ALEVİLER DOSYASI /// Ekrem Hayri PEKER /// Kızılbaş ayrımı Bursa’da başladı : Kızıl börk -Ak börk ayrılığı


Ekrem Hayri PEKER /// Kızılbaş ayrımı Bursa’da başladı : Kızıl börk-Ak börk ayrılığı

Frank ve Normanlar, haçlı seferleriyle Suriye’ye geldiklerinde Türklerle karşılaşırlar. Deyim yerindeyse şok geçirirler. Karşılarında savaş tekniklerini bilen, cesur ve şövalye hüviyetinde savaşçılar vardır. İlk tepkileri, “Biz bunlarla akrabayız” olur. Üstelik Normanların geldiği Kuzey ülkelerinde “Kağan” ünvanı kullanılmaktadır. Haçlı seferlerini anlatan kroniklerlerde bu efsanevi akrabalık belirtilir (Anonim. Histoire anonyme, dela premiere croisade, s.52, 69, 127).

Bu karşılaşmanın Türkler üzerinde etkisi benzer olur. Yazar, Guibert de Nogent “Geste de Dieu par les Francs” adlı eserinde (s.125) Türkler, franklarla aynı kökenden geldiklerine inanıyorlar” diye yazar.

Bu benzerliği bazı arap yazarlar da dile getirir.1332-1406 yılları arasında yaşayan İbni Haldun’a göre “Franklar ve Türkler” Yafes soyundandır diye yazar.

Yine anonim Haçlı kroniklerinde Türkler için “Kimse, güç, cesaret ve savaş sanatı açısından onlara erişemez” diyordu (Ortaçağda Türkler, M. Balıvet, s.20).

Türk suvarilerin kıyafetleri kullanım kolaylığı açısından kısa sürede diğer halklar tarafından kopya edilir. Sadece kıyafetleri mi? Giydikleri kızıl börklerde. 12. Yüzyılda Türkleri anlatan Ambroise, “L’Estroire de Guerre Sante” adlı eserinde (s.370) “Türkler, olgun meyvelerle kaplı kiraz ağaçları gibi, kırmızı başlık takarlar”. Türklerin kullandığı kızıl börkler, haçlılar arasında moda olur. Kızıl börkler Fransa ve İngiltere de satılmaya başlar. (Ortaçağda Türkler, M. Balıvet, s.21).

Her ne kadar iktidardan uzaklaştırılsa da Alaaddin Paşa’nın beylik yönetimi üzerinde bir etkisi olduğu görülüyor. Gazalar, fetihler devam ettiği için Anadolu’nun çeşitli yörelerinden, Anadolu beyliklerinden ve bağımsız alplerin komutasında çok sayıda Türkmen bursa ve Yenişehir yöresine gelmekteydi.

Osman Bey’in vefatının ardından Akçakoca ve Konuralp gibi savaşçılara komuta eden Alp’lerin ölümü doğal olarak bazı başıboş grupların doğmasına sebep olmuştu. Alaaddin Paşa, kardeşi Orhan Bey’e gelerek: “Hanım! Elhamdülillah ki seni padişah gördüm. İmdi, senin askerine bir alamet koyalım ki başka askerde olmasın”, Orhan Gazi: ”Kardeş, her ne ki sen dersen ben onu kabul ederim” dedi. O da “Etraftaki beylerin börkleri kızıldır. Seninki ak olsun”.

Orhan Gazi askerleri için Bilecik’de Ak börk için kumaş dokutup, börk yapılmaya başlandı. Kısa bir süre sonra Orhan Gazi’nin savaşçıları ak börk giymeye başladılar.

Beyliğin topraklarının büyümeyi devleşmeyi getirmeye başladı. Anadolu Selçuklu’nun uyguladığı tımar sistemi uygulanıyordu. İbni Batuta’nın belirttiği gibi Orhan Bey, yüzden fazla kalenin sahibiydi. Daha Osman Bey zamanında Pazar kurulan büyük kasabalara kadı atanıyordu.

Alaaddin Bey, daha sonra kardeşinden askerlerini arttırmasını istedi. Bunun için kadılara danışmasını tavsiye etmişti. Edebali’nin akrabası da olan ve Osman Gazi zamanında beyliğin en önemli kenti olan Bilecik kadılığına getirilen Çandarlı Kara Halil, İznik’in fethi üzerine İznik kadılığına getirilmişti. Daha sonra Bursa kadısı oldu. Orhan Bey zamanında Kadı asker oldu. Daha sonra vezir olan Halil Paşa’ya danışan Orhan Bey, kendisine danıştı.

Halil Paşa, “Halktan yaya askeri çıkar” dedi. O vakit adamların çoğu yaya askeri olmak için kadıya rüşvet gönderdi. Bu askerlere ak börk giydirildi. Asker olmak için rüşvet teklif edilmesi, Bizans’la yapılan savaşlarda, halka aman verilmesine rağmen ele geçen yerleşim yerindeki tekfurların şahsi servetlerinin ve doğal olarak ganimetin büyüklüğünü göstermektedir.

Gerek Âşık Paşazade ve Osmanlı tarihçiliğinin atası diyebileceğimiz Neşri’nin tarihlerinde Alaaddin Paşa’nın, Orhan Bey’in paşa ol teklifini reddettiği yazılıdır. Bazı tarihçilerin öne sürdüğü gibi Alaaddin Bey, veziri olmamıştır.

Âşık Paşazade, o dönemdeki kıyafet değişikliğini de yazar. Burma tülbent de Orhan zamanında ortaya çıktı. Divana gelecek beğlerin burma tülbenti olmasa ayıplarlar. “Divana geldin, hani burma tülbendin” derlerdi.

Beğler, burma tülbent giyerlerdi. Ne zaman sefer gitseler börk giyerlerdi. Börkün altına da şevküle adı verilen, önü kısa, ardı uzun ve içi deri kaplanmış bir takke giyerlerdi.

Âşık Paşa. “…Eski zamanda üstâdane taraklar ve hürmetli sakallar olurdu. Padişah hışmettiğinin sakalını kesip eşeğe bindirirdi. Şimdiki zamanda kendilerinin âdeti eşek oldu. Binip yürürler, sakallarını da kendi elleriyle keserler. Bu sakal kırkmak âdeti eskiden Firenklerden kalmıştır. Firenklerden de cünüp ışıklar almıştı (Sünni olmayan dervişler) almıştı. Şimdiki zamanda mübah oldu. Kadınlar saçını keser, erkekler sakalını”.

Daha sonra saray mensuplarının tanınması için sakalsız olmaları âdeti yerleşti.(Atsız, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, s.43,44,45)

Tarihçi Neşri olayı biraz farklı anlatır. Rivayet olur ki, birgün kardeşi Ali Paşa, Orhan Gazi’ye, “ey kardeş, Allah’a hamdolsun ki, padişah oldun. Günden güne askerin artmaya başladı. Şimdi sen de kendi askerinde bir nişan et ki, başka askerlerden mümtaz olsun, kıyamet gününe kadar anılsın” dedi.

Orhan,”sen ne buyurursan ben onu kabul ederim” dedi.

Ali Paşa, “Etrafındaki beylerin börkleri kızıldır. Senin has kullarının börkleri ak olsun” dedi.

Orhan Gazi, bu sözü kabul ederek, buyurdu: Bilecik’te ak börkler bükdürdü. Adam göndererek, Amasya’daki Hacı Bektaş-i Horasani’den icazet aldı. Önce kendi giydi, sonra hizmetindekiler giydi.”

….

Çandarlı Hayrettin Paşa, “ Sultanım meğer il’den (beylik topraklarından) yaya yazıp çıkaralım” dedi. Sonra yaya yazılmasına başlanınca, çok kişiler kadıya rüşvetler verdiler, yalvardılar, “beni yaz” dediler. Zira o zaman onlara hayli rağbet vardı. Hünkârın has adamları olurlar, ak börk giyerek yürürlerdi. Hatta yazma tamam olduktan sonra gelenler dahi yalvararak, “bizi, bari yamak yazın. Sefere bir yıl onlar, bir yıl da biz varalım” dediler. Neşri Tarihi, Hazırlayan: Pr. Dr. Mehmet Ali Köymen, s.76,77)

Aşıkpaşazade (1400-1484) ve Neşri (?-1520) arasındaki tarih farkı belki bazı eklemelere yol açmış olabilir. Gerek Osman Bey, Gerekse Orhan Bey’in sivil halkı köleleştirmemesi, teslim olanlara dokunmamaları, vergileri azaltmaları sonucu sivil halk yerinde kaldı. Sadece sivil halk değil, Rum sipahiler de bölgeyi terk etmeyip Orhan Bey’in emrine girdiler. Doğu Roma’da Patrik görevini imparator üstlenmişti. Patrik olmayışı kilise hiyerarşisini etkisiz bırakmıştı. Yerli halk hızla Müslüman olmaya başladı ve gazalara katılamaya başladı.

İlk kırılma Karesi Beyliği’nin ilhakı ve Süleyman Paşa’nın Gelibolu Yarımadası’na çıkması değiştirdi. Fethedilen bölgeye nüfus ihtiyacı oldu. İlk göçürülenler, Balıkesir’de yaşayan Arap denilen göçerler oldu. Daha sonra elegeçirilen beyliklerden zoraki göçler başladı. Bölgedeki Türkopollerde süreç içinde Müslümanlaştı. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra yaşanan fetret devrinden sonra handan eski gücüne kavuşmuş, Ege beylikleri ve sonrasında Karamanoğulları beyliği ve ona destek veren Türkmenler kitleler halinde Rumeli’ye sürüldüler.

Ekrem Hayri PEKER

Kaynak:

-Atsız, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Ankara-1970

-Balueti Michel, Ortaçağda Türkler, İstanbul-2005

– İnalcık, Halil, Devlet-i Aliyye-I, İstanbul-2016

– Köymen, Mehmet Ali, Neşri tarihi-Ankara-1983

-Tezcan, Hülya, Bursa’nın ipeklisi, Bursa-2017

GAZİLERİMİZ DOSYASI : Bursa’da gaziyi hastanelik edenler tutukla ndı


b6b053545a60e7fbf45ef66015014752.jpg

ÖZEL BÜRO NOTU : TAM GRUP OLARAK ORTALIĞI AYAĞA KALDIRMAK ÜZEREYDİK Kİ SAVCILARIN TEKRAR BAŞVURMASI ÜZERİNE ZANLILARIN TUTUKLANDIĞINI ÖĞRENDİK. BU DAVANIN TAKİPÇİSİ OLUCAZ VE EĞER GAZİMİZİ DÖVENLER EN AĞIR CEZAYA ÇARPTIRILMAZ İSE TÜM ADALET BAKANLIĞINI, HAKİM VE SAVCILARI AYAĞA KALDIRACAĞIZ. HERGÜN ONLARCA E-POSTA, SMS VE FAX MESAJI ATIP KARARLARINI TEKRAR GÖZDEN GEÇİRMELERİ İÇİN BİZZAT RAHATSIZ EDECEĞİZ. SÖZÜMÜZ SÖZ. GAZİMİZE YAPILAN BU AŞAĞILIK DAVRANIŞA HER KİM Kİ UYDURUK BİR CEZA VEREREK BAŞTAN SAVMAYA KALKAR İSE GAZABIMIZDAN KORKSUN. BU TEHDİT DEĞİL. SADECE EĞER O KARAR EN AĞIR ŞEKİLDE ÇIKMAZ İSE YAPACAĞIMIZI PEŞİNEN SÖYLÜYORUZ. ÖYLE BİR CEZA OLMALI Kİ BUNDAN SONRA HİÇ KİMSE BIRAKIN BİR GAZİMİZİ DARP ETMEYİ, YANLARINDAN GEÇERKEN SALAVAT GEÇİRİP ÖYLE GEÇMELİ. ONLAR BU VATANA VERİLEN EMANETLER. ONLARA BİLE SAHİP ÇIKMAKTAN ACİZ İSEK HİÇ KİMSE BOŞUNA NUTUK ATIP HAVALANMASIN. BİR GAZİMİZE SAHİP ÇIKAMADIK YUH BİZE.

Bursa’da gaziyi hastanelik edenler tutuklandı

Bursa’da oturduğu bir kafede ayaklarını uzattığı için Gazi Ömür Karaman’ı hastanelik eden şahısların önce serbest bırakıldığı daha sonra tekrar gözaltına alınarak tutuklandığı ortaya çıktı.

Irak’ın kuzeyinde konvoyuna düzenlenen EYP’li saldırı sonucu vücuduna 30’dan fazla şarapnel isabet ederek gazi olan Ömür Karaman, Bursa’da oturduğu bir mekanın sahipleri tarafından saldırıya uğradı.

Bir yakınını görmek üzere Ankara’dan Bursa’ya giden ve deniz havası almak için Gemlik sahilinde bir kafeye oturan yüzde 92 engelli gazi Karaman, burada ayağını uzattığı için mekan sahibinin sözlü saldırına maruz kaldı.

HASTANELİK ETTİLER

Gazi olduğunu ve yüzde 92 engelli olduğunu belirtmesine rağmen mekan sahibinin saldırısına uğrayan Karaman, tartışmanın büyümesi üzerine mekan sahibi ve arkadaşları tarafından öldüresiye dövüldü.

5ca9de53de5cf9e160aaabc7c71b800a.jpg

Saldırının ardından hastanelik olan gazi Karaman’ın Gemlik Devlet Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındığı öğrenildi. Burada yapılan müdahalede gazi Karamın’ın dudağına dikiş atılırken, ezilen ve moraran bölgelerine tedavi uygulandı bildirildi.

Yapılan suç duyurusu üzerine mekan sahibinin gözaltına alındığı iddia edildi.

‘BANA DEMİRLE VURDULAR’

Yaşadığı darp anını anlatan Gazi Ömür Karaman, "Belime demirle vurdular. Ben yere düştüm. Ellerimi ayakkabılarıyla çiğnediler. Bağırmama rağmen, ‘Ben bir gaziyim, yüzde 92 engelliyim’ dememe rağmen. 20 yaşlarında bir çocuk yardıma geldi. Onu da dövdüler. Dişleri parçalanmış. Daha sonra savcılığa gittik. O arkadaş da şikayetçi oldu. Daha sonra, işletmedeki çalışanlar gelip benden özür dilediler. Ben oraya onurumla gittim, aynı şekilde onurumla da çıkmak istedim. Onurumla girip çıkmama bile izin vermediler. Ben hakkımı helal etmiyorum" diye konuştu.

ÖNCE SERBEST BIRAKILDILAR SONRA…

Gaziyi hastanelik eden şahısların şikayet üzerine gözaltına alındığı ve emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldıkları mahkemece apar topar serbest bırakıldıkları öğrenildi.

Öte yandan serbest kalan 3 şahıs yapılan çalışmalar sonucunda bugün yeniden gözaltına alınarak çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

NOSTALJİ DOSYASI /// Ekrem Hayri PEKER : Bursa Orhangazi Sinemaları


Ekrem Hayri PEKER : Bursa Orhangazi Sinemaları

Sinema bize farklı bir dünyanın kapısını açardı. Perdede seyrettiğimiz sadece görüntü değildi. Çoğu zaman filmin içine girer, efe olurduk, korsan olurduk, kovboy olurduk. Malkoçoğlu, Karaoğlan, Tarkan’la akınlara çıkardık. Herkül veya Masis’le Antik Çağ yaratıklarıyla dövüşürdük.

Ankara, İstanbul, İzmir ve Uludağ gibi ismini duyduğumuz ama gidemediğimiz yerleri filmler ayağımıza getirirdi. Sadece buralar mı? Paris, Roma, Londra, Newyork… Balta girmemiş ormanlar, uçsuz bucaksız çöller, okyanuslar filmlerle bize gelirdi. Kitaplarda okuduğumuz aslan bize kükrer, balina içine çektiği suyu fışkırtırdı.

Kemal Burkay’ın o güzel şiirinde olduğu gibi

Bazen şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
iklim değişir Akdeniz olur gülümse…

Günlerce konuşulan tek konu o hafta seyrettiğimiz film olurdu.

Bizimle dış dünya arasında köprü olan sinemacılar da doğal olarak yörenin önde gelen insanları arasına girerlerdi. Çoğu sinema aynı zamanda tiyatro ve konser salonuydu. Siyasi parti kongreleri, dernekler kongrelerini buralarda yaparlardı.

Raif Kaplanoğlu

Bunların ışığında Orhangazi sinemalarını Bursa Ve Osmanlı Devleti üzerine araştırmalar yapan sayın Raif Kaplanoğlu ile ilçedeki sinemalarını gezelim.

“Çocukluğumda Orhangazi 6–7 bin nüfuslu küçük bir yerdi. Birçok ilçede Halkevleri için tiyatro ve sinema binaları yapılmıştı. Bu binalar, Halkevleri kapatılınca belediyelere devredildi. Çoğunun adı belediye sineması oldu. Belediyeler bu binaları işletmecilere kiraladı. Orhangazi elektriğini küçük bir HES’ten sağladığı için sinemada jeneratöre ihtiyaç duyulmuyordu.

1950’li yılların başında bu Halkevi binasını Arnavut Ayet (Durmuş) kiralayıp Atlas Sineması adıyla hizmete soktu. 300-350 kişilik bir sinemaydı. Güzel bir salonu vardı. Geniş bir sahnesi ve bu sahnenin arkasında orkestra yeri olabilecek bir çukur bile bulunuyordu. Parti kongreleri, kına/düğün, tiyatro ve konserler gibi ilçenin tüm kültür-sanat faaliyetleri burada yapılıyordu. Benim sünnetim de bu sinemada olmuştu. Kışlık Atlas Sineması’na kadınlar gelmezdi. Sadece bazen kadın öğretmenler ve kadın memurlar film izlemek istediklerinde balkon onlara ayrılırdı.

Atlas Sineması makine dairesi, makinist Sinemacı Ayet’in oğlu Rahmi Durmuş.

Ayet Durmuş, 1960’lı yılların başında “Çoklar Fırını” karşısında yazlık bir sinema açtı. Adı yine Yazlık Atlas idi. Yazlık Atlas Sineması yaklaşık 800 kişilik büyük bir sinemaydı. Zeminde tahta sandalyeler, girişte ufak bir büfe bulunuyordu. Bu sinemaya Orhangazililer aileleriyle gelirdi. Babam din adamı olduğu için annemler sinemaya gidemezdi. Ayet Durmuş’un eşi de sinemaya gidemezdi. Bu sinemanın yanında, bugünkü Ateş Kıraathanesi’nin bulunduğu bir tanıdığımızın evinden sinemayı izlerdi. Annemle onlara gider, beraber balkondan film izlerdik.

Atlas Sineması’ndan bir görüntü

Sinemacılık gelişince, altmışlı yılların sonunda Sinemacı Özen, Yazlık Zevk Sineması’nı açtı. Yaklaşık 800 kişilik büyük bir sinemaydı. Getirdiği filmler ucuz, kötü kopyalardı. Filmler oynarken 8–10 kez kopardı. Seyirciler ıslıklardı. O da bu durum karşısında Arnavut Ayet’le rekabet için üç film birden oynatmaya başladı. Bu kampanyayı uzun bir süre sürdürdü.

İlçede seyirci potansiyeli yüksekti. Yakın köylerden film izlemeye gelenler çoktu. Başka bir girişimci İş Bankası şubesi aralığında Yazlık Güneş Sineması’nı açtı. Burası 400-500 kişilik bir sinemaydı. Bu sinema da Zevk Sineması’na rakip olarak üç filim birden oynatmaya başladı. İlk kez “Baba” filmini bu sinemada izledim.

Orhangazi’de açılan son sinema Gemlik yolundaki Kışlık Emek Sineması’ydı. Almanya’da işçi olarak çalışıp, Orhangazi’ye dönen Mustafa Turan, abisiyle beraber bahçelerinde bir sinema binası inşa etmeye başladı. İnşaatta kendileri de çalışıyordu. Mustafa Turan’ın abisi inşaatın çatısından düşüp, öldü. Mustafa Turan, güç-bela bu sinemayı açıp, çalıştırmaya başladı. 500-600 kişilik güzel bir sinemaydı. Tiyatro, konser, düğün-dernek için de kiraya veriliyordu. Benim nikâhım da burada kıyıldı. Mustafa Turan sinemayı yürütemedi. Seyirci çekmek için normal filmler arasına 1-2 dakikalık “miki” filimleri parça olarak koymaya başladı. Kahveleri dolaşıp, kulaklara “bu akşam parça var” diye fısıldıyordu.

Sonra hemen yanına Yazlık Emek Sineması açıldı. Bu sinemada 700-800 kişilikti. Kız kardeşimin düğünü bu sinemada oldu. Daha sonra, Sinemacı Ayet’le rekabet edemeyen Mustafa Turan, sinemasını Ayet Bey’e kiralamak zorunda kaldı. Sonra tekrar kendisi işletmeye başlattı. Bir sezon ünlü illüzyonist (Abra-Kadabra olabilir) burada program yaptı.

Ayet Abi ölünce Atlas Sineması kapandı. Belediye burasını İşhanı yaptı. Televizyonun yaygınlaşması, Yeşilçam’ın seks filmlerine yönelmesi, Orhangazi’deki sinemaların sonunu getirdi. Yazlık sinemalar birer birer kapandı. En son Emek Sineması kapandı. 8–10 yıl kapalı kaldı, sonra da yerine büyük bir apartman dikildi.

Seyyar Sinemacılar

Bu sinemalardan başka Orhangazi’de seyyar sinemacılar da vardı. Araçlarıyla köyleri dolaşırlardı. Bunlardan birisi komşumuz Sinemacı Necdet (Erceylan) idi. Köylere film oynatmaya giderdi. Sinemacı Necdet, hem komşum, hem de ailece dosttuk. Yine komşum Peynirci Tevfik, Necdet Amca’nın kalfalığını yapıyordu. Sinemacı Necdet Abi’nin çok değişik bir pikabı vardı. Sinema makinesini ona koyardı.

Ben de 1968 -1970’li yıllarında, sinema makinistliği çıraklığı yaptım. Geceleri Sinemacı Necdet’le sinema oynattım. Esas işim; bize gelen veya oynattığımız filmleri elle çevirerek başa sarmaktı. Film makinemiz 16 mm’likti. Oynatacağımız filmi gideceğimiz köyün muhtarına telefonla veya bir şekilde haber verirdik. Film afişlerini filmi oynatacağımız kahveye önceden gösterip, duvara asardık. Bu şekilde filmi tanıtırdık. Film oynama saatinden önce kahveye gelir; makineyi kurup perdeyi asardık. Köy kahvecisine de bir kira öderdik. Yaz aylarında etrafı çarşafla çevrili alanlarda film oynatırdık. Gemlik–İznik –Mudanya köyleriyle Kurşunlu’da sıklıkla film oynattık. Sahilde ise o yıllarda tatil kampları bulunuyordu; Kızılay kampı, Gençlik kampı gibi. Buralara gidip, film oynatırdık. Kurşunlu’da kilisenin olduğu yerde film oynatmıştık. Yaz aylarında, sahildeki tüm köyleri dolaşırdık. Bizden başka seyyar sinemacılarda bölgeyi dolaşırlardı. Nüfusu kalabalık olan Sölöz, Keremet, Gürle gibi köylere sık giderdik. Sinemacı Arnavut Bayram Abi de, seyyar sinemacıydı. Ancak Bayram Abi çok uzak köylere giderdi. Ancak Orhangazi köylerinde sadece Yeniköy beldesinde, belediye sineması vardı. Bu sinema, Atlas Sineması’ndan bile daha güzel bir sinema binası idi.

Seyyar sinemacılığın sonunu, televizyonun yaygınlaşması getirdi. Köylerde televizyonlar yaygınlaştı. Televizyonlardaki Dallas, Bonanza ve polisiye dizilerin her bölümü bir filmdi. Seyirciler filmlere rağbet etmez oldu. Bu da seyyar sinemacılığın sonunu getirdi.

Duygusal bir yapım var, izlediğim hüzünlü aşk filmleri geceleri rüyalarıma girerdi. Beni etkileyen filmlerden en önemlisi, Yılmaz Güney’in son sahnede vurulduğu bir filmdi. Son sahnede çulsuz bir adam, filmin kahramanını, yani Yılmaz Güney’i öldürüyordu. Bu film, Yeşilçam’da gerçekçi sinemanın başlangıcı olmuştu. Seyirciyle birlikte ben de filmin sonunda şaşıp kaldık. Sinemanın ışıkları yanan kadar filmin kahramanı olan Yılmaz Güney’in ayağa kalkmasını bekledik.”

Yeni Lider Gazetesi’nden Muamer Yolcu ilçedeki sinemalarla ilgili şu bilgiyi verdi;

“Şuan Orhangazi’de bulunan herhangi bir sinema bulunmamaktadır. Uzun yıllar önce Gölpark Avm açık iken Tutku sinemaları vardı. Ondan öncesin de Mezarlığın karşısında yine aynı isimde Tutku sineması bulunuyorduı. Sinemalardan en eski olanı ise EMEK Sineması’ydır. Yaklaşık son 5 senedir Orhangazi’de sinema bulunmamaktadır. Şu an Orhangazi halkı çevre il ve ilçelere gidilmektedir. Gemlik’te Tutku sineması var ve Yalova’da bulunan KİPA ve Özdilek’teki sinemalar bulunuyor.”

Ekrem Hayri PEKER

Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı – Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya’dan Anadolu’ya – Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır. E-Posta: ekrempeker

BELEDİYELER DOSYASI : BURSA BELEDİYE BAŞKANI ALİNUR AKTAŞ CEZAYI DUYUNCA DAKKASINDA BİR NUMARALI ATATÜRK HAYRANI OLDU /// YERSEN :)


Celal Eren Çeli̇k : ALİNUR AKTAŞ "İŞİNE GELİNCE" ATATÜRKÇÜ OLDU !

Yerel seçim döneminde AKP’nin Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan ve CHP adayı Mustafa Bozbey ile kıyasıya bir seçim yarışına girdikten sonra, tartışmalı bir şekilde Büyükşehir Belediye başkanı seçilen Alinur Aktaş, seçim kampanyasında bir skandala imza atmıştı…

Alinur Aktaş ülkenin yetiştirdiği ve Atatürkçü,Kemaist kimlikleri ile ön plana çıkan Bahriye Üçok,Uğur Mumcu,Türkan Saylan gibi isimleri bir seçim kampanyası toplantısında "Vatan,bayrak haini" ilan etmişti.Bu sözleri sonrasında Aktaş’a tepki yağmış ve özellikle sosyal medyada Aktaş ağır biçimde eleştirilmişti.

Hatta Türkan Saylan’ın ailesi Aktaş hakkında suç duyurusunda bulunarak konuyu yargıya taşımıştı.

Aktaş CHP’li belediyelerin bu önemli isimlerin park ve caddelerde yaşatılması için park ve caddelere bu önemli yurtseverlerin isminin verilmesini eleştirmişti.

Seçim sonuçlarından sonra Kemalist-Atatürkçü isimleri "Vatan-Bayrak düşmanı" ilan eden Alinur Aktaş’ın ilk icraatı Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne devasa bir Atatürk bayrağı astırmak oldu.

Alinur Aktaş’ın bu icraatını gören Bursalı vatandaşlar ise duruma tepkili ve Aktaşı "Riyakarlık" ile suçluyorlar.

Bursalı vatandaşlar "Alinur Aktaş, Atatürkçü kimliği ile tanınan kişilere vatan haini diyerek çok tepki çekti ve kendisine bunun çok ciddi biçimde zarar verdiğinin farkında.Şimdi bu tepkileri kırmak için göz boyamak adına belediyeye Atatürk posteri astırıp riyakarlıkla Bursa halkının gözünü boyayabileceğini ve sözlerini unutturabileceğini sanıyor" şeklinde tepkisini dile getirdi…

KAYNAK : https://www.gazzetta9.com/ozel-haber/alinur-aktas-isine-gelince-ataturkcu-oldu

TARİH /// Şaban YALAZI : Bursa 1914 – Karl Baedeker’in gezi notlarından


Şaban YALAZI : Bursa 1914 – Karl Baedeker’in gezi notlarından

(İSTANBUL, BALKANLAR, KÜÇÜK ASYA, TAKIM ADALAR, KIBRIS) (Seyahat edenler için el kitabı) YAZAR : KARL BAEDEKER

(LEİPZİG, KARL BAEDEKER Yayınevi, 1914) (S. 251-256)

İSTANBUL`dan BURSA´ya

İstanbul`dan tabiat güzellikleri ve görülmeye değer tarihi yapıları ile ünlü Osmanlıların eski başşehri Bursa`ya yapılan büyük gezi herşeye değer. Gezi Olymp(Uludağ)`e çıkılmazsa 3(veya 4) günde gerçekleşebilir. Geri dönerken aynı yolu kullanmaya gerek duymadan, uzun ama çok ilgi çekici tren yolculuğu ile görülmeye çok değecek eski İznik(Nikaea)`e Anadolu Demiryolu ile ulaşmak mümkün. Ve İstanbul`a 3-4 günde geri dönülebilir; veya Ankara(Angora)`ya ve Konya`ya 5-6 günde devam edilebilir.

İstanbul`dan Bursa`nın limanı Mudanya`ya (74 km.), Türk Mahsusa Şirketi`nin buharlı gemileri haftada üç sefer (Pazar, Salı ve Cuma günleri saat 9.00`da hareket ederek) yapıyor. Mudanya`dan dönüş Pazar, Salı ve Perşembe günleri aynı saatlerde. Yolculuk 4,5- 5 saat sürüyor. I. Sınıf 30 Pi.S.[i], II. Sınıf 20 Pi.S. (Biletler güvertede kontrol edilir.) Yanınıza yiyecek almanız tavsiye edilir. Gerçi gemide restoran var. (Öğle yemeği- şarap dahil- 15 Pi.S.) Bu buharlı gemiler hala Yunanlıların küçük „Destunis Cemiyeti“ buharlılarına tercih edilmekte, ki onların aynı hatta yaz aylarında hemen hemen her gün seferleri var. Ancak, dalgalı denizde sıklıkla hizmetleri kesilmekte.

Mudanya`dan Bursa`ya tren yolculuğu buharlı ile bağlantılı. Tren yolu (42 km) 1870-1875 yıllarında Türk Devleti tarafından döşenmiş ve 1892`den beri Fransız şirketinin eline geçmiş. Yolculuk 1 saat 45 dakika sürüyor. I. Sınıf bilet 26,5 Pi.G., II.Sınıf 19,5 Pi.G., III. Sınıf 9,5 Pi.G. 2 gün geçerli olan gidiş-geliş biletleri I.Sınıf 38 Pi.G., II.Sınıf 28,5 Pi.G. Trenlerin geriye dönüşleri de buharlı ile bağlantılı. (Bursa`dan hareket sabah saat 7.00`de.)

İstanbul`daki seyahat bürolarından Bursa`ya direkt bilet temin etmek mümkün. Tek istikamet için I.Sınıf bilet fiyatı 62,5 Pi.G., II.Sınıf 83 Pi.G.`tur. Gidiş-dönüş biletleri 10 gün geçerli olup I. Sınıf için 106, II. Sınıf için 83 Pi. G.`tur. Hareket yeni köprünün doğusundaki Quai`den. Sezonda oda siparişi için telgraf ile yer ayırtılması tavsiye edilir.

İstanbul`dan kalkan buharlı, kayalık Oxia ve Plati ile dört büyük Prens adalarını solunda bırakarak güney batıya devamla Bozburun(eski adı Poseidion)`a varır. Burası yarımadanın batı ucu olup, 900 m.nin üzerinde yükseltiye sahip Samanlı Dağ (eski adı Argonthonios)`ın Mudanya Körfezi`ni batıdan çevreleyen uzantısıdır. Bu karanlık(koyu) dağ silsilesinin arka planında zirvesi ekseriya karla kaplı Bitin`lerin Olymp`i uzanıyor. Aşağı yukarı 3 saat 45 dakika sonra İncir Limanı`na gelindiğinde Mudanya Körfezi önünüze serilir. Bundan sonra, içeriye açılan bir açıyla Gemlik Körfezi görülür. Küçük bir tersanesi olan 8000 nüfuslu Gemlik (eski adı Kios, İznik`in limanı), Adranos ve Karlıyer`in Chrom madenlerinin yüklemesinin yapıldığı körfeze adını verir. Körfezin sağında Kalolimenos adası vardır. Buharlı gemi bazen körfezin kuzey kıyısındaki Armutlu`ya, bazen de güney kıyısında bulunan Tirilye (diğer adı Syki)`ye uğrar. Böylece İstanbul`dan hareket ettikten 5 saat sonra Mudanya`ya gelinebilir.

Mudanya, yeşilin hakim olduğu ve çoğunluğunu Rumların oluşturduğu 6000 cıvarında bir nüfusa sahip. Stamatiati Hoteli çok iyi durumda. Kolophon`un kurduğu Myrleia, daha sonraları Prusias`ın eşi Apameia adını almış.

Buharlı gemi Mudanya`da ağaç iskeleye yanaşır. İskelenin sonunda bilet kontrolu var. (İskele parası kişi başına ½ Pi.S.; büyük bagaj için 1 Pi.S.`dir.) Ve hemen sağda bulunan tren istasyonunda sadece büyük parçaların bagaj kontrolu yapılır.

Araba ile kişi başına 40-60 Pi.S. ödeyerek Bursa`ya 31 km/lik mesafe, 270 m.çıkılan ve 70 m. inilen bir yolla 3 saatte gidilebilir.

Dar hatlı tren yolu birçok kıvrım, köprü geçişleri ile bağlar, zeytinlikler, dut ağaçları, tahıl zengini tarlaların arasından geçerek Mudanya körfezini gören (11. km.de) Yorgoli`ye ulaşır. Buradan sonra alçalarak ilerleyen tren yolu ile 23. km.ye gelindiğinde Koru`dan kısa bir süre önce Bursa görünür. Tren Nilüfer çayında iki geçiş yaptıktan sonra 37. km.de Acemler(Çekirge için İstasyon), 39. km.de Yahudiler(Hotel Anatolie ve Hotel Bellevue için İstasyon)`den sonra 42. km.de Bursa son İstasyonu(Gare de Brousse)`na varır.

Hoteller : Hotel Anatolie (Madam Brotte), bahçeli, iyi derecede, konaklama şarapla birlikte 15 Fr. (uzun kalışlar daha ucuz), sezonda telgraf ile yer ayırtınız.

Hotel Nuriye, Setbaşı köprüsündedir. Hotel Bellevue ise Yahudiler durağında. Yerel işletmeci çalıştırıyor. 9-12 Frank. Ayrıca Çekirge`de Hotel Splendide çok beğeniliyor. Karşısında Hotel Europa var.

Araba, duraktan otele (10 dakika) 10. Pi. S., yarım gün 30 Pi. S., tam gün 60 Pi.S., şehirde kısa tur 5 Pi.S., saati 10 Pi. S. cıvarında. At kiralama; yarım gün 25 Pi.S. cıvarında, tam gün 50 Pi.S. Eşek kiralama: yarım gün 10 Pi.S. cıvarında. Fiyatı önceden kararlaştırınız, sezonda fiyatlar biraz yükselir.

Şehir içinden geçerek Çekirge`deki banyolara gidecek olan tramvay yolu yapım aşamasındadır.

Konsolosluklar: İngiliz, Fransız ve Rus Muavin Konsolosluğu, Avusturya-Macaristan Konsolosluk Temsilciliği.

Bankalar: İpek Han`da Osmanlı Bankası ve Alman Orient-Bank Temsilcilikleri

Camiler ve Kaplıcalar: Kolayca ulaşılabılir. Gruplar için 5 Pi.S., tek kişiler için daha az bir bahşiş karşılığında gezilebilir. Camilere girerken ayakkabılar çıkartılır.

Rehber: Günlüğü 6-8 Fr., yarım günlüğü 3-4 Fr. (Sezonda daha pahalı), eğer bir araba, bir eşek veya fayton kiralarsanız tamamen gereksiz.

Zaman dağılımı: Bursa`ya trenle vardıktan sonra günün kalan kısmı Hisar ve Pınarbaşı ile, ertesi günü ise öğleden önce Balık Pazarı, Ulu Cami, Setbaşı Köprüsü, Yeşil Cami, Çarşı(Basar) ve Sultan Mezarları ziyaret edilerek geçirilebilir. Bu arada belki ipek iplikhanesi, veya ipek dokuma işletmesi de ziyaret edilebilir; öğleden sonra araba ile İnkaya`ya gidilip gelinir ve sonra Çekirge`de kaplıcalara gidilebilir. Veya eşekle banyolara (Çekirge`ye), İnkaya`ya gidilip Bursa`ya dönülebilir. Daha başka gezilerle çok güzel zaman geçirilebilir ve Uludağ`a çıkılabilir.

Bursa, 29°3` doğu meridyeni ile 40°11`kuzey paralelinde, denizden 150 m.yükseklikte, Bitinya Olymp(Uludağ)`in eteklerinde kuruludur. İstanbul`un fethinin(1453) öncesinde Osmanlıların başşehri olan Bursa, Hüdavendigar Vilayetlerinin başşehridir. Genel Valinin oturduğu şehirde bir Rum, bir Ermeni Başpiskopos, bir Katolik-Ermeni Piskopos ve bir Haham bulunmakta. Büyük bir alana yayılmış şehrin 1453`ten önceki nüfusu 100.000`in üzerinde idi. XIX.yy. ilk yarısında nüfus 70.000`e, hatta 35.000`e düştü. Türk-Rus Harbi(1878) sonundan itibaren Balkan Yarımadasından geri dönen Müslümanlar ile nüfus 90.000`e çıktı. 2/3 ü Türk olan nüfusun geri kalan kısmı Ermeni, Rum ve Yahudi idi. Avrupalı koloniler küçük sayıda idi. Nüfusun önemli bir bölümü Avrupa standartlarında ipekböceği yetiştiriciliği yapıyordu. Ve ipekböceği yetiştiriciliği bunun için açılmış bir meslek okulunda öğretiliyordu. Aynı zamanda ham ipek üretimi de yapılıyordu. Şehirde 50`den fazla iplikhane ve 2000`den fazla iplik tezgahı vardı. Ham ipek çoğunlukla Lyon`a gönderilirdi. Bezlerin, kumaşların ve ince tüllerin üretimi evlerdeki tezgahlarda yapılırdı. Bir zamanlar revaçta olan bu üretim tarzı, Avrupadaki fabrikaların üretimi karşısında ezildi. İpek dışında şarap (eski kalitesini koruyamamış olsa da), zeytinyağı, afyon ve meyveler ihraç ürünleri idi. Ateşli hastalıklardan kurtulabilmek için çeltikçilik yok edildi. Kaplıca tesisleri zaman içerisinde hizmet kalitelerini yeteri kadar geliştiremedikleri için şehire yeterli katkı sağlayamamaktadırlar. Şehirin önemli mineral yatakları (Krom, antimon, gümüş ihtiva eden kurşun, kalay, çinko, boraks, deniz köpüğü, litografik kayrak) var. Ancak, yeterli altyapıdan yoksun olunması, bu kaynaklardan yok denilecek kadar az istifade edilmesine neden oluyor.

1804 yangınında ve 1855 depreminde büyük hasar gören şehrin sırtını dayadığı Olymp(Uludağ)`in kuzeybatı uzantısından kuzeye doğru bir yayla uzanır. Yayla batı, kuzey ve doğuda dik bir şekilde, bazı yerlerde dikey, sadece güneyde suyu bol olan bir su kaynağı ile dağlarla bağlantılı. Bu yaylanın(210 m.) sert tabii zemini üzerinde antik bir şehir kurulu. Türklerin fethinden sonra kuzeybatı ve doğuya genişlemiş olan şehir derin yataklarında akan iki akarsu doğuda Gökdere, batıda Cilimboz tarafindan 3`e bölünür. Şehrin önünde büyük bölümü dut ağaçlarıyla kaplı verimli bir ova uzanır. Kuzey ve kuzeydoğusundan Katırlı Dağ(1090 m.)´ın çevrelediği ovada Nilüfer (eski adı Odryses) Çayı ve Ryndakos`un yan kolu akarlar.

Hisar`a çıkış yolu, Cilimboz`un yukarısından dağın batı tarafı boyunca uzanır. Hotel Brotte`den ortalama 8 dakika mesafede sola kıvrılır ve bir zamanlar Kaplıca Kapı`nın olduğu noktada bulunan 2,5 km. uzunluğunda Hisar`ı çevreleyen surlara ulaşır. Büyük ölçüde antik temeller üzerinde kurulu olan surların ayakta kalan Theodor Laskaris`in yaptırdığı bölümü, daha sonraları özellikle III.Mehmet (1595-1603) zamanında onarıldı. En güçlü kısmı, doğal olarak güney kısmı düzlüğünde olan bölümüdür. Ancak, şimdi çok harap durumdalar. Yol Hisar`ı geçerek devam eder ve 3 dakika gidildiğinde sola doğru bir sur yıkıntısından geçmek ve burada manzaranın zevkine varmak mümkün. Sağda küçük bir cami, solda bir Türk Hastanesi; devamla, arka kısımda taş ve kiremit katlardan oluşan Bizanstan kalma büyükçe bir duvar parçası ve ardında kemerli yapılar. Sur yıkıntısından devam edilerek 7 dakika sonra sağda, eski Bizans kilisesinin olduğu yerde bulunan Davut Manastırı(şimdiki Şehadet Camii)`na ulaşılır. Solda, kaybolmuş olan Sultan sarayının (şimdi depo olarak kullanılmakta) yeri ve birkaç adım ilerde bir bahçe içinde Sultan Osman ve Orhan´ın türbeleri. Bu iki türbe (solda altı köşeli olan Osman´ın , sağdaki Orhan´ın) 1855´deki depremden sonra Sultan Abdulaziz (1861-76) tarafından onarıldılar. Çok ta bir özellikleri yok. Osman`ın tabutu üzerindeki ülkenin kurucusunun adı verilmiş olan Osmanlı nişanı, yeşil bant Abdulaziz tarafından bağışlanmış. Bahçenin kuzey sınırında, ova ve Uludağ`a hakim çok güzel bir şehir manzarası var. Dışarı çıktıktan sonra güneye doğru gitmeli, daha önemlisi ilk Doğu–Batı Caddesine kadar; burada birkaç adım yürüdükten sonra solda (doğuda) 1905´e kadar iyi durumda olan Hisar kapısı bulunmaktadır. Bunun içinde antik eserler ve yazılar sıvanmış. Sağda ve solda çevre duvar kalıntıları var. Kapının önündeki caddeyi devam edip, soldaki ilk dar merdivenli sokağı güneydoğuya doğru takip ederek Yahudilerin oturduğu Balık Pazarına inebilirsiniz.

Kapıdan geriye gelerek ilk sokaktan sola dönüp, güneye doğru ilerlerseniz, 5 dakika içinde güney surlara ve çok sevilen dinlenme yeri Pınarbaşı`na ulaşabilirsiniz.

Büyük ağaçların gölgelediği çimenlik, üzerleri yeşilliklerle sarılmış duvar kalıntıları (bunların hemen yanında mevlevilerin küçük bir tekkesi ve danseden dervişler) ve mezarlık.

Bu dinlenme yerinin güney-batı köşesinde güçlü bir su kaynağı ve yanında küçük bir Kahvehane var. Pınarbaşından güneydoğu istikametine doğru gidilerek Maksem köprüsüne ulaşılabiliyor.

Yahudilerin oturduğu Balık Pazarı`ndan geçen eski ana caddenin doğuya doğru uzantısından biri yakın zamanlarda eski yapılarla bölünmüş olan Hamidiye Caddesi, diğeri eski bir sokak. Bunların arasında İstanbul`dakini gördükten sonra pek görülmeye değer olmayan „Basar“ var. I. Mehmet tarafından XV. yy. başlarında ipek ticareti için inşa edilmiş daha sonra büyütülmüş İpek Han ticaretin merkezi durumunda. İpek Han`ın bahçesinde 8 köşeli ve açık zemin katında su kuyusu bulunan bir pavyon var. Yakın çevrede Pirinç Han, Tuz Hanı aynı mimariye sahip, daha yeni ama çoğunlukla harabe şeklinde başka hanlar da bulunmakta. İpek Han`ın doğusunda eski şekline sadık kalınarak tamamen yenilenmiş olan Orhan Camii var. Batıya doğru birkaç adım ötede de, eski caddenin üzerinde I.Murat`ın 1379`da inşaatını başlattığı I.Mehmet`in ancak 1414`te tamamladığı Ulu Cami bulunuyor.

Caminin kuzey cephesi köşesinde bulunan eski minaresi çiniler ile kaplı idi. 1855 depreminden sonra yerini yeni kaba minareye bıraktı.

Yine aynı caddenin üstünde solda büyük „Munizipalität bahçesi“, kahvesi ve sağda konak bulunmakta. Konağın üst kısmında bir okul ve onun bahçesinde (girişte solda) müze bulunmakta. Müze Azmi Bey tarafindan kuruldu ve 1904´de açıldı ; özellikle Arkeologlar için ilgi çekici bir müze.(Giriş 2 Pi.) Müzede Yunan-Roma, Bizans ve bir de Türk bölümü bulunmakta. Eşyaların büyük bir kısmı bahçede sergilenmekte.

Konaktan kuzeybatıya dümdüz giden yol Gemlik Caddesidir. Bu yolla tren İstasyonunun son durağına (Gare de Brousse) varılır.

[i] Pi. Fransız para birimi Frank`ın küçüğü Piece`in kısaltılmışıdır. S de Silber=Gümüş`ün kısaltılmışıdır. Bazı yerlerde geçen Pi.G. para birimi de Piece Gold`un kısaltılmışıdır.

İRTİCA DOSYASI : BURSA’DA MÜRİTLERİNİ DÜDÜKLEYEN (AFEDERSİNİZ) ÇAKMA ŞEYH’İN TİRAJI KOMİK MAHKEME İFADESİ


ÖZEL BÜRO NOTU : ATATÜRK YILLAR ÖNCE BUGÜNLERİ HESAP EDEREK TEKKE VE ZAVİYELERİ VE TÜM TARİKAT YUVALARINI KAPATMIŞTI. ÇÜNKÜ DİNİ KURALLAR BAHANE EDİLEREK VE HATTA ÇARPITILARAK BİR ÇOK HURAFENİN DİN İSTİSMARI İÇİN ARAÇ YAPILACAĞINI VE BU AŞAĞIDA OKUYACAĞINIZ SAPIK GİBİ ÇAKMA ŞEYHLERİN SAF VATANDAŞLARI KENDİ ARZU VE EMELLERİ İÇİN KULLANACAĞINI ÇOK İYİ BİLİYORDU. BUGÜNLERİ GÖRDÜĞÜ İÇİN LAİKLİK İLKESİNİ KOYDU. ÇÜNKÜ DÜNYADA NE SAPIKLAR, NE AŞAĞILIK SEVİYEDE İNSANLAR BİTER NE DE BUNLARA İNANACAK SAF KİŞİLER BİTER. İSLAM DÜNYASINDA KÖTÜ EMELLERİNİZ İÇİN KULLANACAĞINIZ EN ÖNEMLİ SİLAH DİN’DİR. DİN BUNU EMREDİYOR DEDİĞİNİZDE AFEDERSİNİZ B…KUNUZU BİLE YERLER. HATTA YEDİĞİNİZDE CENNETİN BİRİNCİ KATINDA DUBLEKS YERİNİZ HAZIR DERSENİZ KETÇAP BİLE DÖKÜP YERLER. ÇÜNKÜ CEHALET HER YERDE CEHALET. CAHİL İNSAN DİREKSİYONSUZ ARABA GİBİDİR. DİREKSİYONA GEÇTİĞİNİZDE AYDINLIĞA DA GÖTÜREBİLİRSİNİZ, ORTAÇAĞ KARANLIĞINA DA. ŞİMDİ ATATÜRK İÇİN KÖTÜ KONUŞUYORLAR. O KONUŞANLARA ŞUNU SÖYLEYİP BİTİRELİM. EĞER O OLMASAYDI BUGÜN BELKİ DE BURSALI DÜDÜKÇÜ ŞEYH SİZİN DE KARDEŞİNİZİ, KARINIZI YADA HATTA SİZİ DÜDÜKLÜYOR OLABİLİRDİ. ALLAHTAN BU DAHİ ADAM TAA O GÜNLERDEN BUGÜNÜN ÖNLEMİNİ ALDI DA BİZ BUGÜN ARKAMIZI KOLLAMADAN YAŞIYORUZ.

KAYNAK : http://www.mersinsiyaset.com.tr/makale/bursa-da-muritlerini-badeleyen-badeci-seyh-ugur-korunmaz-in-mahkemedeki-ifadesi-ve-mahkeme-karari-/

Bursa’da müritlerini badeleyen Badeci Şeyh Uğur Korunmaz’ın mahkemedeki ifadesi ve mahkeme kararı.

3. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Gerekçeli Kararı Dosya-Karar. 2011/318-2011/559.

Sanık: Uğur Korunmaz (BADECİ ŞEYH), Kırklareli/Demirköy İlçesi/Yiğitbaşı köyü, 2 çocuklu, Aliminyum doğrama işi yapar.

Tutuklanma Nedeni: Nitelikli Cinsel Saldırı, Tarikat kurmak, çocuk pornosu bulundurmak.

ESAS HAKKINDA MÜTALAA:

Sanık: Nakşibendi Tarikatının, Halidiye Kolunun, Kırklar tarikatı adı altında faaliyet gösterip, mürşitlik yaptığı, tarikat piri olarak sohbetler yaptığı, Uğur Korunmaz’ın vaazlarında tarikat içinde kalbilmeleri ve cennete gireceklerinde kendisinin şahitlik yapabilmesi için ilk aşama olan “NUR ÇEŞMESI” dediği kendi cinsel organını öpmeleri, yalamaları, emmeleri ve gelen sıvıyı içmeleri gerektiğini, bunun adının da “BADELEME” olduğunu,

İkinci aşamada ise tarikatta ilerlemeleri ve kendisine bağlı olabilmeleri için kendisiyle normal yoldan ya da fiili livata yoluyla cinsel ilişkiye girmeleri gerektiğini ve bunun adının da “TABİ OLMAK” olduğunu, tarikat mensuplarının zikir esnasında içlerinin daralacağını, bunalacaklarını ve kendilerinin badelenmek ve tabi olmak isteyeceklerini bunun için kendisinin yanına geleceklerini bunun adının da “CEZBELENME” olduğunu telkin ettiği;

Mağdurların dini bilgilerinin yetersizliğinden yararlanıp iradelerini fesada uğrattığı bu yolla dergahın “SIR ODASI” denilen odasında mağdurlara normal ve anal yoldan cinsel ilişkiye girdiği ve mağdurların ağızlarına cinsel organını soktuğu, sanığın bu surette mağdurlara yönelik olarak cinel saldırı suçu işlediği..

Ve onlarca kadın ve erkek mağdurun “badelendiklerine, normal ya da anal yoldan becerildiklerine dair ifadeleri. (Pek tabii bunların ismini vermeyeceğiz. Tövbe etmiş olabilirler, ya da tarikat denen beladan canlarını ve namuslarını kurtarmış olabilirler.)

SAVUNMA: Sanık (BADECİ ŞEYH) yeni bir tarikat kurmadığını, Nakşi/ Halidiye tarikatının “Kırklar koluna” tabi olduğunu, Hasan Burkay’dan el aldığını, müştekilere karşı cinsel organımı emdirdiğim, yalattığım ve onlarla normal ya da anal yoldan ilişkiye girdiğim hususları doğrudur. Bunlar tarikatın gerektirdiği bir usul ve çabadır ve bu kapsamda yapılmıştır. Ancak benim çocuk ve hayvan pornosu bulundurduğuma dair iddiaları kabul etmiyorum. Bunları dergahın kütüphanesine bir başkası koymuş olabilir.

Ben müritlerime cinsel organımın ağızlarına alması, emilmesi ya da cinsel ilişkide bulunma ile ilgili hiç bir söylemde bulunmam, herhangi bir çaba sarfetmem, sadece gelen kişiye vird denilen zikirleri veririm. Onlar bu virdlere bir süre devam eder ve bir müddet sonra müritlerin kendileri gelir, kendileri badelenmek ya da kendilerini düzdürmek isterler.

Ben bu konuda kimseye telkinde bulundurarak kandırmadım, zorlamadım. Müritlerim mertebeleri yükseldikçe bu bahsettiğim eylemleri isterler ben de yaparım. Yaptıkça onların mertebeleri de yükselir. Bazıları bu mertebeye gelemez veya virdi çekenler ne zaman isterlerse çekip giderler. Bazı müştekilerin iddia ettiği “OKUNMUŞ BİR SU” içirdiğim doğru değildir.

Hatta kadınlardan birisi kocasının kendisini tarikata soktuğunu “Sen de çocuğun da şeyhin” dediğini söylemekte. Badeci şeyhin kendisine “artık zamanın geldiğini, badeleme olmazsa tarikatta ilerleyemeyeceğini, kendisne ahirette şefaat edemeyeceğini” söyleyip mahiyeti bilinmeyen bir su içirip, “SIR ODASI”nda becerdiğini söyler.

Bu bayanın kocasına da “Seni tam Müslüman yapacağım” diyerek anal yoldan becerdiğini beyanda bulunmakta.

Başka bir mürit ise; “Efendi Hazretlerinin verdiği virdi tekrarladığımızda kalp gözümüz açılıyordu” badelenen müridin mertebesi yükselir, canlılığı artar, badelenmedikçe onu tıb bile kurtaramaz, badeleme işinin ben halen doğru olduğunu, bizim gibi tarikate girmeyenlerin bunu anlayacağını düşünmüyorum der. (Bu ibnenin adını vermek lazım ama, değmez.)

Bir diğer mürit de: “Ben rüya yoluyla Uğur Korunmaz (BADECİ ŞEYH) ile tanıştım, ona mürit olunca kalp gözüm açıldı. Allah’ın nurunun şeyhimim apış arasında olduğunu görüyor ve onu istiyordum. Biz şeyhimizin penisini emerken çocuğun annesinin göğsünü emmesinden farklı bir duygu hissetmiyorduk.

Şikayetçi değilim.”

Bir bayan mürit de kendi isteği ile tüm bunları yaptığını, badeleme ve cinsel ilişki konusunda ailemi korumak için susmak istiyorum. Olay polise intikal ettikten sonra psikolojim bozuldu. (Yani dergahta badelenmek bozmamış da polise intikal etmesi psikolojini bozmuş 😊 Bu bayan mürit kendisini BADECİ ŞEYH’e götüren şahısla da bir çok defalar cinsel ilişki yaşadığını beyan eder.

Bir başkası nişanlısını da şeyhine götürdüğünü ve şikayetçi olmadığını ifade eder.

Aşağı yukarı erkek ve bayan müritlerin büyük ekseriyeti “şeyhin cinsel organını emme ve onunla cinsel ilişki kurmayı” tarikatın bir adabı olarak görmekte ve şikayetçi değillerdir.

HUKUKÎ DEĞERLENDİRME VE SÜBUT:

Sanık BADECİ ŞEYH (isimleri sayılan onlarca müridi) ile belirtilen cinsel eylemleri yaptığı sabit olsa da, müştekilerin 18 yaşından büyük, reşit kimseler oldukları, kendi rızaları ile bu eylemleri gerçekleştirdikleri, bu nedenle eylemlerinin suç teşkil etmediği CMK-223/2-a maddesi uyarınca beraatine; çocuk ve hayvan pornosu bulundurmak suçundan üç yıl hapis ve 3000 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına; ve tarikat kurmak ve tarikatın başı olma, müritlerin rızası olsa da ahlaken hoş görülemeyecek cinsel eylemleri dikkate alınarak üç yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına.

( Alıntı Saadettin Merdin – 19 Ağustos 2018 09:14 )