ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : Atatürk Dönemi Fikir Hareketleri


Atatürk Dönemi Fikir Hareketleri

Yahya COŞKUN [1]

Atatürk dönemi fikir hareketlerini üç başlıkta ve üç devrede incelemek gerekmektedir. Birinci devre, 1920-1925 arasındaki klasik dönemdir. Bu dönemde Osmanlı’dan kalan fikir hareketleri, olduğu gibi varlığını sürdürmüştür. İkinci devre, 1925-1930 arasındaki istihale dönemidir. Bu dönemde başta Türkçülük olmak üzere fikir hareketleri bir istihale devresine girmiş, yeni dönemin kodlarına uygun bir hale gelecek şekilde değişmeye/değiştirilmeye başlamıştır. Üçüncü devre ise 1930 sonrası Kemalizm dönemidir. Bu dönemde artık tek bir fikir hareketi kalmıştır, o da devrimin ideolojisi olan Kemalizm’dir.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : “İKİ KADEH RAKI”


"İKİ KADEH RAKI"

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ. İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI İYİ DE YAPMIŞ…

Bu ülkede yasayan her insanın bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK… Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş… Padişah ona Trablusgarp Cephesi’nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş… Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes’lerle gezememiş Anadolu’yu… Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş…. Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş… Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir’den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar… Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş! Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla’dan bir istek parçası isteyemeden gitti .. Lozan Zaferi’nden sonra veya Cumhuriyet’in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. Atatürk’e acıyorum… Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah… Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken… Bunları yapmadı Atatürk…. Keyif çatmadı… Yan gelip yatmadı… Vatan topraklarını satmadı… Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı…

İŞTE ONUN İÇİN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK. HER FIRSAT ELİNDE VARDI. O İSE SADECE BU MİLLETİN BAĞIMSIZLIĞINI İSTEDİ. BÜTÜN SUÇU 2 KADEH RAKI İÇMEKTİ O KADAR….

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// ARSLAN BULUT : GAZİ NASIL İDARE ETMİŞTİ ÜLKEYİ ???


ARSLAN BULUT : GAZİ NASIL İDARE ETMİŞTİ ÜLKEYİ ???

Tayyip Erdoğan AKP genel başkanı olarak yaptığı konuşmada "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden rahatsız olanlar var bunu biliyorum. Diyorlar ki ‘Bu geleneğimize ters bir yapı’ yeri geliyor diyorlar ki ‘Biz Atatürk’ün partisiyiz. ‘ Acaba Gazi parlamenter demokrasiyle mi idare etmişti ülkeyi?" diye sordu.

Erdoğan’ın kendi kurduğu sistemi meşrulaştırmak için de olsa "Gazi ülkeyi nasıl idare etmişti?" diye bir sorgulamadan faydalanmak istemesi başlangıç olarak faydalı bir yaklaşımdır.

***

Erdoğan ayrıca Meclis’teki Anayasa değişikliği oylamasının usulsüz olduğunu referandumda mühürsüz oyların son dakikalarda geçerli sayıldığını yani yüzde 52 kabul oyuna şaibe karıştığını herkesin unuttuğu veya artık üstünde durmadığı varsayımıyla "Bunlarda dürüstlük diye bir şey yok. Milletimiz Cumhurbaşkanlığı sistemine yaklaşık yüzde 52 ile ‘Evet’ dedi mi? Dedi. Bundan sonra sizin konuşmanız lafügüzaftır. " dedi.

Güzel de Anayasa oylamasında gizli oy kullanılması gerekirken görevli milletvekillerinin kontrol etmesiyle açık oyama yapılması dürüstlük müdür?

Referandumda sandıklar kapanırken Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçersiz sayması dürüstlük müdür? Bu oyların sonucu değiştirecek derecede etkili olduğunu herkes biliyor değil mi?

***

"Gazi ülkeyi nasıl yönetmiştir?"e gelelim…

Sadece Tayyip Erdoğan’ın değil siyasetle uğraşan herkesin düşünmesi gereken bir konu bu!

Mesela Gazi Amerikan projesiyle Libya’ya müdahale eder miydi? Yoksa Libya’ya müdahale edilmesini önlemeye mi çalışırdı?

Gazi Amerika’nın Büyük İsrail projesini uygulamak için önce Irak’ı sonra Suriye’yi parçalamasına izin verir miydi? Bu kirli saldırıda Türkiye topraklarını ve hava sahasını kullandırır mıydı? Teröristlerin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek burada IŞİD diye bir devlet kurmasına seyirci kalır mıydı? Gazi muhalifleri silahlandırıp "lojistik destek" ve askeri eğitim vererek Suriye devletini çökertmeye çalışır mıydı?

Dünyada herhangi bir ülkenin Cumhurbaşkanı Gazi’ye "Akıllı ol benim çizdiğim sınırların dışına çıkarsan ekonomini yerle bir ederim" diyebilmeyi aklından geçirebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin parlamentosu Gazi’nin malvarlığının araştırılmasını isteyebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin yargı sistemi bir Türk bankasının kullandığı kaynaklar ve yöntemler hakkında dava açabilir miydi?

Dünyada hangi ülkenin Dışişleri Bakanı Ankara’ya kadar gelerek Gazi’ye "Kurduğun şeker fabrikalarını sat ve kapat benim ülkemin şirketlerinin ürettiği tatlandırıcıyı kullan" diye baskı yapabilirdi?

Dünyada hangi ülkenin Cumhurbaşkanı Gazi’ye "Kırıkkale silah fabrikasını ve Kayseri uçak fabrikasını kapat" diyebilirdi?

Gazi bir Arap emirliğinin 500 milyon dolarlık uçak hediye etmesi karşılığında ülkenin tank-palet fabrikasını onlara devreder miydi?

***

Polatlı’dan top sesleri gelir ve kendisi de cephede kaburgaları kırık bir durumda orduya başkomutanlık yaparken Ankara’da milli eğitim şurası toplayan ve sonra da "Cumhuriyet sizden fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller ister" diye hitap ettiği öğretmenleri seferber eden onları halk nazarında en yüksek mertebeye yerleştiren Gazi üniversitelere çalınmış sorular verilmiş kişilerin girmesine izin verir miydi?

Bir Türk devleti kurduktan sonra Türk çocuklarının güne "Türküm doğruyum çalışkanım" diye başlamasını isteyen Gazi "Andımız"ı yasaklayan "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü dağlardan taşlardan silmekle TC tabelalarını kaldırmakla övünen Cumhuriyet dönemine "reklam arası" diyen hatta "AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk" diye sevinen kadroların dini kullanarak halkı kandırmasına ve sahte sınavlarla sahte diplomalarla sahte seçimlerle "Atı çalanın Üsküdar’a geçmesiyle" ülke yönetimini ele geçirmesine izin verir miydi?

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/gazi-nasil-idare-etmisti-ulkeyi-53813yy.htm

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// Hamdi Yaver Aktan : “Atatürk’e saldıran dünün Fetullahçılarıyla karşı karşıya oturmayın”


Hamdi Yaver Aktan : "Atatürk’e saldıran dünün Fetullahçılarıyla karşı karşıya oturmayın"

Hamdi Yaver Aktan, "Sözümüz Cumhuriyetçi aydınlara, düşünürlere, bilim adamlarına, hukukçulara, askerlere, gazetecilere: Aydınlanmaya, Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e saldıran dünün Fetullahçılarıyla karşı karşıya oturmayınız" dedi.

Yargıtay Onursal Daire Başkanı Hamdi Yaver Aktan, Cumhuriyet gazetesinin “Olaylar ve görüşler” köşesinde “Kendileri çalsın kendileri oynasınlar” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Aktan yazısında, şu ifadeleri kullandı:

“Yazımın ana düşüncesi bu kanalların izlenmemesi, bu adamlarla tartışma programlarına çıkılmamasıydı. Birkaç kez yazdım; yazdıklarımı yeterli görmemiştim. Enver Aysever yetişti: ‘Yalandan tartışmalar, sahte kahramanlar!’ başlıklı yazısında: ‘Gerici, cemaatçi, cehaletinin ayırdında olmayan biriyle tartışmaya tutuşmak beyhudedir’ diyor.

Gerçekten de çok yerinde bir saptama!

Medyanın başat güç olduğu tartışma götürmez bir olgu. Demokrasilerde dördüncü güç… Ne var ki bağımsız olması koşuluyla. Gücün yanında yer aldığında kimliğini, niteliğini yitireceği ve sadece istenilen doğrultuda propaganda aracı olacağı bir gerçek.”

“ÖVGÜ DÜZDÜKLERİ FETHULLAH HATIRLATILDIĞINDA, EZAN, CAMİ, BAŞÖRTÜSÜ VB. SÖYLEMİYLE ÜSTE ÇIKMAYA ÇALIŞMAKTALAR”

Aktan yazısını şöyle sürdürdü:

“Oluşturulan merkez medyanın günümüzde Cumhuriyet’e saldırmanın bir aracına dönüştüğü görülmekte. Meşruiyet sağlamak için muhalif görünenler de ekranlara çıkarılmakta. Hepsi o kadar. Moderatör destekli söz kesme, konuyu saptırma peşi sıra gelmekte, adeta ‘sizi de davet ettik ya, yeter konuşmayın, oturmakla yetinin!’ denilmekte.

Kısa geçmişi anımsamakta yarar var: Uydurma kanıt aranırken canlı yayın yapıldığı, ‘tedarik edilen’ tanıkların ekranlara taşındığı, hukukun/yasanın emredici düzenlemelerine karşın insanların peşinen mahkûm edildiği, algı operasyonlarının savunmalarının yaptırıldığı, ‘yanıt hakkı’ kavramının yok sayılıp unutulduğu, koruma tedbirleri uygulamaya başlanmadan, ara haberlere, başlatılmışcasına yayın yapıldığı vb. belleklerde durmakta.

Bütün bu ve benzer hukuksuzlukları savunanlar, hocaefendilerini büyük aktör olarak yansıtanlar, yurtsever subayların ailelerine dönük utanç verici söylemleri utanmadan dile getirenler, ölenlerin arkasından sevinç naraları atanlar, aydınlar, düşünürler, askerler, politikacılar, hukukçular, gazeteciler, işadamları, sporcular vb. tutuklanırken, Mustafa Kemal Atatürk’ün “örgütün”(!) lideri olduğunu ima edenler yine ekranlarda durmakta. “Durmaktan” kastımız; aynı şekilde Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e, aydınlanmaya, laikliğe, anayasayla güvenceye alınmış değerlere/düzenlemelere saldırılarına devam etmekte oldukları. Geçmişte yazdıkları, söyledikleri ortada: Övgü düzdükleri Fethullah hatırlatıldığında, ezan, cami, başörtüsü vb. söylemiyle üste çıkmaya çalışmaktalar.”

“ATATÜRK’E SALDIRAN DÜNÜN FETULLAHÇILARIYLA KARŞI KARŞIYA OTURMAYINIZ”

“Meşrulaştırmayın” çağrısında bulunan Hamdi Yaver Aktan yazısında şunları kaydetti:

“Öyle görünüyor ki emperyalizme karşı kurtuluş savaşının kazanılmış ve bağımsız, modern devlet kurulmuş olmasını içlerine sindiremeyenlerin yeni Malaya Zırhlıları televizyon ekranları olmakta. Ekran sahipleri asıl bunları konuşturmak için muhalif gördüklerini konuşturmamak suretiyle “tarafsızlıklarını”(!) göstererek meşruiyet sağlamayı amaçlamaktadırlar.

Konuyu uzatmaya gerek yok.

Sözümüz Cumhuriyetçi aydınlara, düşünürlere, bilim adamlarına, hukukçulara, askerlere, gazetecilere: Aydınlanmaya, Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e saldıran dünün Fetullahçılarıyla karşı karşıya oturmayınız.

Ekranlara asıl çıkarılmak istenenlere meşruiyet kazandırmayınız.

“Kiminle kavga edersen ondan fazlası değilsin” sözünü hatırlayalım.

Kendileri çalsın kendileri oynasınlar..!”

Odatv.com