MİLLİ SANAYİ DOSYASI : ATATÜRK DÖNEMİNDE AÇILAN FABRİKALAR VE EKONOMİDEKİ YÜKSELİŞ


ATATÜRK DÖNEMİNDE AÇILAN FABRİKALAR VE EKONOMİDEKİ YÜKSELİŞ

KAYNAK : https://oldlaikdays.com/ataturk-doneminde-acilan-fabrikalar-ve-ekonomideki-yukselis/?fbclid=IwAR3hDNrx2P_ZY3SaG4FgMtSLpw7wmoGRPuT7l42zzImE5Uzf_qRfING1B-w

Osmanlı Devleti, 16. yüzyıldan itibaren bilimsel ve kültürel bakımdan bir hayli geri kalmış, Batı’nın yaptığı gibi bilgi üretip bu bilgi ile teknolojik gelişimini sağlayamamış; makine yapıp, fabrika kuramamış. Fabrika kurmak istediğinde makineleri ve o makineleri kullanacak teknik elemanları dışarıdan getirmiş. Ancak teknik elemanlar ülkelerine döndüklerinde makineler de susmuş.

Sanayi Devrimi’yle makineli üretime geçen Avrupa, ekonomik olarak her geçen gün biraz daha gelişirken Osmanlı Devleti elle üretime devam ettiği için her geçen gün ekonomik olarak biraz daha zayıflamış. Çünkü makine kol gücünü yenmiş, elle üretilen Osmanlı malları makine ile üretilen Avrupa mallarıyla rekabet edemez hale gelmiş. Tarım devrimini yapamayan Osmanlı doğal olarak Sanayi devrimini de yapamamış. Öyle ki Osmanlı’dan Cumhuriyet’e sadece dört önemli fabrika kalmış; Hereke İpek Dokuma, Feshane Yün İplik, Bakırköy Bez ve Beykoz Deri fabrikası.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının başlattığı, Türk halkının canıyla, kanıyla desteklediği mücadele sonucu işgal altındaki ülke kurtarılmış, yepyeni, genç, modern ve kıskanılan bir Cumhuriyet devleti kurulmuş.

Ardı sıra atılımlar gelmiş. Atatürk’ün emri ile Türkiye’nin dört bir yanında fabrikalar kurulmuş, iş olanakları yaratılmış. Peki Cumhuriyetin ilanından, Atatürk’ün vefatına kadar geçen sürede Türkiye Cumhuriyetinde kurulan fabrikalar hangileri idi?

  • Ankara Fişek Fabrikası (1924)
  • Gölcük Tersanesi (1924)
  • Şakir Zümre Fabrikası (1925)
  • Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925)
  • Alpullu Şeker Fabrikası (1926)
  • Uşak Şeker Fabrikası (1926)
  • Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1926)
  • Bünyan Dokuma Fabrikası (1927)
  • Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927)
  • Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1928)
  • Ankara Çimento Fabrikası (1928)
  • Ankara Havagazı Fabrikası (1929)
  • İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası (1929)
  • Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
  • Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası (1930)
  • Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1931)
  • Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
  • Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
  • Konya Ereğli Bez Fabrikası (1934)
  • Bakırköy Bez Fabrikası (1934)
  • Bursa Süt Fabrikası (1934)
  • İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1934)

  • İzmit Kağıt ve Kartın Fabrikası (1934)
  • Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
  • Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
  • Isparta Gülyağı Fabrikası (1934)
  • Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Filoları (1934)
  • Kayseri Bez Fabrikası (1934)
  • Nazilli Basma Fabrikası (1935)
  • Bursa Merinos Fabrikası (1935)
  • Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935)
  • Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1935)
  • Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (1935)
  • Ankara Çubuk Barajı (1936)
  • Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (1936)
  • Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936)
  • Malatya Sigara Fabrikası (1936)
  • Bitlis Sigara Fabrikası (1936)
  • Malatya Bez Fabrikası (1937)
  • İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (1934)
  • Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937)
  • Divriği Demir Ocakları (1938)
  • İzmir Klor Fabrikası (1938)
  • Sivas Çimento Fabrikası (1938)

İlk Türk Uçağı NUD-36, Nuri Demirağ uçak fabrikasında üretildi. Bu fabrikaların büyük bir bölümü devlet işletmesi idi. 1933-1939 arasında Türkiye’deki devlet işletmelerinin sayısı 36’dan 111’e çıkmış. Bütün bu fabrikalar ve diğer sanayi kuruluşları sayesinde Türkiye’de 1929-1938 arasında ağır sanayi üretimi % 152 artarken toplam sanayi üretimi % 80 artış göstermiş.

Artış; kömürde % 100, kromda % 600, diğer madenlerde % 200 olurken, demir üretimi sıfırdan 180.000 tona çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmış. 1926’da başlayan şeker üretimi 1927-1930 arasında 5.162 tondan 95.192 tona çıkmıştır.

Kurulan fabrikaları bugünün koşullarıyla değil, o zamanın koşulları ile düşünün. Küllerinden doğmaya çalışan bir ülke, düşmanlarından yeni kurtulmuş, savaşlarla bitap hale düşmüş, düşmanlarının çok gerisinde kalmış bir ülke.

TSK DOSYASI /// SİNAN MEYDAN : KOMUTANLARA SALDIRAN GAZETECİYE ATATÜRK’ÜN CEVABI


sinan-meydan.png?v=7.2.3

SİNAN MEYDAN : KOMUTANLARA SALDIRAN GAZETECİYE ATATÜRK’ÜN CEVABI

Mahrumiyet ve zorluklar içindeki ve tek dayanakları namus ve haysiyetleri olan orduların kumandanlarını ‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ diye niteleyip teşhir etmek ‘ne büyük ahlaksızlık’ ve ‘ne sefil vicdansızlıktır. ”(Atatürk 25 Mart 1919)

Geçtiğimiz hafta Akit Tv‘deki bir programda Akit Gazetesi Haber Müdürü Murat Alan -parmak sallayarak- aynen şöyle dedi: “O hizaya gelmeyen omuzu çatal bıçak setli apoletli generalleriniz var ya hepsi şimdi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar!

Bu sözlere karşı Milli Savunma Bakanlığı Milli Savunma Bakanı ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı “şiddetle kınıyoruz şeklinde özetlenebilecek açıklamalar yaptılar.

Geçmişte de komutanlara saldıran gazeteler ve gazeteciler oldu. Örneğin bundan tam 100 yıl önce 1919’da Hukuki Beşer gazetesinde Türk Ordusu’nun şerefli komutanlarına ağır hakaretler edilmişti. Osmanlı Harbiye Nezareti’nin ve Osmanlı Hükümeti’nin sessiz kaldığı o çirkin saldırıya o günlerde Türk Ordusu’nun şerefli komutanlarından Mustafa Kemal Paşa cevap vermişti.

Mustafa Kemal Paşa

ÖNCE SUBAYLARI ÖLDÜRÜRLER

Atatürk 31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar’da subaylara yaptığı konuşmadakuvvet ordudurdiyordu:Her durumda ordu düşmanlarımızın birinci saldırı hedefi oldu. Orduyu yok etmek için mutlaka subayları mahvetmek aşağılamak lazımdır. (…) Düşmanlarımız herkesten önce subayları öldürür onları aşağılar ve hor görürler. (1)

Gerçekten de işgalciler her şeyden önce orduyu yok etmek istemişti. Mondros Mütarekesi’ne göre asayişi sağlamak ve sınırları korumak için gerekli askerler dışındaki tüm ordu derhal terhis edilecekti. Böylece Mütareke öncesinde 400000 mevcutlu Türk Ordusu mütareke sonrasında 50000’in altına düştü. Jandarma Dâhiliye Nezaretine (İçişleri Bakanlığı’na) bağlandı. Harbiye Nezareti’nin (Savaş Bakanlığı’nın) bütçesi kısıldı. Harbiye Nezareti’nin telefon sayısı bile azaltıldı. Askeri Muafiyet Vergisi kaldırıldı. Savaştan kaçan asker ve subayların cezaları ertelendi. İşte Türk Ordusu’nun yok edilmeye çalışıldığı o günlerde İstanbul’da bazı çevrelerde müthiş bir asker ve subay düşmanlığı başladı. Mesela Nigehban Cemiyeti kurmaylar hakkında hakaret dolu yazılar yazdı. (2)

Hukuki Beşer Gazetesinde ‘Esbabı Mucibeli Suallerden’ başlıklı 6 soruluk yazının 3. sorusunda ordu komutanlarına ‘ali sefiller’ ve ‘haydutbaşlar’ diye hakaret ediliyor. (Hukuku Beşer 24 Mart 1919)

KOMUTANLARA HAKARET

Mütareke günleri asker sivil tüm yurtseverlerin sudan bahanelerle tutuklanıp Bekirağa zindanlarına hapsedildiği veya Malta’ya sürgün edildiği günlerdi. İttihatçılar yargılanıyordu. O günlerde I. Dünya Savaşı yenilgisinin sorumlusu olarak görülen İttihatçılara ve subaylara hakaret ediliyordu.

İşte o ortam içinde Mevlanzade Rıfat’ın Hukuki Beşer gazetesindeDamat Ferit hükümetine gerekçeli sorular” başlığı altında seri makalelerle geçmişin hesabı soruluyordu.

24 Mart 1919 tarihli Hukuki Beşer gazetesindekiÜçüncü soru şöyleydi: “Kağıt paranın güya geçerli olmadığı yerlerde ordu ve mülkiye memurlarının ihtiyaçları için milyonlarca altın ve gümüş para basılarak bazen vagon vagon ordu komutanı denilen ‘ali sefillere daha doğrusu haydutbaşlarına’ teslim edildi…” (3)

Görüldüğü gibi burada şerefli ordu komutanlarına -hiç ayrım yapmadan-ali sefiller” ve “haydutbaşları diye hakaret ediliyordu.

Kuşkusuz ki o gün bu yazıyı pek çok ordu komutanı okudu. Ancak bu yazıya tek bir ordu komutanı tepki gösterdi. O komutan Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa‘ydı.

Atatürk 24 Mart 1919’da tüm ordu komutanlarınıhırsızlıkla” suçlayıp komutanlara ali sefiller ve “haydutbaşları diye hakaret eden yazıyı okur okumaz kaleme sarıldı. Bu alçakça iftiraya ve hakaretlere karşı hemen bir dilekçe yazıp Harbiye Nezareti’ne başvurdu.

Atatürk dilekçesinde şöyle diyordu:

(…) Bu ifade ile ordu kumandanlarının ‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ ve dolayısıyla orduların ‘haydut’ oldukları ilan edilmiş oluyor. Müdafaalarına hiçbir vakit lüzum görmeyeceğim bazı şahıslara taş atmak isterken vatan ve millet için tam bir saflık ve masumiyetle ve her türlü mahrumiyet ve zorluklar içinde namuslu vazifesini hakkıyla yapan Osmanlı ordularını ‘haydut’ ve aynı mahrumiyet ve zorluklar içindeki ve tek dayanakları namus ve haysiyetleri olan söz konusu orduların kumandanlarını ‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ diye niteleyip teşhir etmek ‘ne büyük ahlaksızlık’ ve ‘ne sefil vicdansızlıktır. ‘

Atatürk’ün Harbiye Nezareti’ne gönderdiği dilekçe Zaman Gazetesi’nde ‘Reddi Müftereyat’ (İftiraların Reddi) başlığıyla yayımlandı. (Zaman 25 Mart 1919)

Osmanlı ordularını onun namuslu kumandanlarını bu şekilde teşhir edebilmek kabiliyeti ancak vatan ve milletin mahvolup dağılmasını arzu eden ‘bir alçakta’ bulunabilir. Ben Fevzi Paşa Nihat Paşa Yakup Şevki Paşa Ali İhsan Paşa Cevat Paşa vb. gibi namus ve istikametlerinden asla şüphe edilmeyecek olan ordu kumandanı arkadaşlarımın bu rezilce teşhire karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma ve hesabıma bildiririm ki benim (…) başlarında bulunmakla iftihar ettiğim kahraman ordular haydutlardan değil soylu Osmanlı milletinin namuslu evlatlarından oluşuyor. ‘O sefil müfteri’ şunu da kesin olarak bilmelidir ki ben hiçbir vakitte vagon vagon altın teslim alan ‘sefil’ ve ‘haydutbaşları’ndan değilim. Dolayısıyla Harbi Umumi içinde komuta ettiğim Anafartalar Grubu İkinci Ordu Yedinci Ordu ve en sonunda Yıldırım Orduları Grubu ve şahsım adına bu namussuzca iddiayı red ve sahibini tel’in ederim. ‘Bu müfteri’ hakkında gereken kanuni işlemin yüksek nezaretinizce uygulanmasını istirham ederim. ” (4)

Görüldüğü gibi Atatürk Türk Ordusu’nun fedakar komutanlarına “sefil” ve “haydutbaşı” diye hakaret edilmesinin “ahlaksızlık” ve “sefil vicdansızlık” olduğunu söylüyor. Türk Ordusu’nun “haydutlardan” değil milletin “namuslu evlatlarından” oluştuğunu belirtiyor. Komutanlara hakaret eden kişiye “o sefil müfteri” diye sesleniyor. Bu “namussuzca iddiayı reddedip iddia sahibini “tel’in ettiğini” ifade ediyor. “Bu müfteri hakkında yasal işlem yapılmasını istiyor.

Ne gariptir ki Harbiye Nezareti bu dilekçeyi dikkate alıp gereken kanuni işlemi yapmak yerine dilekçeyi Türk ordularına hakaret eden o gazeteye gönderdi.

Atatürk’ün bu dilekçesi 25 Mart 1919’da Hukuki Beşer Alemdar Vakit Yeni Gün ve Zaman gazetelerinde yayımlandı.

Komutanlara hakaret karşısında genelkurmay hükümet savcılık ve diğer komutanlar susarken tek bir kişi Atatürk konuştu.

Ancak yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali gazeteyi çıkaran Mevlanzade Rıfat “hakarete uğradığını” belirterek Atatürk’ü mahkemeye verdi.

Atatürk İstanbul’dan Anadolu’ya geçmek için hazırlıklar yaparken bir gün bir mahkeme celbi aldı. Asıl hakarete uğrayan ordu komutanları ve kendisi olduğu haldehakaret sanığı” olarak mahkemeye çağrılıyordu.

Sonra neler olduğunu bizzat Atatürk’ten dinleyelim:

Yaman çatmıştık! Aklımı başıma topladım. Kumandan değildim. Siyasi bir şey de yapamazdım. Hukuk çareleri bulmalı idim. Bu mahkemede bulunmak isterdim. Fakat o zamanki İstanbul gazetelerinin en aşağısı ile karşı karşıya gelmek çok gücüme giden bir şeydi. Bundan başka davanın bazı yüksek politikacılar tarafından tasarlanan bir plan neticesi olduğunu da düşünüyordum. Ne yaparsam yapayım mutlaka mahkum olacaktım…”

Atatürk düşünüyor taşınıyor; avukat Sadettin Ferit Bey’i davet ediyor. Kendisine durumu anlatıp fikrini soruyor. Sadettin Ferit BeyDava önemlidir. Mahkum olma ihtimaliniz vardır! diyor. Atatürk gülerek “Amma yaptın canım! Ben hiç de mahkum olma niyetinde değilim!” karşılığını veriyor. Bunun üzerine Sadettin Ferit Bey “Elbette! Müsaade ederseniz davacının vekili ile konuşayım” deyince Atatürk şunları söylüyor: “Hayır müsaade edemem. Ben haklı olduğumu biliyorum. Davacının avukatıyla görüşmeye ne lüzum var? Bu iş yolumun üstüne çıkan bir dikendir. Biraz daha zamana ihtiyacım var. Davayı lehime de kazanmanızı istemiyorum. Yalnız bana zaman kazandırabilir misiniz?” Sadettin Ferit Bey Atatürk’e söz veriyor ve verdiği sözü de tutuyor. Birkaç defa mahkemeye gidip davayı dağıtıyor.Atatürk’e zaman kazandırıyor.

Atatürk 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a doğru hareket ettiğinde dava hâlâ bitmemişti. (5)

6 yıl sonra…

Tarih: 22 Eylül 1925… Günlerden salı…

Atatürk Ertuğrul yatıyla Mudanya’ya geçiyor.

Bir ara Atatürk’ün gözü yatta bulunan Avukat Sadettin Ferit Bey’e ilişiyor.

Sadettin Bey” diyor. “Hatırlıyor musun? Sen bir davadan ötürü benim vekilimdin. İstanbul’da benim aleyhime bir ceza davası açmışlardı. O dava ne oldu? Beni mahkum ettiler mi?”

Hayır Paşam!” diyor Sadettin Ferit Bey.

Atatürk kendisini dava edeni hatırlayamayıp adını soruyor.

Atatürk’ün hatırlamadığı o kişi Mevlanzade Rıfat’tı. (6)

Mevlanzade Rıfat bütün ayrılıkçı Kürtçü hareketlerde yer almış Milli Mücadele’deki ihanetleri nedeniyle 150’likler listesine alınıp yurt dışına sürülmüştü. 1922’de bir Yunan albayla San Remo’ya gidip orada “kaçak padişahVahdettin’den para sızdırmıştı. Ayrıca 1929’da Halep’te basılan “Türkiye İnkılabının İç Yüzü” adlı kitabında Mili Mücadele’yi Padişah Vahdettin’in planladığı yalanını ortaya atmıştı. (7)

Mevlanzade Rıfat

Uzatmayalım…

Demem o ki! Dün Atatürk karşıtı Mevlanzade Rıfatlar Türk Ordusu’nun şerefli komutanlarına hakaret etmişti. Bugün de onlarınfikir artıkları komutanlara hakaret ediyor.

Dün komutanlara yapılan hakaretlere karşı tüm yetkililer sessiz kalmış sadece Atatürk konuşmuştu. Bugün yetkililer sessiz kalmamalı. Nasıl cevap vereceklerini bilmiyorlarsa yüz yıl önce Atatürk’ün verdiği cevaba baksınlar.

DİPNOTLAR KAYNAKLAR

1- Atatürk’ün Bütün Eserleri C.9 s. 112 113.

2- Sina Akşin İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele C.1 2. bas. İstanbul 1992 s. 218.

3- Sadi Borak Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları 2. bas İstanbul 1998 s. 218. Zeki Sarıhan Kurtuluş Savaşı Günlüğü C.1 Ankara 1993 s. 183 184 Akşin age s. 218 219.

4- Atatürk’ün Bütün Eserleri C. 2 s. 297 298. Borak age s. 219. Sarıhan age s. 183 184 Akşin age s. 219.

5- Falih Rıfkı Atay Atatürk’ün Bana Anlattıkları Ocak 1998 s. 118-120.

6- Borak age s. 222.

7- Turgut Özakman Vahdettin Mustafa Kemal ve Milli Mücadele 6. bas Ankara 2007 s. 75 232 vd.

10 Haziran 2019

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/komutanlara-saldiran-gazeteciye-ataturkun-cevabi-5083137/amp/?__twitter_impression=true&fbclid=

DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’na Atatürk’e yönelik nefret suçları hakkında bilgi / ihbar verebilirsiniz.


Değerli Yurtseverler,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’na şahit olduğunuz yada duyumunuz olan tüm katalog suçlar hakkında bilgi verebilirsiniz. Sizin adınıza ihbar edeceğiniz tüm suçları resmi kurumlar nezdinde takip edip sonlandıracağız.

Özellikle modern Türkiye’nin kurucusu olan ulu önder Atatürk’e yönelik nefret suçları hakkında bilgi vermeniz halinde ÖZEL olarak takipçisi olacağımızı da bir kez daha ilanen duyururuz.

İhbarlarınızı, ÖZEL BÜRO WHATSAPP yada TELEGRAM İHBAR HATTI LİSTEMİZ üzerinden yapabilirsiniz.

WHATSAPP LİNK : https://chat.whatsapp.com/E99mtmm8cLaJEOvP22pJix

yada,

TELEGRAM LİNK : https://t.me/ozelburosohbet

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ATATÜRK ALEYHİNE İŞLENEN SUÇLAR HAKKINDA KANUN

Durumu : Yürürlükte

Kanun numarası 5816

Kabul tarihi : 25 Temmuz 1951

Yayımlandığı R. Gazete : 7872

Yürürlüğe giriş tarihi : 31 Temmuz 1951

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, kamuoyunda anıldığı şekliyle Atatürk’ü Koruma Kanunu, 31 Temmuz 1951’de kabul edilmiş Türkiye Cumhuriyeti kanunudur. Konusu, ülkenin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e karşı işlenecek suçlardır.

Atatürk’ün heykel ve büstlerine yapılan saldırıların artması nedeniyle Demokrat Parti iktidarınca çıkarılmıştır.[1]

1. Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2. Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

3. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

4. Birinci maddede yazılı suçlar, iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunulacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fikrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.

5. Bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.

6. Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

7. Bu Kanunu Adalet Bakanı yürütür.

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : Türkiye’de fotoğrafı konmadı. Avrupa’da Atatürklü 100. yıl parası


Türkiye’de fotoğrafı konmadı… Avrupa’da Atatürklü 100. yıl parası

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının yıl dönümü için darphanenin bastığı hatıra parasında Atatürk yer almamıştı. Avrupa’da özel bir firmada 19 Mayıs 1919’un 100. yılı anısına bastırılan hatıra Euro’da ise kalpaklı Atatürk fotoğrafı ve Bandırma Vapuru’nun görseli yer aldı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışının 100. Yıl Dönümü için Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Darphane’nin bastırdığı para çok tartışılmıştı.

Hatıra parada Atatürk yoktu. Sadece Bandırma Vapuru’nun görseli kullanılmıştı.

Sözcü’de yer alan habere göre, Avrupa’da özel bir firma da 19 Mayıs’ın 100’üncü yılı anısına bir hatıra Euro bastırdı. Hazırlanan Euro’da hem Atatürk hem de Bandırma vapuru yer aldı.

RUM & PONTUS FAALİYETLERİ DOSYASI : Acun’un sunucusu SAKİS TANİMANİDİS Atatürk’ü soykırımcı ilan etti


Acun Ilıcalı’nın sahibi olduğu TV8 ekranlarında yayınlanan Survivor Türkiye-Yunanistan yarışmasının Yunan sunucusu Sakis Tanimanidis, sosyal medya hesabından yaptığı 19 Mayıs paylaşımında, Atatürk’ü soykırımcı ilan etti.

Türk kurtuluş mücadelesinin 100. Yıl dönümü olan 19 Mayıs’ta Instagram hesabından paylaşımda bulunan Sakis Tanimanidis’in, paylaşımında “100 yıl önce yanlış bir şekilde kaybedilen 353.000 insanı anıyorum” , “Bugünün sadece Pontian kökenli Yunanlılar için değil; tüm dünya için ne anlama geldiği hakkında biraz daha fazla şey anladım” gibi ifadeler kullanması dikkat çekti.

“BEN UNUTMAM”

Türkiye’nin en çok izlenen programlarından Survivor’ın Yunanistan kökenli sunucusu Sakis Tanimanidis’in 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda yaptığı paylaşım kısa sürede binlerce etkileşim alırken; paylaşımın sonuna da “Ben Unutmam” hastag’ini atması tepki çekti.

ACUN: SAKİS İLE SURVİVOR SUNMANIN KEYFİ

Survivor’un Yunan sunucusu Sakis’in 19 Mayıs’ta Atatürk’e ve Milli mücadele kahramanlarına soykırımcı imasında bulunması büyük tartışma yaratırken; TV8’in patronu Acun Ilıcalı sosyal medya hesabından “Sakis ise Survivor sunmanın keyfi” mesajıyla bu fotoğrafı paylaşmıştı.