GÜNDEM ANALİZİ /// HAKİ KORKMAZ : HESAPLAŞMA BAŞLADI MI ?!.


HAKİ KORKMAZ : HESAPLAŞMA BAŞLADI MI ?!.

26 Mayıs 2020

Du Wei…
Çin’in Tel Aviv Büyükelçi’si…
Ülkesinden uzaklarda, İsrail’deki evinde ölü bulundu?!

Hemi de ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun İsrail ziyaretinden iki gün sonra!..
Hemi de Pompeo “Çin ile anlaşmalar imzaladınız. Bozun bunu” diye İsrail’e kendi evinde sopa gösterdikten 48 saat sonra!..

Çin’i bugün Çin yapanların başında Du Wei geliyordu.
Bugün Çin’deki bütün otellerde İbranice broşür varsa, ülkeye Yahudi sermayesi ve Yahudi işadamı akıyorsa, bunda Du Wei’nin rolü büyüktü.
O yüzden Tel Aviv’e elçi olarak atanması boşuna değildi.
57 yaşındaki Du Wei İsrail’e gitmeden önce 4 yıl boyunca Ukrayna’da görev yaptı, tarihi anlaşmalara imza attı.
2013 yılından itibaren Çin’in, Ukrayna’dan toprak kiralama projesi vardı.
3 milyon hektar toprak alacak olan Çin, 2.6 milyar dolar ödeyecekti.
Ancak ABD, bu anlaşmadan bir süre sonra Ukrayna’da ayaklanma başlattı.
Ayaklanma sonrası hedefteki başkan Viktor Yanukoviç, Rusya’ya kaçtı.
Ukrayna ile Çin arasında yapılan bu anlaşma da iptal oldu.
İşte Çin, “Problem çözen lider” dediği Du Wei’yi Ukrayna’ya atadı.
ABD, Ukraynalı savunma şirketi Motor Sich’i satın almak için çok önemli görüşmeler yapıyordu, araya giren kişi Du Wei oldu.
Motor Sich de Çinli şirket tarafından satın alındı.
Büyük arazi anlaşması, ABD’ye rağmen yeniden yapıldı.
Du Wei, Çin Devlet Başkanı Şinpeng kadar saygı gören biriydi.
Forbes listesinde yer alan çok önemli iş adamları, Çin’e yatırım yapmadan önce Du Wei’yi arardı.

Du Wei’nin istihbaratı o kadar güçlüydü ki, çok önemli bir olayı da Çin Polit Bürosu ile paylaşmıştı.
2018 Aralık ayında, Huawei’nin kurucusu ve sahibi Ren Zhengfei’nin kızı Meng Wanzhou’nun, Vancouver Havalimanı’nda tutuklanacağını, 48 saat önce söyledi.
Ancak, Kanadalı yetkililerle yakın temas halinde olan Çin Bilim ve Teknoloji Derneği (CAST) Başkan Yardımcısı Huai Jinpeng, tutuklamanın olmayacağını söyledi.
Ancak, Du Wei haklı çıktı, Meng Wanzhou tutuklandı!

20 Ocak 2020’de başlayan davadan birkaç gün önce Kanada’ya, ardından ABD’ye giden Du Wei, çok önemli görüşmeler yaptı?!
Du Wei, Corona virüs salgınının dünyaya yayılmasından önce, davanın sonuçlanması gerektiğini söylüyordu.
Ancak virüs dünyaya yayıldı.
1 Ocak 2020 ile 20 Mayıs 2020 arasında tam 19 ülkeye giden ve çok önemli görüşmeler yapan Du Wei, istihbarat birimlerinin saha ajanları kadar operasyonel aklı olan ve kendini koruyabilen biriydi.
Çok büyük ihtimalle, özel bir zehir yöntemiyle, kalp krizi geçirdi ve hayatını kaybetti.
Du Wei, bugün Çin için en önemli 3 kişiden biriydi.
Bugün Çin, 24 ülke ile digital para anlaşması yapıyor.
İsrail’i de buna dahil ediyordu.

Yani?!
Dolar İmparatorluğu’na kafa tutuyordu.
Çin’in digital parasının mimarı da Du Wei idi.
Baron James De Rotschild, sahibi olduğu Economist dergisinin ilk sayısına röportaj veriyordu:
“Eskiden Fransa’da kağıt parayla dolaşamazdınız.
Kağıt parayla mal alınıp satılacağını söyleseydiniz size gülerlerdi.
Ama bugün yapılıyor…”
Kağıt para yürürlüğe girdikten 150 yıl sonra, dünyada kağıt paranın yerini almaya hazırlanan digital para uğruna cinayetler başladı.

Bugün, Rotschild ailesini Çin’de yatırıma götüren isimlerden Du Wei, suikaste uğradı.
2 gramlık bir virüs, yeryüzünde şirketleri batırıyor, küresel sermayeyi vuruyor.
ABD derin devleti de, küresel sermayeye çanak tutanları ortadan kaldırıyor.

Çin’e para akıtan ve büyümesini sağlayan İngiliz Merkez Bankası başkanı Mark Carney, Ağustos 2019’da; “ABD doları artık küresel ticareti önlemektedir. Bundan sonra dolar dünyanın stok para birimi olmayacak” diye kafa tutuyordu.
Doların yerini digital paranın alacağını öne sürüyordu, Rotschild ailesinin Londra’daki elemanı…
Hatta, Facebook bile digital para çıkarmaya hazırlanıyor, Çin bunu başlatıyor, doların tahtı küresel sermaye oyunlarıyla sarsılıyordu.

Amerikan derin devleti bir virüsle, küresel sermayeden tutun, büyüyen Çin’e, Avrupa Birliği’ne, kurulacak digital dolar imparatorluğuna rakip olmaya kalkanlara kadar önüne geleni indiriyor!?

“Çin virüsü” dediler, olayı Pekin’in üzerine attılar.
“Hesap soracağız” dediler, üzerine bir de…

Du Wei suikasti, Çin’den “Virüs”ün ilk hesabının sorulmasıdır…

HAKİ KORKMAZ

PSİKOLOJİ DOSYASI /// ÖMER EKİNCİ : Dikkat ! Zihinlerimizin kumandası kimlerin elinde ?


ÖMER EKİNCİ : Dikkat ! Zihinlerimizin kumandası kimlerin elinde ?

1989 yılı…

Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır.

Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.

Bekledikleri gibi olmaz.

Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.

Dükkanlar kapatılır.

Geri dönülür.

* * *

1991 yılı.

Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür.

Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder.

Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur.

Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal.

Yayınlanmaya başlar.

Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur.

Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.


* * *

1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır.

Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar.

Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez.

Talep gitgide artar.

Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar.

Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder.

Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.

Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?

Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”!

O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.

* * *

Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi.

İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu.

Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor.

İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?”

Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.

* * *

İşte algılarımız böyle yönetiliyor.

20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.

Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.

Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!

* * *

Bu sadece bir örnekti,

Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi.

Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.

Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.

Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?

İşte bu yüzden unutmayalım;

Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.

İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.

“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X,

Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar…

Afiyet olsun!

TARİH /// DR. SALİH EROL : Bursa’nın işgali sırasında Mustafa Kemal’in bir telgrafı


DR. SALİH EROL : Bursa’nın işgali sırasında Mustafa Kemal’in bir telgrafı

22 Mart 2020 Pazar

Bu yazımızda çok değerli bir arşiv belgesini yayımlıyoruz. Yenişehirli Ethem Paşa’yı çalışırken kullandığımız Eskişehir İstiklal Mahkemesi evrakının arasından çıktı bu belge. Belgenin Ethem Paşa’da bulunması ve mahkemeye onun tarafından sunulmasının sebeb-i hikmeti, Paşa’nın o tarihlerde geçici bir süre Yenişehir Kaymakamlığı görevini yapmasıdır. Dolayısıyla belgenin birinci muhatabı olarak onu saklamış ve yeri geldiğinde de kendisini savunmak amacıyla mahkeme başkanlığına sunmuştur.

Günümüzden yüz yıl öncesine ait olan belgenin tam tarihi 10 Temmuz 1920. Bu tarih, Bursa’nın işgalinden sadece iki gün sonra demektir. Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti’nin reisi olarak Mustafa Kemal, işgalin ertesi gününün (9 Temmuz 1920 Cuma) akşamında alelacele Bozüyük’e gelerek cephenin durumunu yerinde inceledi.

1920 yılının Temmuz ayı bilhassa Bursa için çok büyük bir felaketin başlangıcı oldu. Çünkü o tarihlerde Yunan birlikleri Bursa’nın kapılarına dayanmış ve bu mukaddes beldeyi işgal etmişlerdir.

Ankara’da TBMM’nin ve hükümetinin başında bulunan Mustafa Kemal Paşa, yanındaki heyetle beraber büyük bir heyecanla Bozüyük’e kadar gelmiş ve gelişmeleri sıcağı sıcağına takip etmekte, civar yerlerin ahalisine, yetkililerine çektiği telgraflarla işgaller karşısında durmaları için moral aşılamaya çalışmaktadır.

Bilhassa yerel resmi yetkililere vatansever duruş göstermeleri; halka iyi örnek olmaları hususunda uyarmaktadır. Aksi davranış gösterenlerin sert bir biçimde cezalandırılacağını haber vermektedir (Nitekim daha sonraları yaşanan gelişmeler karşısında sergilediği tavırla bu uyarıları kulak ardı edecek olan Yenişehirli Ethem Paşa, Eskişehir İstiklal Mahkemesi’nde cezalandırılacaktır).

Milli Mücadele’nin bu hararetli zamanlarında durumu kritik olan yerlerden biri de Yenişehir’dir. Çünkü Yunan birlikleri Yenişehir’in sadece altmış kilometre kadar uzağında bulunuyorlardı ve bu durumda işgal tehlikesi altında bulunan yerlerden biridir Yenişehir.

İşte, böyle bir durumda Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal imzasıyla Yenişehir Kaymakamlığı’na bir telgraf gönderilmiştir. Telgraf, Bozüyük’ten çekilmiştir. Mustafa Kemal’in bu telgraftaki iyimser ifadelerine bakıldığında, Bursa’nın düştüğünden henüz haberinin olmadığı ya da haberi olsa bile bu kötü durumun halkın cesaretini kırmasını istemediği için elîm işgal hadisesinden bahsetmediği anlaşılmaktadır.

“YUNANLILARIN YENİLME ZAMANI GELMİŞTİR”

Telgrafında genel durumun memnuniyet verici olduğunu; artık Yunanlılar için yenilgi ve geri çekilme zamanı olduğunu belirtmektedir. Oysa yaşanan gelişmeler, bir süre daha, bunun aksini ispatlamıştır. Yunan işgal kuvvetleri Bursa’yı işgal ettikleri gibi 1920 yılı sonbaharında içlerinde Yenişehir ve İnegöl’ün de bulunduğu birçok yeri daha işgal edecek ve Doğu’ya doğru ilerleyişlerini sürdüreceklerdir.

Genel süreci bir kenara bırakıp, Yenişehir’in Milli Mücadele Tarihi’nde son derece kıymetli bir yeri olan telgraf metnine özel olarak odaklandığımızda dikkat çekici olarak şu hususları belirtebiliriz:

Mustafa Kemal Paşa, Yenişehir halkından vatansever duygularla gelecekten umutlu olmalarını isterken, her şeye rağmen azimli, metin ve sakin olmalarını istemektedir. Bu duygularla Kuva-yı Milliye’nin askeri tedbirlerine destek olmalarını en başta Yenişehir’in yetkili makamlarından ve ardından halktan beklemektedir. Halkın paniğe, endişeye kapılıp memleketinden göç etmemesini; yerinde sabırla kalmalarını öğütlemektedir. Ancak bu emirler, tavsiyeler doğrultusunda hareket edilirse Müslümanlığın – Osmanlılığın şan ve şerefinin korunacağının altını çizmektedir.

TBMM’nin ve reisi Mustafa Kemal’in Osmanlı padişahıyla bütün restleşmelerine; padişah ve İstanbul Hükümeti tarafından açıkça hedef tahtasına konulmasına rağmen “Osmanlılığın Şanı”ndan övgüyle bahsetmesi halkı etkilemeye yönelik dikkat çekici bir detaydır.

Okuyucularımızı belgenin asıl suretinin fotokopisinden yaptığımız çeviriyle ve bu çevirinin sadeleştirdiğimiz haliyle baş başa bırakmadan önce şu hususun altını çizmek isterim:

Kurtuluş Savaşımızın lideri; TBMM’nin başkanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bu telgrafı Yenişehir ve Bursa tarihinde şanlı bir sayfadır. Yaşanan bütün işgal hadiselerinin karşısında kurtuluş ümidini bir kale gibi sağlam tutan; işgalin tehlikeli bölgesinin yanı başına kadar gelerek halka umut aşılayan gerçek bir liderdir Mustafa Kemal.

YENİŞEHİR KAYMAKAMLIĞI’NA ÖNERİ

Bence, kurumsal anlamda telgrafın muhatabı olan Yenişehir Kaymakamlığı bunun orjinalini ve çeviri yazısını çerçeveletip hükümet konağına asmalı ve kaymakamlığın internet sayfasına almalıdır.

Tabi ismimizi ve yazımızı dipnot olarak belirtmek kaydıyla.

  • Salih EROL

TELGRAFNÂME(Çeviriyazı)

Yenişehir Kaymakamlığına

9 Temmuz akşamı cepheye muvasalat ile vaziyeti tedkik ettim. Ahvâl-i umumiye şayân-ı memnuniyettir. Yunanlılar için ric‘at, mağlubiyet zamanı hulul etmiş olup inâyet-i Hakk’la an-karîb asâr-ı fiiliyesi görülmeğe başlayacaktır. Bu andan itibaren bütün halkın âtiden mutma‘in olarak azim ve metânet ve sükûnetle ittihaz olunan tedâbir-i askeriyeye muavenet ve müzâheret eylemesinin ve me’murîn-i hükümetin bu hususta halka nümûne-i imtisâl olmalarının te’minine ve bundan sonra Osmanlılığın, Müslümanlığın şân ve şerefini nakise-dâr edecek lüzumsuz telaşın ve tereddüdü ve muhâceret gibi ahvâlin pek şedîd muamelâtı intac eyleyeceğinin ehemmiyetle nazar-ı dikkate alınmasını tebliğ ederim.

10 Temmuz 1336 (1920)
Büyük Millet Meclisi Reisi
Mustafa Kemal

TELGRAFNÂME (Sadeleştirilmiş Çeviri)

Yenişehir Kaymakamlığına,

9 Temmuz 1920 Cuma gününün akşamı cepheye ulaşarak durumu inceledim. Genel durum, memnuniyet vericidir. Yunan askerleri için geri çekilme ve yenilgi zamanı gelmiştir. Allah’ın izniyle en kısa zamanda düşmanın yenilgisi ve geri çekilmesi görülecektir. Bu andan itibaren halkımızın gelecekten yana umutlu olarak, azim, metânet ve sükûnet içinde hazırlanan askeri tedbirlerimize yardımcı olmaları ve ordumuzla dayanışma ruhu içinde olmaları beklenmektedir. Bu bağlamda resmi görevlilerin, idarecilerin halka örnek olmaları temin edilmelidir. Bundan sonra Osmanlılığın – Müslümanlığın şan ve şerefini zedeleyecek gereksiz telaş, tereddüt ve halkın yerlerinden göç etmesi gibi durumların yaşanması halinde sert cezalar uygulanacağını önemle dikkatinize sunarım.

10 Temmuz 1920
Bozüyük
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal

TARİH /// Ekrem Hayri Peker : Kızılderililer ve Ön Türkler


Ekrem Hayri Peker : Kızılderililer ve Ön Türkler

25 Mayıs 2019

Bu yazıdan amacım bazı Kızılderili kabileler ve ön Türkler arasında bazı kültürel benzeşmelere dikkat çekmek; bu halkı oluşturan bazı dış göçlere dikkat çekmek, bu konuda son yıllarda yapılan bazı yeni çalışmaları incelemektir. Milletlerin saf ırklardan oluşmadığını genler üzerine yapılan son çalışmalar bize göstermiştir.

Göktürkler üzerine araştırmalar yapan ve bu konuda kitaplar yazan Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, kaya resimleri ve Ön Türklerden kalan izler üzerinde çalışan ve çektiği resimleri albümler halinde yayınlayan merhum Servet Somuncuoğlu’yla Türkistan’ı gezerler. Taşağıl, “Gökbörü’nün İzinde” adlı eserinde, Grono-Altay (Dağlık Altay) Cumhuriyeti’nde yüz bin yıl öncesine ait tarihi nesneler bulunduğunu yazar. Bölgede çok sayıda kurgan ve kaya resimleri bulunmaktadır. Dağlık Altay Cunhuriyeti’nin Ulagan ilçesinde dünyanın ilk düğümlü halısı Pazırık’ta bulunmuştur.

Taşağıl, merhum Somuncuoğlu ile beraber, Sibiryanın başkenti olarak bilinen ve Rusya Federasyonu’nun üçüncü büyük kenti olan Novasibirsk’te Sibirya’daki yaşamın sergilendiği küçük bir etnografya müzesi olan, Kraçevarsky Muzey’i ziyaret ederler.

Taşağıl, “Gerçekten oradaki kayıkların, şaman elbiselerinin ve diğer etnografik malzemelerin ilginç şekilde Kızılderili eşyalarına benzediğini gördüm. Rahmetli Servet, bu malzemeleri görünce, ‘Hocam, Kızılderililer kesin Türk, hemen yazmalısın.’(Gökbörü’nün İzinde, s,57)

Saha Şamanı

Bölgede yaşayan ve ren geyiği yetiştiren Duhalar’ın çadırları Kuzey katlı evleri gizemini korumaktadır. Amerika’daki ova yerlilerinin çadırlarına benzer. Bildiğimizin aksine Kızılderililerin büyük bir kısmı yerleşik’ti. Pueblo yerlilerinin çok katlı evleri gizemini korumaktadır. Salgın hastalıklar ve katliamlardan arta kalan yerliler, mecburen göçebe yaşamak zorunda kaldılar.

Kuzey Amerika kıtasının ilk sakinlerinin Sibirya’nın güneyindeki Altay bölgesi olduğu ortaya çıktı

WASHINGTON- ABD’deki İnsan Genetiği dergisinde yayımlanan araştırmayı yapanlardan Pennsylvania Üniversitesi Antropoloji bölümü Doçenti Theodore Schurr, Rusya, Moğolistan, Çin ve Kazakistan’ın kesiştiği Altay bölgesinin on binlerce yıldır çok sayıda halkın gelip gittiği kilit bir yer olduğunu belirtti.

Araştırmaya göre, Amerika kıtasındaki ilk insanların ataları bu halklardan biriydi ve bugün Rusya Federasyonu’nun bir parçası olan Altay’dan 20 bin ila 25 bin yıl önce gelmişlerdi.

Asyalılara ait genetik özelliklere sahip bu insanlar, o dönemde sular altında olmayan Bering boğazını geçmeden önce tüm Sibirya’yı katettiler.

Araştırmalarında, Amerikalı kızılderililerin ve Güney Altay bölgesinde yaşayan yerli kavimlerin DNA’larında Y kromozumunu (babadan geçen) analiz eden bilim adamları, iki grubun paylaştığı ve bunlara özgü genetik mutasyonu bulmaya çalıştılar.

Araştırmanın sonucunda, Amerikalı ve Rus antropologlar, her iki grupta da, anneden miras mitokondriyal genlerde de aynı genetik özellikleri buldular.

Çalışmalarında bu mutasyonların ortaya çıkması için ne kadar zaman geçmesi gerektiğini hesaplayan bilim adamları, Altay genlerinin 13 bin ila 14 bin yıl önce Amerikalı yerlilerinkinden ayrıldığını tahmin ediyorlar. (AA)

Sahalar (Yakutlar) üzerine bir kitap yazmış olan Serosevski, şunları yazmıştır; “Dış görünüş itibariyle Sahalar üç gruba ayrılabilir:

I)Rus kanının belirgin bir biçimde fark edilebildiği grup;

2) Moğol tipi olup, Tunguslara daha yakın olan grup;

3)Öz Türk ya da Saha grubu; ki bu grubun Kuzey Amerika Kızılderilileriyle benzerliğini A. F. Mindendorf da kaydetmiştir.

Üçüncü gruba ait kişilerin burnu kemerli, yüz eğrisi çok hoş olup, dudakları belirgin, gözleri kara ve parlaktır…” (Seroşevski, V.L., Saha Yakutlar,s, 59-60)

Yazar, Saha savaşçılarının isimlerinin Kızılderili savaşçılarla olan benzerliğine dikkat çeker. (Seroşevski, V.L., Saha Yakutlar,s,159)

“… Ural dilleri ile Atapask ve onlara akraba ama daha güneyde bulunan Apaçi ve Navaho Kızılderililerinin dili arasındaki akrabalık günümüz bilim literatüründe kanıtlanmış olgu durumundadır. Dolayısıyla, Sahaların Kuzey Amerika Kızılderililerine yakınlığı da fazla fantastik bir iddia değildir. (Seroşevski, V.L., Saha Yakutlar,s,289)

Ünlü Rus tarihçi Gumilev, Kızılderililerin Sibirya’ya mamut avlamaya geldiğini yazmıştır.

İnsanoğlu Güney Amerika’ya üç ayrı göç dalgasıyla yerleşmişler

Harward Tıp Okulu’ndan David Reich yönetiminde 8 ülkeden 72 bilim insanı, insan kalıntılarına ait 49 kemik öeneğinin DNA’sını incelediler. Buluntular Belize, Brezilya ve Andlar gibi Orta ve Güney Amerika’nın batısından. Ve DNA’ları bugüne dek incelenen fosildekilerden on misli daha eski.

Kemiklerin 17.000 yılı aşkın bir süre önce Sibirya’dan Alaska’ya geçerek, Kuzey Amerika kıtasına yayılan avcı ve toplayıcı gruplara ait olduğu anlaşıldı. Bu insanlar panama kara köprüsünü geçerek üç göl dalgasıyla (İlki 15.000-11.000 yıl önce; ikincisi-9000 yıl önce ve üçüncüsü 4000 yol önce) Güney Amerika’ya yerleşmişler. Bu göç yolu Şili, Brezilya ve Belize’deki kemiklerle kanıtlanmış oldu. Amerika’ya ilk yerleşenler Clovis insanlarıydı. Bunlar Amerika’da çok geniş bir alana yayılmış olan ve iki kenarı da işlenmiş çakmaktaşında mızrak uçlarıyla bilinen bir kültürü oluşturmuşlardır. Klovislerin antik DNA’ları (aDNA) buluntularda tespit edilmiş ancak 9000 yıldan daha yeni olanlar yok olmuş.

Bu da büyük bir popülasyon değişimi anlamına geliyor. Bu grubun soyu tükendikten sonra yeni bir topluluk büyümeye başlamış ve bu topluluğun DNA sinyalleri günümüzdeki yerli halkla devam ediyor. Bu da sürekli yerleşime işaret ediyor ki, bu durum Avrupa, Asya ve Afrika’daki hareketli nüfus tarihiyle büyük bir zıtlık oluşturmakta. (Nilgün Özbaşaran Dede, Herkese Bilim ve Teknoloji, sayı:141,s, 5)

Amerika’ya göç eden halklar kıtadaki atları avladıkları için yok ettiler. Panama kıstağının darlığı, yetmezmiş gibi neredeyse geçilmez sıklıktaki ormanlar Güney Amerika’daki yük hayvanı lamaların Kuzeye geçişini engellemiştir. Demiri işleyemeyen Amerikan halkları birkaç çeşit halkın karışımıyla oluşmuştur.

Bu oluşumun temelini köse proto Moğollar oluşturmuştur. Kızılderililer arasında biyolojik olarak farklılıklar olmasına rağmen temel öğe koyu tenli oluşları (bakır ten) ve köseliktir.

Bu halkların dışında Vikingler gibi küçük koloni kuranlar olmuştur. Ayrıca, Polinezyalıların katamaran tipi teknelerle geldiklerini Thor Hyerdahl (1914-2002), Kon-Tiki adlı salıyla Peru’dan Polinezya’ya giderek ispatlamıştır. Kıtayı Çinliler de ziyaret etmiştir. Ayrıca bulunan bazı kabartmalarda Fildişi Sahili’nde yaşayanlara benzemektedir. Eskimoların en baştaki kimseye “Hakan” demeleri, Dakotaların ise Wakang demesi ilginçtir.

Bir başka ilginçlik Orta Amerika ve Yucatan Yarımadası’ndaki piramitlerin Sümer piramitleri gibi basamaklı oluşudur. Göçler açısından da bu bölge ilginçtir. Fas’tan Mısırlıların kullandığı Papirüsten yapılmış RA-II adlı tekneyle yola çıkan Thor Hyerdahl, teknesini akıntıya bırakmış ve Meksika körfezindeki Bardabos’a ulaşmıştır. Hyerdahl, Antik Çağ’da kıtalar arasında yolculuk yapıldığını göstermiştir.

Bölgeye daha önce sakallı ve beyaz tenli insanlar gelmiştir. Bölgeye çok faydası dokunan bu insanlar ayrılırken “tekrar geleceklerini” söylemişlerdir. Bu olay bölgedeki halklarının inançlarında büyük yer tutmuş ve İspanyol istilacılar bu inançtan faydalanmışlardır.

*

Reha Türkkan’ın bu konudaki yazdığı “Türkler ve Kızılderililer” kitabındaki tespitlerini inceleyelim. “Arjantin’de Lappata Üniversitesi araştırmacıları ve ABD’de Kansas Enstitüsü’nden A. Bergen, Doğu Asya’da Yenisey ve Altaylardaki Türklerin kromozomlarındaki (Y) özelliğinin bütün Kızılderililerinkinin aynı olduğunu bulmuşlardır. (s.41) Maya ve Azteklerin yaşadığı bölgede 2 metreyi aşan aksakallı insan heykelleri bulmuşlardır.

Kuzey Amerika’nın en uç noktalarında yaşayan Aluetlerin ve Eskimoların yaklaşık 11 bin yıl önce göç ettikleri sanılıyor. Şu anma kadar Amerika’da 35-40 bin yıllarından öncesine ait insan iskeletleri henüz bulunmamıştır.

Reha Oğuz Türkkan, Arizona’da ünlü bir sayfiye yerinin adının “Hava-su” olduğunu yazar (s.123). Türkkan, Mexico City’de bulunan antropoloji müzesinde 24 tonluk bir kayaya oyulmuş bütün duvarı kaplayan 12 hayvanlı bir Aztek takvimi görmüştür. Bu takvim önce Toltek ve Mayalarca benimsenmiş. Bu takvim deki hayvan-yıl sıralaması Türk takvimindeki gibidir.(s.139-140)

1800’lü yılların başında Von Humboldt, Kızılderililerin üzerinde yaptığı antropolojik tetkikler sonucu bunların “Mongoloid” ırklarıyla benzerliklerini tespit etmiştir (s.193).

Haddon, Montandon, Pittard ve Howells gibi ünlü antropologlar Ameri yerlileri için “Proto-Mongoloid-Mongoloid Öncesi” demişlerdir (s.194)

Von Humboldt, Vuesdes Condillieres adlı eserinin 31-39. Sayfalarında Amerikan dillerinden derlediği 137 kelimenin Ural-Altay dilleriyle hatta Uygurca ile izah edilebileceğini yazmıştır. (s.203)

1935 yılında Roma’da toplanan 19. Oryantalistler kongresinde Uruguay Montevideo üniversitesinden Prof. Ferrario sunduğu bildiriyle İnkaların konuştuğu Keçua diliyle Türkçe arasındaki benzerliğe dikkat çekmiştir. (s.203)

Fransız dilcisi Georges Dumezil, 1977 yılında Journal Asiatique’de yayınlanan bir araştırmasında ancak Türkçe ile izah edilebilen 300’den fazla Kızılderili dillerinden kelime göstermiştir. (s.206)

Fransız dilcisi Georges Dumezil, Keçua diliyle Türkçenin Çuvaş lehçesini karşılaştırmıştır. Benzerlikler konusunda yüzlerce örnek vermiştir. (s.216)

Osman Nedim Tuna, 1981 yılında toplanan Milli Türkoloji Kongresi’nde Dumezil’inKeçu adilini tetkik ederken (bulduğu) kelimelerin %50 kadarının kesinlikle Türkçe kökenli olduğunu belirtmiştir. Dumezil, Keçua dilinin tıpkı Türkçe gibi ‘ekler’ yoluyla cümle oluşturduğuna, temel ‘ blok’ kelimenin değişmediğine işaret eder.(s.222)

Aztek Medeniyeti ve tarihi üzerine ilk bilimsel eseri yazmış olan William H. Prescott, 1874’de Maya ve Aztek takvimini incelerken, bunun “Moğollar ve Tatarlar” diye isimlendirdiği Asya takvimiyle şöyle mukayese ediyor: “Milletler arasında, müesseselerin ve geleneklerin yüzey benzerliklerine, hatta aynı gibi görünüşlerine bakıp, menşe birliği hükmüne varmakta acele etmemeliyiz, bu doğru… Ancak bazı özellikler vardır ki, bunlar benzer şekilde iki millete rastlanırsa, vaktiyle bir temasın olduğunu mantıken belli eder… Bunun yüksek derecede bir örneğini, Azteklerin kronoloji sistemlerinde görüyoruz. Yılları devrelere bölmeleri, bunları, rakamlar yerine, periyodik serilerle tanımlamaları gibi. Benzer bir sistemi Asya’da fakat 52 yerine 60’lık devreler halinde görüyoruz… Ancak prensip tıpatıp aynıdır… Asya’da hayvan sembolleri kullanılmıştır. 12’den 4 tanesi Azteklerdekinin aynıdır, 3 tanesi coğrafya farkıyla ilgili değişikliklerdir; fakat benzer niteliktedir. Geri kalan 5 hayvan Anahuac (Meksika) bulunmayan hayvanlardır. Bundan daha fazlası beklenemezdi…(History of the Conguest of Mexico, 3. Cilt, s.319-3219 Aktaran Reha Oğuz Türkkan, Türkler ve Kızılderililer, s.229)

*

“Türklerin ve Tatarların Kökeni” kitabını yazan Mir Fatih Zekiyev, bu konuda ilginç benzerlikler tespit etmiştir.

Halkların en eski etnik kökenleri, bir kural olarak, lengustik işaretlere göre dil bilimciler tarafından ortaya çıkarılır, Halkların etnogeneziyle uğraşan tarihçiler ise, arkeolojik belgeler ve diğer verileri de ilave ederek, genellikle dil bilimcilerin ulaştıkları sonuçları kullanırlar.

J.Joselin, Amerikan Kızılderililerinin dillerinde Türkçe kelimeler bulunduğuna henüz 1638’de dikkat çekmişti. XIX. yüzyılda ise Otto Rening, Kuzey Amerikalı Siyuların dilinde:

-Tang- “Tan vakti”
-Tani veya tangi-“tanımak
-Ate-“baba”
-İna-“ana”
-Ta-te- “yer zamiri ekleri”
-Yekta-“tarafından” gibi bir çok kelime saymıştır. (Karamullin, A. O,Vozmojnom rods ve otdelnix indey shix yazıkov s tyurskin, s.136-141.Aktaran,Türklerin ve Tatarların Kökeni, Mir Fatih Zekiyev, s.93)

Günümüzün bilim adamlarından İsveçli Stig Vikander, Maya ve Altay dilleri arasındaki etkileşimi ortaya koyan birkaç çalışma yayınlamıştır. Karamullin, bu çalışmalardan faydalanarak şu örnekleri göstermektedir:

-Aak-“ak, nemli”
-Aka-“aga- akmak”
-Baldız-“baldız”
-Bayal-zengin, çok”
-Boya, bır-“burmak”
-Çık-“çıkmak, ortaya çıkmak”
-Tur-“durmak”
-Yot-“bağlamak, birleştirmek, yatmak” (Türklerin ve Tatarların Kökeni, Mir Fatih Zekiye, s.93-94)

Amerikalı Kızılderililerinden Mayaların dilinde y ve c sesi çoğu kez birbiri izlemektedir ki,Türkçe fonetikayı hatırlatmaktadır. Fiillerde -l eki aktif olarak kullanılmaktadır. Olumsuzluk eki -mi/-ma şeklindedir. ki, bunlarda Türkçe morfolojiyi hatırlatmaktadır.(Karamullin, A. O,Vozmojnom rods ve otdelnix indey shix yazıkov s tyurskin, s.140. Aktaran, Türklerin ve Tatarların Kökeni, Mir Fatih Zekiyev, s.94) Türk dillerinde olduğu gibi Maya dilinde de “yaş” sözcüğü “genç, yeni” anlamında kullanılmakta; “yasil”, “yeşil” sözcüğünü bünyesinde bulundurmaktadır.(Diego de Landa, soobşceniye o delax v Yukatane,1566, s.19, 77, 79. aktaran, Türklerin ve Tatarların Kökeni, Mir Fatih Zekiyev, s.94)

Maya kültür ve alfabesi uzun bir süre Rus bilim adamı Yu. V. Kronozov’un da dikkatini çekmiştir. Yazar çalışmaları sonucunda peş çok Mayaca kelimenin Türkçe ile örtüştüğünü şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur.

Pek çok Türk halkı gibi Mayaların musikisi de pentatonik üzerine kurulmuştur.

Bu araştırmaların gösterdiği sonuç: “Bu Kızılderililer her kim olurlarsa olsunlar, her yönden Türklere yakın oluşları 20-30 bin yıl önce de Türklerin Amerika kıtasına saçılmış olduklarını göstermektedir. (Türklerin ve Tatarların Kökeni, s.96)

Araştırmalar, 20-30 bin yıl önce Bering Boğazı’nın var olmadığını, Amerika ve Asya ana karalarının birleşik olduğunu, hayvanların ve insanların iki kıtayı birleştiren noktadan geçerek birbirleriyle kaynaştıklarını ortaya koymaktadır. (Kuzmişçie, V, Taynı jretsov Maya, s.342. Aktaran, Türklerin ve Tatarların Kökeni, Mir Fatih Zekiyev, s.96)

Başkırdistan’da (Matuşin G., Indayet Na Urale/Vokrug sveta,no:10, s.29-30), Moğolistan’da (Novgorodova E.A., Pamyatniki drevnosti i ne kotoriya problemi Mongolskogo etnogenezya / problemi dalnego vostoka no:1, s.130) bulunan beş bin yıl öncesine ait kafatasları ve ortaya çıkaeılan cenaze defin şekilleri her iki ülkede de Amerikan Kızılderililerinin yaşadığına işaret etmektedir. İlk insanların Asya’dan Amerika ana karasına geçtiklerini Bering, Alaska ve Aleut adalarında araştırma yapan Sovyet-Amerikan heyeti üyeleri de kaydetmektedirler. Bu heyete Rusya tarafından başkanlık eden Prof. A. Okladnikov, ilk Amerikalıların Sibiryalı olduklarını belirtmiştir. (Okladnikov, A., Pervimi Amerikant sami bili Sibiryaki /Narado, jizn, no:12, s.33) Onlar zaman içinde Güney Amerika’ya geçmişlerdir. (Kuzmişçie, V, Taynı jretsov Maya, s.343)

Eski Türklerin Batı Avrupa’da ve Pirene Yarımadası’nda yaşadıkları göz önünde bulundurulursa, İlk Amerikalıların da Avrupa’dan gitmiş oldukları teklifi getirilebilir. (Türklerin ve Tatarların Kökeni, Mir Fatih Zekiyev, s.96)

Bir Omaha giysisi

Zacharia Sıtchin’in “Kozmik Tohum” adlı eserinde ilginç bir bilgiyle karşılaştım. “1987 yılında Joseph Greenberg, “Languages in the Americas-Amerika Kıtası Dilleri” kitabında Yeni Dünya’daki yüzlerce dilin Eskimo-Aluet, Na-Dane ve Amerikand adını verdiği üç aile olarak gruplanabileceğini göstermiştir. Vardığı daha büyük önem taşıyan yanı, bu üç grubun Amerika Kıtası’na Afrika, Avrupa, Asya ve Pasifikten getirilmiş olmalıydı. Yeni Dünya’daki diller eski dünyanın dillerinden türemeydi.

Yazarın Na-Dene adını verdiği ön-dil, Greenberg’in önerdiğine göre, Sovyet bilginlerin Dene-Kafkasya grubu ile ilişkiliydi.

Merritt Ruhlen, Natural History dergisinde bu (Mart 1987) ‘Artık var olmayan Etrüskçe ve Sümerceyi içeren diller grubuna genetik açıdan en yakın’ gibi göründüğü yazmıştır.” (Sıtchın, Zecharia, Kozmik Tohum, s,237)

Vikipedi de bu konuda şunlar yazılıdır: “Na-Dene dilleri, Kuzey Amerika’da Na-Dene Kızılderilileri tarafından, ABD (Alaska, Washington, Oregon, Kaliforniya, Utah, Kolorado, Arizona, New Mexico, Oklahoma, Teksas) , Kanada (Yukon, Kuzeybatı Toprakları, Nunavut, Britanya Kolombiyası, Alberta, Saskatchewan, Manitoba) ve ufak bir kısmı da Meksika’da konuşulan diller ailesidir.

Na-Dene dillerinin bugün konuşulduğu alan

Asya kökenli olduğu 2008 yılında Edward Vajda başta olmak üzere uzmanlarınca teyid edilen tek Kızılderili dilleri budur.

Daha önce bu grupta yer alan Haydaca, şimdi grup dışında izole bir dil olarak sınıflandırılmaktadır. Kalan diller (Tlingitçe, Eyakça, Atabask dilleri) Sibirya’daki Yenisey dilleri ile birlikte Denesey (Dene-Yenisey) adı altında yeni bir grup oluşturur. Türkiye’de en çok tanınan ve Kızılderili dendiğinde ilk akla gelen Apaçilerin dili bu gruptandır. Na-Dene adının kaynağı halk anlamına gelen Tlingitçe na ile Atabask dillerindeki dene sözleridir.” Navaholar da bu gruptandır.

*

Farklı göçmenlerin etkisini inançlarda dinsel görmek mümkündür. Orta ve Güney Amerika’da tanrıların putları varken ve onlara tapmak özel ritüeller gerektirirken; basamaklı piramitlerin üzerinde rahiplerin kullandığı zigguratların üzerindeki odaların benzeri varken, Kuzey Amerika yerlilerinde “Sakallı beyaz adam” inancı yoktur. Onun yerine şamanları ve kutsal ruh inancını görürüz. Bu açıdan Sahalara benzerlik gösterirler.

Aztek, İnka ve bölgedeki büyük medeniyetleri yok eden istilacıların çelikten ve ateşli silahları olmamıştır. İstilacıların getirdiği grip ve suçiçeği gibi salgınlar Kızılderili nüfusunun onda dokuzunu yok etmiştir.

Amerika kıtasına Asya’dan yani batıdan göçler üzerinde çok durulmuş ama doğudan yapılan göçler sadece Vikinglerle sınırlı kalmıştır. Viking teknelerinin küçük oluşu daha az sayıda insanın yolculuk edebilmesi ve ikmal açısından Grönland’a bağımlı olmaları yüzünden bu koloniler yok olmuştur.

Orta Amerika’da yaşayan Mayaların yeşim taşını mezarlarına koyma inancı başka bir ilginç konudur. Meksika’ya elçi olarak gönderilen Tahsin Bey, buradaki yerlilerin tepe yerine kullandıkları “Tepek” gibi kelimeler bulunca hemen durumu Atatürk’e bildirmiştir. Konu Atatürk’ün ilgisini çekmiştir. Tahsin Bey, Atatürk’ün isteği üzerine araştırmalarını rapor halinde göndermeye başlamıştır. Tahsin Bey’in raporları zamanla dinsel alana kaymaya başlayınca Atatürk’ün konuya ilgisi kaybolmaya başlamıştır. Soyadı kanunu çıkınca Tahsin Bey, Mayatepek soyadını almıştır.

Mayaların yaşadığı bölgede daha önce Olmek denilen bir halk yaşamıştır. Bölgede bulunan bazı heykellerdeki insan figürleri pos bıyıklı ve sakallıdır. Oysa Kızılderililer sakalsız ve bıyıksızdır. Bu bize bazı göçmenlerin Thor Hyerdahl’ın yaptığı gibi akıntılarla bu bölgeye geldiklerini göstermektedir. Bu eserlerin sergilendiği bir müzeyi ziyaret den Reha Oğuz Türkkan, yazdığı “Türkler ve Kızılderililer” adını verdiği eserinde bu heykellerin Oğuz Türklerine benzerliğini dile getirir.

Bu konuya dikkat çeken sadece Türkkan değildir. İki İtalyan araştırmacı, Roma Üniversitesi’nden Prof. Mario Baltone ve Yale Üniversitesi’nden Dr. Gattoni Galli şu tezi öne sürmüşlerdir. MÖ 1000’li yıllarda Ege kıyılarından yola çıkan denizci Turskalar’ın (Etrüskler) bir kolu Okyanus’a çıkmış ve akıntıya kapılan gemiler Thor Hyerdahl’ın yaptığı şekilde akıntıların yardımıyla Meksika Körfezi’ndeki Vera Cruz’a ulaşmışlardır. Araştırmacılara göre Truskalar, Kolomb öncesi büyük Amerikan uygarlıklarından birini kuran Olmekler olarak ortaya çıkmışlardır. Olmeklerin Tritirem denilen büyük gemilerdi. Bu gemilerin yolcu kapasitesi Viking teknelerine göre çok fazladır.

Bölgede yaşayan halkın matematik, astronomi, şehircilik gibi konularda çok ileri seviyede olmasının sebebi Etrüsklerin bu konuda çok bilgili olmasına bağlanabilir.

İklimdeki değişiklikler tüm dünyayı etkilediği gibi Amerika kıtasını ve bilhassa Yucatan bölgesindeki medeniyetleri ve bilhassa Mayaları etkilemiştir. MÖ 2200 yılındaki kuraklık Yucatan bölgesindeki nüfusu etkilenmiştir. Bu iklim değişikliği nedeniyle Peru’daki Supe vadisindeki yerleşimler terk edilmiştir. MS 9. Yüzyılda meydana gelen kuraklık Maya medeniyetinin çökmesine sebebiyet vermiştir. Bolivya ve Peru’da MS II. Yüzyıldaki kuraklık Wari İmparatorluğu’nun çökmesine, salgın hastalıklara sebep olmuştur. MS 13. Yüzyılda Kuzey Amerika’da meydana gelen büyük kuraklık Pueblo yerlilerinin yurtlarını terk etmesine sebep olmuştur. (Akdeniz ve Batı Asya’da Kuraklık, Toplumsal Çöküş ve Direnç, s, 46)

Kensington Rune Stone

Amerika’nın doğusunda birkaç yazıt bulunmuştur. Bunların bir kısmının Vikinglerden kaldığı tespit edilmiştir. Ancak Minnesota, Maine, Oklohoma ve içi kesimlerde bulunan Kensington Yazıtı, Spririt Pond, Poteau, Ohlohoma’da Heavener Rune Stone ve Shawnee runestone yazıtları gizemini koruyor . Bu yazıtların 19. Yüzyıldan kaldıkları, İskandinav göçmenleri tarafından yapıldıkları öne sürülmüşse de yaş tespiti yapılmamıştır. Ancak eski yazıtları araştıran Kazım Mirşan, “Türklerin Kaybolan Ataları” adlı kitabının 152. Ve 156. Sayfalarında bu yazıtların çözümlemelerini yapmıştır.

  • Ekrem Hayri Peker

KAYNAKÇA

-Crawford, Harriet, Sümer ve Sümerler, Ankara-2010, Arkadaş

-Diamond, Jared, Tüfek Mikrop ve Çelik, Ankara-2013,TUBİTAK

– Herkese Bilim ve Teknoloji, sayı:141

-Mirşan, Kazım, Türklerin Kaybolan Ataları, Bursa-2011, MBB Yayınları

-Seroşevski, V.L., Saha Yakutlar, İstanbul-2007, Selenge Yayınları

-Sıtchın, Zecharia, Kozmik Tohum, İstanbul-2018, Ruh ve Madde

-Taşağıl, Ahmet, Gökbörü’nin İzinde, İstanbul-2017

-Türkkan, Reha Oğuz, Türkler ve Kızılderililer, İstanbul-2009, Pegasus

– Weis, Harvey, Akdeniz ve Batı Asya’da Kuraklık, Toplumsal Çöküş ve Direnç, Aktüel Arkeoloji, Mart-Nisan, s:68, 2019, İstanbul-2019

-Zekiyev, Mir Fatih, Türklerin ve Tatarların Kökeni, İSTANBUL-2007,Selenge Yayınları

SAĞLIK DOSYASI : Koronavirüste Örnek Ülke Tayvan Ne Yaptı ???


Koronavirüste Örnek Ülke Tayvan Ne Yaptı ???

4 Mayıs 2020

Son yaşanan olaylar ve gelişmeler göstermiştir ki Tayvan, yayılmakta ve etkisini henüz yitirmemiş olan bir virüsün kontrolünün bilim, teknoloji ve demokratik yönetişim yoluyla sağlanabileceğinin canlı kanıtıdır. Bütün dünya halen korona virüs pandemisine karşı savaşmaktadır. Yeni bir virüsle karşılaşan bulaşıcı hastalık uzmanları ve hükümet yetkilileri, virüsün ortaya çıkardığı hasarları kontrol etmek ve bu hasarların etkilerimi hafifletmek için yeni önlemler uygulamaya hazırlanmaktadır. Singapur, Güney Kore ve Hong Kong gibi birkaç Asya hükümeti, salgının ilk dalgasını nispeten başarılı bir şekilde kontrol ettikleri için dünya genelinde yankı uyandırdı.

Pasifik Okyanusu’nda yer alan küçük bir adada COVID-19 ile mücadelede eşine az rastlanır bir başarı elde edilmesine rağmen tartışmaların gerisinde kalmıştır. Neden mi? Çünkü bu küçük ada ülkesi olan Formosa Adası veya Tayvan, DSÖ üyesi olmadığı için DSÖ günlük bilgi akışında Tayvan’dan hiçbir açık veri gösterilmemiştir. 73 Tayvanlı ’nın hayatını kaybettiği ve 346 kişinin etkilendiği 2003 SARS salgınından sert bir şekilde hasar alan Tayvan, gelecekteki bir salgın için ciddi hazırlıklar yapmıştır. Böylece Tayvan, Çin’in Wuhan bölgesinden ilk vaka rapor edilir edilmez virüse karşı teyakkuz halinde olmuştur. 20 Ocak’ta Tayvan, tıp ve halk sağlığı uzmanlarından oluşan ve saygın bir epidemiyolog olan Başkan Yardımcısı Dr. Chen Chien-jen ve Dr. Shi-Chung Chen liderliğinde yönetilen bir Merkezi Salgın Komuta Merkezi (CECC) kurmuştur. Ardından gözetim, temas takibi ve izolasyon / karantina hemen uygulanmış ve bunun sonucunda Tayvan, yoğun halk sağlığı önlemleri ile düşük vaka sayısını korumayı başarmıştır. Geni kitlelerin cesaretlerinin kırılmasına rağmen hiçbir tiyatro salonu, alışveriş merkezleri ve en önemlisi okullar kapatılmamıştır.

Shi-Chung Chen ve Chen Chien-jen.

Tayvan, çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika’dan dönen öğrenciler veya göçmenler nedeniyle Mart ayı vakalarının artığını tespit etmiştir. Sisteme ilave bir yükler getirilirken, sıkı bir karantina uygulaması takip edilmiştir. Bugün toplam 80.000 kişi tecrit altında ve telefonla takip edilen günlük sıcaklık ve belirti kontrolleri ile bu kişiler izlenmektedir. Karantinaya alınan bir kişinin telefonundan alınan GPS verileri belirli bir aralığın dışındaki bir hareketi gösteriyorsa, kişinin yerini doğrulamak için bir takip telefon görüşmesi yapılmaktadır[1].

Tayvan koronavirüs vaka grafiği [15 Şubat – 29 Nisan] – Kaynak: worldometers

Tayvan Ocak ayında COVID-19 RT-PCR testlerine başlamıştır[2]. Başlangıçta salgın bölgesinden dönen kişilere veya ilgili seyahat öyküsü olan semptomatik hastalara testler uygulanmıştır. Komşu Asya ülkelerinde vaka sayısında artış olduğunda, sağlık yetkilileri şiddetli grip olduğu bildirilen hastaların geriye dönük taramalarını yapmıştır. Bu, herhangi bir seyahat öyküsü olmayan ilk vakayı belirlemiştir ki hastanın, başka bir salgın bölgesi olan Zhejiang, Çin’den bir yolcuyla temas eden bir taksi şoförü olduğu ortaya çıkmıştır. CECC, salgının gelişimine bağlı olarak gözetim ve test kriterlerini hızla ayarlamıştır. Son zamanlarda, koku veya tat alma duyusunda bir kayıp olduğunu bildiren hastaların test edilmesi zorunluluk haline getirilmiştir. Günümüz itibariyle 0 vaka bulunmaktadır[3]. Çin’den gelen önceki raporların aksine, kadın hastaların ( ortalama yaş 32) erkek hastalardan (yüzde 57–43) daha fazla olduğu Tayvan’daki hasta demografisi daha genç bir nüfuzu içermektedir[4].

Dikkat çeken nokta ise, hastaların sadece yüzde 49’unda ateş ve yüzde 37’sinde genellikle burun akıntısı olarak adlandırılan rinore belirtisi vardı. Hastaların sadece yüzde 7’si son aşamada olan akciğer iltihaplanması sıkıntısı nedeniyle başvurmuştur. Eklemek gerekirse halka açık alanlarda 1 metreden fazla fiziksel mesafeye dikkat edilmesinin yanı sıra 1 Nisan itibariyle de yüz maskelerinin ulaşımda da kullanılması zorunlu olmuştur. Ocak ayının başlarında Tayvan hükümeti yüz maskeleri ve diğer kişisel koruyucu ekipmanların (PPE) yanı sıra kritik tıbbi malzeme üretimini hızlandırmıştır. Toplumdan ayrı tutulmuş ve aciliyetine göre sıralaması yapılan hastaların herhangi bir negatif artışına karşı basınç odalarının daha iyi kullanılması gibi sofistike planlar planlanmıştır. Ulaşım Bakanlığı tarafından salgın bölgelerinden dönen yolcuları almak için oluşturulan salgın mücadele filosu temas takibini kolaylaştırmak için toplanmıştır. Tayvan’da tedavi bilimi ve aşıların geliştirildiği biyomedikal endüstrisi, Silmitasertib (CX-4945) adlı aşının şu anda araştırılmakta olan umut verici bir aday olduğunu söylemektedir[5]. Tayvan sadece demokrasinin feneri değil aynı zamanda yayılmakta olan bir virüsün kontrolünün bilim, teknoloji ve demokratik yönetişim yoluyla sağlanabileceğinin canlı kanıtıdır. Ve görülmüştür ki acımasız otokratik önlemlere gerek yoktur.

Ali Demir

Stratejik Ortak Misafir Yazar

TARİH : İrlandalılar, İngiliz Emperyalizmini Yenen Mustafa Kemal Paşa’dan Yardım Talep Ediyor


İrlandalılar, İngiliz Emperyalizmini Yenen Mustafa Kemal Paşa’dan Yardım Talep Ediyor

İleri gazetesinin 12 Ocak 1923 tarihli nüshasının 2. sayfasında yayımlanan; İrlandalıların İngiliz emperyalizmini yenen Mustafa Kemal Paşa’dan yardım talebine dair Arap harfli Türkçe haberi aşağıdadır:

“İngiliz emperyalizminden Türkiye’yi kurtaran Mustafa Kemal Paşa’dan İrlanda halkının yardım talebi.”
“İrlandalılar Türklerden yardım bekliyor.”
“Amerika’daki İrlanda Cemiyeti’nin Kumandanımıza mektubu. “

“Milli Mücahede’si ile [ABD] Yeni Dünya’nın da hürmetini kazanan Türkiye’nin aynı Mücahede’yi yapan İrlanda’ya yardım etmesi hususunda Mustafa Kemal Paşa’nın aracılığı rica ediliyor.
Amerika’da İrlanda Cumhuriyeti “.. Cemiyeti” Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne hitaben 26 Aralık 1922 tarihiyle bir mektup göndermiştir. Gerek bu mektubun ve gerek mektuba ilişik olan Daily News gazetesinden kesilen yazı tercümeleri aşağıdadır:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne.
Muhterem Reis Hazretleri gizli hükümetimizin Amerika’nın Providence şehrinde günlük yayımlanan Daily News gazetesinin 11 Aralık 1922 tarihli nüshasında yayımlanmış fıkrasının gazeteden kesilen yazısını ilişikte takdim ediyorum.

Lozan’da akd edilecek konferansta Ankara’dan gönderilecek murahhasların İrlanda Cumhuriyeti’ne de yardımda bulunması istirhamına dair zatıalilerine müracaat için Amerika’da ………….. cemiyeti tarafından verilen karar ve adı geçen gazeteden kesilen yazı bulunmaktadır.

Yaptığı Milli Mücahede ile Yeni Dünya’nın da hürmetini kazanan Türkiye’nin; aynı Mücahede’yi yapan İrlanda’ya da yardım etmeyi esirgemeyeceğine eminim. Türkiye’nin kurtarıcısı olan zatıalilerinin de yardımını istirham ile arzı hürmet eylerim efendim.
Amerika’da İrlanda Cumhuriyeti’ni .. Cemiyeti Reisi Wiliam Darry.

Amerika’nın Providence şehrinde yayımlanan Daily News gazetesinin 11 Aralık 1922 tarihli nüshasında yer alan fıkranın çevirisi aşağıdadır:
Amerika’da … İrlanda Cumhuriyeti Cemiyeti Irish Holl’de her hafta düzenli yaptığı toplantıların son haftadaki toplantısında; aşağıdaki telgrafın İstanbul’da Mustafa Kemal Paşa’ya keşide edilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.

İrlanda Cumhuriyeti’ni ve İrlanda halkını Hıristiyan İngiltere’nin vahşetinden ve İngiltere’ye satılan serbest hükümetin İrlandalı dönek katillerinden kurtarmanızı istirham ederiz.
Providence’da İrlanda Cumhuriyeti .. Cemiyeti”

İleri gazetesi, 12 Ocak 1923, sayfa: 2.