SİBER SAVAŞ DOSYASI /// BURAK İĞLİKÇİ : SİBER SAVAŞLAR VE İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ


BURAK İĞLİKÇİ : SİBER SAVAŞLAR VE İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ

Teknoloji insanoğlunun ilerlemesinde önemli bir itici güç olduğu bilinmektedir. Teknolojideki bu gelişmeler ekonomi, sağlık, spor gibi birbirinden farklı alanların yanında, devletlerin mücadeleleri sonucu ortaya çıkan savaşlarda da kullanılmıştır. Teknoloji ya yeni bir savaş yöntemini doğurmuş veya var olan savaş algısında bir değişikliğe sebep olmuştur. Savaşlar da teknolojik ilerlemenin ivmelenmesine sebep olmuş, her iki alan birbirini beslemiştir. Teknolojik gelişmeler sonucunda savaşların etki alanı kinetikten analog’a ve analog’tan sayısala dönüşmektedir. Sayısala dönüşen savaşlar yepyeni bir alanda yapılmaya başlanmıştır. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Siber güvenlik danışmanı Isaac Ben-Israel "Siber savaşlar konvansiyonel * savaşlardaki gibi bir etki verebilecek güçtedir. Bir ülkeyi vurmak istiyorsanız o ülkenin enerji ve su kaynaklarına karşı siber ataklar düzenlemek gerekmektedir. Siber teknoloji bunu tek kurşun kullanmadan yapabilme yeteneğine sahiptir" demektedir. Üstelik neredeyse bütün ülkelerin enerji, su kaynakları, medikal ve finansal yapıları özel şirketler tarafından işletilmektedir. Dolayısıyla tek bir elden bu yapıların güvenliğini sağlamak mümkün olmamaktadır. Konvansiyonel Savaş: iki veya daha fazla devletin veya koalisyonun, açık bir çatışmada, geleneksel silah sistemlerini ve savaş taktiklerini uygulayarak icra ettikleri savaş şeklidir.. Siber ortam kara, deniz hava ve uzaydan sonra 5. savaş alanı olarak belirlenmiştir. Yeni milenyum ile internet hayatımızın çok önemli bir parçası olmuştur. E-ticaret, e-posta, e-devlet gibi "E-"(elektronik) önekine sahip kavramlar ile İnternet ile beraber hayatımıza bir anda giren kavramlardır. İnternet’i etkin olarak kullandığımız 10-15 sene gibi bir süre zarfında içerisinde "Siber" kelimesi geçen birçok yeni kavram daha ortaya çıkmıştır. Siber uzay, siber silah, siber güvenlik, siber casusluk siber savaş gibi. Siber uzayı ve içindeki varlıkları korumak için yürütülen harekâtların geneline verilen isimdir. Siber saldırı girişimlerine düşman olarak belirlenen hedefe saldırıda bulunmak, karşı savunma yapmak, hedefteki siber uzayda istihbarat verileri toplamak siber savaş faaliyetlerini oluşturmaktadır. Siber savaşların ana hedefi ülkelerin güvenlik, sağlık, enerji, ulaşım, haberleşme, su, bankacılık, kamu hizmetleri gibi kritik sektörlerinin bilgi sistem altyapılarıdır.

Örnek vermek gerekirse siber casusluğa wikileaks belgeleri sosyal medyada hızla yayılmıştı.

2000 yılı itibariyle girilen çağa uzay çağı denildi. Bu çağ aslında uzay çağı değil bir elektronik çağıydı. Ve bunun yanında Bilgi casusluğu savaşları da gelmişti. Dünya genelinde bazı veya br çok ülkede zaman, zaman elektronik destekli siber saldırılar yapılmaya başlandı. Askeri teknolojiyle önce insansız hava araçlar ürettiler. Ve ardından da karşıt hava aracı olarak Android Drone ler. Yapıldı. Siber saldırıyı dünya genelinde ilk önce ABD ve Rusya uygulamaya koydu. Ardından Çin, Mısır ve İngiltere geldi.Siber tekniğin yanında HAARP teknolojisini kullandılar. İlk önce elektronik, HAARP le doğaya müdahale ettiler. Ve ediliyor da orası ayrı yazı konusu ona da değineceğim. Abd, Rusya ya karşı, Rusya da Abd ye karşı kıyasıya bir siber savaş başladı. Kasırga,fırtına, tsunami ve mevsiminde olmayan tuhaf doğa olayları.Bu saldırılar Türkiye ye de uzandı. Gölcük ve van depremleri sonucunda yüzlerce ölü ve yaralı ki, bu depremler olmadan bir kaç yıl önce bunların yapılacağına dair Hollywood yapımı filmlerde ülkeler belirtilerek tüyolar verilmişti. Türkiye, siber saldırılarda adete bir deneme tahtası olmuş,hükümetler ve politikacılar hiçbir önlem almamış ve uyarıp da bilgi verenleri hayalperestlikle suçlayıp alay etmişlerdi. Zaman, zaman Türkiye de yüksek çapta,elektrik kesintisi,trafik, demiryolu ,havayolu sinyalizasyonlarının kesilmesi,bağlantılarının kopması,cep telefonu ve internet ağlarının çökmesi gibi onlarca vaka meydana gelmekte. Siber savaş her alanda aktif ceplerimizde ki akıllı telefonlarımız dahi hackerler tarafından sızılıp telefon bilgilerimizi ve kredi kartı banka bilgilerimizi elde edebilirler. Güvenmediğiniz linkleri tıklamayın. Siz teknolojiyi sevmeye devam edin, çünkü sevdiğiniz teknoloji sizi bir denek olarak kullanmayı çok seviyor. Siz yeryüzü insanları her yönden kullanılmayı çok seviyorsunuz. Bunu siz istediniz biz sadece teklif ettik sistem her koşulda ve şartta insanları sömürüp kullanıyor.

İSTİHBARAT TEKNİKLERİ DOSYASI /// BURAK İĞLİKÇİ – ERKAN MACİT : SEMBOLLER VE METAFİZİKSEL SAVAŞLAR


BURAK İĞLİKÇİ – ERKAN MACİT : SEMBOLLER VE METAFİZİKSEL SAVAŞLAR

Başlıktan giriş yapalım, öncelikle sembol nedir oradan başlayalım. Sembolizm yani simge bilimi, “olayların, objelerin (nesnelerin) ve kullanılagelen deyim ve sözcüklerin, daha çok dinsel, felsefi ve estetik açıdan yorumunu yapan sistem” olarak açıklanabilir. Bu tanımdan yola çıkarak sembolizmin amacının, bir sembolün dış görünüşünün ötesinde, kişinin hayal gücü, kültürel birikimi, bilgisi ve bakış açısı oranında, onların içinde barındırdığı gizli anlamları bulması ve dile getirmesi olduğunu söyleyebiliriz. Sembolizm elle tutulamayan şeyleri, ruhsal olayları, göze hitap eden simgelerle anlatmaya çalışır. Sembolizmle muhatap olan kişi başta sembolizme ilgi duymalı, bunu bilgi düzeyi ve hayal gücüyle de orantılı olarak birleştirerek daha gerçekçi bir ortamın oluşmasını sağlamaya çalışmalıdır. Sembolizmin kullandığı araçlar olan sayılar, renkler, şekiller ve çizgiler, fikir, görüş ve yorumlar, antik çağlardan bu yana hemen her toplumun kendilerine özgü yön ve amaçlar için kullandıkları birer şifreli dil olmuşlardır. Cansız şeylerin boyutlarını, kapsamlarını genişletip, onları bütünlemeye yaramışlardır. Ezoterizmde gizli tutulması gereken birçok bilgi sembollerle anlatılmıştır. Bu sebeple ezoterizm açısından sembol kavramı son derece önemlidir. Ezoterizmin Türkçe karşılığı, batınî, içrek, içrekçilik veya iç dünya ile ilgili gizli ve soyut olaylarla uğraşan ve bunlarla ilişki kurarak yorumlar yapan bir bilim dalıdır. Eski filozofların okulunda, onların gizli doktrinlerine verilen bir ad veya sadece o mezhebin esrarına sahip olanlar için kullanılan bir sıfattır. Okültizm de ezoterizm gibi gizli, esrarlı (majik) olay ve olgularla ilgilenen bir bilimdir. lirli bir insan, nesne, grup ya da düşünceyi veya bunların bileşimini temsil eden ya da bunların yerine geçen iletişim öğesidir. Semboller, hazır olmayan veya algılanması olanaksız olan bir şeyi, temsili bir karşılığa uyarak, bir başka şekilde ifade eder. Bunlar bir desen, bir aygıt, resim, isim, diyalog, bir alegori, hatta bir kişi veya kuruluş olabilir. Bazı sembollerin yüklendikleri anlamları anlamak için o kişinin sonuçta aradığı bilgiye hazır olması gerekmektedir. Zaten hazır değilse sembolün anlamını da anlaması söz konusu değildir.

Metafizik varlığı, varlığın ilk ilkelerini ve nedenlerini konu alan en genel ve temel disiplindir. Varlıkları birbirinden ayıran özellikleri bir tarafa bırakınca geriye kalan ilke ve nedenler metafiziğin konusudur. Neyin gerçekten var olduğu ve görünüşün ardındaki gerçeği arar.Fizikötesi ya da doğaötesi olarak Türkçeleştirilmiş, maddenin ötesindeki nedene odaklanmıştır. Fiziğin ardındaki temellerle ilgilenir. Çağdaş zamanlarda fiziğin ilgilenmediği şeyler metafizik olarak algılanmıştır. Bunun sebebi deney ile ulaşılan bilgiyle yetinmemesi, varlığın ardındaki sebepleri merak etmesidir. Din veya sezgi metafizik olmakla itham edilmişse de aslında metafizik öte dünyalarla değil bu dünyadan yola çıkar. Yaşadığımız varlığın özünü araştırır. Üst akılın geçmişten günümüze sürdürdüğü en etkin eski savaşlar dan biride Sembol savaşlarıdır. Semboller üzerinden yapılan sinema filmleriyle ,yayımlanan yazı ve yazılara iliştirilen Sembollerle devletler birbirlerine üstü kapalı mesajlar verirler. Dikkat ettinizmi bilmem ama çok sevdiğimiz, kullandığımız bir çok ürünlerde bile semboller vardır. Araba markalarında, seri sinema filmlerinde, devlet adamlarının ülke dışı ziyaretlerinde kamuya açık alanda poz verdikleri yerlerde bayraklar da armalarda her yerde sembol savaşı var. Gören gözler için hiç bir şey gizli değildir.

Gelelim sembol savaşı ile birlikte metafiziksel savaşlara. Son zamanlarda çok acayip şeyler oluyor. Hem de tuhaf şeyler. Toplumun iç dinamik yapısını hedef alan ve zihinleri bulandıran şeyler. Semboller ve simgeler üzerinden kitleler üzerinde psikolojik oyunlar oynanıyor. Medya kartelleri bu konuda gerek sanat ve moda camiası gerekse film ve dizi camiasını ön planda tutarak bilinç altımıza sapkınlık derecesine varan mesajlar gönderiyorlar.Birileri oynuyor hemde çok tehlikeli oyunlar ile üzerimize geliyorlar. En çok dikkatimi çeken ise moda camiası oldu. Ünlü sanatçıların üst bikinilerini ters giyme modası ilk başta bir akım gibi geliyor. Ama görüntü olarak üçgeni simgeleyen bir görüntü .Yeni trend olarak lanse edilen bu akım kadınlar üzerinden bilinç altına yollanan üçgen sembolüdür…Ve herkesi bu konuda teşvik etmeye çalışılan bir akım..

Kısa sürede sosyal medya sayesinde büyük bir akıma dönüştü bile. Türk halkı üzerinde CİNNET OPERASYONLARI yapılıyor… Yurtdışı ödenekli arsız, uğursuz karakterli, gayrimeşru YAPIMLAR… Şehvetli ve ihtiraslı hayatların özendirilmesi… ASİL ROL MODELLERİN her alanda dışlanması vb. BARONLAR; kitle psikolojisini LABORATUVAR gibi kullanıyor! İlluminatinin simgelerinden biri kilisenin şeytan ilan ettiği Lucifer (lusifer) dir, yani ışık taşıyandır. Resmi mührü henüz bitmemiş olan bir piramit ve tepesinde tüm yönlere hakim bir gözdür. Göz, illuminati kardeşliğinin Dünya’ya hakim olma isteğini yansıtan büyük bir simgedir. Yeryüzü ve Gökyüzü’nün Evliliği: üçgen = gökyüzü ters üçgen = yeryüzü üçgen ve ters üçgenin üst üste gelmesiyle gökyüzü ile yeryüzü evliliği olduğu belirtilmektedir. Musa Peygamber Mısır’dan ayrıldıktan sonra bu ezoterik sembolizmi iki üçgenin iç içe geçmesi ile dile getirmiştir. Bu sembol daha sonraları İsrailoğulları’nın dinsel ve ulusal simgesi haline gelmiştir. Şu anda Sionizmin sembolüne dönüşmüş olsa da temeli yukarıda dile getirmiş olduğumuz gibi çok eskilere dayanmaktadır. Gökyüzü ile yeryüzünün evliliğini ifade eden bu sembolün içerdiği ezoterik anlam, günümüzde bu sembolü bayrak yapanlarca unutulmuş durumdadır. Tepe noktası yukarıya bakan üçgen göğü, aşağıya bakan üçgen ise yerin sembolü konumundadır. Bunların iç içe geçmesi tasavvufta "Vuslat" olarak ifade edilen göğün ve yerin evliliğinin yani göksel bilgilerin yeryüzünde ortaya çıkmasını ifade eder ki, bu durum varlığın şuurlanmasıyla ortaya çıkacak bir sürece karşılık gelir. Bir başka deyişle göksel bilgilerin insanda tezahür etmesi anlamına gelir. Bu aynı zamanda inisiyasyonun sonunu gösterir. Amaçlanan hedefe artık ulaşılmış ve inisiye adayı büyük zincirin bir halkası haline gelmiş demektir. Üçgen sembolü için başka anlamlara göz atalım: "Hep bir üstteki bir alttakinin tekamülüne hizmet eder. Kainatta birbirlerini daima daha yükseğe çekmek, bütün varlıkların vazifesidir."(Ergün Arıkdal) Çevresinden köşeli sınırlarla ayrılmış geometrik biçimlerin ilki olan üçgen, üç köşe ve üç kenardan oluştuğundan, doğal olarak, üç rakamının biçimsel sembollerinden biridir, Aynı zamanda koninin ve piramidin yatay izdüşümü ve dikey kesiti olduğundan, üç boyutlu bir nesne olan koni ve piramit, eski uygarlıklara ait resimlerde, iki boyutlu çizimlerde ve çeşitli tasvirlerde genellikle üçgen ile temsil edilmiştir.

Üçgen pek çok uygarlığın alfabesinde bir harf, bir karakter olarak yer almıştır. Orhon ve Yenisey yazıtlarında görülebileceği gibi, Proto – Türkler’in runik alfabesinde de kullanılmaktaydı. Alfabelerde olduğu gibi, tradisyonlarda da üçgen sembolü genellikle, eşkenar üçgenle belirtilmiştir. Üçgen sembolünün kullanımına tradisyonlardan bir bakalım ne örnekler verebiliriz. – Kaide tradisyonunda yüce ışığın, nurun sembolü olan üçgen. – Uygur tradisyonunda kutsal dağı temsil eden üçgen. – Maya tradisyonunda ışığın ve tohumun sembolü olan üçgen. – Hindu tasvirlerinde ateşin sembolü olan üçgen. – Graal efsanelerindeki Montsalvat’ı (Kurtuluş Dağı) temsil eden üçgen. – J. Churchward’a göre 70.000 yıl önce, yitik Mu uygarlığında spirituel Göğün, semavi üçlünün sembolü olan üçgen. – Eski Çin tradisyonunda birliği ve ahengi ifade eden Si adı verilen üçgen, – Meksika’da, Yukatan bölgesinde, Uxmal’daki mabetlerden biri olan, J.Churchward’un 12.000 yıldan daha eski olduğunu sandığı "kutsal gizlemler (misterler) mabedi "nin inisiyasyon salonunda bulunan üç yıldızlı üçgen.

Örnek verelim ülkemizde son dönemlerde dövme yapımı arttı. Yaptırdığınız dövmelerle farkında olmadan şeytani ritüellere alet oluyorsunuz. Ley hatları ise dünyadaki stratejik enerji noktalarını belirtmektedir. kutsal geometri , ley hatları ve mimari birbiri ile uyumlu halde kullanıldıgında bir yıldız kapısı olusturmaktadır. farklı boyutlara kapıların açılmasına izin vermektedir.

Osmanlıdan günümüze sembol ve metafiziksel savaşlar yazısıyla devam edeceğiz.

Kaynak : BURAK İĞLİKÇİ – ERKAN MACİT

İSTİHBARAT DOSYASI /// BURAK İĞLİKÇİ : MANEVİ İSTİHBARATÇI MECZUPLAR


BURAK İĞLİKÇİ : MANEVİ İSTİHBARATÇI MECZUPLAR

Öncelikle meczup nedir. Onu açalım açık kaynakları irdelediğiniz zaman karşımıza çıkacak farklı,farklı açıklamalar mevcuttur.İlahi aşkla kendinden geçmiş insana verilen isim. Örneklendirmeye devam edelim. Halk arasında akli dengesi yerinde olmayan, lafını sözünü bilmeyen,vs gibi. Ama hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Meczuplar cezbeye tutuldukları anda kendilerinden geçerler ne söyleyip ne yaptıklarını bilmezler. Meczuplarda buna benzer haller yaşanır. Abuk,sabuk şeyler söyledikleri görülür yanlız bu söyediklerinde sıradan insanların anlayamayacağı,hakikatler gizlidir.Bir nevi velilerdir. İşin ehilleri bilirler. Eskiden istanbulun her ilçesinde mahallesinde meczuplar vardı.Eskiler “İstanbul’un velisi de, delisi de çoktur” demişler. Tarih boyunca İstanbul’un en ilginç şahsiyetleri meczuplar olmuştur. Alışılmışın dışındaki hareketleriyle ilgi çeken bu insanlara İstanbul’un her semtinde rastlamak mümkündü.Meczuplar bilhassa hafta tatilinin Cuma günü olduğu dönemlerde, kandil, hıdrellez, bayram gibi kalabalık insan gruplarının gezmeye çıktıkları hususi günlerde Eyüp Sultan’da toplanırlardı. Akgömlek Mehmed Efendi’nin mezarı ile Hacı Beşir Ağa Türbesi’nin civarı meczupların merkezi durumunda idi. Meczuplar kıyafetlerine dikkat etmezler, pejmürde bir hâlde gezinirlerdi. Bazısı paraya önem vermezken bazısı da etraftan para toplamaktan çekinmezdi. Hepsinin ayrı bir sembolü, kıyafeti, parola hâline gelmiş sözleri bulunurdu. Meczuplar tuhaf hâl ve hareketlerinin yanı sıra sarf ettikleri şifreli ve üstü kapalı sözleri ile halkın ilgisini çekmekte idiler.

Her konuştuklarında mutlaka bir mânâ gizli idi.Meczup kelimesi cezbolunmuş, çekilmiş, yüksek mertebeye ulaşmış kişi için kullanılır. Bu ilâhî meczuplar irşâd kudretinden mahrumdurlar. Müritleri, dergâhları, tarikatları yoktur. Kimseden para istemez, kimseden bir şey almazlardı, alırlarsa bu kendileri için değil muhtaç durumda olan ihtiyaç sahibi kimseler için alırlardı. Bazısı hiç konuşmaz, bazısı da konuştuğu zaman söylediği sözün her kelimesinden derin mânâlar çıkardı. Tarih boyunca İstanbul’da pek çok meczup yaşamıştır.

Bunlardan en meşhurlarından bazıları şu zatlardır;

  1. Adam ol Mehmed Efendi,
  2. Aynalı Baba,
  3. Balıkçı Baba,
  4. Boynuzlu Divâne Ahmed Dede,
  5. Düğümlü Baba,
  6. Çöp Atlamaz Baba,
  7. Durmuş Dede,
  8. Hasan Dede,
  9. Horoz Mehmed Dede,
  10. Kapânî Deli Sefer Dede,
  11. Kapânî Mehmed Dede,
  12. Köpekçi Hasan Baba.

En dikkat çeken hatta dizilere konu olan Köpekçi hasana babadır.İstanbul’un meşhur meczuplarından olan Hasan Baba, Köpekler Babası (Ebû’l-Kilâb) olarak tanınırmış. Yanına en az 5-6 sokak köpeği alır ve öyle gezermiş. Hasan Baba bu köpeklere dilediği gibi hükmedermiş. Hangisini isterse yanına çağırır, köpekler de Hasan Baba’nın emirlerine uyarlarmış. Hasan Baba, o tarihlerde İstanbul’da 12 meczubun reisi imiş. Bunlar arasında en tanınmışları; Şekerci Ahmed Baba, Saka Baba ve Eskici Süleyman Baba imişler. Hasan Baba 1897 senesinde vefat etmiş olup kabri, Edirnekapı Mezarlığındadır.Devam edelim eski istanbulun meczuplarına.Laleli Baba,Nalıncı Memi Dede, Nalıncı Sâlih Dede,Pazarola Hasan Bey,Keçeli Dede,Uşum Dede,Bülbül Divânesi,Tabak Divânesi, vs. gibi.

Oktan KELEŞİN araştırmasında ise II.Abdülhamid Han, kendine has istihbarat anlayışıyla kurduğu -emsali olmayan- istihbarat teşkilatı, bu konuda ihtisas yapmış çevreleri bile adeta yaya bırakmıştır. Hakan’ın istihbarat anlayışı, zahirî ve batinî olarak ikiye ayrılır. Hakan’ın istihbarat çalışmalarında, birçok usul ve teknikler kullanılırdı. Her iki koldan toplanan istihbaratlar; dikkatle süzgeçten geçirilir, doğruluk payı risk edilmez, adeta matematik işlemindeki doğruluğun sağlaması gibi işlem yapılır; gelen istihbarat ya kabul görür ya da reddedilirdi.İSTİHBARAT-I MECZUBİYE.Bu birim şimdiye kadar hiç bilinmedi. Zaten bilinseydi istihbarat anlamında bir değeri olmazdı. Bir çok istihbarat elemanlarının, Tekke ve Dergâhlarda bulunduğunu daha önce ifade etmiştik. Fakat bu yapı, yanı İstihbarat-ı Meczubiye birimi diğerlerinden çok farklıdır. Bu yapı, halk arasında meczup diye tabir edilen, garip kılık-kıyafetli kimselerdi. Meczupların da kendi aralarında farklı adlarla anılanları vardı. Bunlar halk tarafından kimi zaman; evliya-ermiş, deli-aklını yitirmiş, dilenci, sefil, dervişler olarak adlandırılırlardı. Bu dervişlerin hayat felsefeleri, kılık-kıyafete önem vermeyişleri, halkın tavır ve davranışlarına benzemeyen halleri ve yaşayışları bunları halk nezdinde hakir görülen, ehemmiyet verilmeyen suretler konumuna sokmuş, bu durum dervişlerin istihbarat anlamında önemli avantaj elde etmelerine sebep olmuştur.Bu dervişler kendilerini melâmetten göstermeyi marifet eylemişler, kınayanın kınamasından korkmamışlardır.

O devirde, Özellikle İstanbul’da hemen her sokak başında bunlardan görmek mümkündü. Bunlar boyunlarına astıkları Keşkül-ü Fukara kâsesiyle sadaka toplarlardı. Bazen bir yere çivi gibi saplanır kalırlardı: Burası kimi zaman; bir ağaç altı, bir çeşme yanı, bir harabe içi, semtlerde halkın uğrak yeri olan bir kıraathane vs. olabilirdi. Daha evvel de belirttiğimiz gibi meczupların aralarında farklılıklar vardı. Yani her meczup bu birimden değildi. Üstelik meczupluk ayrı meczubilik ayrı kavramalardır. Bunlar bugüne kadar irdelenmediği için bilinmez. Meczubilik bazı tekke (Mevlevî, Bektaşi, Melâmi, Bayramiye, Yeseviye vs) ekollerinde ‘sırri’ bir ekoldür. Yani meczubi ekolünden ve öğretisinden olmak için, meczup olmaya gerek yoktur. Bunlar dünya hayatının bir imtihan önemsizliğinde önemini de bilip, kendi yaşantılarını, bilinen dünya hayatı sistemi dışında yaşayan gönüllü dervişlerdi. Bu konu oldukça detaylı olup, fazla detaya girmeden asıl konumuzla olan ilişkisine dönelim: Bu birimin başı (Şehir Başı) tüm şehrin başı olup, (Meczubi Dedesi) olarak anılır. Şemanın başındaki ilk kişi budur. Ondan sonra ise semt başları (Semtteki meczubi istihbaratçı dervişlerin başı) ve sokaklardaki sorumlu meczubi dervişler gelir. Bunların hepsi birbirine bağlı ve birbirine hiyerarşik olarak sorumludurlar.

İSTİHBARAT-I MECZUBİYE’NİN İŞLEYİŞİ ise devam edelim Bunlar yeminli dervişlerdir.(İstihbaratçılardır) Sadece Devleti ilgilendiren istihbaratları rapor ederler. Örneğin, birileri bir sokakta veya bir kıraathanede nargile sohbetinde veya iki kişi bir sokakta ayaküstü birinin mahreminden bahsediyor ve bu istihbaratçılar bunu duyuyorlar. Bu dervişler, bu mahrem bilgiyi kendileriyle mezara götürecek sır olarak saklıyorlar. Bu sırrı Sultan II. Abdülhamid Han bile alamaz onlardan. Bu dervişler, tasavvufi terbiyeyle yetişmişlerdir. Paraya-pula, makama-mevkiye, şana-şöhrete önem vermediklerinden bu kıymetler nefislerinden ve zihinlerinden silindiği için ne satın alınabilirler ne de ölümle tehdit edilebilirlerdi. “Sıramız geldiyse biz ölürüz, kalanlara selam olsun” derlerdi.Bu istihbarat teşkilatının işleyişi şu şekilde idi: Sokakta bir istihbaratı alan ‘Meczubi Melamiye İstihbarat Dervişi’, akşam ezanında, belirlenmiş tekkelerde aş yemek için toplanırlar, orada da usulünce, ‘Semt Başı Dervişe’ aldıkları istihbaratı verirler. Semt Başı Derviş ise aldığı istihbaratı yatsı namazından sonra Şehir Başına verirdi.

Şehir Başı aldığı bu istihbaratları belirlenen bir vakitte bizzat Sultan II. Abdülhamid Han’a verirdi.Bu istihbarat tekkelerinden en meşhuru ‘Yeni Kapı Mevlevihanesi’ idi. Diğer bir tanesi ise, bugün Halıcılar Caddesi’nin sonunda bulunan Manastır’dan dönme Molla Fenari İsa Camii ve Tekkesi idi.Bu konuyla ilgili bilgilere baktığımızda, Fatih Sultan Mehmet Han devrinde, “Meczuplar Ocağı” diye bir müessesenin işaret edildiğini görüyoruz. Demem o ki hiç bir şey görüldüğü gibi degildir. Delilik için anlatılan hoş bir hikâye vardır. Adamın birisi Allah’a demiş ki : ‘’ Ya Rabbi senin merhametini öyle bir anlatırım ki ; sana ibadet edecek kul bulamazsın.’’ Allah da o kula demiş ki : ‘’ Seni öyle bir delirtirim ki sana inanacak bir kul bulamazsın. Meczubun ya da delinin anlattıklarına akıllılar inanmıyor. Bence onlar o sırrı aldılar. O yüzden biz delilere Allah’ın Casusları diyoruz.

KAYNAK: OKTAN KELEŞ SIRDAŞ- AÇIK İNTERNET DERLEMELERİ.

GÜNDEM ANALİZİ /// BURAK İĞLİKÇİ : EZANA ISLIKLA PROPAGANDA


BURAK İĞLİKÇİ : EZANA ISLIKLA PROPAGANDA

Yerel seçimlere az bir zaman kaldı. Gündem ise çok farklı sokakları huzursuz ve tedirgin etmek için gizli yapılar ve bu yapıların uzantıları olan yabancı servis elemanları harekete geçti. Nasıl geçti dediğinizi duyar gibi oldum. Devam edelim.Sosyal medya üzerinden Feminist Gece Yürüyüşü Hashtag organize olan ve çok sayıda marjinal grubun katıldığı olayda, Ezana büyük saygısızlık yapıldı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Taksim’de bir araya gelen kadın grupları, yürüyüş düzenledi. İstiklal Caddesine gelen göstericiler, İslam’ın şiarlarından olan ezan okunduğu sırada, ezanı ıslıkla bastırmaya çalıştı.Ezan sesinin protesto edildiği anlar, amatör kameralar tarafından saniye saniye kaydedildi. Müslüman ülkede ezanın protesto edilmesi, tepkileri de beraberinde getirdi.Sosyal medya kullanıcıları Müslüman bir ülkede ezanın ıslıkla bastırılmaya çalışılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.Amatör kameralar tarafından kayıt altına alınan görüntülere ise tepkiler çığ gibi büyüyor.

Tepki olarak,Taksim’de toplanan grup tekbir getirip "Ezana uzanan eller kırılsın" sloganlarıyla yürüdü.İşte her şey burada başlıyor. İstedikleri de bu zaten.Amaçladıkları seçime sayılı günler kala. Radikal kesim ile Laik kesimi sokakta kışkırtıp,ikinci gezi parkı vak’ası şeklinde kaos ortamı yaratmak istediler. Hatırlarsanız gezi parkı protestoları ağaç sökülme eylemi olarak başladı. Sanatçı ve şarkıcı kesimler ön saflarda yer tutarak halkı kışkırttı. Protestolar sosyal medya araçlarının kullanımı ile ülkenin geneline yayıldı. Hatta tencere,tavalar camlarda çalındı. Kalabalık gruplar içine toplum mühendisleri ile etki ve nüfuz ajanları da dahil olunca. Kaos ortamı ile ülkede iç karışıklık yaşandı. Bu güne bakıyoruz. Oyun aynı,sahne aynı aktörler farklı. Farkında mısınız dünya genelinde bu tip eylemler tek merkezden çıkmış gibi dünya geneline yayıldı. Fransa da sarı yelekliler üzerinden. Türkiye de ise laik ve radikal kesim üzerinden oyun sahnelendi. Yine etki ve nüfuz ajanları sahnede yaşanılanlar. Kurgulananlar masumca değil.Taksimde yapılan ezan vakti ıslıklı eylem. Cia ve gladio projesidir.Amaç belli. Laik kesim ile Şeriatçı veya Radikal gruplar üzerinden ikinci gezi parkı gibi karışıklık çıkarmak.Bu oyunların arkasında.Yabancı istihbarat servisleri vardır. Gladio ve uzantıları. Aynı zamanda gizli servis ve etki nüfuz ajanları,vardır. Radikal ve şeriatçı kesim içinde yoğun bir şekilde aktiftirler.Ezana karşı radikal ve dinci kesimleri harekete geçirmenin derdine düşmüşlerdir.Yabancı servisler millet olarak yumuşak dokumuzu çok iyi biliyorlar ve bildikleri yerden bizleri vurmaya kalkıyorlar. İki kesimin birbirine karşı yaptığı eylem ile provokatörlere ve ajanlara etkili zemin hazırlamış oluyoruz. Biz milletçe bir olacağız sımsıkı olur isek araya girip nüfuz edemezler. Bekamıza sahip çıkacağız.

Şer odakları uyumaz.Uyanık olalım.

JİTEM DOSYASI /// BURAK İĞLİKÇİ : JİTEM


BURAK İĞLİKÇİ : JİTEM

JİTEM, yakın tarihimizin en önemli muammalarından biri. Bugüne kadar JİTEMİ deşifre etme çabası taşıyan bir çok haber ve esere imza atıldı. JİTEM in yapılanması ve faaliyetleri hakkında edindiğimiz bilgilerin çoğunu,bazı itirafçıların açıklamalarına ve jitem’ci subay Cem Ersever in öldürülmeden önce gündeme getirdiği bazı ifşaatlara borçluyuz. Aslında bir çok yalan, yanlış bilgiler mevcut sistematik bir biçimde düzenli araştırılırsa jitemin o dönemlerde hangi, şartlar doğrultusunda ihtiyaç duyulduğu ve kurulduğu açısından araştırılmalıdır. Sosyal medya ve kamuoyuna açık çarptırılmış anlatımlara itibar edilmemeli .Tamam belki o dönemlerde jitem ismini kullanarak kötü yasa dışı faaliyetler yapılmıştır. Yapılan bu faaliyetleri bütüne yansıtmak yanlıştır. Yaşadığımız 21 nci yüzyıl enformasyon çağıdır. Net olmayan kaynağı belli olmayan hiç bir yazıya konuya itibar edilmemelidir. Konumuza dönecek olursak. JİTEM in görevi bölgede hem istihbarat elde etmekti.Ve elde edilen istihbaratla şartlar doğrultusunda hareket ederek operasyon düzenlemekti. Son teşkilatı mahsusa . İşte Evvel Allah, Evvel Vatan şiarıyla yaşayanlar tarafından 1911 yılında kurulan Teşkilatı Mahsusadan tam 76 yıl sonra 27 ağustos 1987 yılında bu kez Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı, ( JİTEM ) Adı altında silah kuşanıyordu. Varlığı yokluğu tartışılan Jitem, Ergenekon ve Balyoz davalarının fırtına gibi estiği 2009 yılında ete kemiğe bürünüyordu. Açık kaynakları incelediğinizde, 2009 İşte Jitem in Belgesi başlığıyla basında yer alan bir habere göre Jitem in tarihçesini anlatan ilginç bir belge ortaya çıkmıştı. Belge 11 Kasım 1993 tarihliydi. Jitem in 27 ağustos 1987 tarihinde kurulduğunu gösteriyor. Meraklısı açık kaynakları irdeleye bilir. Konumuza dönecek olursak . Jitemcilerin kendine öz amblemleri vardı. Akrep Apoletlilerdi onlar. Gördüler,puşt ölümleri,vurulan,kurşuna dizilen yiğitleri.Ve yemin ettiler el basıp Kur’an, Bayrak ve silah üstüne. Ve bin kez bozdular yeminlerini, ve bin kez kahırlı edildi küfürler. Ve Akrep oldular. Eşkıya,çapulcu kalkışması değildi karşılaşılan. Bastırılan kalkışmaların en yenisi 60 yıllıktı. İlk şaşkınlık atıldı,Teşkilatı Mahsusacıların torunları zehre karşı panzehire sarıldı.

JİTEM olarak anılacak ve tam adı JANDARMA İSTİHBARAT ve TERÖRLE MÜCADELE idi. Üstelik ambleminde de akrep vardı.Ölümü vücudunda taşıyan ve köşeye sıkıştığında intiharı seçen doğadaki tek canlı. Arif Doğan, Jitemi ben kurdum kitabında akrep logosunu anlatıyor. Görseline yer vermiyordu. Jitemin amblemidir.Akrep,dünyada intihar eden kendine en sadık hayvandır. Ölümü gördüğünde başkası tarafından öldürülmeyi reddediyor ve intihar ediyor. On tane mermi varsa dokuz tanesini kullanırım,onuncusunu da kafama sıkarım.Yani mücadele ettiğim güçlerin,örgütlerine gidip teslim olmam Onun için amblem olarak bunu seçtik. Aynı kitapta Arif Doğan,üniforma ve yazışmalarda bulunmayan akrep ambleminin sınırlı sayıda ve sınırlı kod numaralarının, bulunduğu kartvizitlerde kullanıldığını anlattı, Kitabında.Kartın arka yüzünde Önce vatan sonra can . ifadesi yazılıydı.Bunun yanında şahsın birim içinde,kullanılan kod ismine tekabül eden kod numarası yer alıyordu. Bu numara kişinin jitem arşivinde kayıtlı bulunan dosya ve kod numarası olarakta kullanılıyordu. Doğanın açıklamalarına göre mevcut personel sayısı 10 bini geçiyordu. 10 bin kadarı erkek 650 si kadındı. Çift meslekliler arasında seçilen personelleri vardı. İhtiyaca göre çift mesleklileride kadrolarında çalıştırıyorlardı. Bölgeyi çok iyi tanıyan memurdan köylüsüne kadar. Seçilir ve muhbir olarak çift kimlikle çalışırlardı. Geçmişten günümüze bakarsak ,Beyaz Toroscular, jitemciler bir dönem korku salmışlardı. Kaynak: Arif Doğan- Necdet Pekmezci

Burak İğlikçi

ANALİZ /// BURAK İĞLİKÇİ : Fütüvvet ve Ahîlik Teşkîlâtı


BURAK İĞLİKÇİ : Fütüvvet ve Ahîlik Teşkîlâtı

Osmanlı Devletinden önceki Müslüman Türk Devletlerinde esnaf teşkilâtına yön veren ve Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde de tesirini devam ettiren iki önemli müessese vardır. Bunlar fütûvvet ve ahî teşkilâtıdır. Aslında iç içe ve mahiyet itibariyle birbirinin aynısı olan bu iki teşkilât, Müslüman Türklerde esnaf teşkilâtlarının dinî-iktisadî bir zümre şeklinde ortaya çıktıklarını göstermektedir. İslâmın ilk asırlarında ortaya çıkan ve daha çok genç kuşakları çeşitli yönleriyle yetiştirmeyi hedef olan fütüvvet teşkilâtı uzun devirler Müslüman Türk gençliğine yön vermiş; bu gençliğin çeşitli mesleklerde yetişebilmeleri için gayret göstermiş ve Müslüman Türk gençliğinin mert, yiğit, atılgan, cömert ve becerikli insanlar olmalarını sağlamıştır. Fütüvvet teşkilâtı ile tarikâtlar arasında önemli bir münâsebet vardır ve böylece bu teşkilâtlar manevî değerlerle iktisadî gayretleri bütünleştirmiştir.Ahî teşkilâtı ise, fütüvvet teşkilâtının Türkler tarafından geliştirilen ve özellikle Anadoluda yayılmış bulunan bir şeklidir. Moğol istilası ve bazı iç isyanlar sebebiyle Müslüman Türklerin birliği bozulmuş ve halk önemli ölçüde tedirgin olmuştu. İşte böyle bir buhran döneminde halkı birbirine sevdiren ve yeniden birliği kuran manevî liderler ortaya çıkmıştır. Mevlâna, Yunus Emre ve Ahi Evran da bunların ileri gelenleridir. Ahi Evran esnafın birlik ve beraberliğini, zâviye ve tekkeleri birer meslek kuruluşları haline getirerek bu görevi ifa etmiştir. Müslüman Türkler, genellikle bekâr gençlerden sanat ve meslek sahibi olanların bir araya gelerek kendilerine reis tayin ettikleri şahsa ahi adını vermişler ve bu cemiyete de eskiden olduğu gibi fütüvvet demişlerdir. Şu anda Kırşehirde medfûn olan Ahi Evran (1306 yılına kadar hayatta olduğu sanılmaktadır), ahlakla sanatın âhenkli bir birleşimi olan ahi teşkilâtını kurmuş ve o denli itibarlı bir hale getirmiştir ki, bu durum yüz yıllar süresince bütün esnaf ve sanatkârlara yön vermiştir. Osman Gâzî, kılıcını ahi usulüne göre kuşanmış ve Orhan Gâzî ise ahiliğin önemli bir savunucusu olmuştur. Kısaca ahilik millî bir birlik olup gayretleri neticesinde Osmanlı Devleti gibi büyük bir devlet ortaya çıkmıştır. Fütüvetnâmelerden öğrendiğimize göre, bunların da toplantı yerleri tekke ve zâviyelerdir. 740 maddeyi bulan fütüvvet nizâmnâmeleri vardır. Zâviyeler bir merkezde toplanmıştır. Her meslek erbabının bir ahi baba denen reisi mevcuttur.

Bu reisin başkanlığında bütün üyeler, çalışma esaslarını, giyimlerini ve hareket tarzlarını teşkilâtın nizâmlarına uydurmak mecburiyetin dedirler. Reislerine şeyh veya ihtiyar da derler. Kısaca Asyadan gelen sanatkâr ve tüccar Türklerin, Ön Asyadaki yerliler karşısında tutunabilmeleri ve beraber yaşayabilmeleri, ancak aralarında bir teşkilât kurarak dayanışma sağlamalarıyla mümkündü. İşte bu zaruret, dinî-ahlâkî kaideleri Fütüvvetnâmeler de zaten mevcut olan bir esnaf ve sanatkâr kaynaşma ve kontrol teşkilâtının yani ahiliğin kurulması sonucunu doğurdu. Gelelim ahi teşkilatındaki istihbarat sistemine. Selçuklu döneminde,özellikle 1.nci Alaeddin Keykubat dönemi,Ahilerin en parlak dönemidir.Selçuklu döneminde ahiliğe ait anlatılacak en güzel örnek Ankaradır.Ankarayı ahiler baştan sona imar etmişlerdir. Ahi teşkilatı,günümüzde hem teşkilat yapısı hem teşkilatının içinde ki öğeleri ile birlikte hala tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir. Oysaki fütüvvet teşkilatı devletler üstü bir yapı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Fütüvvet teşkilatının ve dolayısıyla ahilerin temelinde horasan melamileri vardı!. Anadolu selçukluları yıkılırken, Anadoluda ayakta kalan tek güç yapı ahi teşkilatı idi.Devletler üstü bir yapı. Ahilerin en üst merkezini oluşturan Türk ve İslam devletlerinin her birinin kuruluşunda etkisi olan kadim okul oluşturuluyordu. Önemli bir hususta Türk ve islam beyliklerinin kuruluşu ve gelişiminde yetkili olduğu kurum ahi teşkilatıdır.Ahi teşkilatları her Türk devletinin içinde bulunma adetlerini her devirde devam ettirmişlerdir. Yaşadığımız 21 nci yüzyılda acaba halen ahiler varmıdır. Merak konusu ilerleyen yazılarımızda değineceğiz. Fütüvvet Teşkilatını ortaya çıkaran Kadim Okul un sembollerinden biri. Üç Hilaldir. Ahi teşkilatlarının sırlı sembolü üç hilal olmuştur. Ahi teşkilatının istihbaratçıları, üç hilal sembolünü yaygınlaştıranlardır. Ahiler sayesinde üç hilal sembolü osmanlıya kadar aktarılmıştır. Ahi teşkilatlarının kullandığı üç hilalli bayraklar,Fatih Sultan Mehmed döneminde ilk kez askeri birliklerin sancaklarında görülmeye başlanmıştır. Fatih Sultan Mehmed in bir istihbarat teşkilatı kurup bunu kurumsal düzeye oturtan ilk osmanlı padişahı olduğu bir çok tarihçiler tarafından da kabul gören bir görüştür.İç içe geçmiş hilal sembolü içinde istihbarat teşkilatını da barındıran kadim bir Türk okulunun sembolüdür.Bu okulun Horasan Melamiliğiyle,Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi ile birebir ilişkisi vardır.İstanbul eyüp semtinde bulunan Defterdar ağa camii, Türk ve İslam tarihinin en gizemli sembolünü aleminde barındırmaktadır… Tabi görebilene..

Kaynak :BARAN AYDIN

Burak İğlikçi

İSTİHBARAT DOSYASI /// Burak İğlikçi : SELÇUKLULARDA İSTİHBARAT NASILDI ????


Burak İğlikçi : SELÇUKLULARDA İSTİHBARAT NASILDI ???
IX. yüzyıldan itibaren İslam Coğrafyası sınırları içerisine giren Türkler, burada da istihbarat faaliyetlerine önem vermeye ve casuslar kullanmaya devam ettiler. Özellikle Selçuklular döneminde geniş bir haber alma ağına sahip olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Büyük Selçuklu Devleti’nin en ileri devlet adamlarından olan Vezir Nizamülmülk, devlet yönetimi ile ilgili kaleme aldığı eseri Siyasetname’de bu konu hakkında etraflıca bilgi vermektedir. O , cahiliye ve İslami dönemde padişahların bütün şehirlerde olup bitenden haberleri olması için ” Sahib-i beridi ” olduğunu örnek göstererek Selçuklu hükümdarının da uzakta ve yakında , ordu ve raiyyetin ahvalini arayıp sormak , olup biteni az çok bilmek görevi görevi olduğunu belirterek şöyle devam eder.

” O böyle yapmazsa ayıp olur gaflet, tembellik ve zulme hamlederler ve memlekette olup biten fesadı ve zulmü biliyor ve ya bilmiyor. Eğer biliyor da meselenin çaresine bakmıyorsa tıpkı onlar gibi zalimdir ve zulme rıza göstermiştir ve eğer bilmiyorsa gaflete düşürülmüştür. Tembel ve cahildir. Bu her iki husus da iyi değildir. Mutlaka haberciye ( Sahib-i berid ) ihtiyacı vardır. Bu bilgileri veren Nizamülmülk , daha sonra habercilik yapacak olan kişiler ile ilgili ayrıntıları sunar.

Aslında Selçuklularda Berid Teşkilatı’nın kurulması sancılı olmuştur. Sultan Alparslan, kendi devri boyunca Berid Teşkilatı’nın köklü bir şekilde yapılanmasını istememiş, teşkilatı tasfiye etmiştir. Çünkü Alparslan’a göre Berid devletin üst kademesindeki herkesin yönlendirmesine açık ve doğrudan merkeze, yani Alparslan’a bağlı değildir. Berid Teşkilatı’nın kaldırıldığı dönemde , Batıni örgütler Selçuklu Devleti’ne epey zorluk çıkarmışlardır. Bu eksikliğin doğurduğu sıkıntıların farkında olan Nizamülmülk,sonunda Sultan Melikşah zamanında kökleri derinlere kadar uzayacak bir haberleşme sistemi kurmaya başlayacaktır. Ayrıca Siyasetnamesinde , istihbaratın bir devlet veya idareci için ne denli önemli olduğunu uzun uzadıya anlatmıştır. Buna göre, uzak veya yakın şehir ve halklarının durumunu sormak, az veya çok olup biteni bilmek padişahların vazifelerinden biridir. Sahibi Haber ve mührü tayin etmek ve habercilere sahip olmak, padişahların uyanık bulunarak ülkelerini adaletle yönetmelerinin bir vasıtasıdır. Bunun içinde ülkenin her tarafına tüccar , seyyah, sufi ve ayak satıcıları kılığında casuslar gönderilmelidir. Bu sayede ıkta sahipleri ve memurlardan isyana meyli olanların önceden saptanarak haklarından gelinmesi mümkün olacaktır. Aynı şekilde, ülke topraklarına saldırmak niyetinde olan düşmann hükümdarlarının çabalarını neticesiz bırakmanın yolu da istihbarata gereken önemi vermekten geçmektedir.

Nizamülmülk ayrıca, istihbarat faaliyetlerinde çalıştırılacakların,evvela haklarında şüphe duyulmayan kimselerden olmasına dikkat etmek gerektiğini belirtir. Haberciler, doğrudan doğruya hükümdara bağlı olmalı ve hükümdar tarafından tayin edilmelidir.

Haberlerin doğru oluşturulması için aylıkları hazineden ödenmelidir. Edindikleri bilgileri, sadece Hükümdar ile paylaşmalıdırlar. Nitekim ,Melikşah zamanında doğrudan sultana bağlı bir istihbarat teşkilatı kurulmuş ve Selçuklu’nun son dönemlerine kadar bu istihbarat teşkilatı varlığını sürdürmüştür.

Selçuklulardaki istihbarat teşkilatının Nizamülmülk ile yeniden kurulması ile Selçuklu sistemine bir başka yenilik daha gelmişti.

Berid Teşkilatı lağvedilmeden evvel casus olarak kullanılanlar arasında , üst düzeyde devlet adamlarının güvendiği askerler ve memurlar vardı. Dolayısı ile devlet adamlarının kendi çabalarıyla yetiştirdiği kişiler arasından casuslar seçiliyordu. Ancak Berid Teşkilatı merkezileşerek ve doğrudan Sultana bağlı olarak ikince kez kurulduğunda, doğrudan devletin eğitim sisteminden geçirilerek ve doğrudan devlet hazinesinden maaş verilerek bir yapı oluşturulmuştur. Asıl önemli olan farklılık ise, tüm bu yapı için özel bir okulun Nizamülmülk tarafından kurulduğudur.

Osmanlı İmparatorluğunda da istihbaratçıların özel bir okulda eğitildiği kaynaklarda mevcuttur. Özel olarak yetiştirilen bu öğrencilerin çoğu, daha sonra Sultanın Muhafızları olarak görevlerini sürdürürler. Türk ve İslam devlet mekanizmasının en önemli ayağı olan Sultan, Padişah veya Bey ‘in en yakının da olan Muhafız Teşkilatı’dır. Bu Muhafız Teşkilatının ismi Candar olarak bilinmektedir. Candar Teşkilatının başında olan ve Sultan’ın yanından ayrılmayan kişiye Emir-i Candar denilirdi. Candar Teşkilatına seçilenlerin bir diğer önemli görevi de casusluk vazifesini göremeleri idi . Devlet tarafından muhafızlar olarak yetiştirilen Candarların en önemli görevleriydi casusluk faaliyetleri.

Büyük Selçuklu Devletinin yıkılması ile sahip olduğu coğrafyada temeli Gazilik misyonuna dayanan Gazi Beylikleri kurulmuştur. Gazi Beyliklerin temelinde bulunan Gazi Yiğitleri teşkilatlanmış idiler. Bu teşkilatlanma Fütüvvet Teşkilatı misyonu doğrultusunda yola çıkan Gazi Yiğitlerin kurduğu Gazi Beyliklerini bir merkezde toplayabilecek güce erişecek olan Anadolu Selçuklu Devleti, yine bir Gazi Yiğiti olan Tuğrul Bey tarafından tesis edilmiştir.

Kadim Devletlerin Kadimden Gelen Vizyonları Olur

Kaynak : Baran AYDIN- Burak İĞLİKÇİ.