ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// MUSTAFA SOLAK : Atatürk Abdülhamitçi miydi ???


MUSTAFA SOLAK : Atatürk Abdülhamitçi miydi ???

Gazeteci Nagehan Alçı da Atatürk-2. Abdülhamit ilişkisine girince yazmak şart oldu. Çünkü ülkemizde tarihçilik veya tarihle ilgili söz söylemek öyle basit ki. Arşiv, kitap, gazete, dergi incelemeye gerek yok. Araştırma yapmadan kendi fikrimize uygun kişileri referans vererek “işte budur” demek adet oldu. Nagehan Alçı gazetedeki köşesinde şöyle yazdı:

“Sultan Hamid-Kemal Paşa zıtlaştırması da esasen tamamen kurgu bir hadisedir. Yalçın Küçük’e göre Atatürk bir Hamitçidir.”[1]

İsmet Bozdağ “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” adlı kitabında Çanakkale Zaferinden dolayı Atatürk övgüsü 2. Abdülhamit’in ağzından şöyle aktarmaktadır:

“Bu büyük zaferi Mustafa Kemal adında bir miralay kazandı” diyor. Hatta şunu da söylüyor: “Çanakkale’de İngiltere ve Fransa gibi iki büyük devletin ordusunu ve donanmasını durdurdu. Yüz geri etti.”

Hatta 2. Abdülhamit oğlu Abit Efendi ile Atatürk dost olduklarını, Mustafa Kemal Paşa, kendisine iki ceylan yavrusu hediye ettiğini, bundan memnun olduğunu belirtir. Atatürk devamla şunları der:

“Devletimin yüzünü ağartmış bir Paşa’nın Abit Efendi’ye yakınlık göstermesi bir şahsiyeti olduğunu anlatıyordu. Oğluma münasip bir mukabelede bulunmasını hatırlattım. Biraz vakti halim olsa ‘bir altın saat’ diyecektim ama hem dedikodusundan çekindiğim hem oldukça müzayeka (geçim sıkıntısı) olduğum için bir şey söylemedim.

Bir daha arkadaşına gelecek olursa, haber ver, ben de göreyim, demekle iktifa ettim (yetindim).”

Bir padişah geçim sıkıntısı çekiyor demek! Üstelik de dedikodu olacağından çekiniyor! Örneğin kendisine bağlı olduğu için eğitimsiz askerlere paşalıklar dağıtırken dedikodudan çekinmiyor muymuş?

Atatürk, tahttan indirilen 2. Abdülhamit’in kaldığı Beylerbeyi sarayına gitmiş. 2. Abdülhamit şöyle anlatmış:

“Gerçekten bir defa daha gelmiş, bana haber verdiler. Sırtında bir pelerin vardı ve arkadaşına veda ediyordu. Uzaktan yüzünü iyice seçemedim ama, sıradan askerlere benzemiyordu; tehlikeli bir sükûneti vardı. Enver Paşa’nın kendisinden niçin çekindiğini o zaman anladım. Bunu, Talât Paşa tutuyormuş!.. Bunlar küçük şeyler!..

Çanakkale’de İngiltere, Fransa gibi iki büyük devletin ordusunu ve donanmasını durdurdu, yüzgeri ettirdi ya, bana lâzım olan odur! Muvaffakiyeti için dua ettim.”[2]

Peki Sultan Hamid-Kemal Paşa zıtlaştırması kurgu mu?

Atatürk aslında Hamitçi mi?

Abdülhamit’in Atatürk’ü övdüğü doğru mu?

Çanakkale kara savaşlarında düşman ordularını defalarca durdurdu ama denizdeki yararlığı sınırlıdır. Atatürk karacı bir subaydı. Düşman donanmasını durdurması diye bir şey söz konusu değil. Olayları takip eden, üstelik de kendisini Şam’a süren 2. Abdülhamit bunu bilir.

Atatürk döneminin gazetecilerinden Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu yazılarında 2. Abdülhamit’i eleştirince Atatürk’ün kendisini Çankaya Köşkü’ne davet ettiğini belirtir. 1937 yılındaki görüşmelerinde Atatürk kendisine şunları söylemiştir:

"Abdülhamit, o devrin dünya devletleri arasında, en büyük siyaset dahilerinden biriydi. Hangimiz onun yerinde olsaydık, onun yaptıklarını yapamazdık. O dehası ve ince siyaseti ile, çoktan çökmüş olan Osmanlı İmparatorluğu’muzu tam 33 sene ayakta tuttu. İttihat ve Terakki onu devirdikten sonra, hürriyet, müsavat, uhuvvet (özgürlük, eşitlik kardeşlik) gibi, Masonik sloganlarla Balkanlardaki bütün etnik unsurları birleştirdiler. Onlar da birleşince, bize karşı Balkan Savaşı’nı başlattılar.”[3]

Atatürk “hürriyet, eşitlik, kardeşlik” sloganını Masonik slogan olarak düşünebilir mi?

Atatürk aksine bu ilkeleri sağlamak üzere 2. Abdülhamit’e karşı mücadele etti. Atatürk’ün sözleriyle göstereceğim.

Etnik unsurların birleşmesinde sadece bu sloganlar etkili olabilir mi?

Yoksa Fransız Devriminden beri gelişen milli devlet algısını dikkate katmak gerekmez mi?

Yunanlar, Bulgarlar, Sırplar bağımsızlıklarını, özerkliklerini İttihat ve Terakki’den önce elde ettiler. Balkan topraklarının önemli kısmı İttihat ve Terakki’den önce elden çıktı.

Gerçekler

Atatürk 2. Abdülhamit hakkında herhangi bir yerde bu sözleri söyledi mi?

Araştırmalarımda bu iddiaları doğrulayacak bir hususa rastlamadım. Aksine Atatürk’ün 2. Abdülhamit karşı mücadelesi, tepkisi söz konusu.

Atatürk, annesi Zübeyde Hanımın ölümü üzerine Karşıyaka’da mezarı başında 27 Ocak 1923’te yaptığı konuşmada annesinin Abdülhamit yönetiminin sonucu acılar çektiğini vurguluyor:

“320 [1905] tarihinde mektepten henüz erkânıharp yüzbaşısı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana tesadüf etti. Hakikaten bir gün beni aldılar ve müstebit (zorba, baskıcı) idarenin zindanlarına koydular. Orada aylarca kaldım. Validem bundan ancak hapisten çıktıktan sonra haberdar olabildi. Ve derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak üç beş gün görüşmek nasip oldu. Çünkü tekrar müstebit idarenin hafiyeleri, casusları, cellatları ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi. Validem ağlayarak arkamdan takip ediyordu. Beni sürgün yerime götürecek olan vapura bindirilirken benimle görüşmekten men edilmiş olan validem göz yaşlarıyla Sirkeci rıhtımında elemler ve kederler içinde terk edilmiş bulunuyordu.”[4]

Atatürk konuşmasında Abdülhamit tarafından Şam’a sürgün edilmesinden bahsediyor. Atatürk hürriyet, eşitlik, kardeşlik ilkeleri etrafında 2. Abdülhamit’e karşı mücadele etmiştir. Öğrencilik sıralarından beri Abdülhamid idaresine son vermek düşüncesi vardır. Bu yüzden 2. Abdülhamit’in hafiyelerince takip edilmiş, zindanda aylarca kalmış ve Şam’a sürülmüştür. Atatürk 31 Mart Olayı’ndan sonra Rumeli’den İstanbul’a gelip Abdülhamid’in iktidarına son veren Hareket Ordusu’nun subaylarındandır. Atatürk 1927 yılında mecliste Nutuk adlı eserini okurken “Efendiler, muhtelif vesilelerle işitmiş olacağınıza şüphe yoktur ki, ben erkânıharp yüzbaşısı olur olmaz, Sultan Hamit tarafından Suriye’ye sürüldüm”[5] diye belirtecekti. Atatürk Suriye Başbakanı Cemil Mardam ve Adil Arslan ile görüşmelerinde de “Gençliğimde Şam’da bulundum. Sürgün olarak, Abdülhamit zamanında. Suriye’nin daha birçok şehirlerinde de yaşadım”[6] diyecektir.

Atatürk, Abdülhamit yönetimine karşı mücadelesini ve nedenlerini Vakit gazetesi yazarı Ahmet Emin Yalman’la yaptığı 24 Aralık 1921 tarihli görüşmesinde şöyle anlatmıştır:

“Harbiye senelerinde siyaset fikirleri baş gösterdi. Vaziyet hakkında henüz nüfuzlu bir bakış hasıl edemiyorduk. Sultan Hamid devriydi. Namık Kemal Bey’in kitaplarını okuyorduk. Takibat sıkı idi. Çoğunlukla ancak koğuşta yattıktan sonra okumak imkânını buluyorduk. Bu gibi vatanperverane eserleri okuyanlara karşı takibat yapılması, işlerin içinde bir berbatlık bulunduğunu hissettiriyordu. Fakat bunun mahiyeti gözlerimiz önünde tamamıyla billurlaşmıyordu. Erkânıharp sınıflarına geçtik. Alışılmış olan derslere iyi çalışıyordum. Bunların üzerinde olarak bende ve bazı arkadaşlarda yeni fikirler peyda oldu. Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık. Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keşfimizi anlatmak hevesine düştük. Mektep talebesi arasında okunmak üzere mektepte el yazısıyla bir gazete tesis ettik.”[7]

Makedonya’da cemiyetin şubesini açmak için gizlice Şam’dan Selanik’e gitmiştir. Afet İnan’ın da belirttiği gibi Atatürk “Harp Akademisi’nden çıkar çıkmaz 5. Ordu’ya sürülmüş”, Şam’da Atatürk Dr Mustafa’nın evinde Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurmuş ve cemiyeti Cemiyeti’ni Makedonya’ya yaymayı düşünüyordu. Bu amaçla Selanik’e vardığında İnan, Selanik’te cemiyetin kurulmasını da şu şekilde anlatmaktadır:

“Şimdi hafif bir merasim işi kalmıştı: Komiteye sadakat yemini!

Mustafa Kemal bu yeminin silah üzerine yapılmasını teklif etti; çünkü, inkılabın yürüyebilmesi için icabında müracaat edilecek vasıta yine silahtı. Silah sözü üzerine pijamalı Edebiyat Hocası cebini yoklarken Mustafa Kemal, Topçu Subayı Hüsrev’e dönerek ‘Silahın var mı?’ dedi. Hüsrev ‘Var efendim’ cevabıyla tabancasını çıkardı.

Mustafa Kemal tabancayı aldı ve masanın üstüne koydu.

‘-Arkadaşlar’ dedi, ‘inkılap için bu silah üzerine yemin ediyoruz, unutmayınız ki, burada birbirimize verdiğimiz söz inkılap sözüdür; ve onun olması için icabında silah kullanmaktan da çekinmeyeceğiz! ‘ “[8]

Bu toplantıda yer alan Hüsrev Sami Kızıldoğan da Afet İnan’ın yazarak o gün yaşananları şöyle açıklamaktaydı:

“Kahveler içildikten, Hakkı Baha ile bazı latifeler yapıldıktan sonra Mustafa Kemal oturduğu koltuktan doğrularak ağır ve vakur bir sada ile ‘Arkadaşlar’ dedi, ‘bu gece burada sizleri toplamaktan maksadım şudur:

Memleketin yaşadığı vahim anları size söylemeye lüzum görmüyorum. Bunu hepiniz idrak ediyorsunuz. Bu bedbaht memlekete karşı mühim vazifelerimiz vardır. Onu kurtarmak yegâne hedefimizdir. Bugün Makedonya’yı ve tekmil Rumeli kıtasını vatan camiasından ayırmak istiyorlar. Memlekete yabancı nüfuz ve hâkimiyeti kısmen ve fiilen girmiştir. Padişah zevk ve saltanatına düşkün, her alçaklığı yapacak iğrenç bir şahsiyettir. Millet zulüm ve istibdat altında mahvoluyor. Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok olma vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Tarih bugün biz evlatlarına bazı büyük vazifeler yüklüyor. Ben Suriye’de bir cemiyet kurdum. İstibdat ile mücadeleye başladık. Buraya da bu cemiyetin esasını kurmaya geldim. Şimdilik gizli çalışmak ve teşkilatı yaymak zaruridir. Sizden fedakârlıklar bekliyorum. Kahredici bir istibdada karşı ancak ihtilal ile cevap vermek ve köhneleşmiş olan çürük idareyi yıkmak, milleti hâkim kılmak, kısaca vatanı kurtarmak için sizi vazifeye davet ediyorum.”[9]

Daha da örnek verilebilir ama bu kadarı Atatürk’ün ve Abdülhamit’in hatıraları diye sunulan bilgilerin yanlışlığını ortay koymak için yeterlidir diye umuyorum.

MUSTAFA SOLAK

[1] Nagehan Alçı, “RTÜK Başkanı’ndan gelen telefon ve muhalif kanalların durumu“, Habertürk, 4.7.2020, erişim tarihi 4.7.2020, https://www.haberturk.com/yazarlar/nagehan-alci/2733440-rtuk-baskanindan-gelen-telefon-ve-muhalif-kanallarin-durumu

[2] İsmet Bozdağ, Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Pınar Yayınları, 6. Basım, İstanbul, 1985, s.158-159.

[3] Necati Aydın,

“Abdülhamit En Büyük Siyaset Dâhilerinden Biriydi”, Önce Vatan,

6.6.2017, erişim tarihi 5.7.2020, https://www.oncevatan.com.tr/abdulhamiten-buyuk-siyaset-dhilerinden-biriydi-makale,39040.html.

[4] Hâkimiyeti Milliye, 29 Ocak 1923, No: 725, s.1-2; Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri İzmir Yollarında,Matbuat Müdüriyeti Umumiyesi Neşriyatı, İstihbarat Matbaası, Ankara, 1923, s.51-53; Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1959, s.74-76.; Atatürk’ün Bütün Eserleri (Atabe), c.14, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2014, s.393-394.

[5] Atabe, c.20, s.248.

[6] Atabe, c.30, s.122.

[7] Ahmet Emin, "Büyük Millet Meclisi Reisi Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Tarihçe-i Hayatı",

Vakit, 10 Ocak 1922; Atabe, c.12, s.162.

[8] Âfet (Türk Tarih Kurumu Asbaşkanı), “Atatürk’ü Dinlerken: Mukaddes Tabanca”, Belleten, 1 Ekim 1937, c.1, Sayı: 3-4, s.605-610; Ulus, 19 Mart 1938, s.1, 8; Ülkü, Nisan 1938, c.11, Sayı: 62, s.97-101; Afetinan, Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1959, s.49-55; Atabe, c.30, s.21-25.

[9] Hüsrev Sami Kızıldoğan, "Vatan ve Hürriyet = İttihat ve Terakki", Belleten, 1 Ekim 1937, c.1, Sayı: 3-4, s.619-625. Ayrıca bkz. Ulus, 20 Mart 1938, s.1, 8; Atabe, age, s.28.

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// SONER YALÇIN : BAK SANA NE ANLATACAĞIM. . ?


SONER YALÇIN : BAK SANA NE ANLATACAĞIM. . ?

Bu yazacaklarımı MHP’nin “parti okulu“nda bulamazsın. Unutturdular sana çünkü…

Gagavuz Türk‘ü Hıristiyan’dır. Yunanistan’daki Karaman Türk’ü de Hıristiyan’dır…

Karaim ya da Hazar Türk’ü Yahudi‘dir…

Altaylar Tengrici’dir…

Saha-Yakut Türkleri Şaman‘dır…

Uygur Türk‘ünün kimi Budist’tir…

Azerbaycan Türk’ü ya da İran’ın Azeri Türk’ü Şii‘dir…

Anadolu Türkmen‘i Alevi’dir…

Ne sandın?…

Türk milliyetçisi” denilince aklına sadece Müslüman Sünni mi geliyor?…

Türk milliyetçiyiz” diyerek kimin ahlakını kime dayatıyorsun?…

Bak kardeşim !…

Dünyada ilk “Türk Derneği” Macaristan-Budapeşte’de 1908 yılında açıldı.

Üniversitelerde ilk Türkoloji kürsüsü 1870 yılında Budapeşte’de kuruldu…

Macar Türklerini bilir misin?…

Turan fikrinin nereden doğduğunu sanıyorsun?…

Bugün…

Sadece Devlet Bahçeli‘yi bilmekle olmaz…

Gabor Vona‘yı da bileceksin!…

Hâlâ Necip Fazıl mı okuyorsun?…

Oysa Attila Jozsef‘i okumalısın!…

Hadi Yusuf Akçura’yı Sultan Galiyev’i bildiğini düşüneyim; Turar Rıskulov‘u ya da Ethem Nejat‘ı bilir misin?…

Sahiden “sağ” nedir “sol” nedir hiç kafa yordun mu?…

Tarihindeki Türk milliyetçi hareketler sömürgeciliğe karşı çıkarken senin neoliberalizme/ vahşi kapatilizme karşı neden hiç sesin çıkmıyor?…

Evet sen kardeşim!…

Türk milliyetçileri” adını kullanarak kimin ahlakını kime dayatıyorsun?…

Kızma bana !…

Bak sana bir Türk efsanesini hatırlatayım…

Cengiz Aytmatov’u bilirsin. Kırgız Türk’ü…

Türk birliğinin yılmaz savunucusu. Dünya edebiyatına armağan ettiğimiz Lenin ödüllü usta bir kalem…

1980 yılında yazdığı bir romanı var: “Gün Olur Asra Bedel”.

Okudun mu?…

Kişinin öz köküne yabancılaşmasını anlatır. Bunu Türk “Mankurt Efsanesi”ne dayandırır.

Şöyle…

Juan-Juan adlı barbar bir toplum tutsak ettiği kişileri işe yarar köleler haline getirmek için belleklerini silerek “mankurt” haline getirirmiş !…

Bir insanı “mankurt” yapmak istediklerinde bak ne yaparlar:

– Tutsak kişinin saçları iyice kazınır

– Kafasına devenin boyun derisi gerdirilerek geçirilir

– Tutsak başını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır

– Yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde sıcak güneş altında dört beş gün aç susuz bırakılır

– Sıcağın etkisiyle deve derisi büzülür ve bir mengene gibi kafayı sıkıştırır

– Deve derisinin artık kafa derisiyle bütünleşmeye başlamasıyla kazınan saçlar yeniden uzamaya başlar

– Fakat deri kafaya o kadar yapışır ki zaten sert olan deve derisi sıcağın etkisiyle iyice sertleşir ve uzayan saçlar deriyi delip uzamasına devam edemez

– Bu nedenle saçlar kafanın dışı yönünde değil içine doğru uzamaya başlar

– Sıcaktan büzüşen deve derisinin kafatasına yaptığı baskı ve kafanın içinde ters yönde uzayan saçların kafatasını delip beyne doğru ilerlemesiyle tutsak kişi büyük acılar çeker

– Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölür

– Sağ kalan tutsak ise zamanla kendine gelir; yiyip içerek gücünü toparlar.

– Ama o artık bir insan değildir; ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “mankurt” olmuştur.

Artık hafızası yoktur…

Kim olduğunu hangi soydan geldiğini anasını babasını ve çocukluğunu bilmez hale gelir.

Artık düşünemez…

İnsan olduğunun farkında değildir. Ağzı vardır dili yoktur. Kaçmayı dahi düşünmeyen hiçbir tehlike arz etmeyen bir köledir sadece. Bilinci benliği olmadığı için sadece efendisine boyun eğen bir köle…

Evet… Mankurt için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmektir…

Akıl yoksunluğunu ifade eden “mankurtlaşma” artık bir kavram olarak kullanılmaktadır…

Anadolu’da “mankafa” derler !…

Kimbilir… Belki de Cengiz Aytmatov “Bozkurtları” uyarmak istemektedir… Anlayana…

***

* Türk Bayrağı’nın yakılmasını göklerden/direklerden indirilmesini protesto ettin mi?

Hayır!…

* Atatürk heykellerinin parçalanmasını protesto ettin mi?

Hayır!…

* Bu ülkenin parsel parsel özelleştirme adı altında satılmasını protesto ettin mi?

Hayır!…

* Türk kimliğinin-kavramının Anayasa’dan çıkarılmak istenmesini protesto ettin mi?

Hayır!…

* Devlet nişanından devlet kurumlarından Türkiye Cumhuriyeti ibaresi kaldırılmasını protesto ettin mi?

Hayır!…

* Andımızın kaldırılmasını protesto ettin mi?

Hayır!. .

* 23 Nisan gibi 19 Mayıs gibi milli bayramlarının kaldırılmasını protesto ettin mi?

Hayır!…

* Soma katliamını protesto ettin mi?

Hayır!…

* Doğa katliamlarını protesto ettin mi?

Hayır!…

* Kaçak Sarayı protesto ettin mi? Hayır!…

* Kuzey Irak’ta Türkmenlerin katledilmesini protesto ettin mi? Hayır!…

* Süleyman Şah Türbesi’nden kaçılmasını protesto ettin mi?

Hayır!…

* Ülkenin parçalanma projelerini protesto ettin mi? Hayır!…

Peki neyi protesto ettin?…

Sadece bu ülkenin yüz akı sanatçısı Bedri Baykam‘ı protesto ettin !…

Beyoğlu Piramid Sanat Galerisi’nde Almanya Fransa Japonya ve ABD’den sanatçıların eserlerinin de yer aldığı “Çırılçıplak” başlıklı sergiyi “ahlaki değerlere” aykırı bulup Taksim‘e sokağa çıktın ve “Bizler; Türk Milliyetçileri Türk İslam Ülkücüleri Türk Milletinin ahlak değerleri ile ters düşen ve sanat adı altında perdelenmek istenen bu çirkin sergiyi kabul edemeyiz” dedin…

Demek: Türk kavramının yok edilmesi Türk bayrağının yakılması Atatürk heykelinin parçalanması Andımız’ın ulusal bayramlarımızın kaldırılması “ahlaki değerlere” uygunmuş ki sesin çıkmadı!…

Türklüğün sadece “bacak arasına” indirgendiğinin farkında değil misin?…

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// Mehmet ASAL : MUSTAFA KEMAL Mİ YOKSA ATATÜRK MÜ ???


Mehmet ASAL : MUSTAFA KEMAL Mİ YOKSA ATATÜRK MÜ ???

Daha yazıyı okumadan “ne farkı var ki?” dediğinizi duyar gibiyim.

Son yıllarda bir modadır gidiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ten bahseden birçok kişi bilinçsiz bir şekilde sadece “Mustafa Kemal” adını kullanıyor. Oysa bunu bilinçli olarak yapan ve Atatürk soyadını söylemekten ısrarla kaçınan bir kesim de var.

Önce size şunu sormak istiyorum, örneğin İsmet İnönü’den bahsederken, “İsmet şunu yaptı, İsmet bunu yaptı” mı diyoruz yoksa “İnönü” veya “İsmet İnönü” şunları yaptı mı diyoruz. Tabii ki “İsmet İnönü” veya sadece “İnönü” diyoruz ama hiçbir zaman “İsmet” demiyoruz. Aynı örneği çoğaltalım, “Adnan “ demiyoruz “Adnan Menderes” veya “Menderes” diyoruz. “Turgut” demiyoruz, “Turgut Özal” veya sadece “Özal” diyoruz. Bu örnekler sonsuza kadar uzatılabilir ama sadece ön ismiyle anılan bir lider, siyasetçi yoktur.

Gelelim Mustafa Kemal Atatürk’e. Bu soyadını kendisine TBMM, millet adına vermiştir. Bu soyadını dünya üzerinde taşıyabilecek ikinci bir kişi yoktur. Oysa “Mustafa” veya “Kemal” adında veya “Mustafa Kemal” adında on binlerce kişi vardır.

Bakınız Tirajı haftada 25 bin olan Moskova’da yayınlanan Novoye Vremya dergide Aaleksandr Kustarev imzasıyla yayınlanan bir yazıda, Mustafa Kemal Atatürk’ün soyadına ilişkin kısmında yazdıklarına:

………………..Çağdaş Türk devletinin kurucusu Atatürk, (1881–1938) daha önce sadece Mustafa adını taşıyordu. Zira o dönemde, Türkler soyadı kullanmıyorlardı. Mustafa, sıradan bir ailenin oğluydu ve Selanik’te doğmuştu. Okulda çok başarılı olduğu için kendisine "Kemal" adı verilmiştir. Daha sonra da kendisine "Atatürk" soyadı verilmiştir. "Atatürk" soyadı, kendisine yaranmak amacıyla verilen abartmalı bir soyadı değil, bir unvandır. Zira ondan önce Türk milleti diye bir şey yoktu. Osmanlı İmparatorluğu vardı ve bu imparatorluğu sultan ailesi, hilafet ve İslam kenetliyordu. Atatürk, bütün bunları kararlı bir şekilde ortadan kaldırmıştır……………………….

O halde bu kadar müstesna, bu kadar güzel ve tüm milletinin onayı ile kendisine “Atatürk“ soyadı verilmiş bu lideri anarken veya ondan bahsederken, bu eşsiz ve anlamlı soyadını kullanmaktan kaçınmak niye? Tüm dünya “Atatürk” adını bilir.

ABD’de diplomatik görevle bulunurken, karşılaştığım ABD vatandaşlarının yarısına yakınının Mustafa Kemal Atatürk’ü, sadece Atatürk olarak bildiğini ve andığını gördüm ve duydum. Bugün Çin’de, Pakistan’da, Endonezya’da, Malezya’da, Bengaldeş’te ve daha pek çok ülkede Atatürk ismi okul kitaplarında sadece Atatürk ismiyle anılırken, Atatürkçülük (Kemalizm tabiriyle değil Atatürkçülük olarak) öğretilirken, biz Türkler mensubu olduğumuz milletin adını ve atalığını almış liderimize bu soyadını yakıştıramıyor muyuz ki “Atatürk” ismini kullanmaktan bilerek veya bilmeden kaçınıyoruz.

Gazi Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını veren ve bu soyadının alınamayacağını belirten kanun başlığı ve metnin orijinali aşağıdadır.

Kanunun adı bile, savımızı ifade etmeğe yetmiyor mu? “Kemal öz adlı………)

KEMAL ÖZ ADLI CUMHURREİSİMİZE VERİLEN SOYADI

HAKKINDA KANUN

Kanun Numarası : 2587

Kabul Tarihi : 24.2.1934

Madde 1.

KEMAL öz adlı Cumhurreisimize ATATÜRK soyadı verilmiştir.

Madde 2.

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3.

Bu kanun Büyük Millet Meclisi etrafından icra olunur.

ATATÜRK SOY İSMİNİN ALINAMAYACAĞINA DAİR KANUN

Kanun Numarası :2622

Kabul Tarihi :17/12/1934

Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi :24/12/1934

Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı : 2888

Madde 1.

Kemal Öz adlı Türkiye Cumhur reisine 24.11.1934 tarih ve 2587 sayılı kanunla verilmiş olan ATATÜRK soyadı tek şahsına mahsustur, hiç kimse tarafından öz veya soyadı olarak alınamaz, kullanılamaz ve kimse tarafından hiçbir surette bir kimseye verilemez.

Madde 2.

ATATÜRK adının başına ve sonuna başka söz konarak öz veya soyadı alınamaz ve kullanılamaz

Madde 3.

Bu kanun hükmü 24/11/1934 tarihinde başlar.

Madde 4.

Bu kanun hükmünü yerine getirmeye Dahiliye Vekili memurdur.

Şimdi gelelim özellikle “Atatürk” demekten kaçınanlara. Ülkemizde 1960’lı yılların sonlarında giderek güçlenen sol ideoloji, Atatürkçülüğün içerdiği “Sol Milliyetçi” anlayışı görmezden gelmek ama Atatürk’ü kendi ideolojisi doğrultusunda kullanmak isteyince, Marksizm’in bir uzantısı olan “milliyetçi düşünceyi behemehal düşman kabul etme” noktasından hareketle, Mustafa Kemal ismine sahip çıkarak ve özellikle Atatürk ve Atatürkçülük demekten kaçınarak, Kemalizm tabirini amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışmıştır. Marksist ve Leninist düşünce yapısını benimsediğini iddia eden bu guruplar, “Atatürkçülük” düşünce sistemini de bölerek sadece Mustafa Kemal’i bünyesine alan ve onun düşünce yapısının ve felsefesinin tamamını görmek yerine, ulusal mücadele esnasında ortaya çıkan “emperyalizm ve emperyalist güçlerle mücadele” ilkesini benimseyen bir görüşün temsilcisi olmuşlardır. Onlara göre Mustafa Kemal, yapılması gerekli devrimlerin doğal sonucu olarak ortaya çıkan herhangi bir liderdir ve Kemalizm’in tek hedefi Emperyalizm ve Kapitalizm ile savaşmaktır.

Bu kesimlerin bilinçli bir çaba ve sistemle kullandıkları “Mustafa Kemal” ve kullanmaktan kaçındıkları “Atatürk” tabirleri, maalesef bugün aydın geçinen birçok kişinin de bilinçsizce “Atatürk” yerine “Mustafa kemal” ifadesini kullanmasına sebep olmuştur.

Bu gün bile zoraki olarak birbirine düşman gösterilen sol ve milliyetçilik, artık olması gerektiği gibi bir arada tutulmalı ve Atatürkçülük veya Kemalizm yorumlanırken bu değerler çerçevesinde olaya bakılmalıdır. Egemen muhafazakâr sahte milliyetçi anlayışa karşı laik, devrimci, antiemperyalist, devletçi, sol milliyetçilik tezleri savunulmalı, Marksizm kalıntısı milliyetçilik düşmanı anlayışlara karşı da bilimsel, tarihsel ve sosyolojik gerçeklerin ışığında milliyetçi olmayan bir solun ancak emperyalistlerin hizmetindeki bir hezeyan olduğu anlatılmalı ve Dünya’ ya Batı gözüyle bakma sakatlığından kurtularak, olduğumuz yerden bakma cesaretini ve bilgeliğini göstermeliyiz. Bu arada milliyetçiliği sadece ulusalcılık olarak algılamak da yanlıştır. Gerçek Atatürk Milliyetçiliği; Kurtuluş Savaşı ve onu takip eden Cumhuriyet devriminin yani genel anlamda Kemalist devrimin yarattığı özgün sol bir ulusçuluktur ki; bu husus Atatürk ilkelerinde de yerini almıştır. Bu anlayıştan hiçbir şekilde taviz verilmemesi gerekir.

Emperyalist toplumlar için milliyetçilik gerçekten kapitalizmle iç içe geçmiş bir anlayışken; mazlum milletler için ve özellikle Türk Milleti için sol ile bütünleşmiştir. Herkes kabul eder ki, solun en karakteristik özellikleri antiemperyalizm, devletçilik ve halkçılıktır. Bu da Atatürk Devrimin ve Türk Milliyetçiliğinin özünü oluşturmaktadır. Solun enternasyonal anlamına gelince; sol milliyetçilik, kapitalist ve faşist yapıda olmadığı için insancıl ve barışçıl niteliktedir. Atatürkçülüğün (Kemalizm) yüce davası sadece Türk Ulusu için değil tüm ezilen milletler için çok büyük bir anlam ifade etmektedir. Dolayısıyla ezilen ulusların siyasi ittifakına sol milliyetçilik anlayışı karşı değildir.

Atatürk’ ün tabiriyle : “Gerçi bize milliyetçi derler. Ama biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.’”

Esasen sol milliyetçiliğin doktirinel olarak doğuşu Kemalist devrim ve Kemalizm’ e rast gelir. Atatürk bunu şu şekilde ifade etmiştir : "Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor.
Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir." Toplumculuğun ve milliyetçiliğin iç içe geçmiş olduğu mazlum ve mağdur kahraman Türk Halkı emperyalizme karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını vermiş ve arasız devrimlerle milliyetçi sol yapısını
güçlendirmeyi hedeflemiştir. Atatürkçülük sadece Batı sömürgeciliğini değil aynı zaman doğu gericiliğini de yıkmıştır.

Milliyetçilik anlayışı üzerinde yükselen bu devrim bütün mazlum uluslara örnek teşkil etmiştir. Öyle ki; bu devrimin izleri Cezayir’ de, Küba’ da, Tunus’ ta, Hindistan’ da, Vietnam’ da, Afrika’ da, Türkistan’ da Mısır’ da, Afganistan’ da kendini göstermiştir.

Türk Milliyetçiliğinin yani Atatürk milliyetçiliğin; Batı Milliyetçiliğinden farklarından birisi de Sınıf Bilinci taraftarı olmamasıdır. Halkı sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle olarak tanımlar. Atatürk Ulusçuluğu; dini, mezhebi, soyu ne olursa olsun, kendini Türk bilen herkesi, Türk ulusundan sayar. Atatürk Milliyetçiliği sosyal devlet yanlısıdır. Ütopik sosyalizmi reddetmesine karşın, kamu ekonomisi yanlısı yani halkçı bir görünümdedir. Atatürk Milliyetçiliği sosyal adalet çerçevesinde antiemperyalist, laik, devletçi; Türklük şuurunu birleştirici sayan bir düşünce sistemidir. Atatürk Milliyetçiliği Osmanlı’nın ümmetçi ve federal sistemine karşı Türklük bilinci ve sol değerler taşıyan Türk Milliyetçiliği bayrağını yükseltir.

Tüm bunları okuduktan sonra size bir kere daha sormak istiyorum,

Mustafa Kemal mi, yoksa Atatürk mü?”

Tabii ki Atatürk dediğinizi duyar gibiyim. Lütfen duyarlı olalım.

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// Amerikalı belgeselcinin gözünden : İnanılmaz Türk


Amerikalı belgeselcinin gözünden : İnanılmaz Türk

Atatürk’ü anlatan ve The Incredible Türk (İnanılmaz Türk) ismiyle yayınlanan belgesel sosyal medyada yeniden gündem oldu.

Atatürk’ü anlatan ve The Incredible Türk (İnanılmaz Türk) ismiyle yayınlanan belgesel sosyal medyada yeniden gündem oldu.

1958 yılında ABD’de çekilen ve The Incredible Türk ismiyle yayınlanan belgeselde; 1930’ların Türkiye’sinden görüntülere yer verilirken, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’nin sanayileşmesi için yaptığı hamleler anlatılıyor.

Belgeselde, Atatürk’ün ileri görüşlülüğüne hayranlık vurgulanırken, Türkiye’yi modern bir ülke konumuna getirişi de aktarılıyor. Belgeselde, Atatürk için, "Ülkenin ilerleyiş hızı olağanüstüydü. Atatürk’ün yönetiminde sanayi üretimi on kat artmıştı" ve "Türkiye’nin lideri, Hitler’in, dinamik Alman ulusunu, onların tutkularını kamçılayarak yıkıma sürükleyeceğini ve Mussolini’nin Sezar rolü oynayacağını söylüyordu. Zaman Atatürk’ün ne kadar haklı olduğunu gösterdi" gibi ifadelere yer veriliyor.

Söz konusu belgeselde; CIA ve Türkiye’nin arşiv görüntülerinden yararlanılırken, belgesel sosyal medyada çokça beğeni aldı.

İşte o belgeselden bir kesit:

VİDEO İÇİN LİNK : https://odatv4.com/vid_video.php?id=904C9

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : Türk Bayrağının Ortaya Çıkış Hikayesi


Türk Bayrağının Ortaya Çıkış Hikayesi

Çocukluğumuzdan beri öğrendiğimiz ”gökteki ay ve yıldızın yansıması” mevzusundan daha farklı bir hikayesi varmış.

aslında bize kitaplarda öğrettikleri gibi bir sokaktan geçerken gökten yansıyan ay ve yıldızın yerdeki yansıması mıymış dersiniz? iyi ki o sokaktan geçiyorduk, ya arka sokaktan geçseydik ne olacaktı?

iStock.com

bizim bayrağımızın bir tarihi vardır. bayrağımızda ilk defa hilal ve yıldızı 3. selim bir araya getirmiştir. o zamana kadar her gelen padişah bir bayrak ortaya çıkarıyor. 3. selim diyor ki "her ülkenin bayrağında bir çok hilal var ama benim ülkemin bayrağı farklı olmalı, yeryüzünde tek olmalı" ve sonra 3. selim bayraktaki hilal sayısını bire düşürüyor ve yanına sekiz köşeli yıldızı koyuyor. sekiz köşeli yıldız şekil biliminde "zafer" anlamına gelir. daha sonra sultan abdülmecid zafer madalyalarının da sekiz köşeli olduğunu ve bayraktaki yıldızın farklı bir yıldız olması gerektiğini söylüyor ve sekiz köşeli yıldızı beş köşeye indiriyor. beş köşeli yıldızın anlamı ise "insan" dır.

iStock.com

arkadaşlar hepimiz artık bayrağımızı tesadüfen bulmadığımızı öğrenmiş olduk. lütfen ona sahip çıkalım ve onu yakanları, ona saygı duymayanları ve onun hikayesini bize adam gibi öğretmeyip raslantılar silsilesi içinde basitleştirerek anlatanları hep beraber burdan kınayalım.

iStock.com

çünkü bizim bayrağımız dünyadaki en güzel bayrak‘tır. onun anlamı ve önemi bütün bayrakların üstündedir.

kaynak: sunay akın – türk bayrağı