BİLİM DOSYASI /// Erkan Macit : Bilimde iki ayrı adım insanlığa neler kazandırabilir ???


Erkan Macit : Bilimde iki ayrı adım insanlığa neler kazandırabilir ???

25.07.2020

Tüm dünya Ley hatları üzerinden bir şeyleri takip ederken, hatta ve hatta özel günlerde ayin yaparken (Ay’ın şavkı vurur Leylim Ley) gibi anlayan anladı.

Aklıma şu sorular takılıyor.

# Ses ve Radyo dalgalarının hücre yapısı var mı ?

Var ise elektron yapıları nasıldır ?

* Kimya – Mikro Biyoloji – Radyoloji – Fizik / Tesla Fiziği – / Kuantum Fiziği fenni ilimler açısından nasıl incelenebilir ?

* İslami İlimler de yeri nedir ?

Nasıl ele alınabilir ?

Rüya İlmi açısından nasıl ele alınabilir ?

* Kabalist cifir ile meşgul olanlar bir şekilde ses dalgalar – radyo dalgaları ve ışık dalgalarını veri iletmek için hafıza kartı gibi mi kullanıyorlardır ?

# Soruyu tekrar sorarsak ;

" Ses dalgaları
* Radyo dalgaları
* Işık dalgalarının

HÜCRE YAPISI VAR MI ?
Eğer ki ;
ses – radyo dalgaları- ışık dalgaları HÜCRE ve ELEKTRON YAPISINA SAHİPSE ;

Tam denk örnek olmasa dahi elektrikli arabanın sağlayacağı değişim gibi sağlık – eğitim – bilişim – savunma sanayide çok ciddi değişimler olur. Bu da bizim yüzümüze gülüpte arkamızdan türlü oyun çeviren Brütüslere kapak olur. Haksız mıyım?

Kuantum fiziği ve Tesla fiziği üzerinden bugün hologram radarlar geliştirilmeye çalışılıyor !

Aldığımız akademik eğitim ve İslami ıstılah bizlere inşirahı öncü kılıyor.

Bir de bunun üstüne krem şanti olarak;

NANO TEKNOLOJİ İLE ÜRETİLECEK BAKTERİ İNSAN KANINA ZERKEDİLSE …; İşte o zaman tadından yenmez …

* Üretilen bakteri sadece damarlardaki tıkanma yapan yağları yiyerek beslense !!!

* İnsan sağlığı için dünyada çok şey değişir.

# Biyolojik Arıtma tesislerinde bakteriler kurşun dahil ağır metalleri dahi yiyor ve doyduktan donra patlayıp gaz olup uçuyor !

Damarlardaki yağı yiyen bakterileri de vücut gaz – ter veya idrar ile dışarı atabilir !!!

BİLİMDE BU İKİ ADIM İNSANLARA ÇOK ŞEY KATAR!!!!

Bilmem anlatabildim mi?

BİLİM DOSYASI : ALBERT EINSTEIN’DAN MEKTUPLAR


Albert Einstein’in Türkiye Cumhuriyetine Yazdığı Mektup`un Hikayesi

İnternette veya sosyal platformlarda “Einstein`in Atatürk`e yazdığı mektup”olarak anlatılır.Aslında Einstein o mektubu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e değil, Başbakanlığa yazmıştı ve o tarihte başbakan da İsmet Paşa’ydı. Hatta mektup Atatürk’e yazılmadığı gibi, yazan kişi de Einstein değildi. Sadece imzası vardı altında.

Albert Einstein’in Türkiye Cumhuriyetine Yazdığı Mektup`un Hikayesi

1933 yılında Weimar Cumhuriyeti ile onun çöküşüyle doğan Almanya’nın ikinci Cumhurbaşkanı olan Paul von Hindenburg, baskı altında çok yanlış bir karara zorlanarak “nasyonel sosyalist” olduğu iddiasında olan Nazi Partisi’nin lideri Adolf Hitler’i Cumhuriyet Şansölyesi olarak atadı. Zaten Yahudi düşmanlığının tırmanışta olduğu dönemde, Naziler’in yükselişe geçmesi ve “Stoßtruppen” (fırtına birlikleri) isimli askerlerle Yahudi avına çıkmaya başlamalarıyla birlikte Yahudiler Almanya’dan kaçmaya çalıştılar.

İşte bu dönemde Sami M. Günzberg isimli Yahudi-Türk bir diş hekimi, Paris Yahudi Popülasyonunu Koruma Birliği (OSE) Ulusal Konferansı’na katıldığı sırada onur konuğu olan Albert Einstein ile tanıştı. Dr.Günzberg, Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin dişçisi olarak görev yapıyordu. Ancak Dr. Günzberg’in geçmişinde sadece Atatürk’ü tedavi etmek yoktu.

Sultan 2. Abdülhamit ve Vahdettin’in de dişlerini tedavi etmişti. Tabii ki Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında Günzberg, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir doktoru haline gelmişti. Atatürk’ün dişlerini tedavi etmekle kalmamış, aynı zamanda Dolmabahçe Sarayı’nda kendisine bir diş koltuğu ayarlanmıştır. Günzberg, ayrıca İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın dişlerini de tedavi etmiştir.

Bir araya gelen Günzberg ve Einstein, sohbetleri sırasında Nazi Almanyası’nın Yahudiler üzerindeki artan baskısından ötürü Yahudi bilim insanlarının kaçacak ülkeler aradığı üzerine sohbet ederken, Türkiye’nin böyle bir sığınak için uygun olduğu fikri çerçevesinde bir plan geliştirdiler. Bu plan dahilinde dönemin Türkiye Cumhuriyeti başbakanına Einstein tarafından bir mektup yazılması ve mektubun Sami Günzberg tarafından Türkçeye çevrilerek iletilmesi bulunuyordu. Aldıkları kararı hemen uygulamaya geçirdiler.

Albert Einstein, 17 Eylül 1933 ‘te Einstein’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne bir sığınma talebi mektubu yazdı. Bu mektup, 30 Eylül 1933’te Sami Günzberg tarafından Türkçeye çevrildi. Üzerine Günzberg, bir de kapak mektubu yazarak konuyu izah eden ve Einstein’a desteğini veren bir yazı kaleme aldı.
Sonrasında bu mektuplar, Başbakanlık Ofisi’ne iletildi. Kapak mektubunun belirttiğine göre, mektup şu adresten atılıyordu:
“Diş Tabibi, Sami Günzberg, Beyoğlu, İstiklal Caddesi, No. 356.”

Albert Einstein’in Türkiye Cumhuriyetine Yazdığı Mektup`un Hikayesi

OSE şeref başkanı Albert Einstein

Nazi tehdidi altında bulunan Museviler’in himayesi maksadıyla “Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği” ismini taşıyan ve kısa adı “OSE” olan bir kurum oluşturulmuştu. Birliğin merkezi Paris’te idi ve şeref başkanlığına da Albert Einstein getirilmişti. Ama hala Almanya’da kalan önemli sayıda Yahudi bilim insanı bulunuyordu. Ancak Einstein onları kurtarmak için bir çözüm yolu bulmuştu.
Albert Einstein, 1933’ün 17 Eylül’ünde Ankara’ya işte bu sıfatla, yani “OSE’nin şeref başkanı” olarak bir mektup gönderdi. Einstein, “Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığı”na, yani Başbakanlığa hitaben son derece nazik bir dille yazdığı mektubunda Almanya’daki bazı kanunlar dolayısıyla çok sayıda Alman bilim adamının mesleklerini icra edemez hále geldiklerini söylüyordu.

Mektup’ta ne yazıyordu?

Ekselansları,
OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler , Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe , bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler , yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.
Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi , birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları , hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.
Bu başvuruya destek vermek maksadıyla , hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.

Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan
Prof. Albert Einstein

“Mektup dönemin başbakanı olan İsmet İnönü tarafından kibarca reddedildi”

Einstein, şimdi Başbakanlığa bağlı olan “Cumhuriyet Arşivi”nde muhafaza edilen 17 Eylül 1933 tarihli mektubunu yazdığı sırada, başbakanlık makamında İsmet Bey (İnönü) vardı. Belgenin üzerinde yeralan ve İsmet İnönü’nün elyazısıyla olan nottan anlaşıldığına göre, İnönü, 9 Ekim günü mektubu “Maarif Vekáleti’ne”, yani Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti. Milli Eğitim Bakanı, o tarihte Reşid Galip Bey idi.

Albert Einstein ’ın mektubunun alt kısmında ve yan tarafında elyazısıyla üç madde halinde yazılmış bazı notlar bulunuyor. Reşit Galip Bey’e ait olduğunu zannettiğim ve işlek olması dolayısıyla güçlükle okuyabildiğim bu notlarda geçen “Teklif, mevzuat-ı kanuniyemizle …değildir”, “Bunları bugünkü şeráite (şartlara) göre kabule imkán yoktur” şeklindeki ifadelerden, teklifin bakanlık tarafından ilk aşamada kabul edilmediği anlaşılıyor. Türkiye’ye gelen Alman bilimcilerin bu mektupla bir alakaları yoktur.İlk gelenler zaten 1933 yılında Türk üniversitelerinde göreve başlamışlardır.

Albert Einstein’in Türkiye Cumhuriyetine Yazdığı Mektup`un Hikayesi

Ve Atatürk devreye girer

Ancak, Türkiye ’nin bu tarihten hemen sonra onlarca Alman bilim adamını davet edip üniversitelerde görevlendirmesi ve Üniversite Reformu’nun da bu sırada yapılması, Milli Eğitim’in karşı çıktığı teklifin kabulünde çok daha yüksek bir makamın, yani bizzat Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in devreye girmesinin etkili olduğunu düşündürüyor.

Bu konudaki bir diğer kanıt da, Princeton Üniversitesi’nde 1949 yılında Einstein ile görüşen İstanbul Teknik Üniversitesi’nin emekli hocalarından Prof. Dr. Münir Ülgür’ün Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim Teknik Dergisi’ne yaptığı açıklamadır.

Einstein’ın “Atatürk’e Olan Sevgisi ve Saygısını Gösteren” Sözleri

Prof. Dr. Münir Ülgür, “İTÜ tarafından General Electric’te eğitim çalışması yapmak üzere 1948’de ABD’ye gönderildim. Beni General Electric seçti. Çok zor bir kabuldü. Seçim için ABD’den bir profesör gelmiş, beni imtihan ederek ve sonra da benimle bir mülakat yaparak karar vermişti.
“ABD’de 2.5 sene kaldım. Philadelphia ‘da çalışıyordum ve Einstein ‘ın da Princeton Üniversitesi’nde olduğunu biliyordum. Einstein ile görüşmeyi istiyordum ama bunun gerçekleşebileceğine de çok ihtimal veremiyordum.

“1949 yılında bir gün üniversitedeki sekreterine telefon ettim ve görüşme isteğimi bildirdim. Hiç beklemediğim bir şekilde hemen cevap geldi ve Einstein’ın beni beklediği bildirildi.

Einstein Neden Türkiye’ye Gelmedi?

“Eşim ve o zaman 2.5-3 yaşında olan kızımla birlikte Einstein’ın üniversitedeki ofisine gittik. Bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı ve bizimle yakından ilgilendi. Küçük kızımı dizine oturttu ve ona piyano çaldı. Onu fevkalade mütevazı bir insan olarak gördük.

Bizi hemen kabul etmesinin nedeni, benim Atatürk’ün bir evladı olmamdı. Konuşmalarımız sırasında Atatürk’ü kastederek ‘Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz’ dedi.
Bir süre daha sohbet eden ikilinin arasında geçen konuşmada Einstein’ın söylediği şu sözler de ilgi çekicidir:

“1930’lu yıllarda Atatürk ‘ten Türkiye ‘deki bir üniversitede eğitim vermek için davet aldım. Ne yazık ki kaderde yokmuş.” 1930’larda bile fazlasıyla meşhur olan Einstein, kendisini kabul eden 3 üniversite olan Oxford Üniversitesi, Caltech Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi arasından sonuncusunu seçmiş ve ABD’ye gitmiştir. Einstein, bu tercihini şöyle açıklamaktadır: “Pricenton’ı seçtim, çünkü göreliliği kabul eden ilk üniversiteydi.”

Kaynaklar:

  1. http://www.jewishmag.com/144mag/einstein_turkey/einstein_turkey.htm
  2. https://blog.nationalgeographic.org/2012/05/22/einsteins-letter-to-ataturks-turkey/
  3. http://www.cankaya.edu.tr/duyuru/einstein.php
  4. https://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/609017-einsteindan-ataturke-dramatik-mektup
  5. http://d-scholarship.pitt.edu/11785/1/Dissertation_ETD_April_17%2C_2012_Fixed_2.pdf

Einstein’ın Müzayedede Satılan ‘Hitler Çılgınlığı’ Hakkında Yazdığı Mektubu

Ramazan Fırat ŞAHİN

Albert Einstein’ın, içerisinde bütün Almanya’ yı ele geçiren “Hitler çılgınlığı” ve oğlunun şizofreni tedavilerinden de bahsetteği birkaç mektubu açık artırma ile en yüksek teklif yapanlara satıldı. Einstein üretken bir yazardı ve mektuparı da tarihçilerin Einstein’ın kafasının neler ile meşgul olduğunu görmesini sağladı. Mektuplarda görüldüğü üzere Einstein büyük küçük birçok sorunla meşguldü. En çok da dünya olaylarının Nazi Almayası tarafından hedeflenen kendisi ve etrafındaki insanları nasıl etkilendiğini düşünüyordu. Örneğin müzayedede satılan 10 Haziran 1939 tarihli bir mektubu, New York’da bulunan Columbia Üniversitesindeki radyasyon tedavisi alanında lider olan Maurice Lenz’e yazılmış. Mektupta Lenz’in yaptığı araştımaları tartışmadı, onun yerine İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi mültecilere fayda sağladığı çalışmalarından dolayı onu tebrik etti. “Yahudi halkının binlerce yıl hayatta kalmasını sağlayan direnişin gücü, büyük ölçüde karşılıklı yardımlaşma geleneklerine dayanıyor” diye yazdı Einstein arkadaşına.

“Bu ızdırap dolu zamanlarda birbirimize olan yardım etme isteğimiz zorlu bir teste tabi tutuluyor. Atalarımız gibi bizimde bu testi geçmemizi umarım.”

Einsten, 17 Nisan 1934 tarhli bir başka mektubunda ise eski eşi Mileva Marić ’e çocukları ve mali durumları hakkında yazmış. Çiftin, şizofreni tanısı konulmuş Eduard ”Teitel” Einstein dahil olmak üzere 3 çocukları vardı. Almanca yazılmış mektup, Eduard için kimyasal bir müdehalenin iyileşmesine yardımı olabileceğini açıklıyor. ”Başlıkları dikkatlice okudum ve bunun gibi kimyasal bir müdehale ile başarılı bir sonuç almak imkansız görünmüyor. Basitçe, kandaki şeker eksikliğinden dolayı oluşan salgı sistemine güçlü bir uyarıcı oluşturacaktır.”diye yazdı Eninstein.

Bir bilim insanı olan Einstein gene de tedbirli olunması gerektiğini söyledi.”Bu konu için aceleci davranmamalı ve daha fazla deneyim elde edilene kadar beklemeliyiz.” Mektupta Marić’in banka borçlarını ödemesi için gönderdiği paradan da bahsediyordu.” Yapılan çeşitli yardımlar ile kendimi heryerde en aşırı şekillerde kısıtlamaktan dolayı çok fazla gerginlik yaşıyorum. Bütün bunlar, etrafımdaki insanların bütün yaşamlarını mahveden ‘Hitler Çılgınlığı ’nın bir sonucu.” 1920’li yılların başında bile Enstein Naziler ‘in güç kazandığını görebiliyordu. Einstein’ ın ablasına yazdığı, müzayedede satılan, bir başka mektupta ise “ Münih’ e gitmem gerekiyordu fakat gitmeyeceğim çünkü bu yaşamamı direk tehlikeye sokar”

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak : https://www.livescience.com/65077-eight-einstein-letters-auctioned.html

Yazar Ramazan Fırat ŞAHİN

1994 yılında Ankarada doğdum. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde Makine Mühendisliği bölümündeyim. Büyük bir oyunseverim ve edindiğim ingilizce seviyesinin büyük çoğunlunu da bu oyunlara borçluyum. Tabii okula da uzatmama sebep olmuş olabilirler. Beyinsizleri okumayı arkadaşımın önerisiyle başladım ve hala severek takip ettiğim yazıların bazılarını çevirmek bana mutluluk veriyor.

BİLİM DOSYASI : Tesla’nın annesine yazdığı son mektup !!! Türkleri tercih etmediği için pişman


Tesla’nın annesine yazdığı son mektup !!! Türkleri tercih etmediği için pişman

Ali EKBER ÖZGEN

Ünlü bilim adamı Nikola Tesla’nın annesine yazdığı son mektup ortaya çıktı. Tesla’nın mektubunda, Türklere sığınmadığı için pişman olduğunu belirtmesi dikkat çekti. Elektrikte alternatif akımı bularak bilim dünyasına eşik atlatan Nikola Tesla, annesi Duka Tesla’ya yazdığı son mektuplarında ABD’de yaşadığı hayal kırıklıklarını, hüzünlerini ve pişmanlıklarını paylaşıyor.

Tesla mektubunda huzursuz ve kasvetli olduğunu, insanlığa onca yıl hizmet ettikten sonra “aşağılama ve hakaret” dışında hiçbir şey elde etmediğini belirtiyor.

Yaşadığı sanrılardan da bahseden Tesla, “Bazı Mağribi dillerinde yemek yiyip dua eden bir ses duydum. Bu sabah bir görüntü gördüm ve sesin arkadan geldiğini, ancak içeride mi dışarıda mı olduğunu tespit edemedim” diyor.

Tesla, kimseye güvenemediğini en yakınında bulunan arkadaşı Lionel’in ünlü mucit Edison’un yanına gittiğini söylüyor.

Bir insan dünyayı değiştiremez

Tesla, “Sonunda, insanlığın hükümetlere bağlı olduğunu ve bir bireyin yalnızca dünyayı değiştiremeyeceğini anladım.” diyor. “Bu mektubu asla alamayacaksın anne” Tesla, “Bu mektubu asla alamayacaksın anne.

Neden bir daha hiç okuyamayacağın, sana neden yazdığımı bilmiyorum … Sen hafif bir ülke olabilirsin anne ve senden yolumu aldığım için beni bağışla, çünkü cenazene bile gelemeyeceğim.” derken büyük bir acı hissettiğini satırlarına işliyor.

Herkesi kontrol eden bir plan var

Nikola Tesla annesini kaybettikten sonra bile ona yazmayı sürdürüyor. Tesla, “O kadar kayıtsızım ki kendimi bile tanımıyorum.

Sadece birisinin zaten her şeyi kontrol altında tuttuğunu ve “benim” keşfimin insanlık için çok erken olduğunu düşünüyorum. Ve aslında, hiç de “benim” keşfim değil. Her şeyi kontrol eden ve bir planı olan biri olduğunu biliyorum.” ifadelerini kullanıyor.

Türkleri tercih etmediği için pişman

Tesla, Türkleri tercih etmediği için pişman olduğunu, Türklerin bütün bu yaşananlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğunu dile getiriyor.

Dua et orada benim için anne

Ünlü bilim adamı Tesla’nın işte son ifadeleri, “Yıllarım, bilimde yükselmek için tırmalamakla geçti. Dua et, orada, benim için, anne, eğer yapabilirsen, zavallı, evlenmemiş oğlunun kayıp ruhuna…”

Kaynak: https://www.telegraf.rs/english/1470330-the-last-teslas-letter-to-his-mother-please-mother-pray-for-me-over-there

Yazar Ali EKBER ÖZGEN

BİLİM DOSYASI /// VİDEO : NASIL YANİ BELGESELLERİ – TOPLAM 11 BÖLÜM


LEONARDO DA VINCI ile UZAYLI VARLIKLAR İLİŞKİSİ! #NasılYani 1. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=yRxXXs3KHXg

PİRAMİTLER ve Nikola TESLA İlişkisi !? #NasılYani 2. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=9aGVpLxBlhI

Doğa Üstü Psişik Yetenekleri olan İNSANLAR! #NasılYani 3. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=lceGKemqmuA

Anunnaki TANRILARI – Nibiru’nun DÖNGÜSÜ #NasılYani 4. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=7TQ62HExFcs

EPİFİZ BEZİ İLE İLGİLİ HER ŞEY BU VİDEODA!! Pineal Bez(3. Göz) #NasılYani 5. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=F7HmZV18Mm4

EVRENİN Sırları SES DALGALARINDA MI SAKLI! #NasılYani 6. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=jXOjt2zAQCs

GİDEN Kimsenin DÖNEMEDİĞİ Efsanevi ANTİK ŞEHİR NEREDE? #NasılYani 7. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=EVUt7yo0ibM

ŞANS ESERİ Aynı Özelliklerde YAPILDIĞINA Nasıl İnanalım bu Piramitlerin? #NasılYani 8. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=IHPgTQqCj0M

Virüsler belki de HİÇ OLMAYACAKTI! #NasılYani 9. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=-QAL84SnFNI

BİLİM ne kadar ileri GİDEBİLİR!? Paralel Evrenler var mı? #NasılYani 10. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=4nR4b0e60vg

NASA Mars Hakkında NELER GİZLİYOR?! #NasılYani 11. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=OZFSdYUx6L0

BİLİM DOSYASI : Bilimin Otoritesi Geri Geliyor ?!


Bilimin Otoritesi Geri Geliyor ?!

Coronavirüs.
COVID 19.
"Virüs salgını" kapsamında, basit soru şu:
Kronik rahatsızlığı olan bünye’leri ölüm’e sürüklüyor ise virüs salgını kapsamında, mevcut siyasi iktidar’ın durum’u nedir?!
Nüans?!
Bizi evlerimize hapseden (belki aylarca sürecek) küresel yeni bir virüs hükümetle, dış dünyayla ve hatta birbirimizle ilişkilerimize yön vermeye başladı!?
Hal böyleyken…
Uzmanların önümüzdeki aylar ve yıllar için bekledikleri bazı değişimler, garip veya rahatsız edici hissettirebilir.
Demem o ki:
Türkiye’de her şey arapsaçı’na dönüşürken, Uluslar kapalı mı kalacak?!
Dokunma tabu mu olacak?!
Restoranlara ne olacak?!
Demem şu ki:
Kriz anları fırsatlar da sunuyor:
Teknolojinin daha sofistike ve esnek kullanımı,
Daha az kutuplaşma,
Dışarısını tekrar takdir etmeye başlama ve hayatın diğer basit zevkleri.
Nitekim…
Kimse ne olacağını tam olarak bilmese de; toplumun, devletin, sağlık hizmetlerinin, ekonominin, hayat tarzlarımızın ve daha fazlasının bilinmeyen değişme şekillerine yönelik en iyi tahminlerle sabrediyoruz.
Hasılı:
Bizler, Aralık 2019 sonuna doğru sadece uzak diyarlarda yaşandığını düşündüğümüz felakete karşı savunmasız olduğumuzu, tüm çıplaklığı ile Mart 2020’de keşfettik.
Ezcümle:
1994, 2001, 2007 ve 2008 küresel mali krizleri, Büyük Buhran’ın ekonomik çöküşü gibi geçmiş dönem felaketlerine de maruz kalabileceğimizi gösterdi.
Nüans?!
Şimdi de 1918 grip pandemisi, bir anda bir hayalet gibi hayatlarımıza girdi.
Sözün özü:
Bu masumiyet ve/veya gönül rahatlığı kaybı, bu dünyada yaptıklarımızı değiştirebilecek yeni bir "dünyada bulunuş" tarzı.
Nüans?!
Artık eşyalara dokunmanın, insanlarla birlikte bulunmanın ve kapalı alanda hava solumanın riskli olabileceğini biliyoruz.
Yani?!
Bu farkındalığın ne hızda söneceği kişiden kişiye değişecek ama bu yılı yaşamış hiç kimsenin hayatından tamamen silinmeyecek?!
Netice:
El sıkışmak veya yüzümüze dokunmaktan ürpermek adeta ikinci tabiatımız haline gelebilirken, hiçbirimiz ellerimizi yıkamayı bırakamadığı için toplum genelinde OKB’ye (Obsesif-Kompülsif Bozukluk) yenik düşebiliriz?!
Demem o ki:
Başkalarının yanında bulunmaktan duyduğumuz rahatlık, yerini, özellikle de yakından tanımadığımız insanların yokluğundan daha çok rahatlık duymaya bırakabilir?!
Demem şu ki:
"Bunu online yapmak için bir neden var mı?" yerine, "Bunu şahsen yapmanın iyi bir nedeni var mı?" diye soracağız?!
Hal böyleyken…
İstemeden de olsa, internete kolay erişimi olmayanlar daha da dezavantajlı hale gelecek?!
Yani?!
Online iletişimin paradoksu artacak…
Daha çok mesafe yaratıyor evet ama daha çok bağlantı da üretiyor?!
Çünkü gittikçe daha da uzakta bulunan ve daha uzak oldukları için güven hissettiğimiz insanlarla iletişim kuracağız?!
Gazeteci esnafı’ndan olup "konuya değinip geçenler", işine gücüne bakanlar ya da görmezden gelenler dün ne ise bugün de benzer hikaye.
Dün’den farklı olarak, bugün’ün hikayesi, yazının başlangıcı olan o kelime: Koronavirüs!
Demem o ki:
Biz Türkler, uzunca bir süre vatanseverliği silahlı kuvvetlere eşitledik!?
Ama bir virüsü silahla vuramazsınız.
Hal böyleyken…
Korona virüsüne karşı ön saflarda yer alanlar erler, paralı veya gönüllü askerler değil; doktor, hemşire, eczacı, öğretmen, bakıcı, kasiyer, kamu çalışanı, küçük işletmeci ve çalışanlar?!
Nitekim…
Li Wenliang ve Vuhan doktorları gibi birçoğuna, baştan kabul etmedikleri artan bulaşma riski ve ölümün yanında bir anda akıl almaz işler yüklenebiliyor?!
Söylenecek ve yapılacak bir şey kalmadığında, belki de onların fedakarlığını gerçek vatanseverlik olarak tanıyacak, gazilerimize yaptığımız gibi doktor ve hemşirelerimize önlerinde diz çökerek "Hizmetleriniz için minnettarız" diyeceğiz.
Başka?!
Onlara sağlık garantisi ve şirket indirimleri verip, bizim hayatlarımız için kendi sağlık ve hayatlarını feda eden bu yeni insan sınıfı için belki de anıtlar dikip, milli bayramlar ilan edeceğiz?!
Başka?!
Belki de nihayet vatanseverliği, başkalarının toplumunu patlatmaktan ziyade, kendi toplumumuzun sağlığını korumak olarak anlamaya başlayacağız?!
Ezcümle:
Korona virüsü pandemisinin sistemimize getirdiği olağanüstü şok(lar) 50 yıldan fazla bir süredir kısılı kaldığımız tırmanan siyasi ve kültürel kutuplaşma eğiliminden Türkiye’yi kurtarıp, daha fazla milli dayanışma ve işlevselliğe doğru rotamızı değiştirmeye yardımcı olma potansiyeline sahip.
Nitekim…
Bu idealist bir yaklaşım gibi gelebilir ama gerçekleşebilmesinin iki nedeni var:
Birincisi, insanların ortak bir dış tehditle karşılaşınca farklılıklarını bir kenara bırakmaya başladığı "ortak düşman" senaryosu.
Yani?!
COVID-19 bize, siyaseten ayrım gözetmeyecek zorlu bir düşman sunarken, yeniden başlayıp yeniden gruplanmamıza yardım edecek, füzyon benzeri bir enerji ve amaç birliği sağlayabilir?!
İkinci neden ise "siyasi şok dalgası" senaryosu.
Başka?!
Çalışmalar, güçlü ve dayanıklı ilişki biçimlerinin istikrarlarını bozan bir tür büyük şoktan sonra, çoğu zaman değişime daha açık hale geldiğini gösteriyor.
Değişim zamanı açıkça ilerliyor.
Nüans?!
COVID-19 krizi bunu iki türlü değiştirebilir?!
Birincisi, kriz zaten insanları uzmanlığın önemini kabul etmeye zorlamış durumda.
Pandemi gelene kadar uzmanlara çemkirmek kolaydı, sonra insanlar Anthony Fauci gibi tıp uzmanlarını dinlemek istedi.
İkincisi, umulur ki Türkleri yeni bir ciddiyete döndürebilir veya en azından hükümetin ciddi insanların işi olduğu fikrine tekrar yöneltebilir.
Ak Parti yönetiminin Türkleri sağlıklı tutmada ve pandemi kaynaklı ekonomik çöküşü yavaşlatmadaki müthiş başarısızlığı, insanları hükümetten duygusal tatmin dışında bir şeyler istemeye yetecek kadar şoke edebilir?!
Netice:
Bu iş bittiğinde siyasetimizin yönünü değiştirerek kamu mallarına (özellikle sağlık alanında) ve kamu hizmetlerine yeni önemli yatırımlar yapacağız.
Daha az toplumcu olacağımızı düşünmüyorum.
Aksine kaderlerimizin nasıl birbirine bağlı olduğunu daha iyi görebileceğiz.
Hükümet büyük bir durgunluk veya çöküntü sırasında işini kaybedecek milyonlarca işçinin gelirini garanti etmezse, ekonomi ve ayakta tutulmasına yardımcı olduğu toplumsal düzen yıkılacak.
Korona virüsü pandemisi, ciddi acı ve dertlere neden olacak.
Ama bizi, kimlik ve değerlerimizi yeniden gözden geçirmeye zorlayarak uzun vadede kendimizin daha iyi versiyonunu yeniden keşfetmemizi sağlayabilir…

BİLİM DOSYASI : YÜZYILIN DAHİSİ ALBERT EINSTEIN HAKKINDA 8 ADET KİTAP (PDF FORMATINDA)


  1. Albert Einstein – Dünyamıza Bakış.pdf
  2. Albert Einstein – Fiziğin Evrimi.pdf
  3. Albert Einstein – Fiziğin Sınırları.pdf
  4. Albert Einstein – Yaşamla Yazışma.pdf
  5. Albert Einstein,Harold J.Laski – Niçin Sosyalizm.pdf
  6. Michio Kaku – Einsteinın Evreni.pdf
  7. Scott Thorpe – Einstein Gibi Düşünmek.pdf
  8. Steve Silverman – Einstein’in Buzdolabi.pdf

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.