TARİH : OLAĞAN ÜSTÜ DEĞERLİ TARİHİ BİR BELGE…


OLAĞAN ÜSTÜ DEĞERLİ TARİHİ BİR BELGE…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine’in Londra’ya özel Bir kuryeyle gönderdiği ve üzerine "40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubun tam metnidir.

G İ Z L İ

Telgraf No: 608

İngiltere Büyükelçiliği Ankara,

25 Kasım 1938

Aziz Lordum,

1. Size Mösyö Kemal Atatürk’ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmuştum.

2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşar tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk’ün geçmişteki kariyerini içeren belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk’ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım.

Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır.

Ancak bunların çok azı, Atatürk’ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.

3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim.

Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış olsam da bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur.

Bütün bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır.

Galiba onun yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konuyla ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi.

Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.

4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen Kabine’deki bazı Bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu.

5. Atatürk’ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu Söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir.

Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım.

6. Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak açıklayabiliriz. Bu ülkede nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong ‘un Grey Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçı bir enerjiye sahip ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır.

Bu tesbiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor olmayacaktır ancak şahsen ben, bir insanın bu şekilde tanıtılmasını tamamıyla yanıltıcı buluyorum.

Gözle görülen bir dizi kural dışılığı sadece ayrı karakterlilikle anlatabileceğime inanıyorum.

Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip -bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği ile ölçülebilir- on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi şey yapmıştır.

Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu zihniyetin üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını vereceği ayrıntılar.

7. Atatürk’ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok.

Bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır.

Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum:

Bu da, Atatürk’ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.

8. Atatürk’ün bütün kişiliğinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadır.

İddia edilen acımasızlığı, onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır.

Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevklere karşın toplumda kadının rolü kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve önemiyle bağdaşmamaktadır.

Zira bir iki sene içinde çokeşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur.

(Kimi zaman toplum içinde de olsa) Özel hayatını tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır.

Sadece birkaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli hissetmenizi sağlayabilir;

sanırım yok denecek kadar azı da gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.

9. Atatürk, Batı’da "yes-men" ve uzun süredir Türkiye’de "evet efendimci" olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları aşağılıyordu.

Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu.

Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü.

Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı.

Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için düşünüp onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa görevlerini yerine getiremedikleri kanısına varıyordu.

10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak.

Bunun yanlış olacağı kanısındayım.

Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi ancak gerçek bir diktatör değildi.

Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum.

Ancak Hitler ve Mussolini’nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi.

Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve bütün devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz.

Doğru ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu.

Olayların gidişi, Atatürk’ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir.

Dolayısıyla sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil.

Ancak onu Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik,

başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır.

Atatürk’ten sonraki Cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince sürmesi bir kriterse evet başarılı olmuştur.

11. Atatürk’ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı;

küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı.

12. Müslüman olarak doğmuş, ancak yobazlık karşıtı bir kişi olmuştu, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti;

işini iyi bilen, istidat sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi.

Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı.

Türkiye’nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet’in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı

Imparatorluğu’nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur.

Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde sağlanmıştır.

13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti.

Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı.

O, Türk Milleti’ne hizmet ederken öldü.

Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır.

İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de bütün bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.

Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım.

Percy Loraine

SON SÖZ:

Böyle bir tarihi belgeyi; MÜMKÜNSE olabildiğince fazlasıyla dost ve yakınlarınızla paylaşabilr misiniz?

Ülkemize farklı bir şekilde hizmet etmiş olursunuz… TEŞEKKÜRLER…

KURTULUŞ SAVAŞI DOSYASI /// 40 Belgelik Nefis Bir Arşiv Çalışmasıyla : İngilizler İstanbul’u Neden Terk Etti


40 Belgelik Nefis Bir Arşiv Çalışmasıyla: İngilizler İstanbul’u Neden Terk Etti ???

Bir Ekşi Sözlük yazarı, ”İngilizler neden tek kurşun atmadan İstanbul’u terk etti?” sorusunun cevabını, sayısı 40’ı bulan İngiliz dışişleri belgeleri, İngiliz istihbarat raporları ve yabancı basın manşetleriyle gün gün ortaya koymuş.

ingilizler neden kurşun atmadan istanbul’dan gitti sorusunun cevabını, sayısı 40’ı bulan ingiliz dışişleri belgeleri, ingiliz istihbarat raporları ve yabancı basın manşetleriyle gün gün ortaya koydum bu yazıda. belgeleri tarayıp türkçelerini özetleyerek tarih tarih ayırdım. sizlerden ricam, zaman ayırıp okumanızdır.

9 eylül 1922 ile 6 ekim 1922 arasında yaşanan bu hadise tarihe chanak affair veya çanakkale krizi şeklinde geçmiştir. ekşi sözlük’te bazı defalar bahsedilse de ne yazık ki ne tarih kitaplarımızda yer alır ne de ahali tarafından bilinir. bu da istiklal harbimiz ile ilgili çeşitli iftiralara cevap verilememesine sebep olmaktadır.

özetle; izmir’e giren türk ordusu, doğu trakya ve istanbul’u da kurtarmak üzere çanakkale’ye doğru harekete geçer ve ardından ingiltere, türkiye’ye ultimatom çeker, ingiliz kabinesi de istanbul’da bulunan general harington’a takviye gönderme kararı alır. neticede ingilizler; kanada, avustralya, yeni zelanda ve güney afrika dominyonlarına ordu için başvurur ve asker ister. dışişleri bakanı lord curzon ise romanya ve yugoslavya’ya ordu göndermesi için başvurur. neticede türk ordusu bu ultimatoma cevap vermeyerek ingilizlerin üzerine yürümeye devam ederek boğazlarda general harington’un ordularıyla karşı karşıya gelir. bu esnada ingilizler malta ve cebelitarık’tan donanma yardımı almış ancak dominyonlardan ordu çekemediği için türklerle karşı karşıya gelememişlerdir. londra’dan vur emri almasına ve malta ile cebelitarık’tan donanma yardımı almasına rağmen harrington dominyonlardan gelemeyen ordu yardımı yüzünden direneceğini düşünse de türk ordusuyla savaştan kaçınmış ve türk ordusunun ve ankara hükümeti’nin bu resti yakın tarihe her ne kadar resmi tarih kitaplarımızda yer almasa da büyük diplomasi zaferi olarak geçmiştir. akabinde mudanya konferansı için görüşmeler başlamıştır.

bu hadise sonrasında kanada ingiltere’ye karşı kendisinin ilk diplomatik bağımsızlık örneğini göstermiş ve kendi bağımsızlığının temellerini atmıştır. ingiltere’de ise prestiji dağılan başbakan lloyd george hükümeti diğer birtakım ülke içi dinamiklerin de etkisiyle istifa etmek zorunda kalmış ve lloyd george tarih sahnesinden çekilmiştir.

sabırla okunması dileğiyle.

istihbarat raporları ve dışişleri belgeleri

7 eylül 1922==>. general harington ingiliz yüksek komiserine padişahın korunması için alınacak önlemlerden bahsediyor. "padişah için hangi geminin ayrılması uygun görülür?"
belge1 [belge no: 371/7889/e.9438]

11 eylül 1922 ==> ingiliz savunma bakanlığı general harington’a çanakkale’yi boşaltabileceğini ve boşaltırken de türk toplarını yok etmesi gerektiğini söylüyor. donanmanın türklerin anadolu’dan trakya’ya geçmesini önleyeceğini yazıyor. "müttefikler işbirliği yapmazsa ingiltere bu işi tek başına halledecek"
belge2 [belge no: 371/7872]

13 eylül 1922 ==> ingiliz akdeniz başkomutanlığından deniz bakanlığına telgraf. "mustafa kemal ingiltere ile savaş halinde olduğunu ve ingiliz temsilcilerini tanımadığını söylüyor. tezelden talimat bekliyorum."
belge3 [belge no: 424/254,pp. 194-195, no.341]

14 eylül 1922==> ingiliz yüksek komiserinden dışişleri bakanı lord curzon’a telgraf. "konferans çağrısı için en uygun zamandır. yoksa mustafa kemal rahat durmaz. ordularına ilk hedef akdeniz’dir diyen mustafa kemal’in ikinci hedefi trakya’dır.
belge4 [belge no: 424/254,pp. 210, no.379]

14 eylül 1922==> ingiliz orduları genel karagahından ingiliz savunma bakanlığına telgraf. "harington’un aldığı tedbirler yerindedir. durum ciddidir. köşeye sıkıştırılabiliriz. mustafa kemal’e kararlı ve birleşik olduğumuzu göstermeliyiz."
belge5 [belge no: 371/7889/e.9491]

14 eylül 1922==> general harington’dan ingiliz savunma bakanlığına telgraf. "çanakkale ve yarımca cephelerinde elden geldiğince dayanmaya çalışacağım. mustafa kemal’in hedefi çatalca’dır. donanma türk kuvvetlerinin boğazı geçmesini önleyemez. "
belge6 [belge no: 371/7889/e.9491 ile e.9492]

15 eylül 1922==> ingiliz yüksek komiserinden dışişleri bakanı lord curzon’a telgraf. "müttefikler en kısa zamanda boğazlarda ve istanbul’da kuvvetlerini arttırmalıdır."
belge7 [belge no: 424/254,pp. 214, no.390]

16 eylül 1922==> dışişleri bakanı curzon’dan ingiliz yüksek komiserine telgraf. "mustafa kemal boğazlar ve istanbul’da yeterince kuvvet bulundurmaya kararlıdır. harington’a yeni kuvvet gönderiliyor. dominyonlara başvuruldu. ben de romanya ve yugoslavya’ya başvuruyorum. tezelden kuvvet göndermelerini istiyoruz. harington’la size güveniyoruz."
belge8 [belge no: 371/7891]

16 eylül 1922==>ingiliz savunma bakanlığından general harington’a gizli telgraf. "mustafa kemal müttefiklere saldıracaksa önce çanakkale boğazının anadolu kıyılarını işgal edecektir. fransa ile işbirliği yapmak istiyoruz."
belge9 [belge no: 371/7891/e.9650]

16 eylül 1922==> ingiliz gizli istihbarat örgütünün raporu. "fethi bey, curzon ve lloyd george’un türkiye’yi yoketmeye kararlı olduklarını söyledi."
belge10 [belge no: 371/7889]

17 eylül 1922==> ingiliz kabinesi sekreter vekilinden dışişleri bakanı curzon’a yazı. "boğazlar ingiliz çıkarları için çok önemlidir, kemalistlere karşı koyulacak, izmit hattından çekilebiliriz ancak mustafa kemal istanbul boğazını geçmeye kalkışırsa kendisine bütün kuvvetlerle karşı durulacak."
belge11 [belge no: 371/7872]

18 eylül 1922==> ingiliz kabine toplantısı tutanağı (gizli). alınan kararlardan bazıları şöyle: " hava kuvvetleri, harington’un emrine yeni bombardıman uçaklarını yetiştirme işini yürütecek. boğazdaki kuvvetlerin arttırılması konusunda ortak bir rapor hazırlanacak."
belge12 ve belge13
[belge no: 371/7892/e.9770/g.]

18 eylül 1922==> ingiliz deniz bakanlığından akdeniz başkomutanına gizli telgraf. "emrinize yeni gemiler yollanıyor. donanma mustafa kemal kuvvetlerinin avrupa’ya geçmelerini önlemekle görevlendirildi."
belge14 [belge no: 424/254,pp. 252, no.450]

18 eylül 1922==> general harington’dan savunma bakanlığına telgraf. "çanakkale mevzilerimizi durmadan güçlendiriyoruz. malta ve cebelitarık’tan gelen takviyeler için teşekkür ediyorum. howitzer toplarına ihtiyacım var. sağlık personelim kıt. durumun üstesinden gelebileceğimize inanıyorum."
belge15 [belge no: 371/7891/e.9654]

19 eylül 1922==> ingiltere bükreş elçisinden lord curzon’a yazı. "romanya kendi sınırları için kaygılı. boğazların savunmasına katılmak niyetinde."
belge16 [belge no: 424/254,pp. 322-323, no.598]

20 eylül 1922==> fransa başbakanı ile ingiltere dışişleri bakanı curzon’ın görüşmesi. curzon diyor ki "trakya, boğazlar ve istanbul sorunlarının çözümü mustafa kemal’e bırakılamaz. tarafsız bölgeye uyması ankara’ya iletildi. ingiltere mevzilerini güçlendirme kararı aldı. fransa başbakanı mustafa kemal’in desteğinin arttığını söyleyerek curzon’a sitem ediyor. aralarında tartışıyorlar.
belge17 [belge no: 424/254,pp. 278-285, no.523]

20 eylül 1922==> curzon ile fransa başbakanı arasındaki ikinci görüşme. fransa başbakanı ingiltere’ye boğazlardan çekilmesi gerektiğini ve orada tutunmanın imkansız olduğunu söylüyor. curzon ise ingiltere’nin neden yalnız bırakıldığını soruyor. fransız başbakanı parlamentonun fransa’nın türklerle tekrar bir savaşa girmesine izin vermeyeceğini söylüyor. curzon ittifakı güçlendirmeye çalışıyor.
belge18 [belge no: 424/254,pp. 293-300, no.545]

20 eylül 1922==> curzon ingiltere hükümeti ile konuşuyor. "mustafa kemal’in frenlenmesini fransa başbakanı’ndan rica ettim. şu sırada savaşa neden olabilecek bir hareketten kaçınalım."
belge19 ve 20 [belge no: 424/254,pp. 267-268, no.497]

21 eylül 1922==> ingiliz istanbul yüksek komiserinden curzon’a gizli telgraf. "mustafa kemal avrupa yakasına asker taşımak için gemi arıyor. kendisi sorunu kış basmadan önce kuvvet kullanarak çözmek niyetindeymiş."
belge21 [belge no: 424/254,pp. 287-288, no.531]

21 eylül 1922==> romanya genelkurmay başkanı türklere karşı asker gönderme konusunda kararsız. fransızların çekinik olması romanya’nın fransa’yı karşısına almak istememesine sebep oluyor. romanya ingiltere’yi destekliyor ancak eli kolu bağlı.
belge22 [belge no: 371/7894/e.9890]

22 eylül 1922==> lord curzon’dan paris, roma ve washington büyükelçilerine telgraf. "mustafa kemal izmir’deki göçmenleri açlıktan ölüme mahkum ediyor. bulunduğunuz ülke hükümetlerince protesto edilsin ve göçmenlerin taşınması için baskı yapılsın"
belge23 [belge no: 424/254,pp. 292, no.544]

22 eylül 1922==> ingiltere’nin paris büyükelçisinden lord curzon’a telgraf. "harington pek kaygılı. bir yanardağı üstünde oturuyoruz. kuvvetlerimiz yetersiz. fransa ve italya’nın tutumlarını öğrenmemiz gerekiyor."
belge24 [belge no: 371/7892/e.9763]

22 eylül 1922==> fransa başbakanı, ingiltere dışişleri bakanı ve italya paris büyükelçisi arasında oturum. curzon 1918 zaferinin meyvelerini yitirmek istemiyor. ama savaş da istemiyor. fransa başbakanı çatışmayı önlemenin tek yolunun mudanya konferansı olduğunu söylüyor.
belge25 [belge no: 424/254,pp. 335-346, no.621]

22 eylül 1922==> ingiliz gizli istihbarat örgütü raporu. "mustafa kemal istanbul ve boğazlar üzerine yürümek istiyor. savaş çıkarsa ankara fransa’nın ingiltere’ye yardım etmeyeceğini biliyor. türklere yardım amacıyla kafkas rus ordusu güçlendirilmiş. ankara, romanya’ya harekat konusunda ukrayna ile temasa geçmiş."
belge26 [belge no: 371/7893]

23 eylül 1922==> başbakanlar arasında yeni bir oturum. curzon amacın müttefiklerin birliğini göstermek olduğunu ve bunun mustafa kemal’i etkileyeceğini iddia ediyor. fransa başbakanı mustafa kemal’i yatıştırmaya çalışacaklarını söylüyor.
belge27 [belge no: 424/254,pp. 355-360, no.637]

23 eylül 1922==> koloniler bakanı churchill’den ingiliz kabinesine gizli rapor. churchill avrupa’ya yapılacak türk saldırısına karşı koymak için kanada, avustralya, yeni zelanda ve güney afrika birliği valilerinden ordu istiyor. olası bir yenilginin hindistan’da ve öteki müslümanlar arasında vahim sonuçlar yaratacağını söylüyor. boğazları savunmak için yunan, romen ve sırp hükümetlerinden de yardım istediklerini de dile getiriyor. dominyonlar haklı olmayan bir savaşa girmek istemediklerini söylüyorlar. ingiltere’yi dinlemiyorlar! "haklı bir dava uğruna hepimiz can vermeye hazırız, haksız bir dava için ise tek bir insan harcamayız"
belge28 [belge no: 371/7892/e.9774]

23 eylül 1922==> ingiltere washington büyükelçisinden lord curzon’a telgraf. "kammuoyu bizden yana dönmektedir. bizi en çok eleştiren "new york world" dahi mustafa kemal’i durdurmanın önemini vurguluyor"
belge29 [belge no: 424/254,p. 308, no.566]

25 eylül 1922==> ingiliz gizli istihbarat örgütü raporu. "sovyet hükümeti ankara’yı desteklemek üzere askeri ve diplomatik önlemler düşünüyor. henüz kesin karar verilmiş değil. kemalistler motorlarla zonguldak’tan trakya’ya asker taşıyor."
belge30 [belge no: 371/7896]

15 eylül 1922 (25 eylül tarihli belgenin eki) ==> hükümete muhalif hırvat köylü partisi diyor ki: "türk sorunu şimdi yunanistan’dan ziyade ingiltere için daha önemli. ingiltere çanakkale’den çekilirse prestij kaybedecek, çekilmezse savaşa neden olacak ve bu da asya kolonilerini sarsacak"
belge31 [belge no: 371/7898]

27 eylül 1922==> ingiliz bakanları ile koloniler bakanları arasındaki toplantı tutanağı(gizli). ingiltere genelkurmay başkanı diyor ki "mustafa kemal saldıracak. 2-3 hafta dayanabiliriz. mustafa kemal toplar getirip takviye kuvveti çıkartmamızı engelleyebilir. ingiliz ve türk kuvvetlerinin tarafsız bölgeden çekilmeleri için anlaşmaya varılırsa lehimize olur." deniz bakanı ise hemen çekilmemeleri gerektiğini, prestijlerinin sarsılacağını, donanmanın takviye kuvvet için yardımcı olacağını söylüyor.
belge32 [belge no: 371/7896/e.10223]

27 eylül 1922==> ingiliz bakanlar kurulu toplantı tutanağı(gizli). ingiliz bakan chamberlain diyor ki "çanakkale’de bizim 3500 türklerin ise 23000 askeri var. 3-4 hafta tutunabiliriz."
belge33 [belge no: 371/7896/e.10224]

26/27 eylül 1922==> general harington’dan savunma bakanlığına telgraf. "mustafa kemal’den süvarisini lapseki ve erenköy’den çekmesini istedim. albay shuttleworth da bir ultimatom verdi. yarın sabah silah kullanmak zorunda kalacağız. mustafa kemal’e 48 saatlik süre tanıyacağım. kendisine çetin bir direniş gösterebilirim. ciddi olarak kapışmadan önce bana takviye gönderilip gönderilemeyeceğini bilmek istiyorum. mustafa kemal beni ilk ateşi etmeye zorlamakta. bundan kaçınıyorum ama boğazlara toplar yerleştirmesine göz yumamam."
belge34 [belge no: 371/7896/e.10191]

28 eylül 1922==> ingiliz istanbul yüksek komiserinden lord curzon’a telgraf. "türkler tarafsız bölgeye aldırmıyorlar. ingiliz askeri makamları kendilerini zor tutuyor."
belge35 [belge no: 424/254,p. 375, no.680]

28 eylül 1922==> general harington’dan ingiliz savunma bakanlığına telgraf. harington mustafa kemal’e hala neden ilerlediğini soruyor, mustafa kemal ise oyalamak için yunan kuvvetlerini kovaladığını söylüyor:) harington bunun üzerine bölgede yunan kuvveti olmadığını, ayrıca mustafa kemal’in ingiltere’ye yaptığı suçlamaları soruşturduğunu iletiyor. kendisinin emri olmadan türklere ateş edilmeyeceğini, mustafa kemal arzu ederse onunla görüşebileceğini iletiyor.
belge36 [belge no: 371/7896/e.10196]

29 eylül 1922==> lord curzon’un evinde yapılan toplantı tutanağı. chamberlain süre uzatılırsa türklerin siper kazacağını söylüyor. zaaf göstermekle savaş savuşturulamayacağını iletiyor. ingiliz maliye bakanı ise mustafa kemal’in tarafsız bölgeyi çiğnediğini ve ingiliz kuvvetlerini kuşattığını söylüyor. mustafa kemal’e ultimatom verilmesi emrini harington’a iletiyorlar. koloniler bakanı mustafa kemal’in kendileriyle savaş isteğine inanamadığını söylüyor.
belge37 ve belge38 [belge no: 371/7898/e.10399]

30 eylül 1922=> ingiliz istanbul yüksek komiserinden lord curzon’a telgraf. "mustafa kemal sabrımızı taşırıyor".
belge39 [belge no: 424/254,pp. 386, no.708]

1 ekim 1922==> ingiliz yüksek komiserinden lord curzon’a ivedi telgraf. "harington mustafa kemal’in 50.000 kişilik kuvvetle izmit yarımadasındaki tarafsız bölgeye saldırı hazırlığında olduğunu söyledi."
belge40 [belge no: 3711/7897/e.10296 ve 4241/255, pp. 9-10, no.9]

2 ekim 1922==> fransa’nın londra büyükelçisinden lord curzon’a nota. "23 eylül’de verilen müttefik notasına ankara hükümeti 29 eylül’de şu cevabı veriyor. "askeri harekatımızı durdurduk. meriç’e kadar trakya’nın hemen boşaltılması ve t.b.m.m hükümetine devredilmesi gerekir. 3 ekim’de mudanya’ya gidilecektir. bu tarih uygun görülürse konferansa katılacak müttefik generallerin adlarının bildirilmesi için rica."

belge41 [belge no: 371/7889/e.9438]

gazete arşiv kaynakları

5 ekim 1922 norveç gazetesi diyor ki "kemalistler ingiltere’yi istanbul üzerine yürümekle tehdit ediyor. kemalist hükümetin temsilcileri doğu trakyanin ve istanbul’un boşaltılmaması durumunda mustafa kemal’in ordunun başında istanbul üzerine yürüyeceğini deklare etti.
istanbul’daki ingiliz ordusu şehri savunma hazırlığı yapıyor."

26 eylül 1922 danimarka gazetesi diyor ki "türkler istanbul’u istiyor"

23 eylül 1922 danimarka gazetesi diyor ki "müttefiklere türk ultimatomu, kemal paşa cevap için 24 saat süre verdi, açık açık ingiltere’yi tehdit ediyor"

eylül 1922 the morning press gazetesi diyor ki "ingilizler kemalistlerin taarruzunu bekliyor"

eylül 1922 modera tribune gazetesi diyor ki "türkler saldırıya hazırlanıyor"

22 eylül 1922 norveç gazetesi diyor ki"kemalistler ingiltere’yi savaşla tehdit ediyor. türkler, boğazlardan geçip trakya’ya girmelerinin engellenmesi durumunda ingiltere ile savaşacaklarini ilan ettiler. ankara hükümeti istanbul ve trakya’yı almak gibi kabul edilemez şartlar ileri sürerek barış ümitlerini zora sokuyor"

ve son olarak kanada’nın kaderini değiştiren türk hadisesi isimli makalenin ilk sayfası.

devlet belgeleri için kaynak: (bkz: british documents on ataturk) gazete arşivlerinin bazıları için kaynak: erdal alıcı isimli yurt dışında yaşayan bir beyefendi.

FAYDALI BİLGİLER : BU BELGEYİ KÜTÜPHANENİZİN KAPISINA ASIN, GÜNDE BİR DEFA MUTLAKA OKUYUN !!!!


BU BELGEYİ KÜTÜPHANENİZİN KAPISINA ASIN.GÜNDE BİR DEFA MUTLAKA OKUYUN !!!!

DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİ – TURAN AKINCI

Bugün takkeli iktidarı görünce, Adnan Menderes dönemi daha iyi anlaşılıyor. Alın size bazı başlıklar.

++

3 Aralık 1950- Arap harfleriyle eğitim yapan dershanelere izin verildi.

8 Ağustos 1951- Hükümet, Halk Evleri’ne el koydu.

9 Ekim 1951- Devlet iç borçları 2 milyar 565 milyon liraya yükseldi.

4 Kasım 1951 – İlkokulların ders programlarına din dersi konuldu.

5 Haziran 1952 – Lozan Antlaşmasına göre Fener Rum Patrikhanesi’nin başındaki kişinin Türk vatandaşı olması gerekir. Bu ilke ilk kez ABD’den uçakla gönderilen Athenagoras’ın Türkiye’ye sokulması ile ihlal edildi. Başbakan Menderes Athenagoras’ı ziyaret etti.

8 Ekim 1952 – Balıkesir’e giden CHP lideri İnönü’yü Vali kent dışında karşılayarak, kente girmemesini, girerse olaylar çıkabileceğini ve kendisinin sorumluluk almayacağını belirtti. İnönü gezisinden vazgeçti.

24 Aralık 1952 – Anayasada bulunan Türkçe kelimler yerine Osmanlıca kelimeler kullandı. Bakanlık yerine Vekâlet kullanılmaya başlandı. Genelkurmay Başkanlığı’nın adı “Erkan-ı Harbiye-yi Umumi Reisliği” şeklinde değiştirildi ).

21 Ocak 1953 – Petrollerimizin işletilmesiyle ilgili ilk anlaşma bir ABD şirketiyle yapıldı.

21 Temmuz 1953 – Profesörlerin politika ile uğraşmalarını yasaklayan kanun kabul edildi.

27 Ocak 1954 – Köy Enstitüleri kapatıldı.

7 Mart 1954 – Petrol işletmeciliğini yabancı sermayeye açan ve MaxBall adlı bir yabancının hazırladığı Petrol Yasası Meclis’te kabul edildi.

8 Mart 1954 – Basını sıkı kontrol altına alan ve basın suçlarına yönelik cezaları yükselten Basın Kanunu kabul edildi. Hakaret suçuyla yargılananlara iddialarını mahkemede ispat hakkı tanınması isteği reddedildi.

2 Mayıs 1954 – GENEL SEÇİMLER YAPILDI. Oyların %57,6’sını alan Demokrat Parti 503 sandalye kazanırken, %35,4 oy alan CHP sadece 31 milletvekili çıkarabildi.

++

30 Mayıs 1954 – Osman Bölükbaşı’nı seçen Kırşehir, ceza olarak il olmaktan çıkarılıp ilçe yapıldı.

14 Haziran 1954- Seçimlerde CHP’ye oy veren Malatya ceza amacıyla bölünerek Adıyaman ili kuruldu.

21 Haziran 1954- Demokrat Parti kendi kadrolarını kurmak için devlette tasfiyeye yöneldi.

7 Ağustos 1954- Millet gazetesi sahibi Fuat Arna, Adnan Menderes’e hakaret ettiği için tutuklandı.

18 Ağustos 1954- Millet gazetesi yazarı Nurettin Ardıçoğlu ile yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu gazetede çıkan bir yazıdan dolayı 7’şer ay hapis cezasına çarptırıldılar.

23 Eylül 1954 – Hüseyin Cahit Yalçın, Cemal Sağlam, İbrahim Cüceoğlu hapis cezası aldılar.

1 Aralık 1954 – Hüseyin Cahit Yalçın, Hükümetin hakaret ettiği gerekçesiyle. 26 ay hapse mahkûm edildi ve 79 yaşında hapse girdi.

8 Nisan 1955 – Döviz bulunamadığı için kahve ithalatı yapılamadı. İstanbul’da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı.Kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzaladı.

20 Mayıs 1955 – Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek tutuklandı.

23 Haziran 1955 – Hükümete muhalif Akis Dergisi’nin yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek “Hükümetin nüfuzunu kıracak neşriyat yapması ve bu suçu işlemekte devam etmesi ihtimalinin bulunması” gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

20 Temmuz 1955 – Polis CHP Isparta İl Kongresini dağıttı. Kasım Gülek kürsüden indirildi.

5 Ağustos 1955 – Karadeniz gezisine çıkmış olan CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Sinop’ta tutuklanarak İstanbul’a getirildi ve bir gün hapiste kaldı.

5 Eylül 1955 – Ekspres Gazetesi’nde Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı haberi yayınlandı.

6 Eylül 1955 – Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi üzerine, çok önceden planlanan gösteriler, kısa zamanda Rum vatandaşların işyeri ve evlerine yönelik yağmaya dönüştü.

7 Eylül 1955 – Hükümet bu olayları muhaliflerinin üzerine yıkmak, onlardan da kurtulmak amacıyla olayları komünistler tezgahladı söylemiyle İdam talebiyle yargılanması öngörülen bu kişiler arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Dr. Can Boratav, Asım Besirci, Hasan İzzettin Dinamo da bulunuyordu.

16 Eylül 1955 – Sabah Postası gazetesi kapatıldı yazı işleri müdürü Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.

19 Eylül 1955 – Muhalif yayınlarından dolayı Ankara’da Ulus Gazetesi süresiz kapatıldı.

15 Ekim 1955 – ISPAT HAKKI KALDIRILDI. Siyasiler hakkında bir iddia ileri sürenler hakaret suçuyla yargılanıp mahkûm olmaktaydılar. Yargılanan kişinin ispat hakkı kaldırıldı.

8 Şubat 1956 – Ekonomik sıkıntılar nedeniyle gazetelerin sayfaları 6’ya indirildi.

2 Mart 1956 -Cumhurbaşkanına hakaretten gazeteci Şinasi Nahit Berker 1 yıl hapse mahkûm oldu

8 Nisan 1956 – Başbakan Adnan Menderes , muhalefeti, “SİYASİ SAPIKLIK, SAHTE İHTİLALCİLİK, İNKARCILIK, ADİ VE ALÇAK İFTİRACILIK, SAHTE HÜRRİYETÇİLİK VE TEDHİŞÇİLİK”LE SUÇLADI.

31 Mayıs 1956 – CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Adım adım mutlakıyete gidiyoruz ” dedi.

14 Haziran 1956 – CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, TBMM’nin manevi şahsına hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl hapse ve 4 ay Bursa’da ikamete mahkûm oldu.

13 Ağustos 1956 – Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.

28 Eylül 1956 – PARSIZLIKTAN MALİYE, İSTANBUL’DA HAZİNEYE AİT 10 BİN ARSA VE 500 BİNAYI SATIŞA ÇIKARDI.

11 Mayıs 1957 – Gazeteci Nusret Safa Coşkun ve Rıfat Ekinci birer yıl hapse mahkûm oldular.

19 Mayıs 1957 – Kayseri’de halka yaptığı açıklamada Menderes, DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde 15.000 YENİ CAMİ İNŞA ETTİK dedi.

2 Temmuz 1957 – CMP Genel Başkanı ve Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı tutuklandı.

6 Temmuz 1957 – Hükümet, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nı bir süre için kapattı.

20 Ekim 1957 – Menderes Adana’da yaptığı seçim konuşmasında “İSTANBUL’U İKİNCİ BİR MEKKE, EYÜP SULTAN CAMİİNİ DE İKİNCİ BİR KÂBE YAPACAĞIZ” DEDİ.

27 Ekim 1957 – GENEL SEÇİMLER YAPILDI. Oyların % 47,9’unu alan DP 424, % 41,1’ini alan CHP: 178. Toplam 610 milletvekili seçildi.

++

27 Ekim 1957 – Seçim sonuçları tartışmalara neden olmuş. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce CHP’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. Bu olayın yarattığı tepkiler üzerine kentin üstünde askeri

uçaklar uçuruldu.

29 Ekim 1957 – Seçim günü Mersin’de bir CHP’linin öldürülmesi olayına yayın yasağı konuldu.

1 Kasım 1957 – Yeni meclisin toplanacağı bugün halkın tepkisinden çekinen iktidar başta meclisin çevresini tanklarla çevirmek dahil kentin tüm önemli noktalarına askerî birlikler yerleştirdi.

10 Mart 1958 – DEMOKRAT PARTİ ÖRGÜTLERİNİN RAMAZAN AYI BOYUNCA CAMİLERDE DÜZENLEDİĞİ MEVLİTLERİN PROPAGANDA AMACIYLA DEVLET RADYOSUNDAN NAKLEN YAYINI UYGULAMASI BAŞLATILDI.

30 Nisan 1958 – Et sıkıntısını gidermek için Yeni Zelanda’dan koyun eti dışalımı yapıldı.

19 Temmuz 1958 – Nükleer silah taşıyan ABD uçakları İncirlik üssüne indi.

2 Ağustos 1958- IMF önerisiyle, Cumhuriyet tarihinin en yüksek orandaki devalüasyonu yapıldı. 1 dolar 2,80 TL’den 9 TL’ye çıkarıldı. Devalüasyon oranı yüzde 221 oldu.

4 Ağustos 1958 – IMF’den ilk borç alındı. IMF Türkiye’ye 250 milyon dolar kredi verdi.

6 Eylül 1958 – Başbakan Adnan Menderes, “İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…” diyerek muhalefeti tehdit etti.

7 Eylül 1958 – CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez” diyerek başbakana cevap verdi.

21 Eylül 1958 – Başbakan Menderes, CHP’nin parti olmadığını, İsmet İnönü’nün siyaseti bırakması gerektiğini, basının istediğini yazamayacağını söyledi

22 Eylül 1958 – İnönü, “Demokrasiye paydos demeye Demokrat Parti genel başkanının gücü yetmeyecektir” şeklinde cevap verdi.

12 Ekim 1958 – Başbakan Adnan Menderes yurttaşlara muhalefetin kin ve husumet cephesine karşı bir “ Vatan Cephesi “kurmaları çağrısında bulundu. Vatan Cephesine katılanların ismi saatlerce radyolarda okunurdu.

19 Ekim 1958 – Başbakan Menderes, Said-i Nursî’nin yaşadığı Emirdağ’da Nurcular tarafından hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı, yeşil bayrak açılarak karşılandı. Menderes Risale-i Nurların ilk kez serbestçe basılması için talimat vermiş ve kâğıt tahsisi yaptı.

30 Kasım 1958 – DP hükümeti Adalet Bakanı Esat Budakoğlu açıkladı. İlk sekiz yıllık hükümet dönemi içerisinde 811 gazeteciye toplam 57 yıl hapis cezası verilmiş olduğunu açıkladı.

20 Şubat 1959 – Uçak kazasından kurtulmuş olması nedeniyle taraftarları arasında adeta EVLİYA MERTEBSİNDE kabul edilen Menderes Eyüp Sultan’a gitti, yanında büyük bir kalabalıkla türbede dua etti, dağıtılmak üzere resimler çektirdi.

2 Mart 1959 – Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Eyüp Sultan Cami’sinin avlusunda büyük bir iftar yemeği verdi.

30 Nisan 1959 – İsmet İnönü’nün Uşak gezisinde olaylar çıktı. İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’nda karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmesi, Uşak Valisi tarafından önlenmek istendi. Valinin bu yasadışı buyruğunu kabul etmeyen Emniyet

Müdürü ve Jandarma Komutanı aynı gün görevden alındılar. Polis, halkı dağıtmak için göz yaşartıcı bomba kullandı.

7 Kasım 1959 – CMP lideri Osman Bölükbaşı 10 ay hapse mahkûm oldu.

23 Ekim 1960- DEMOKRAT PARTİ İKTİDARINDA OKUMA YAZMA BİLENLER YÜZDE 41’DEN YÜZDE 39’A DÜŞTÜ.

5 Ocak 1960 – Mersin’e gitmekte olan Menderes’in önüne Tarsus’ta elinde kasap bıçağı olan Ali Bayat adlı bir şahıs çıktı ve BACAKLARININ ARASINA SIKIŞTIRMIŞ OLDUĞU BEŞ YAŞINDAKİ ÇOCUĞU GÖSTEREREK “UÇAK KAZASINDAN

KURTULDUĞUNUZ İÇİN OĞLUMU SİZE KURBAN EDECEĞİM” dedi, son anda engellendi.

5 Ocak 1960- Said-i Nursî’nin doğu illeri valilerine yazdığı bir mektup yazdı. Şark bölgesinde komünistliği 60 bin Nursî sayesinde önlemekteyim. Nasıl ki Arapça ezan okutturduk ve bu sayede Müslümanları Demokrat Parti cephesinde

topladığımız malumunuzdur. Şimdi de dağıttığımız bu Risale-i Nurlarla komünizmle ve masonlukla savaşacağız.

12 Nisan 1960- DP Grubu yayımladığı bildiri ile CHP’yi silahlı ve tertipli ayaklanmalar hazırlamakla, bir kısım basını da bunu yalan ve çarpıtılmış haberlerle desteklemekle suçladı.

18 Nisan 1960- CHP’nin orduyla birlikte hareket ettiği ve bir ihtilal peşinde olduğunu düşünen Demokrat Parti, bu iddiaları araştırması için Tahkikat Komisyonu kurdu.

27 Nisan 1960 – Meclis bünyesinde kurulan 15 üyeli Tahkikat Komisyonuna ek yetkiler veren kanun, uzun ve çetin tartışmalardan sonra kabul edildi.

++

On yıllık dönemin taranması tam bir günümü aldı. Benzerliği gördünüz ise paylaşın. Çok kişiye ulaşmalı

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// VİDEO : GİZLİ ERMENİ BELGELERİ, Belgesel » TOPLAM 6 Bölüm


VİDEO LİNK :

1. BÖLÜM :https://www.youtube.com/watch?v=N9NIxxT0SKE&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=7

2. BÖLÜM :https://www.youtube.com/watch?v=1DBpv8H0Rj8&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=8

3. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=wTIFkgzLTSs&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=9

4. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=dzZttV_hkj8&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=10

5. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=ddro0eBN064&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=11

6. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=15TgW3zi-uw&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=12

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// VİDEO : GİZLİ ERMENİ BELGELERİ, Belgesel » TOPLAM 6 Bölüm


VİDEO LİNK :

1. BÖLÜM :https://www.youtube.com/watch?v=N9NIxxT0SKE&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=7

2. BÖLÜM :https://www.youtube.com/watch?v=1DBpv8H0Rj8&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=8

3. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=wTIFkgzLTSs&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=9

4. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=dzZttV_hkj8&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=10

5. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=ddro0eBN064&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=11

6. BÖLÜM : https://www.youtube.com/watch?v=15TgW3zi-uw&list=PLrcOWPi59ndK-NzqmNnuqZ_e_76hawIMg&index=12