BİYOGRAFİ DOSYASI : GÜZEL İNSAN, BÜYÜK SANATÇI, ATA’NIN DOSTU SAFİYE AYLA’YI TANIYALIM !!!


GÜZEL İNSAN, BÜYÜK SANATÇI, ATA’NIN DOSTU SAFİYE AYLA’YI TANIYALIM !!!

Yıl 1977

İstanbul’da vatani görevimi yapıyordum.

Şimdiki Atatürk havalimanının adı o zaman Yeşilköy Havalimanıydı

Benim görevim ise Yurt dışı hatları giden-gelen yolcu VİP salonunda Jandarma Koruma ve Kontrol Komutanlığı…

(Şimdi bu kurum kaldırılmıştır)

VİP salonu denen yerden sadece Devlet adamları, Siyasetciler, Siyasetcilere yakın işadamları ve Sanatçılar geçiş yaparlar.

(Halkın geçiş yaptığı yer ayrıdır)

Bir gün oldukca esmer,ince dalan, cılız, fizik itibariyle karakuru ( çirkin demek bana göre bir kavram değil) bir kadın Lufthansa havayolları uçağından inmiş ve VİP salonundan Türkiye’ye giriş yapıyor…

Yurtdışından gelen bu kadının

valizlerinin sayı itibariyle çok ve ağır olması bizim askerin dikkatini çekmiş.

Asker valizleri açmak istiyor, kadın ise sessiz ve tepkisiz duruyordu.

Valizleri taşıyan korumaları olan erkekler ise askere valizleri açtırmak istemiyordu.Asker ile korumalar arasında sanki bir arbede yaşanacak gibiydi…Müdahale ettim.

Askeri yanıma çağırdım ve askerimle aramızda şu konuşmalar geçti;

-Asker?

-Emret komutanım!

-Kimin bu valizler ?

-Aha şu Romenin komutanım.

Kadının yanına vardım… ve;

– Merhaba

Öyle bir ipeksi sesle cevap verdi ki; yok böyle bir ses tonu. Şahane bir kadın sesi…..

-Merhaba, iyi nöbetlet komutanım

-Pasaportunuz lütfen?

Çıkarttı verdi.

Açtım ki ne göreyim,, Atatürk’ün sanatçısı Safiye AYLA… (Safiye AYLA 1907 İstanbul doğumlu, 1998 de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mekanı cennet olsun bu Atatürk Kadınının)

Askeri yanıma çağırdım ve sordum,

-Bu hanfendinin pasaportuna baktın mı asker? Kim biliyormusun?

-Baktım komutanım, ama tanımıyorum…

-Asker?

-Emret komutanın.

Şimdi bu VİP salonundan Atatürk’ün manevi kızı Ülkü geçseydi, valizini açıp bakar mıydın?

-Asla bakmazdım komutanım.

Bu hanfenfendi Atatürk’ün sanatçısı , ""Atatürk Kadını"" Sayın Safiye AYLA

deyince askerin boynu büküldü.

Safiye AYLA’nın da gözleri buğulandı….

Asker valizleri açmadı ve kendi eli ile taşıdı.

Safiye AYLA bana bir adres verdi ve;

-Her ikimizin de musait olduğu bir zamanda bir kahve içimi misafirim olur musunuz komutanım?

-Hafif başımı eğip,gözkapaklarımı kırparak gülümser bir ifadeyle kabul ettim.

Bir gün nasip oldu ve gittim adrese…

Aslında adres çok açıktı,herkesin bilebileceği İSTANBUL RADYOEVİ

Sordum görevliye…

Bu ne tesadüf, şimdi gelir,az bekleteceğim sizi dedi ve beni bir salona aldı.

Kısa bir süre sonra bizim halkın "çirkin" dediği Safiye Sultan kapıdan içeri girdi.

Beni görür görmez tanıdı, gözlerinin içi parlıyordu,içinin güzelliği dışına vurmuş, o karakuru kadının sanki…

Selamlaştık.

Safiye hanım görevliye programını bir saat ertelediğini söyledi ve Radyoevinin karşısında bir eve gittik. Kendi eviymiş meğerse.

-Kahvenizi nasıl olsun komutanım?

-Orta şekerli

-Ben hep acı içerim de…

Dedi.

Kendi elleriyle kahve yaptı

Tepsinin içinde iki farklı fincan ve iki su bardağı vardı,

Birisi normal beyaz bir fincan, diğeri ise işlenmiş nakışlı…

Gözüm etrafı sarı nakışlı fincana takılmıştı, o ara Safiye AYLA hanım,

Sadece şunu söyledi

-Farklı değil mi?

-Evet.

-Sarı nakışlı olan şu Atatürkün hediyesi, bu fincandan kahve içti, fincanın bir eşi de kendi eşyaları arasında…Çok nazik bir adamdı, ""bana çirkin olduğumu,hiç belli etmedi ", Ben çirkin bir kadınım ama; Atatürk’e perde arkasından şarkı söylediğim doğru değil dedi.

-Çok duygulandım Safiye hanım.

-Atatürk kadınlara çok çok önem verirdi komutanım.

– Nakışlı fincanı işaret edip; Buyurun efendim, şu fincan sizin;

diyerek kahvemi içmemi söyleydiğinde nutkum durdu…

-Estağfurullah efendim, diyerek beyaz fincanın kulpunu tuttum. ( Utandım)

-Ben acı içerim o sizin orta şekerli dedi.

Sarı nakışlı fincana uzanırken içimdeki titreme elime yansıdı.

Dugulandığım zaman avuç içlerim terler benim,su gibi olur.

-Aaaa..afedersiniz,bir dakika..sizin karanfiller solmadan vazoyu koyayım dedi ve teşekkür etti.

-Bana Atatürk’ten bahseder misiniz dedim.

Gülümsedi.

Ve, evinin bir odasını gösterdi. Gördüğüm manzara aynen şu; ATATÜRK KÜTÜPHANESİ…

-Hangi birini anlatayım komutanım, ama NUTUK okuyun yeter.

Dedi

Sonra da siyah-beyaz albümlere baktık kısa bir süre…

Atatürk ve kadınlar…

Kadınların hepsi o kadar şık ve medeni bir kıyafet içindeydi ki; şu devirde bile öyle ne şık- zarif kıyafet var, ne de kadın…

Soru geldi Safiye AYLA hanımdan…

-Bu kadınlar arasında hangisi benim?

-Parmağımla tek tek işaret ettim ve her gösterdiğime;

-Evettt. . dercesine başını salladı.

-Nasıl tahmin ettiniz, en çirkini mi seçtiniz?

-Her resimde sizi sağına almış…dedim.

-, O da benim solumda yaşıyor… dedi.

Sarıldı,öptü ve; Vedalaştık.

O günden sonra beynimde yer eden bişey şudur; güzellik göreceli, "Çirkin kadın yoktur"

"""GÜZEL İNSAN"" olmak vardır.

Nasıl ve nereye baktığınıza, neyi görüp,neyi göremediğinize bağlıdır güzellik…

Kadının;

Modern kıyafet, zarafet, nezaket kültür ve medeniyet ile, yine kadının kendi özüne gösterdiği saygınlığı ile "iç güzelliğinin" dışa vurması güzelliğin bir başka ifadesi değil mi?

Hani bir laf vardı ya; " Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" diye…

Ne demiştim ilk başta;

Yıl:…….. … 1977….

Şu an:…… 2020…

İşte tam; 43 yıl geçti…

Merhume "GÜZEL İNSAN " Safiye AYLA hanfendiyi,rahmet ve saygıyla anıyor, mekanı cennet olsun, ışıklar içinde yatsın diyorum.

Kul Figani ( Erdem GÜMÜŞ)

ÖZGEÇMİŞ

Safiye Ayla : Türk Sanat Müziği Sanatçısı

Doğum : 13 Eylül, 1907 İstanbul

Ölüm : 14 Ocak, 1998 İstanbul

Eğitim : Bursa Muallim Mektebi (Bursa Çelebi Mehmet Lisesi)

Burç : Başak

Diğer İsimler : Safiye Ayla Targan

Türk Sanat Müziği yorumcusu (D. 13 Eylül 1907, İstanbul – Ö. 14 Ocak 1998, İstanbul). Adı Safiye Ayla, udi ve besteci Şerif Muhittin Targan’la evliliğinden dolayı soyadı Targan’dır. Mısırlı Hicazizade Hafız Abdullah Bey’in kızıdır. Daha doğmadan babasını, üç yaşındayken de annesini yitirdi. İstanbul Bebek’teki Çağlayan Darüleytam’da büyütüldü. Müzik çalışmalarına küçük yaşta piyano çalarak başladı. İlkokulu bitirdikten sonra da Bursa Muallim Mektebi’ne girdi ve burayı 1920 yılında bitirerek İstanbul / Beyoğlu’nda bir ilkokula öğretmen olarak atandı. Mustafa Sunar’dan müzik dersleri alan Ayla, müzik çalışmalarında ayrıca Yesari Asım Arsoy, Hafız Ahmet Irsoy, Selahattin Pınar, Saadettin Kaynak ve Udi Nevres Bey’den yararlandı. İlk kez 1931’de, Darüttalim-i Musiki Heyeti’nin konserlerinde sahneye çıktı. İstanbul ve Ankara radyoları ile İstanbul Konservatuarı İcra Heyeti’nde çalıştı. Uzun yıllar gazinolarda şarkı söyledi. Darüttalim-i Musiki Heyeti’nin konserlerine katıldıktan bir süre sonra öğretmenlikten ayrıldı ve gazinolarda çalışmaya başladı.

Safiye Ayla’nın sesi çok güzeldi, daha öğrencilik yıllarında dikkat çekmeye başlamıştı. Sonraki yıllarda Cumhuriyet döneminin en tanınmış kadın yorumcularından biri oldu. 1932 yılında İstanbul Vali Yardımcısı Nuri Bey’in evinde verilen bir davette, Mustafa Kemal’in huzurunda ilk kez şarkı söyledi ve Atatürk’ün en beğendiği seslerden biri oldu… 1950’de udi ve besteci Şerif Muhittin Targan ile evlendi. Başta, açılışından itibaren İstanbul Radyosu olmak üzere Türkiye radyolarında sayısız konser verdi, 500’den fazla plak doldurdu. Ankara ve İstanbul radyolarının aranan sesi oldu, sayısız özel solo konser verdi. Büyük beğeni toplayan sesiyle ünü yurt sınırlarını aştı.

“Seninle doğan gündür bu gönül” ve “Aşk yaprağına konarak koza öresim gelir” adlı iki de bestesi bulunan Safiye Ayla, 1942 yılında Rey kardeşlerin “Alabanda” revüsünde Kraliçe Mimoza rolündeki başarısıyla yetenekli bir oyuncu olduğunu da kanıtlamıştı… Mustafa Kemal Atatürk’ün en sevdiği sanatçılardan biri olan Safiye Ayla’nın Mustafa Kemal Paşa adına düzenlediği konserde “Anam Olasın Ömer” adlı şarkısını okumuş ve Paşa büyük bir hayranlıkla tekrar tekrar okumasını söylemişti. Safiye Ayla, 14 Ocak 1998 günü, 91 yaşındayken İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Safiye Ayla’nın dönemin diğer kadın okuyucularınkinden ayrı, kendine özgü bir okuyuş biçimi vardı. Okuyuşuna yansıyan Batı müziği beğenisi bu tavrın belirgin bir özelliğidir. Ölçüye uyarak, iyi bir diksiyonla, düzgün, aynı zamanda da coşkun, çekici bir tavırla okurdu. Sesindeki pürüzsüz akış en tiz perdelerde bile kaybolmazdı. Zamanın gözde şarkılarıyla fantezilerini olduğu kadar, Rumeli türküleriyle klasik örnekleri de içine alan repertuarıyla geniş bir dinleyici kesimince beğenilmişti ve “Çile Bülbülüm Çile”, “Menekşelendi Sular”, “Yanık Ömer” gibi şarkıları tanıtıp üne kavuşturmuştu.

KAYNAKÇA: Rahmi Kalaycıoğlu / Türk Musikisi Bestekârlar Külliyatı (4 cilt, 1979), Avni Anıl / Anılar ve Belgelerle Musikimiz (1981), Mehmet Nazmi Özalp / Türk Musikisi Tarihi (1986), Cemil Yener / Müzikte Kim Kimdir? (1987), Yılmaz Öztuna / Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi (1990), Dictionaire Larousse (Ansiklopedik Sözlük, 1994), Nalan Seçkin / Musalladan Şöhrete (1998), Ahmet Şahin Ak / Türk Musikisi Tarihi (2002), Vural Sözer / Müzik Ansiklopedik Sözlük (2005), İhsan Işık / Ünlü Sanatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 5, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Fomous People (2013).

BİYOGRAFİ DOSYASI : Kıbrıs Türk Halkının Ortak Değeri; Dr. Ayten Salih Berkalp


Kıbrıs Türk Halkının Ortak Değeri; Dr. Ayten Salih Berkalp

21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftası her yıl olduğu gibi bu yılda düzenlenen etkinliklerle anıldı. Yeni neslin, gençlerimizin 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftasını doğru biçimde öğrenmesi ve idrak etmesini istiyorsak zaman zaman rutinin dışına çıkarak farklı metotlara da başvurmalıyız diye düşünmekteyim. Örneğin, Dr. Ayten Salih Berkalp’in hayatını yeni nesle gençlerimize doğru biçimde aktarabilmeliyiz. O’nun varoluş ve özgürlük mücadelesine başarılı kariyerini bırakıp nasıl koşarak gelip görev aldığını anlatabilmeliyiz. Okullarda adına konferanslar düzenlenmeli, kitaplar yazılmalı, belgeseli ve filmleri çekilmeli. Her Kıbrıs Türkü Dr. Ayten Salih Berkalp’in hayatını okuyup öğrenmeli! Benzeri bir durum yabancı bir ülkede olmuş olsa idi inanın şimdiye kadar Hollywood’da filmleri çekilmiş ve bir çok alanda rekorlar kazanmış olurdu! Bu anlamda duayen gazeteci-yazar ağabeyimiz Ahmet Tolgay’ın; “Dr. Ayten’in Romanı” kitabını özellikle herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım kısa bir süre önce TRT tarafından çekimleri tamamlanan Dr. Ayten Salih Berkalp belgeselinin de kısa bir süre sonra gösterime gireceği haberini aldım. Umarım bu bağlamda filimi de yapılır.

24 Aralık akşamı GAÜ Spectrum Salonu’nda Güvenlik Kuvvetleri Bando Komutanlığı ve Radyo Güven işbirliğinde 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftası münasebetiyle düzenlenen Oratoryo’ya katıldım. Organizasyonda güzel bir tesadüf eseri Varoluş ve Mücadele Kahramanlarımızdan TMT’de istisnai olarak görev almış tek kadın Sancaktarı Dr. Ayten Berkalp ile yan yana oturarak Oratoryo’yu izledim. Öncelikle Güvenlik Kuvvetleri Bando Komutanlığı ve Radyo Güven işbirliğinde 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftası münasebetiyle düzenlenen Oratoryo’ya emeği geçen tüm herkese GKK Tuğgeneral Altan Er nezdinde teşekkür etmek istiyorum. Çok güzel, başarılı ve duygu yüklü bir gece oldu. Nereden geldiğimizi unutmamak adına son dererce başarılı bir geceydi. Bu anlamda Güvenlik Kuvvetleri Bando Komutanlığı’nın icra ettikleri parçalar gerçekten son derece başarılı olduğunu belirterek kendilerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Varoluş ve Mücadele Kahramanlarımızdan, TMT’de istisnai olarak görev alan tek kadın Sancaktar Dr. Ayten Berkalp ile yan yana oturarak Oratoryo’yu izlerken bana çok kısa bir anısını bana aktardı. Bende izinizle sizlere bu anıyı sizlere nakletmek istiyorum. Oratoryo’da Osmanlı’nın 1571’de Ada’ya gelişi anlatılırken Güvenlik Kuvvetleri Bando’su da arka planda Mehter Marşı’nı çalmaktaydı. Ayten hanım birden bana dönerek Gökhan biliyor musun, esaret altında bulunduğumuz bir süreçte beni ve arkadaşlarımı Makarios kurtararak önce kendi sarayına götürdü. 1 Gece orada kaldık. Gece uyku tutmuyordu. Gecenin ilerleyen bir saatinde transistorlu bir radyom vardı onu açtım. Tam da o anda Mehter Marşı çalmaktaydı. Hemen yanımdaki arkadaşlara Türkiye’de izlediğim Mehter yürüyüşünü gösterdim ve hep birlikte Mehter Marşını söyledik.

Ertesi sabah Makarios ben ve arkadaşlarımın Türk tarafına geçmemizi sağladı. Türkiye’de Fenerbahçe Spor Kulübü’nde sayısız başarılara imza atmış başarılı bir takım kaptanı olduğunuzu bir an düşünün. Milli Takım seviyesine kadar yükselmiş olduğunuzu hayal edin. Üniversiteden doktor olarak mezun olmuşsunuz. Türkiye’de kalıp kariyerinize devam etmek yerine, Türk Milli takımında görev almak yerine vatanınıza dönüp varoluş ve özgürlük mücadelesinde yer almayı tercih ediyorsunuz! Öyle ki, Ayten Salih Berkalp, 21 Aralık 1963’den başlayarak neredeyse her birimizin tarih kitaplarından ve belgesellerden görüp bildiğimiz olayların pek çoğunu bizzat yerinde görüp otopsisini yapmış bir vatanseverdir. Düşünebiliyor musunuz? Ayten Salih Berkalp’in görüp, yaşayıp, şahit olup hissettiği acıları düşünüp hayal edebiliyor musunuz? Onu nasıl tanıtmak gerek inanın çok zor. Onu başarılı bir sporcu, özverili bir doktor, TMT’de istisnai bir Sancaktar ve son derece çalışkan bir bürokrat olarak tanıtmak tam olarak gerçeği kanımca yansıtmıyor! Bu duygu ve düşüncelerle aşağıda izninizle mümkün olduğunca Ayten Salih Berkalp’i sizlere naçizane tanıtmaya çalışacağım… 1934 doğumlu Berkalp, Lise eğitimini İstanbul’da Çamlıca Kız Lisesi’nde, üniversite eğitimini ise İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır.

Lise diplomasını dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bizzat elinden almıştır. Ayten Salih, Türkiye’de bulunduğu süre zarfında inanılması güç pek çok ilklere ve bu bağlamda sportif başarılara imza atmıştır. 1950’li yıllarda Kıbrıs Türkü’nün Türkiye’deki medarı iftiharlarındandır. O Fenerbahçe Kulübü’nün kadın voleybol ve basketbol takımlarının popüler kaptanıdır. Fenerbahçe Kulübü’nde atletizm ve deniz kürek takımlarının oluşturulmasını da öncü yine odur. Ayten Salih, 1954 sonrasında İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları kazanan kadın atletizm takımlarında yer almış bu çerçevede 1956 yılında Atatürk Koşusu birinciliğini kazanmıştır. Berkalp bu başarısı ile Fenerbahçe’ye takım birinciliğini kazandırmıştır. Yine bu bağlamda Kürekte çeşitli birincilikler kazanmıştır. Sarı-lacivertli kadın voleybol takımının 1956-60 arasında 5 kez Türkiye, 4 kez İstanbul şampiyonu olmasında büyük pay sahibi odur. Yine Salih’in kaptanlığındaki kadın basketbol takımı 1955-1959 arasında 5 kez üst üste İstanbul, 1956-1958 arasında üç kez Türkiye şampiyonu, 1959 yılında da Türkiye ikincisi olmasına büyük katkısı olmuştur. 1956 sezonunda İstanbul Kızlar Basketbol Ligi’nde Fenerbahçe’nin Kadıköyspor’a karşı aldığı 55-8’lik galibiyette 25 sayı kaydederek kırdığı rekor uzun süre kırılamamıştır. 1957 yılında fiilen ve temsili olarak kurulan Türkiye kadın millî voleybol takımına aday olarak seçilir. 2-7 Mayıs 1957 tarihlerinde düzenlenen İstanbul Uluslararası Voleybol Turnuvası’nda İstanbul Karması adı altındaki temsili millî takımda Bulgaristan ve Romanya’ya karşı takım kaptanı olarak forma giyer.

Ayten Salih’in bu dönemde resmi maçlarda oynayıp oynayamayacağı sorunu gündeme gelir. Zira, Salih Kıbrıs doğumlu olduğu için Ada’yı 1960 yılına kadar idaresi altında tutan İngiltere uyruğunda bulunmaktaydı. Türk Millî Takım’ında oynaması için Türk vatandaşlığına geçmesi gereken Salih’in Tıp Fakültesi’nden mezun olduğunda Kıbrıs’ta daha faydalı olacağı görüşü ağırlık kazanarak o dönem Türk vatandaşı yapılmayarak ülkesine dönmesi organize edilmiştir. Ayten Salih, Ada’ya döner dönmez kendisini Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin içerisinde buldu. Uçan Bayan Doktor unvanıyla ülkenin her bir yanına büyük bir özveri ile koştu durdu. 21 Aralık 1963 Kanlı Noel olayları, Dr. Ayten’in Kıbrıs’a dönüp Hastanede göreve başlamasından kısa bir süre sonra meydana gelir. EOKA’cı teröristlerin kontrolüne geçen Devlet Hastanesi’nin tek anestezi uzmanı odur. Esir bir doktor olarak silah tehdidi altında sık sık ölümle burun buruna gelerek görevini yerine getirmeye çabalar. Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) ender kadın üyelerindendir. Dr. Ayten ve arkadaşları, hastanedeki ölümcül esaretten ancak Rum Lider Başpiskopos Makarios’un girişimiyle kurtulabilir. Makarios özel muhafızlarıyla bizzat hastaneye giderek teröristlerin elinden aldığı Türkleri zırhlı araçla önce başkanlık sarayına götürür, sonra da onları yine kendi eliyle İngiliz Yüksek Komiserliği’ne teslim eder. Beşparmak Dağları’nda Rum – Yunan saldırılarına karşı direnen mücahitler için Boğazköy’de oluşturulan sahra hastanesini Dr. Burhan Nalbantoğlu ile birlikte organize eder.

Oradaki görevi sadece doktorluk değildir. Direnişe ve sosyal yaşamın düzenlenmesi uğraşlarına da katılır… 1967 yılında ihtisas eğitimi için İngiltere’ye giden Salih, 1971 yılında ülkesine dönmüştür. O yıl Limasol’da Doğan Türk Birliği’nin başkanlığına seçilir ve böylelikle bir ilke daha imza atar. Bu süreçte istihbarat eğitimi alarak yemin etmesinin ardından Mücahit olarak görevine devam etmiştir. Ada’yı Yunanistan’a bağlamak isteyen milliyetçi Rumların gerçekleştirdiği 15 Temmuz 1974 Darbesi ve Türkiye’nin 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Limasol Türk Genel Hastanesi’nde başhekimlik görevini yürütmekte olan Salih, 1974 olaylarında Sancaktarlık yetkilerini devralarak, Güney’de rehin kalmış Türkler’in sözcülüğünü üstlenerek sağ salim Kuzey’e geçmelerinin sağlanmasına yardımcı olmuştur. 1975’te Gazimağusa Türk Hastanesi Başhekimi, o yılın sonunda Sağlık Bakanlığı Müdür Muavini, 1978’de Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili ve 1982’de Sağlık Bakanlığı Müsteşarı olarak bu görevini 1990’lı yılların ortalarına kadar sürdürmüştür. Emekli olmasının ardından Kamu Hizmetleri Komisyonu Üyesi olarak görev yapmıştır. Sonuç itibarı ile Kıbrıs Türk Halkı olarak Dr. Ayten Berkalp’e ne kadar teşekkür etsek az kalır. Kendisine bundan sonraki yaşamı boyunca, sağlık sıhhat, afiyet, huzur ve mutluluklar diliyorum. İyi ki Dr. Ayten Salih Berkalp’imiz var…

Kaynak: https://www.oncevatan.com.tr/kibris-turk-halkinin-ortak-degeri-dr-ayten-salih-berkalp-makale,47397.html

Önce Vatan Gazetesi

BİYOGRAFİ DOSYASI : Aranan ve özlenen devlet adamı İSMET İNÖNÜ’yü rahmetle anarken İsmet İnönü’yü tanıyalım !!!!


%C4%B0SMET-%C4%B0N%C3%96N%C3%9C-2.jpg

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak büyük devlet adamı İSMET İNÖNÜ’yü vefatının 46. Yılında rahmet ve özlem ile anıyoruz.

Aranan ve özlenen devlet adamı

Nazmi Kal / Yazar, yapımcı

Bugün büyük devlet adamı İsmet İnönünün 46. ölüm yıldönümü. Onu 25 Aralık 1973te kaybetmiştik. 89 yaşındaydı. İsmet İnönünün çok partili demokratik hayata mecburen Batının baskısı ile geçtiğini söyleyenler varGerçek bu değil. İsmet İnönünün cumhurbaşkanı seçilmesi ile özel kalem müdürlüğüne getirilen Haldun Derin, Pembe Köşkte yapılan İsmet İnönüde vazife anlayışı konulu bir konferansta aynen şunları söyledi:

Atatürkün ölümünden sonra İnönü cumhurbaşkanı seçilince beraberce evine geldik. Daha frakınıçıkarmadan annesinin elini öptü ve dedi ki: Anneciğim güç bir vazife aldım, ama ben bu millete kendi kendisini idare etmeyi öğreteceğim.

Bu sözler İsmet İnönünün çok partili hayata geçişinin kendi öz iradesi ile olduğunu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak gerçeklikle anlatmaktadır. Çok partili hayata geçişin altın sayfası 14 Mayıs 1950 seçimidir ve tartışmasız İsmet İnönünün yarattığı bir demokrasi zaferidir.

Seçim büyük bir olgunluk içinde geçmiştir. Hiçbir olay, cezaevinde hiçbir muhalif politikacı, gazeteci yoktur. Merkez Bankasının ve hazinenin elindeki hiçbir kaynak popülist amaçla kullanılmamıştır.

14 Mayısın bir demokrasi zaferi olduğunu şu anı ne güzel anlatıyor

%C4%B0SMET-VE-MEVH%C4%B0BE-iN%C3%96N%C3%9C.jpg

14 Mayıs gecesi İsmet İnönü seçimi Köşkte radyodan dinlemektedir. Çevresinde İsmail Rüştü Aksal, Kasım Gülek, Faik Ahmet Barutçu gibi kurmayları vardır. İllerden sonuçlar geldikçe çevresindekiler büyük bir endişe içine girerler. 12 yıllık Milli Şef dönemi sona ermekte, 27 yıl devleti yöneten, Atatürkün kurduğu parti seçimi kaybetmektedir. İsmet İnönüde hiçbir üzüntü belirtisi yoktur, çevresindekilerin ise yüzünden düşen bin parça oflayıp puflamaktadırlar.

Bir ara İnönü eşi Mevhibe Hanıma döner, gayet sakindir.

Hanımefendi buradan kaç günde taşınabiliriz

Kolay paşam bir haftada taşınırız..

Ama artık arabamız olmayacak, Kızılaya otobüsle inmeye hazır mısın?

Elbette Paşam.

1950den bu yana 70 yıldır sayısız seçime girdik, 1950de doğan demokrasi bebeği olgunluk yaşını geçti, kaybetmeyi, koltuğunu terk etmeyi bu kadar olgunlukla karşılayan bir lider anımsayabiliyor musunuz?..

Demokrat Parti iktidara gelir gelmez İnönü aleyhinde akla hayale gelmez iftiralar üretmeye başladılar.

İnönü savaşlarında samanlığa saklandı..

İsmet İnönü asker kaçağıdır

Lozanda ülkeyi sattı..

27 yıl din esaret altında idi..camileri yıktı vs. vs.

İsmet Paşa bütün bu söylemleri olgunlukla karşıladı..

Bir Meclis toplantısında Malatya Milletvekili Ahmet Gürkan kürsüye çıktı ve Bu İnönü ailesi devleti soydu. Ben bunun tanığıyım. Malatya bez fabrikasının açılışında Mevhibe Hanım metrelerce bezi götürdü dedi. İsmet Paşa yanındaki Özel kalem müdürüne Böyle bir konu vardı, bir araştır der.Ertesi gün İsmet Paşa elinde fatura ile kürsüye çıkar ve o bezlerin ücretini ödediği faturayı gösterirAçtığı fabrikanın açılışında eşine hediye edilen birkaç metre bezin parasını ödeyecek kadar devlet malına sahip çıkan bir devlet adamı anımsayan var mı?.. 82 yaşındayım rastlamadım..

Zaman zaman İsmet Paşaya diktatör, iktidar hırsı için darbe yaptırdı diyenler var.Şu anıları okuduktan sonra acaba utanacaklar mı?

1970 yılında bir TV programında Örsan Öymen soruyor.

Paşam 50 yıldır parlamentodasınız, seçimlere girdiniz çıktınız, hiç seçilmemek korkunuz oldu mu?

İnönü- Hiç umurumda değil. Usulünü koymuşuz, seçilirsek seçildik seçilmezsek seçilmedik. Bunları göze almadan demokratik rejim düşünülemez. Demokratik rejim içinde çekilmeyi ilk günden esas olarak kabul etmek lazımdır. Bu zihniyeti yerleştiremedim. Demokratik rejim başka türlü olmaz.

Sevgili Paşam bu sözleri söylediğinden sonra 50 yıl daha geçti. Hâlâ bu zihniyet yerleşemedi.

ODTÜde İsmet İnönüyü bir anma toplantısında, Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Pamir toplantıyışöyle açtı:

Sayın konuklar, İsmet İnönüyü anacağımız toplantıya hoş geldiniz.. Ben İnönü hakkında söz söyleyecek birikime sahip değilim. Ancak ben bir gözlemimi size aktarmak istiyorum.

Ben İnönünün çocuklarının (Erdal ve Ömer İnönü) sınıf arkadaşıyım ve ben İnönünün çocuklarının ayağında pençe çakılı ayakkabı gördümDüşünün 15 yıl Başbakanlık, 12 yıl Milli Şeflik yapmış İsmet İnönü çocuklarının altı delinen ayakkabılarını tamirciye götürüp pençe çaktırıyor

Geçen günlerde Köşkte bir toplantıda İsmet Paşanın kızıÖzden Tokere sordum.

Hanımefendi İkinci Dünya Savaşında halk ekmeği karne ile alırdı sizin de karneniz var mıydı?..

Tabii biz de ekmek karnelerini götürür ekmeklerimizi alırdık, karnelerimize işlenirdi dedi. İnanılması zor değil mi sevgili okuyucular

İşte 46 yıl önce böyle bir devlet adamını kaybettik Onu çok arıyoruz. Çok daha arayacağız..

LİNK : http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1710684/aranan-ve-ozlenen-devlet-adami.html

Sayın İsmet İnönü’nün Özgeçmişi

Mustafa İsmet, Malatya’ya yerleşmiş eski bir Türk ailesi olan Kürümoğullarındandır. Büyük babasının adı Abdülfettah’dır. Mahkeme üyeliklerinde bulunmuş ve Harbiye Nezareti Muhakeme Dairesi Mümeyyizliğinden emekli Hacı Reşit beyin oğludur. 24 Eylül 1884’te İzmir’de doğmuştur. Evli ve üç çocuk babasıdır. Babasının görevi nedeniyle Sivas’ta ilkokula başlamış, 1892’de Askeri Rüştiye’ye girmiş, 1895’te okulu bitirmiş, Sivas Mülkiye İdadisinde (lise) öğrenimine devam etmiştir. 31 Temmuz 1897’de babasının İstanbul’a tayini nedeniyle 6. sınıfta ayrılmış, Halıcıoğlu’ndaki Harp okulunun lise kısmını kaydolmuştur. 1900’de liseyi bitirmiş, 14 Şubat 1901’de Topçu Harbiye sınıfına girmiş, 1 Eylül 1903’te okulu birincilikle bitirmiş ve Topçu Mülazımı Sanisi (Teğmen) olmuştur. Okuldaki başarısı nedeniyle Erkânı Harbiye (Kurmay) sınıfına ayrılmış ve burayı da birincilikle bitirerek altın Maarif madalyası almıştır. 1903’te Pangaltı’da bulunan Harp Akademisine girmiş ve 26 Eylül 1906’da sınıfının birincisi olarak Kurmay Yüzbaşı rütbesi ile mezun olmuştur.

2 Ekim 1906’da Kurmay Yüzbaşı olarak Edirne’de Ordu Merkezinde ilk görevine başlamış ve Sahra Topçu 8. Alay 3. Bölük Kumandanı olarak görevine devam etmiş, 7 Kasım 1908’de Kolağası rütbesine yükselmiş ve Edirne 2. Tümenin Kurmaylık görevine getirilmiştir.

26 Şubat 1910’da İmam Yahya’ya karşı Hükümet tarafından harekete geçirilen Yemen Mürettep Kuvvetlerinin Kurmaylığına atanmış ve Hudeyde’ye gelmiştir. İmam Yahya ile yapılan görüşmelere katılmış ve gösterdiği başarılar nedeniyle 26 Nisan 1912’de Binbaşılığa yükseltilmiştir. 25 Şubat 1913 tarihine kadar Yemen’de Genel Kuvvetlerin Kurmay Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

Balkan harbinin çıkması üzerine İstanbul’a çağrılmış, 11 Nisan 1913’te Büyük Karargâhı Umumi I. Şubesinde, 8 – 29 Eylül 1913’te Bulgar delegeleri ile İstanbul’da Barış görüşmeleri ile görevlendirilmiştir. 15 Aralık 1913’te Genel Kurmay 3. Şubesinde görevlendirilmiş, 2 Ağustos 1914’te ilan edilen genel seferberlik ile I. Ordunun Kurmaylığına atanmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun 11 Kasım 1914’te savaşa katılmasından sonra 29 Kasım 1914’te Kaymakamlığa (Yarbaylığa) yükseltilmiştir. 1914’te Başkomutanlık Genel Karargâhı I. Şube Müdürlüğüne atanmış, 16 Ağustos 1915’te Gümüş Harp Liyakat Madalyası kazanmış, Umumi Karargâhta bir yıl bulunduktan sonra cephede görev istemiş, 2 Ekim 1915’te II. Ordunun Kurmay Başkanı olmuş ve 14 Aralık 1915’te Miralaylığa (Albaylığa) yükselmiştir. 30 Aralık 1916’da II. Orduya bağlı 4. Kolordu Kumandanlığına atanmıştır.

12 Aralık 1916’da Kafkas cephesindeki yararlıkları nedeniyle altın harp madalyası almış, 1 Mayıs 1917’de Filistin cephesindeki 20. ve 19 Haziran 1917’de 3. Kolordu Komutanlıklarına atanmış, 20 Eylül 1917’de 7. Orduya bağlı 3. Kolordu Kumandanı iken Atatürk’ün Başkomutanlığa verdiği önemli raporun hazırlanmasında rol oynamıştır. 1918 sonbaharında Şeria vadisinde Kolordusu ile başarılar kazanmıştır.

Mondros Mütarekesi görüşmeleri sırasında 24 Ekim 1918’de Harbiye Nezareti Müsteşarlığına getirilmiş, 22 Kasıma kadar bu görevde kaldıktan sonra, 29 Ocak 1919’da kurulan Mütareke Komisyonuna Askeri uzman olmuş ve Harbiye Nezaretinde bu amaçla kurulan Komisyona da Başkanlık yapmıştır. 4 Ağustos 1919’da Kolordu Komutanlığı yetkileri ile Askeri Şura üyeliğine ve Muamelatı Umumiye Müdürlüğüne atanmış ve 8 gün sonra bu görevinden alınmıştır.

8 Ocak 1920’de ilk defa Anadolu’ya geçmiştir. Davet üzerine İstanbul’a dönmüş, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İşgali üzerine tekrar Anadolu’ya geçmiştir.

25 Nisan 1920’de seçilen geçici yürütme kurulunda Atatürk tarafından kendisine bir görev verilmiş ve 3 Mayıs 1920’de kurulan ilk İcra Vekilleri Heyetinde Genel Kurmay Başkanı olmuştur. İnönü, Edirne’yi seçerek Büyük Millet Meclisine Edirne Millet Vekili olarak girmiştir.

8 Kasım’da Garp Cephesi Komutanlığına (Genel Kurmay Başkanlığı görevi üzerinde kalmak üzere) atanmış, Çerkez Etem kuvvetlerini tasfiye etmiş, 10 Ocak 1921’de I. İnönü zaferini kazanmış ve Tuğgeneralliğe yükseltilmiş, 31 Mart 1 Nisan 1921’de II. İnönü kazanmıştır. 1921’de Fevzi Çakmak’ın Genel Kurmay Başkanlığına getirilmesi ile sadece cephe komutanlığı ile görevlendirilmiştir.

10 Kasım 1921’de Garp Cephesi Kuvvetleri, iki Ordudan meydana gelmiş ve Ordular grubu halinde İsmet Paşanın Komutanlığına verilmiştir. 9 Eylül’de kazanılan zafer üzerine rütbesi Ferikliğe (Korgeneralliğe) Yükseltilmiştir.

03-11 Ekim tarihleri arasında Mudanya’da Mütareke görüşmelerini sürdürmüş ve anlaşmayı imzalamıştır. 26 Ekim 1922’de Edirne Millet Vekili sıfatıyla Dışişleri Bakanı olmuş ve Lozan Konferansına heyet Başkanı olarak katılmıştır. I. Lozan Konferansı 4 Şubat 1923’te kesilmiş, II. Lozan Konferansı 23 Nisan 1923’te başlamış ve 24 Temmuz 1923’te Barış Anlaşması imzalanmıştır.14 Ağustos 1923 tarihinden 5 Mart 1924 tarihine kadar ikinci defa Malatya Milletvekili olarak Hariciye Vekili olmuş ve 30 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyetinin ilk Başbakanı olmuştur. 20 Kasım 1924’te Başbakanlıktan çekilmiş ve 5 Mart 1925’te ikinci defa Başbakan olmuş ve 25 Ekim 1937’de istifa ederek ayrılmıştır. 1937 yılında kendi isteği ile emekliye ayrılmıştır.

10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün vefatı üzerine 11 Kasım 1938’de Cumhurbaşkanı seçildi. 14 Mayıs 1950 yılında yapılan seçimlerde Demokrat Partinin çoğunlukla iktidara geçmesi üzerine Cumhurbaşkanlığından çekildi ve o günden sonra muhalefet liderliği görevine başladı (İnönü 3 Nisan 1939, 8 Mart 1943 ve 21 Temmuz 1946 seçimlerinde üç defa daha Cumhurbaşkanı seçilmiştir).

2 Mayıs 1954 ve 27 Ekim 1957 seçimlerinde Malatya’dan Milletvekili Seçilmiş, 20 Kasım 1961’de İnönü başkanlığında ilk Koalisyon Kabinesi kurulmuş ve bu kabinenin ömrü kısa olmuştur. 25 Haziran 1962’de ikinci bir Koalisyon Hükümeti kurmuştur. 25 Aralık 1963’te bağımsızlardan oluşan üçüncü Koalisyon Hükümeti kurulmuş ve bu koalisyon Şubat 1965’e kadar devam etmiştir. Ekim 1965 seçimlerinde Adalet Partisinin çoğunlukla iktidara gelmesi üzerine ana muhalefet liderliğine devam etmiştir.

1931’de Atina’ya ve Budapeşte’ye, 1932’de Moskova ve Roma’ya, 1933’te Sofya’ya, 1937’de Belgrad’a Paris’e ve Londra’ya, 1963’te Kennedy’nin cenaze töreni için ve 1964 Haziran ayında Kıbrıs Sorunu için Amerika’ya gitmiştir. 25 Aralık 1973’te vefat etmiştir.

Kırmızı – yeşil İstiklal Madalyası vardır.

BİYOGRAFİ DOSYASI : Türk öğretmen, gazeteci, şair, yazar Sabahattin Ali kimdir ???


Türk öğretmen, gazeteci, şair, yazar Sabahattin Ali kimdir ???

Sabahattin Ali kimdir? Bir süre hapishanede kalmasına neden olan olay nedir? Sabahattin Ali öldürüldü mü? İşte Sabahattin Ali’nin biyografisi

Sabahattin Ali, Edirne’nin Gümülcine Sancağına bağlı Eğridere kazasında 25 Şubat 1907’de dünyaya geldi.

Babasının mesleğinden dolayı sürekli taşınan Sabahattin Ali, ilköğretimini ülkenin çeşitli yerlerinde tamamladı. Edremit’te yaşadıkları süre boyunca, ailesiyle beraber Yunan işgalinden dolayı maddi-manevi zor zamanlar geçirdi. Sonraları Sabahattin Ali, Balıkesir Muallim Mektebi’ne parasız ve yatılı olarak başladı.

Bu senelerde yaşadıklarını kimi zaman şiir, kimi zaman da öykü ve denemeleri ile kaleme alan Sabahattin Ali, çeşitli gazete ve dergilere şiirlerini gönderdi. Arkadaşları ile okul gazetesi çıkaran Sabahattin Ali için, bu senelerin önemi çok büyüktür. Zamanla okulun düzeninden sıkıldığı ifade edilen Sabahattin Ali’nin başından çeşitli olaylar geçti ve bir olay sonrası okul yönetimi Sabahattin Ali’yi İstanbul’a nakletti.

1926 yılında İstanbul’daki okuluna yerleşen Sabahattin Ali’nin öğretmenlerinden biri Ali Canip Yöntem’dir. Sabahattin Ali’deki cevheri fark eden Ali Canip Yöntem yardımıyla, şiirleri, öyküleri ve denemeleri pek çok önemli dergide yayımlanmaya başladı.

Babasının hayatını kaybetmesinden sonra, aynı sene okuldan mezun olan Sabahattin Ali, Yozgat Merkez Cumhuriyet Okulu’na tayin edildi. Ailesi, Yozgat’a yerleşti.

Sabahattin Ali, Nahit Hanım ismindeki bir arkadaşına yazığı mektupta, konuşacak ve dertleşecek insan bulamadığından bahsetmiştir.

Nahit Hanım, Sabahattin Ali’nin İstanbul’dan tanıdığı ve Yozgat’ta iken sürekli mektuplaştığı birisidir. Sabahattin Ali bir zaman sonra Nahit Hanım’a aşık oldu fakat aşkına karşılık bulamadı.

Yozgat’ta kaldığı dönemde Anadolu insanını gözlemleme fırsatı bulan Sabahattin Ali, ileriki dönemlerde bu gözlemlerini eserlerinde kullandı.

Almanya’da iki yıl eğitim aldıktan sonra Türkiye’ye geri dönen Sabahattin Ali, Konya’da öğretmenliğe devam etti. Bu senelerde Atatürk’ü hiciv ettiği iddiasıyla tutuklandı. Bir süre mahpus kaldıktan sonra af vesilesiyle tahliye oldu.

İleriki dönemlerde, yazdığı yazıları engellenen Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile siyasi mizah dergileri çıkarmaya başladı. Burada yazdığı yazılarda İsmet İnönü ile alay ettiği gerekçesiyle Sabahattin Ali 3 ay kadar ceza aldı ve bir süre daha hapis yattı.

Tek parti döneminde yazıları yayımlanmayan Sabahattin Ali, ülkeden gitmek istedi fakat pasaport talebi onaylanmadı. Bulgaristan’a kaçmaya karar veren yazar, anlaştığı kaçakçı tarafından öldürüldü. Ölümü hakkında hala cevaplanamayan sorular vardır.

ROMANLARI

Kuyucaklı Yusuf

İçimizdeki Şeytan

Kürk Mantolu Madonna

ÖYKÜLERİ

Değirmen

Kağnı

Ses

Yeni Dünya

Sırça Köşk

Bir Orman Hikayesi

SABAHATTİN ALİ’NİN KİTAPLARINI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BİYOGRAFİ DOSYASI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak Ata’nın sanatçısı merhum Ayşe Yıldız Kenter’e rahmet, yakınlarına sabır dileriz.


Ayşe Yıldız Kenter

Doğum : 11 Ekim 1928 İstanbul, Türkiye

Ölüm : 17 Kasım 2019 (91 yaşında) İstanbul, Türkiye

Meslek : Tiyatro ve sinema oyuncusu

Etkin yıllar 1949-2019

Ayşe Yıldız Kenter (11 Ekim 1928, İstanbul – 17 Kasım 2019, İstanbul), Türk oyuncudur. Aynı zamanda Devlet Sanatçısı ve UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi’dir.[1]

11 Ekim 1928 tarihinde İstanbul’da doğdu. Annesi İngiliz asıllı Olga Cynthia[2] (Turkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldıktan sonra adı Nadide Kenter olarak değişmiştir), babası bir diplomat olan Ahmet Naci Kenter’dir. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. On bir yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. "Rockefeller" bursu kazanarak, American Theatre Wing, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuvarı’na hoca olarak atandı.

1959‘da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğunu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık‘ta "Değişen Eğitim Metotları" ve "Oyunculuk Metotları" üzerine çalışmalar yaptı.

1962’de tiyatro hizmetlerinden ötürü “Yılın Kadını” seçildi. 1968’de İstanbul’da Kenter Tiyatrosunun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez “Altın Portakal” ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.

100’ün üstünde oyun oynadı. 100’e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Çehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tennessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı.

1984‘te Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince “Adalaide Ristori” ödülüne layık görüldü. Profesör Yıldız Kenter, 37 yıldır sahne hocalığı yapmaktadır.

1989 yılında, Korsika – Bastia Film Festivalinde “Hanım” filmindeki rolüyle “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü aldı.

1991 yılında tiyatro sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübünün “The Melvin Jones” ile ödüllendirildi. İki kez Ulvi Uraz “En İyi Kadın Oyuncu”, üç kez de aynı dalda Avni Dilligil ödülüne laik görüldü.

1994‘te “Konken Partisi” oyunundaki Fonsla rolü ile “Olağanüstü Yorum” ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüzyılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995’te Kültür Bakanlığınca, tiyatro sanatına katkılarından ötürü “Onur” ödülüne layık gördü. Profesör Kenter’e aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı “Mevlana Kardeşlik ve Barış Ödülü” verildi.

1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü verildi. 19 Mayıs 1997‘de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı verilen onur ödülü Yıldız Kenter’e Dame Diana Rigg tarafından takdim edildi.

1998’de Ankara Sanat Kurumu “Yılın Kadın Sanatçısı” ödülü, 1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü, 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, “Martı” adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999, Afife Tiyatro Ödülleri – En İyi Kadın Oyuncu ödülü .

2019’da uzun zamandır mücadele ettiği akciğer rahatsızlığı sebebi ile İstanbul da hastaneye kaldırılan Yıldız Kenter, yaşa bağlı solunum yetmezliği sebebi ile 17 Kasım 2019 tarihin de 91 yaşında vefat etmiştir.

Rol aldığı tiyatro oyunları

· Miras Kültürel Müzik Ses Nefes Ruh Beden – Neyzen Kerem Tufan – İzmir Adnan Saygun Kültür Merkezi (2013)

· Ben Anadolu : Güngör DilmenKent Oyuncuları2007

· Anna Karenina : Tolstoy/Helen EdmundsonKent Oyuncuları2006

· Gece Mevsimi : Rebecca LinkieviczKent Oyuncuları2005

· Oscar ve Pembeli Meleği : Eric Emmanuel SchmittKent Oyuncuları2004

· Sırça Kümes : Tennessee WilliamsKent Oyuncuları2002

· Hep Aşk Vardı : Yıldız Kenter – Kent Oyuncuları2001

· Nükte : Marget EdsonKent Oyuncuları2000

· Martı : Anton ÇehovKent Oyuncuları1998

· Harold ve Maude : Colin HiggınsKent Oyuncuları1990

· Salıncakta iki kişi : William GibsonAnkara Devlet Tiyatrosu1969

· Hamlet : William Shakespeareİstanbul Şehir Tiyatrosu1959

· Öfke : John OsborneAnkara Devlet Tiyatrosu1958

· Ümitsiz Saatler : Joseph HayesAnkara Devlet Tiyatrosu1957

· Çöl Faresi : Ladislas FodorAnkara Devlet Tiyatrosu1957

· Yağmurcu : N. Richard NashAnkara Devlet Tiyatrosu1956

· Misafir (oyun) : Fritz SchweigerAnkara Devlet Tiyatrosu1956

· Finten : Abdülhak Hamit TarhanAnkara Devlet Tiyatrosu1956

· Tanrılar ve İnsanlar (Gılgameş) : Orhan AsenaAnkara Devlet Tiyatrosu1954

· Maria Stuart : Friedrich SchillerAnkara Devlet Tiyatrosu1954

· Şatoya Davet : Jean AnouilhAnkara Devlet Tiyatrosu1954

· Onunikinci Gece : William ShakespeareAnkara Devlet Tiyatrosu19541957

· Lady Frederick : W. Somerset MaughamAnkara Devlet Tiyatrosu1953

· Gelin (oyun) : Emile ZolaMarcelle MauretteAnkara Devlet Tiyatrosu1953

· Yanlış Yanlış Üstüne : Oliver GoldsmithAnkara Devlet Tiyatrosu1952

· Sahne Dışındaki Oyun : Refik Ahmet SevengiAnkara Devlet Tiyatrosu1952

· Ölü Kraliçe : Henry de MontherlantAnkara Devlet Tiyatrosu1952

· Fatih (oyun) : Nazım kurşunluAnkara Devlet Tiyatrosu1952

· Ramak Kaldı : Thornton WilderAnkara Devlet Tiyatrosu1952

· Gölgeler) : Ahmet Muhip DranasAnkara Devlet Tiyatrosu1952

· Elektra : SofoklesAnkara Devlet Tiyatrosu1952

· Öteye Doğru : Sutton VaneAnkara Devlet Tiyatrosu1951

· Miras (oyun) : Augustus GoetzAnkara Devlet Tiyatrosu1951

· Hile ve Sevgi : SchillerAnkara Devlet Tiyatrosu1950

· Yalancı : Carlo GoldoniAnkara Devlet Tiyatrosu1949

· Kıskançlar : Oktay RıfatMelih Cevdet AndayAnkara Devlet Tiyatrosu1949

· Peer Gynt : Henrik İbsenAnkara Devlet Tiyatrosu1949

· Scapin’in Dolapları : MolierAnkara Devlet Tiyatrosu1949

· Antigone : SofoklesAnkara Devlet Tiyatrosu1949

Filmografi

Rol aldığı filmler

Yıl Film adı Rolü Notlar
1951 Vatan İçin Büyükanne
1964 Ağaçlar Ayakta Ölür
1965 İsyancılar
1966 Pembe Kadın Pembe
1967 Yaşlı Gözler Ümran
1971 Anneler ve Kızları Fatma
1971 Elmacı Kadın Fatma, Gündoğdu bacı
1972 Fatma Bacı
1973 Ablam
1974 Kartal Yuvası
1974 Kızım Ayşe Huriye Bacı
1974 Bir Ana Bir Kız Zeynep
1983 Zulüm Orhan’ın annesi Ayşe
1988 Hanım Olcay Hanım
1999 Güle Güle Zarife
2001 Büyük Adam Küçük Aşk Müzeyyen Hanım
2005 Sen Ne Dilersen Dadı Mimi
2007 Beyaz Melek Melek
2008 Mevlana Aşkı Dansı Seslendirme

Diziler

· 19891991 Uğurlugiller

· 2002 Aşk ve Gurur

· 2005 Saklambaç

Ödülleri

· 1964 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü, Ağaçlar Ayakta Ölür

· 1966 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü, İsyancılar

· 1974 Antalya Film Şenliği, Kızım Ayşe filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

· 1984 Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince "Adalaide Ristori" ödülü.

· 1989 Korsika – Bastia Film Festivalinde "Hanım" filmindeki rolüyle "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü.

· 1991 Uluslararası Lions Kulübü The Melvin Jones Ödülü

· İki kez Ulvi Uraz "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü

· Üç kez Avni Dilligil "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü

· 1994‘te "Konken Partisi" oyunundaki Fonsla rolü ile "Olağanüstü Yorum" ödülünü aldı.

· Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı.

· 1995‘te Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü Onur ödülüne layık gördü.

· 1995 "Mevlana Kardeşlik ve Barış" ödülü verildi.

· 1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü

· 1997‘de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı ödülü.

· 1998’de Ankara Sanat Kurumu "Yılın Kadın Sanatçısı" ödülü

· 19982. Afife Tiyatro ÖdülleriMuhsin Ertuğrul Özel Ödülü

· 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü,

· 1999 "Martı" adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle Afife Tiyatro Ödülleri – En İyi Kadın Oyuncu ödülü.

· 2012 Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2. Medya Ödülleri’nde Onur ödülünü aldı.

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Naci PEHLİVAN /// Mustafa Kemal’i Samsun’a Gönderen Nazır : Şakir Paşa


Naci PEHLİVAN /// Mustafa Kemal’i Samsun’a Gönderen Nazır : Şakir Paşa

Bazı insanlar vardır, görevlerini yaparlar, sade bir hayat sürerler onların kıymeti bilinmez. Esasında o insanlar bu toplumun temel taşlarından biridir. İşte Atatürk’ü Samsun’a gönderen Şakir Paşa da bunlardan birisidir. 19 Mayıs yaklaşırken onun hayatını araştırarak bu büyük insanı Gemlik halkına tanıtmayı bir vefa borcu olarak gördüm.

Şakir Paşa 1270 (1854) yılında Batum sancağına bağlı Artvin kazasında doğar. Babası Tahir Efendiyi küçük yaşta kaybeder. İstanbul’a gelerek medrese tahsili yapan daha sonra saraya vaiz olan amcası Numan Efendi Küçük Şakir’i memleketinden getirterek okuması için fatih Medresesine yerleştirir. Küçük Şakir burayı beğenmemiş olacak ki bir kolayını bulup Soğuk çeşme Askerî Rüştiyesine girer. Bir süre sonra işin farkına varan Numan Efendi onu oradan alıp tekrar Fatih Medresesine yerleştirir. Küçük Şakir tekrar bir yolunu bularak bu sefer Kuleli Askeri Okuluna girer. Amca çocuğun bu ısrarı üzerine “Tevekkeltü Alellah” diyerek duruma rıza gösterir. Neticede 1293 (1877) yılında Harbiye’den kurmay heyeti yüzbaşısı olarak ayrılır. Daha sonra Türk subayı olarak ilk defa Almanya’ya tahsile gönderilir. Burada Alman İmparatoru olan Kaiser Wilhelm ile yakın dostluk kurar. Dönüşünde Kurmay Heyeti Mektebi öğretmenliğine, Genel Harp Dairesine ve Hassa Ordusu Kurmay Heyeti başkanlığına atanır. Paris ve Senpetersburg’da ateşe militer olarak bulunur.

1900 yılında Paris’teki Jön Türkler ile münasebeti var diye hafiyeler Padişah’a jurnallenir, bunun üzerine 2. Abdülhamit İstanbul’dan uzaklaştırmak için İşkodra vilayetine Vali ve Kumandan olarak atar. Bir seneden fazla orada kaldıktan sonra affa uğrar ve daha yakın olan Kosova Valiliğine atanınca Üsküp’e gelir. Yeğeni Düyun-u Umumiye memuru Ali Cevat: “Trablus’ta sürgündeyken 1901 yılında Üsküp’e Düyun-u Umumiye memuru olarak tayinim çıktı. Üsküp’te dayımın oğlu Ömer Bey’le buluşarak Paşa dayımın yanına gittik. Elini öptüm . İkimiz de göz yaşlarımızı tutamadık. Çok etkilendiğinden bir şey söylemedi. Haydi gir dinlen!” dedi. Gerçekten Paşa dayımı çok ihtiyarlamış gördüm. Akşam benden Fizan ve Trablus hakkında bilgi aldı” diye anlatır.

1905 yılının başında Yemen’de isyan çıkar. Orada Vali ve kumandan olan Rıza Paşa, isyancıların eline düşer. Oraya tam yetki ile mülkiye işlerinden anlayan bir kumandan ve vali gönderilmesi gerekince, Saray bu işin üstesinden Şakir Paşa’nın geleceğini düşünerek, bu görevi kabul edip etmeyeceği; kabul ederse, ne zaman hareket edeceğini sorar. Şakir Paşa “Ben askerim, her nereye gönderilirsem giderim, yarın hareket edebilirim” cevabını vererek 27 Mart 1905 tarihinde Orgeneral olarak Yemen’e hareket eder. Yemen’de Askeri Kuvvetleri Komutanlığı ve Teftiş Heyeti Başkanlığında bulunur ve mareşallik rütbesine yükseltilir. Buradan altı ay sonra İstanbul’a döner. Askeri Teftiş Komisyonu üyeliğinde görev yapar. Meşrutiyet ilanını takiben Genel Kurmay Başkanlığında ve sonra Sultan İkinci Abdülhamit‘in Başyaverliğini yapar. 31 Mart olaylarında Hareket Ordusu Yeşilköy önlerine geldiğinde Kosova valiliği sırasında orada askeri kumandan olan Mahmut Şevket Paşa Hareket Ordusu adına kendilerine iltihak etmesi için Şakir Paşa’ya haber gönderir. Şakir Paşa “Sultan Hamit’e sadakat yemini ettim, nasıl dönebilirim” diye ret cevabı verir. Hareket Ordusu İstanbul’a girince Paşa da birçokları gibi tevkif edilip önce Midilli adasında ikamete mecbur edilir. Adalarda durum kritik görülünce Ankara’ya gönderilir. Üsküp’te kendisine mektupçuluk (Vali yardımcılığı) yapan Mazhar Bey Ankara Valisi olarak bulunduğundan, onun tavassutu ile 1877-1878 Osmanlı -Rus Harbinden sonra Batum’dan göç ederek Gemlik’in Adliye (Kavakdibi) köyüne yerleşen akrabalarının yanına gönderilir.

Ali Cevat Borçbakan anlatıyor:

“Paşa dayımı 1916 Şubatında Gemlik Kavakdibi (Adliye) köyünde sürgünde iken elini öpmek için gitmiştim. Bu günkü durumun tek sebebinin Sultan Hamit olduğu bahsi geçince;
-Bak oğlum senin bu dünyada neyin var dedi.
-Bir evim, karım ve iki çocuğum var dedim.
–Bak sen bu vatan için sürgünlere gittin, çalıştın, bu hale geldin. Bu günde İttihatçılara ve Sultan Hamit’e lanet ediyorsun. Bil ki onun ataları da bu memlekette padişahlık yapmış, kendisi de yapıyor. Bu adam akılsız bir adam olsa idi, bu kadar yıl saltanatı sürdürebilir miydi ?Bu adam çok akıllı ve zeki idi, her şeyi iyi yapıyorum diye yapıyordu. Fakat etrafının ve çevresinin kötülüğü sebebiyle hataları oldu. fakat emin olmalı ki , her yaptığını bu milletin selameti için yaptığına inanmıştı. tahsilinin de az olduğundan dolayı, bazı hataları kaçınılmazdı. Emin ol ki, padişahlarımızdan en tanınmış ve en lekesiz olanı idi. Dünya Savaşına girdiğimiz zaman, Paris ve Fransa’nın gözden düştüğü zamanlarda çok büyük ve kuvvetli devletlerle savaşa girdik. Deniz hakimiyeti de onlarda olduğuna göre, sonumuz bu çöküş olacaktı.”

Müşir Şakir Paşa

Şakir Paşa Gemlik’te üç, dört yılı hiç ödenek almadan akrabalarının yanında zor şartlar altında geçirdi. Bir gün Kavakdibi köyünden Gemlik’e yaya olarak giderken arkadan atlı olarak Muratoba köylüleri yetişir. İçlerinden birisi Paşa’yı tanır, elini öperek ata bindirip Gemlik’e götürür.

Arkadaşları bu adamın kim olduğunu sorarlar. O da anlatır:

“Ben askerde saray muhafızı idim. Bir gün nöbette uyuyup kalmışım Asker diye bir ses işittim. Karşımda Şakir Paşa, bana künyeni oku dedi. Ben de Bursa vilayeti, Gemlik kazası Muratoba köyünden deyince sözümü tamamlamadan, Muratoba’lı bundan sonra nöbette uyuma dedi. İşte bu gördüğünüz kişi o Şakir Paşadır.”

Şakir Paşa mütarekeyi takiben İstanbul’a döner ve Damat Ferit Paşa kabinesinde Bahriye ve Harbiye Nezaretliklerinde bulunur. 7 Mayıs 1919 da Atatürk’ün Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevi için Padişah’a telkinde bulunur. Görev belgesini hazırlatıp vererek Samsun’a gitmesini sağlar. Mustafa Kemal kendisi bu olayı şöyle anlatır:

“Harbiye Nazırı Şakir Paşa yanına davet etti.

– Çocuğum,beni utandırma . Beni mes’uliyet altında bırakma. Şimdi seni Damat Ferit Paşaya götüreceğim. Kendini tut. İyi konuş. Ona söz verdim.

Damat Ferit Paşa’nın yanına gittik. İlk söze başlayan Şakir Paşa oldu. Dedi ki;

– Efendim yeni vazife ile Anadolu’ya gidecek olan Mustafa Kemâl Bey’i zatı devletinize takdim ederim.

Ondan sonra sadrazam ile aralarında bir konuşma oldu. Sualler ve cevaplar Sadrazamı memnun edecek şekilde idi. Sadrazam Ferit Paşa, Şakir Paşa’ya teşekkür etti, kabineden çıktık. Şakir Paşa elimi tuttu ve sıktı.

– Dikkatinize teşekkür ederim. Bu dikkat çok sürmeyecektir. Ben vazifemi yaparım. Tarih bunu yazacaktır. Fakat senin de benim yaptığımı unutmamanı istiyorum, dedi. Ben Sadaret ve Dahiliye Nezareti koridorlarında bu namuslu adamın elini öptüm ve dedim ki;

-Yaptığınız büyüktür. Bunu bir gün gözleriniz ile görmenizi temenni ederim.”

22 Mayıs 1919 da atanan damat Ferit Paşa kabinesine hasta olduğundan dolayı hükümet memuru olarak görevlendirildi.
Mustafa Kemal’in sağ salim Samsun’a çıktığı haberi gelince “Şimdi huzur içinde ölebilirim” der ve 15 Haziran 1919 da vefat eder.

15 Haziran 1919 da yayınlanan İkdam gazetesinde Şakir Paşa’nın vefatı şöyle bildiriliyordu:

Üzücü ölüm: Birkaç aydan beri esarette bulunan eski Harbiye Bakanı, Vekiller Meclisine memur ve Bahriye Bakanı Avni Paşa hazretlerinin kayınpederi Müşir Şakir Paşa, dün gece ahirete göçmüştür. Adı geçen kişinin cenazesi, bugün Taksim’deki evlerinden aile fertleri tarafından kaldırılarak öğle vaktinden sonra saat birde nakil ve oradan yapılması kararlaştırılmış olan tören ve anma törenleri padişah buyruğu ile Sultan Mahmut türbesinde hazırlanan özel mezarına rahmet ve rahim kılınacaktır. Allah rahmet eylesin.”

Cenaze merasimini de gazete şöyle anlatıyor;

Sultan II. Mahmut Türbesi

“Dünkü sayımızda vefatını yayınladığımız Vekiller Meclisinde görevli eski Harbiye bakanı Meraşal merhum Şakir Paşa’nın cenaze töreni, dün Taksim’de Soğanağa çıkmazındaki konaklarından olağanüstü askerî anma törenleri ile kaldırılarak Dolmabahçe’ye ulaştırılıp cami-i şerif rıhtımından istimbotla Sirkeci’ye nakledilmiştir. Sirkeci’de cenazenin gelişini seyretmekte olan bir bölük mızraklı süvari, kara ve deniz askerleri ile itfaiye askerleri ve belediyeden gönderilen kavaslar arkada, önde ilahiler söyleyen Mevlevi dervişleri olarak Salkımsöğüt yoluyla Ayasofya Camiine getirilmiş ve orada cenaze namazı kılındıktan sonra padişah iradesi gereğince Sultan Mahmut türbesinde hazırlanan mezarlığına rahmet ve rahman kılınmıştır. Allahın rahmeti geniştir. Cenazede padişah tarafından, Padişah baş yaveri Albay Naci Bey,üçüncü karin İbrahim Bey padişah adına gönderildiği gibi;bütün vekiller ile Belediye Başkanı Cemil Paşa ,İstanbul Tümen Komutanı Seyit paşa,Birinci Tümen Komutanı Rıza Paşa,Kont…Paşa,Polis Genel Müdürü Mehmet Ali Bey,Saray Müzesi Müdürü Halil Beyler ve mülkiye ve askerîye görevlisi ile bütün akraba ve dostları hazır bulunmuştur.

Eski harbiye Bakanı Mareşal Şakir Paşa’nın ölüm haberi, padişah nezdinde çok büyük etki yaratmış ve padişah yaverlerinden Kaymakam Mehmet Ali Bey’i ailelerine göndererek kefen masraflarının saraydan karşılanmasını buyurmuşlardır. Merhumun damadı Bahriye Bakanı Avni Paşa, dün saraya gelerek kayınpederi merhum Şakir Paşa’nın cenaze törenine Padişah tarafından özel görevliler gönderilmesinden dolayı padişaha teşekkürlerini sunmuştur.

Yeğeni Ali Cevat Borçbakan anlatıyor:

“Dayım tarih ve fen ilimlerine, askeriyeye cidden vakıf, bilgili ve askerler içerisinde seçkin olup, iffet ve istikameti ,nezaketi ve adaleti ile yüksek derecede becerikli ve derin görüş sahibi bulunmaları ile tanınmış idi. Hiçbir zaman hisler ve intikama tutkun olmayan ve gördüğü bunca hayrete düşürücü işlemlere rağmen , yine kimseye baş eğmemiştir. 1903 yılı sonlarında Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa’nın vefatında Artık bahriyemiz düzelecek demiştim. Bana cevap olarak, “Oğlum biz hep oyuncularız. Padişahın işine yaramazsak, kırar atar. (Sultan Hamit’i kastetti) Asıl sahibi değişmeli.” demişti. “Fakat bizim yapabileceğimiz hizmet, elimizdeki kanunlar dairesinde hizmettir. Emin ol ki, her memur kendi görevini iyi şekilde yerine getirirse, işte dünyada doğruluk ve saadet budur.” İyi derecede Fransızca ve Almancanın yanında iyi derece de Rusça bilirdi. Dayımın bana ve ailesine çok iyiliği vardı. Beni ve oturduğumuz Kavakdibi (Gemlik üstünde Umurbey’in biraz ötesinde halen adliye Köyü) köyündeki bütün akraba çocuklarını 1890 yılında köyden alıp İstanbul’a getirdi. Okuttu, adam etti. Bütün hayatını da, namus ve doğruluğunu korumakla geçirmiştir.”

Ablasının torunu Tuncer Tuner:

“ Babam da İstanbul’da onun yanına okumaya gidenlerdendi. Babam, akşam sofrasında bazen otuz kişi kadar okuyan genç olurduk. Paşa dayım fırsat buldukça akşam yemeklerinde bize katılırdı. Hepimizin halini hatırını sorar, çocuklar sizin yaşlarınızda olsam ne yapardım bilir misiniz diye sorar ve eklerdi. Okurdum…okurdum. . okurdum…”

Oğulları Atıf, (bir oğlunun ismi bilinemedi) ve diğer oğlu Tahir Numan Seymen’dir. Tahir Numan Ottova Büyükelçiliği yapmış ve Nato’ya giriş antlaşmasını imzalamıştır. Kızları; Avni Paşanın hanımı, Cahide ve Neyyire’dir.

Naci PEHLİVAN

Not: Ali Cevat Borçbakan (1876-1966) Şakir Paşa’nın yeğeni olup, son Düyun-u Umumiye Genel Müdürüdür.

Kaynaklar:

  • Ali Cevat Borçbakan’ın hatıraları, Uludağ Üniversitesi Yayınları Doç. Dr Saime Yüceer
  • Atatürk’ün İstanbul’daki hayatı S 60,61 “Büyük İstanbul” adlı dernek yayını
  • Yeğen Dr. Abdülkadir Cahit Tuner’in notları
  • Yeğeni Tuncer Tuner ( 1930)
  • Ertuğrul Seyhan ( Hatıralar)