MOSSAD DOSYASI /// Mossad için çalışan Mısırlı casusun hikâyesi : HEBA SELİM


Mossad için çalışan Mısırlı casusun hikâyesi : HEBA SELİM

Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat İsrail ile olası barış anlaşması pazarlıklarında bir sonraki adımının ne olacağını düşünürken, Heba Selim adında bir casus, bir Mısır subayını baştan çıkarıp gizli bilgileri elde ederek İsrail’in Mısır’ı Yom Kipur Savaşında yenmesini sağlamaya çalışıyordu.

Heba Selim son sözlerinde Rifat Osman Gabriel adlı generale barış için çalıştığını söylüyordu: “Casus değilim, insan ırkını yıkımdan korumak için çalışıyorum.”

Heba Selim’in ilk yılları

İstihbarat hizmetlerinde çalışan çoğu insanda olduğu gibi Heba Selim’in de hayat hikâyesinde boşluklar veya uydurulmuş kısımlar bulunuyor. Yine de Kahire’de üst sınıf bir mahallede yaşadığına ve Ain Shams Üniversitesinde Fransızca okuduğuna inanılıyor.

Muhafazakâr yaşam biçiminden sıkılan Selim üniversitede Fransızca bölüm başkanının yardımı ile Paris’teki Sorbonne Üniversitesine geçiş yapar. Mısır İstihbarat Servisinde çalışan General Rifat Osman Gabriel’a göre, Selim bu esnada Polonyalı Yahudi bir kadının evindeki parti davetini kabul eder ve orada Mossad ile ilk kez temasta bulunur.

Partideyken Selim Yahudi arkadaşlarına savaştan nefret ettiğini ve bölgede barışın hakim olmasını dilediğini söyler. Bir arkadaş ziyaretinde ise demokratik bir şekilde yönetilen İsrail’in modern şehir hayatının gözler önüne serildiği bir video izler. Fransız Yahudi gençleriyle buluşmalarını sıklaştıran Selim sonunda Mossad için çalışarak İsrail’e hizmet etmeye karar verir.

Askeri sırlar sızmaya başlıyor

Mossad ajanı ile bir konuşmalarında Selim, Yarbay Faruk el-Feki ile tanışıklığından bahseder; yarbayın kendisine deli gibi aşık olduğundan emindir. Daha sonra Selim’in nişanlısı olacak el-Feki de bir zaman sonra Mossad tarafından işe alınır. İkili bundan böyle birlikte çalışacak; İsrail’e Mısır’ın askeri sırlarını sızdıracaktır.

Çift Mısır’ın Maadi şehrine yerleşir. Selim el-Feki’ye görünmez mürekkep ile mektup yazmayı öğretir. Paris üzerinden yapılan mektuplaşmalarda, el-Feki misil rampalarının yerini gösteren haritaları ve dokümanları paylaşır, Rusya’dan gelen yeni misil sistemlerinin önemini vurgular.

Yom Kipur Savaşında, Selim’in sağladığı istihbarat ile İsrail Mısır ordusuna büyük kayıplar verdirmiş, Mısır’ın füze uçaklarının üslerini bir bir bombalamıştı. İsrail’in bu üsleri vuruştaki hatasızlığı karşısında Mısır tarafı içlerinde muhbirler olabileceğinden neredeyse emin olur.

General Rifat Osman Gabriel bu muhbirleri bulmanın kolay olmadığını anlatır, fakat bilgi sızdıranların kurmay başkanları arasından ve tüm ordunun askeri operasyon toplantılarına katılanlar arasından olduğu bilinmektedir.

İlk önce el-Feki görünmez mürekkeple yolladığı mektupların ortaya çıkmasından sonra tutuklanır. Sonrasında el-Feki onu Mossad’ın emriyle Heba Selim’in işe aldığını itiraf eder. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat Selim’in derhal tutuklanıp idam edilmesini ister, ona göre Selim’in bu ihaneti ortaya çıkarılmasaydı Mısır güçleri henüz savaşın ilk saatlerinde İsrail tarafından bertaraf edilebilirdi.

Son günleri

General Gabriel Libya hükümeti ile işbirliği yapar. Selim’in babası Trablusgarp’tadır ve görünüşte hastadır. Selim babasını ziyarete gider. Orada hemen tutuklanan Selim Kahire’ye getirilir. Yolculuk sırasında öfke krizine giren Selim uluslararası kurumlar tarafından kollandığını ve Devlet Başkanı Sedat’a devlet başkanı affı için başvuracağını ve Enver Sedat’ın eşi Cihan Sedat’a Kadınlar Yüksek Şurası aracılığıyla mektup yazacağını söyledi. Hapishanedeyken Selim garip davranışlarda bulundu, dekorasyon işleriyle ilgilendi, peruklar giydi, odasına Paris’ten gelen parfümler sıktı; her an salıverileceğine inancı tamdı.

Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Sedat’tan onu ve el-Feki’yi affetmesini istedi, fakat yanıt olumsuzdu. El-Feki idam mangası tarafından vuruldu, Selim ise asılarak idam edildi.

İsrail Başbakanı Golda Meir’in, İsrail liderlerinden daha sadık olduğuna inandığı Selim’in ölümünün ardından ağladığı söylenir.

Heba Selim’in hikayesini anlatan Al sood ila al haweya- Uçuruma tırmanış filmden bir kare. Mısır sinema tarihinin en ünlü cümlelerinden ‘Ve burası da Mısır, Abla’ istihbarat memurunun Libya’dan uçağa bindirdiği Heba Selim’e Mısır piramitlerini ve Nil nehrini gösterirken söylediği sözler.

HACKER DÜNYASI /// İstihbarat teşkilatlarının yeni casusları : Hackerlar


İstihbarat teşkilatlarının yeni casusları : Hackerlar

Teknolojide meydana gelen gelişmeler, istihbaratta da birçok gelişimi yanında getiriyor. Akla gelebilecek her şeyin dijitalleşmesi, anlamlı sonuçlar çıkartılabilecek veri kümeleri haline getirilmesi ve bu teknolojilerin idarede en önemli aygıt haline gelmesi için yeterli bir sebep sunuyor. İnternet ve ağ teknolojilerinin iki uç arasında veri transferine olanak sağlamasında gereksinim haline gelen gizliliğin sağlanması için geliştirilen güvenlik teknolojilerinin aşımı ve korunumu istihbarat ve casuslukta da önemli yere sahip. Haberimizde bu teknolojileri inceledik…

Veri depolanması, derlenmesi ve üzerinden önemli sonuçlar çıkartılır hale gelinmesi, bu verilerin saklanması ve gizlenmesinde de yeni yöntemlerin geliştirilmesini zaruri kılıyor. Peki, istihbarat ve casusluğun yeni savaşçısı olan hackerlar ne tür teknolojiler kullanıyor.

Haberimizde internet teknolojilerinde veri kaçırmak için ne tür teknolojilerin kullanıldığını işledik. İşte o başlıklar:

Sızma testi teknolojisi

Penetrasyon testi (pentest) olarak da geçen bu test, belirli bilişim sistemlerindeki mantık hatalarını ve zafiyetlerini tespit ederek sistemdeki güvenlik açıklarını gidermek ya da iyileştirmek üzere gerçekleştirilen güvenlik testlerinin genel tabiri olarak kullanılıyor. Sızma testleri iç, dış ve web uygulama sızma testleri olarak üçe ayrılıyor. İç ağ sistemleri, ilgili kurumun içeriye açık sistemleri üzerinden hangi verilere ve/veya sistemlere erişebileceğini, dış ağ sistemleri; ilgili kurumun dışarıya açık sistemleri üzerinden hangi verilere ve/veya sistemlere erişebileceğini; web uygulama sızma testleri de dış ağ ile aynı sorun üzerine odaklanmayı web odağında yapan test sistemidir.

Sızma testi teknolojilerinde; üç yöntem ön plana çıkıyor. Bunlar; black box, gray box ve White box.

Black box yaklaşımında güvenlik sızıntılarına mahal verecek açık için herhangi bir bilgi olmazken; gray box yönteminde sisteme dair bilgiler sunuluyor (ip adres listesi, sunucu sistemi gibi); White box yönteminde de sisteme dair tüm bilgiler bulunmaktadır. White box yöntemi bilgileri saldırıyı gerçekleştiren hacker tarafından biliniyorsa zafiyetler tamamen açıkta demektir fakat sadece sistemi koruyan beyaz şapkalı hackerlar tarafından biliniyorsa sistemin açıklarının kapatılması olabildiğince kolay hale geliyor.

VM (Sanal makine) Konfigürasyonu

VM (Virtual Machine), temelde bir ağ ya da bilgisayarda çeşitli programların kullanılması için oluşturulan sanal bir sistem oluşturma aşaması manasına geliyor. Hackerların bir sisteme sızmakta kullandığı, IP (Internet Proxy) adreslerini gizlemede ya da başka bir bölgede göstermek için danıştığı yöntemlerden biridir. VM ile farklı VPN’lere gömülü olarak çalışılabilir. Bu yöntem aynı zamanda beyaz şapkalı hackerlar tarafından da sıklıkla kullanılmaktadır. Açık zafiyeti oluşmuş bir sistemin ağına yeni bir bilgisayar eklemeye gerek kalmaksızın, sistem içine zafiyete konu olmamış farklı bir sanal ağ sistemi kurarak sızıntı meydana gelecek açıkların kapatılması için sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

NMAP (Ağ haritalandırma) taramaları

NMAP (Network Mapper), aktif bilgi toplama yöntemlerinden biri olan, ağ sağlayıcılarını saldırılardan korumak üzere geliştirilmiş bir beyaz şapkalı hacker yazılımıdır. Bu yazılım ile ağa dâhil olan bağlantıların (port) veri akışları kontrol ediliyor. Bu yazılım ile portlar test edilebiliyor.

DNS Bölge Transferi

DNS (Domain Name Server) Zone Transfer (axfr), alan adı hizmetinin sunulduğu sistemdeki tüm alan adlarının bulunduğu parametrelerin doğru şekilde bütünleştirilmemesi, üçüncü kişilerin DNS bilgilerine erişebilmelerini sağlamasıyla vuku bulabilir. Böylelikle bu üçüncü kişiler ilgili alan adlarına saldırılarda bulunabilir, bilgi sızmasını sağlayabilirler. Örneğin; allow-transfer { 195.142.239.24} ile bir IP adresine belli ağ sisteminde bulunan alan adına dair tüm bilgiler açılıp, bilgi sızdırılabilir.

SHELLSHOCK ile zafiyet ve sömürme

Savaş yorgunluğu manasına gelen “Shell shock”, yazılımda 24 Eylül 2014’te ortaya çıkmış olup, hacker saldırılarını uzaktan yapılan bağlantılarla sağlayıp, belli aralıklarla saldırı gerçekleştiren ve sistemdeki boşlukları değerlendiren bir çeşit sızma yöntemidir. Bu açık ağ denetleyicilerinde en çok kullanılan işletim sistemi Linux ve OS X’lerde bulunan istismara uğramaya açık bir sistem boşluğudur. Hackerler bu yöntemle öncelikle web sunucularına saldırıyor. ABD Ulusal Siber Güvenlik Birimi, bu sistem açığına ilişkin tehdit seviyesini 10 üzerinden 10 olarak duyurmuştu.

MİT Başkanlığında Ağ Yönetim Uzmanlığı

Millî İstihbarat Teşkilâtı, Ağ Yönetimi kapsamında kariyer yapma fırsatı sağlıyor. MİT, Bilgisayar Mühendisliği, Bilgisayar ve Yazılım Mühendisliği, Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği, Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği, Bilgisayar ve Enformatik Mühendisliği, Elektronik Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği veya Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği lisans programlarının herhangi birinden mezun olmak veya 3 ay içinde mezun olabilecek durumda bulunma şartı arıyor.

USULSÜZLÜK DOSYASI : Kızılay’da skandal üstüne skandal. 30 bin lira aylıklı Ürdünlü, ‘stratejist casus kurum çalışanı’ çıktı !!!


Kızılay’da skandal üstüne skandal… 30 bin lira aylıklı Ürdünlü, ‘stratejist casus kurum çalışanı’ çıktı !!!

Yolsuzluk ve israf iddiaları ile gündemden düşmeyen Kızılay’ın “Baş stratejist” olarak işe aldığı ve aylık 30 bin lira ödeme yaptığı Ürdün uyruklu Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nın, ‘casus’ kuruluşta çalıştığı ortaya çıktı. Kızılay’ın 2016 yılında işe aldığı ASSI’nın, sigorta kayıtlarında çalıştığı yer, “Internatıonal Medical Corps” adlı firma gözükürken, söz konusu firmanın CIA’nın çeşitli ülkelerde insani yardım kisvesi adı altında “saha ” ve “istihbarat” çalışması yapan STK’larından birisi olması dikkat çekti.

Elazığ’da yaşanan deprem sonrası kamuoyunda yaşanan tartışmaların odağındaki Kızılay hakkında her geçen gün bir başka skandal daha ortaya çıkıyor.

gazetta9.com’dan Celal Eren Çelik, Kızılay’ın “Baş stratejist” olarak işe aldığı ancak casus kurum çalışanı çıkan Ramadan Mohammed Radwan ASSI hakkındaki detayları yazdı. Çelik’in haberi şöyle:

Son olarak KIZILAY‘ın 2016 yılında “Baş stratejist” olarak işe aldığı ve aylık 30 bin TL ödeme yaptığı Ürdün uyruklu Ramadan Mohammed Radwan ASSI için ödenen bu ücret kamuoyunda büyük tepki ile karşılanmıştı.

Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin Kızılay bünyesinde iş başı yaptığı dönemde kuruma yönelen tepkiler sonra bir süre sonra KIZILAY iş akdini fesh etmek zorunda kalsa da Assı’nin ev kirası ve çocuklarının 30 bin TL tutarındaki okul masraflarını KIZILAY’ın işe alım sürecinde ödemeyi tahattüt ettiği ve iş akdinin sonlandırılmasının ardından da bu paranın ASSI’ye ödendiği belirlenmişti.

Kamuoyu tepkisine rağmen o dönemde Kızılay Genel Başkanı Dr.Kerem Kınık, ASSI için “Kendisinin bize çok büyük faydaları dokundu” açıklamasını yapmıştı…

ÜRDÜNLÜ “BAŞ STRATEJİST” ASSI HAKKINDAKİ GERÇEK…

Ancak Ramadan Mohammed Radwan ASSI konusunda yaşanan skandal sadece yüksek maaş ile KIZILAY;’da görev yapması değil. Hatta asıl büyük skandalın yanında bu konu oldukça “önemsiz” kalmakta…

Zira Ramadan Mohammed Radwan ASSI yakından incelendiğinde hiç de öyle “sıradan” bir “Stratejist” olmadığı ve “enteresan” ilişkileri olduğu ortaya çıkmakta.

Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin Kızılay’a işe başlama sürecinde Türk Kızılayı Genel Müdürlüğü İnsan Kaynakları Direktörlüğü’ne 04/10/2016 tarihinde gönderilen atama ile ilgili gönderilen ve altında Kızılay Genel Başkanı Dr.Kerem Kınık’ın e-imzası bulunan 626912-903.99-E.98391.evrak sayı numaralı olur belgede “…Ürdün asıllı Ramadan Mohammad Radwan Assı’nın 4817 sayılı yabancıların çalışma izimleri hakkında kanun kapsamında çalışma izni alması için gerekli başvuruların gerçekleştirildiği ,bu konudaki müracaatın ise 16.08.2016 tarihinde Çalışma veSosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapıldığı” belirtiliyordu…

Oysa Ürdün asıllı Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin KIZILAY adına SGK’ya başvuru yapılmasından 16 gün önce SGK’dan “SÜRELİ ÇALIŞMA İZNİ” aldığı ortaya çıktı…

Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından verilen “Süreli çalışma izninin” Belge Numarası:495082

Belgede “İşe Başlama Tarihi” olarak ise 30.07.2016 gözükmekte ve çalışma izni 18.06.2018’e kadar süresi var.Belgenin veriliş tarihi ise 04.08.2016… Yani KIZILAY’da işe alınmadan 12 gün önce.

Ama “Gariplikler” tam da burada başlıyor… Zira Ramadan Mohammed Radwan ASSI için SGK tarafından verilen çıkartılan bu “Süreli Çalışma İzninde” Ramadan Mohammed Radwan ASSI ‘nin çalıştığı iş yeri KIZILAY olarak gözükmüyor.

Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin çalıştığı firma “INTERNATIONAL MEDICAL CORPS” Türkiye temsilciliği olarak belirtilmiş..

KIZILAY’IN “BAŞ STRATEJİSTİ” “CASUS” KURULUŞTA

Peki kimdir neyin nesidir bu INTERNATIONAL MEDICAL CORPS? diye araştırınca işin asıl büyük “Skandal” kısmı” ortaya çıkıyor.

Zira INTERNATIONAL MEDİCAL CORPS, 2018 yılında başta Gaziantep olmak üzere büroları basılan, Hatay’daki depoları ve tırları mühürlenen, çalışanları sınır dışı edilen ABD merkezli bir “Sivil Toplum Kuruluşu”

Kuruluş CIA’nın çeşitli ülkelerde insani yardım kisvesi adı altında “saha ” ve “istihbarat” çalışması yapan STK’larından birisi olarak biliniyor.

Bu “Sivil Toplum Kuruluşu” STK adı altında istihbari çalışmalar yürütmek suçlaması ile Türkiye’de 2018’de kapatıldı. MİT ve Emniyet koordinesinde bürolarına baskınlar düzenlendi.

Konu İngiliz ve ABD gazetelerine taşındı…

Sadece Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin Kızılay’da işe başladığı ama SGK girişinin “Çalıştığı firma” olarak INTERNATIONAL MEDİCAL CORPORATION üzerinden yapıldığı 2016 yılında 106 milyon 900 bin TL’yi Suriye’ye geçirdi.

Aynı STK 4 TIR dolusu ilacı da Suriye’ye götürdü ama ilaçların kime gittiği belli değil!

İşte KIZILAY resmi kayıtlarda,SGK kayıtlarına göre bu NTERNATIONAL MEDİCAL CORPS’da çalışan Ramadan Mohammed Radwan ASSI’yi “Baş stratejist” olarak işe alıyor aylık 30 bin TL net maaş bağlıyor,çocuklarının yıllık 30 bin TL tutarındaki okul masraflarını karşılıyor ve ev kirasını ödüyor….

Ortaya çıkan bu skandala Kızılay Başkanı Dr.Kerem Kınık ve kendisi ile birlikte Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin işe alımında imzası olan kişilerin nasıl yanıt verecekleri merakla bekleniyor…

ASSI ŞU AN BAŞKA BİR “STK”DA…

Ramadan Mohammed Radwan ASSI şu an tıpkı Türkiye’de kapatılan INTERNATIONAL MEDİCAL CORPS gibi CIA’ye yakınlığı ile bilinen PANAROMA isimli STK’da çalışmakta.

Bu PANORAMA isimli vakfın kurucusu ise Bill Clinton’un eski danıışmanlarından ve konuşma metinlerinin yazarı Gabriella Fitzgerald.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’cüler, belge ve evrakları ‘casus kalem’ ile çalmış


FETÖ’cüler, belge ve evrakları ‘casus kalem’ ile çalmış

FETÖ’cüler, belge ve evrakları "casus kalem" ile çalmış – Adalet Bakanlığındaki FETÖ yapılanmasına yönelik operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheliden 35’inin itirafçı olması, 600’e yakın örgüt üyesinin deşifre edilmesini sağladı – "T – Rex" ve "Albatros" adı verilen gizli tanıklar ile itirafçıların ifadeleri doğrultusunda, örgüt üyelerinin, bakanlık personelini "Tarak" adı verdikleri bir kodlama yöntemiyle 19 başlık altında fişlediği tespit edildi – Örgüt üyelerinin belge ve evrakları, tarayıcı kalem kullanarak kopyaladığı belirlendi.

Adalet Bakanlığındaki Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheliden itirafçı olan 35’inin verdiği bilgiler, 600’e yakın yeni ismin deşifre edilmesini ve kullandıkları yöntemlerin açığa çıkmasını sağladı. AA muhabirinin aldığı bilgilere göre, bakanlık bünyesinde başlatılan idari soruşturma sürecinde itirafçı olan "T – Rex" ve "Albatros" adları verilen iki gizli tanığın aktardığı bilgiler ile Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) çalışmaları, örgütün, hakim ve savcıların dışında kalan personel arasında da yapılanmaya gittiğini ortaya çıkardı. Bu kapsamda, örgütün bakanlık yapılanmasında kullandığı 906 "operasyonel hat" ile aralarında aktif çalışanların da yer aldığı 3 binin üzerinde personel ve örgütün 270 "mahrem imamı" deşifre edildi.

Bilgilerin iletildiği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 59 ile şüpheli listesi gönderirken, Ankara ‘da aralarında 23 aktif çalışan zabıt katibi ve infaz koruma memurunun da olduğu 84 şüpheli hakkında gözaltı kararı verdi. Bunun üzerine harekete geçen Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 13 Aralık’ta 16 ilde eş zamanlı düzenlediği Ankara merkezli operasyonlarda 84 şüpheliden 60’ını yakaladı. – Ağır darbe vuruldu Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğünde sorgulanan şüphelilerden aralarında örgütün 11 mahrem imamının da yer aldığı 35’i, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak bildiklerini tüm detaylarıyla anlattı. İtirafçıların verdiği bilgiler bir taraftan 600’e yakın yeni ismin deşifre edilmesini sağlarken diğer taraftan da örgütün bakanlık bünyesinde nasıl faaliyet gösterdiğini gözler önüne serdi. – "Tarak" yöntem iİfade ve tespitlere göre FETÖ, Adalet Bakanlığındaki çalışanların büyük çoğunluğunu rakam ve harf kodlaması yaparak "Tarak" adını verdiği bir yöntemle fişledi.

Bu yöntemle, bakanlık bünyesinde çalışanlardan ateist olan veya Allah inancı olmayan kişiler 0, Allah’a inancı olup ibadet etmeyen kişiler 1, cuma namazına giden ve oruç tutan erkekler ile oruç tutup mütevazı giyinen kadınlar 2, bütün vakit namazlarını kılanlar 3, namaz kılan ve ara sıra sohbete gidenler 3A, namaz kılıp örgüte sempati duyan fakat sohbetlere katılmadığı halde örgütün kazanmayı hedeflediği kişiler 3İ, namaz kılan ulasalcı ve milliyetçiler 3U, düzenli sohbete gelenler 4, mütevelli adayları 4A, mütevelliler 5, şartsız ve koşulsuz bağlı olarak elde ettikleri bilgileri örgüt talep etmeden iletenler 5A, başka cemaatlere mensup olanlar 6U, ibadet eden Aleviler 7, dinden uzak Aleviler 7A, Caferiler 7C, paraya tamah edenler 8, kadın zaafı olanlar 9, terör örgütü PKK sempatizanları P, alkol ve kumar düşkünlüğü olanlar ise R harfiyle kodlandı. – "Kalem şeklinde tarayıcı kullanın" talimatı Emniyette itirafta bulunan bir şüpheli, örgütün, 5A kategorisinde olan üyeleri üzerinden Adalet Bakanlığı bünyesinde bir "istihbarat ağı" kurduğunu ve bu ağ üzerindeki mahremler aracılığı ile belge ve evrak topladığını anlattı. Sohbet toplantılarında devleti ve hukümeti zora sokmak amacıyla belge ve evrakın "casus kalem" yöntemiyle kayıt altına alınması için kalem şeklindeki tarayıcıların kullanılması talimatının 2012 yılında verildiği, bu yöntemle taranan belge ve evrakın 5A kategorisindeki örgüt üyeleri aracılığıyla tek kullanımlık hafıza kartlarına konularak örgüte ulaştırıldığı tespit edildi. Operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından gruplar halinde adliyeye gönderildi. Adliyeye sevk edilen 53 şüpheliden 7’si tutuklanırken 4’üne ev hapsi verildi.
Diğer zanlılar ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

CASUSLAR DOSYASI : AÇIK İSTİHBARATIN ÖNEMİ VE BND’NİN CASUS REZALETİ


EREN TALHA ALTUN : “Çok Gizli” Seviyesindeki Bilgiyi Deşifre Eden Alman Gazeteci

Geçmişte Alman gazetelerinden birinde bir haber çıkar. Haberi kaleme alan gazetecinin iddiasına göre Alman Genelkurmayı yeniden yapılanmayı ve kurmay kademesinde çok önemli değişiklikler yapmayı planlamaktadır. Bu haber ülkede çok ilgi görmez ancak haberin yayınlandığı akşam yazar, Alman İstihbarat Teşkilatı tarafından bir operasyonla derdest edilir ve teşkilatın merkezinde kapsamlı bir sorguya alınır. Gazeteci, Alman istihbaratı tarafından casusluk ile suçlanmaktadır. Ajanların amaçları gazetecinin Genelkurmaydaki bağlantısını ortaya çıkarmaktır. Çünkü çok gizli olan bu bilgi ancak Genelkurmaydan sızmış olabilirdi. Bir başka ekip de gazetecinin evini aramaktadır.

Casusluk ile suçlanan gazeteci ise suçlamaları reddetmekte, bilgiyi yalnızca Alman Genelkurmayı ile alakalı gazetelerde çıkan haberlerden ve bürokratların beyanatlarından analizle kaleme aldığını iddia etmektedir. Uzun bir sorgunun ardından gazetecinin evini arayan istihbarat ekibi klasörler dolusu doküman ile merkeze gelirler. Onlarca klasör, yıllar boyu Alman Genelkurmayı hakkında çıkmış tüm haberlerin gazete küpürlerini ve beyanatların metinlerini ihtiva etmektedir. Sonuç olarak gazetecinin casus olmadığına, bu Top Secret seviyesindeki bilgiyi “açık kaynak istihbaratı” sonucu ürettiğine kanaat getirilir ve gazeteci serbest bırakılır.

CASUSLAR DOSYASI : Eski CIA casusu Amaryllis Fox ve tarihin en ünlü 10 Casusu


Eski CIA casusu Amaryllis Fox ve tarihin en ünlü 10 Casusu

Amerikan Merkezi Haber Alma Örgütü’nün (CIA) gizli taktikleri son yıllarda sayısız dizi ve filme konu olurken, eski bir ajan gerçekte neler yaşandığına ışık tutan bir kitap kaleme aldı. Amaryllis Fox, CIA’in kahve zinciri Starbucks üzerinden gizli bir haberleşme ağı kurduğunu öne sürdü.

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) casus filmlerini aratmayan şekilde faaliyet gösterdiğine dair içerden itiraflar geldi.

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasının dünyasında, 2003-2010 yılları arasında 16 ülkede terör ağlarına sızmak üzere görev yapmış bulunan eski CIA gizli casusu Amaryllis Fox, anılarını yayımladı.

"Life Undercover: Coming of Age in the CIA" (Gizli Hayat: CIA’de Yetişmek) isimli anı kitabında en ilgi çeken casusluk numaralarından biri de Starbucks hediye kartları üzerinden haberleşme oldu.

Bir CIA eğitmeninden öğrendiği numara, Starbucks hediye kartları sayesinde kendi aralarında haberleşmeye yönelik:

Eğitmen her tilmizine bir Starbucks hediye kartı veriyor ve "Beni görmeye ihtiyaç duyarsan bir kahve al" diyor.

Ardından her gün bir internet kafeye gidip kart numaralarını kontrol ediyor ve birinin bakiyesi bitmişse görüşmesi olduğunu anlıyor.

Bu sayede tebeşir işareti ya da alçaltılmış pencere panjurlarını kontrol etmek gibi farklı fiziksel işaretlerin konulduğu alanların çok geniş bölgesinde her gün otomobille turlamaktan kurtuluyor.

Üstüne üstlük kart numarası ile kimlik arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığından, tüm işlem son derece güvenli.

Genel manada restoranların casusluğun ayrılmaz parçası olduğunu da anlatan Fox, bir sonraki saldırıyı öngörme ya da önlemeye yardımcı olacak şekilde hükümetler ya da terör gruplarına erişimi olan kaynaklarla restoranlarda görüşmeyi tercih ettiklerini aktardı.

Bazen bu buluşmaların tesadüfi olduğunu, ama daha çok tesadüfi görünecek şekilde planlandığını belirten Fox, restoranlarda önceden hazırlanma imkanlarının bulunduğuna da dikkat çekti.

"Çok sayıda giriş ve çıkış yardımcı olur ve kabin veya gizli köşe gibi özel oturma alanları bir artıdır. Belki de hepsinden önemlisi, güvenlik kameralarının ve mekanın müdavimi tipinde müşterilerin mevcudiyetidir" diyen Fox, restoranların aynı zamanda sırtı duvara dayalı oturmak için bol seçenek sunduğunu, durumsal farkındalık sağladığını ve sohbet ortağının yüzünün salonda bulunanların izleme açısının dışında kalmasını sağladığını kaydetti.

GELMİŞ GEÇMİŞ EN ÜNLÜ CASUSLAR

20. yüzyılda yaşanan savaşlar, politik krizler ve gerilimler istihbaratın önemini artırmış ve casusların yüzyılı yaşanmıştı. İşte dünya savaşlarından soğuk savaşa tarihe damgasını vuran ünlü 20 casus…

Mata Hari: Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya için casusluk yapan bir dansçıydı. Hollandalı olan Mata Hari’nin asıl adı Margaretha Geertruida Zelle’ydi. Fransız, İngiliz ve Rus subay ve devlet adamlarından çok gizli askeri bilgiler toplayıp bunlara ‘kızına yazılmış mektup’ süsü vererek Almanlara ulaştırıyordu. Fransızlar tarafından 15 Ekim 1917’de kurşuna dizilerek idam edildi.

Juan Pujol: Tarihin en çok bilinen çifte ajanlarından biriydi. Barcelona doğumlu Pujol, II. Dünya Savaşı’nda hem Nazi Almanyası’na hem de Büyük Britanya hesabına çalışıyordu. İngilizler onu Garbo, Almanlar ise Alaric Arabel kod adıyla tanıyordu. 1988 yılında Venezuela’nın başkenti Caracas’ta öldü.

Aldrich Hazen Ames: Çifte ajan olan Ames CIA ve Rusya’nın hesabına 10 yıl boyunca çalıştı. CIA’de göreve başladıktan sonra 1969’da Ankara’ya gönderilen Ames’in amacı Sovyet istihbarat subaylarını ABD tarafına çekmekti. Eşinden ayrıldıktan sonra maddi problemlerle karşılaşan Ames, 1985’de Washington’daki Sovyetler Birliği elçiliğine gidip onlara Amerikan sırlarını sattı ve Ruslar için çalışmaya başladı. Bir yandan da CIA’deki görevini sürdüren Ames, KGB ve Sovyet Ordusu’ndaki Amerikan kaynaklarını Ruslara sızdırdı, bunların 10’u öldürüldü. Lüks yaşam tarzı FBI’ın dikkatini çekti ve bir süre sonra casusluk suçu ile ABD tarafından tutuklandı. Halen hapisandedir. Tarihin en pahalı casusu unvanına sahiptir. İçimizdeki Hain adıyla hayatı filme de çekilmiştir.

Isser Harel: Buenos Aires’e kaçan Alman Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın ele geçirilmesi operasyonunun baş kahramanıydı. İsrail gizli servisini 11 yıl boyunca yönetti. Rusya’dan İsrail’e göç eden Harel, 1963’te istifa ederek Mossad’dan ayrıldı. 2003’te Tel Aviv’de öldü.

Markus Wolf: Doğu Almanya İstihbarat Merkez İdaresi’nin başıydı. 34 yıl boyunca MfS’nin 2 numaralı adamı olarak Soğuk Savaş7a damgasını vurdu. 1950 ile 1980 yılları arasında Batı ülkelerine 4 bin kadar ajan yerleştiren Wolf, ajanları seçerken yakışıklı olmalarına dikkat ediyordu. Nedeniyse devlet dairelerindeki sekreterlerin zaaflarından yararlanmaktı. Bu tercihi nedeniyle Wolf’un ajanlarına ‘Romeo Ajanlar’ deniliyordu. Wolf 83 yaşındayken Berlin’de hayatını kaybetti.

Richard Sorge: İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Japonya’da görev yapan Sovyetler Birliği casusuydu. En başarılı casuslar arasında gösterilen Sorge’un kod adı Ramsay’di. Almanya ve Japonya’da bir yandan gazeteci olarak çalışırken bir yandan da casusluk yapıyordu. 1941’de Tokyo’da yakalandı, 1944’te idam edildi. Sovyetler Birliği’yle ilişkisin reddetti, ancak ölümünden 20 yıl sonra SSCB onu kahraman ilan etti.

Kim Philby: Harold Adrian Russell "Kim" Philby, soğuk savaş döneminin en önemli çift taraflı casusu, eski Britanyalı istihbarat görevlisi. Önceleri Britanyalı istihbaratının yüksek mevkili casuslarından olan Philby, daha sonra Sovyetler Birliği için çalıştı. KGB için çalıştı. 11 Mayıs 1988’de hayatını kaybetti.

Mijail Koltsov: İspanyol İç Savaşı sırasında Kremlin’in hesabına çalışıyordu. Gazeteciydi. Kiev doğumlu Koltsov İspanyol İç Savaşı’na dair yazdığı kitaplarla da günümüzde tanınıyor. 2 Şubat 1940’ta vurularak öldürüldü.

Sidney Reilly: James Bond karakterinin oluşturulmasında esinlenildiği iddia edilen iki ajandan biri olan Reilly, İngiliz Gizli Servisi için çalışıyordu. 20. yüzyılın ilk süper ajanı olarak kabul edilir.

Anthony Blunt: Cambridge 5’lisinden biri olan Blunt, İngiliz gizli servisinde Sovyetler hesabına çalışan bir başka sanat tarihçisiydi.

Dusko Popov: II. Dünya Savaşı’nda İngiliz Gizli Servisi adına çalışan Alman istihbaratına ise yanlış bilgi aktaran çifte ajandı. Japonların Pearl Harbour saldırısı için ABD’yi uyarmıştı, ancak FBI ona güvenmediği için bu uyarıyı dikkate almamıştı. Sırp asıllı olan ajanın tıpkı Reilly gibi, James Bond’a esin verdiği söylenir. Gerçek yaşamöyküsü Casuslar Casusu adıyla Türkçe’ye aktarılmıştır.

George Blake: İngiliz ajanı Blake, dünya Kuzey Kore tarafından yakalanmasıyla dikkat çekmişti. 3 yıl burada kaldıktan sonra İngiltere’ye döndüğünde artık çifte ajandı ve komünist olmuştu. Kuzey Kore hesabına çalışmaya başladı.

Krystyna Skarbek: Crhristine Granville olarak tanınan Krystyna Skarbek, Polonya doğumluydu. İngilizler için İkinci Dünya Savaşı’nda casusluk yaptı. Nazi işgalindeki Polonya ve Fransa’dan elde ettiği gizli bilgilerle dikkat çekti. İngiltere’ye en uzun süreli hizmet veren kadın casuslardan biri oldu. 15 Haziran 1952’de Londra’da bir otelde bıçaklanarak öldürüldü.

Rosenberg çifti: Amerikalı Ethel ve Julius Rosenberg çifti, ABD’nin atom bombası ve nükleer sırlarını Sovyetler Birliği’ne satmakla suçlanıp yargılanıp 1953’te elektrikli sandalyede idam edildiler. Bu idam o dönem büyük tartışma yaratmıştı. Çift ABD Komünist Partisi üyesiydi. Ancak suçlamaların doğruluğu uzun süre tartışıldı. Yıllar sonra Sovyet haberleşmeleri deşfire edilip kamuya açıldı ve Julius Rosenberg’in aktif olarak casusluk yaptığı ortaya çıktı, ancak eşi Ethel Rosenberg’in casusluk yaptığına dair hiçbir delil bulunumadı.

Oleg Vladímirovich Penkovski: Oleg Vladimiroviç Penkovskiy, kod adı "Agent Hero", SSCB’nin askeri istihbaratı GRU’da görevli bir albaydı. 1950’li ve 60’lı yıllarda Birleşik Krallık ve Birleşik Devletleri SSCB’nin Küba’ya yerleştirdiği füzelerden ve Küba Füze Krizi’nden haberdar etti. 1955’te Ankara’da askeri ateşelik yaptı. Rus İç Savaşı’nda öldü.

Mark Felt: Derin Gırtlak olarak tanınan Mark Felt, FBI’ın iki numarasıydı. Watergate Skandalı’nda Başkan Richard Nixon’ın istifasını hazırlayan 2 gazeteciden biri olan Woodward bilgileri Felt’ten aldığını anlattı.

Ramon Mercader: Sovyet Gizli servisi için çalışan İspanyol ajan Ramon Mercader, , 1940’taki Lev Troçki suikastıyla tanınıyor. Meksika’da Troçki’nin Stalin’in emriyle öldüren Mercader komünistti. Sovyetler Birliği’nde gizliliği kaldırılan arşivlerde Mercader’in Sovyet NKVD için ajanlık yaptığı ortaya çıktı. 20 yıl hapis yatan Mercader 1978’de Küba’da hayatını kaybetti.

Klaus Fuchs: Atom bombasının yapımında rol oynayan fizikçilerden biri olan Fuchs, Alman Komünist Partisi’yle yakından ilişkiliydi. Amerika’nın Manhattan Projesi’nden elde ettiği bilgileri Sovyetler Birliği’ne verdiği gerekçesiyle mahkum edildi. Ocak 1950’de casus olduğunu itiraf etti. İngiliz vatandaşlığından çıkarıldı. 9 yıl hapis yatıp çıktı ve Doğu Almanya’ya yerleşti. 28 Ocak 1988’de Berlin’de duvar yıkılmadan önce öldü.

Daniel Ellsberg: Vietnam Savaşı sırasında ABD hükümetinin sırlarını ifşa eden kişi olarak tanınıyor. Amerikalı aktivist ve askeri analist olan Ellsberg, 1971’de Pentagon Belgeleri’ni yayınlamıştı. Çok gizli belgeler New York Times ve diğer gazetelerde yayınlanmıştı.