine örnekler verirken “İşten çıkarılanlardan biri kendisine FETÖ uzmanı diye kart çıkartmış, bu nedenle işe gelmiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Mansur Yavaş’ın açıkladığı kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran Çetin Acar’la ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) açıklama gelmiş ve MİT, “Tanımıyoruz” demişti.

Kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran ve MİT’çi olduğunu öne süren Çetin Acar’ın kripto FETÖ’cü Cem Küçük’ün genel yayın yönetmenliğinde Profil Kitap’tan kitap bastırdığı ortaya çıktı.

İşte o kitap:

Cem Küçük, kendisine “FETÖ Uzmanı” diye kart bastıran Çetin Acar’ın 20 yıllık FETÖ’cü olduğunu belirtip 2014 yılında basılan kitabı ise sosyal medya hesabından böyle tanıtmış:

“Cemaatin içinde 20 yıl kalmış Çetin Acar’dan çok konuşulacak bir eser. DÜN CEMAAT BUGÜN PARALEL…”

İşte o mesaj:

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Cem Küçük : FETÖ, İbrahim Okur’a niçin saldırmadı ???


Cem Küçük : FETÖ, İbrahim Okur’a niçin saldırmadı ???

E-POSTA : cemkucuk

Mısır’ın eski devlet başkanı Cemal Abdülnasır’ın damadı Eşref Mervan çok enteresan bir kişilikti. Kumara, gece hayatına düşkün olan Mervan, kayınpederi zamanında istediği göreve bir türlü gelememişti. Sonradan MOSSAD’a bilgi sızdırmaya başlayan Mervan kimilerine göre İsrail’e para karşılığı bilgi satan biriydi. Kimilerine göre ise Mısır adına çalışan ve MOSSAD’a çalışıyormuş gibi görünüp İsrail’i tuzağa düşürmeye uğraşan biriydi. Yani iki tarafa birden çalışan bir "double agent", çifte ajandı. Bu tartışma hâlâ sürmektedir.

Dünya tarihinde sadece ajan değil tipoloji olarak da her tarafa çalışan bayağı kişi olmuştur. Ülkelerin iç siyasetinde de bu böyledir. Zamanında Susurluk’ta adı çok geçen Tarık Ümit böyle biriydi. Türkiye’de 17-25 Aralık’ta hem FETÖ’ye hem hükûmete çiçek dağıtan yargıç, memur, iş adamı, gazeteci sayısı sanıldığından fazladır.

Eski HSYK 1. Daire Başkanı, Taha Akyol’un kankası İbrahim Okur böyle biriydi. Üç gün önce eski adalet bakanı Sadullah Ergin mahkemede İbrahim Okur’u savundu. Mahkemelerde Sadullah Bey’in başka savunduğu tutuklu savcı ve hâkim var mı bilmiyorum ama Okur’u savunduğuna göre bir bildiği vardır. Sadullah Ergin 7 Şubat 2012’deki MİT krizinde Okur’un kendisiyle birlikte İstanbul’a geldiğini ve Başsavcı vekiline "Savcıların hukuksuz davrandıklarını tek tek önlerine koyduğunu" söylemiş. Sadullah Ergin’e göre Albay Hüseyin Kurtoğlu davasında katkısı olmuş. "İstanbul Alay Komutanı Albay Hüseyin Kurtoğlu hakkında yerel mahkeme tarafından verilen ve Yargıtay’ın ilgili dairesinde onanan ve haksız olduğu noktasında önemli delillerin olduğu dava içinde Birol Erdem’le beraber İbrahim Okur’un gayretleri olmuş ve karar tashihi karar aşamasında bu dosya karar düzeltme yoluna gidilmiş ve mağduriyetler bir nebze olsun telafi edilmişti" ifadesinde bulunmuş.

Sadullah Ergin, İbrahim Okur’un 17-25 Aralık’ta da katkıları olduğunu beyan etmiş ve şu ifadelerde bulunmuş: "Yine 17-25 Aralık soruşturmaları esnasında soruşturma savcılarının hukuku kanırtan hukuksuz uygulamaları önlemek için o dönem İstanbul Adliyesinde Başsavcı olan Turan Çolakkadı Bey’i moralmen destekleyip ona katkı sunan kişi gene İbrahim Okur idi."

Hatta 2011’de Zekeriya Öz’ü görevden alanın HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur olduğu çokça söylenmişti. Sözcü’den Saygı Öztürk 29 Kasım 2016’da bu konuda şunu yazmıştı: "Savcı Zekeriya Öz’ün görevden alınışının kuşkusuz ilginç bir perde arkası vardır. Görevden alınması, İbrahim Okur tarafından başkanlığını yaptığı 1. Daire’nin gündemine getirildiğinde üyeler âdeta şoke olmuştu. Üst makamın kendilerinden isteği, Zekeriya Öz’ü ‘kırmadan almaları"ydı. Başsavcı vekilliğine verildi. Öz, o dönemde kendini öyle bir yere koyuyor ki normal yollardan görevden alınmasını imkânsız görüyordu. Görevden alındıktan sonra HSYK’nın önemli bir yetkilisine ‘Benim alınmamı Sayın Cumhurbaşkanı mı (Abdullah Gül) yoksa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mı istedi?’ diye sordu. Yani, kendisini onlar istemedikçe kimsenin alamayacağını düşünüyordu. Haksız da değildi."

Buraya kadar her şey tamam. O zaman şunları da biz soralım: HSYK 1. Daire Başkanıyken Balyoz, Ergenekon, şike davalarında hâkim ve savcılarla ilgili onlarca şikâyet varken birini bile neden işleme koymadı? 2014 Eylül’ünde CNNTürk’te katıldığı Taha Akyol’un Eğrisi Doğrusu programında o zamanki tabirle paralel savcı ve hâkimlerin sayısının maksimum 3 bin civarında olduğunu ısrarla söyleme sebebi neydi? Şunu hatırlatayım, 15 Temmuz’dan sonra ihraç edilen savcı hâkim sayısı 4 binin üzerinde.

AK Parti’nin Elâzığ eski milletvekili Şuay Alpay 1 Ekim 2014’te "bütün dünyanın evrensel hukukunda suç olarak tanımlanan Zekeriya Öz’ün tehdit ve aşağılayıcı ifadelerini ‘düşünce özgürlüğü’ bağlamında değerlendirilmesini ve İbrahim Okur’un ve arkadaşlarının buna gıkı çıkmadığını söyledi. Alpay, Okur’un yaptıklarına olumlu bakılmasının mümkün olmadığını da ayrıca dile getirdi. O tarihlerde FETÖ’cü Zekeriya Öz, Tayyip Bey için "Sonu Kaddafi gibi olacak," "sonu Saddam gibi olacak" ifadelerini kullanmıştı.

Ayrıca İbrahim Okur 17-25 Aralık’tan sonra adli kolluk yönetmeliğinin değişmesine "hukuk devletine aykırıdır" diye karşı çıkmıştı. Eğer o madde değişmese Sayın Bilal Erdoğan’dan başlayıp herkesi tutuklayacaklardı. Ben o zaman Okur’un buna niye karşı çıktığını hiç anlamamıştım. 17-25 Aralık’ta isteseydi İbrahim Okur ve arkadaşları illegalitede sınırı aşmış savcı ve hâkimleri görevden alabilirlerdi.

Yine İbrahim Okur’un 2014 Ekim’indeki HSYK seçimlerinde Yüksek Kurul’a aday gösterdiği Yargıtay üyesi Mustafa Ateş 15 Temmuz sonrası tutuklanmıştı.

Hiç anlamadığım bir şey var: FETÖ hedef gösterdiği herkese saldırırken, fake hesaplarla, aktifhaber gibi siteler üzerinden karakter suikastı yaparken İbrahim Okur’a niçin hiç dokunmadı? FETÖ’cüler kendilerine en küçük eleştiri getirene bile operasyon çekerken Okur’u es geçtiler? Neden Okur’a FETÖ’cülerden tek bir saldırı bile olmadı? İnsan merak ediyor işte.

MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : MOSSAD Fetullah Gülen’e akıl veriyor


Cem Küçük : MOSSAD Fetullah Gülen’e akıl veriyor

E-POSTA : cemkucuk

FETÖ yıllardır hoşgörü, hizmet, himmet adı altında örgütünün gerçek yüzünü gizliyordu. Kendisinin diğer aşırı gruplardan farklı olduğunu iddia ediyor ve bu minvalde dünyada "medeniyetler ittifakı" adıyla piar yapıyordu. Çok da ekmek yedi bu işten. Hâlâ birçok ülkede faaliyetini yalan ve desise üzerinden sürdürüyor.

7 Şubat’tan sonra devlete ve millete saldıran FETÖ 17-25 Aralık darbe girişimi ve 15 Temmuz’la gerçek yüzünü gösterdi. Silahlı bir terör örgütü olduğu tescillendi. DEAŞ’tan, El-Kaide’den farkı kalmadığını herkes anlamış oldu. Dünyada hızla itibar kaybediyor. Adamları kaçacak delik arıyor.

Çok zorlanan FETÖ ve terörist başı örgütteki çözülmeyi önlemek için başka yollara başvuruyor. Son tespit edilen bazı gelişmeler MOSSAD-FETÖ arasındaki ilişkiyi de ortaya koyuyor. Ne demek istediğimi daha açık anlatayım. Dünya üzerinde MOSSAD’ın özel hücreleri vardır. Afrika’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Amerika’ya birçok yapılanması olan MOSSAD’ın ülkesinin çıkarlarını korumak için ilginç taktikleri var.

Mesela Amerika’daki prestijli üniversitelerde okuyan genç Yahudilerin önemli bir kısmı MOSSAD özel hücre yapılanmasının bir parçasıdır. Diyelim ki Türkiye’deki bir gazetede İsrail’in Filistin’de yaptıkları zulümle ilgili bir haber çıktı. O haberin algısını değiştirmek için genç Yahudi öğrenciler devreye sokulur. Haberin altına onlarca yalan yanlış yorumlar yazarlar. Tabii bir Türk vatandaşı edasıyla yazarlar ki, kimlikleri deşifre olmasın. Bazen herkesten daha Türk ya da Müslüman görünebilirler.

Haklarında çıkan aleyhte haberler Avrupa ülkesindeyse o ülkenin kimliğine bürünürler. MOSSAD’ın yetiştirdiği bu öğrenciler verilen talimatları sonuna kadar uygularlar. İrlanda’da koyu bir Katolik, Çekya’da ateist olmak çok kolaydır onlar için. MOSSAD bu taktiği sosyal medyada çıkan haberler ya da atılan Tweetlerin altına yorum yazarak da uygular. Amacı haberi yazan ya da Tweet atan kişiyi korkutmak ve sindirmektir.

FETÖ, DEAŞ’ın kopyası oldu

DEAŞ bir AVM gibi. Bazı devletlerin istihbarat örgütlerinin burada dükkânlar var. Elbette DEAŞ’ın kendi gündemi de var ama kullanılmaya müsait yanları çok fazla. DEAŞ kendi gibi olmayan her Müslüman’ı kâfir ilan ediyor! Yeri geliyor kafa kesiyor, yeri geliyor kılıçla adam doğruyor.

İşte FETÖ elebaşı Fetullah Gülen de son yaptığı konuşmada itirafçı olanları "kâfir" ilan etmiş. Örgütü artık darmadağın olduğu için, TSK’daki bütün kriptoları çözüldüğü için, kendi içlerinde farklı ve eleştirel sesler çıktığı için ne yapacağını bilemez durumda. FETÖ’cüler için artık baharlar gelmiyor, kirazlar çiçek açmıyor. Yıllardır yaptıkları korkutma fayda etmedi.

Kendi örgüt mensuplarını kâfir ilan etmek FETÖ’nün marjinalleştiğinin işareti. DEAŞ’tan farkı olmadığını 17-25 Aralık sonrası gösteren örgüt, 15 Temmuz’la hüsrana uğradı. İtirafçı olanları "kâfir" ilan etmek örgütün bundan sonra başka marjinal hareketlere tevessül edebileceğini gösteriyor. Çünkü DEAŞ, FETÖ gibi terör örgütleri çareleri kalmadığını hissettiğinde son "manyaklıklarını" yapmak isteyebilirler. FETÖ, itirafçıları "kâfir" ilan ediyorsa onun ölüm fermanını da imzalamış ve onaylamış oluyor. 15 Temmuz’da masum insanlara F-16’larla ateş açanlar her şeyi yaparlar. Voltaire’in 18. yüzyılda dediği gibi: "İnsanı saçmalıklara inandıranlar onlara zulüm de işletebilir."

FETÖ’nün yeni taktiği

FETÖ’nün son bir taktiği daha tespit edildi. O da FETÖ’yle mücadele edenleri sindirmek için psikolojik baskı yapmak. Nasıl mı? e-Postalarla. Son zamanlarda dünyanın belli merkezlerindeki FETÖ’cüler bazı kişilere e-Postalar atıyorlar. FETÖ’yle mücadeleyi kırmak için şöyle şeyler yazıyorlar:

"Her iktidar gelip geçtiği gibi bu, içinde bulunduğumuz iktidar da bir gün bitecek ve siz bulunduğunuz yerde bu yazdığınız yazıları yazabilecek misiniz?

Ufaktan ufaktan safınızın belli olma vakti gelmek üzere. Tahminim odur ki, seçimler 4 yıla kalmaz daha erken olur."

"Şu siyasi hasta, bu kalpten ölecek" gibi yalanları da ekleyerek yıldırma girişimini sürdürüyorlar. Özellikle gazeteci arkadaşlarımızın bu tür mesajlara dikkat etmesi lazım. Bu mesajların çoğu manipülasyon amaçlı. FETÖ 31 Mart seçimlerine giderken yalan yanlış her türlü algıya başvuracaktır. Akıl hocalarının MOSSAD olduğunu unutmayalım.

MOSSAD DOSYASI /// CEM KÜÇÜK : MOSSAD, bin Selman’ı kurtarmaya çalışıyor, ama…


CEM KÜÇÜK : MOSSAD, bin Selman’ı kurtarmaya çalışıyor, ama…

E-POSTA : cemkucuk

İstihbarat teşkilatlarının tarihine dönük anlatılanların bir kısmı gerçekse de bir kısmı palavradır. Kendi reklamlarını yapmak isteyen istihbarat servisleri bazen kitap yazdırırlar bazen film çektirirler. Bu konuda en öne çıkan servis MOSSAD’dır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın dört bir yanına dağılan Nazi cellatlarını bulmada başarılı olmuştur ama dünyanın her yerinde abartıldığı kadar kesin bir başarısı yoktur.

Genelde geçmişe dair anlatılan konular yabancı istihbarat servislerinin başarılarına dairdir. Hiç kimse MOSSAD, CIA, BND, MI6 gibi kurumların façasını çizen olayları gün yüzüne çıkarmazlar. Bu alanda önemli örnek İsrail’le Mısır arasındaki ilişkidir. 1967’de Mısır’ın Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır İsrail’e meydan okudu. Arap coğrafyasında Nasır efsanesi yayılıyordu. Olası bir Mısır-İsrail savaşında ne olacağını kestirmek kolay değildi. Nasır’a göre İsrail’i halletmeleri an meselesiydi. Kazın ayağı pek öyle değildi.

Batılı güçler 1967’deki savaştan önce bu çatışmanın hangi tarafının daha güçlü olduğu konusunda hiçbir tereddüt taşımıyordu. ABD Genelkurmay Başkanı o sıralarda "Önümüzdeki beş yıl içinde hiçbir Arap ittifakı askerî olarak İsrail ile başedemez" demişti. 1967 yılında İsrail ordusu hakkında hazırladığı raporda İngiltere’nin Tel Aviv’deki savunma ataşesi, "Komuta, eğitim, techizat ve güç bakımından İsrail ordusu savaşa her zamankinden daha hazır. İyi eğitilmiş, dayanıklı ve kendine güvenli İsrail askeri, güçlü bir savaş azmine sahip ve ülkesini savunmak için seve seve savaşa gider" diyordu (BBC Türkçe servisi).

Sonunda savaş çıktı ve 6 gün içinde İsrail, Mısır’ı ve Suriye’yi ağır hezimete uğrattı. Hatta Golan Tepeleri’ni bile ele geçirdi. Filistinliler şaşkınlık içerisinde, "Mısır ordusu nerede?" diye soruyorlardı.

Kod adı "Melek" devreye giriyor

İşte bu savaştan sonra başka gelişmeler oldu. Cemal Abdül Nasır’ın damadı Eşref Mervan devreye girdi. İddiaya göre kayınpederiyle arası iyi değildi. Çok kumar oynadığı ve gece hayatına da düşkün olduğu için paraya ihtiyacı vardı. MOSSAD onun bu açığını yakalamış ve kendine ajan yapmıştı. Diğer iddiaya göre bizzat kayınpederi tarafından MOSSAD ajanı gibi görünüp İsrail’e çalışacaktı. Gerçek bağlı olduğu yer ise Mısır olacaktı.

Eşref Mervan hakkında anlatılanlar İsrail menşeli kaynaklardan geliyor. İsrail’in Mervan’dan öğrenmek istediği Mısır’ın yeniden kendilerine saldırıp saldırmayacağıydı. Eşref Mervan iki defa; biri 1969 diğeri 1970 olmak üzere İsrail’e yanlış istihbarat vermişti. Her yanlış istihbarat, yani Mısır saldıracak demek İsrail’e ağır ekonomik darbeydi. Çünkü savaş çağrısıyla ve askere çağrılanlardan dolayı hayat duruyordu.

Aralarda İsrail’e güvenilir bilgi de verdi Eşref Mervan. Çift taraflı ajan deniyordu kendisine. Kod adı Angel (Melek)ti. Verdiği bilgilerden iyi para kazanmıştı. 1973’te bu kez doğru bilgi vermişti. Mısır-İsrail savaşı çıkmıştı. İsraillilerin Yom Kippur Savaşı olarak adlandırdıkları 1973’teki Arap-İsrail Savaşı’nda "kim kazandı kim kaybetti" sorusu hep soruldu.

Yom Kippur Savaşı: Orta Doğu’yu Değiştiren Destansı Çarpışma adlı kitabın yazarı Abraham Rabinoviç’e göre bu savaş her tarafa da bir kazanç sağladı:

“Savaşı kim kazandı? Mısır kazandı, aynı zamanda İsrail kazandı. Her iki taraf da eşit ölçüde. Mısır erken zaferle topraklarını ancak daha da önemlisi saygınlığını, Arap dünyası içindeki saygınlığını geri kazandı. İsrail ise en büyük Arap ülkesiyle barış imzalayarak hayal edebileceğinin bile ötesinde büyük siyasi bir başarı elde etti.”

Mısır ve Suriye’nin diğer Arap ülkelerinin desteğiyle İsrail’e Yahudilerin en büyük dinî bayramlarından olan Yom Kippur Günü’nde saldırmasıyla başlayan savaş, Camp David Anlaşması’yla sona ermiş, anlaşmaya göre Mısır, 1967’deki ‘Altı Gün Savaşı’nda İsraillilere kaybedilen Sina Yarımadası’ndaki topraklarını geri almıştı. (Euronews)

Bin Selman kendini kurtarmaya çalışırken

Bu kadar lafı niye ettik? Cemal Kaşıkçı cinayeti bin Selman’ın başını derde soktu. Hâliyle bin Selman’ın ortakları Mısır lideri Sisi ve Birleşik Arap Emirlikleri Prensi bin Zayid en-Nahyan’ı da. Bu durumdan kurtulmak için her şeyi yapıyorlar.

MOSSAD kendisine de çalışan dünya çapında zengin bazı iş adamlarını ikna için Trump’a gönderip duruyor. Trump, Kaşıkçı’nın ölümünü umursamıyor bile. İsrail eskiden MOSSAD’a çalışan şimdinin iş adamı, Vocativ’in sahibi Mati Kochavi‘yi bile devreye sokmuş durumda.

Cemal Kaşıkçı olayında aslında İsrail-BAE-Suudi Arabistan-Mısır-Trump beşgeninde tek engel Amerikan medyasının bu işi kovalaması. Avrupa’yı çok umursamıyorlar. Washington Post gazetesinin Yorum Sayfası Yardımcı Editörü Jackson Diehl tarafından kaleme alınan yazıda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD ile Suudi Arabistan’ın sacayaklarını oluşturduğu bölgesel çıkar ittifakını sürdürmek için Kaşıkçı cinayetinin sorumlularına "can simidi uzattığını" savundu.

İsrailli yetkililerin cinayetin ortaya çıkmasının ardından Suudi Arabistan rejimi adına ABD nezdinde lobi faaliyetine başladığını ifade eden Diehl, Netanyahu’nun Beyaz Saray ile yaptığı telefon görüşmesinde, cinayetteki rolü sorgulanan Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın iktidarda kalması gerektiğini savunduğuna dikkati çekti.

Netanyahu’nun ancak görüşmenin basına yansımasının ardından cinayeti kınadığına işaret eden Diehl, İsrail Başbakanı’nın kamuoyuna yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan’ın istikrarının korunması dünyanın istikrarı için önemli" ifadesini kullandığını belirtti. Öte yandan Diehl, İsrail’in Washington Büyükelçisi Ron Dermer’in "Kurunun yanında yaş da yanmamalı" diyerek açıkça Veliaht Prens’in korunması gerektiğini savunduğunun altını çizdi. Diehl, İsrail’in bin Selman’ın bu olaydan niçin sıyırması gerektiğini şöyle ifade diyor: "Netanyahu için Kaşıkçı krizi, 33 yaşındaki Prens etrafında geliştirilen son derece hassas bir bölgesel stratejiyi bozma tehlikesi taşıyor. Bu strateji İsrail ile Orta Doğu’nun yeni nesil diktatörleri arasında İran’a karşı gayriresmî bir ittifak kurmayı amaçlıyor. ABD’nin bu ittifakı askerî olarak desteklemesi öngörülüyor. Prens Muhammed bin Selman’ın ise bu destek karşılığında Trump’ın şartları henüz ortaya çıkmayan Orta Doğu barış planına destek vermesi, Filistinlileri İsrail’in belirlediği barış şartlarına ikna etmesi bekleniyor." (Hürriyet)

MEDYA DOSYASI : CEM KÜÇÜK İLE NEVZAT ÇİÇEK BİRBİRİNE GİRDİ


"Hocan Adnan Oktar…"

Kripto FETÖ’cü Cem Küçük bugünkü köşesinde Habertürk TV’yi ve gazeteci Nevzat Çiçek’i hedef aldı. Çiçek’ten yanıt gecikmedi.

Işıkçılar Cemaati’nin yayın organı Türkiye gazetesinin yazarı kripto FETÖ’cü Cem Küçük bugünkü köşesinde Habertürk TV’yi ve gazeteci Nevzat Çiçek’i hedef aldı. Habertürk TV’nin sunucuları üzerinden kanalı tehdit eden kripto FETÖ’cü Cem Küçük, yazısının devamında, “Bariz Erdoğan düşmanı bir Saadet Partili olan Nevzat Çiçek’i niye hala AK Parti kontenjanından ekrana çıkarıyorsunuz” ifadelerini kullandı. Cem Küçük’ün bu sözlerine Nevzat Çiçek sosyal medya üzerinden yanıt verdi. Gazeteci Çiçek, kripto Cem Küçük’ün FETÖ lideri Fethullah Gülen’e ve Adnan Oktar’a yaptığı övgü dolu sözlerin olduğu videoları da sosyal medya hesabından paylaştı.

Cem Küçük’ün yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Habertürk grubunu bedel ödeme kültürü açısından incelersek de ilginç bulgular çıkıyor. Bu grubun gazetesi tamamen 24 Haziran seçimlerini Erdoğan’ın kaybetmesine göre oynadı. Eğer Muharrem İnce seçimi kazansaydı Habertürk gazetesi aynen devam edecekti. Cumhurbaşkanımız kazanınca gazete tarih oldu. İşte bu, bedel ödeme kültürüdür.

Peki, Habertürk TV ne durumda? Tüm yaşananlardan ders almayan bu zihniyet geçen hafta Cumhurbaşkanımız yemin töreni yaparken, dördü de Erdoğan’a oy vermemiş kişileri ekrana çıkardı ve herkesi şoke etti! Ahmet Kasım Han ve Levent Korkut’un Erdoğan düşmanı olduğunu cümle âlem biliyor. Yanlarında da Metehan Demir ve Cüneyt Başaran gibi asla Erdoğancı diyemeyeceğimiz iki konuk var.

Böyle tarihî bir törende Erdoğan’a uzak dört kişi konuşuyor. Olur mu böyle saçma şey? Nasıl bir objektif ve tarafsız anlayış bu? Sayın Kenan Tekdağ’a sormak isterim bu durumu. Ayrıca aynı gece Abdurrahman Yıldırım’ından Muharrem Sarıkaya’sına yine Erdoğan düşmanlığı yapıldı ve Türkiye Azerbaycan yönetim modeline benzetildi. Didem Aslan Yılmaz’ın ise son dönemde Halk TV spikerinden bir farkı kalmadı. Benim anlamadığım şu: Acaba Sayın Turgay Ciner’in Habertürk gazetesinden sonra Habertürk TV’yi de kapatması mı isteniyor?

24 Haziran öncesi, ‘Ben Erdoğan ile aynı gemide değilim’ diye Nevzat Çiçek açık açık söyledi. Bariz Erdoğan düşmanı bir Saadet Partili olan Nevzat Çiçek’i niye hala AK Parti kontenjanından ekrana çıkarıyorsunuz?”

NEVZAT ÇİÇEK’TEN KRİPTO FETÖ’CÜ KÜÇÜK’E VİDEOLU YANIT

Nevzat Çiçek sosyal medya hesabından kripto FETÖ’cü Cem Küçük’e yanıt verdi. “Bugün Küçük Cem yine yazmış… Kendi çıkar gemisini AK Parti gemisi olarak lanse edeceksin… Adnan Oktar’a hocamız diyeceksin Mavi Marmara’ya binenlere manyak diye hakaret edeceksin Fethullah Gülen’e övgüler yazıları yazacaksın… Milleti FETÖ üzerinden tehdit edeceksin” diye yazan Nevzat Çiçek, “Cem Küçük…Hocan Adnan Oktar gibi insanlar aman bize bulaşmasın diye seni görmezden geliyor ama artık o iş bitti…Senin istihdam edildiğin yer ve seni oraya gönderenleri kimse yazmadı Çünkü konuşulma yolu seçildi Senin kendine biçtiğin gizem de devlet gücü de hava… Hiçsin. Cem Küçük Niye Hiçsin bu örnekleri Cumhurbaşkanı’nın ismini kullanma basın üzerinden tehdit dönemin bitti Kirlisin- kirletiyorsun” ifadelerini kullandı.

İşte Nevzat Çiçek’in mesajları:

Odatv.com