ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 56 yıl önce vatan hasreti içinde vefat eden ulusal şairimiz Nazım Hikmet’i saygı ve özlemle anıyoruz. Ruhu şâd olsun !!.


ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 56 yıl önce vatan hasreti içinde vefat eden ulusal şairimiz Nazım Hikmet’i saygı ve özlemle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ANMA MESAJI : Dünyayı yelkenli teknesi ile baştan başa kat eden, büyük denizci Sadun Boro’yu aramızdan ayrılışının dördüncü yılında saygı ve özlemle anıyoruz.


Dünyayı yelkenli teknesi ile baştan başa kat eden, içi insan, doğa ve deniz sevgisi ile dolu büyük denizci Sadun Boro’yu aramızdan ayrılışının dördüncü yılında saygı ve özlemle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ANMA MESAJI : TMT kurucusu E. Tümg. Daniş Karabelen komutanımızı 36’ncı vefat yıl dönümünde ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak saygı, şükran ve rahmet ile anıyoruz.


DAĞITIM :

  1. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI
  2. KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  3. DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  4. HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  5. JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
  6. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
  7. KIBRIS TÜRK BARIŞ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  8. KKTC BRT KANALI
  9. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

Sayın Komutanım,

Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kuruluşunda rol oynayan isimlerden, Emekli Tümgeneral Daniş Karabelen komutanımızı 36’ncı vefat yıl dönümünde ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak saygı, şükran ve rahmet ile anıyor, KIBRIS BARIŞ GÜCÜ’ndeki tüm asker ve komutanlarımıza üstün başarılarının devamı dileğiyle saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) Kurucusu E. Tümg. Daniş Karabelen, 36’ncı ölüm yıl dönümünde anıldı

HABER LİNKİ : http://www.brtk.net/karabelen-36nci-olum-yil-donumunde-anildi/

Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kuruluşunda rol oynayan isimlerden, Emekli Tümgeneral Daniş Karabelen, 36’ncı ölüm yıl dönümünde TMT Mücahitler Derneği’nde düzenlenen törenle anıldı. Törene, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Necmi Karakoç, Daniş Karabelen’in kızı Özcan Atamert, askeri yetkililer, muharip derneklerden temsilciler ve davetliler katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal marşıyla başlayan törende TMT Mücahitler Derneği Genel Sekreteri Çetin Serez, Daniş Karabelen’in biyografisini okudu. TMT Mücahitler Derneği Asbaşkanı Celal Bayar ve Daniş Karabelen’in kızı Özcan Atamert konuşma yaptı. Konuşmaların ardından TMT’ye hizmet veren 26 kişiye milli mücadele madalyası takdim edildi.

TMT Mücahitler Derneği Genel Sekreteri Çetin Serez, 1898’de doğan, 1983’te hayatını kaybeden Karabelen’in biyografisini okudu. Serez, “Daniş Paşa, var oluş için verdiğimiz kutsal kavgaya imza atan bir komutandı, bu onurlu mücadelemize her yönüyle katkısı büyüktü” dedi. Karabelen Paşa’nın başkanı olduğu Özel Harp Dairesi tarafından kendilerine Bozkurt amblemi verildiğini de anımsatan Serez, “Şimdi TMT Mücahitler Derneği’nin sembolü olan bu amblemi mücadele yıllarında, 11 sene boyunca sancaklarımızda ve üniformalarımızda gururla taşıdık. Taşımaya da devam edeceğiz” ifadesine yer verdi.

KKTC’nin hudutlarının, büyük direniş ve mücadeleden sonra çizildiğini belirten Çetin Serez, “Bu topraklar Türk’ündür” vurgusunda bulundu. TMT Mücahitler Derneği Asbaşkanı Celal Bayar, tarihçi Cemal Kutay’ın kaleme aldığı ve gazetede yayınlanan Daniş Karabelen’le ilgili yazıyı kürsüden okudu. Bayar, “Yaşamının uzunca bir bölümünü Kıbrıs Türklerinin bu adada var olabilmesi için harcayan Daniş Karabelen Paşa’yı unutmam mümkün değildir. Onu her zaman saygıyla anıyoruz” dedi. Kıbrıs konusunda da konuşan Bayar, “Eşitlik ve egemenliğimiz kabul edilmeden ne görüşme yapılabilir ne de federasyon olabilir.

Rumların öngördüğü şartlarda masaya oturmak 60 yılımızı heba etmek, haklarımızdan vazgeçmek demektir. Bunu kabul ettiğimiz takdirde Karabelen Paşa hakkını helal etmez, mukavemetçi ve şehitlerimizin kemikleri sızlar. Buna müsaade etmiyoruz, etmeyeceğiz” şeklinde konuştu. Daniş Karabelen’in kızı Özcan Atamert, 36 yıldır babası anısına düzenlenen törenine katılmak üzere Türkiye’den KKTC’ye geldiğini belirterek, tarih yaklaştıkça günleri saydığını söyledi. Atamert, “Paşa babamı o kadar güzel yad ettiniz ki, çok duygulandım” şeklinde konuştu. Babası Daniş Karabelen’in anılarından kesitleri davetlilere anlatan Özcan Atamert, “Babam 17 yaşından itibaren kendini bu vatana adadı. Sadece babamın değil, annem Leman Karabelen’in de bu vatana hizmeti büyük. Babamla annem Kıbrıs’a öyle gönül verdiler ki 1957-1958’de yaralanan gazileri kendi evlerinde ağırladılar” dedi.

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK 23 YIL ÖNCE KAHPECE KATLEDİLEN 33 MEHMETÇİĞİMİZİ SAYGI VE RAHMET İLE ANIYORUZ !!


ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK 23 YIL ÖNCE KAHPECE KATLEDİLEN 33 MEHMETÇİĞİMİZİ SAYGI VE RAHMET İLE ANIYORUZ.

23 YIL ÖNCE 33 ŞEHİT ! 23 Yıl sonra değişen ne ?

Bundan tam 23 yıl önce, yani bugün gibi, takvimler 1993 Yılının Mayısın 24’ünü gösterdiğinde, Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından biri yaşandı.

Elazığ – Bingöl Karayolunu kesen PKK’lı teröristler, 2 otobüste bulunan, silahsız, korumasız, 33 vatan evladını kalleşçe ve hunharca katletti. İşte bu gün, o günün 23’üncü yıl dönümü. Şehitler için, olayın olduğu bölgede, anıt dikildi ancak, yakın tarihimizin, en acı olaylarından biri unutulmaya yüz tuttu.

İŞTE O GÜNLERDE YAŞANANLAR & BİNGÖL YOLUNDA 33 ŞEHİT

33 erin şehit olduğu 12 yıl önceki katliamdan sağ kurtulan üç asker, yaşadıklarını anlattı.

Yıl 1993. Malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili. Üniforma ve postalları çantalarında. Hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. Saat 18.00. Bingöl’e 10 kilometre var. Dağlık, dar bir yol. Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. Şoföre bağırırlar; ‘Geri dön!’ Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş… Otobüsün kapısını, ‘Orada ben yoktum’ diyen Şemdin Sakık, o zamanki adıyla ‘Parmaksız Zeki’ açıyor.

OSMAN PARTAL ANLATIYOR

Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu.

Şemdin Sakık, şimdi Hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ‘Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. Omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘Arkada, geliyor’ cevabını aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı.

DOĞULU-BATILI DİYE AYIRDILAR

Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. Mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız’ dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup, Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. Kimi terörist evlere gidip istirahat etti.

Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler. Tekrar yürümeye başladık. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ‘Devrem bizi vuracaklar’ dedim.

DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM

Tir tir titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler… Su istiyorlardı. ‘Anne, anne’ diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum. Kendimi çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.

Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar

Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. Beyin, ayak… Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı…

Şoför biliyordu

ERKAN OMAY ANLATIYOR

Adanalı hemşerim Mehmet Tura’yla Manisa-Kırkağaç’ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 Mayıs sabahı, jandarma komando olarak Siirt’teki birliğimize gitmek üzere Malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. Bizi koruyan refakatçı da. Bingöl’e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk.

Saat 18.00’di. Karşı yönden gelen Bingöl Tur otobüsünü tarayan 50 kadar PKK’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. Şoföre geri dönmesi için bağırdım. Duymazdan geldi. Zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti. Bizi indiren PKK’lılar ‘Geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk’ dedi.

O sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. ‘Oğluma ne yaptınız’ diyordu. Adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. Çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. Geldiği gibi gitti. O baba sayesinde kurtulduk. Hepimizin öldüğü sanılıyordu. Askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti.

YANLIŞLIKLA 9 ŞEHİT DAHA

Sürekli yürüyorduk. Ertesi gün 12.00’de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. Asıl harekat 16.00’da başladı. Sikorsky ve F-16’lar uçuyordu tepemizde. PKK’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı.

Bizi hedef olarak ortada bıraktılar. Askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. Müthiş bir yağmur vardı. Bizi kalkan olarak kullanan Şemdin Sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı.

Teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. Kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan Osman Partal da aramızdaydı. Ellerimizi çözmeyi başardık. Kaçmaya başladık. Karşılaştığımız birkaç teröriste ‘Bizi serbest bıraktılar’ dedik. İnandılar.

Birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk. Bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum. Tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. Mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. Komutan ‘PKK’lı var mı içinizde?’ diye sordu. Sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. Bingöl Cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. Elbiselerimizi değiştirdik. Evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. Kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. Evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım.

ERKAN OMAY ANLATIYOR

10 kişilik yakın korumaları arasındaki, ‘hemşire’ diye hitap ettikleri kadın bizimle alay etti. Sakık, ‘Sorunumuz rütbelilerle, size bir şey yapmayacağız’ dedi.

Her birimize nereli olduğumuzu sordu. Aramızda Denizli ve Konya’dan olanlar çoğunluktaydı. Hemşerilerden oluşan timler daha başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. Şehit olan 33 arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu.

Bu arada bir er ‘Ben Kürt’üm’ deyince PKK’lı ‘Kürt-Türk fark etmez. Asker askerdir. Biz askere düşmanız’ dedi.

Tek sıra olmamızı istediler. En başta ben vardım. Mehmet Tura 6’ncıydı. Yan yana olalım diye gittim, 7’nci oldum. ‘Baştan 6 kişi gelsin’ dediler. Diğer sıralardan aldıkları 6’şar kişiyle bir grup oluşturdular. ‘Kolkola girin’ deyip götürdüler. Arkadaşlarımız kolkola ölüme gittiler.

SİLAHLAR 10 DAKİKA HİÇ SUSMADI

Derken yer gök Kalaşnikof cayırtısına boğuldu. Kalaşnikoflar 10 dakika boyunca hiç susmadı. Mehmet’in bana son bakışını unutamıyorum. Sırada yer değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, Mehmet ölmeyecekti. Adana’da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. Terhis olur olmaz evleneceklerdi.

Askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi

Sayıları 150’yi bulan PKK’lıların silah tehditi altında yürümeye başladık. Bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist ‘200 metreden sigarayı bile vururum’ diyerek böbürleniyordu.

İçimizde komando olup olmadığını sordu. Tişörtümde ‘Kırkağaç-Komando’ yazıyordu. Beyaz gömleğimi çıkarmamı istediler.Devrem Konyalı Adnan Gebeş’in verdiği parkayı giyip, bunu sakladım. Bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan üniforma ve postallarımızı giydi. Türk askeri kılığına büründüler. Ellerimizi sicimle bağladılar. Mehmet Tura’yla kaçmaya karar vermiştik. Tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. O sırada korkunç suratlı bir terörist gelip Kalaşnikofu ağzıma soktu. ‘Bir daha kaçmayı aklından geçirirsen beynini dağıtırım’ dedi. Sabahın 02’sine kadar yürüdük. Elebaşı Şemdin Sakık, Türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu.

33 Şehit için "33 Şehit Anıtı" dikildi.

KURTULAN İKİ ASKER YAŞADIKLARINI TBMM İNSAN HAKLARI İNCELEME KOMİSYONUNDA ANLATTI!

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesindeki terör alt komisyonu, Komisyon Başkanı Ayhan Sefer Üstün başkanlığında toplanarak, Bingöl’de 1993’te 33 askerin şehit edilmesi olayından sağ kurtulan Osman Partal ile Erkan Omay’ı dinledi.

İstanbul’da gümüşcülük yaptığını, psikolojisinin ve sağlığının bozulması nedeniyle çalışamadığını belirten Partal, yıllar sonra GATA’da tedavi gördüğünü kaydetti.

Olayla ilgili bilgi veren Partal, sivil olarak 2 otobüsle Malatya’dan Bingöl’e doğru yola çıktıklarını ve kendisinin öndeki otobüste olduğunu söyledi. Akşam üzeri pusuya düştüklerini anlatan Partal, teröristlerin kendilerini önce köye sonra dağa, daha sonra ise başka bir köye götürüp ahıra soktuklarını ifade etti. Partal, nasıl işkence gördüklerini anlatmak istemediğini, çenesinin de kırık olduğunu belirtti.

Partal, şöyle konuştu:

”Gece saat 03.00’te yolun kenarına dizerek 10 dakika hiç susmadan bizi taradılar, ikinci kez yaralı varsa diye kafalarına sıkarak bir kez daha taradılar. Yaralı 10 kişi vardı. Ben kendimi arkaya attım ve ve sürünerek aşağıya gittim, üzerine 2 kurşun geldi. Hep gelip askerin bizi kurtaracağını düşünüyordum. Ruhum çok yaralı. Bir arkadaşım, ”Çocuğum yeni oldu, onu göremedim, beni kurtar’ dedi. Oradan uzaklaştım ve yolda bir kamyona binerek karakola geldim. Geri geldiğimde arkadaşlarımın çoğu yaşamıyordu, bir kişi kurtulmuştu o da hala ameliyat oluyor.

Beni GATA’ya sevkettiler ve orada yaralarım kabuk bile bağlamamışken, ‘eskisinden daha sağlıklı, görev yapabilir’ raporu verdiler ve birliğime gönderdiler. Şimdi gene olsa gene giderim, bütün ülke hepimizin. Türkiye 30 yıldır terörle mücadele etmesine rağmen, GATA’daki psikiyatri merkezi 1999’da kuruldu ve 20 tane hasta kapasitesi var.”

Partal, Malatya’dan çıkarken, bir parkta durduklarını ve koruma olup olmadığını sorduklarını, askeri bir yetkilinin de ‘Size ileride eskort verilecek, devam edin’ dediğini ve yola çıktıklarını anlattı. 3 kez yemek molası verdiklerini, yolda da eskort verilmediğini ifade eden Partal, otobüste komutan hatta onbaşı bile bulunmadığını kaydetti.

Teröristlerin sivil olan şoförü götürmediklerini ifade eden Partal, ”Bizi durduklarında Şemdin Sakık şoför’e ‘diğer araç nerede?’ diye sordu. O da ‘arkada’ dedi. Üzerimizde silah da dahil hiç bir şey yoktu. Şoför onlara liste vermedi ama teröristlerin ellerinde liste vardı gibime geldi” dedi.

Osman Partal, teröristlerin kendilerini gözden çıkardıkları için propaganda yapmadıklarını anlatarak, ”Bence kurtarılabilirdik. Kaç saatlik yolu gittik, kaç saat oldu bizi hala aramadılar. Hemen gelinseydi yaralılar kurtarılabilirdi” diye konuştu.

”İkinci otobüs kurtarılabilirdi”

Bölgeye gönüllü olarak gittiğini belirten Erkan Omay da, ”İlk otobüsün durdurulduğunu anlayınca şoföre, ‘teröristler yol kesmiş geri dön’ dedik ancak dönmedi. İkinci otobüs kurtarılabilirdi, çünkü arada mesafe vardı, taransak bile kurtulabilirdik. Silah sesi duyunca şoför ‘Nevruz kutlaması yapılıyor’ dedi” diye konuştu.

Omay, teröristlerin kendilerinden önce durdurdukları bazı arabaları yaktıklarını ve onlardaki kişilerle birlikte alıp dağa doğru götürdüklerini ifade ederek, yaşadıklarını kitap haline getirdiğini ancak kaybettiğini kaydetti. Gittikleri köyde köylülerin, ”15 gündür PKK’lılar yanımızda, kimseye zararı yok’ dediklerini söyleyen Omay, en yakın arkadaşının Kürt olduğunu ve kendisi için hüngür hüngür ağladığını bildirdi. Omay, teröristler arasında bulunan ve ”Ben 200 metreden sigarayı vuruyorum” diyen 16 yaşındaki bir çocuğun, daha sonra çatışmada alnından vurulduğunu söyledi.

Teröristlerin kendilerini kaçırırken askerin operasyon yaptığını ve şiddetli çatışma yaşandığını kaydeden Omay, teröristlerin Konya’lılara ”Konya’lılar iyi oluyor da dindar oluyor” dediğini söyledi.

”Ben daha kötüsünü yaşadım”

”Çok savaş filimi izledim ama ben daha kötüsünü yaşadım” diyen Omay, çatışmada teröristlerin kaçması üzerine askerlerin kendilerini kurtardığını söyledi.

Omay, olayın ardından gittikleri bütün kapıların yüzlerine kapandığını, gazi olarak görülmediklerini ancak buna rağmen devlete bakışlarının değişmediğini ifade etti. Devletin belge vererek kendisini onurlandırmasını isteyen Omay, çocuklarına iyi bir eğitim hayatı sağlamayı amaçladığını belirtti.

Omay, ”Yakalanınca içimizdeki bir arkadaş, ‘ben Kürtüm’ dedi. Onlar da ‘Kürt, Türk farketmez, asker askerdir’ dediler. Onların Kürtlükle alakası yok” dedi.

Omay, soru üzerine, şoförlere ne yapıldığını bilemediğini ancak serbest bırakıldıklarını duyduğunu söyledi.

Partal ise borç para alarak komisyona geldiğini ifade ederek, ”Bizim tek suçumuz asker olmamız. İnsanlar bizimle ‘devlet size sahip çıkmadı’ diye dalga geçiyor” diye konuştu.

AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner bunun üzerine, ”Bu, sizi ihmal eden devletin suçu, sizin suçunuz değil” dedi.

33 arkadaşının katillerinin peşinde olduğunu ifade eden Partal, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, ”Sizin katiliniz kim sence?” sorusuna, ”Bu yorumu yapmak bize düşmez. Belki Sakık’ı da yönlendirenler vardır, belki de Öcalan Sakık’ın üzerine atıyor. Ama sonuçta 33 asker öldü” yanıtını verdi.

”Bunların hepsini teslim etmişler”

MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu da ”Şoför nevruz kutlaması demiş ama saldırının olduğu tarih 21 Mayıs. Bunların hepsini teslim etmişler” dedi.

Ayhan Sefer Üstün ise ”Sizinle ilgili yapabileceğimiz bir bir şey varsa, sizin hayatınızı kolaylaştırmak için elimizden geleni yapacağız” dedi.

Üstün başarılı işsiz

Erkan Omay, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde bir hafta psikolojik tedavi gördü. Hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak Eruh’taki birliğine katıldı. Sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. Katıldığı operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. Şu anda işsiz olan Omay, ‘En ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim’ diyor.

VİDEO : 33 ER katliamının tanığı yaşadıklarını anlattı !!!!!

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=QAVvLaicS6s

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO ekibi olarak çağdaş Atatürkçü bilim kadını ve aydın Türkan Saylan hocamızı kaybının 10. Yılında sevgi ve şükran ile anıyoruz.


ÖZEL BÜRO ekibi olarak çağdaş Atatürkçü bilim kadını ve aydın Türkan Saylan hocamızı kaybının 10. Yılında sevgi ve şükran ile anıyoruz.

TÜRKAN SAYLAN KİMDİR ???

3 Aralık 1935 günü İstanbul’da doğdu. Cumhuriyet döneminin ilk müteahhitlerinden Fasih Galip Bey ile (evlendikten sonra Leyla adını alan) İsviçreli Lili Mina Raiman çiftinin beşçocuğunun en büyüğüdür. 1944-1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 19461953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi’nde okudu. 1963’te İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. 1964-1968 yılları arasında SSK Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını aldı.

1968 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda Başasistanlığa başladı. 1971’de İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngilterede ileri eğitim gördü, 1974’te Fransa’da ve 1976’da İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yaptı, 1972’de doçent, 1977’de profesör oldu. 19821987 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı, 19812001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürüttü. 1990’da oluşturulan “İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin kuruluşunda görev aldı ve 1996’ya kadar müdür yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü yaptı. Dermatoloji Kliniği öğretim üyesi olarak 2002 yılı sonuna kadar çalıştı ve 13 Aralık 2002’de emekli oldu.

1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başladı, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurdu. 1986’da kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verildi. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün lepra konusunda danışmanlığını yapmıştır. Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesi ve başkan yardımcısıdır. Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi’nin ve Uluslararası Lepra Derneği’nin üyesidir. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında yer aldı. 1981-2002 yılları arasında 21 yıl gönüllü olarak Sağlık Bakanlığıİstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği’ni yaptı.

18 Mayıs 2009 tarihinde saat 04.45’te vefat etti. Vefat ettiğinde gönüllü kuruluş olarak ÇYDD’nin Genel Başkanlığını, TÜRKÇAĞ ve KANKEV Vakfı Başkanlığı ile Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı Başkanlığı’nı sürdürmekteydi.

Etkinlikleri

1989 yılında, “Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak”[3] amacı ile oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucularındandır ve uzun bir süre Genel Başkanlığını yürütmüştür. Bunun yanı sıra, 14 Nisan 2007 Ankara-Tandoğan ve 29 Nisan 2007 İstanbul-Çağlayan Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonunda ve icrasında bulunmuştur.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin dışında farklı sivil toplum kuruluşlarında da çeşitli görevlerde bulunmuş, örneğin 1990’da oluşan “Öğretim Üyeleri Derneği”ni kurmuş ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır. Ayrıca 1995’te, mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV)nın ve yine 1995’te kurulan TürkiyeÇağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı’ (TÜRKÇAĞ)’nın kurucusu ve başkanıydı.

Ergenekon Operasyonu dahilinde 13 Nisan 2009’da, oturduğu ev ve başkanlık ettiği ÇYDD’nin çeşitli merkezlerinde aramalar yapılmış, bazıÇYDD yöneticileri göz altına alınmış, birçok bilgisayar ve belgeye el konulmuştur.

Diğer görevleri ve başarıları

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000 tarihinde Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçilmiştir. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Üniversitelerarası Kurul kontenjanından 2 Şubat 2001’de YÖK üyeliğiyle görevlendirilmiş 13 Aralık 2002’de üniversitelerdeki görevlerinden yaş haddinden ötürü emekli olduğu için ayrılmıştır. Mart 2003’te ise Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliğine getirilmiş ve bu görev Mart 2007’de bitmiştir. 20032004 arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ve İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.

Ödülleri

1996’da İstanbul Üniversitesi kendisine “Atatürk İlke ve Devrimleri”ödülünü vermiştir.

İngiltere dermatologlarının derneği olan Dowling Kulübü (1978) ve “Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği” (1996) tarafından onur üyesi seçilmiştir. Bugüne kadar çok sayıda ödüle layık görülmüştür.

  1. “Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü”İstanbul Üniversitesi (1996),
  2. “Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü” (1990),
  3. “Melvin Jones Ödülü” (1991),
  4. “Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü”İncirli Lions (1996),
  5. “Kuvayi Milliye Ödülü” Haliç Rotary (1997),
  6. “Fahrettin Kerim Gökay Ödülü” Türk Lions Vakfı (1997),
  7. “Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü” (1998),
  8. “75. Yıl Ödülü” Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998),
  9. “Uğur Mumcu Muammer Aksoy Ödülü” ADD İstanbul Şubesi (1999),
  10. “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur”Ödülü” (2000),
  11. İtalya “Foyer des Artistes Kurumu Ödülü” (2001),
  12. Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle “Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 YılıÖdülü”,
  13. “Atatürk Ödülü” Amerika / Atatürk Topluluğu (2001),
  14. “Sanat Kurumu Onur Ödülü” (2002),
  15. “Atatürk / Çağdaşlık Ödülü” Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003),
  16. “Üstün Hizmet Ödülü” Yıldız Teknik Üniversitesi (2004),
  17. Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle “Eğitim Ödülü” TED Koleji,
  18. “Kendinden once hizmet” ilkesine örnek davranışı nedeniyle “100. Yıl Mesleki BaşarıÖdülü” Rotary Kulübü,
  19. “İnsan Hakları Ödülü”İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004),
  20. “Türkiye’nin En İyi Eğitimcisi”Ödülü Tempo Dergisi (2004),
  21. Kültür Üniversitesi’nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli KadınıÖdülü” (2004) ,
  22. “Puduhepa Ödülü” Adana Kütür Sanat Derneği (2005),
  23. “Meslek Hizmetleri Ödülü” Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005),
  24. “Toplumsal Barış Ödülü” Barış Radyo,
  25. “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü”
  26. Sosyal Demokrasi Vakfı İnsan Hakları Demokrasi Barış ve Dayanışma Ödülü (2005),
  27. “İyi Kalpli Ol Ödülü” Türk Kalp Vakfı (2006),
  28. “Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü” Dünya Gazetesi (2006),
  29. “ÇEK Eğitim Ödülü”, Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006),
  30. Vehbi Koç Ödülü (2009).
  31. Kabataşlılar Derneği Ahmet Taner Kışlalı “ Aydın İnsan” Onur Ödülü (2009)

KARANLIK GÜNLER

Öte yandan 12 Eylül 1980 darbesinin etkileri sürüyor, Türkiye’de gericilik ve Siyasal İslam yükselişe geçiyordu. “Atatürk Türkiyesi”nin geleceğinden endişe eden bir grup aydınla birlikte 1989 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni kurdular. Türkan, ölene dek Atatürk Devrimleri, çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti için mücadele etmeye devam edecekti. Bu mücadelede ödeyeceği bedel ise tarihe geçecek derecede zalimce olacaktı.

Ama o daha çok gençken çocukluk arkadaşı Gökşin’le mektuplaşmalarının birinde ona, “Dün Ata’nın ölüm gününde milletimin gözyaşlarını dinlerken ve onlarla aynı duygularda birleşirken, benim için her şeyden önce bu aziz vatan gelmekte olduğunu anladım. O kadar çok şey var ki kadın-erkek aşkından önce ve daha mühim, aşk filan bana vız geliyor” yazacak kadar idealistti.

Türkan’a göre Atatürk’ün izinden gitmek, onun devrimlerini geliştirmek için çalışmak demekti. Kız çocuklarının okuması, kendi ekonomik özgürlüklerini sağlamaları, halkın kendi ürettikleriyle yaşantısını kimseye muhtaç olmadan sürdürmesini sağlamak demekti. Türkan ülkesini o kadar severdi ki; Türkiye’de yaşayan insanların, kendilerini hangi kimlikle tanımlarlarsa tanımlasınlar çok marifetli olduklarına inanır, önleri açık olursa en yetenekli doktorların, mimarların, sanatçıların bu topraklardan çıktığına inanırdı. Halkın ayrıştırılmasından her zaman üzüntü duymuştu. Türkan, sıkı bir din eğitimi almasına, İslam’ı pek çok kişiden iyi kavramasına ve kendini hep sadece Müslüman bilmesine rağmen yıllarca İsviçreli annesi Müslümanlığa geçmiş olmasına rağmen “gavur olmakla” suçlanacaktı. Hastalığının son günlerinde bile ÇYDD’ye zarar gelmemesi için mahkemelerde gavur olmadığını ispat etmekle uğraşacaktı.

LİNK : https://www.bolgegundem.com/turkan-saylanin-son-sozleri-turkan-saylan-kimdir-10-yilinda-aniliyor-861719h.htm

ANMA MESAJI : 18 Mayıs 1944 tarihinde Kırım Türklerinin sürgün ve katliama maruz kalması hasebiyle hayatını kaybedenleri saygı ve rahmet ile anıyoruz.


18 Mayıs 1944 tarihinde Kırım Türklerinin sürgün ve katliama maruz kalması hasebiyle hayatını kaybedenleri saygı ve rahmet ile anıyoruz.

HATIRLAYALIM !!!!

Sovyetler Birliği’nin 1922’de kurulmasının ardından Moskova yönetimi Kırım Tatarlarını özerk yerli nüfus olarak tanıdı. 1920 yılında Kırım Türkleri anavatanları Kırım’da gazeteleri, eğitim kurumları, müzeleri, kütüphane ve tiyatrolarıyla kendi kültürlerini geliştirme olanağına sahipti. Kırım Tatarcası Rusçayla birlikte özerk yönetimin resmi diliydi. Zira, 1920 – 1930 yılları arasında Kırım Tatarları toplam nüfusun yüzde 30’unu oluşturuyordu.

1930’dan sonra Sovyet rejimi baskı ve zulme başladı. Önce Rusya’nın kuzeyinde yaşayan Tatarlar sürgüne gönderildi ardından 1932-33 yıllarında kıtlık yaşandı. Bu gelişmeler Kırım Türklerinin Sovyet rejimine tepki göstermeye başlamasına yol açtı. Zorunlu sürgün 18 Mayıs sabahı başladı ve 20 Mayıs’ta son buldu. Bu sürede 238.500 kişi, yani Tatar nüfusunun neredeyse tamamı sürgün edildi. Sovyetler Birliği’nin İçişleri Halk Komiserliği sürgün için 32 bin kişilik güvenlik gücü kullandı.

Stalin liderliğindeki Sovyet yönetimi, "Vatan hainliği, Sovyet halkını imha etme girişimi ve Nazi işgalcileriyle işbirliği" gibi yalanlarla Kırımlı Tatarların sürgün ve katliamına meşruluk katmak istedi. Kırım Türklerine eşyalarını toplamak için 15-20 dakika süre verildi. Her ailenin 500 kilo yük taşıma hakkı olmasına rağmen insanların çok daha az eşya taşımasına olanak tanındı. Tatarlar kamyonlarla tren istasyonuna taşındı ve 70 trenle doğuya sürüldü. Dar vagonlar fazlasıyla kalabalıktı ve sürgün sırasında çoğu çocuk ve yaşlı olmak üzere 8 bin insan yaşamını yitirdi. Ölüm nedenlerinin başında susuzluk ve tifo geliyordu.

Sürgünün ilk üç yılında Kırım Türklerinin yüzde 46’sı açlık, bitkinlik ve hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Birinci yılda ölenlerin yarısı çocuktu. Tatarların çoğu Özbekistan ve komşu ülkeler Kazakistan ve Tacikistan’a gönderildi. Bazı küçük gruplar Ural dağları çevresinde ve Kostroma bölgesine gitti.

Temiz su bulunmaması, kötü hijyen koşulları ve tıbbi yardım olmadığı için sürgün edilenler gittikleri yerlere sıtma, sarı humma, dizanteri ve başka hastalıklar taşıdılar. 1950 ve 60’larda Tatarlar vatanlarına dönmek için Özbek kentlerinde düzenledikleri eylemlerle mücadele verdi. Zamanla Kırım Tatarlarının hakları genişledi ama Tatarların Kırım’a dönüşü 1989’a kadar gerçekleşmedi.

ANMA MESAJI : Soma’da ihmaller zinciri sonucu kaybettiğimiz en az 301 madencimizi rahmet ve saygı ile anıyoruz.


Soma’da ihmaller zinciri sonucu kaybettiğimiz en az 301 madencimizi rahmet ve saygı ile anıyoruz. Bu katliama sebep olanlar adil şekilde yargılanıp gereken cezalar uygulanmadan bu dava Büyük Türk Milleti nezdinde kapanmayacaktır.

Türker Ertürk VE ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT