CIA DOSYASI /// “CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsü – ‘Ruzi 12 Eylül’ü bana bir yıl önce bildirdi’


“CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsü – ‘Ruzi 12 Eylül’ü bana bir yıl önce bildirdi’

“CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsünü soluksuz okuyacaksınız

Riskleri sebebiyle CIA’dan “okey” almış, tek bir insanın hikâyesinde aslında 20’nci yüzyılı anlatan müthiş bir kitap bu. Eski MİT mensubu Enver Altaylı yazdı… Bağımsız Türkistan hayalinin peşinde, Soğuk Savaş’ta dengeleri değiştirmiş, 11 yıl da Türkiye’de çalışmış “CIA’nın Türk Casusu Ruzi Nazar”ın öyküsünü soluksuz okuyacaksınız

KÜRŞAD OĞUZ / HT PAZAR
koguz

3 rejim altında geçen 100 yıla yakın bir hayattan bahsediyoruz. Aslında Ruzi Nazar’ın hikâyesi, 20’nci yüzyıl savaşlar tarihinin özeti gibi. Sovyet topraklarında bir Özbek olarak, 1917 Ekim devrimi sırasında dünyaya gelir. İç savaşı, yoksulluğu, açlığı görür. Yakınları Stalin şiddetine kurban gider. Bağımsız ve özgür Türkistan hayali böyle başlar. II. Dünya Savaşı’nı önce Kızıl Ordu subayı olarak, ardından Alman ordusu saflarında tamamlar. Türkistan Lejyonları’nda vatandaşlarına eğitim verir.

Savaş biter, Almanya’da yakalanıp Sovyetler’e teslim edilme korkusuyla geçen günlerde Alman Linda ile evlenir. İki çocuğu olur. Kızı, büyük sükse yapan Akıl Oyunları filminin romanını yazan Sylvia (Zülfiye) Nazar’dan başkası değildir.
Franklin Roosevelt’in oğlu ondaki yeteneği keşfeder ve kendini önce Amerika’da, ardından CIA‘de bulur…

Soğuk Savaş’ın en sıcak yıllarında çok önemli görevlerde bulunur. İran’da sizin Argo filmiyle bildiğiniz rehine kurtarma operasyonunun asıl kahramanıdır. Sovyetler’i "milliyetler meselesi"nin çökerteceğini düşünerek hayatı boyunca bunu sağlamaya gayret eder. 1960’larda Türk yetkilileri, Alparslan Türkeş’i bile, bu sefer kaygıyla Kürt meselesi için uyarır.

Ama Türkiye için asıl önemi, 1959’dan itibaren 12 yıl yaşadığı Ankara’da "CIA casusu" olarak görev yapmasıdır. Bazıları darbelerde onun parmağı olduğuna inanır.

Artık buna kendiniz karar vereceksiniz. Zira bir dönem MİT’te görev yapan Enver Altaylı, şu an 96 yaşında olan ve Türkiye’de yaşayan Ruzi Nazar’la onlarca görüşme yaparak, onu anlatan film gibi bir kitap yazdı: "Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu" (Doğan Yayıncılık). Yayınlanması için CIA’dan izin alınan kitap, 30 sayfalık bibliyografyası ve 400 dipnotuyla aslında tarihi belge niteliğinde. Yakında İngilizce, Almanca, Rusça yayınlanacak ve kesinlikle ileride müthiş bir film olacak. Okuma zevkini size bırakalım ve Altaylı’yla söyleşimize geçelim.

12 EYLÜL ABD PLANI MI?

Ruzi Nazar’ın CIA casusu olarak Türkiye’ye gönderildiği yıldan, yani Aralık 1959’dan başlayalım…

Ona hep CIA’nın Türkiye İstasyon Şefi diyorlar ama değildi. Ruzi Amerikalılar’a "Beni Türkiye’ye gönderiyorsunuz, memnuniyetle gidiyorum ama benden Türkiye’ye ilişkin istihbarat beklemeyin" diyor. O zamanlar Suriye, Mısır, Irak’ta Sovyetler etkin. "SSCB’ye karşı Türkiye ile yapılan müşterek operasyonlarda çalışırım. O konularda onlardan bilgi alıp veririm. Yoksa beni başka yere tayin edin" diyor.

11 yıllık görevinde ABD’ye Türkiye hakkında tek istihbarat vermemesi mümkün mü?

Ruzi meselelere yalnızca Amerika’nın çıkarları açısından bakmadı. Türkiye’ye zararı olur mu bu bilginin? Bunu da düşündü. Bildiği bazı şeyleri, dostlarına zarar vereceğini düşünüyorsa haber verirdi. ABD’nin 12 Eylül müdahalesinden haberdar olmaması mümkün değil. Ruzi o dönemde Almanya’daydı. Bir gün beni aradı ve "Türkiye’de iç savaş ortamı var. Askeri müdahale olacak" dedi…

12 Eylül’den ne kadar önce söyledi?

Bir yıl.

Bunu ben de söylerdim size…

Ama şöyle devam etti: "Darbeden sonra 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ’un başkanlığında bir milli mutabakat hükümeti kurulacak. Proje bu."

Öyleyse ABD projeden haberdardı. Başka ne söyledi?

"Türkeş’e söyle, bunun altında kalacak. Tedbirini alsın" dedi. "Peki Amerikalılar ne düşünüyor" dedim. "Türkiye’de solun gelmesi halinde iç savaş çıkar. Amerika Türkiye’nin istikrarsızlaşmasını arzu etmez" dedi.

Siz ne yaptınız peki?

Yönettiğim ve başyazarı olduğum Hergün gazetesinde 20 gün boyunca "Sağ Terör" adlı bir yazı dizisi yayınlattım. Alparslan Türkeş’le konuştum, "Gerekiyorsa Ülkü Ocakları’nı kapatalım" dedim. Olmadı. Sonra birçok kişi tutuklandı, işkence gördü, idam edildi. Ben vatandaşlıktan atıldım.

Ruzi Nazar Türkiye’ye geldikten 4-5 ay sonra 27 Mayıs darbesi oldu. Onun için de "Arkasında ABD vardı" denir. Ruzi bunu reddediyor. İsmet İnönü’nün TSK’ya darbe çağrısında bulunmasını vurguluyor.

Doğru. İnönü’nün "Darbeler ve ihtilaller ülke için zaruri ve meşru hale gelir. Sizi ben bile kurtaramam" sözleri var. Fakat Ruzi, Demokrat Parti’nin (DP) yaptığı hataları da vurguluyor. Kayseri olayları, İnönü’nün konvoyuna saldırı, basına sansür… "DP’nin yaptığı korkunç hatalar var. Diğer tarafın korkunç tahrikleri var. Bunlar olmasaydı 27 Mayıs olmazdı" diyor.

"ABD böyle bir şey yapmaz çünkü DP ile bir meselesi yok. Meselesi CHP içindeki solcu gruplar" diyor…

Evet.

O dönemde Başbakan Adnan Menderes’in bir Moskova seyahati planı var. ABD’nin bundan rahatsız olduğu, darbeye bunun yol açtığı söylenir.

Aksine, bunlar ABD ile görüşülerek atılan adımlar. Büyükelçilerin raporlarında bunlar var. Hepsi var orada. Hatta U2 casus uçağı meselesi çıkınca ABD büyükelçisi, "Bundan daha iyi müttefik bulmamız mümkün değil. Adam problem çıkarmadı" diyor. Amerikalılar darbe yapsaydı temasta oldukları generallere birtakım şeyleri empoze ederlerdi. Dikkat ederseniz darbeciler mütecaviz bir grup değil. Bir Alparslan Türkeş grubu var, bir Cemal Madanoğlu grubu. Ruzi’nin kesin kanaati, 27 Mayıs’la Amerikalılar’ın uzaktan yakından ilgisi olmadığı. Ama 12 Eylül için Amerikalıların ne derece telkini oldu, o konuda şüphesi var.

Alparslan Türkeş ABD’de eğitim görüp darbeye karıştığı için, "Amerika tarafından kullanıldığı" söylenir. Ama kitapta bambaşka bir Türkeş portresi çıkıyor…

Ruzi bunları Türkeş’i korumak için anlatmadı. 27 Mayıs’ta Türkeş kendini başbakan konumunda buluyor. Bir bakıyor, İçişleri Bakanlığı dahil bazı bakanlıklarda Amerikalılar devletin her şeyini kontrol ediyor. Hemen bunlara el atıyor. O dönemde MİT Müsteşarı Fuat Doğu. Türkeş de Fuat Doğu da Amerika’da eğitim görmüş. 1952’de Türkiye NATO’ya girince en kaliteli subaylarını seçip Amerika’ya göndermiş. Yani orada eğitim görmek Amerikancı olmayı gerektirmiyor. Neyse, bir bakıyorlar ki Ankara’da, Türk istihbaratı ile CIA aynı binada. "Olmaz, hadi bakalım ayrılın" diyorlar.

Darbeden sonra Türkeş’le birlikte 13 subayın öldürülmesini Ruzi Nazar mı engelliyor? Zaten Türkeş tutuklandığında, kızı Ruzi Nazar’ın evinde…

Ruzi’nin o dönemde Amerikalılar nezdinde ciddi çabaları oluyor. Bunu Ruzi anlattı; Cemal Gürsel’le görüşmelerinden bahsetti. Çünkü seviyor Türkeş’i, saygı duyuyor. Ama ne derece etkili oldu bilmiyorum. Hatta Türkeş’in, askerin baktığı bir atı varmış, 13 Kasım günü hemen atı atıyorlar dışarıya. Hindistan’dan dönünceye kadar ata Ruzi bakıyor.

MADANOĞLU KENDİNİ Mİ İHBAR ETTİ?

Gelelim 9 Mart "sol darbe" girişimi ve 12 Mart darbesine… 9 Mart’çı Cemal Madanoğlu Mart 1971’in başında Ruzi Nazar’ın Bahçelievler’deki evine geliyor…

Ruzi şöyle anlatıyor: "Buyurun paşam, dedim, viski verdim. ‘Biz askeri müdahale yapacağız. Senin Amerikalı generallere söyle, bize yardımcı olsunlar’ dedi. Ben de bunun üzerine ‘Paşam yanlış kapı çaldın’ dedim. Çünkü bildiğim, ama onların bizim bildiğimizi bilmediği bir şey vardı. Sovyetler Birliği Türkiye’de sosyalist subaylara bir müdahale yaptırarak Türkiye’nin Doğu Avrupa halk cumhuriyetleri tipi bir cumhuriyet olmasını istiyordu. Sovyet yanlısı subayların Türkiye’de iktidar olması dünyadaki bütün dengeyi alt üst ederdi." Sonra Madanoğlu’nun neden geldiği sorusu kafasına takılıyor. "Amerikalılar’ın darbe teşebbüsümüzden zaten haberi vardır, ama Moskova bağlantımızdan haberleri olmayabilir. Onun için ‘Bu tarafı da sağlama alalım’ demiş olabilirler" diye düşünüyor.

Bunu Amerika’ya bildiriyor mu?

"Hemen ertesi gün Amerikan büyükelçisini haberdar ettim" diyor. İşin enteresan tarafı, Madanoğlu mahkemede "Ruzi Nazar arayıp ‘Siz darbe yapın, biz arkanızdayız’ dedi" diyor. Fuat Doğu’yu da haberdar ediyor. "Arkasında Sovyetler Birliği’nin olduğunu biliyorum. Haberdar etmeseydim çok zor durumda kalırdım. Onun için tedbirimi aldım" diyor.

Yani 9 Mart darbe girişimini kendi kendine ihbar eden Cemal Madanoğlu muydu? Hep bu cuntayı Mahir Kaynak’ın ortaya çıkardığı söylenir.

Hayır. Mahir Kaynak, MİT’in sol cuntanın içine yerleştirdiği, Fuat Doğu’nun sevdiği bir insandı. O dönemde MİT’in hem sağdan hem soldan hocalar içinde adamları vardı. Fuat Paşa her şeyi öğreniyor ama sadece Mahir Kaynak’tan değil. Kaynak’ın deşifre edilmesinin sebebi, adamı darbe yapacaksın diye tutukladın ama delil, belge nerede? Fuat Paşa orada Kaynak’ı feda etti, "Belgem budur" dedi.

Peki Başbakan Süleyman Demirel’e haber veriliyor mu?

Fuat Paşa "Süleyman Bey’e haber veriyorum darbe olacak diye, tedbir aldığı yok" diyor. Onun için gidip Cevdet Sunay ve Memduh Tağmaç Paşa’yla konuşuyor. İşte bu, o üç paşanın operasyonu.

ABD Soğuk Savaş’ta Türk istihbaratını kullandı mı?
İşbirliği tabii ki var. Resmen periyodik toplantılar yapılırdı.

ARGO’NUN SENARYOSU BU KİTAPTAN MI?

‘Mendez’in rolü gerçek dışı, operasyon Ruzi sayesinde yapıldı’

Kitabınıza bakarsak, Oscar’ın favorisi Argo filminin hikâyesinin asıl kahramanı Ruzi Nazar. Rehine kurtarma operasyonunda rolü neydi?

1979’da İran’da ABD Büyükelçiliği mensuplarının rehin alınmaları üzerine bir kriz masası oluşturuldu. Ruzi CIA’yı temsilen bu kriz masasına üye atandı. Elçilikteki 6 ABD’li diplomatın Kanada Büyükelçiliği’ne sığındıklarını öğrenmişti. O günlerde Tahran’a giden tek CIA ajanı Ruzi. İran’da kaldığı 11 gün içinde bütün çalışmaları yaptı ve bilgileri topladı. Topladığı bilgilerle ABD’ye döndü. CIA Başkanı’nın uçağı ile Washington’dan Teksas’a uçtu. Orada ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon (savunma bakanlığı) temsilcilerinin de katıldığı toplantıya iştirak etti. Bu toplantıların hiçbirinde Mendez yoktu. Mendez bir istihbarat elemanı değil. Diplomatların Argo ismi verilen operasyonla kurtarılmasına o toplantıda karar verildi. Operasyon Ruzi’nin derlediği istihbari bilgiler ışığında yapıldı ve başarıyla sonuçlandı.

Yani Argo gerçeği yansıtmıyor mu?

Filmde Mendez’e gerçekle ilgisi olmayan bir rol verilmiş. Sanki Mendez başarılı bir CIA ajanı gibi. Gerçek tamamen farklı. Mendez yalnızca mükemmel bir makyaj ustası. 6 ABD’li diplomatı makyajla öyle değiştirmiş ki, sahte pasaportlardaki resimlerle bu insanlar aynı olmuş. İşin asıl heyecanlı yanı, Ruzi’nin Argo operasyonu öncesi Tahran’da yaptığı çok riskli ve tehlikeli istihbarat çalışması. Gerçeklerle film arasında büyük farklar var. Eğer filmde bu 11 güne yer verilseydi, Argo çok daha heyecanlı ve gerçekçi olurdu.

Film aslında sizin Mendez’le ilgili anlattığınız bölüme çok benziyor.

Evet, mesela ben "Mendes viskisini yolcular uçağa bindikten ve uçak İran hava sahasını terk ettikten sonra yudumlar" yazdım. Filmde aynen öyle. Ama şu yok: Mendez’in operasyon için çekileceğini ilan ettiği filmin adı (Argo) ile uçağın adı (Aargau) arasında büyük benzerlik var.

Kitabı yazarken filmden haberdar mıydınız?

Hayır. Kitaba da Ruzi’nin hayatında bir bölüm olduğu için koydum. Yazalı iki yıl oldu. Tabii bir yerlere göndermem gerekiyordu.

Bir yerler dediğiniz, CIA herhalde…

ABD’de Security Act var. "Ülkenin güvenliğini tehdit eden bilgileri ifşa etti, sen de vesile oldun" diye tazminat davası açarlar, ABD’ye giremezsin. Doğru olan onay almak.

Net sorayım: Bu kitabı CIA okudu ve onay verdi mi?

Ruzi 45 yıl CIA’da görev yapmış. Böyle bir insanın biyografisi yayınlandığında CIA’nın karşı çıkmaması lâzım. O tedbiri aldık.

Argo’nun senaryosu kitabınızdan alınmış olabilir mi?

Bilemem. Ama belgeler ve Ruzi’nin anlattıklarından yola çıkıp yazdıklarıma çok benziyor.

NAZIM PİŞMAN MIYDI?

"Nâzım çok büyük şair. Fakat Ruzi’nin 1959’da Viyana’da kendisiyle görüştüğünde edindiği intiba, hayatından memnun olmadığı. Ne pahasına olursa olsun, tekrar tutuklansa, cezaevine girse bile Türkiye’ye gelmek düşüncesinde. Hem vatan hasreti var hem Stalinizm’in uygulamalarından memnun değil. Rusya Nâzım gibi büyük bir şairi dahi kullanmak istedi. Ruzi’ye ‘Siyasete bulaşmamaya gayret et’ diyor ve ekliyor: ‘B.k yiyip büyük devletlerin oyuncağı olmamak gerek.’ Onu kendine söylüyor."

ABD EL KAİDEYİ NASIL DOĞURDU?

CIA ajanı Ruzi Nazar Vahabiliğe karşı. Oysa CIA Vahabiliği kullanmadı mı?

ABD, Afganistan savaşı sırasında Rusya’ya karşı İslami bir Haçlı seferi organize etmek için Vahabiliği kullandı. Ruzi o zaman CIA merkezine "Bu yarın çok büyük problemlere sebep olacak" diyor. Abdullah Azam, El Kaide’nin ilk lideri, CIA parasıyla bütün İslam ülkelerini dolaşıyor, cihada destek istiyor.

CIA nasıl destek oluyor onlara?

Pakistan’ın kuzeyinde, Veziristan’da 2500 medrese var. Ortaçağ tipi dini eğitim veriyorlar. CIA subayları da bunlara askeri eğitim veriyor. İlkokullar için Amerika’da basılmış ders kitapları var. Bunlar da diyor ki, "Rus’u esir yaptığında dizinin altını kes." Bir soru şöyle: "2400 metre uzakta bir Rus kâfiri var, kalaşnikofun saniyedeki hızı 800 km, kaç saniye sonra kâfirin beyni parçalanır?" ABD Güvenlik Bakanı Zbigniew Brzezinski, "Laboratuvarda mikrobu biz ürettik ama laboratuvardan kaçtı" diyor. Gulbeddin Hikmetyar’ın ABD büyükelçisine söylediği bir söz var: "Afganistan’ın bir şeriat devleti olması için gerekirse 1 milyon insan öldürürüm." Taliban işte o Hikmetyar düşüncesinin devamı.

Türkistan Lejyonları ve İnönü Hükümeti

‘Bu fikri Hitler’e Türkiye verdi’

II. Dünya Savaşı’nda Türkistan lejyonlarının rolü neydi?

Türkistan Lejyonları tarihi, Orta Asya tarihinin çok önemli fakat üzerinde çalışılmamış bir dönemi. II. Dünya Savaşı’nda Naziler Sovyetler’e karşı Barbarossa harekâtını yaptıktan sonra, Doğu cephesindeki Alman asker sayısı 800 bindi. Savaş sırasında bunların 200 bine yakını Türkistanlı, Azerbaycanlı, Tatar ve diğer milli komite askerlerinden oluşuyordu. Türkistan Lejyonları’nda savaşan askerlerin sayısı 100 binden fazlaydı. Ruzi bu harekette çok önemli rol oynadı.

Nasıl oluştu bu lejyonlar?

Savaşın ilk yıllarında 100 binlerce Sovyet askeri Almanlar’a esir düştü. Bunlar arasında Türkistanlılar da vardı. Bir Alman esir kampındaysanız, artık ölüme mahkumsunuz demektir. Yaşama şansınız yüzde 5-6’dır. Hayatta kalmak için tek alternatif Almanlarla işbirliği yapmaktır. Yoksa 100 binlerce Türkistanlı ölecekti.

Kim ön ayak oldu bu oluşuma?

Çok enteresan, Türkistan Lejyonları fikrini Almanlar’a veren Türkiye, Berlin Büyükelçisi Hüsrev Gerede… Harp Akademileri Komutanı Korgeneral Ali Fuat Erden Almanya’ya gidiyor, Hitler’in karargâhında Hitler’le defalarca görüşmeler yapıyor. Bunun devletin bilgisi dışında yapılması mümkün olabilir mi? Ali Fuat Erden Berlin’den döndükten sonra Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın katılımıyla 6 saatlik toplantı yapılıyor. Türkiye, Almanlar’a "Biz I. Dünya Savaşı’nda bu tecrübeyi yaşadık. Rus Çarlığı sınırlarında yaşayan Türklerden Almanlara esir düşenleri Türkiye’ye getirdik, bir alay kurduk. Irak cephesinde savaştılar ve büyük kahramanlıklar gösterdiler. Siz de bunlardan bir ordu kurabilirsiniz" fikrini veriyor.

Türkiye neden yapıyor bunu?

Bir, bu insanlar kurtulsun, yoksa ölecekler. İki, Sovyetler dağılsın. Türkiye’nin şunu istiyor: Azerbaycan bağımsız devlet olsun, Orta Asya’da bir Türkistan devleti kurulsun. Almanların savaşı kazanacağına inandığı sürece, Türk devleti lejyonlara sahip çıkıyor.

Ama kaybedeceğini anlayınca da teslim ediyor…

Evet, çok acı. 1945’te Yalta’da Stalin, Roosewelt ve Churchill arasında yapılan üçlü görüşmede, 1939’dan sonra Almanya’ya geçen ve yakalanan Sovyet vatandaşlarının hemen Ruslara teslim edilmesi üzerinde anlaşıyorlar. Stalin’in bir kararnamesi var. "Bunlar mahkeme edilmeden kurşuna dizilecekler çünkü haindirler" diyor.

Bizimkiler o Türk askerleri sınırda elleriyle teslim ediyorlar ve öldürüldüklerini de görüyorlar.

O zaman Türkiye’nin derdi, Rusya’nın başına yeni sıkıntılar açmaması. Sovyetler’e gönderilirken, Boğaz’da Arnavutköy açıklarında denize atlayıp kurtulanlar var.

CIA DOSYASI : CIA yetkilisi ‘Çin casusluğu’nu itiraf etti !!!


CIA yetkilisi ‘Çin casusluğu’nu itiraf etti

Eski CIA yetkilisi Jerry Chun Shing Lee’nin, Çin’e bilgi sızdırma suçlamasını kabul ettiği belirtildi. Lee müebbet hapis cezasına çarptırılabilir.

DUVAR – Çinli yetkililere istihbarat vererek Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Çin’deki casuslarının öldürülmelerine yol açtığı söylenen eski üst düzey CIA yetkilisi Jerry Chun Shing Lee’nin suçunu kabul ettiği duyuruldu. Lee, ömür boyu hapis cezasına çarptırılabilir.

ABD Adalet Bakanlığı “CIA’in eski bir yetkilisi ulusal savunma enformasyonunu Çin Halk Cumhuriyeti’ne haber vermek, iletmek, teslim etmek için komplo kurmaktan suçunu kabul etmiştir” açıklamasını yaptı.

Açıklamada CIA’in faaliyetleri, operasyonların yerleri ve süreleri hakkında hassas bilgileri USB flash sürücülere yüklemekle itham edilen Lee’nin 2004 yılından önce tuttuğu elyazısı notlarda da CIA’in kaynaklarının sağladığı istihbaratın, kaynakların gerçek isimlerinin, operasyonel buluşma mekanlarının, telefon numaralarının ve gizli tesisler hakkında enformasyonun yer aldığı kaydedildi.

Mahkeme belgelerine göre 2007 yılında CIA’den ayrılıp Hong Kong’a taşınan 54 yaşındaki Lee’ye 2010 yılında Çinli iki istihbarat yetkilisi ulaştı ve her istihbarat karşılığı 100 bin dolar ödemeyi, ayrıca ömür boyu bakım garantisi teklif etti.

Buna göre 2010-13 arası kişisel banka hesaplarına yüz binlerce dolar yatırılmış olan Lee, ocak ayında Hong Kong’dan New York’a uçunca JFK Havaalanı’nda yakalanmıştı.

13 YIL EN GİZLİ BİLGİLERE ERİŞİMİ VARDI

Hakkındaki ceza 23 Ağustos’ta açıklanacak olan Lee, doğrudan casuslukla suçlanmadı. Buna rağmen en ağır mahkumiyet olarak müebbet hapis cezasına çarptırılabileceği belirtildi. Ancak mahkemeyle anlaşması karşılığı savcıların 21 yıl hapis cezası istemesi de gündemde.

Yakalandığı dönemde Amerikan medyasında, Lee’nin 1982-86 arası ABD ordusunda görev yaptığı, 1994’te girdiği ve 13 yıl çalıştığı CIA’de en gizli bilgilere erişim yetkisi elde ettiği ve pek çok gizli anlaşmaya imza attığı belirtilmişti

Lee’nin, Hong Kong’a gitmesinden üç yıl sonra, 2010’dan itibaren Çin’deki Amerikan casuslarıyla ilgili bilgileri Pekin’le paylaşmaya koyulduğu, bu nedenle Çin’de ABD hesabına çalışan yaklaşık 20 kişi öldürüldüğü ya da hapse atıldığı iddia edilmişti.

ABD Adalet Bakanı Ulusal Güvenlikten Sorumlu Yardımcısı John Demers, Lee’nin bir yıldan kısa sürede Çin’e savunma sırlarını verme komplosundan suçlu bulunan ya da suçunu kabul eden üçüncü eski ABD’li istihbaratçı olduğuna dikkat çekti. (Sputnik)

SOSYAL MEDYA : ATATÜRK’E DİL UZATAN YUNAN CASUSU Hamza Andreas Tzortzis KEMALİSTLERDEN HAKETTİĞİ CEVABINI ALDI !!!!


ATATÜRK’E DİL UZATAN YUNAN CASUSU Hamza Andreas Tzortzis KEMALİSTLERDEN CEVABINI ALDI !!!!

Fatih ERGİN / YENİÇAĞ

Boğaziçi Üniversitesi’nde, Boğaziçi İslam Topluluğu tarafından düzenlenen bir programda konuşan Yunan asıllı İngiliz yazar Hamza Andreas Tzortzis, Atatürk’ten “şeytan” olarak bahsetti.

İsim vermeden Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını işaret eden Tzortis, skandal konuşmasında, “İslam’ı bu ülkeden kaldırmak istediler. Bu, bu kadar basit. Eğer kendi tarihinizi okursanız, bu şahsın ve diğerlerinin bu ülkeden, memleketinizde İslam’ı kaldırmak istediğini anlarsınız. Beni de onun bu memlekette ne kadar çok resmi olduğu ilgilendirmez. Sonuçta dininizi ortadan kaldırmak için bir uğraş verdiler. Örtünmeyi kaldırdılar, ezanı kaldırdılar, Arapça’yı kaldırdılar, İslami eğitimi kaldırdılar. Bu Allah’ın dostu mudur yoksa şeytanın dostu mudur?” dedi. Tzortis’in Atatürk’e "şeytanın dostu" iması yaptığında ise öğrencilerin gülüşüp alkışlaması dikkat çekti.

Öğrenciler, Hamza Andreas Tzortzis’in Atatürk ile ilgili söylediği skandal sözleri alkışlarken

TİMAŞ’TAN KİTABI ÇIKTI

İngiliz asıllı Yunan yazarın bir kitabı ise, Türkçe’ye tercüme edilerek Timaş Yayınları tarafından basıldı. Mayıs ayında piyasada olacak olan kitabın Timaş Yayınları tarafından Türkçe basımının yapıldığını Tzortis Twitter hesabından duyurmuştu.

SOSYAL MEDYADA BÜYÜK TEPKİ

Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan skandal, Twitter’da gündemin ilk sırasında yer aldı. Sosyal medya kullanıcıları #Ozurdilebogazici etiketiyle attıkları twitlerde, Atatürk hakkında skandal ifadeler kullanan Hamza Andreas Tzortzis’e ile Boğaziçi Üniversitesi’ne tepki gösterdi. Konuyla ilgili birçok siyasi de aynı etiketle twitler atarak, skandala tepkilerini gösterdiler.

İşte o tweetlerden bazıları:

TEKNİK TAKİP DOSYASI : NSA kişisel veri toplama işinden vazgeçti !


NSA kişisel veri toplama işinden vazgeçti !

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Beyaz Saray’a bir dilekçe sundu. Dilekçeye göre ajans, telefon verilerinin toplu olarak izlenmesini durdurmak istiyor. NSA, kişisel veri toplama uygulamasının çok zor olduğunu belirtiyor.

NSA, kişisel veri toplama konusunda isteksiz! Donald Trump ne diyecek?

Kaynaklara göre NSA, artık insanların verilerini toplu olarak izlemek istemiyor. Buna neden olarak ise bunu yapmanın çok zor olduğunu gösteriyor.

Beyaz Saray ya da ABD Başkanı Donald Trump ise konuya henüz bir cevap vermiş değil. Beyaz Saray verilerin toplanıp toplanmayacağının kararını verecek olan nihai kurum olarak gösteriliyor. Programın sona erdirilip erdirilmeyeceğine Beyaz Saray içerisinde bulunan “Bölüm 215” adlı özel birim karar verecek.

Ulusal Güvenlik Ajansı‘nın söz konusu birimi kapatmak istediğine dair haberler aslında Ocak ayında bir raporda ortaya çıkmış, ancak herhangi bir şekilde doğrulanamamıştı.

Beyaz Saray azınlık lideri Kevin McCarthy’de konuya değinmiş ve Ulusal Güvenlik Ajansı’nın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ı konu hakkında zorladığını belirtmişti. Fakat Donald Trump, bu birimin kapanmasını istemiyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin insanların telefonlarının verilerini topladığı ilk olarak Snowden tarafından 6 yıl önce ortaya çıkarılmıştı. ABD yetkilileri önce olayı yalanlamış, bir süre sonra ise kabul etmişti.

Ulusal Güvenlik Ajansı‘nın elinde milyonlarca petabayt veri olduğu tahmin ediliyor. Bu verilerin artık toplayamayacak kadar büyük ve maliyetli olması sebebiyle de NSA’ın programdan vazgeçmek istediği belirtiliyor.

Fakat Ulusal Güvenlik Ajansı, kişiye özel veri toplamaya devam edebilecek.

CIA DOSYASI : CIA Instagram hesabı açtı, kullanıcılar geçmişi hatırlattı


CIA Instagram hesabı açtı, kullanıcılar geçmişi hatırlattı

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) resmi Instagram hesabını açtı. Hesap, CIA Başkanı’nın masasına ait bir fotoğrafla sosyal medyanın gündemi olurken, kullanıcılar teşkilatın kötü şöhretli geçmişini hatırlatmaktan geri durmadı.

CIA Başkanı Gina Haspel’in teşkilatın ‘halkı eğitmek’ için artık fotoğraf paylaşım platformunda da yer alacağını açıklamasından bir hafta sonra açılan resmi Instagram hesabı açıldı.

CIA’in Perşembe günü aktif olan hesabının ilk paylaşımı da, Haspel’e ait olduğu söylenen masanın fotoğrafı oldu.

PERUK, HARİTA, İLHAM VEREN SÖZ…

Masada kulaklık, ‘Dünyayı dolaşmak istiyorum’ şeklinde ilham verici bir söz, kırtasiye malzemeleri, bir dizi harita, saat ve nazar boncuğu olduğu görüldü. Sandalyede duran peruk da dikkat çekti. Teşkilat tarafından hazırlanan ‘mizansende’, Haspel’in 1985’teki ilk CIA rozeti de bir cekete tutturuldu.

Fotoğraf, “I spy with my little eye…” notuyla paylaşıldı. Söz konusu ibare, Türkiye’de sınıflarda veya evlerde oynanan ‘Nesi var?’ oyununda kullanılan ifadelere benziyor. Genelde dil becerilerini geliştirmek için oynanan oyunda önce bir nesne seçiliyor ve onun baş harfi söyleniyor. Çocuklar da bulundukları ortamda o harfle başlayan doğru nesneyi bulmaya çalışıyor.

‘FENOMENLERİN MASASINA BENZİYOR’

CIA’in Instagram hesabı sosyal medya kullanıcıları tarafından da farklı tepkilerle karşılandı.

Masanın, CIA Başkanı’ndan ziyade yeni bir iş başlatan girişimcilerin ya da Instagram fenomenlerinin masasına benzediği belirtildi.

Bir kullanıcı, “Bu masanın Gina Haspel’e ait olmasına imkan yok. Kazan dairesine benziyor” diye yazdı.

‘GELECEK SEFERE İŞKENCE VİDEOSU PAYLAŞIRSINIZ DİYE UMUYORUZ’

Fotoğrafa eleştirel yorumlar da yapıldı. Bir kullanıcı CIA’in tepki çeken işkence yöntemi ‘waterboardingi’ (su ile sorgulama) hatırlatarak, “Bir sonraki paylaşımda waterboarding ile ilgili öğretici bir video paylaşırsınız diye umuyoruz, ama çok gizli şeyler de olur” dedi.

Bazı kullanıcılar da CIA’nin 1950-1970 arasında yürüttüğü zihin kontrolü deneyleri ‘MKUltra’ projesine atıfta bulundu. CIA’in 1980’lerde Nikaragua’daki hükümete karşı savaşan kontraları finanse etmek için karıştığı uyuşturucu ticaretini hatırlatanlar da “Kokaini hatırla” gibi yorumlar yaptı. Bazıları da ödedikleri vergilerin daha iyi kullanılması gerektiğini söyledi.

14 BİN TAKİPÇİYİ GEÇTİ

Hesap açıldıktan sadece birkaç saat sonra 14 bin takipçiyi geçti. Hesabın açıklama kısmında, "Biz milletin ilk savunma hattıyız. Başkalarının başaramayacağı şeyleri başarıyor; diğerlerinin gidemediği yerlere gidiyoruz" ifadeleri kullanılıyor. CIA’in Twitter’da yaklaşık 2.6 milyon, Facebook’ta ise yaklaşık 900 bin takipçisi bulunuyor.

PSİKOLOJİ DOSYASI : Akıl Sağlığınızın Yerinde Olmadığının 7 İşareti


Akıl Sağlığınızın Yerinde Olmadığının 7 İşareti

KAYNAK :

Aslında, “normal” bir akla karşılık olarak “anormal” bir akıl kıyaslaması yapamayız. Durup bir düşünürseniz, belirli bir yer ve zamanda ‘normal’ olarak kabul edilen bir durumun, başka bir yer ve zaman da tıbbi açıdan sorunlu olarak kabul görmesi, ihtimal dahilindedir. Zihin ve insan davranışı, çok çeşitli şekillerde kendini gösterebilir ve olağan dışı bir zihin veya davranış şekli, birey ile ilgili bir problemin var olduğu anlamına gelmez.

Buna rağmen, zihinde zaman içerisinde sorunların baş gösterebileceği ve/veya zihinsel rahatsızlıklar yaşanabileceğini de hatırlamak da fayda var. Örneğin, birisi sistematik olarak hem kendine hem de başkalarına zarar veren fikirler veya davranışlar geliştirir ya da gerçek ile fanteziyi birbirinden ayırmada zorluk çekerse, yukarıda bahsettiğimiz durum meydana gelir.

“Köleliğin zincirleri yalnızca elleri bağlar: insanı özgür ya da köle yapan zihnidir.”

– Franz Grillparzer

Psikolojik problemleri olan kişilerin yaşadığı zorluk ile ilgili sıkıntı, kişinin bu sorunlarının genellikle farkında olmamasıdır. Genel olarak şu yönde ilerleyen bir ilişkidir: problemler ne kadar kötüyse, kişinin kendisi bu problemlerin o kadar az farkına varır. Bunun nedeni, mevzu bahis sorunun zihinde ortaya çıkması ve muhakeme yapması gerekenin de aynı zihin olmasıdır.

Bu nedenle, semptomlara dikkat etmeniz önemlidir. Bunlar, davranışın özellikleri, işaretleri veya karakteristikleri olarak tanımlanır. Semptomlar kesin değildir, ancak bir çeşit zihinsel zorluğun varlığına işaret edebilirler. Bu bu semptomlara dair yedi tanesini sizler ile paylaşacağız.

Zihindeki algı ve sorunlar

Algı, dünyayı işitme, görme, dokunma, tat alma ve koklama duyularımız aracılığı ile idrak etme yeteneğidir. Yeterli zihin fonksiyonlarına sahip olan bir akıl renkleri, kokuyu ve şekilleri ve benzeri gibi durumları olduğu gibi anlar. Tabi ki de ufak bir farkla. Algılama sistemimiz, “hile” yapma konusunda uzmanlaşmış bir yapıdadır, ancak bu durum aklımızda ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmez. Böyle bir durumun olup olmadığını anlamak için, bu ‘hilelerin’ hayatımıza ne oranda yansıdığına bakmak gerekir: yani bu sorunlar ya da ‘hileler’ ne ölçüye kadar bizlere sorun yaratmaktadır?

Bazen zihnimiz, aslında gerçekte var olmayan bir şeyi algılar. Var olmayan bir şeyi görür veya duyar. Durum böyle olmasa bile, sanki çok gerçekmiş gibi yaşanır. Örneğin, bu hadiseler, yalnız başınıza, eski bir evde otururken genelde meydana gelir: bu gibi olaylarda, aklımız, kendisini etkileyen tüm uyaranların yoğunluğunu artırır. Sorun, mükerrer bir hale geldiğinde ya da duyduğumuz rahatsızlık herhangi bir anekdotun ötesine geçtiğinde tedirginlik artmaya başlar.

Düşüncelerinizi organize etmek

Hepimizin, bazen dağıtmaya meylettiği anları ya da günleri olması gayet anlaşılabilir bir durumdur. Bir konudan başka bir konuya, bir işten başka bir işe herhangi bir önem sıralaması yapmadan atlarız. Stres, bu karmaşayı daha da büyük bir kaos haline getirebilir. Genel olarak, ortaya çıkan sonuç sadece “daha fazla strestir”.

Bu durum süreklilik arz eden bir tutarsızlık haline büründüğü zaman sorun ortaya çıkmaya başlıyor. Bu tür bir tutarsızlık hali, bir düşünceden diğerine atlayarak, birbirleri arasında herhangi bir bağ olmadan, bir fikrin veya diyaloğun doğal seyrini takip etmede yaşanan sorunu işaret eder.

Düşüncelerin kısıtlanması

Düşüncelerin kısıtlanması, belirli özelliklere sahip olduğunda, sıkıntı çeken bir zihne işaret eder. Bunların en kötüsü ise sabitlemedir. Esnek olmayan veya yoğun duygular kendi içerisinde bir sorun teşkil edebilir. Fakat bunlar gerçeklikten uzaklaştırıldıkları zaman, büyük bir acı kaynağı olabilirler.

Bu acı, bireyin saçma sapan bir inanca saplanıp kalması ama bundan uzaklaşmayı becerebilmesi olarak görülebilir. Yani, kendilerine yoğun, süreklilik arz eden ve sık sık karşılaşılan sorunlara neden olmaz. Bu durumda, çekememezlikten bahsedebiliriz. Ama eğer bu sabit inanç, büyük boyutlarda acı vermeye başlarsa, başka bir düzeyde bir sorun hakkında konuşabiliriz.

Bilinç hali

Günlük yaşam meşgalesinin içerisinde, birçok şey bilincimizden kaçar gider. Bu normal bir zihin için kabul edilebilir bir durumdur. Mesela, aklımıza yapmamız gereken bir iş gelir, onu yapmak için hareketlenirken, tamamen unutup, başka bir işe yöneliriz.

Eğer bu bilinçsel kaçışlar sıklaşırsa ya da bizler için önemli olayları içeriyorsa, aklımızda bir sorun olabileceğine dair öngörüler geliştirebiliriz. Eğer bir insan yaptığı bir eylemin nedenini, ne zaman yaptığını ya da ne yaptığını daha sonrasında hatırlayamaz ise, o zaman bir sorun var demektir.

Zihin ve dikkat

Dikkat sorunları, konsantrasyon eksikliğinde veya aşırılığında görülür. Konsantrasyon eksikliği olduğu zaman, zihin deyim yerindeyse, bir o yana, bir bu yana doğru oynar. Misal, bu durumdaki bir insan, son derece basit talimatları algılayıp, takip edemez.

Öte yandan, aşırı oranda odaklanma durumu varsa, birey, çevresine olan dikkatini de kaybeder. Yani bu durum, bir şeye odaklanmışken, kendi çevresinde olan biten ile bir bağ kuramayacağı anlamına gelir. Açıkçası, bunun zihinsel bir sorun olması için, bu semptomun çok şiddetli olması ve teşhis kriterlerinde öngörülen süre boyunca devam etmesi gerekir.

Hafıza ve hatırlama

Hafıza kaybı ya da hatırlayamama durumları, birçok nedene bağlı olabilir. Stres, yorgunluk, fazla sayıda dikkat dağıtan öge ve diğer tetikleyiciler nezdinde ortaya çıkar. İnsan hafızası bir bilgisayar gibi değildir. Örneğin, duygularımız gerçekleri veya olayları kaydettiğimiz derinlikte, büyük bir etkiye sahiptir.

Bazı kişilerin hafıza kaybı veya önemli olayların kısmen ya da tamamen unutulması olarak adlandırdıkları sağlık durumu, bireyin aklında yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunun bir göstergedir. Sıklıkla unutmak ya da bireyin başından geçen olayları hatırlayamaması bir sorun olduğuna işaret eden faktörlerdir.

Dil ve zihin

Dil, düşüncenin ana taşıdır. Akıcı bir dil, akıcı bir zihnin habercisidir. Öte yandan, zihinde bir sorun olduğunda, bu durum düzensiz ve alakasız bir dil oluşumu olarak kendini belli eder.

Dil alanında, ses tonu ve mimik gibi tamamen sözlü bir iletişim kanalına dayanamayan ifade biçimleri olduğunu da hesaba katalım. Konuşurken aşırı derece de mimik kullanan ya da hiç bir şekilde yüzünde ifade belirmeyen insanlarda da sorun olduğu söylenebilir. Hem yukarıda ifade edilen durumlarda, hem de dil sorunlarında, tıbbi açıdan bir değerlendirme yapmak adına bir profesyonelden yardım almak gerekir.