FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’cüler, belge ve evrakları ‘casus kalem’ ile çalmış


FETÖ’cüler, belge ve evrakları ‘casus kalem’ ile çalmış

FETÖ’cüler, belge ve evrakları "casus kalem" ile çalmış – Adalet Bakanlığındaki FETÖ yapılanmasına yönelik operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheliden 35’inin itirafçı olması, 600’e yakın örgüt üyesinin deşifre edilmesini sağladı – "T – Rex" ve "Albatros" adı verilen gizli tanıklar ile itirafçıların ifadeleri doğrultusunda, örgüt üyelerinin, bakanlık personelini "Tarak" adı verdikleri bir kodlama yöntemiyle 19 başlık altında fişlediği tespit edildi – Örgüt üyelerinin belge ve evrakları, tarayıcı kalem kullanarak kopyaladığı belirlendi.

Adalet Bakanlığındaki Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheliden itirafçı olan 35’inin verdiği bilgiler, 600’e yakın yeni ismin deşifre edilmesini ve kullandıkları yöntemlerin açığa çıkmasını sağladı. AA muhabirinin aldığı bilgilere göre, bakanlık bünyesinde başlatılan idari soruşturma sürecinde itirafçı olan "T – Rex" ve "Albatros" adları verilen iki gizli tanığın aktardığı bilgiler ile Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) çalışmaları, örgütün, hakim ve savcıların dışında kalan personel arasında da yapılanmaya gittiğini ortaya çıkardı. Bu kapsamda, örgütün bakanlık yapılanmasında kullandığı 906 "operasyonel hat" ile aralarında aktif çalışanların da yer aldığı 3 binin üzerinde personel ve örgütün 270 "mahrem imamı" deşifre edildi.

Bilgilerin iletildiği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 59 ile şüpheli listesi gönderirken, Ankara ‘da aralarında 23 aktif çalışan zabıt katibi ve infaz koruma memurunun da olduğu 84 şüpheli hakkında gözaltı kararı verdi. Bunun üzerine harekete geçen Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 13 Aralık’ta 16 ilde eş zamanlı düzenlediği Ankara merkezli operasyonlarda 84 şüpheliden 60’ını yakaladı. – Ağır darbe vuruldu Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğünde sorgulanan şüphelilerden aralarında örgütün 11 mahrem imamının da yer aldığı 35’i, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak bildiklerini tüm detaylarıyla anlattı. İtirafçıların verdiği bilgiler bir taraftan 600’e yakın yeni ismin deşifre edilmesini sağlarken diğer taraftan da örgütün bakanlık bünyesinde nasıl faaliyet gösterdiğini gözler önüne serdi. – "Tarak" yöntem iİfade ve tespitlere göre FETÖ, Adalet Bakanlığındaki çalışanların büyük çoğunluğunu rakam ve harf kodlaması yaparak "Tarak" adını verdiği bir yöntemle fişledi.

Bu yöntemle, bakanlık bünyesinde çalışanlardan ateist olan veya Allah inancı olmayan kişiler 0, Allah’a inancı olup ibadet etmeyen kişiler 1, cuma namazına giden ve oruç tutan erkekler ile oruç tutup mütevazı giyinen kadınlar 2, bütün vakit namazlarını kılanlar 3, namaz kılan ve ara sıra sohbete gidenler 3A, namaz kılıp örgüte sempati duyan fakat sohbetlere katılmadığı halde örgütün kazanmayı hedeflediği kişiler 3İ, namaz kılan ulasalcı ve milliyetçiler 3U, düzenli sohbete gelenler 4, mütevelli adayları 4A, mütevelliler 5, şartsız ve koşulsuz bağlı olarak elde ettikleri bilgileri örgüt talep etmeden iletenler 5A, başka cemaatlere mensup olanlar 6U, ibadet eden Aleviler 7, dinden uzak Aleviler 7A, Caferiler 7C, paraya tamah edenler 8, kadın zaafı olanlar 9, terör örgütü PKK sempatizanları P, alkol ve kumar düşkünlüğü olanlar ise R harfiyle kodlandı. – "Kalem şeklinde tarayıcı kullanın" talimatı Emniyette itirafta bulunan bir şüpheli, örgütün, 5A kategorisinde olan üyeleri üzerinden Adalet Bakanlığı bünyesinde bir "istihbarat ağı" kurduğunu ve bu ağ üzerindeki mahremler aracılığı ile belge ve evrak topladığını anlattı. Sohbet toplantılarında devleti ve hukümeti zora sokmak amacıyla belge ve evrakın "casus kalem" yöntemiyle kayıt altına alınması için kalem şeklindeki tarayıcıların kullanılması talimatının 2012 yılında verildiği, bu yöntemle taranan belge ve evrakın 5A kategorisindeki örgüt üyeleri aracılığıyla tek kullanımlık hafıza kartlarına konularak örgüte ulaştırıldığı tespit edildi. Operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından gruplar halinde adliyeye gönderildi. Adliyeye sevk edilen 53 şüpheliden 7’si tutuklanırken 4’üne ev hapsi verildi.
Diğer zanlılar ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

CASUSLAR DOSYASI : AÇIK İSTİHBARATIN ÖNEMİ VE BND’NİN CASUS REZALETİ


EREN TALHA ALTUN : “Çok Gizli” Seviyesindeki Bilgiyi Deşifre Eden Alman Gazeteci

Geçmişte Alman gazetelerinden birinde bir haber çıkar. Haberi kaleme alan gazetecinin iddiasına göre Alman Genelkurmayı yeniden yapılanmayı ve kurmay kademesinde çok önemli değişiklikler yapmayı planlamaktadır. Bu haber ülkede çok ilgi görmez ancak haberin yayınlandığı akşam yazar, Alman İstihbarat Teşkilatı tarafından bir operasyonla derdest edilir ve teşkilatın merkezinde kapsamlı bir sorguya alınır. Gazeteci, Alman istihbaratı tarafından casusluk ile suçlanmaktadır. Ajanların amaçları gazetecinin Genelkurmaydaki bağlantısını ortaya çıkarmaktır. Çünkü çok gizli olan bu bilgi ancak Genelkurmaydan sızmış olabilirdi. Bir başka ekip de gazetecinin evini aramaktadır.

Casusluk ile suçlanan gazeteci ise suçlamaları reddetmekte, bilgiyi yalnızca Alman Genelkurmayı ile alakalı gazetelerde çıkan haberlerden ve bürokratların beyanatlarından analizle kaleme aldığını iddia etmektedir. Uzun bir sorgunun ardından gazetecinin evini arayan istihbarat ekibi klasörler dolusu doküman ile merkeze gelirler. Onlarca klasör, yıllar boyu Alman Genelkurmayı hakkında çıkmış tüm haberlerin gazete küpürlerini ve beyanatların metinlerini ihtiva etmektedir. Sonuç olarak gazetecinin casus olmadığına, bu Top Secret seviyesindeki bilgiyi “açık kaynak istihbaratı” sonucu ürettiğine kanaat getirilir ve gazeteci serbest bırakılır.

CASUSLAR DOSYASI : Eski CIA casusu Amaryllis Fox ve tarihin en ünlü 10 Casusu


Eski CIA casusu Amaryllis Fox ve tarihin en ünlü 10 Casusu

Amerikan Merkezi Haber Alma Örgütü’nün (CIA) gizli taktikleri son yıllarda sayısız dizi ve filme konu olurken, eski bir ajan gerçekte neler yaşandığına ışık tutan bir kitap kaleme aldı. Amaryllis Fox, CIA’in kahve zinciri Starbucks üzerinden gizli bir haberleşme ağı kurduğunu öne sürdü.

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) casus filmlerini aratmayan şekilde faaliyet gösterdiğine dair içerden itiraflar geldi.

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasının dünyasında, 2003-2010 yılları arasında 16 ülkede terör ağlarına sızmak üzere görev yapmış bulunan eski CIA gizli casusu Amaryllis Fox, anılarını yayımladı.

"Life Undercover: Coming of Age in the CIA" (Gizli Hayat: CIA’de Yetişmek) isimli anı kitabında en ilgi çeken casusluk numaralarından biri de Starbucks hediye kartları üzerinden haberleşme oldu.

Bir CIA eğitmeninden öğrendiği numara, Starbucks hediye kartları sayesinde kendi aralarında haberleşmeye yönelik:

Eğitmen her tilmizine bir Starbucks hediye kartı veriyor ve "Beni görmeye ihtiyaç duyarsan bir kahve al" diyor.

Ardından her gün bir internet kafeye gidip kart numaralarını kontrol ediyor ve birinin bakiyesi bitmişse görüşmesi olduğunu anlıyor.

Bu sayede tebeşir işareti ya da alçaltılmış pencere panjurlarını kontrol etmek gibi farklı fiziksel işaretlerin konulduğu alanların çok geniş bölgesinde her gün otomobille turlamaktan kurtuluyor.

Üstüne üstlük kart numarası ile kimlik arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığından, tüm işlem son derece güvenli.

Genel manada restoranların casusluğun ayrılmaz parçası olduğunu da anlatan Fox, bir sonraki saldırıyı öngörme ya da önlemeye yardımcı olacak şekilde hükümetler ya da terör gruplarına erişimi olan kaynaklarla restoranlarda görüşmeyi tercih ettiklerini aktardı.

Bazen bu buluşmaların tesadüfi olduğunu, ama daha çok tesadüfi görünecek şekilde planlandığını belirten Fox, restoranlarda önceden hazırlanma imkanlarının bulunduğuna da dikkat çekti.

"Çok sayıda giriş ve çıkış yardımcı olur ve kabin veya gizli köşe gibi özel oturma alanları bir artıdır. Belki de hepsinden önemlisi, güvenlik kameralarının ve mekanın müdavimi tipinde müşterilerin mevcudiyetidir" diyen Fox, restoranların aynı zamanda sırtı duvara dayalı oturmak için bol seçenek sunduğunu, durumsal farkındalık sağladığını ve sohbet ortağının yüzünün salonda bulunanların izleme açısının dışında kalmasını sağladığını kaydetti.

GELMİŞ GEÇMİŞ EN ÜNLÜ CASUSLAR

20. yüzyılda yaşanan savaşlar, politik krizler ve gerilimler istihbaratın önemini artırmış ve casusların yüzyılı yaşanmıştı. İşte dünya savaşlarından soğuk savaşa tarihe damgasını vuran ünlü 20 casus…

Mata Hari: Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya için casusluk yapan bir dansçıydı. Hollandalı olan Mata Hari’nin asıl adı Margaretha Geertruida Zelle’ydi. Fransız, İngiliz ve Rus subay ve devlet adamlarından çok gizli askeri bilgiler toplayıp bunlara ‘kızına yazılmış mektup’ süsü vererek Almanlara ulaştırıyordu. Fransızlar tarafından 15 Ekim 1917’de kurşuna dizilerek idam edildi.

Juan Pujol: Tarihin en çok bilinen çifte ajanlarından biriydi. Barcelona doğumlu Pujol, II. Dünya Savaşı’nda hem Nazi Almanyası’na hem de Büyük Britanya hesabına çalışıyordu. İngilizler onu Garbo, Almanlar ise Alaric Arabel kod adıyla tanıyordu. 1988 yılında Venezuela’nın başkenti Caracas’ta öldü.

Aldrich Hazen Ames: Çifte ajan olan Ames CIA ve Rusya’nın hesabına 10 yıl boyunca çalıştı. CIA’de göreve başladıktan sonra 1969’da Ankara’ya gönderilen Ames’in amacı Sovyet istihbarat subaylarını ABD tarafına çekmekti. Eşinden ayrıldıktan sonra maddi problemlerle karşılaşan Ames, 1985’de Washington’daki Sovyetler Birliği elçiliğine gidip onlara Amerikan sırlarını sattı ve Ruslar için çalışmaya başladı. Bir yandan da CIA’deki görevini sürdüren Ames, KGB ve Sovyet Ordusu’ndaki Amerikan kaynaklarını Ruslara sızdırdı, bunların 10’u öldürüldü. Lüks yaşam tarzı FBI’ın dikkatini çekti ve bir süre sonra casusluk suçu ile ABD tarafından tutuklandı. Halen hapisandedir. Tarihin en pahalı casusu unvanına sahiptir. İçimizdeki Hain adıyla hayatı filme de çekilmiştir.

Isser Harel: Buenos Aires’e kaçan Alman Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın ele geçirilmesi operasyonunun baş kahramanıydı. İsrail gizli servisini 11 yıl boyunca yönetti. Rusya’dan İsrail’e göç eden Harel, 1963’te istifa ederek Mossad’dan ayrıldı. 2003’te Tel Aviv’de öldü.

Markus Wolf: Doğu Almanya İstihbarat Merkez İdaresi’nin başıydı. 34 yıl boyunca MfS’nin 2 numaralı adamı olarak Soğuk Savaş7a damgasını vurdu. 1950 ile 1980 yılları arasında Batı ülkelerine 4 bin kadar ajan yerleştiren Wolf, ajanları seçerken yakışıklı olmalarına dikkat ediyordu. Nedeniyse devlet dairelerindeki sekreterlerin zaaflarından yararlanmaktı. Bu tercihi nedeniyle Wolf’un ajanlarına ‘Romeo Ajanlar’ deniliyordu. Wolf 83 yaşındayken Berlin’de hayatını kaybetti.

Richard Sorge: İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Japonya’da görev yapan Sovyetler Birliği casusuydu. En başarılı casuslar arasında gösterilen Sorge’un kod adı Ramsay’di. Almanya ve Japonya’da bir yandan gazeteci olarak çalışırken bir yandan da casusluk yapıyordu. 1941’de Tokyo’da yakalandı, 1944’te idam edildi. Sovyetler Birliği’yle ilişkisin reddetti, ancak ölümünden 20 yıl sonra SSCB onu kahraman ilan etti.

Kim Philby: Harold Adrian Russell "Kim" Philby, soğuk savaş döneminin en önemli çift taraflı casusu, eski Britanyalı istihbarat görevlisi. Önceleri Britanyalı istihbaratının yüksek mevkili casuslarından olan Philby, daha sonra Sovyetler Birliği için çalıştı. KGB için çalıştı. 11 Mayıs 1988’de hayatını kaybetti.

Mijail Koltsov: İspanyol İç Savaşı sırasında Kremlin’in hesabına çalışıyordu. Gazeteciydi. Kiev doğumlu Koltsov İspanyol İç Savaşı’na dair yazdığı kitaplarla da günümüzde tanınıyor. 2 Şubat 1940’ta vurularak öldürüldü.

Sidney Reilly: James Bond karakterinin oluşturulmasında esinlenildiği iddia edilen iki ajandan biri olan Reilly, İngiliz Gizli Servisi için çalışıyordu. 20. yüzyılın ilk süper ajanı olarak kabul edilir.

Anthony Blunt: Cambridge 5’lisinden biri olan Blunt, İngiliz gizli servisinde Sovyetler hesabına çalışan bir başka sanat tarihçisiydi.

Dusko Popov: II. Dünya Savaşı’nda İngiliz Gizli Servisi adına çalışan Alman istihbaratına ise yanlış bilgi aktaran çifte ajandı. Japonların Pearl Harbour saldırısı için ABD’yi uyarmıştı, ancak FBI ona güvenmediği için bu uyarıyı dikkate almamıştı. Sırp asıllı olan ajanın tıpkı Reilly gibi, James Bond’a esin verdiği söylenir. Gerçek yaşamöyküsü Casuslar Casusu adıyla Türkçe’ye aktarılmıştır.

George Blake: İngiliz ajanı Blake, dünya Kuzey Kore tarafından yakalanmasıyla dikkat çekmişti. 3 yıl burada kaldıktan sonra İngiltere’ye döndüğünde artık çifte ajandı ve komünist olmuştu. Kuzey Kore hesabına çalışmaya başladı.

Krystyna Skarbek: Crhristine Granville olarak tanınan Krystyna Skarbek, Polonya doğumluydu. İngilizler için İkinci Dünya Savaşı’nda casusluk yaptı. Nazi işgalindeki Polonya ve Fransa’dan elde ettiği gizli bilgilerle dikkat çekti. İngiltere’ye en uzun süreli hizmet veren kadın casuslardan biri oldu. 15 Haziran 1952’de Londra’da bir otelde bıçaklanarak öldürüldü.

Rosenberg çifti: Amerikalı Ethel ve Julius Rosenberg çifti, ABD’nin atom bombası ve nükleer sırlarını Sovyetler Birliği’ne satmakla suçlanıp yargılanıp 1953’te elektrikli sandalyede idam edildiler. Bu idam o dönem büyük tartışma yaratmıştı. Çift ABD Komünist Partisi üyesiydi. Ancak suçlamaların doğruluğu uzun süre tartışıldı. Yıllar sonra Sovyet haberleşmeleri deşfire edilip kamuya açıldı ve Julius Rosenberg’in aktif olarak casusluk yaptığı ortaya çıktı, ancak eşi Ethel Rosenberg’in casusluk yaptığına dair hiçbir delil bulunumadı.

Oleg Vladímirovich Penkovski: Oleg Vladimiroviç Penkovskiy, kod adı "Agent Hero", SSCB’nin askeri istihbaratı GRU’da görevli bir albaydı. 1950’li ve 60’lı yıllarda Birleşik Krallık ve Birleşik Devletleri SSCB’nin Küba’ya yerleştirdiği füzelerden ve Küba Füze Krizi’nden haberdar etti. 1955’te Ankara’da askeri ateşelik yaptı. Rus İç Savaşı’nda öldü.

Mark Felt: Derin Gırtlak olarak tanınan Mark Felt, FBI’ın iki numarasıydı. Watergate Skandalı’nda Başkan Richard Nixon’ın istifasını hazırlayan 2 gazeteciden biri olan Woodward bilgileri Felt’ten aldığını anlattı.

Ramon Mercader: Sovyet Gizli servisi için çalışan İspanyol ajan Ramon Mercader, , 1940’taki Lev Troçki suikastıyla tanınıyor. Meksika’da Troçki’nin Stalin’in emriyle öldüren Mercader komünistti. Sovyetler Birliği’nde gizliliği kaldırılan arşivlerde Mercader’in Sovyet NKVD için ajanlık yaptığı ortaya çıktı. 20 yıl hapis yatan Mercader 1978’de Küba’da hayatını kaybetti.

Klaus Fuchs: Atom bombasının yapımında rol oynayan fizikçilerden biri olan Fuchs, Alman Komünist Partisi’yle yakından ilişkiliydi. Amerika’nın Manhattan Projesi’nden elde ettiği bilgileri Sovyetler Birliği’ne verdiği gerekçesiyle mahkum edildi. Ocak 1950’de casus olduğunu itiraf etti. İngiliz vatandaşlığından çıkarıldı. 9 yıl hapis yatıp çıktı ve Doğu Almanya’ya yerleşti. 28 Ocak 1988’de Berlin’de duvar yıkılmadan önce öldü.

Daniel Ellsberg: Vietnam Savaşı sırasında ABD hükümetinin sırlarını ifşa eden kişi olarak tanınıyor. Amerikalı aktivist ve askeri analist olan Ellsberg, 1971’de Pentagon Belgeleri’ni yayınlamıştı. Çok gizli belgeler New York Times ve diğer gazetelerde yayınlanmıştı.

CASUSLAR DOSYASI : İlyas Bazna’ya “Çiçero” adını Franz von Papen taktı | Casus savaşları


İlyas Bazna’ya “Çiçero” adını Franz von Papen taktı | Casus savaşları

Ünlü casus İlyas Bazna’ya “Çiçero” adını, Alman Büyükelçi Franz von Papen taktı. Parayla belge temin etme işini de “Çiçero operasyonu” diye adlandırdı.

Alman Büyükelçi Franz von Papen, İlyas Bazna‘dan para karşılığı temin ettiği belgeleri, Hitler’e ulaştırıyordu. Yapılan işin önemi nedeniyle de Bazna’ya, Romalı ünlü devlet adamı Çiçero‘nun adını "kod" olarak vermişti. Belge temin etme olayını da "Çiçero Operasyonu" olarak adlandırmıştı. Bazna’dan elde edilen belgeler özel kuryeyle Almanya‘ya Hitler’e ulaşırdı. Ancak bunlar öylesine önemli belgelerdir ki Hitler inanmakta güçlük çekerdi. Bazna’nın çift taraflı casus olduğu düşünülür ve şaşırtma yaptığı varsayılırdı. Gazeteci Özgen Acar, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) bu casusluktan haberdar olduğunu ve Bazna’nın her belgenin bir kopyasını da Türkiye‘ye de verdiğini yazdı.

Franz von Papen

SAHTE 400 BİN STERLİN
Mart 1944’e kadar süren operasyonda bir sızma olduğundan şüphelenilmesi üzerine Bazna, İngiliz Büyükelçiliği’nden ayrılır. Artık çok zengin birisidir. Çünkü 400 bin sterlini vardır. Ama sonradan anlar ki, sterlinler sahtedir. Kendisine belgeler karşılığında Almanlar’ın, İngiltere‘yi ekonomik olarak çökertmek için bastığı sahte paralardan verilmiştir. Bazna, Alman Konsolosluğu’na başvurarak paraların gerçeğini ister ama tabii ki alamaz.

KENDİ KİTABINI YAZDI
İlyas Bazna, bir ara Bursa Çelik Palas ek inşaat işi olmak üzere müteahhitlik yapar. Ancak ticaret ve müteahhitlik casusluktan da zordur ve batar. Kendisine Çiçero adının takıldığını Alman İstihbaratçı Ludwig Carl Moyzisch’in 1950’de yayınlanan anılarından öğrenir. Önce Çiçero olduğunu kabul etmez. Ama 1962’de "Ben Çiçero’ydum" adıyla anılarını yazar ve bu kitaptan bir miktar para kazanır. Sonunda Almanya, yaptığı hizmet karşılığı kendisine maaş bağlar. Ve yeni eşiyle birlikte Almanya’ya göç eder. Münih’te 66 yaşında hayatını kaybeder.

Erdal Beşikçioğlu, Çiçero’yu oynadı.

CASUSLAR DOSYASI /// Eren Talha Altun : Casus olduğunu itiraf eden Çinli, sığınma talebinde bulundu


Eren Talha Altun : Casus olduğunu itiraf eden Çinli, sığınma talebinde bulundu

Çin istihbarat servisine çalıştığını itiraf eden Vang “William” Liçiang, ülkesinin yurt dışındaki müdahale operasyonlarını nasıl yürüttüğü konusunda Avustralya Güvenlik İstihbarat Teşkilatına (ASIO) bilgi vererek siyasi sığınma talebinde bulundu.

Vang’ın Çin’in üst düzey askeri istihbarat subaylarının Hong Kong, Tayvan ve Avustralya’da siyasi müdahalede bulunmak için yaptığı fon sağlama operasyonları hakkında ASIO’ya ayrıntılı bilgi verdiği iddia edildi. Çinli casus Vang’ın, Avustralya istihbaratına bilgi sunduktan sonra siyasi sığınma talebinde bulunduğu bildirildi.

“Şahsen ben de dahil oldum ve bir dizi casusluk faaliyetine katıldım.”

Hong Kong’a sızdığını itiraf eden William ; Vang’ın, Hong Kong merkezli yatırım şirketinin bir parçası olduğunu ve Çin hükümetinin Hong Kong’da siyasi sızma, üniversitelere sızma ve muhaliflere karşı siber saldırıları yönlendirmeyi içeren bir politikası olduğunu söyledi.

CASUSLAR DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Casusların ‘Araf’ı İstanbul


FERHAT ÜNLÜ : Casusların ‘Araf’ı İstanbul

Tarihte bilinen en büyük ‘hain casus’ olan Harold Adrian Russell Kim Philby, şimdilerde bir balık restoranı olan panoramik Boğaz manzaralı Münevver Ayaşlı Yalısı’nı ev ve çalışma ofisi olarak kullandığı iki yılın sonunda İstanbul’dan ayrıldı. Gittiğinde sene 1949’du.

Anthony Blunt, Guy Burgess, Donald MacLean ve hâlâ kim olduğu tartışmalı bir isimden oluşan meşhur ‘Cambridge Beşlisi’nin lideri olan Philby, ülkemize 1947 Şubatı’nda gelmiş, buradaki görevi bittikten sonra da Washington’a atanmıştı.

1963’te Beyrut’ta görevliyken deşifre olana kadar da İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6 ya da SIS’in üst düzey yöneticisi olarak Sovyetler Birliği’ne çalıştı. Foyası ortaya çıkınca Moskova’ya iltica etti. Philby, Asya ile Avrupa arasında köprü olan ‘casusların araf şehri’ İstanbul’dan yolu geçen tek istihbaratçı değil elbette.

Bu haftaki Üç Boyutlu Portre’de İngiliz eski istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier’in (Meslektaşı Thomas Edward Lawrence ya da psikanalist/düşünür Carl Gustav Jung gibi tumturaklı bir ismi var) İstanbul’da 11 Kasım’da şüpheli biçimde ölümü vesilesiyle İstanbul’daki casusluk öykülerini okuyacaksınız.

Los Angeles nasıl melekler şehri olarak biliniyorsa İstanbul da Soğuk Savaş yılları, hatta Osmanlı’dan beri casuslar şehri olarak bilinir. Steven Spielberg’ün yönettiği Casuslar Köprüsü filminin adının içini, mecazi anlamda dolduran kent İstanbul’dur. Ne var ki Mesurier dâhil İstanbul’daki casuslar doğrudan Türkiye’ye hedef almaz, alamazlardı. Daha çok üçüncü bir ülkeye karşı çalışırlar ve ülkemizi lojistik merkez olarak kullanırlardı.

Ben Macintyre’ın Arkadaşlar Arasında Bir Casus: Kim Philby ve Büyük İhanet adlı kitabında yer alan bilgilere göre Türkiye’nin egemenliği sözkonusu olmadıkça İstanbul’daki casusluk faaliyetlerine göz yumuluyordu. Bir nihai tedbir olan tutuklama ve sınırdışı, ancak Pera Palas’ta İngiliz Başkonsolos Yardımcısı Chantry Hamilton Page’ın ağır yaralandığı bombalı saldırı ya da Almanya Büyükelçisi Franz von Papen’e suikast girişimi gibi ekstrem olaylarda istihbarat savaşı çığırından çıktığında yapılıyordu.

O yıllarda ajanlık öylesine aleni idi ki, bir istihbaratçı, Park Otel’in balo salonuna girdiği anda orkestra ‘Bebeğim, Ben Bir Casusum’ şarkısını çalmaya başlıyordu.

ROCKEFELLER’DAN YARDIM ALMIŞ

Kim Philby, Moda Yat Kulübü’nde Cam’bridge’ (Burası da ‘casuslar köprüsü’ imiş) Beşlisi’nin üyesi Guy Burgess’le birlikte bir gecede 52 brendi kadehi tüketecek kadar İstanbul’un gece hayatına uyum sağlamıştı.

1942’nin baharında İngiltere’nin Türkiye’deki operasyon faaliyetlerini yönetmek üzere İstanbul’a gönderilen Nicholas Elliott’ın ilk gecesinde götürüldüğü Taksim’s adlı mekân; şimdinin Cahidesi gibi restoran, gece kulübü ve kabare karışımı bir yerdi. Ancak Cahide’den farklı olarak İstanbul’un ‘casus merkez’lerinden biriydi.

Almanya Başkonsolosluğu’nun yanında bulunan eski Park Otel’in barı da casusların, martinilerini (Casus içkisi olarak bilinir ya) yudumladığı gayrimeşru istihbarat karargâhlarından biriydi.

O dönemin önemli casuslarından İlyas Bazna, yani Çiçero da, Almanya’ya da çalışan ama asıl olarak MİT’in atası Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti’nde hizmet eden bir istihbaratçıydı.

İngiliz casus eskisi ve yazar Ian Fleming’in (James Bond’un yazarıdır ama Sherlock Holmes-Arthur Conan Doyle misalindeki gibi kahramanından daha az meşhurdur) yolu da İstanbul’dan geçmişti. Fleming, Rusya’dan Sevgilerlefilmi için 23 Haziran 1963 tarihinde İstanbul’a gelmişti.

Graham Fuller 1960’larda genç bir CIA görevlisi olarak İstanbul’da çalıştı. Ha bu arada 1980 darbesinden sonra "Bizim çocuklar başardı" diyen dönemin CIA İstasyon Şefi Paul Henze’yi de unutmayalım.

O dönemde double ajanlar, muhbirler, fahişeler, alkolü fazla kaçırınca ‘ötenler’, uyuşturucu müptelaları, hepsi ama hepsi örümcek ağı gibi birbirine bağlı bir casusluk hücresinin parçası idiler.

Daha evvelinde, yani 20. Yüzyıl’ın başlarında Kızılay gönüllüsü, arkeolog, hemşire gibi maskelerle Türkiye’de casusluk faaliyetleri yürüten yabancı gizli servis elemanları vardı.

Daha da evveline gidelim. Emrah Sefa Gürkan’ın yazdığı 16. Yüzyıl Osmanlı’sında Karşı İstihbarat başlıklı çalışma, bize eskinin casusları hakkında bilgi veren çalışmalardan biri. Yerimiz sınırlı, oradaki bilgilerden yalnızca birini paylaşalım: 16. yüzyılda diplomasinin casusluğu absorbe ettiği ya da her ikisinin karşılıklı, daha net bir anlatımla birbirinin hilafına da olabildiğini yazıyor Gürkan.

Konu başlığımızı ilgilendiren boyutuyla o yıllarda zengin bir Yahudi banker olan ve Avrupa kraliyet aileleri ile teması bulunan Joseph Nasi’nin Avrupa’da epey dolaştıktan sonra bir casus olarak İstanbul’da faaliyet gösterdiğini de söyleyelim.

Eski casusluk hikâyeleri konusunda Servet Avşar’ın hazırladığı Birinci Dünya Savaşı’nda Casusluk Okulları, Casusluk Uygulamaları ve Osmanlı Devleti’nin Casusluğu Önleme Faaliyetleri başlıklı çalışma da önemli. Avşar’ın çalışmasında NİLİ adlı uzmanınca bilinen ve elbette İstanbul’da da faaliyet gösteren casusluk şebekesi hakkında önemli bilgiler verilmiş. Bu alandaki müstakil tek çalışmanın Celil Bozkurt’un kaleme aldığı Osmanlı Arşiv Belgeleri’nde NİLİ Casusluk Örgütü olduğunu da yeri gelmişken belirtelim.

NİLİ, Yahudiler’in kurduğu bir istihbarat örgütüydü, ancak İngilizlere de çalışıyordu. NİLİ, ‘İsrail’in İhtişamı Bitmeyecek’ anlamına gelen bir İbranice cümlenin (Netzah Israel Lo Ishakere) kısaltması. Bu casusluk şebekesi, Filistin cephesinde Kudüs dâhil Alman ve Türk subaylarından bilgi almak için fahişelerden, metreslerden istifade etmiş. Demek ki şimdilerde Mossad tarafından etkin biçimde kullanılan honey trapping (kadın cinselliğini kullanarak yürütülen istihbarat operasyonlarına verilen ad) yöntemini, atalarından miras almış Yahudiler. Servet Avşar’ın çalışmasının NİLİ ile ilgili bazı kısımlarına daha yakından bakalım:

"Birinci Dünya Savaşı esnasında Filistin’deki ordularımıza katılmak üzere Haydarpaşa’dan sevk edilen kıtaatımızın sınıf ve numaraları ve topların adedi şimendifer idaresi müstahdeminden biri tarafından düşmana ihbar edilmiştir."

Suriye sahası da dâhil Ortadoğu’da 20. Yüzyıl’ın başında faaliyet gösteren NİLİ, Filistin cephesinde İngilizlere hizmet ediyordu. NİLİ’nin yakalanan casuslarından Jozef Tobin sorgusundaki ifadesinde; "Ben ve Nauman Belkent, sık sık İngilizlerin tarafına geçerek oradan aldığımız emir ve talimatı Arason’un bu taraftaki vekiline getiriyorduk. Üçüncü ve dördüncü derecedeki ajanlarımızın topladığı bilgileri de bildiğiniz şekilde şişeler içinde İngilizlere yetiştiriyorduk" itirafında bulunmuştu.

Bu tarihsel arka planı verdikten sonra son dönemden de üç örnek sıralayıp odak konumuz Le Mesurier’e geçelim. İran’ın Eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Askari’nin 2006’da İstanbul’a geçtikten sonra ‘hassas nükleer’ sırlarla birlikte kuvvetle muhtemelen CIA, bir ihtimal de Mossad tarafından kaçırıldığını belirtelim.

Çok daha yeni iki örnek ise Kaşıkçı cinayetini ellerine yüzlerine bulaştırarak gerçekleştiren beceriksiz Suudi istihbaratçılar ve CIA’in eğittiği Birleşik Arap Emirlikleri casuslarıydı. (Bu casusların faaliyetlerini anlattığım yazı için bkz: Körfez’in stajyer casusları: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/2019/04/28/korfezin-stajyer-casuslari)

DÜŞMAN İKİ İSTİHBARATIN TERKİBİ

Millli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Bilkent Üniversitesi kütüphanesinde bulunan ‘Intelligence and Foreign Policy: A Comparison of British, American and Turkish Intelligence Systems’ (İstihbarat ve Dış Politika: İngiliz, Amerikan ve Türk İstihbarat Sistemleri’nin Mukayesesi) başlıklı yüksek lisans tezinde (Mayıs 1999) Türk istihbarat sistemini, parlamenter denetimli İngiliz istihbarat sistemiyle totaliter Rus istihbarat sisteminin bir terkibi olarak nitelendirmişti. Bilhassa kendisinin göreve geldiği 2010’dan bu yana Türkiye’nin istihbarat anlayışında olumlu yönde pek çok değişiklik oldu.

Bu tezde anılan İngiliz ve Rus istihbarat sistemi deyince, Litvinenko, Skripal olaylarından sonra her ne kadar intihar ya da daha büyük bir olasılıkla kaza gibi görünse de Le Mesurier’in ölümü gündeme geliyor.

Kaynaklarımla yaptığım görüşmeler ile İngilizce ve Türkçe açık kaynaklara dayanarak Le Mesurier’in tuhaf hikâyesinin kapsamlı bir özetini yapmaya çalışayım.

TGRT Haber’deki Kozmik Masa’da zaman zaman yayına aldığım karşı casusluk uzmanı Metin Ersöz, Le Mesurier’in kurduğu Mayday Rescue adlı sözde yardım kuruluşunun Rockefeller Brothers Fund’dan finansal yardım aldığı bilgisini veriyor. Ersöz, "En son 2016’da kendi ekibinden 7-8 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir operasyonda da deşifre olmuş biri. Bu bir istihbaratçı için en kötü durumdur" diyor.

Le Mesurier, sivillere saldıran Esad rejimi güçleri için "Yaptıkları iş, katiyen aşağılayıcı" demişti. Elhak, bu doğru. Ne var ki kendilerinin yaptıkları işin de masum olduğu söylenemez.

Le Mesurier 25 Mayıs 1971 Singapur doğumlu. 1990’larda İngiliz istihbarat subayı imiş ve Yugoslavya’da sözüm ona barışı koruma gücü ile birlikte çalışmış. En az onun kadar önemlisi, 2002’de ne yaptığı. Bu yılın başlarında Kudüs’te çalışmış. Oradaki görevi cezaevindeki altı tutukluyu Ramallah’dan kaçırmakmış. Daha ilginci, 2006-2011 arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nde oğul Bush’un kontr-terör danışmanı Richard Clarke’ın yönettiği Good Harbour adlı güvenlik şirketinde çalışmış. Manidar. Buradan da Suriye’ye geçmiş zaten.

KENDİ KENDİNE KOMPLO MU?

2013 senesinde Le Mesurier’in kurucusu olduğu Mayday Rescue’yu da kapsayan Beyaz Baretliler (veya Miğferler) kurulmuş Suriye’de. Bu yapının en yoğun faaliyeti Suriye sahasında. Bunun haricinde Somali ve Lübnan’da da faaliyet gösteriyorlar.

Şam’a göre Beyaz Baretliler El Kaide’nin doğal bir parçası. Hatta Esad, DEAŞ Lideri Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyon için de Beyaz Baretliler’in istihbarat sağladığına inanıyor.

Mesurier’in ölümünde finansal sebeplerin de etkili olabileceği yönünde (zimmetine para geçirme dâhil) kanılar var. Bunu da araştırdım. Mayday Rescue adlı kuruluşun şirketi 18 Aralık 2014’te işe başlamış, Beyoğlu Vergi Dairesi’ne kayıtlı bir şirket. Şirketin bankalarda USD ve Euro cinsinden 216.468.50 TL değerinde varlığı bulunuyor. Ancak parasal ilişkiler nedeniyle öldürüldüğü ya da intihar ettiğine ilişkin de kesin kanıt yok. Yalnızca kanı var.

Kuruluşun sitesinde vakfa maddi destekte bulunan ülke ve kurumlar şöyle sıralanıyor: Birleşmiş Milletler, Danimarka, Almanya, Hollanda, İngiltere, ABD ve Kanada hükümetleri, Katar Kalkınma Fonu ve adı sanı bilinmeyen birçok hayırsever!

Mayday Rescue, Le Mesurier’in ölümünden sonra yaptığı açıklamada kurucularının casus olmadığını öne sürdü ve şöyle dedi:

"James ve geçmiş çalışmaları hakkında medyada yayılan yalan haberler çok üzücü. James, hayatının hiçbir döneminde İngiliz (ya da başka bir) istihbarat örgütünde yer almadı."

İnanıp inanmamak size kalmış. Kuruluşun 750 gönüllüsü var. Sadece bu kadarcık gönüllü ile son beş yılda 100 binin üzerinde hayat kurtardıklarını iddia ediyorlar. Nasılsa teyidi veya tekzibinin (‘Neither confirm nor deny’) imkânı yok. Buna da inanıp inanmamak sizin tercihiniz.

Oscar Akademisi, bunlara inanıyor olacak ki ve bu kuruluşun gayriresmi olarak bağlı olduğu Beyaz Baretliler adlı yapıyı o kadar masum buluyor olmalı ki Eylül 2016’da Netflix’de ve Toronto Uluslararası Film Festivali’nde gösterilen ‘Beyaz Baretliler’e 2017’de en iyi belgesel ödülünü verdi. Akademi, bu tür politik işlere ödül veriyorsa mutlaka bir yerlerden telkin almıştır. Hollywood demişken… Le Mesurier’in bir James Bond hayranı olduğunun da altını çizelim. Evinde James Bond serisinin kitapları da dâhil çok sayıda polisiye, casusiye kitap bulunmuş.

Yavaş yavaş toparlayalım: Le Mesurier, 2016’da İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth’ten ‘Suriye’deki sivil savunma ve sivillerin korunmasıyla ilgili yaptığı hizmetlerden ötürü’ şövalyelik unvanı aldı.

Mesurier’in meslek hayatı gibi özel hayatı da epey yoğun geçmiş. Üç evlilik yapmış. İkinci evliliğinden iki kızı var ve onlarla yıllardır görüşmüyormuş.

Saraybosna’da ilk eşi Aurelie Marle ile tanışarak evlenmiş. Ürdün’de tanışıp evlendiği ikinci eşi Sarah Tosh’tan iki kızı var. Son evliliğini Emma Winberg ile geçen yıl yapmış. Onunla da Irak’ta tanışmış. Fazla ölüm görmenin Freudyen anlamda yaşam güdülerini tetikliyor olmasından mıdır bilinmez, ne hikmetse hep savaş bölgelerinde âşık olup evleniyor. Eskilerin lafıyla bu da şayan-ı dikkat.

Le Mesurier’le ilgili en net bilgilerden biri şu: Yaptığı işin etkisiyle psikolojik buhrana girdiği ve anti-depresan ilaç kullandığı. Kırmızı reçeteli ilaç da kullanıyor muydu bilinmez. Her halükârda psikotik rahatsızlığa ya da alkol, belki madde kullanımına bağlı bir esriklik ânında kaza veya intihar olasılığı ciddiye alınması gereken bir olasılık.

Le Mesurier’in ölümü her gün açığa çıkan yeni bilgilere rağmen halen esrarını koruyor. Bu esrar perdesi, nihai otopsi raporu ile kriminal olarak ve gizli servisimizin derin araştırmalarıyla da istihbari manada çözümlense bile komploların ardı arkası kesilmeyecektir.

Eğer işin içine uyuşturucu ya da doz aşımı alkol girdiyse fazladan bir komploya hiç gerek yok. Zira uyuşturucunun bizatihi kendisi ve alkolün ‘overdose’u insanın kendisine karşı kurabileceği en büyük komplo zaten. İradesizliğin insan hayatına kastettiği bir komplo…

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// Eski istihbaratçı Cevat Öneş : İngiliz casusun ölümünde “istihbarat savaşı” ihtimali dışlanmamalı


Eski istihbaratçı Cevat Öneş : İngiliz casusun ölümünde “istihbarat savaşı” ihtimali dışlanmamalı

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, eski İngiliz askeri istihbarat görevlisi James Gustaf Edward Le Mesurier’in cesedi bulunmuştu. Cesedin bulunduğu yer Le Mesurier’in evinin ve vakfın ofisinin yakınlarındaydı.

İSTİHBARATÇININ EŞİ: EŞİM İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEMİŞTİ

Le Mesurier’in intihar mı ettiği yoksa bir cinayete mi kurban gittiği henüz anlaşılamadı. İstihbaratçının eşi Emma Winberg, Le Musurier’in bir süredir psikolojik sıkıntıları olduğunu söylüyor. Winberg, “2-3 gün önce Adalar’daki evde aşırı strese bağlı rahatsızlığı nedeniyle iğne ve ilaç tedavisi aldı. Sağlık kuruluşuna yakın olmak için bu adrese geldik” ifadelerini kullandı.

Eşinin ölmeden önceki gece uyku ilacı kullandığını ve kendisine de verdiğini belirten Winberg, “Saat 05.30-06.00 sıralarında kapının dışarıdan polis tarafından çalınması üzerine uyandım. Eşimi görmemem üzerine 3. katta açık olan pencere camından baktığımda onu yerde yatar halde gördüm. Olaydan yaklaşık 15 gün önce bana intihar etmeyi düşündüğünü söylemişti” şeklinde konuştu.

“ARKADAŞIM TEHDİT EDİLİYORDU”

Winberg’in, “Eşim intihar etmeyi düşünüyordu” şeklindeki ifadesine karşın istihbaratçının ordudan arkadaşı Hamish de Bretton-Gordon’a göre Le Mesurier intihar etmedi. Gordon, arkadaşının kendisine Beyaz Baretliler grubuyla birlikte Suriye’de yardım faaliyetlerinde bulunması nedeniyle tehdit edildiğini söylediğini aktardı.

CESET OLAY YERİNE SONRADAN MI GETİRİLDİ?

Ayrıca Le Mesurier’in düştüğü yer ile atladığı iddia edilen yer arasında yaklaşık 5 metre mesafenin olması, cesedin öldürüldükten sonra olay yerine getirildiği şüphelerine neden oluyor.

BEYAZ BARETLİLERLE İŞBİRLİĞİ İÇERİSİNDEYDİ

48 yaşındaki Le Mesurier, Mayday Rescue Vakfı’nın kurucusuydu ve başkanlığını yürütüyordu. Vakfın en büyük faaliyet alanlarından birisi Suriye. Ordudan ayrıldıktan sonra Ortadoğu’da insani yardım faaliyetlerine başlayan Le Mesurier, kimilerince şaibeli bulunan Beyaz Baretliler grubunun da kurucuları arasında yer alıyor.

BEYAZ BARETLİLER “RIGHT LIVELIHOOD” ÖDÜLÜNÜ DE ALDI

Beyaz Baretliler Suriye’de ve Bağdat’ta insani yardım faaliyetlerinde bulunuyor. 2014 yılında kurulan Beyaz Baretliler, birçok Batı ülkesinden de destek görüyor. 2016’da Nobel’in alternatifi olarak nitelenen Right Livelihood ödülünü alan grup filmlere de konu oldu.

KARA PROPAGANDA VE EL KAİDE İDDİASI

Bununla birlikte gruba yönelik çok ciddi eleştiriler ve suçlamalar da var. İddiaların temelinde Beyaz Baretlilerin “insani yardım kılıfını kullanarak Suriye karşıtı propaganda yaptığı” iddiası yer alıyor. Ayrıca grubun El Kaide ile birlikte hareket ettiği, örgüt militanlarını bünyesinde barındırdığı iddiaları da bulunuyor.

RUS DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ: LE MESURIER’İN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İLİŞKİSİ VARDI

Suriye rejimi ve Rusya’nın, Beyaz Baretliler’i bir sivil örgüt olarak görmüyor. İki ülke de yapının rejim karşıtı faaliyetler yürüttüğüne inanıyor. Le Mesurier’in Beyaz Baretlilerle ilişkisi de “İstihbaratçının ölümünde Rusya’nın parmağı var mı?” sorusunu akla getiriyor.

Rusya, 2016 yılında Kraliçe 2. Elizabeth tarafından şövalyelik unvanına layık görülen Le Mesurier’in, eski bir MI6 (İngiliz Gizli İstihbarat Servisi-SIS) ajanı olduğunu iddia etmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Beyaz Baretlilere ilişkin yaptığı açıklamada sözü Le Mesurier’e getirmiş ve Le Mesurier’in yıllarca Balkanlar ve Ortadoğu’da görev yaptığını, Kosova’da görev yaptığı dönemde “terör örgütleriyle” bağlantısı olduğunun bildirildiğini de öne sürmüştü.

Le Mesurier’in ölümünün geçen hafta yapılan bu açıklamadan sonra gerçekleşmesi olaydaki Rusya şüphelerini artırdı.

“KESİN BİR ŞEY SÖYLEMEK İÇİN ÇOK ERKEN”

Tarafsız Haber Ajansı’nın konuyla ilgili sorularını yanıtlayan eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, eski İngiliz askeri istihbarat subayının ölümüyle ilgili birçok karanlık nokta olduğunu söyledi. Öneş, bunlar aydınlatılmadan “cinayet mi, intihar mı” sorusuna kesin bir yanıt vermenin mümkün olmadığını ifade etti.

“BEYAZ BARETLİLER SİVİL GÖRÜNÜMLÜ ÖRGÜTLER”

Ancak yine de olayda Rusya ihtimalinin araştırılması gerektiğini söyleyen Öneş, Le Mesurier’in Beyaz Baretliler’deki faaliyetlerine dikkat çekti. Örgütün siyasi amaçları olduğuna yönelik iddiaların gerçeklik payının yüksek olduğunu söyleyen Öneş, “Rusya, Beyaz Baretlilerin asıl amacının yardım faaliyetleri olmadığını, Suriye rejimi aleyhine kara propaganda yaptığını söylüyor” diye konuştu. Rusya’nın açıklamalarının ve Beyaz Baretlileri sürekli hedef göstermesinin olaydaki şüpheleri artırdığına dikkat çeken Öneş, bu yüzden Le Mesurier’in ölümünde “istihbarat savaşları” konusunun göz önünde tutulması gerektiğini vurguladı.