KOMPLO TEORİLERİ : Ruslar Erdoğan’ın başbakan olacağını biliyordu !!! Hiram Abas’ın sarışın kadınlara zaafı vardı !!!


Ruslar Erdoğan’ın başbakan olacağını biliyordu !!! Hiram Abas’ın sarışın kadınlara zaafı vardı !!!

8 Mart 2018

Komplo teorilerine yatkınlığım malûm. Zaman zaman yazdıklarımı komplo teorisi kapsamında değerlendiren ve bu nedenle akademik içerikten yoksun olduğunu iddia eden bazı dostlarım var. Hatta onlara göre Biyografik İstihbarat kapsamında yazılarıma konu ettiğim bazı şahsiyetlerle ilgili bilgi aktarımı da önemsiz. Magazinden öte bir şey değil. Oysa İstihbarat akıl oyunudur. Bir hedefe ulaşmak için yapılan stratejik planlama biraz da siyasi entrikadır. Matematik ve metafiziktir. ‘Komplo teorileri’ aslında senaryo yazmaktır. Bu nedenle polisiye roman türü yazarlarının bir kısmı istihbarat örgütlerine çalışır. Türkiye’de de bu böyledir. Hemen her istihbarat örgütünde öngörüye dayalı stratejik planlama ve olası gelişmelerin önceden tahmin edilerek hazırlıksız yakalanmamak için ‘komplo teorisi’ üretilen, A-B-C ve hatta D planlarının yapıldığı birimler mevcuttur. Bu çerçevede Fütüroloji de biraz komplo teorisini andırır. Fütüroloji, gelecek bilimi, gelecekbilim veya gelecek çalışmaları; gelecekte gerçekleşebilecek veya geleceğe dair bilimsel, teknolojik ve sosyolojik gelişmeleri, olağan durumun şartları ve eğilimlerini temel alarak, inceleyen ve tahminler yürüten bilim dalıdır.
Dünyadaki hemen tüm istihbarat örgütleri ya ‘komplo’ kurar ya da ‘komplo teorisi’ yazarlar. Çünkü komplo teorileri gelecekle ilgidir. Tanımlamak gerekirse ‘komplo teorisi; ‘ iç politika, uluslararası ilişkiler, ekonomi, sosyal sorun ya da olayları gerçekte olduğundan farklı/uydurma parametrelerle değil, açık ya da özel kaynakların yayınlarında ortaya konan argümanları kullanarak bir mantık çerçevesinde değerlendirmektedir. ‘Komplo teorileri’ işte bu nedenle tam da bu anlamda senaryo yazmaktır. II.Abdulhamid’in tartışmalı siyasi başarısının nedenini polisiye romanlarına duyduğu ilgiye bağlayanlar var. Polisiye romanlara düşkünlüğü biliniyor. Kendisinin Sherlock Holmes hastası -gelin biz buna tiryakisi veya hayranı olduğu diyelim- olduğundan ve Holmes’ın yeni çıkan kitaplarını İngilizceden anında çevirtip okuduğundan söz edilir.(1)
Laf komplo teorilerinden açılmışken, kendisi de bir pilot olan aktör John Travolta, Kod Adı: Kılıçbalığı (Code Name: Swordfish) filminde ne diyordu? “Onlar bir kiliseyi bombalarsa biz 10 tanesini uçuracağız, bir uçağı kaçırırlarsa biz tüm havaalanını yok edeceğiz, gerekirse kendi binalarımızı bombalayacağız, gerekirse bir şehri nükleer bomba ile sileceğiz ve terörün acımasız yüzünü insanlara göstereceğiz. Böylece terörist devletlere saldırmak için arkamızda kamuoyu desteği olacak.” Bu film, New York’taki ikiz kulelere saldırıdan tam 3 ay önce 8 Haziran 2001’de gösterime girmişti. 11 Eylül saldırılarıyla şaşırtıcı benzerlikler taşıyan filmin senaryosu, 11 Eylül’ün bir Amerikan komplosu olduğu tezini destekler nitelikteydi. Zaten John Travolta’nın oynadığı derin Amerikan devletinin adamı olan karakter, o dönemde George W. Bush’un yardımcısı olan ve Neo Con ekibinin en eli kanlı gözü dönmüş unsuru Dick Cheney ile benzeşiyordu. Dick Cheney de aynı mantığı güdüyordu. “Zor, oyunu bozacaktı”… (Bu arada enteresan birşey, Hollywood bazen bir kahin gibi olacakları görüyor. Mesela Ağustos 1997’de gösterime giren “Komplo Teorisi” -Conspiracy Theory – filminde de Türkiye’deki deprem tam olarak da 7,4 büyüklüğünde geçiyordu) Şimdi merak ediyorum beni komplocu olmakla itham edenler buna ne diyecek?(2)

Bir ülkede askerî, siyasî, kültürel, ekonomik elite yönelik yapılan bilgi toplama faaliyetine Biyografik İstihbarat deniliyor. Bu nedenle, akrabalık ilişkileri, araştırmaya konu aktörün yetiştiği siyasi ve ekonomik çevrenin bağlantıları, kişisel özellikleri, ilgi alanları, zaafları üzerinde durulur. Biyografik istihbarat, bir ülkenin politik, ekonomik, kültürel, askerî, toplumun yaşamında aktüel veya potansiyel önem taşıyan kişilerle olduğu kadar şüpheli ve gizli ilişkiler içinde olan bireylerle ilgili olarak toplanan özel ve kamusal nitelik taşıyan bilgileri içerir. Bazı istihbarat sorunları ancak biyografik istihbarat ile çözülebilir. Şüpheli ve gizli ilişkileri tespit edilen kişiler ile ilgili biyografik istihbaratta bu kişilerin içinde olduğu ilişki ağı konusunda bilgi vermesi açısından önemlidir. Özellikle mafya ve terör örgütlerinin liderleri hakkında yapılan biyografik istihbarat çok faydalı bir bilgi temeli oluşturmaktadır.

Ancak, biyografik istihbarat sadece taktik ve operasyonel istihbarat için değerli kanıtlar üreten bir istihbarat alanı değil, onun çok ötesinde stratejik istihbarat içinde veri temin edebilen bir istihbarat türüdür. Örneğin, Troçki’nin I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında faaliyetlerini izleyen mektuplarını okuyan İngiliz İstihbarat Servisi MI 5 Troçki’nin Rusya’da Leninistlerle birleşmesi durumunda ülkeyi devrime götürebileceğini öngörmüştür. ABD dış politikasında yabancı politik liderler eksenli bir politik ilişki anlayışı kurumsala tercih edildiğinden CIA tarafından yapılan istihbaratta biyografik istihbarata büyük bir önem verilmektedir.24 Karar alıcılara yönelik olarak yapılan biyografik istihbarat ile amaçlanan karar alıcının ruhsal yapısını, fikirsel çerçevesini, karakterinin güçlü ve zayıf yanlarını analiz etmektir.(3) Siyasî liderlerin zayıflıkları, güçlü yanları, bağlantıları, okudukları kitaplar, günlük bilgi kaynakları, kişisel sorunları istihbaratçıların onların eylemlerini öngörmeleri için temel oluşturmaktadır.

Tekrar olsa da yine yazalım çünkü “et-tekraru ahsen velev kane yüz seksen” sözünde anlatıldığı gibi “Yüz seksen kere de olsa tekrar etmek güzeldir.” İstihbarat örgütlerinin, kendi ülkelerinin stratejik planlamaları için en fazla önem verdiği bilgilerden biri, diğer devletlerin lider ve lider potansiyelleri ile ilgili kişisel bilgilere ulaşabilmektir. Bu amaçla belirgin ve gizli kişilik özellikleri, zaafları, güçlü yanları, korkuları, geçmişiyle ilgili önemli ya da önemsiz her türlü bilgi gizli servisin kurumsal hafızasında depolanır. Bu veriler ışığında bir kişilik analizi yapılır. Hatta eğer önemli bir makamda ise bu kişiliğin çeşitli durum senaryoları karşısındaki olası tepkilerini belirlemek için simülasyonlar bile hazırlanır. Bu konuda ‘İngiliz Casusunun İtirafları’ adlı hatırat mutlaka okumalı. 1700’lü yıllarda İstanbul’a gelen ve orada çeşitli İslami ilimleri ve lisanları öğrenen İngiliz casusu Hempher’in, İslâm dünyasını ve Müslümanları parçalamak için yaptığı casusluk faaliyetleri ve Vehhâbîliği nasıl kurduğu anlatılır. Kitapta en ilginç bölüm Hempher’in Londra’ya geldiğinde ziyaret ettiği İstihbarat merkezinde gördüğü Sünni ve Şii din adamlarıdır. Her biri İngiliz’dir ama hangi din adamını taklit ediyorsa onun gibi yaşamakta, onun gibi giyinmekte, onun gibi konuşmaktadır. (4)

İsterseniz birkaç örnek vereyim. Birçok uluslararası görevde bulunan, 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak”ın Süleymaniye kentinde Amerikan güçlerince Türk Özel Kuvvetleri”ne mensup askerlerin başlarına çuval geçirilerek esir alınmalarından sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından Bağdat”taki Amerikan kuvvetleri karargâhına gönderilen ilk askerî temsilci emekli Kurmay Albay İsmail Hakkı Soygeniş’in , “Rus strateji uzmanı 1996 yılında Tayyip Erdoğan’ın başbakan olacağını biliyordu.” iddiası üzerinde durulmalı.(5) Erdoğan’la ilgili Rusların takip ettikleri bir başka konu da sağlığı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 09.10.2017’de, Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko ile ortak gerçekleştirdiği basın toplantısı sırasında uyuklamasını değerlendiren Rus psikoterapist Leonid Tretyak, Erdoğan’ın çok yoğun programı nedeniyle fiziksel bitkinlik yaşamış olabileceğini, diyabet gibi metabolizma bozuklukları olması durumunda da aşırı uyku halinin görüldüğünü, Erdoğan’ın bir sağlık sorununun olduğunu düşünmediğini söylemişti.(6)

Bir başka örnekte TSK ile ilgili. İsrailli yetkililer, Yaşar Büyükanıt’ın müstakbel Genelkurmay Başkanı olacağını öngörmüşler ve Org. Yaşar Büyükanıt’ın 1. Dünya Savaşı sırasında o topraklarda şehit düşen zabit dedesi annesinin babası Mehmet Yaşar Efendi’nin Kudüs’te bulunan 1400 yıllık Yusufiye Mezarlığı’ndaki kabrini bulup onararak jest yapmışlardı. Hatta sonraki yıllarda adı geçen mezarlık duvarının restorasyonunu TİKA gerçekleştirmişti. Büyükanıt, İsrail gezisinde, aralarında dedesinin de yer aldığı Osmanlı Askerleri Anıtı’nın temel atma törenine katılmıştı. Belli ki bu da biyografik istihbarat çalışmasının bir sonucuydu.(7)

Türkiye’de istihbaratçı denilince akla gelen beş kişiden biri olan ve Özal döneminde önemli görevlerde bulunan efsane MİT görevlisi, Milli İstihbarat Teşkilatı Kontr-Espiyonaj yani Casusluga Karşı Koyma Dairesi Başkanlığı da yapan, Hiram Abas’ın ölümü de bir nevi “Bal Tuzağı”nın başka bir şekliydi. Hiram Abas’ın özellikle sarışın kadınlara olan zaafı bilinmekteydi. Öldürülmeden önce arabasıyla giderken bir tümsekte hafif yavaşlamak zorunda kalmıştır. O ara genç ve uzun boylu biri yaklaşarak arabanın içindeki Abas’ı kurşunlayarak öldürmüştür. İlginç olan ise silah kullanmada bu kadar usta olan birinin silahına bile davranamadan ölmesiydi. Bunun cevabını da görgü tanıklarının ifadesinde görmek mümkündür. Görgü tanıkları araba yavaşladığı esnada, gayet güzel alımlı ve sarışın bir kadının da oradan geçtiğini ifade etmişti. Bu kişi, sarışın kadınlara karşı zaafı bilinen Hiram Abas’ın dikkatini dağıtmak için mi kullanılmıştı.(8) Daha fazla yazmayacağım arife tarif gerekmez!

Bakınız:
1- http://www.radikal.com.tr/turkiye/abdulhamid-sherlock-holmes-hastasidir-1078446/
2- https://odatv.com/11-eylul-bin-yil-surer-mi-1109121200.html
3- Prof. Dr. Ümit Özdağ/ Stratejik İstihbarat/ http://www.21yyte.org/assets/uploads/files/109-149%20umit.pdf
4- Memoirs of Hempher, The British Spy to the Middle East/ https://defence.pk/pdf/threads/memoirs-of-mr-hempher-the-british-spy-to-the-middle-east.303983/
5- 16 Ağustos 2006, Çarşamba/ https://www.sabah.com.tr/yazarlar/akoz/2006/08/16/biyografik_istihbarat
6- https://tr.sputniknews.com/turkiye/201710101030523482-erdogan-uyuyakalma-videosu-sebebi/
7- http://www.hurriyet.com.tr/evet-dedesinin-mezari-israil-de-4880448https://www.yenisafak.com/dunya/buyukanitin-dedesi-israilde-oldu-74547
8- Koray Kamacı/Kadın ajanların en etkili silahı: Bal Tuzağı/ http://www.yeniakit.com.tr/haber/kadin-ajanlarin-en-etkili-silahi-bal-tuzagi-143836.htmlhttp://www.haber7.com/medya/haber/702197-bir-istihbarat-devine-suikastin-dosyasi

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak merhum Başbakanımız Bülent Ecevit’in kıymetli eşi Rahşan hanıma rahmet, DSP camiasına ve tüm Türk Ulusuna sabır dileriz.


DAĞITIM :

  1. DEMOKRATİK SOL PARTİ YÖNETİMİ
  2. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak merhum Başbakanımız Bülent Ecevit’in kıymetli eşi Rahşan hanıma rahmet, DSP camiasına ve tüm Türk Ulusuna sabır dileriz.

Karaoğlan, Beyazgüvercin’ine kavuştu. Biz onları hep bu sevgi tablosu ile hatırlayacağız. Nur içinde yat sevgili Başbakanım, Rahşan Yengem. Toprağınız bol, kabriniz nur olsun.

www.ozelburoistihbarat.com

MI5 (İNGİLİZ İÇ İSTİHBARAT SERVİSİ) DOSYASI /// İngiliz paranoyasının altın çağı – Başbakan Sovyet ajanı mıydı ????


‘İngiliz paranoyasının altın çağı’ : Başbakan Sovyet ajanı mıydı ????

Netflix’te yayınlanan ve Kraliçe 2. Elizabeth’in yaşamını konu alan The Crown adlı dizide, Kraliçe’nin İşçi Partili Başbakan Harold Wilson’ın gizlice Sovyetler Birliği’ne çalıştığına dair söylentiler duyduğu kesit dikkat çekti. Dizide, Kraliçe’ye Wilson’ın ajan olmadığı konusunda açıklamalar yapılıyor. Fakat BBC, İngiltere’nin iç istihbaratından sorumlu MI5’in (Military Intelligence, Section 5) bu konu hakkında gerçekte ne düşündüğü sorusunu araştırdı. İşte o haber:

Oxford Üniversitesi’nde eğitim gören Harold Wilson, 1964-70 ve 1974-76 yılları arasında İşçi Partisi’nden Başbakandı.

SAĞCI VEKİLLER MOSKOV AYANLISI BİR HÜCREDEN ŞÜPHELENİYORDU

Müesses nizam ile bağları koparma vaadiyle iktidara gelen Wilson, bazı sağcı yetkililerin, Başbakanlık Konutu’nda Moskova yanlısı bir hücrenin varlığına inandıklarından emindi. Onları, kendisine karşı komplo kurmakla, kendisini karalamak için ABD ve Güney Afrika istihbaratıyla ortak çalışmakla suçluyor, müesses nizamın temsilcilerinin kendisini devirmek için yaptığı komploları örtbas ettiklerine inanıyordu.

Harold Wilson Kraliçe 2. Elizabeth ile 1965’te Waterloo istasyonunda

WILSON’DAN GAZETECİLERE: DEMOKRASİ TEHDİT ALTINDA

1976’da başbakanlıktan istifa ettikten birkaç hafta sonra Wilson, BBC’den iki gazeteciyi evine davet etmiş, demokrasinin tehdit altında olduğunu, gazetecilerin bunu araştırması gerektiğini, kendisinin onlara yardımcı olacağını söylemişti.

Kendimi odanın köşesinde tombul bir örümcek olarak görüyorum" diyen Wilson, "Bazen uykuda konuşuyorum. İkiniz de dinlemelisiniz. Arada bir görüştüğümüzde Charing Cross Caddesi’ne gidip kör bir adamı tekmelemenizi söyleyebilirim. O kör adam size bir şeyler anlatabilir" diye devam etmişti.

The Crown dizisinden bir sahne, Harold Wilson (Jason Watkins) Kraliçe 2. Elizabeth (Olivia Colman) ile

ÖGZLER NIXON SKANDALINDAYDI

O sıralar dünyanın dikkati ABD’de Başkan Richard Nixon’ın istifasına yol açan Watergate skandalı üzerine kilitlenmişti. Washington Post’ta skandalı yazan muhabirler, "Deep Throat – Derin Gırtlak" adını verdikleri esrarengiz birinden bilgi alıyorlardı. Wilson, bu tombul örümceğin yeni Derin Gırtlak olmasını umuyordu belki de.

WILSON’IN PARANOYAK OLDUĞU DÜŞÜNÜLDÜ

Salford Üniversitesi’nde Wilson komploları ile ilgili ders veren Dan Lomas’a göre, Tombul Örümcek haberi çıktığında genel kanı bunun "paranoyadan ibaret" olduğu yönündeydi.

ESKİ MI5 AJANI: WILSON’IN KOMÜNİST AJAN OLDUĞUNA İNANMIŞTIK

Ancak eski MI5 görevlisi Peter Wright,1980’lerde ‘Spycatcher’ adlı otobiyografisinde Wilson’ı istifaya zorlayacak bir komplo girişiminde bulunan MI5 ekibinde yer aldığını, zira onun komünist ajanı olduğuna inandıklarını yazmıştı.

İşçi Partili Başbakan Harold Wilson (Joseph Kagan’ın ürettiği Gannex trençkotları giyiyor)

WILSON’IN DOĞU BLOĞU ÜLKELERE ZİYARETİ

Bu konuda ellerinde herhangi bir delil bulunmuyordu. Wilson, 1940’larda ve 50’lerde Doğu Bloku ülkelerine önce ticaret bakanı olarak, daha sonra muhalefette iken de bir kereste şirketine danışmanlık yaptığı dönemde birkaç ziyarette bulunmuştu.

* Doğu Bloğu ülkeleri: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dışında Doğu Almanya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Çekoslovakya, Polonya ve 1961 yılına kadar Arnavutluk’tu. Yugoslavya komünist bir ülke olmasına karşın hiçbir zaman Doğu Bloku ülkeleri arasında yer almadı. Doğu Bloku 1989’da Sovyet rejiminin çökmesiyle birlikte sona erdi.

"JOSEPH KAGAN DA AJAN OLABİLİR"

Eski MI5 görevlisi Peter Wright, Wilson’un, bu ziyaretlerden birinde casus olmak için ikna edildiğinden emindi. 1988’de BBC’nin Panorama programında sorunun "ziyaret sayısı" olduğunu ifade ediyordu. Wilson’ın ayrıca Doğu Avrupa ülkeleri ile bağlantıları olan iş adamlarıyla dostluğu vardı. Bunlardan biri de trençkot imalatçısı Joseph Kagan ve basın patronu Robert Maxwell idi ki MI5’te onun hakkında da şüpheler vardı.

ESKİ KGB AJANI DA "WILSON CASUS" DEMİŞTİ

Ayrıca 1960’ların başlarında Sovyetler Birliği’nden kaçan eski KGB ajanı Anatoly Golitsyn, Wilson’ın casus olduğunu, Wilson’dan önce İşçi Partisi lideri olan Hugh Gaitskell’in de ona liderlik yolunu açmak için suikast sonucu öldürüldüğünü iddia ediyordu. Bu iddia MI5 genel müdürü tarafından yalanlanmış olsa da, Wright’ı ve CIA karşı istihbarat birimi başkanı James Angelton’u ikna etmeye yetmişti.

KGB WILSON’I HEDEF ALMIŞTI

KGB’nin arşivcisi Vasili Mitrokhin’in 1992’de Rusya’dan kaçması sonrasında, Wilson’ın bir ara KGB’nin hedeflediği politikacılar listesinde yer aldığı anlaşıldı. Ancak Wright’ın bunu 1970’lerde bilmesi mümkün değildi; yani sadece tahminde bulunmuştu. (Mitrokhin arşivi, bu planla ilgili hiçbir gelişme kaydedilmediğini gösteriyordu.)

Harold Wilson parti konferansında konuşuyor

MIS: KAYNAK GÜVENİLİR DEĞİL

MI5, eski MI5 görevlisi Peter Wright’ın güvenilir bir kaynak olmadığını söylüyor. İnternet sitesinde Wilson hakkındaki iddialara yönelik bir sayfada MI5, Wright’ın istihbarat servisinde Wilson karşıtı komplo iddialarının "çürütüldüğünü" ifade ediyor.

Wright ise Spycatcher kitabında, 30 MI5 görevlisinin bu komploya karıştığını iddia etmiş, daha sonra Panorama programında sorulduğunda bu sayıyı 8-9 olarak düzeltmiş ve sadece bir görevlinin Wilson’u devirme konusunda ciddi kararlılık sergilediğini söylemiş, kitabın bu bölümünün "güvenilir olmadığını" ifade etmişti.

WILSON’A "İSTİHBARAT İÇİNDE RAHATSIZ BİR GRUP VAR" DENİLMİŞTİ

Wilson’ın biyografisini yazan tarihçi Ben Pimlott’a göre, Başbakan Wilson 1975’te MI5 başkanını huzuruna çağırmış, Başbakanlık konutunda komünist bir hücrenin varlığına inanan "küçük bir hoşnutsuzlar grubunun" istihbarat servisinde yer aldığı bilgisini bu kişinin ağzından duymuştu. MI5 yetkilisi, bu grubun kontrol altına alındığına dair Wilson’a güvence vermişti.

"İNGİLİZ PARANOYASININ ANTIN ÇAĞI"

Bu konuda rahatsızlık duyan tek insan Wilson değildi. Yazar Francis Wheen, o dönemi "İngiliz paranoyasının altın çağı" olarak tanımlıyor. Gerçekten de o zamanlar çok sayıda komplo söylentileri, bir miktar da gerçek komplo girişimleri ortaya çıkmıştı.

1968’de Daily Mirror’ın sahibi Cecil King, müeses nizamın önde gelenleriyle bir toplantı yapıp, seçilmiş hükümetin yerine Kraliçe’nin kuzeni Lord Mountbatten’ın başkanlığına bir hükümetin gelmesi çağrısı yapmıştı. Ancak Mounbatten öneriyi reddetti ve komplo bir yere varamadı.

"SİVİL SAVUNMA GRUPLARI" YANİ "ÖZEL ORDULAR"

1970’li yılların başlarında, sendikaların militanlığına kızgın bir dizi sağcı eski ordu mensubu, "sivil savunma" grupları olşuturmaya başladı ve bunların aslında özel ordular olduklarından korkuluyordu.

ASKERİ DARBE ÇAĞRISI YAPILDI

2006’daki bir BBC belgeselinde eski ordu ve güvenlik yetkilileri, bir askeri darbe çağrısında bulunduklarını neşeyle anlatıyordu.

"DARBE İÇİN PROVA YAPTILAR"

Wilson’ın en çok güvendiği yardımcısı Barones Falkender, hem kendisinin hem de Wilson’ın, Londra’da 1974’te Heathrow Havaalanı’nda yapılan tatbikatın ya bir güç gösterisi ya da bir darbe için prova olduğuna inandıklarını söyledi.

MI5 WILSON HAKKINDA OLUMSUZ HABERLER YAPTIRDI

Wilson MI5’in basına hakkında olumsuz haberler yaptırdığını da düşünüyordu. Wright bu iddianın doğru olduğunu söyledi.

İKİ SORUŞTURMA YAPILDI

İki soruşturma oldu. 1987’deki soruşturmada, istihbarat servisinde Wilson’a karşı komplo iddialarının doğru olmadığı sonucuna varıldı. Ancak 1996’da kabine sekreteri Lord Hunt’ın başkanlık ettiği soruşturma ise "MI5 içinde biraz, çok az bir miktar hoşnutsuzun var olduğu" ve "yıpratıcı kötücül haberleri yaydığı" sonucuna vardı.

MI5’TE DOSYA AÇILDI

Profesör Christopher Andrew’un 2009’da yayımladığı ve MI5’ın resmi tarihini anlatan kitabında, istihbarat servisinin 1947’de Wilson hakkında bir dosya açtığı, komünist olarak bilinen bir kamu personelinin Wilson’ı onaylayıcı tarzda konuşması üzerine "Worthington" kod adıyla anılan bu dosyanın açıldığı ifade ediliyor.

Andrew, MI5’ın komplo kurmadığı, Wilson’ın ise paranoyak olduğu sonucuna varsa da, kitabın önsözünde, "önemli bir konuyu kasıtlı olarak çıkardığını" belirtiyor. Daha sonra bu konunun "kamu yararı" gerekçesiyle ifşa edilmeyen ve 1963-77 yılları arasında Başbakanlık konutunun dinlendiği iddiası ile ilgili olduğu haberleri çıkmıştı.

Birçok kaynak Wilson’ın bu yönde iddialarda bulunduğunu doğruluyor.

HALA TARTIŞILAN KONULAR

Ancak tarihçilerin hala tartışmakta olduğu ve netlik kazanmamış birçok konu var. David Leigh’in 1988 tarihli ‘Wilson Komplosu’ (The Wilson Plot) kitabında, benzer bir komplodan söz ediliyor. Wilson’ın biyografisini yazan Pimlott’ın yanı sıra tarihçi Dominic Sandbrook da ortada karanlık bir mesele olduğuna dair göndermelerde bulunuyor.

Lomas ise gerçeğin ortada bir yerde olduğuna inanıyor. MI5 içinde "Peter Wright ve bir arkadaşı" ile sınırlı bir komplo olduğunu, ancak "1970’lerde Wilson’ı devirmek isteyen daha geniş bir sağcı grubun varlığının da kesin olduğu" sonucuna varıyor.

"Wilson komplosu olduğuna inanmak istiyorsanız bu iddiaları destekleyecek pek çok kanıt var. Karşı tarafta iseniz bu kanıtların hayal ürünü olduğunu, asla böyle bir şey olmadığını söyleyebilirsiniz, ki bu argümanı destekleyen kanıtlar da var" diyor Lomas.

"İşte Wilson komplosu ile ilgili harika şeylerden biri de bu. Doğrudur ya da yanlıştır diyemeyeceğiniz, inandığınız şeye göre değişebilen bir mesele."

AVUSTURYA DOSYASI : ELİN BAŞBAKANI KORUMASIZ, MAİYETSİZ GEZİYOR, BİZİMKİLER BAKANLAR KURULU İLE DOLAŞIYOR !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : ŞİMDİ BAŞLIĞA BAKIP BİZİ ELEŞTİREBİLİRSİNİZ. DİYEBİLİRSİNİZ Kİ TÜRKİYE BAŞKA, AVUSTURYA BAŞKA BİR COĞRAFYADA VE RİSK BÖLGESİNDE. EVET BİZ DE BUNA KATILIRIZ. İKİ FARKLI ÜLKE İKİ FARKLI COĞRAFYA. AVUSTURYA BAŞBAKANININ İÇİNDE BULUNDUĞU RİSK İLE BİZİM BAŞKANIMIZIN İÇİNDE BULUNDUĞU RİSKLER FARKLI. DOĞRU. BUNA DA TAMAM. AMA BU DURUM BİZİM DEVLET BÜYÜKLERİMİZİN ZİYARETLERİNDE, BİR YERDEN BİR YERE GİDİŞLERİNDE ONLARA BİR ÜSTÜNLÜK SAĞLAMAZ. EĞER TRAFİKTE SEYREDİYORLARSA TRAFİK IŞIKLARINA UYACAKLAR. YOL KESMEYECEKLER. HERKES GİBİ TOPLU TAŞIMA ARACI KULLANACAKLAR, KUYRUK BEKLEYECEKLER. YANİ KISACASI HALKTAN KORKMAYACAKLAR VE HALKIN İÇİNDE OLACAKLAR. RAHMETLİ ECEVİT İŞTE BÖYLE BİR LİDERDİ. O DA BAŞBAKANLIK YAPTI AMA KENDİSİNE TANINAN GEÇİŞ ÜSTÜNLÜĞÜ İMTİYAZINI HİÇ BİR ZAMAN KULLANMADI. BU TAVIRLARI İLE DE HALKIN KALBİNİ KAZANAN ENDER SİYASETÇİLERDEN OLDU. BU HALK NE ZAMAN ECEVİT LAFI GEÇSE ŞÜKRAN İLE ANAR. BİZ DE DİĞER SİYASETÇİLERİMİZDEN MÜMKÜN MERTEBE BUNU İSTİYORUZ.

Bu adam dün akşam, ucuz biletleriyle bilinen Eurowings’in Barcelona-Viyana uçağına binmek için tek başına havaalanına geldi. Uçak iki saat rötar yaptı. Diğer yolcularla birlikte bekledi. Sonra ekonomi sınıfına oturdu. Viyana’da inince herkesle birlikte sıra halinde havaalanına girdi. Kendi başına valizini aldı. Yine tek başına havaalanından çıktı. E bunda ne var, dediğinizi duyar gibiyim. O yüzden son bir bilgi daha vereyim: Fotoğrafta gördüğünüz kişi Avusturya başbakanı Sebastian Kurz. Şimdi ilk paragrafı bir kere daha okuyun.

ADALET PARTİSİ DOSYASI /// NE UÇAN NE DE KAÇAN BIRAKAN BİR BAŞBAKAN – ADNAN MENDERES VE İLGİNÇ YAŞAMI


CAHİT ÇATALOĞLU : KARINI SEVİYORUM ARAMIZDAN ÇEKİL !. .

Günün birinde adamın biri sizi karşınıza çektirse ve aynen "Karını seviyorum ve onunla birlikteyim. Seni aramızda görmek istemiyorum. Karından derhal boşanacaksın" derse tepkiniz ne olur?. .

Bu yerli bir dramada film repliği değildir.

Yaşanmış gerçek bir hikayedir.

Olayın baş kahramanı gözü dönmüş kart zampara erkek dönemin kudretli T. C. Başbakanı Adnan Menderes’tir.

Yeryüzünde çok az evli erkeğin başına gelebilecek nitelikteki bu olayda açık tehdit alan adam donar kalır.

Çaresizdir.

Şiddetli bir kroşe alan boksörün abandone haline döner.

Karısıyla birlikte olduğunu onu sevdiğini ve aralarından çekilmesi gerektiğini yüzüne tokat gibi haykıran kişi muktedir bir tek adamdır.

Direktifi havada asla asılı kalmayacak sevilen sayılan korkulan bir Başbakan’dır.

************

Genç bir avukat olan 1899 doğumlu Adnan Menderes İzmir’in saygın ailelerinden Evliyazadelerin eğitimli güzel kızları Fatma Berin hanımefendiyle 1929 yılında evlenir.

Adnan bey 30 Berin hanım 24 yaşındadır.

1905 doğumlu Berin hanım zarif bakımlı güzel bir kadın olmasının yanısıra evinde hamarat şefkatli bir annedir.

Biri bebek sayılabilecek (Aydın Menderes) sağlıklı 3 erkek çocuk annesidir.

Adnan Bey 2 yıl sonra 1931 yılında CHP Milletvekili olarak parlamentoya girmiş ve peşpeşe 4 ayrı seçimde Aydın Milletvekili olarak seçilmiş 1945 yılında toprak reformu konusundaki aykırı çıkışları sonucu CHP’den ihraç edilmiştir.

Onu siyasete sokan kişi ise ulu önder Atatürk’tür.

Atatürk bir toplantıda izlediği genç hukukçuyu beğenir ve etrafındakilere "Bu çocuğa sahip çıkın. Önemli vazifelere gelebilir. . " demiştir ve dedikleri de kısa yaşamının her evresinde görüldüğü gibi aynen gerçekleşmiştir. .

Adnan Menderes bir süre sonra kendisi gibi CHP’ye küskün Celal Bayar Fuad Köprülü Refik Koraltan ve Fatin Rüştü Zorlu ile Demokrat Parti’yi kurar.

Türkiye’nin çok partili ilk seçimi olan 1950’de yüzde 52.7 oy almalarına rağmen seçim sisteminin bir lütfu olarak 420 milletvekiliyle Meclis’e girerler.

Türkiye artık -izleri bugün de net görülen- yeni bir döneme adım atmıştır.

Türkiye’nin sevk ve idaresi hızla değişmekte kamu yönetimini DP yandaşları doldurmaktadır.

Aynı yıl yani 1950’nin Sonbaharı’nda Ziraat Bankası Genel Müdürü Mithat Dülge Ankara’da görkemli bir resepsiyon verir. Onur konuğu olarak Başvekil Menderes’te kalabalık salonda bulunmaktadır.

Gözleri salonda genç bir kadına zumlanır.

Ceylan görünümlü bu afet Adnan beyimizin adeta kalp ritmini bozar.

Kimdir bu eşsiz peri kızı?. .

Yanındaki DP Sakarya Milletvekili Rıfat Kadızade’ye sorar. Rıfat bey daveti veren Mithat beyin yeğeni henüz tanınmayan genç opera sanatçısı Ayhan Aydan olduğunu söyleyince Adnan bey cazibeli güzel kadına doğru yönelir.

Adnan bey o akşam Ayhan hanımla sohbeti koyulaştırır ve protokol kurallarını bir yana bırakarak yanına kimseyi yanaştırmaz birlikte bahçeye çıkıp içkilerini yudumlarlar.

Romantik bir birlikteliğin ve drama senaryolarına konu olacak görülmemiş aşkın ilk adımı atılmıştır artık.

Menderes henüz öğrenmemiştir ama Ayhan hanım evlidir üstelik 6 yaşında bir de oğlu vardır.

Sıhhıye semtinde Sağlık Bakanlığı’nın yanındaki sokakta bir apartmanın giriş katında kiracı olarak oturmaktadır.

Ve ertesi gününe bambaşka bir Ayhan olarak başlar.

**********************

Sabah kapı çalar.

Karşısında takım elbiseli asker gibi saygılı duran bir kişi önüne bakarak Başvekilin selam ve hürmetleriyle naçizane hediyesini getirdiğini söyler.

Hediye dediği nesne kapıda duran son model bir Amerikan otomobildir.

1950 yılında Ankara kaşık kadar bir yerdir.

Bir ucundan diğer ucuna yarım saatte yürümen mümkün. Ulus Sıhhıye ve Kızılay. . neredeyse hepsi bu.

Nüfus desen sahil köyü kadar. Birbirini tanımayan yok.

Özel aracı olan insan sayısı ise parmakla sayılacak kadar az.

Buzdolabının bile henüz evlere girmediği 1950 yılından söz ediyoruz.

Bugün bir çılgın aşığın sevgilisine Boeing uçak hediye ettiğini düşünün. Olay aynen bu.

Bu beklenmedik yıldırım aşk çok kısa sürede Ankara’da duyulurken Başvekilimiz de çocuklu evli bir kadına aşık olduğunu öğrenmiştir artık.

Ancak gönül ferman dinlemez.

Sevda şerbetini içmiştir artık.

Adnan bey 51 yaşında 21 yıllık evlidir.

Bu ilişki onu bir anda sanki 30 yaşına döndürmüştür.

Ayhan hanımla her gün görüşmeye konuşmaya başlar.

Dahası bazı önemli resmi görüşmeleri ve randevuları bile iptal edip makam aracıyla sevgilisine gidip saatlerce orada kalmaktadır.

Devlet adamlığı ciddiyetiyle bağdaşmayan bu davranışları Başbakan’ın yakın çevresi de onaylamamaktadır ancak hiç kimse ona dur deme cesaretini gösterememektedir.

Sadece Ayhan hanımın annesi kızını kenara çekerek bu ümitsiz aşktan hemen kopmasını yoksa herkes için katlanılması çok zor sonuçlar doğuracağını söyler.

Ana hissiyatıdır işte bu. .

Kimselerin göremediğini bilemediğini duyamadığını ve hissedemediğini görebilen annenin hissiyatıdır.

Öyle bir terazidir ki gerçekleri miligramla tartar. Asla şaşmaz.

Ve tarihin akışında anne haklı çıkacaktır.

*************************

Ayhan hanımın kocası evden uzaklaşır oğlu Londra’ya gönderilir ve 14 yaşındayken trafik kazasında ölür.

Opera sanatçısı Ayhan hanımla Başbakan Adnan beyin aşklarının meyvesi ise beklenenden çok erken dünyaya gelir. Evde doğan erkek bebek ancak 7-8 saat yaşadıktan sonra gözlerini kapatır. Bu bebek halen Cebeci Asri Mezarlığı’nda yatmaktadır. Mezarlık ve defin kayıtlarında sadece annesinin yani Ayhan Aydan’ın adı geçer.

Bu olay Yassıada duruşmalarının ünlü "Bebek Davası" olarak anılarda yerini korumaktadır.

Bu davada sanık olan Adnan Menderes kendisine yöneltilen kasıtlı ve anlamsız suçlamalara rağmen suçsuz görülüp beraat etmiştir.

Duruşmada tanık olarak dinlenen anne Ayhan Aydan kalabalık mahkeme heyetinin karşısında dimdik durarak Menderes’i çok sevdiğini ondan çocuk sahibi olmayı çok arzu ettiğini bunun da gerçekleştiğini ancak kaderin önüne geçilemeyeceğini yaralı ama gururlu bir kadın olarak mertçe dile getirir.

Bu korkusuz ve yürekten gelen dürüst ifadenin hem mahkeme heyetini hem de tribünlerdeki dinleyicileri derinden etkilediğini salonda duygusal kesitler yaşandığını anımsarız.

Zaten o günlerin gazete haberleri ile yorumlardan da kamuoyunda "Keşke yaşanmasaymış. Ne talihsizlikmiş bu böyle. . " havasının estiği hatırlardadır.

*********************

Gelelim işin bir başka yönüne. . Ayhan hanımın talihsiz kocası o dönemin ünlü müzisyeni Hasan Ferit Anlar’dır.

Dünya klasik müziğinin mabedi sayılan Viyana’da eğitim görmüştür. Kanun virtüözüdür.

Deyim yerindeyse telleri okşamaya başladığı zaman kanun kimi zaman hüzünle kimi zaman coşkuyla adeta konuşmaya başlar.

O dönemde dünya müzik otoriteleri "Muhteşem Türk Beşlisi"nden söz etmekte ve yetişen bu müzisyenlerin yeni eserler sunmasını beklemektedir.

Bu yetenekli grubun abisi otoritesi kıdemlisi hocası Hasan Ferit Anlar beydir.

Grubun gelecek vaadeden diğer dört müzisyeni ise; Ahmet Adnan Saygun Cemal Reşit Rey Ulvi Cemal Erkin Necip Kazım Akses’tir.

Bu dört müzisyenimiz genç yaşta "Devlet Sanatçısı" ünvanını almış ancak Menderes’in talimatıyla Hasan Ferit Anlar’ın hakkı çiğnenmiştir.

Atatürk ilk operanın bestelenmesini emretmiş sofrasında her fırsatta sanatçılara yer vermiş ve sanatı olmayan bir toplumun asla yücelemeyeceğini defalarca tekrarlamış bir önder. . ve onun aramızdan ayrılışından 13 yıl sonra bir Başbakan’ın sevgilisinin kocasını cezalandırmak adına aldığı basit aptalca haksız bir karar.

Hasan Ferit Alnar sanatçı duygusallığı ve yaşamın kendisine sunduğu çarpıklık içinde doğal olarak hayata küser.

Bu olay Cumhuriyet tarihimizde bir siyasinin bir sanatçıyı keyfi cezalandırdığı ilk kötü örnek olaydır.

Ne yazıktır ki; İyi örnekleri kopyalamakta acemi ama kötü örnekleri kopyalamakta usta olan bazı siyasetçilerimiz günümüzde de sırf kendi meşreplerine uymadığı gerekçesiyle makul ve mantıklı bir açıklama bile yapmaktan aciz şekilde sanat insanına karşı gaddar ve kindar olabiliyorlar.

Her neyse. . tarih en yüce hakimdir.

********************

Adnan Menderes Yassıada’da vatana ihanet suçlamasıyla idama mahkum edildi. Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile beraber İmralı adasına nakledildi.

Tarih 17 Eylül 1961. Öğlen saat 13.20 sularında Adnan Menderes beyaz kefeniyle boynunda idam fermanıyla darağacına çıkarıldı.

Bir dönem kapanmıştı artık.

İmralı’da izbe bir köşeye Polatkan Zorlu ve son olarak Menderes’in naaşları gömüldü.

Kimdi bu Adnan Menderes?

Çok eşli olabilen hiperaktif bir doyumsuz erkek mi?

Seksüel fantazileri sınır tanımayan bir maceraperest mi?

Gerçek mutluluğa erişememiş kişiliğini bulamamış arayış içindeki zavallı çocuksu bir aşk kölesi mi?

Gizli ilişkilerden müthiş keyif ve heyecan duyarak iç dünyasında yarattığı fırtınalarla kendini fenomen yerine koyan bir manyak mı?

Her çiçekten bal toplamaya yatkın sıradan bildik bir kart horoz zampara mı?

Yoksa daha farklı daha renkli bir hasta bir klinik vaka mı?

Bilemiyoruz.

Öğrenmek için vakit artık çok geç.

Zira Adnan Menderes’in tutkulu aşkı sadece Ayhan hanımla sınırlı değil.

Onunla tanışmadan önce evli olmasına rağmen Ankara’da milletvekili olmadığı 1946 yılında Mukaddes isimli bir kadınla bir süre kaçamak aşk yaşıyor. Dönemin derin devleti bunu belirliyor.

Menderes’in beklenmedik şaşırtıcı aşk bombası ise İstanbul’da 1953 yılında patlıyor.

İstanbul Emniyet Müdür muavini Ferit Avni Sözen’in normal tayini çıkar.

Karısı Suzan hanım bu tayini isterse Başbakan Menderes’in durduracağını öğrenince ricacı olur.

Suzan hanım Rus anneden ve Türk babadan olma sarı saçlarıyla ince belli fiziğiyle erkeklerin rahatça başını döndürebilecek fiziki kapasiteye sahip bir kadındır.

Roman yazarıdır. Genellikle aşk romanları kaleme alır.

Menderes ilk görüşte Suzan hanıma da adeta vurulur.

Polis kocasının tayinini durdurmakla kalmaz emniyet teşkilatında ona derece kazandırır.

Suzan hanım romantik olduğu kadar gücü seven ihtiraslı bir kadındır.

Çok kısa sürede ikisi arasında ilişki başlar.

Suzan hanım Teşvikiye’de İstanbul’un en gözde apartmanlarından biri olan Belveder Apartmanı’nda 4. katta oturur. Menderes sık sık eve gelmektedir.

Bu apartmanın kapıcısının şimdilerin holding patronu İbrahim Polat olduğu süreç içinde Menderes sayesinde o dönemler bomboş olan Beşiktaş Fulya’da arsalar ve yüklü bahşişler aldığı ve hatta oğlu Adnan Polat’ın adının Menderes’in izniyle konulduğu dedikodusu yaygındır.

Taksim’de İstanbul’un panoramik manzarasına sahip ünlü Park Otel’in kral dairesi de Menderes’in çok sık kullandığı mekanlardan biridir.

Burada Suzan hanımla rakısını yudumlayıp İstanbul’un imarı konusunda sohbet ederken eşi polis müdürü resmi kıyafetiyle aşağıda nöbet beklemektedir.

Sonuç olarak Adnan Menderes nikahlı karısını aldatan kaçamak aşk yaşayan hercai bir erkektir.

Daha sonra evli ve çocuklu bir kadına aşık olur.

Sevgilisini paylaşamayacağını belirterek nikahlı kocayı tehditle uzaklaştırır.

Gözü kimseleri görmeyen kazanova Başbakan bir süre sonra İstanbul’da bu kez yine evli bir kadına sırılsıklam aşık olur.

Gönül maceraları dizi filmlere senaryo olacak kadar ilgi çekicidir.

Hayatına giren farklı kadınlarla mutlu bir beraberelik ve yaşam kuramamış bu fırtınaları doğal olarak kimi zaman görevine yansıtmış kişidir.

Yargılanırken özel hayatı ve sevgilileri elbette konu olmuş bu kadınlar ile yakın çevresine milletin parası olan örtülü ödenekten nasıl harcamalar yaptığı sorulmuştur.

Kararı verecek hakimlerin yargılanan kişinin özel hayatından veya konumundan artı veya eksi yönde etkilenmemesi söz konusu olabilir mi?

Bu durumda; Menderes’in kaderini belirleyen mahkeme kararında ortalığa saçılan özel hayatındaki renkli yaşamın acaba etkisi var mıdır?

Hayır demek mümkün mü?

Yarım asırdan fazla zaman geçmesine rağmen Adnan Menderes’i görmemiş tanımamış o günlere olaylara tanık olmamış pek çok kişi onu bugün "Demokrasi şehidi" olarak tanımlamaktadır.

Bu tamamen anlamsız tutarsız ve cahilce bir yaklaşımdır.

O günün muhalefet partisi olan CHP ile lideri rahmetli İnönü’yü yıpratmayı karalamayı hedef alan ucuz bir propaganda taktiğidir.

Menderes kendisinden kaynaklanan inanılmaz hatalarla sonunu hazırlamış kudretli ama çok talihsiz mutsuz bir insandır. "Demokrasi şehidi" ünvanını alacak tek bir girişimi veya olayı yoktur.

O’nu rahmetle ve siyasi geçmişimizde izler bırakan bir Başbakan olarak anmak yaşanmışlardan dersler çıkarmak tarihimiz adına sanırım daha yerinde ve gerçekçi olacaktır.

CAHİT ÇATALOĞLU

18/08/2018

LİNK : http://www.gazeteinsan.com/insan/karini-seviyorum-aramizdan-cekil/

LİNK : http://ekonomikdurum.com/yazarlar/cahit-cataloglu/yalan/608/

KONFERANS DUYURUSU : “DOĞU SORUNU PERSPEKTİFİNDEN İNGİLİZ BAŞBAKAN WİLLİAM E. GLADSTONE VE ERMENİLER” BAŞLIKLI KONFERANS


"DOĞU SORUNU PERSPEKTİFİNDEN İNGİLİZ BAŞBAKAN WİLLİAM E. GLADSTONE VE ERMENİLER" BAŞLIKLI KONFERANS

2019 yılı Ömer Engin Lütem Konferansları kapsamında, 15 Nisan 2019 Pazartesi günü, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi F. Begüm Yıldızeli’nin konuşmacı olacağı “Doğu Sorunu Perspektifinden

İngiliz Başbakan William E. Gladstone ve Ermeniler” başlıklı bir toplantı düzenlenecektir.

Dr. F. Begüm Yıldızeli sunumunda, İngiltere’de dört dönem başbakanlık yapmış, görüşleriyle İngiliz siyasetine yön vermiş ve 1876 yılında yayınladığı “Bulgar Dehşeti ve Doğu meselesi” adlı kitapçığındaki kışkırtıcı söylemi nedeniyle İngiliz ve Türk

kamuoyunda tartışmalı bir isim olan William E. Gladstone’un Osmanlı Ermenileri’ne yönelik tutum ve düşüncelerini değerlendirecektir.

15 Nisan 2019 Pazartesi günü 14:00-16:00 saatleri arasında AVİM Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilecek konferansımıza katılımınızdan memnuniyet duyacağız.

Toplantı dili Türkçedir.

LCV: Hülya Önalp

Telefon: 0 312 438 50 23-24

Faks: 0 312 438 50 26

E-mail: honalp

ADRES : AVİM, Süleyman Nazif Sok. 12/B No:3-4 Güzeltepe, Çankaya, Ankara

PAKİSTAN DOSYASI : DOSTLUĞU ARAPLARDA ARAYANLARA İTHAFEN /// Pakistan Başbakanı İMRAN HAN’ın ANITKABİR de yazdıkları


Pakistan Başbakanı İMRAN HAN’ın ANITKABİR de yazdıkları

Bugün dost ve kardeş ülke Pakistan’ın Başbakanı Türkiye’yi ziyaretinde Anıtkabir özel defterine fotoğraftaki satırları yazmış. Pakistanlı öğrencimiz büyük bir gururla fotoğrafı bizimle paylaşıp kendi yaptığı tercümeyi eklemiş. Bize düşen bunu size aktarmak.

“20. yüzyılın en büyük devlet adamlarından biri ve vizyoner lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saygı göstermek için burada bulunmak benim için büyük bir onur meselesi. Türk milletine en zorlu zamanlardan birinde liderlik ederek, dünyadaki sömürgecilik geleneğine direnen herkes için bir ilham kaynağı olan Türklerin ve dünya tarihinin gidişatını değiştirdi. Cesaret, güç, esneklik, hoşgörü ve bilgeliğin özü idi. Pakistan’ın kurucusu Quide Azam Muhammed Ali Jinnah, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü şimdiye kadar yaşayan en büyük adamlardan biri olarak nitelendirdi. Hükümet ve Pakistan halkı adına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e en büyük hayranlığımı ve saygımı iletmek isterim. Türk milletinin bağımsızlığı ve birliği konusundaki şanlı mücadelesi ve liderliği, tarihin yıllıklarında sonsuza dek altın bir bölüm olarak kalacaktır.”