AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// Arslan Bulut : Doğu Akdeniz’de Asıl Sorun ve Çözüm !


Arslan Bulut : Doğu Akdeniz’de Asıl Sorun ve Çözüm !

LİNK : www.yenicaggazetesi.com.tr.

.

Doğu Akdeniz’de "Mavi Vatan"ın korunması konusunda, asıl sorunu, sadece Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır, İsrail ve Fransa çıkarmıyor.

Asıl sorun, ABD’nin, Kıbrıs açıklarındaki doğalgaza göz koymuş olmasıdır.

Nitekim , Almanya’nın Sesi’nde çıkan habere göre ABD Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkililerinden Siyasi İşler Müsteşarı David Hale, Rum devletini ziyaretinde "AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti ile Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama çalışmalarında işbirliğini geliştirmek istediklerini" söyledi.

AB üyesi Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti, ABD’li Exxon Mobil, Katarlı Qatar Petroleum ve geçen ay Chevron tarafından satın alınan Teksas merkezli Noble Energy şirketlerine kendi MEB alanında doğal gaz sondaj ruhsatı vermişti.

***

Amerika’nın Sesi ise bu açıklamaya ve Amerikan şirketlerinin sondaj ruhsatlarına hiç değinmeden Türk muhabiri Arzu Çakır’ın "Fransa Doğu Akdeniz’de Hata Yapıyor’" başlıklı röportajını yayınladı.

Çakır‘ın görüştüğü Fransa’nın en önemli düşünce kuruluşlarından Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IRIS) Başkan yardımcısı Didier Billion, "Bana kalırsa Macron, hem ‘diyalog’ deyip hem de bölgeye savaş gemisi göndererek çelişkinin de ötesinde hata yapıyor. Bu politikalarla Erdoğan’a geri adım attırabileceklerini düşünmüyorum. Sorunu tek başınıza çözemezsiniz. Türkiye, kendi karasularında birtakım tezleri savunuyor ve oradaki enerji kaynaklarının sadece İsrail, Mısır, Yunanistan tarafından elde edilmesini kabul etmiyor. Akdeniz’e kıyısı olan büyük bir ülke Türkiye…" dedi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise Türk hükümetine "Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama faaliyetlerine derhal son vermesi" çağrısında bulundu!

***

Bu arada, Erol Koçer adlı takipçim, "Bir Türk milliyetçisinden, Yunan milliyetçilerine mektup…" yazdı ve paylaşılmasını istedi. Koçer mektubunda, Yunan milliyetçilerine şöyle diyor:

*"100 yıl önce emperyalistlerin oyununa gelerek yaptığınız düşmanlığın faturasını ağır bir şekilde ödediniz… Tarihimizdeki bu acı tecrübelere rağmen, Atatürk’ün önderliğinde, 1935 yılında kurulan Balkan Antantı’nda, emperyalizme karşı birlikte yer aldık…

*Ulu önder Atatürk, 1934 yılında, ikinci Balkan konferansında yaptığı konuşmada; aynı beşiğin evlatları olduğumuzu belirterek, ortak çıkarlarımız ve dünya barışı için güç birliği yapmamız gerektiğini ve yaşanan acıların unutularak ortak bir gelecek inşa edilmesinin önemini dile getirmişti…

*Atatürk, sadece biz Türklerin değil, emperyalizme başkaldıran bütün ezilmiş ulusların ortak değeri ve önderidir… İşte bu nedenledir ki, BM’de 1978 yılında alınan karar, BM tarihinde oybirliği ile alınan tek karardır. Evet bu karar, Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü olan 1981 yılının tüm dünyada Atatürk Yılı olarak ilan edilmesi ve kutlanmasına ilişkin karardı… Teklifi BM genel kuruluna sunan ülkelerden birisi de Yunanistan’dı…

*Geçen zaman süresince Türk ve Yunan halkları yine birbirine düşman hale getirildiler… Bu düşmanlık iki tarafın da çıkarına değil, ancak emperyalist ülkelerin çıkarınadır…

*Ortadoğu ve Akdeniz’deki mazlum milletler birbirine düşman edilirken, pastayı kimlerin paylaştığını görmüyor musunuz? Aramızda yaratılan düşmanlıkta, destekçiniz gibi görünen emperyalistlerin, bu destek karşılığında sizden çaldıklarının ve çalacaklarının farkında değil misiniz?

*Türkiye ve Yunanistan’ın düşmanlığı her iki devlet için zarardır ve emperyalistlerin planıdır…

Türkiye ve Yunanistan’ın ortak çıkarları vardır…

*Her iki devletin milli menfaatleri, ancak iki devletin dostluğu ile sağlanabilir ve bu dostluğu ancak her iki milletin gerçek milliyetçileri tesis edebilir…

Türk ve Yunan milliyetçileri emperyalizme hizmet edenlere aldanmamalıdır…"

GÜNDEM ANALİZİ /// Arslan BULUT : “Ayasofya tuzağı” ve egemenlik !!!


Arslan BULUT : "Ayasofya tuzağı" ve egemenlik !!!

E-POSTA : arslanbulut

19 Haziran 2020

Dünyayı kilitleyen korku kampanyasına odaklandığım için Ayasofya tartışmasına bir defa dolaylı olarak katılmıştım…

Bütün insanlık bir virüs üzerinden başlatılan küresel durgunluk sırasında ciddi bir tehdit altındayken Türkiye’de Ayasofya üzerinden egemenlik tartışması yapılması "Yeni Dünya Düzeni"nin kurulması ile doğrudan ilgili olabilir!

Çünkü Türkiye, Yeni Dünya Düzeni önünde engeldir! Türkiye’yi dönüştürmeleri gerekiyordu; bunu neredeyse tamamladılar! Şimdi Türkiye’yi tartışılan bir ülke haline getirerek son darbeyi vurma şanı elde etmek istiyor olabilirler.

***

Bu konuda iki önemli değerlendirme var…

"Vatikan Para ve Kan İmparatorluğu" adlı araştırmasıyla da bilinen Sedat Memili, "Ayasofya tuzağı" başlıklı yazısını göndererek bilgilerini ve bakış açısını paylaştı.

Memili, "Ayasofya Müzesi’nin egemenlik hakkı zaten Türk Devletinindir, ibadete açılıp açılmamasının egemenlik hakkının tescili ile ilgisi yoktur. Kaldı ki, müze olmasına rağmen ibadete açık bölümleri vardır." dedikten sonra, egemenlik kavramı üzerinde durdu:

* "Ayasofya’nın ibadete açılmasının bir egemenlik sorunu olduğunu savunanların; Ege Denizi’nde Yunanistan işgali altında bulunan Türk adaları, Doğu Akdeniz’de tehdit edilen Türkiye’nin egemenlik hakları, bankacılık sistemi, telekomünikasyon, limanlar ve tank palet fabrikası, ulaştırma gibi konularda hassasiyet göstermeleri daha doğrudur.

*Tohumu, limanı, haberleşme sistemi, parası, yeraltı ve yeryüzü zenginlikleri özgür olmayan bir toplumda, ibadet özgür olabilir mi?

* Şu an için Ayasofya’da bir sorun yoktur. Ayasofya simgesel olarak hassasiyet içeren bir yapıdadır. Bunu gündeme getirmek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında Türkiye’ye kurulmuş bir tuzaktır.

*Benzer bir tuzak, yakın tarihte Almanya tarafından Enver Paşa’ya kurulmuştu. Öyle ki Enver Paşa’yı pohpohlamak için Almanya’dan gönderdikleri kolilerin üzerine adres olarak ‘Enverland’ yani ‘Enver’in ülkesi’ diye yazmışlardı. Sonuç malum."

***

Memili, "Gereksiz yere alınabilecek bir karar, Katolik ve Ortodoks mezheplerini Türkiye’ye karşı ortak cephede birleştirecek, Ortodoksların hamisi olan Rusları tam anlamı ile Türkiye karşıtlığına getirecektir." dedi ve ekonomiye dikkat çekti:

*"Bu olay, dünyanın çeşitli bölgelerinde radikaller tarafından ‘İslam’ın hoşgörüsüzlüğü’ olarak değerlendirilecek ve ‘İslamofobi’nin yaygınlaştırılması için bir gerekçe olarak kullanılacak, pandemiye ekonomik olarak hazırlıksız yakalanan ülkemizin toparlanmasına büyük ölçüde engel olunacaktır. Türkiye’nin Almanya tarafından riskli bölge ilan edilmesi gibi uygulamalar şimdiden başlamıştır.

Türkiye’nin artık yeni sorunlara değil, yeni çözümlere ihtiyacı vardır."

***

Memili’nin bu yazıyı bize gönderdiği gün, eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel’in, Füsun İkikardeş’e yaptığı açıklamalar Aydınlık gazetesinde manşetten yayınlandı.

Yücel de "Ayasofya tartışması bir tuzak!" diyordu:

*"Elbette biz karar veririz. Elbette Ayasofya bizim mülkiyetimizde. Elbette onun niteliğini belirlemek, halkın da desteğine bağlı olarak devleti yönetenlerin elinde. Ama Türkiye’nin egemenliğini göstermek için Ayasofya’yı cami-müze-kilise denklemi arasına sıkıştırmasına gerek yok.

*Tuzak! Ben tuzak olarak görüyorum. Hatta bu tuzağı ikiye ayırıyorum: Bir, Türkiye’yi uluslararası alanda zor durumda bırakmak, ikincisi ve daha önemlisi, bu tuzağın kurulmasının biraz da Tayyip Erdoğan’ı zor durumda bırakmak amaçlı olduğunu düşünüyorum. Burada iyi niyet ve Türkiye’nin egemenliğini kanıtlamak gibi bir kaygı görmüyorum."

***

Dünya resetleniyor! Dünya kapatılıp yeniden açılırken, sıfırdan yeni bir düzen, yeni bir dil, yeni bir din ve kimliksizlik dayatılırken, Türkiye, iktidarıyla muhalefetiyle ortak hareket ederek milli ve evrensel çözümler üretmeli, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamalıdır.

Kaynak Yeniçağ: "Ayasofya tuzağı" ve egemenlik! – Arslan BULUT

THINK THANK KURULUŞLARI DOSYASI /// Arslan BULUT : Örgütlenmiş kaosun hedefleri !!!!!


Arslan BULUT : Örgütlenmiş kaosun hedefleri !!!!!

E-POSTA : arslanbulut

05 Haziran 2020

Kurucuları arasında George Soros, Morton I. Abramowitz ve Stephen Solarz’ın da bulunduğu Uluslararası Kriz Grubu adlı "düşünce" kuruluşu, 25 yıldır ilk defa ABD içinde gelişen bir kaosla ilgili rapor yayınladı.

Raporda özetle, "Geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca, Kriz Grubu, dünya çapında çatışma ve krizleri analiz ederken bütün bu olaylar sırasına ‘ne yapılmalı ve ne yapılmamalı’ konularında tecrübeler edinmiştir. Ne yazık ki, Washington’daki şu andaki liderlik, ‘yapılmaması gerekenler’ listesini çok aştı. Trump yönetimi, ABD’nin kendi halkıyla silâhlı çatışma içinde olduğunu veya bazı siyasi fraksiyonların düşman kabul edildiğini düşündüren panik söyleminden vazgeçmeli, suçluları adalete teslim etmeli, reform çağrısı yapan yerel görevlileri ve toplum liderlerini desteklemeli, gelecekteki benzer krizlerden kaçınmak istiyorsa, polis vahşetini ve militarizasyonun yanı sıra yapısal ırk ayırımcılığını da sona erdirmek için adımlar atmalı" ifadeleri kullanıldı.

***

ABD’de gelişen olaylar, bütün dünyayı etkileyecek sonuçlar üretecektir. Bu bakımdan 140 şehirde aynı anda başlatılan ve sadece bu yönüyle bile ciddi bir organizasyon eseri olduğu belli olan eylemlerin arka planındaki gücün asıl hedefini sorgulamak gerekir.

Raporun tümünden, olayları organize eden Antifa örgütüne sahip çıkılmakta olduğu sonucunu çıkarıyorum. Tıpkı İdlib’deki HTŞ örgütüne sahip çıktıkları gibi… "Washington’daki şu andaki liderlik" sözleri ise manidardır. Evet seçim yakın ama bu ifade, Washington’daki liderliğin kısa zaman içinde değişeceği ön kabulüyle kullanılmış…

Dünyadaki turuncu devrimlerin ve "Arap Baharı" organizasyonunun arka planında ABD’nin bulunduğu biliniyor. Yine bu tür girişimlerin, Soros’un "Açık Toplum Enstitüsü" üzerinden finanse edildiğini ve Yugoslavya’yı dağıtmakta kullanılan Otpor örgütlenmesinin bu ülkelerde klonlandığını da artık bilmeyen yok gibidir.

Peki Soros ve örgütleri, ABD Başkanı’nın bile nüfuz edemeyeceği bir gücü mü temsil etmektedir? Öyle ya ABD derin devletinin görünen yüzlerinden bir olan Kriz Grubu, Trump’ın "Terör örgütü" dediği Antifa’ya sahip çıkıyor ve başkanın değişeceğini öngörüyorsa, ABD Başkanı’na karşı örgütlenmiş kaos operasyonu yapılıyor demektir.

Bu, ilk hedeftir…Yeni Dünya Düzeni’ne geçebilmek için karar veren sermaye çevreleri ile işbirliği içindeki ABD derin devleti, işe ABD’den başladı… Bu da Nejat Eslen’in, olayları, "Amerikan baharı" diye nitelendirmesini doğruluyor.

***

Anadolu Ajansı, Antifa hareketi ile ilgili bir haberi öne çıkardı. Habere göre, Türkiye Polis Akademisi, 18-20 Haziran 2019’da İzmir’de yapılan "Yabancı Terörist Savaşçılar – Geri Dönenler" adlı uluslararası toplantıda Antifa konusunda uyarılarda bulunmuş.

Konu ile ilgili Polis Akademisi raporunda, PKK/YPG’nin "Uluslararası Özgürlük Taburu" adı altında yabancı savaşçıları eğittiği, bu yapılanmanın, Batılı antifaşist ve anarşist organizasyonlar tarafından farklı dillerde çevrimiçi olarak desteklenip savunulduğu belirtiliyor…

Yine "Anarşist Mücadele" adlı bir grup daha oluşturulduğu küresel düzeyde anarşist şiddeti tetiklemek amacındaki örgütün sosyal medya destekçilerinin, Batılı ülkelerdeki potansiyel terörist adaylarından oluştuğu bildiriliyor!

Irak ve Suriye’de kullanılan bu tür gruplar, şimdi ABD derin devleti tarafından, ABD içinde sahaya sürülmüş ki Trump, konuyu "savaş" olarak değerlendiriyor ve orduyu sokağa çıkarıyor. Sonucu ordu belirleyecek!

***

Türkiye’de ise herhangi bir direnişe karşı silahlı örgütlerin kurulduğuna dair muhalefetin uyarıları var! Polis Akademisi, bu konuda da bir rapor hazırlayabilir mi acaba?

Bunun dışında "bekçilik sistemi" hakkında, yine muhalefet tarafından, "yeni rejim muhafızları" gibi değerlendirmeler yapılıyor. İktidarın "mülâkatla alırım" hesabı, çarşıya uymayabilir ama…

Kaynak Yeniçağ: Örgütlenmiş kaosun hedefleri! – Arslan BULUT

KOMPLO TEORİLERİ /// Arslan BULUT : Salgın projesinin hedefi netleşiyor !!!


Arslan BULUT : Salgın projesinin hedefi netleşiyor !!!

E-POSTA : arslanbulut

05 Mayıs 2020

Sosyal medyada, yazılarımı takip eden Mete Musa, "Bu pandeminin hedefinin aşılama için vücudumuza dokunma izin ve hakkı elde etme olduğu artık netleşti." diye mesaj gönderdi ve şunları belirtti:

"5G ve devamında gelecek olan teknolojilerin de artık ‘cyborg’laşacak (yarı robotlaşmış) yeni nesil insanların organik bağını sağlayacağı anlaşıldı. Yani insanlar, merkezi yapay zekâya uygun aparatlar haline getirilecek.

Burada soru şu: Biz bu geleceğe davetli miyiz? Değil isek; paganik ritüellerle, tarife uygun şekilde hayvanlar gibi hastalık, salgın, kıtlık ve savaş bıçaklarına kurban edilip elenecek miyiz?

Muhtemelen iklim düzenlemeyle, atmosferde güneşi örterek özel kurulmuş gelecek şehir devletlerinin dışında, direnme ihtimali olabilecek ülkeleri veya bölgeleri karanlığa gömme fikirleri de olduğu anlaşılıyor.

Neo feodalizm… Kale şehirler… Dışarıda kalanlar, tüm dünyada, sistemlere, hükümetlere isyancı kabul edilenler… Bugünkü devletler de plânı kabul etmiş duruyor…"

***

Bu tür değerlendirmelerden sonra bana sorulan soru ise şu:

– Türkiye, bu projeye devlet olarak direnecek mi?

Öncelikle belirteyim ki, şu anda bilim kurulunda görev yapan akademisyenlerden biri, alenen, Bill Gates’in ürettireceği moleküler aşıların propagandasını yapıyor!

Bu, ne demektir? Devlet, çocuk değil ki kandırılsın?

Peki ya salgın bahanesiyle, Atatürk Havaalanı pistlerinin yok edilmesi ne demektir?

Salgından birkaç yıl önce, Türkiye’nin aşı üretme kapasitesine sahip Hıfzısıhha Enstitüsü’nü kapatmak ne demek?

Salgından önce, buğday, pamuk ve pancar ekim alanlarını sınırlamak, ekmeyen, üretmeyen çiftçiye para vermek, şeker fabrikalarını satmak ve kapattırmak ne demek oluyor? Fındık bile neden İtalyan firmasına terk edildi?

Türkiye’de siyasi iktidarlar, uzun zamandan beri neden Türk kimliği ve Atatürk ile hesaplaşıyor?

Bu kadrolar, küresel salgınla korkutulan insanların, aşı diye tanıtılacak moleküler vericileri istemesine karşı onları uyarır mı yoksa projenin yanında mı yer alır?

***

Türkiye’nin direnmeyeceğini gösteren bir haber daha var. 6 Ocak 2020 günü, Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen törenle, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Etki Hızlandırıcı Vakfı kuruluş senedi imzalandı.

Vakfın saha çalışmaları Bangladeş ve Uganda’da yapılacak! Modern tuvalet kurmak projesi olduğu da açıklandı! Türkiye programın ikinci fazı için 1 milyon dolar finansman sağladı. Projenin ortakları BM Kalkınma Programı (UNDP), Dünya Gıda Programı (WFP), Bill ve Melinda Gates Vakfı, Katar Kalkınma Fonu, Limak, Eczacıbaşı, Özaltın ve IC Holdingleri… Bill Gates tuvalet mi yapacak yani? Yoksa kümes tilkiye mi emanet ediliyor?

***

Teksas- Houston’dan yazan Atlas Şirketler Grubu Başkanı Yunus Doğan ise "ABD’de bir milyonun üzerinde vaka ve 60 binin üzerinde ölü olduğu bildiriliyor ama hükümet normalleşmeye karar verdiğini açıkladı. Aşı mı bulundu? Hayır! Tedavi mi bulundu? Hayır! Korona bulaşıcı olmaktan vaz mı geçti? Hayır! Ne oldu da normalleşmeye geçiliyor?" diye soruyor.

Cevabı şöyle:

"Yoksa 3. Dünya ülkeleri yeteri kadar batırıldı mı?

100 milyar doların üzerinde değeri olan pek çok şirketin hisseleri yeteri kadar el değiştirdi mi?

Amerikan borsasında işlem gören hisselerdeki trilyon dolarlık Arap ve Çin yatırımlarının buharlaşması tamamlandı mı?

Sadece Boing’de 750 milyar Dolar buhar oldu. Bunun yüzde 35’i Çin yatırımı idi. Arapların başka şirketlerdeki hisselerini düşünün. Türkiye gibi zaten hazinesi boş ülkeleri, eksiye düşürme çabasını da buna ekleyin. Mesele sadece aşı ve ilaçtan elde edilecek kârlar değil…"

Kaynak Yeniçağ: Salgın projesinin hedefi netleşiyor! – Arslan BULUT

SAĞLIK DOSYASI /// ARSLAN BULUT : AŞI HABERLERİNİN HEMEN HEPSİ YALAN !!!


ARSLAN BULUT : AŞI HABERLERİNİN HEMEN HEPSİ YALAN !!!

12 Mayıs 2020

Dünya medyası, aşı ile ilgili haberlerle dolu. Bu haberlerin hemen kemen hepsi yalan! İnsanlık kandırılıyor! Çünkü aşı değil, haberleşme yeteneği bulunan moleküler parçacıklar üretiliyor.

Öyle ki, "İki şirket, Kovid-19 salgını için geliştirdikleri aşı adayını insanlar üzerinde denemeye başladı. Testler başarılı olursa, aşı eylül ayında acil kullanıma hazır olacak." deniliyor.

Hatta, "İki firmanın ortak olarak geliştirdiği bu aday aşı, hücrelere protein üretme talimatı taşıyan ulak (messenger) RNA diye bilinen genetik maddeye dayanıyor. Özel tasarlanmış ulak RNA’nın, vücuda enjekte edilmesiyle, aşının hücrelere korona virüs proteinini hastalık oluşturmadan üretmeyi anlatması amaçlanıyor." bilgisi veriliyor.

***

Başka bir haberde, ABD’de bir Türk profesörün aşı ürettiğinden bahsediliyor. Türk profesör, akciğerlere gönderilecek akıllı moleküller geliştirdiklerini söylüyor.

Bu tür haberler nedense, hep "Türk profesör etiketi" ile kullanılıyor. Oysa önemli olan, sözde aşıyı üretecek olan ekiplerde Türk olup olmadığı değil bu çalışmaların kime ve neye kime hizmet ettiğidir. Türkiye’de bir Türk profesörün, başka hastalıklar için üretilmiş ve halen piyasada olan bir ilacı, korona virüs tedavisi için önermesi ne kadar yanlışsa, ABD’de üretildiği söylenen aşıların şimdiden reklâmını yapmak da o derece tehlikelidir. Çünkü bu haberler şartlandırıcıdır.

Bütün bu çalışmalar, Bill Gates’in söylediği türden parçacıklar üretilmesi içindir. Hiçbiri biyolojik değildir. Korona virüs biyolojik ama üretilen parçacıklar biyolojik değil…

Bu durumda, üretilen ürünlere aşı denilemez. Bunlar adı üzerinde parçacıktır.

***

Bütün insanlara moleküler parçacıklar yerleştirmek istediğini ve bu çerçevede 7×2=14 milyar doz "aşı" üretilmesi gerektiğini söyleyen, bizzat Bill Gates’tir. Yine atmosfere 42 bin uydu yerleştireceğini söyleyen de Elon Musk’tır; komplo teorisyenleri değil. Uygulamaya da başlamıştır.

İnsanlığın kaderi, biyosferdeki değişimlere bağlıdır. Biyosferi insan müdahalesi ile değiştirmek kolay iş değildir. Fakat yağmur bombası gibi yıllardan beri uygulanan müdahaleler var. Atmosfer içinde, 2 bin kilometre yükseklikte, diğerleriyle beraber 52 bin uydu, sadece haberleşme hızını 5G, 6G 7G diye artırmak için mi dolaştırılacak? Bunların elektromanyetik dalga ve lazer ışını kullanması da mümkün olduğuna göre istedikleri ülkeyi, atom bombası örneğinde olduğu gibi bir iki uygulamayla birkaç saniye içinde teslim alamazlar mı? Atom bombası, Japonya’ya atılmadan önce neydi? Dünyada kaç kişinin haberi vardı? Kaldı ki hidrojen bombası ve nötron bombası de geliştirildi ama kullanılmadı.

***

Bir ara Obama’nın Nobel fizik ödülü sahibi Enerji Bakanı Dr. Steven Chu, "Evlerinizi, çatılarınızı beyaza boyayın" diyerek Amerikalıları uyarmış ve küresel ısınmayı bu şekilde durdurmanın mümkün olduğunu söylemişti. Böylece güneş ışınlarının geri dönmesinin sağlanabileceğini belirtmişti. Bill Gates ise on bin uçak ile 2 bin metre yükseklikte tebeşir tozu püskürterek aynı sonucun elde edilebileceğini söylüyor. Bunlar, kendi açıklamalarıdır. Tabii ne sonuç verir bilmiyoruz ama adam bunu söylüyor ve yapabilme kabiliyeti de var.

Biyolojik bir varlık olan virüse karşı üretilecek aşı, insanların vücuduna moleküler parçacık yani verici yerleştirmek midir, yoksa aşının da biyolojik olması mı gerekir? Türkiye’de aşı üretimi yapan Hıfzısıhha’nın kapatılmış olması ve şimdi de Bill Gates’in yönettiği küresel aşı projesine katılmaktan söz edilmesi, yeterince endişe verici bir durum değil midir?

ANALİZ /// ARSLAN BULUT : DARBE, ÖYLE DEĞİL BAKIN NASIL OLDU ????


ARSLAN BULUT : DARBE, ÖYLE DEĞİL BAKIN NASIL OLDU ????

09 Mayıs 2020

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Sağlık Bakanlığı, liglerin 12 Haziran’da yeniden başlaması konusunda bakanlığın ya da Bilim Kurulu’nun herhangi bir önerisi ya da katkısı olmadığını ifade etti. Türkiye Futbol Federasyonu kendi özgür iradesi ile ligleri başlatma kararı alıyormuş. Sorumluluk federasyondaymış. TFF, devlet içinde devlet de bizim mi haberimiz yok?” dedi.

Öztrak, “Eğer salgından çıkış böyle yönetilecekse, isteyen istediği gibi özgür iradesiyle hareket edecekse bu Bilim Kurulu neden var? Sağlık Bakanlığı neden var, bakan olarak siz neden varsınız? Yarın, restorant, kafe ve eğlence mekanı sahipleri kendi özgür iradeleri ile işe başlamak isterse ne diyeceksiniz?” diye sordu.

Öztrak, “Diğer bir garabet de Saray hükümetinin salgından çıkış stratejisi kapsamında AVM’lerin 11 Mayıs’ta açılacağına yönelik açıklaması oldu. Sağlık Bakanı’nın ‘Bunları biz kapatmadık ki biz açalım’ şeklindeki muğlak ifadelerinden, kararın Bilim Kurulu’nun Saray hükümetine yaptığı tavsiyeler arasında olmadığı ortaya çıktı.” dedi.

***

Öte yandan, sosyal medyada, Furkan Derneği, “Cami ve Cuma namazlarını bu kadar önemsiz mi görüyorsunuz? Şartlar her yer için uygun hâle getiriliyor da bir tek camiler için mi uygun değil? AVM’lerin sahibi var da camileri sahipsiz mi buldunuz? Diyanet işleri neden camilere sahip çıkmıyor?” diye mesaj yayınladı.

Mücahit Avcı imzalı başka bir mesajda “Ligleri başlatmak TFF’nin kendi kararıdır bizi bağlamaz, AVM’leri açmak yönetimlerin kendi kararıdır bizi ilgilendirmez! CHP’li belediyeler korona virüs sürecinde karar alınca; ‘Kime sordunuz? Devlet içinde devlet misiniz siz?’ diyordunuz. TFF ve AVM’ler devlet içinde devlet mi?” deniliyor.

Ünlü şarkıcı Semiha Yankı da öfkeli: “Deniz kenarında yürümek yasak… AVM açık… Deniz kenarında ya da sahil kasabalarında lokantalar kapalı AVM’ler açık… Bu nasıl bir iş anlamak mümkün değil… Kapalı alanlar açık, açık hava mekânları kapalı… Aklıma mukayyet olun…”

***

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, “Devlet içinde devlet”e örnek gösterilebilecek bir de yönetmelik yayınlandı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, “Finansal Piyasalarda Manipülasyon ve Yanıltıcı İşlemler Hakkında Yönetmelik” yayınladı. Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelikte “Bir finansal aracın arzına, talebine veya döviz kuru ve faiz dahil fiyatına ilişkin yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandıran ya da uyandırabilecek olan ya da bu fiyatın anormal veya yapay düzeyde tutulmasını sağlayan ya da sağlayabilecek olan yanlış veya yanıltıcı bilgi veya söylentileri, internet dahil herhangi bir kitle iletişim aracı yoluyla ya da başka bir yolla yaymak” manipülasyon kapsamına alındı.

Oysa Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun, basın özgürlüğünü denetleme ve düzenleme yetkisi yoktur. Anayasa ve yasayla düzenlenen bir konuda, BDDK’nın hüküm vermesi söz konusu bile edilemez ama ediliyor.

Bari, Futbol Federasyonu da bir yönetmelik yayınlasın ve “futbol maçları öncesinde maç sonuçları ile ilgili tahminde bulunmak şike kapsamına alınmıştır” desin bari…

***

Devletin çivisini gerçekten çıkardılar ama kendileri de raydan çıktı, uçuruma gidiyorlar, haberleri yok…

Tabii iktidarın raydan çıktığını söylemek de “darbe çağrısı yapmak” diye nitelendirilmezse…

15 Temmuz darbe girişimini lehine kullanarak, usulsüz oylama yaptırarak ve milletvekilleri üzerinde baskı kurarak, şaibeli bir referandum yaparak devletin sistemini değiştiren, demokrasiden “ılımlı otokrasi”ye geçen ve basın üzerinde hapis, para cezası gibi tahakküm yöntemleri uygulayan iktidar, bu şekilde özgürlüklere vurduğu darbeyi, muhalefeti darbecilikle suçlayıp kapatmaya çalışıyor.

CIA DOSYASI /// Arslan BULUT : CIA mensupları niye maske takmıyor ????


Arslan BULUT : CIA mensupları niye maske takmıyor ????

E-posta: arslanbulut

07 Mayıs 2020

"Bize ne CIA mensuplarının maske takıp takmamasından" diyebilirsiniz ama konu hepimizi ilgilendiriyor…

Trump yönetimi, salgının başlangıcında, korona virüsünün yayılmasını önlemek için ABD halkına gönüllülük esasına dayalı olarak bez maske kullanmasını tavsiye etti. Trump, kendisinin bu tavsiyeyi uygulamayacağını da açıkladı.

Bu arada Trump, Arizona’daki bir maske üretim tesisini ziyaret etti. Ziyarette Trump’ın maske takmamasına tepki gösteren birçok kişi "Maske fabrikasını geziyorsun, maske takmıyorsun, neyi ispatlamaya çalışıyorsun?" dedi.

***

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence de korona virüs hastalarının hastanede ziyaret etti ama maske takmadı. Pence, eleştiriler üzerin "Gerekli olduğunu düşünmedim ama maske takmam gerekliydi." dedi. Pence, ventilatör üretmeye başlayan bir otomobil fabrikasını ziyaret etti ve orada maske taktı.

"Düşünmedim" veya "düşünemedim" diye mazeret olur mu? Başkan Yardımcısı çocuk mudur?

"POLITICO" da yayınlanan "Maske takmak kendini beğenmiş liberaller içindir. Reddetmek ise pervasız Cumhuriyetçiler için" başlıklı yazıda ise şöyle deniliyor:

"Maske, kültürel ve politik bölünmenin sembolü haline geldi. Kimileri için maskeler, salgını ciddiye aldığınızı ve hayat kurtarmak için kişisel bir fedakârlık yapmaya istekli olduğunuzu gösteren bir işaret haline geldi. Bu sebeple takmayan tanınmış insanlar sosyal medyada yerden yere vuruluyor.

Televizyon programcısı Laura Ingraham ise ‘büyük kitleler üzerindeki sosyal kontrolün, korku ve gözdağı ve özgür düşüncenin bastırılması yoluyla elde edildiğini’ söylüyor ve ‘halkı propaganda yoluyla şartlandırmak da önemli, yeni dogmalar eski sağduyunun yerine geçti.’ diye halkı uyardı."

Makalede, "Beyaz Saray’da birçok kişinin maske takmadığı dikkat çekicidir. Gazetecilere sıcaklık kontrolü yapan personel bile maske takmıyor. Binanın içinde nispeten maskesiz bir bölge var. Bu hafta özel kalem müdürü Mark Meadows ve gizli servis ajanları da dahil olmak üzere 20 Beyaz Saray yetkilisinin katıldığı bir toplantıda, Beyaz Saray’dan hiç kimse maske veya başka bir yüz örtüsü takmadı." bilgisi de verildi.

Türkiye’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop maske takmıyor. Dünyanın dört bir tarafına uçaklarla maske gönderildi ama Türkiye’de maske dağıtımı becerilemedi. Maske dağıtımı devlet tekeline alındı ve önce PTT’den dağıtım denendi, olmadı. Eczanelerden maske dağıtıma başlandı, yine olmadı, sonunda maske satışı serbest bırakıldı…

***

Devletin başında bulunan insanların maske takmaması ilginç… Sosyal medyada "onlar tedbirlerini almıştır" deniliyor ama böyle bir tedbir; aşı ilaç, şimdilik yok. Varsa da halk tarafından bilinmiyor.

Beyazsaray’daki toplantıda CIA mensuplarının maska takmaması ise başkanların takmamasından daha önemli bir bilgi…

Durum böyleyse, "CIA mensupları, konuyla ilgili bildiklerini, Amerikan halkına açıklamıyor" denilebilir…

Türkiye’de ise MİT mensuplarının sadece hayatta olanları ile ilgili değil görev başında şehit olanları ile ilgili yazı yazmak bile korona virüs kadar tehlikeli olabiliyor. Gerçi, Murat Ağırel, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, dışarıda olanlara gözdağı vermek için içerdeler, bunu herkes biliyor ama yine de MİT mensuplarının toplantı yaparken maske takıp takmadığı konusunu sorgulamayı, iktidara yakın olan gazetecilere bırakıyorum!

Herkese sorum şu: Yoksa korona virüsle ilgili gerçekleri gizli servisler biliyor da dünya maskeli balo mu yaşıyor? "Dijital insan"a geçişi devletler kabul etti de "korona virüs adlı korku kampanyası", yeni sistemi insanlara kabul ettirmek için mi başlatıldı?

Kaynak Yeniçağ: CIA mensupları niye maske takmıyor? – Arslan BULUT

SAĞLIK DOSYASI /// Arslan BULUT : Virüsün kaynağı, insan hücreleri mi ???


Arslan BULUT : Virüsün kaynağı, insan hücreleri mi ???

E-POSTA : arslanbulut

17 Nisan 2020

ABD’de Washington Post gazetesinin gündeme getirdiği, "ABD istihbaratı, Covid-19 virüsünün Çin’de salgının başladığı Vuhan kentinde yarasa virüslerinde araştırmalar yapan bir viroloji laboratuvarından yayıldığı iddialarını araştırıyor" haberi CNN İnternational tarafından da yayınlandı.

Konu, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’e de soruldu. Milley, "İstihbarat bu iddiaları ciddi bir şekilde inceledi. Virüsün doğal yollarla ortaya çıktığına dair önemli ölçüde kanıt olmasına rağmen bir sonuca ulaşılamadı. Ama yine de tam emin olamayız" dedi.

Bilindiği gibi Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, virüsün, Vuhan’a askeri oyunlar için gelen ABD askerleri tarafından yayıldığını söylemişti… Trump da bu açıklamadan sonra Covid-19’dan "Çin virüsü" diye bahsetmişti…

***

Diğer taraftan, virüsün biyoterör sonucu yaygınlaştığı haberleri, "Salgın, elektromanyetik dalgalar yüzünden insan hücre yapısında bulunan ve Covid-19 virüsüyle aynı görüntüye sahip eksozom adı verilen yapı taşlarının, kana karışarak, yayıldığı bütün organlara hasar vermesi yüzünden başladı" iddiasını gündemden düşürmeye de yarıyor.

Biyoterör iddiasını yok saymak mümkün değil ama virüsün bu kadar hızla bütün dünyaya yayılması, bu varsayımı zayıflatıyor.

Virüsün kaynağı, laboratuvar ürünü veya doğal korona virüsler değil insanın kendi hücreleri ise bunun bütün dünyada elektromanyetik dalgaların etkisinin artırılmasıyla ilgisi bulunduğu iddiası kuvvet kazanıyor.

Elektromanyetik dalgaların kansere, kısırlığa, otizme, sakat doğumlara yol açtığı yönünde, dünyada 25 bin civarında bilimsel araştırma var. Türk bilim adamlarının da bu yönde çok sayıda araştırması bulunuyor.

Bütün bu araştırmalara rağmen son virüs salgınını, bütün dünyada başlatılan elektromanyetik dalga denemelerinin tetiklediği iddiasını gündeme getirenleri susturmaya çalışanlar da var. Böyle bir sorun yoksa bu iddia "saçmalık" ise niçin bu kadar telaş yapıyorlar?

Üstelik Washington Devlet Üniversitesi Biyokimya ve Temel Tıp Bilimleri Profesörü Martin L. Pall, 17 Aralık, 2019’da, yani henüz koronavirüs salgını başlamamışken elektromanyetik dalgaların, 5 G örneğinde olduğu gibi frekansı artırıldığında, erkekte üreme yeteneğini, kadında doğurganlığı düşüreceğini, nörolojik ve nöropsikiyatrik etkiler oluşacağını, "programlanmış hücre ölümü" gerçekleşebileceğini, kalp ritminin bozulacağını, serbest radikal hasarına ve ağır kanser vakalarına sebep olacağını bilimsel verileriyle ortaya koymuş durumdadır…

Bunun aksini iddia edenler, yine bilimsel verilerle bunun neden mümkün olamayacağını söylesin! İşte virüsün tat alma ve koku duygusunu yok ettiği tespitinden sonra kısırlığa sebep olduğu da ortaya çıktı! Bunlar neyin işareti?

***

Göğüs, Kalp Damar Cerrahisi uzmanı Opr. Dr. Mehmet Okan Özdemir ise Dünya Sağlık Örgütü verilerini inceledi ve "Türkiye’de her yıl 82 bin kişi, gribe bağlı enfeksiyonlardan ölüyor! Bu ölümlerin yüzde 5-14 ünün corona virüsten olduğu gerçeği ile ülkemizde her yıl 4100 ile 11.480 kişi o yılki mutant coronavirüsler nedeniyle kaybedilir. Her yıl!" dedi.

Özdemir, "Geçen yıl dünyada toplamda 7 milyon insan grip ve griple tetiklenen komplikasyonlardan kaybedildi. Soruyorum bu gürültü, patırtı neden? Bu korkuya neden olan olan algı eğer sokakta aniden ölenlerse hiçbir viral veya bakteriyel pnomoni hastası böyle pat diye sokakta düşüp ölmez. O zaman aniden akut hipoksi yapan ve sokaktaki bir insanı aniden öldürebilen başka bir sebep arayacaksınız!" diye yazdı.

***

Bilimsel araştırma verilerine karşı "komplo teorisi" diye yaygara yapanlara itibar edilemez. "Yoktur" diye kesip atmak, bilimsel bir tutum değildir.

Kaynak Yeniçağ: Virüsün kaynağı, insan hücreleri mi? – Arslan BULUT

SAĞLIK DOSYASI /// ARSLAN BULUT : DOKTORLAR, ŞİMDİ NEYİ SORGULUYOR ????


ARSLAN BULUT : DOKTORLAR, ŞİMDİ NEYİ SORGULUYOR ????

13 Nisan 2020

Neredeyse bir aydır, küresel salgınla ilgili ama ağırlıklı olarak elektromanyetik dalgaların biyolojik varlıklar üzerindeki etkisi üzerinde tamamen bilimsel araştırmalara dayalı yazılar yazıyorum…

Türkiye’de ilk vakanın açıklandığı 10 Mart gününden yaklaşık bir ay önce, 13 Şubat 2020’de, Semih Kalkanoğlu’nun verdiği bilgilere dayanarak, “Almanya neden 100 milyon maske istedi?” başlıklı yazıyla hem devlet yetkililerini hem de halkı uyarmıştım. O yazıda “Şimdi bu girişimlerden, Türkiye’de yüz maskesi üretiminin planlanmamış olduğu anlaşılıyor. Fakat Almanya’da bir şirketin acilen 100 milyon maske araması, ilginç değil mi? Almanya, Türkiye ile hemen hemen aynı nüfusa sahip: 83 milyon 200 bin… Almanya’nın nüfusundan fazla maske sipariş edilmesi, salgının Avrupa’ya sıçrayabileceği öngörüsüne dayanıyor olsa gerek. Türkiye, şimdilik bu konularla meşgul değil. ‘Göç yolda düzülür’ mantığını genetik yapısında taşıyan Türk Milleti, önemli işlerini hep son dakikaya bırakır ama devletin, her türlü ihtimali düşünerek gereken önlemleri alması gerekir.” demiştim.

***

Aslında tedbirlerin, Şubat ayından itibaren halka hissettirmeden alınmaya başlandığı fakat bunların yetersiz olduğu sonradan anlaşıldı.

Türkiye’nin hava kara ve deniz ulaşımında dünyaya kapatılması gerekirdi. Bu karar çok sonra alındı. ABD ile uçak seferleri devam etti. 21 bin kişi de umreye gönderilmişti. Dönüşleri Mart’ın ortasına denk geldi. Umreden dönenlerin bir kısmı karantinaya alınabildi, bir kısmı da Türkiye’nin dört bir tarafına dağıldı…

Bu süreçte bile devam eden siyasi tartışmaları bir kenara bırakarak bütün dikkatimi virüsün, neden bağışıklık sistemi düşmüş vücutlarda etkili olduğu konusuna verdim. Bu sebeple elektromanyetik dalgaların insanlar, hayvanlar ve bitkiler üzerindeki etkilerini araştıran bilim adamlarının çalışmalarına odaklandım. Bütün çalışmalarda, elektromanyetik radyasyonun, hücrelerdeki oksijeni dönüştürmesi üzerinde durulduğunu gördüm.

Süreç ilerledikçe, iktidarın hataları da ortaya çıkmaya başladı. Bu şartlarda bile iktidar, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehir belediyelerinin başarısız olması için engellemeler yaptı. Yardım kampanyalarına engel oldu. Çok kötü bir şekilde aniden açıklanan sokağa çıkma yasağı ile halkı sokağa döktüler, sonra da muhalefetin elindeki belediyelerin halka ekmek dağıtmasını bile durdurmaya çalıştılar!

***

Geldiğimiz noktada gerçek şu ki, ağır seyreden vakalarda virüs, insan vücudunu oksijensiz bırakarak ölüme sebep oluyor. Yalnız bu bilgi, Çin’de bazı insanların sokakta yürürken aniden düşüp ölmesini izah etmiyor. Görüntüler var! Vücudun virüs sebebiyle oksijensiz kalması bir zaman alır… Çin, bu konuda bilimsel bir açıklama yapmalıdır. Vuhan bölgesindeki salgının Çin’in tamamına ve birkaç vaka dışında Pekin’e yansımaması da dikkat çekicidir.

Son olarak, oksijensiz kalma konusuyla ilgili olarak Dr. Ayşegül Çoruhlu’nun “Korona virüsü oksijen seviyesi düşük olanlara mı kolay bulaşıyor?” başlıklı yazısına dikkat çekmek istiyorum.

Çoruhlu, konuyu bilimsel açıdan izah ettikten sonra “Korona görüldüğü üzere hemoglobine saldırıp bizim kandaki oksijenimizi azaltıyor ki Furinler artsın, virüs de hücreye daha sıkı bağlansın. Covid 19 hastalığındaki oksijensizlik sorunu konusunda durum öyle bir noktaya geldi ki hekimler şu soruyu soruyor:

‘Bu Covid 19 gerçekten bir akciğer hastalığı mıdır, yoksa tıpkı ‘yüksek irtifa hastalığında’ olduğu gibi bir oksijenlenme hastalığı mıdır? Tedavimize yüksek irtifa hastalığı tedavisini de eklesek mi?’

Bunlar medikal dünyada yeni sorulardır. Yeni çözümler de gelecektir” diyor ve tedavide C vitamin verilmesi, hastaya nitrik oksit solunumu yaptırılması gibi uygulamalara başlandığını hatırlatıyor! Peki bu tespitler ve uygulamaların bilimsel anlamı nedir?

SAĞLIK DOSYASI /// ARSLAN BULUT : G​RİP Mİ, ZATÜRRE Mİ, HIZLANDIRILMIŞ KANSER Mİ ???


​​​​​​​ARSLAN BULUT : GRİP Mİ, ZATÜRRE Mİ, HIZLANDIRILMIŞ KANSER Mİ ???

30 Mart 2020

Önümde, sadece Türkiye’yi değil bütün dünyayı ilgilendiren iki önemli haber var. Birincisi, Deutsche Welle’den yani Almanya’nın Sesi’nden.

"Koronavirüs Avrupa’ya 2019’da ulaşmış olabilir mi?" başlıklı haberde özetle şu bilgiler veriliyor:

"Bir İtalyan araştırmacı, geçen yılın son üç ayında Lombardiya bölgesinde normalin üzerinden grip ve zatürre vakasının görüldüğü tespit etti.

Milano Üniversitesi’nde epidemiyoloji ve tıbbı istatistik profesörü olan Adriano Decarli, geçen yılın Ekim ile Aralık ayları arasında Milano ve Lodi arasındaki bölgede zatürre ve grip teşhisiyle hastaneye kaldırılanların sayısında ciddi artış olduğunu belirlediklerini söyledi.

Decarli, ‘Virüsün 2019 sonunda İtalya’ya gelip gelmediğini anlamak istiyoruz. Eğer öyleyse, neden uzun bir süre bu tespit edilemedi? Tespit edilebilseydi, salgında muhtemel bir ikinci dalgayı karşılamak üzere önümüzde daha net bir tablo olurdu’ diye konuştu."

***

İkinci haber ise Japonya’nın Asahi 21 adlı televizyon kanalından ama yayın tarihi 21 Şubat 2020…

Habere göre ABD’de yaşanan ve "taç virüsü"nün sebep olduğu gripten 14 bin kişi öldü, 26 bin kişi de tedavi gördü. Amerikan Sağlık Bakanlığı’na göre ise, ölü sayısı 10 bin ile 20 bin arasında.

Haberde, "yeni taç virüsü" ile "influenza semptomları"nın çok benzer olduğunu belirtildi ve "Bu virüslerin grip olarak kabul edilmediğine dair şüpheler var ve bunların yeni taç virüsleri olduğuna inanılıyor" denildi.

Aynı habere göre Amerika’nın etkin gazetelerinden Washington Post da grip haberlerini yayınlarken Amerika’da gribin korona virüsten çok daha büyük bir tehdit olduğunu yazdı.

***

Bu haberleri okuduktan sonra Türkiye’ye dönelim. Şahsen benim bildiğim üç vaka var ve üçü de Türkiye’de korona virüs salgını ile ilgili Sağlık Bakanı’nın ilk vaka açıklamasından öncesine denk geliyor.

Birinci vaka Adapazarı’ndan… Bir akademisyen arkadaşım 1 Mart günü aradı ve çok ağır ağır bir grip geçirdiğini, ölümden döndüğünü, üç ay "karantinada" tedavi gördüğünü ve şimdi iyi olduğunu söyledi. Üç ay tedavi gördüğüne göre Ocak ayı başına hastalandığı anlaşılıyor.

İkinci vaka Şubat ayında Zeytinburnu’nda yaşandı… Telefonlara cevap vermeyen uzaktan akrabama, facebook üzerinden mesaj yazıldı. 20 gündür gripten tedavi gördüğünü, hastalığının kimseye bulaşmaması için kendisini tecrit ettiğini bildirdi!

Üçüncü vaka ise devlet hastanesinde görevli bir arkadaşımdan… Şubat ayı ortalarında irtibatı kesmesi üzerine, aradım "Nereye kayboldun?" diye sordum, "Abi, hastanede çok yoğunuz. Sıkıntı var. Çok yoruluyorum. Karantinadayım!" dedi ve kapattı.

Bu vakalardan, devlet hastanelerinin en geç Şubat ayında teyakkuz durumuna geçtiği anlaşılıyor. Sağlık Bakanı ise ilk ölümlü korona virüs vakası açıklamasını 11 Mart’ta yaptı.

Kısacası, "Türkiye’de ‘ağır grip’ denilen vakalar, ABD ve İtalya ile eş zamanlı olarak başlamıştı." denilebilir!

***

"Bu saatten sonra bunları bilmenin ne önemi var?" diye soranlar olabilir…

Hastalığın, gerçekte hangi sebeple başladığı hâlâ tespit edilmiş veya edilse de açıklanmış değil! Bu virüs, grip veya zatürreye değil, adeta "hızlandırılmış bir kanser!"e benziyor.

Kanser nasıl hızlandırılabilir? Radyasyonla değil mi?

Akciğer hücreleri, aniden şekil değiştiriyor. Bilim adamlarına göre virüsü, hücreler üretiyor! Halk diliyle vücut kurtlanmaya başlıyor! Bağışıklığı güçlü olanlar, gözle görülemeyecek kadar küçük virüsleri öldürüp dışarı atıyor, zayıf olanlar atamıyor…

Öyleyse neden kimse hastalığın bu yönü üzerinde de durmuyor da herkes sicili bozuk Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına boyun eğiyor?