TARİH /// OYA ADIYAMAN : YUNAN KUVVETLERİNİ TAŞIYAN GEMİLER


OYA ADIYAMAN : YUNAN KUVVETLERİNİ TAŞIYAN GEMİLER

E-POSTA : oyadiyaman

08 Eylül 2019

Dünü Okuyor Bugünü Yaşıyoruz… Yunan işgal kuvvetlerini taşıyan gemiler saat 7.30’da limana girdiler.

İlk işgalci saat 08.40’da karaya çıktı.

Yunanlıları İzmir’in yerlisi Rumlar limanda sevinç gösterileri yaparak karşıladı.

Metropolit Hrisostomos Yunan bayrağını öptü ilk çıkan işgal taburunu abartılı bir törenle “takdis “etti tuz serpti.

Sonrasında askerlere şöyle seslendi: Asker evlatlarım!

Bugün ecdat topraklarını yeniden fethetmekle İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz.

Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız.

Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara karşı kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım.

Haydi buyurunuz bütün Azizler sizin arkanızda olacak atalarınızın toprakları sizi bekliyor.

Sözde din adamının söylediği içilecek Türk kanı savaş meydanlarında olmayan masum kadın ve çocukların kanıydı.

15 Mayıs’ta İzmir’in işgal edilmesi başlayan kara günler 3 5 yıl devam etti.

Türk balıkçılar sandalcılar zincirlere bağlanıp denize atılıp öldürülmeye başlandı.

Sanat okulu öğrencisi İhsan boğazlanarak öldürülüyor Sütçü Ahmet Ağa Cedit mahallesinde parçalanıyor karakolda polisler boğazlanıyor direnenlerin bir kısmı kuyuya atılıyor yakalanan askerler ya kurşuna diziliyor ya da bıçaklanıyordu.

Bugün Yunan yenseydi diyebilen sözde tarihçiler Yunan işgali sırasında neler yaşandığını gerçekten biliyorlar mı çok merak ediyorum?

Mesela; İstanbul Hükümeti’nin İçişleri Bakanlığı tarafından” Türkiye’de Yunan Fecayii” adıyla yayınlanan iki ciltlik işkence kitabını okudular mı?

Orhangazi’de çırılçıplak soyulan erkekler ellerine kırbaçlar verilerek kendi eşlerini dövmeye zorlanmışlar.

(15 Ekim 1921 tarihli rapor) Yerli Rumlarla birlikte Çınarcık köyüne çeviren Yunanlılar anneleri erkek evlatlara peşkeş çekmek istemişler fakat ölüm pahasına yapmayan delikanlıları süngüleyerek öldürmüşler.

Süngü ucuna taktıkları bebekleri kuzu tandır kızartır gibi ateşlere tutmuşlar.

Genç kızların göğüslerini keserek kebap yapmışlar.

Çınarcıkta öldürülen 24 kişinin ölüm şekilleri ve adları 24 Nisan 1921 tarihi raporda yer almaktadır.

Cihanköy’de 5 yaşına kadar olan çocuklar evlerinden toplanarak annelerin gözü önünde süngüye takılıp diri diri ateşe atılmışlardır(19 Ekim 1921) Yukarıda yazdıklarım yaşanılanların sadece birkaç tanesidir.

Her dönemde olduğu gibi o dönemde de savaşın tüm çirkinlikleri kadınlara ve çocuklara yaşatılmıştır.

Bu kara günler yaşanırken Osmanlı İstanbul Hükümeti neler yapıyordu peki?

İstanbul Hükümeti 11 Nisan günü işgalcilerin isteğini yerine getirir.

Milliyetçileri ve liderlerini suçlayan bir bildiri yayımlar.

Bu bildiride Milli Mücadelecileri ”çıkarcılar bozguncular asiler vatan hainleri millet düşmanları” diye nitelendirmekte ve asker ve para toplamanın yasalara ve Allah’ın buyruklarına ileri olduğunu söylemektedir.

Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’da 11 Nisan’da fetva imzalayarak yayınlar.

“Padişahtan izinsiz olarak işgalcilere karşı direnen milliyetçileri tek tek ya da toplu olarak öldürmek din gereği ve görevidir.

Bu uğurda ölenler şehit öldürenler gazi sayılır.”

Bu fetvanın ve buna benzer fetvaların yayınlanması üzerine bazı gözü dönmüş kişiler 3 Mayıs sabahı Bolu’da Binbaşı İhsan’ı şehit ettiler.

Ellerine geçirdikleri askerleri sokak ortasında kırık camlarla kestiler.

Bolu’da kalan Abdülkadir adında çok genç bir subayı da soyarak ve işkence yaparak Bolu sokaklarında gezdirdiler.

Vücudunu delik deşik edip belediye binası önüne attılar.

Genç subayın çok yarası vardı her yeri delik deşikti ama ölmemişti.

Ertesi gün kımıldadığını evinin penceresinden gören doktorun hanımı eşine haber verdi ve hastaneye kaldırıldı.

Bunu duyan gözü dönmüş kişiler hastaneyi basıp subayın başına ip geçirerek sokaklarda sürüyerek öldürdüler.

İnsan düşmanın ihanetini anlıyor da kendinden kişilerin yaptıklarını maalesef kabullenemiyor.

15 Mayıs’ta İzmir’e giren düşmanın işgali 9 Eylül Cumartesi sabahı Süvari Kolordusunun marşlar söyleyerek İzmir’e girişiyle son buldu.

Hükümet konağına Türk bayrağını Yüzbaşı Şeref Kışlaya Yüzbaşı Zeki Doğan Kadifekale’ye Asteğmen Besim çekti.

İzmirliler de bugün için sakladıkları bayrakları çıkarmışlardı.

Her yer bayraklarla donatıldı.

Kaldırımları dolduran halk ağlıyor alkışlıyor çılgınca bağırıyordu.

O günün sonunda İzmir’i dürbünle izleyen Mustafa Kemal İsmet Paşa’ya dönüp “Biliyor musun bir rüya görmüş gibiyim” dedi.

“ Haklısın.

Bu kadar mucize olağanüstülük harikalık ancak bir rüyada yaşanabilir” dedi.

Dünü okuyor bugünü yaşıyoruz.

Dünü okurken bize bir rüyayı yaşatan kahramanları da kâbusu yaşatan hainleri de görüyoruz.

Tıpkı bugün de olduğu gibi.

İzmir’in dağlarında o çiçekler hep açtı hep açacak.

Mustafa Kemal adı illel ebet mücevher taşa yazılacak.

LİNK : https://www.yurtgazetesi.com.tr/yunan-kuvvetlerini-tasiyan-gemiler-makale 16767.html

TARİH : Hangi Ülke kaç yıl bizde kaldı…???


Hangi Ülke kaç yıl bizde kaldı…???

01. Anadolu (938 yıl)

02. Bulgaristan (545 yıl)

03. Yunanistan (400 yıl)

04. Sırbistan (539 yıl)

05. Karadağ (539 yıl)

06.Bosna-Hersek (539 yıl)

07. Hırvatistan (539 yıl)

08. Makedonya (539 yıl)

09. Slovenya (250 yıl)

10. Romanya (490 yıl)

11. Slovakya (20 yıl) Osmanli ad:Uyvar

12. Macaristan (160 yıl)

13. Moldova (490 yıl)

14. Ukrayna (308 yıl)

15. Azerbaycan (25 yıl)

16. Gürcistan (400 yıl)

17. Ermenistan (20 yıl)

18. Güney Kıbrıs (293 yıl)

19. Kuzey Kıbrıs (293 yıl)

20. Rusya’nın güney toprakları (291 yıl)

21. Polonya (25 yıl)-himaye- Osmanlı adi: Lehistan

22. İtalya ‘nın güneydoğu kıyıları (20 yıl)

23.Arnavutluk (435 yıl)

24. Belarus (25 yıl) -himaye-

25. Litvanya (25 yıl) -himaye-

26. Letonya (25 yıl) -himaye-

27. Kosova (539 yıl)

28. Voyvodina (166 yıl) Osmanlı adi: Banat

Asya’da

29. Irak (402 yıl)

30. Suriye (402 yıl)

31. İsrail (402 yıl)

32. Filistin (402 yıl)

33. Urdun (402 yıl)

34. Arabistan (399 yıl)

35. Yemen (401 yıl)

36. Umman (400 yıl)

37. Birlesek Arap Emirlikleri (400 yıl)

38. Katar (400 yıl)

39. Bahreyn (400 yıl)

40. Kuveyt (381 yıl)

41. Iranın batı toprakları (30 yıl)

42. Lübnan (402 yıl) Afrika’da

43. Mısır (397 yıl )

44. Libya (394 yıl) Osmanlı adi:Trablusgarp

45. Tunus (308 yıl )

46. Cezayir (313 yıl)

47. Sudan (397 yıl ) Osmanlı adi: Nubye

48. Eritre (350 yıl ) Osmanlı adi: Habes

49. Cibuti (350 yıl)

50. Somali (350 yıl ) Osmanlı adi: Zeyla

51. Kenya sahilleri (350 yıl )

52. Tanzanya sahilleri (250 yıl)

53. Çad’ın kuzey bölgeleri (313 yıl ) Osmanlı adi: Reşade

54. Nijer’in bir kısmı (300 yıl) Osmanlı adi: Kavar

55. Mozambik ‘ in kuzey toprakları (150 yıl)

56. Fas (50 yıl ) -himaye-

57. Bati Sahra (50 yıl) -himaye-

58. Moritanya (50 yıl) -himaye-

59. Mali (300 yıl ) Osmanlı adi: Gat kazası

60. Senegal (300 yıl)

61. Gambiya (300 yıl )

62. Gine Bissau (300 yıl)

63. Gine (300 yıl )

64. Etiyopya’ nin bir kısmı (350 yıl) Osmanlı adi: Habeş

Osmanlı Kara hudutları sınırları içinde resmen bulunmamakla birlikte fiilen Hilafete bağlı yerler.

64. Hindistan Müslümanları -Pakistan-

65. Doğu Hindistan Müslümanları -Bangladeş-

66. Singapur

67. Malezya

68. Endonezya

69. Türkistan Hanlıkları

70. Nijerya

71. Kamerun

Denizlerde ise;

Akdeniz’in tamamında 1 asır boyunca

Akdeniz’in bir kısmında 3 asır kadar

Karadeniz’in tamamına 4 asır kadar

Ege nin tamamına 4 küsur asır kadar.

Tarih bunları yazdı bizde toplayarak sizlere sunduk.

Selâm ve saygılarımla selamlıyorum.

Selim Yeşilyaprak (Dünya) misafiri

E-POSTA : selimabim

TARİH /// M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU : Tarihe tanıklık eden “Ev”


M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU : Tarihe tanıklık eden “Ev”

Erken Cumhuriyet ideolojisinin entelektüel altyapısının hazırlandığı “İctihad Evi” ile Abdullah Cevdet arşivi korunmalıdır

Cağaloğlu’na yolu düşenlerin önünden geçtikleri ve genellikle de ön cephesine nakşedilmiş "İctihad-Idjtihad" kelimelerinin büyük harflerle yazılmış "Ev"e ne gibi bir sıfat kazandırdığını düşünmedikleri bir taş bina vardır.
Çatalçeşme ile Ticarethane sokaklarının kesiştiği noktada, ilk Osmanlı şeyhülislâmı olduğu düşünülen Şemseddin Muhammed bin Hamza (Molla Fenâri) adına 1470’te yaptırılan Molla Fenarî Mescidi’nin karşı sırasındaki "İctihad Evi," Osmanlı devletinin son yılları ile Erken Cumhuriyet döneminin önemli entelektüel faaliyet merkezlerinden birisi olmuştur.

"İctihad Evi"nden Çankaya’ya
"Garblılaşma" akımının bayrak gemisi işlevini gören "İctihad" mecmuasının 1911-1932 arasında basıldığı bu bina bir anlamda yeni devletin ideolojisinin ön taslaklarının şekillendirildiği mekândır. Binanın sahibi ve derginin nâşiri Doktor Abdullah Cevdet Bey günümüzde genellikle Ankara’da adının verildiği sokak ya da bir çarpıtılma olan "Avrupa’dan damızlık adam celbi" söylemiyle gündeme gelmektedir. Buna karşılık "İctihad"ın Erken Cumhuriyet ideolojisi üzerindeki etkisi, kurucusunun Sıhhiye Müdir-i Umumîsi sıfatıyla verdiği bir mülâkattaki ifadesinin çarpıtılmasına indirgenemeyecek kadar önemlidir. Çankaya’da siyasete dönüştürülen Erken Cumhuriyet ideolojisinin entelektüel bağlamı "İctihad Evi"nde oluşturulmuştur.
Daha sonra Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti adını alacak örgütlenmenin kurucularından olan Abdullah Cevdet, Jön Türk hareketi içinde hızla siyasal eylemcilikten entelektüel faaliyete kaymıştı. 1904’te "Âlem-i İslâm"ın "Avrupa’da müesses" ilk matbaasında basarak Cenevre’de yayımlamaya başladığı "İctihad" entelektüel tarihimizde önemli bir yere yerleşmiş, "Kütüphane-i İctihad" ise başta Reinhart Dozy’nin "Tarih-i İslâmiyet" çalışması olmak üzere önemli tartışmalar yaratan kitaplar neşretmiştir.
Yayımını Cenevre’den sonra Kahire’de sürdüren "İctihad" Haziran 1911’den itibaren İstanbul’da basılmıştır. Kapatılmalar nedeniyle düzensiz aralıklar ve değişik isimlerle çıkan derginin entelektüel alanda etkisinin zirveye çıktığı dönem, neşriyatını durdurmak zorunda kaldığı Şubat 1915’e kadar geçen zaman dilimidir.
Yayımcısının "İctihad sahibi" unvânı ile "modern müçtehid"liğe soyunduğu bu mecmua bir yandan şiddetli din eleştirilerini gündeme getirirken öte yandan da "bilimcilik ve popüler materyalizm ile İslâm’ı bağdaştırarak Müslümanları modernlikle uyumlu kılma" benzeri devâsâ ancak başarı şansı fazlasıyla düşük bir proje geliştirmiştir.
Bunun neticesinde ise "Garblılaşan," yaşam tarzı değişiminin toplumsal dönüşüme yol açacağı ve "dinin sadece ahlâkî yönünden istifade edilerek" bireysel düzeye indirgeneceği bir toplum projesi geliştirilmiştir. Daha sonra TBMM’de Kocaeli ve Muş Meb’usu olarak görev yapacak olan Kılıçzâde Hakkı (Hakkı Kılıçoğlu) tarafından 1913’te kaleme alınan iki bölümlü bir yazı ile somutlaştırılan bu tasavvur, fesin yerine şapka giyilmesi, medreseler ile tekke ve zaviyelerin kapatılması, kapsamlı din, eğitim ve hukuk reformları yapılması neticesinde "Garblılaşarak" dini toplumsal alan dışına çıkaran bir toplum ütopyası geliştirmişti. Dergi, bunun yanı sıra, Latin harflerinin kabûlü, "zamanın sekülerleştirilmesi" benzeri Cumhuriyet uygulamalarının da bayraktarlığını yapmıştı.
Bu açıdan bakıldığında, girişinde "İctihad"ın basıldığı Orhaniye Matbaası’nın yer aldığı, üst katlarında ise derginin yazı işleri ile Abdullah Cevdet’in ikametgâhının bulunduğu "İctihad Evi," Erken Cumhuriyet ideolojisinin altyapısının oluşturulduğu mekândır.

"Tarih"in korunması
"İctihad" dergisinin savunduğu entelektüel yaklaşımlar Erken Cumhuriyet döneminde siyasete dönüştürülürken, ilginç bir gelişme olarak derginin etkinliği azalmıştır. Cumhuriyet ideolojisi hayata geçirildiğinde "Garbçılık"ın şekillendirici etkisi çoktan sona ermiş, bir siyaset kadrosu onun tezlerini "anladığı biçimde" siyasete dönüştürmüştür.
Abdullah Cevdet bu "siyasete dönüştürme" faaliyetinin, "İctihad"ın geliştirdiği tasavvurdan farklılaşan, "kaba" bir ideoloji doğurmasından fazlasıyla rahatsız olmuş, zannedilenin aksine II. Meşrutiyet "Garpçılığı"nın "marjinal" tezlerinin Cumhuriyet sonrasında "zafer"e ulaştıklarını düşünmemiş ve hayata 1932’de "hayal kırıklığına uğramış" bir entelektüel olarak veda etmiştir.
Abdullah Cevdet’in ölümü sonrasında kızı Gül Karlıdağ, tarih bilinci yüksek bir kişi olarak "İctihad Ev"i ile babasının zengin kütüphane ve arşivini titizlikle korumuş, binanın benzeri hassasiyetleri paylaşmayan müteahhitler, kitap ve belgelerin ise onları okuyamayacak koleksiyoncuların eline düşmesine izin vermemiştir. Onun 2015’te vefat etmesi ciddî bir kültür hizmetini gerekli kılmıştır.
Tarihe tanıklık eden "İctihad Evi" ile Abdullah Cevdet’in başta üzerine notlar düştüğü "İctihad" koleksiyonu olmak üzere kitap ve bilhassa belgelerinin muhafaza edilmesi önemli bir kültür hizmeti olacaktır. Abdullah Cevdet’in, Gustave Le Bon ve Reşid Rıza’dan, Peyami Safa ve son halife Abdülmecid Efendi’ye ulaşan yelpazedeki entelektüel ve şahsiyetler ile yazışmaları yakın tarihimize ışık tutacak bilgiler içermektedir.
Uzun yıllar önce bunların tasnif edilmesine yardımcı olmuş bir kişi olarak bu değerli koleksiyonun parçalanmasının bir "kültür ve tarih cinayeti" olacağını vurgulamak isterim.
Geçmişte böylesi koleksiyonlara önem verilmemesi yakın tarihimizin anlaşılması alanında ciddî sorunlar yaratmıştır. Bu alanda son yıllarda gerçekleşen yaklaşım değişimi başta İSAM Kütüphanesi olmak üzere değişik kurumların şahsî belge koleksiyonlarını değerlendirerek araştırıcıların hizmetine sunmasına neden olmuştur.
"İctihad Evi" ile söz konusu kitap ve belgelerin bir "müzearşiv" olarak değerlendirilmesi bu alanda yapılabilecek büyük hizmetlerden birisi olacaktır. Abdullah Cevdet’in düşüncelerinin günümüzde "iktidar" olmadığı, onun "tasavvuru"nun değişik çevrelerde ağır tenkitlere marûz bırakıldığı ortadadır. Buna karşılık, Türkiye’nin, tarih ve kültür korumasının "düşüncelerimize yakın kişiler, değerlerimizi yansıtan kurumlar ve estetik zevkimize uygun eserler" ile sınırlandığı dönemi geride bırakması gerekmektedir.
Başta "İslâmcılık düşüncesi"nin kökenleri ve gelişimi olmak üzere entelektüel tarihimizin değişik alanlarında ufuk açan çalışmalar yapan Profesör İsmail Kara’nın "İctihad Evi" ile Abdullah Cevdet arşivinin kurtarılması alanındaki girişimleri zikredilen korumanın hayata geçirilmesi konusunda ümitvâr olmamızı mümkün kılmaktadır. Bunların netice vermemesi ise ileride telâfisi mümkün olamayacak bir kayba neden olacaktır.

TARİH /// HULKİ CEVİZOĞLU : BİR SİYASİ GELENEK OLARAK İTTİHAT VE TERAKKİ


HULKİ CEVİZOĞLU : BİR SİYASİ GELENEK OLARAK İTTİHAT VE TERAKKİ

E-POSTA : hulkicevizoglu

1 Kasım 1918’de İttihat ve Terakki Partisi kendisini fesh etti.

İttihat ve Terakki tarihimizde çok tartışılan seveni olduğu kadar lanetleyeni de bol olan bir siyasal organizasyondur.

Atatürk’ün ittihatçı olup olmadığını da hâlen tartışılmaktadır.

*

Bu konuya ben de eserlerimde zaman zaman yer verdim.

Atatürk İttihat ve Terakki konusunda şöyle düşünüyordu:

"Bunlar (düşmanlar-HC) cihan nazarında milli harekâtı kirletmek ve kendilerini kurtarmak için zaman icabı kuvvetli bir silaha sahipti. Bu silah ise İttihatçılık iftirası idi. Fakat gerek milli fiiliyatımız ve gerekse hükümetin değiştirilmesinde gösterdiğimiz tarafsızlık cihan kamuoyunda sefil ihtiraslardan ne kadar uzak olduğumuzu ispat etti.

Bize İttihatçı diyenler unutuyorlar ki milli harekât bütün millet tarafından icra edilmektedir. Eğer işin içinde İttihatçılık olmak lazım gelse bütün millet İttihatçılıkla itham edilmiş olur. "

Atatürk ittihatçı mı idi?

Kendisine İttihatçı olup olmadığı sorulduğunda verdiği yanıt da şudur:

"Milletin hep birlikte hakkını talep etmesine parti manevrası denir mi? Demek doğru mudur? Canlandırılmasından en ziyade kaçınılan şey İttihat ve Terakki Fırkası’dır.

İttihat ve Terakki siyaseti itibariyle de iflas etmiştir. Öyle değil mi?

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin emeli ise o siyasetten dolayı bu hale gelen zavallı memleketi ve toprakları meşru olmayan emperyalizm ve kolonizasyon siyasetleriyle istila edip parçalamaya çalışan yabancı ve mütecaviz kuvvetlere çiğnetmemek!. Bu düşünce ile hareket: eden bir cemiyet ruh ve sebep mevcudiyeti itibarı ile kendisini feshetmiş olan İttihat ve Terakki Fırkası’nı tekrar diriltecek kabiliyette değildir…

Bu kadar açık bir şeye de İttihatçılığın canlandırılması iktidar mevkiine gelme hırsı gibi iftiralar savurmak faziletkârlığa vatandaşlığa yakışmayacak bir izansızlıktır.

Ben kendi hesabıma takip ettikleri siyasetin vatan ve millete zararlı olduğunu yüzlerine karşı söyleyip alenen muhalefette bulunduğum insanların ve sistemlerinin tekrar iktidar ve geçerlilik mevkiine gelmesine ve neticede feci akıbetleri şu anda hepimize kan ağlatan dünkü hallerin tekrar devam etmesine mi çalışacağım? Bunu hangi aklı başında ve insafı yerinde adam düşünebilir? Böyle bir düşünce mantıkla uzlaştırılabilir değildir!"

Yahya Kemal Beyatlı

İki gün önce ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın 61. ölüm yıldönümü idi.

*

1884 yılında Üsküp’te doğan Beyatlı 1 Kasım 1958’de 74 yaşında yaşama veda etti.

Onun neredeyse tüm şiirleri belleklerimizdedir.

Sessiz Gemi Akıncılar Endülüs’te Raks Rindlerin Akşamı 26 Ağustos Hazan Bahçeleri Vuslat Açık Deniz Âheste Çek Kürekleri Ezan Kar Musikileri Başka Bir Tepeden Eylül Sonu Süleymaniye’de Bayram Sabahı Rindlerin Ölümü Mohaç Türküsü Erenköy’de Bahar Duyuş Ve Düşünüş Özleyen ve daha pek çoklarını bir çırpıda anımsarız.

EYLÜL SONU

Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

Yazlar yavaşça bitmese günler kısalmasa…

*

BAŞKA BİR TEPEDEN

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

*

RİNDLERİN AKŞAMI

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece.

*

ENDÜLÜS’TE RAKS

Zil şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç def’ kırmızı…

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bir-siyasi-gelenek-olarak-ittihat-ve-terakki-53776yy.htm

TARİH : 2.Meşrutiyet ve JönTürkler hakkında 10 adet dokuman


2.Meşrutiyet ve JönTürkler hakkında 10 adet dokuman

  1. Halil İnalcık – Tanzimat.Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu.pdf
  2. Aydınlar Ocağı – 150. Yılında Tanzimat.pdf
  3. Engin Deniz Akarlı – Belgelerle Tanzimat.pdf
  4. Erol Makzume – ll.Meşrutiyet Öncesi Portreler.pdf
  5. Feroz Ahmad – Jön Türkler ve Osmanlı’da Milletler.pdf
  6. Hasan Gümüşoğlu – Modernizm’in İnanç Hayatına Etkileri ve Jön Türklük.pdf
  7. İsmail Küçükkılınç – Jöntürklük ve kemalizmin kıskacında ittihat ve terakki.pdf
  8. Mahir Aydın – Ahmet Arif Hikmet Beyefendi Bir Tanzimat Devri Şeyhülislamı.pdf
  9. Muhammed Hamdi Yazır – Meşrutiyetten Cumhuriyete Makaleler.pdf
  10. Necmeddin Sahir Sılan – 2. Meşrutiyet ve Sonrası Hatıralarım.pdf

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

TARİH : TÜRK TARİHİ VE KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ 12 ADET DOKUMAN


TÜRK TARİHİ VE KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ 12 ADET DOKUMAN

  1. Afet İnan – Türkiye halkının Antropolojik karakteri ve Türkiye tarihi.pdf
  2. Ahmet Refik – Anadoluda Türk Aşiretleri 966-1200.pdf
  3. Andre Malraux – Turan Yolu .pdf
  4. Anonim – 100 Ünlü Türk.pdf
  5. Bahaeddin Ögel. Türklerde Devlet Anlayışı.pdf
  6. Gülçin Çandarlıoğlu – İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü.pdf
  7. Hikmet Tanyu – Türklerin Dini Tarihçesi.pdf
  8. Mehmet Ali Ayni – Türk Ahlakçıları .pdf
  9. Mehmet Eröz – Türk Kültürü Araştırmaları .pdf
  10. Nihat Keklik – Türkler ve Felsefe.pdf
  11. Safa Öcal – Devlet Kuran Kahramanlar.pdf
  12. Sefer Yavuzaslan – Türk Tarihinin Ana Hatları.pdf

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.