CASUSLAR DOSYASI /// Hüseyin KAYA – Nazım Hikmet Casus muydu ???


Hüseyin KAYA – Nazım Hikmet Casus muydu ???

Şairimiz… Dünyaca tanınan… Kitleleri peşinden sürükleyen… Komünist fikirlerin yerleşmesine çalışan… Bütün bu çalışmalarını sanatsal faaliyetlerinde gösteren… Dünya çapında bir şairimizdir. Adı Nazım Hikmet Ran’dır. *** Polonya asıllı bir dedenin 1901 yılında Selanik’te doğmuş torunudur… Ve hatta birazda Avrupa’nın birkaç ülke karışımı da soy içinde sayılabilir… Nazım, okul eğitim dünyasından iyi yetişmiş, Galatasaray Sultanisinden sonra (ortaokul) 1917 yılında Heybeliada Bahriye mektebine başlamıştır. Kurtuluş savaşına katılmak için Anadolu’ya geçmiş ve Atatürk’le tanıştığı kendi ağzından basında yer almıştır. Aldığı edebiyat eğitimi nedeniyle Bolu ya öğretmen olarak atanmıştır. Bolu’da kısa süreli öğretmenlik ardından Batum üzerinden Moskova’ya geçmiş ve burada Siyasal Bilimsel ve İktisat okumuştur… 1924 yılında Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 KANUNİSANİ dir. Aynı yıl Türkiye ye dönmüş ve Aydınlık dergisinde şiirleri yayınlanmaya başlamış ve aşırılıklar komünizm fikirleri nedeniyle hakkında 15 yıl hapis istendiği için tekrar Moskova’ya kaçmıştır. 1928 yılında çıkarılan genel afla birlikte tekrar Türkiye’ye dönmüştür. *** Aynı tarihlerde… 6 Şubat 1918’de ilk Sovyet istihbarat ve gizli servisi Çeka kurulduysa da hızlı yapılanmayla İstihbarat kurumu aşağıdaki şekilde geliştirilmiştir.

ÇEKA-1917–1922…

GPU-1922–1923

OGPU-1923–1926

En baştan sorumlu olarak 11 Eylül 1877 doğumlu Polonyalı Feliks Edmundoviç Dzerjinski İstihbaratın başına getirilmiştir… Ve bu sorumlu kişi Dzerjinski, İstihbarat çalışmalarına ilk olarak Türkiye Cumhuriyetinden başladığını söylediği ifadeleri tarihi kayıtlara geçtiği görülmektedir… *** Şimdi eşleştirip soralım… 1917 Sovyet Devrimi sonrası İstihbarat Başkanı PolonyalıFeliks Edmundoviç Dzerjinski … 1926 yılına kadar oldukça etkili ve sonuç alıcı istihbarat çalışmaları yürütüyor… Bir demecinde ilk istihbarat çalışmalarının Türkiye Cumhuriyetinde başladığını belirtiyor… Aynı tarihlerde ise… Polonya kökenli Sovyet Bolşevik İstihbarat Başkanının hemşerisi Nazım Hikmet, Türkiye’de kalmak istemiyor ve Moskova’ya giderek Siyasal Bilimler ve İktisat eğitimi alıyor… Moskova’da, Türkiye Komünist Partisini 1920 Bakü’de kuran Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de öldürüldüğü tarih olan28 KANUNİSANİ (Ocak) adıyla ilk şiir kitabını yayınlıyor… Sovyet İstihbaratının başında hemşerisi varken Nazım Moskova’dan Türkiye ye geliyor ve Aydınlık dergisinde yazılar ı ve şiirleriyle Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine aykırı Komünizmi özendirici yazıları yayınlanıyor ve hakkında 15 yıl hapis isteniyor… Nazım Moskova’ya tekrar kaçıyor… ***

ŞİMDİ SORUYORUM…

SOVYET İSTİHBARATI BAŞKANI POLONYALI-FELİKS EDMUNDOVİÇ DZERJİNSKİ NAZIMIN, MOSKOVA-TÜRKİYE GEL GİTLERİ VE REJİM TAVRINI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE…

HEMŞERİSİ NAZIM HİKMETİ KIŞKIRTICI AJAN OLARAK KULLANMAMIŞ MIDIR?

NE DERSİNİZ?


Kaynak: https://www.oncevatan.com.tr/nazim-hikmet-casus-muydu-makale,49020.html

Önce Vatan Gazetesi

CASUSLAR DOSYASI : KOZMİK ODA CASUSLARI VE NURİ PAKDİL


YILMAZ ÖZDİL : Kuvayı Milliye’den Kozmik Oda’ya…

18 Haziran 2020

1919.

Takvimler 13 Mayıs’ı gösteriyordu.

İzmir için için kaynıyordu.

Yunan postalı vatanımıza basmak üzereydi.

İşgale saatler kalmıştı.

Mustafa Necati bey, İzmir Atatürk Lisesi’nin öğretmeniydi.

“Bu kadar kolay olamaz, bu kadar kolay olmamalı” dedi.

Şehrin yurtseverlerine haber saldı, “mektepte buluşalım.”

Süleyman Ferit (Eczacıbaşı) bey, miralay Kazım (Özalp) bey, miralay Süleyman Fethi bey, Moralızade Halit bey, Vasıf (Çınar) bey, Ragıp Nurettin (Ege) bey, (Gavur) Mümin bey, gazeteci Hasan Tahsin bey… İsimlerini tek tek buraya sığdıramayacağım öğretmenler, doktorlar, avukatlar, tüccarlar, liman işçileri… Mektepte buluştular.

Miting kararı alındı.

Bildiri yazıldı.

Milli mücadelenin, Kuvayı Milliye’nin ilk direniş bildirisiydi.

El ilanı şeklinde bastırıldı.

Daha mürekkebi kurumadan, Mustafa Necati bey’in öğrencileri tarafından, İzmir Atatürk Lisesi öğrencileri tarafından, Kordon ve Konak başta olmak üzere, bütün şehirde dağıtıldı.

Şu yazıyordu…

“Ey bedbaht Türk!

Hakkın gasp ediliyor.

Namusuna saldırılıyor.

Güzel memleketin Yunan’a verildi.

Şimdi sana soruyoruz:

Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın?

Artık kendini göster.

Tekmil kardeşlerin Maşatlık’tadır.

Oraya yüzbinlerle toplan, ezici çoğunluğunu bütün dünyaya göster.

İlan ve ispat et:

Burada zengin, fakir, alim, cahil yok, burada Yunan hakimiyetini istemeyen ezici Türk çoğunluğu var.

Bu sana düşen en büyük vazifedir, vazifeden geri kalma.

Acı duymak fayda vermez.

Maşatlık’a koş!”

Ertesi gün…

14 Mayıs 1919.

Hava ağır ağır kararırken, bugün Bahribaba parkı olarak bilinen Maşatlık’ta iğne atsan yere düşmüyordu.

Kadın erkek çocuk, İzmir adeta nehir gibi akmıştı.

Körfezde işgal gemileri son hazırlıklarını yapıyor, Karşıyaka’nın fenerleri gözyaşları gibi parlıyordu.

Konuşmacılar birer birer kürsüye çıkıyor, kalabalık kah ağlayarak, kah haykırarak, dalgalanıyordu.

Maşatlık’tan yükselen uğultu şehrin sokaklarına imbat gibi yayılıyordu.

Son konuşmayı Mustafa Necati bey yaptı.

Kürsüye çıktı.

Yelekli, siyah takım elbise giymişti.

Beyaz gömlek, siyah kravat takmıştı.

Başında kalpak vardı.

Kuvayı Milliye’nin simgesi, Kurtuluş Savaşı’nın alametifarikası kalpak, ilk kez bir sivil tarafından, tarih sahnesine çıkarılmıştı.

Bu yurtsever “öğretmen”in ne diyeceğini merakla bekleyen kalabalık, adeta nefesini tutmuştu.

Doğup büyüdüğü şehrin insanlarına şöyle bir baktı… Sonra da yüreğinin sesiyle koskoca meydanı çın çın çınlattı:

“İşgal başlıyor.

İzmir Yunan’a ilhak ediliyor.

Bu akşam, güzel İzmirimizde son ve tarihi akşamımızdır.

Ayaktayız.

Vakar ve sukunetinizi muhafaza ediniz.

Vatan ordusuna iltihaka hazırlanınız.

Teslim olmayacağız!”

Teslim olmadı.

Asla.

Kürsüden indi, ailesiyle vedalaştı, Kuvayı Milliye komutanı olarak Soma’ya geçti, emrine verilen Bulgurcu Mehmet efe müfrezesiyle birlikte, Soma’da Akhisar’da Bergama’da vuruştu.

Balıkesir’e geçti.

“İzmir’e Doğru” gazetesini çıkardı.

Mustafa Kemal’in yol arkadaşı olarak, milli eğitim bakanlığı yaptı.

Harf devrimini gerçekleştirdi, ortaöğrenimi parasız hale getirdi, yabancı okulları denetim altına aldı, köy enstitülerinin temelini attı.

Başkentimiz Ankara’da tapusu kendisine ait, şahane bir mimariye sahip, süs eşyası kadar zarif bir evi vardı.

Bu ev, kendisi rahmetli olduktan sonra, ailesi tarafından devlete bağışlandı.

Bülent Ecevit’in başbakanlığında, İstemihan Talay’ın kültür bakanlığı döneminde restore edildi, Mustafa Necati Kültür Evi olarak düzenlendi.

Ve önceki gün…

Bu kültür evinden Mustafa Necati’nin adı silindi.

Nuri Pakdil’in adı verildi.

O kim?

Atatürk’e “firavun” diyen…

29 Ekim 1923’ten sonraki Cumhuriyet dönemini “değerlerimizden kopma dönemi” olarak tanımlayan…

“Yaşasın Cumhuriyet” diyenlere karşı “yaşasın şeriat” diyen…

“Ne mutlu Türküm diyene” demeye dili varmayan…

Atatürk düşmanlığından başka ciddiye alınan herhangi bir entelektüel (!) faaliyeti bulunmayan kişi.

Başka?

2009 yılıydı.

Kumpasların en vahşi dönemiydi.

Ankara Çukurambar’da bir otomobil durduruldu.

Güya isimsiz bir ihbar gelmişti.

Sivil kıyafetli iki subay gözaltına alındı.

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevliydiler.

“Bülent Arınç’a suikast” manşetleri patladı.

Bu suikast palavrasını kapıyı kırmak için levye olarak kullandılar, Kozmik Oda’ya girdiler.

125 milyon word sayfası ebatında devlet sırrı’nı çaldılar.

Devlet sırları göz göre göre çalındıktan sonra anlaşıldı ki…

Suikastçi diye yakalanan o iki subay, aslında Bülent Arınç’ı filan takip etmiyordu, şüpheli davranışları olan bir albayı takip ediyorlardı.

O takip edilen şüpheli albay, Bülent Arınç’ın eviyle aynı muhitte bulunan bir apartmanı sık sık ziyaret ediyordu, 15 numaralı daireye girip çıkıyordu, o dairede oturan kişiyle başbaşa yemeğe gidiyorlardı.

O şüpheli albayın o dairede oturan kişiye bilgi-belge aktardığı tahmin ediliyordu, bu yüzden takip ediliyordu.

O esrarengiz dairede kim oturuyordu biliyor musunuz?

Nuri Pakdil!

Dolayısıyla…

Kahramanımız Mustafa Necati bey’in adını oradan sildik diye sevinebilirsiniz ama, kendi yaptıklarınızı tarihten silebilmeniz hakikaten imkansız!

CASUSLAR DOSYASI /// V. MURAT TULGA : ALIN SİZE ASKERİ CASUSLUK !!!


V. MURAT TULGA : ALIN SİZE ASKERİ CASUSLUK !!!

Bir casus olsanız her hangi çok gizli bir belgeyi, bilgiyi ne kadar zor elde edebilirsiniz değil mi? Çok uğraşmanız lazım. Burada yok öyle bir şey. Askeri Casusluk bu kadar kolay olmamıştı. İster izle, ister oku, ister dinle…

11 Haziran 2020

Son gündemimiz, Gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel. Her iki gazeteci de “Askeri Casusluk” suçlamasıyla gözaltına alındı. Biz çok iyi biliyoruz, onlardan askeri casus olmaz ama ben gerçek askeri casusların, işbirlikçilerinin hikâyesini sizlerle paylaşacağım. Size şimdi tüm kamuoyunun önünde güle oynaya yaşanan bir casusluk olayı anlatacağım.

Yıl 2010’du… Siyasi iktidar değişmiş, askeri vesayet tartışmaları çok bir revaçtaydı. Kumpas davalar süreci de kotarılmaya başlanmıştı.

Tugay Komutan Yardımcısı olarak Diyarbakır/Lice’de görevdeydim. Sözde Balyoz Davası kapsamında ifademin alınacağı söylendi. Bir gün sonra savcının yanındaydım. Savcı, sahte bir gülümsemeyle, “İstanbul/Beşiktaş’tan Özel Yetkili Savcı tarafından matbu bir ifade tutanağı iletildiğini ve ifademin Diyarbakır’da alınacağını…” söylüyordu. Daha sonra ifade alımı başladı. Dikkat çeken konu ifadede sorulan soruların değişik görseller, ses kayıtları, sunumlar ve matbu evraklarla desteklenmiş olmasıydı. Konu, 2003’te, 1’nci Ordu K.lığında, oynanan bir seminerdi. Seminer “Çok Gizli” gizlilik derecesindeydi. Bu kapsamda, önüme delil diye bazı şeyler konuluyordu. Bunlar ikiye ayrılıyordu. İlki, 1’nci Ordu. K.lığının bir hasım ülkeye karşı Harekât Planlarının da detaylıca içerisinde yer aldığı “Çok Gizli” bilgilerdi. İkincisi bu bilgiler ile birlikte sahteliği her aşamada kanıtlanan, hainler tarafından üretilmiş imzasız kâğıt müsvettesi, sahte darbe planları… Gerçeklik ve sahtelik bir arada sunuluyordu size.

Ama en önemlisi, sorular devam ettikçe 1’nci Ordu K.lığının tüm “Çok Gizli” harekât planının tamamıyla deşifre olduğu ve olur olmaz kişilerin elinde elden ele dolaştığı görülmekteydi. İşin gerçek kısmı daha da ciddiydi. Dava konusu 1’nci Ordu K.lığı semineri olunca, ast birlik komutanlıkları ile harekâtı destekleyen diğer kuvvet komutanlıklarının malum bir ülkeye karşı oluşturulmuş resmi harekât planları ve destek planları, tüm imkân ve kabiliyetler, durum muhakemeleri, arazi etütleri aklınıza gelebilecek bütün çok gizli bilgi açığa çıkmış ve bilgisayarlarda taranarak soruşturma dosyası içerisine konulmuştu.

Bununla kalmadı, daha sonra devam eden Sözde Balyoz Davası duruşmalarında adı geçen planlar alenen açık olarak mahkemede daha da deşildi, planlar yansılara taşındı, tartışıldı da tartışıldı. Bu milli güvenlik sorunu sanıklar, avukatları tarafından defalarca mahkeme heyetine iletildi, sahte darbe belgeleri yanında sunulan planların çok gizli bilgiler içerdiği konusunda mahkeme heyeti uyarıldı. Sadece Mahkeme Heyetine mi yapıldı bu uyarılar? Hayır, cezaevlerinden devletin üst makamlarına yazılan mektuplarda, yüz yüze askeri yetkililerle yapılan görüşmelerde dile getirildi. Ama nafile, dediğim gibi iş işten geçmiş, planlar adli görevliler ve memurlarca bir güzel taranmış, mahkeme tutanakları arasına alelade bir kâğıt parçası gibi konulmuş, herkes tarafından görünür bilinir olmuştu. 1 liralık dava CD’si içerisinde bir ülkenin milli güvenliğine ilişkin yılların paha biçilmez planları deşifre edilmiş oldu.

Bir casus olsanız her hangi çok gizli bir belgeyi, bilgiyi ne kadar zor elde edebilirsiniz değil mi? Çok uğraşmanız lazım. Burada yok öyle bir şey. Askeri Casusluk bu kadar kolay olmamıştı. İster izle, ister oku, ister dinle…

Sabah gazetesi bu konuyu şöyle haberleştirdi[1];

“… Casusluk belgesi sızdı, Komşu hendek kazdı. Tutuklanan Baransu’nun deşifre ettiği olası, Ertuğrul Harekât Planı’nın ardından Yunanistan, olası bir taarruzu engellemek için Karaağaç bölgesinde göçmenleri bahane ederek hendekler açtı…”

Durumun ciddiyetini anlıyoruz, değil mi?

Tüm sözde Balyoz süreci boyunca bu sorular tarafımızca dile getirildi; yetkililere iletildi, uyarılar yapıldı; hala cevap bekleyen sorular var.

  • Bu “Çok Gizli” Harekât planları ve detayları bu bilgilerin korunduğu bir kozmik odadan nasıl çıkartıldı?
  • Böyle bir güvenlik açığı siyasi seviyede Milli Güvenlik Kurulunun gündemine nasıl geldi? Ne tedbir alındı?
  • Bu belgeleri bavul içerisinde teslim eden askeri casus/casuslar neredeler, yakalandılar mı?

Bununla da sınırlı değil. Fazlası var. Mesela Kozmik Oda açıldı, değil mi? Hainler yine birçok bilgiyi ele geçirdi, çok gizli belgelerin olduğu hard disk kopyalandı. Sonuç? Ne oldu? Nerede casuslar?

Casusluğun hası kamuoyunun gözü önünde yaşanmış ve bir şey yapılmamışken, şimdi eski tuşlu model, kendi üzerine yıllardır kayıtlı telefonundan casusluk yapan!!! Müyesser Yıldız’a, aslında sadece haber peşinde koşan bir gazeteciye, askeri casusluk suçlaması, inanılır gibi değil.

Hadi oradan!!!. Siz geçmişinizin pisliklerinizi temizleyin… Esas casusları bulun. Vatanseverlikleri şüphe götürmeyecek gazetecilerle boşuna uğraşmayın.

Tutuklu gazeteciler Barışlar ve Murat Ağırel’e, gözaltındaki gazeteciler Müyesser Yıldız

ve İsmail Dükel’e selam olsun…

LİNK : [1] https://www.sabah.com.tr/gundem/2015/03/04/casusluk-belgesi-sizdi-komsu-hendek-kazdi