ANALİZ /// Süleyman ŞENSOY : Kontrollü Bunalım Yönetimi, Suriye ve Doğu Akdeniz


Süleyman ŞENSOY : Kontrollü Bunalım Yönetimi, Suriye ve Doğu Akdeniz

19 Ağu 2019

Röportaj

Türkiye’nin bu konudaki kararlığı biliniyor ve son bir yıldır takip ettiğimiz kadarıyla Türkiye’nin güneyinde yani Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde Türkiye’nin ciddi bir askerî varlığı bulunuyor. Israrlı duyurulara rağmen bu askerî varlık bir harekâta dönüşemedi. Amerika ile yapılan müzakerelerde de bir aşama kaydedilememişti….

Program konuğu Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Başkanı Sayın Süleyman Şensoy ile birlikte ülke, bölge ve küresel boyutta yaşanan gelişmeleri konuşacağız. Bölgesel ve küresel gelişmeler oldukça hareketli Sayın Şensoy, öncelikle bölgesel konulara ilişkin değerlendirme fırsatı bulalım. Türkiye, Millî Güvenlik Kurulu toplantısından hemen sonra bir Barış Koridoru kararını dünyaya ilan etmişti. Ardından, Türkiye’ye gelen ABD’li askerî heyetle Türk heyeti arasında Ankara’da yapılan temaslardan bir mutabakat çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da durum kamuoyuna açıklandı. Uzlaşmanın kapsamı ve buna sizin yorumunuz nedir? Barış Koridoru’nun kilometre olarak mesafesi konusunda Türkiye’nin mi ABD’nin mi dediği, yani 15 km mi, 35 km mi olacak, bu konuda hâlâ görüşmeler devam edecek gibi görünüyor. Ayrıca Türk-Amerikan ortak çalışma grubunca Bölge’nin kontrolü sağlanacak. Neler söylersiniz?

Türkiye’nin bu konudaki kararlığı biliniyor ve son bir yıldır takip ettiğimiz kadarıyla Türkiye’nin güneyinde yani Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde Türkiye’nin ciddi bir askerî varlığı bulunuyor. Israrlı duyurulara rağmen bu askerî varlık bir harekâta dönüşemedi. Amerika ile yapılan müzakerelerde de bir aşama kaydedilememişti. Çünkü zaten Suriye’nin kuzeyindeki yapılanmayı bizzat ABD’nin kendisi destekliyor ve sürekli bir silah takviyesi var. Buna rağmen gelinen noktadaki durumu şu şekilde yorumluyorum; ABD Türkiye’ye bu konuda engel olamayacağına kanaat getirdi, “engel olamıyorsam içinde olayım” gibi bir perspektifle ortak bir harekât merkezi kurulması ve birlikte çalışılacağı için olası sürprizlerden ve kontrol edilemeyecek olaylardan kaçınılacağı öngörülüyor. Bu durum, yani bu “güvenli bölge” çalışması ve askerî seçenek Türkiye’nin istediği yönde ne kadar olacak? Bunu zaman gösterecek fakat en azından birlikte çalışıyor olmanın da karşı karşıya olmaktan iyi olacağını düşünüyorum.

Peki, bu “güvenli bölgenin” nihai amacı ne olacak Sayın Şensoy?

Tabi ki bizim çok büyük bedeller ödediğimiz Kuzey Irak süreci var. En son bağımsızlık referandumuna kadar gitmişti. Türkiye ve İran’ın çabaları ile şimdilik vazgeçilmiş görünüyor.

2003’teki tezkereden mi bahsediyorsunuz?

Hayır, Körfez Savaşı’ndan itibaren Kuzey Irak’ta oluşturulan bağımsız Kürt devleti girişiminden bahsediyorum. Bu olayın benzerinin Suriye’de tekrarlanması ihtimal değil artık. Bu açık bir plan olarak görülüyor. Çünkü orada ciddi askerî gücü olan bir yapılanma kurulmaya çalışılıyor.

ABD bir orduya yetecek kadar silah sevkiyatı yaptı.

Evet, burada Suriye’deki Şam merkezî yönetiminin etkisi de önemli. Onların da böyle bir duruma rıza göstermeyeceğini ve bu durum toprak bütünlüğü açısından göz önüne alınırsa önümüzdeki dönem sürpriz işbirlikleri ve yumuşamalar olabileceğini düşünüyorum.

Türkiye – ABD arasında bir yumuşamadan mı bahsediyorsunuz?

Türkiye ve Şam arasında. Bu durumun ihtimal dâhilinde olduğunu görmek gerekiyor. Çünkü hiç kimse, Suriye bu noktaya gelsin istemedi. Çok bilinmeyenli denklem, vekâlet savaşları bilinen şeyler ama bugün Suriye’deki durum hiçbir şekilde Türkiye de dâhil hiçbir kimsenin istediği bir noktada değil. Belki çok az aktörün istediği noktada ama biz o aktörlerden değiliz.

İsrail gibi mi?

Evet ve ABD gibi. Çok büyük bir demografik felaket var. Çok büyük bir demografik vebal var.

Türkiye’nin “güvenli bölgedeki” nihai amacı Türkiye’de yaşayan dört milyon Suriyelinin rahat ve güvenli bir şekilde kendi ülkesinin toprağında yaşayacağı alana gönderilmesi olarak düşünülüyor. Bu değişim kalıcı mı sizce?

Bu durum teknik olarak pek mümkün değil. Sınırda otuz kilometrelik bir alan bile açsanız oraya kaç kişi gönderebilirsiniz? Orası ancak tampon bölge görevi görecektir veya bu alanda belli sayıda kamp vb. yaşam alanı kurabilirsiniz. Mültecilerin bizatihi ülkelerine dönmeleri için kendi kasabalarına köylerine şehirlerine dönmesi lâzım. Biraz kontrollü bunalım gibi düşünmek gerekir. Suriye’deki güvenlik risklerinin ve demografik risklerin Türkiye’ye yansımaması ve gelecekte herhangi bir defakto Kürt devleti gelişimine muhatap olmamak açılarından bir tedbir olarak düşünmek lâzım. Ayrıca bu durum nihai bir çözüm değil. Nihai çözüm; Suriye’de herkesin katıldığı bir yönetimin teşkil edilmesi, devlet otoritesinin tesisi ve güvenliğin sağlanması gibi sonuçların sağlanması gerekiyor.

Rusya, oluşacak olan ABD – Türkiye mutabakatının neresinde olacak sizce? Sınırda kurulacak olan bu “güvenli bölgede” Türk ve Amerikan askerlerinin ortak devriye yürütmesi durumunda Rusya – Türkiye arasında herhangi bir sorun çıkma ihtimali var mı?

Bu yönetilebiliyor. Daha içeride ve başka alanlarda da Türkiye ve Amerika birlikte devriye görevi yapmıştı. Dolayısıyla bunun yönetilebilir olduğunu düşünüyorum. Suriye ile daha radikal kırılmalar söz konusu olursa, o zaman Rusya’yı daha ciddi değerlendirmek lâzım. Mevcut durumun yönetilebilir olduğunu düşünüyorum. Çünkü orada İsrail dâhil Rusya da kendi açısından birçok dengeyi gözetmeye çalışsa da Türkiye’nin taleplerinin çok doğal ve makul talepler olduğunu söyleyebilirim.

Daha öncesinde bahsettiğiniz Körfez Savaşı’ndan sonra Bölge’de kurulan Kürt devlet yapısının aynısı Suriye’de yapılmak isteniyor. ABD’nin bu konudaki hedefleri 3-5 yıllık bir plan değil. Yapılan planlar, belli oluyor ki yirmi-otuz sene öncesine kadar dayanıyor. Peki, sonunda ulaşılmak istenen amaç ne olacak?

ABD’nin bizatihi devlet politikası açısından çok anlamlı bir şey değil. Buna rağmen ABD de belli güç grupları tarafından etkileniyor, kontrol ediliyor. Dolayısıyla İsrail ve İsrail’i destekleyen unsurlar açısından önemli bir husus. Bu konuda hep bilindiği ve söylendiği üzere Suriye, Irak, İran ve Türkiye’nin ortak bir riski var. Bugüne kadar İran ve Türkiye kayıpları olmasına rağmen bu riski yönetebildi. Fakat Suriye ve Irak’ta durum kötüye gitti. Bu durum ne kadar eski bir plandır, o tartışmalı bir konu olarak görünüyor. Konu hakkında komplo teorileri de var. Yüz yıldan fazla geçmişe götürenler de var. İsrail’in kutsal devlet planı olduğunu söyleyenler de var. Biz daha somut ve güncel gelişmeler üzerine odaklanırsak burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hem toprak bütünlüğünün korunması hem de stratejik konumunun korunması Bölge’de devlet parçalanmasının olmaması gibi birçok uluslararası hukuka uygun talepleri savunmaya ve takip etmeye devam edeceğiz.

Bu yaşanan süreçte ABD Türkiye’yi tek taraflı bir operasyonu yürütmekten vazgeçirmeye çalışıyordu. Türkiye daha önce Fırat Kalkanı, Pençe 1-2 Harekâtı ile Bölge’yi terörden temizlemeye kararlı olduğunu bir şekilde kanıtladı. Şimdi ABD ile varılan mutabakat çerçevesinde Türkiye’nin Fırat’ın güneyine yönelik muhtemel operasyonu gündemde kalmaya devam eder mi?

Elbette devam edecektir ama boyutunu kontrol edebilmek açısından ABD’nin ve Pentagon’un bu sürece “ortak harekât merkezi” ile dâhil olduğunu düşünüyorum. Fakat şu konuda da çok iyimser olmamak lâzım; bu ülkelerin kendi içlerinde bir yönetim tarzı kabul edilerek devlet otoritesi sağlanmadıkça, oralarda terörün tamamen bitirilmesi ve tamamen aşılması mümkün değil. Çünkü çok fazla bilinmeyenli denklem var, çok fazla – tabiri caizse – harekete geçebilecek “uyuyan hücre” var, çok fazla harekete geçebilecek yeni demografik alanlar var. Daha önce hiç teröre bulaşmamış olsa bile mevcut ortamdan, fakirlikten, yoksulluktan, haksızlıklardan ve hukuksuzluktan dolayı manipüle edilebilecek kitleler var. Dolayısıyla buralarda ancak bu merkezî yönetim biçimi kurumsal olarak oturana kadar kontrollü bunalım diyebileceğimiz palyatif tedbirler olabilir. Yapılması gerekiyorsa da bu yapılır. Çünkü hiçbir şey yapmadığınız zaman daha radikal sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Buna rağmen Türkiye’nin orada ciddi bir güç bulundurmaya devam etmesinin de ciddi bir maliyeti var.

Türkiye de uzun süre kalıcı olmak istemiyor gibi görünüyor, değil mi?

Asıl olan Suriye’nin kendi toprak bütünlüğü içerisinde olmasıdır. Birçok defa tekrarladığım gibi, bir devlet otoritesine ihtiyaç var. Bu olursa neden Türkiye orada kalmak istesin? Çünkü Türkiye de bütün şartlarını zorlayarak orada proaktif bir pozisyon almaya çalışıyor.

Türkiye’nin özellikle dört milyon Suriyeliyi kendi ülkesine gönderme işini konuşuyoruz. “İlerleyen zamanlarda Suriye ile biraz daha ılımlı bir ilişki kurulabilir” şeklinde bir cümle kurmuştunuz. Diğer taraftan Esad gibi Türkiye’nin kırmızı çizgisi olan bir konu var. Türkiye bu konudaki bakışını, tavrını değiştirecek mi, ne düşünüyorsunuz?

Tekrar altını çizmek gerekirse bu konudaki takdir şüphesiz Ankara’nın. Fakat bu hususta geç kaldığımızı düşünüyorum. En azından ikinci kanallardan belli noktada bazı yumuşamalar sağlanabilirdi. Belki sağlanmıştır, onu biz bilmiyoruz. Sonuçta 2010’da başlayan olayların hedefi ile Türkiye’nin katkı sunmak istediği ortam arasında olağanüstü fark var. Ayrıca çok büyük bir demografik felaket var. Bu anlamda zaman içerisinde Ankara’nın da tavrını değiştireceğini ve daha yumuşayacağını düşünüyorum. Belki beklediği şartlar var. Biz birkaç yıldır bunun kademeli bir normalleşme olması gerektiğini ve sonuçta toprak bütünlüğünü korumanın Şam’ın kendi meselesi olduğunu düşünüyoruz. Ayrılıkçı Kürtler veya başka grupları kontrol etmek noktasında sorumluluğun Şam hükümetinde olması gerektiğini ve gerekirse buna uluslararası toplumun da Türkiye’nin de meşru sınırlar içerisinde yardım edebileceğini söylemiştik. Çünkü herhangi bir ülkenin sorununu dışarıdan çözmeye kalktığınızda işte bu noktaya geliyorsunuz.

Türkiye’deki Suriyelilerin ülkelerine gönderilmesi için ilave tedbirler alınacağı söyleniyor. Şimdi, hukukî olarak “geçici sığınma” statüsü içinde olan Suriyelilerin “güvenli bölge” kurulduğu zaman oraya gönderilme durumu var. Siz zaten “Bölge’nin dört milyon kişiyi kaldırabilecek bir potansiyeli olamayabilir” dediniz. Peki, Suriyeliler dönmek istemezlerse konuyla ilgili nasıl bir önlem alınacak?

Zaten dönmek istemeyeceklerdir. Ancak kampta kalanlar nakledilebilir diye düşünüyorum.

Kampta da çok az kişinin kaldığı söyleniyor.

Evet, dolayısıyla bir yerleşim yeri altyapısı olmayan yerlere götürebileceğiniz insan sayısı az olarak öngörülüyor. Bu durum hiç olmaz demiyorum ama bu sayı yüz bin olur, iki yüz bin olur. Belki yüzde 10’u kadar olur ama o bile çok ciddi bir rakam. O insanların geri dönebilmesi için hem güvenlik hem devlet alt yapısının çalışmaya başlaması lâzım ki bu konuda bir takım bölgeler temizlendikçe de dönüşler yaşandı. İnsanlar kendi evine, köyüne, şehrine dönüyor. Tabi bunun üzerinde ekonomik durumun da çok etkisi var. Hiçbir iş ve kazanç imkânı yoksa elbette insanlar gitmek istemeyecektir.

Bir de akrabalarının, ailesinin bu iç savaş süresinde ne kadarı orada kaldı?

Orada çok büyük demografik felaketler var. Bir kısmı vefat etmiş, bir kısmı farklı ülkelere dağılmış, bir kısmı ise kayıp…

Akrabaları ile Türkiye’ye gelenler var mesela.

Tabii, fakat o akrabaların arasında da çok ciddi bölünmeler olabiliyor. Kimisi Avrupa’ya gitmiş, kimisi Körfez ülkelerine, kimisi Lübnan’a, Ürdün’e gitmiş durumda. Bu anlamda da ciddi bağlantısızlıklar var. Dolayısıyla onlar açısından bu durum hayatta kalma mücadelesi olarak düşünülüyor. Türkiye’deki Suriyelilerin – tamamı mümkün olmasa da – evine dönmesinin daha zaman alacağını düşünüyorum. Fakat her şartta belli bir kısmı, iyi uyum sağlayan ve Türkiye’de kendisine başarılı bir altyapı kurabilmiş olanların dönmeyeceğini de öngörmek gerekiyor. Bu sayının ne olacağını bugünden görmek mümkün değil. Zaten İçişleri Bakanımızın açıkladığına göre, 93 bin kişiye çocuklar dâhil vatandaşlık vermişiz ki bu sayı önümüzdeki dönemde biraz daha artacaktır. Belli sayıda Suriyelinin her şey düzelse de gitmeyeceğini bilmek ve bu durumu da normal kabul etmek gerekiyor. Mesela bizim Almanya’ya giden işçiler de gidiş şekli farklı olsa da bir ev, araba parası kazanmaya gitmişlerdi. Fakat dönmediler. Bunun da biraz hayat akışının ne getirdiğiyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuçta gittiğiniz yere alışıyorsunuz, yıllar geçiyor.

Çocuklarınız oluyor, iş kuruyorsunuz, iş buluyorsunuz geri döndüğünüz yerde daha iyi şartlar yoksa ve hukuken de bulunmanızda bir sorun yoksa kalma tercihinde bulunuyorsunuz. Dört milyon değil de beş yüz bin kişi kalsa Türkiye açısından çok daha yönetilebilir olur. Daha çok, iş gücü anlamında yetkin kişiler kalmış olur.

Bazı uzmanlar tarafından, özellikle ABD ile Türkiye’nin mutabakatı sonrasında ortak askerî birimlerin devriye göreviyle ABD doksanlardaki “çekiç güç” benzeri kalıcı olacak yorumları mevcut. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

ABD zaten Bölge’de var. Çok sayıda uçak indirebilecek 14-15 noktada üs kurdu. Orada on binlerce kişiyi eğitiyor ve donatıyor. Fiilen orada var zaten, olmaya da devam edecek görünüyor. Suriye’nin geleceği nasıl şekillenirse, ABD’nin ne pozisyonda olacağı ortaya çıkacakr. Bir federatif devlet mi olacak ki üniter devlet ihtimalinin gelinen noktada mümkün olduğunu görmüyorum. Bunu zaman gösterecek. ABD orada kalmaya devam edecek. Rusya da kalmaya devam edecek.

Peki, Türkiye?

Türkiye de kalmaya devam edecek bu şartlarda.

O zaman bu bölgedeki Suriye’nin toprak bütünlüğü yine merkezî otoritede mi kalacak? Bu yönetim meselesi ne olacak?

Konu, durumun neye evirileceği ile ilgili. Federatif bir devlet kurulur. Anayasaya göre devlet güvenliği sağlanır. Bu güçlerin rolü de o süreçte belirlenir. Üst düzeyde mi kalacak veya tamamen mi gidecekler ki Suriye’de yönetim ne olursa olsun Rusya’nın Lazkiye üssünü boşaltmak gibi bir niyeti olduğunu düşünmüyorum zaten. Dolayısıyla bu güçler orada var olmaya çalışacaklar ama daha farklı daha meşru bir zeminde orada kalacaklar.

Peki, S-400 savunma sistemlerinin teslimatı konusunda gerginleşen Türkiye – ABD ilişkilerinin bu anlaşma sonrasında normalleşme sürecine girdiği şeklinde bir yorum yapılabilir mi?

Bu konularda çok iyimser olmamak lâzım. S-400 konusunu ABD kendi içinde tartışmaya devam ediyor. Sistemin aktivasyonu da Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamasıyla Nisan 2020’ye uzayacak. Önümüzde 7-8 aylık bir zaman dilimi daha açıldığı görünüyor. İkinci bölüm sevkiyatın gelecek aylarda yapılacağı yine Rusya tarafından söyleniyor. Aktif hâle getirecek donanımların hepsi elimize geçmiş değil. S-400 konusunda ABD’nin tavrı; beklemede kalacağı yönünde. Ne yapacağı noktasında ise temkinli olmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Suriye ile ilgili sürece de “karşı karşıya olmaktansa birlikte hareket etmek daha sağlıklıdır” perspektifinden bakmak gerekiyor. Çünkü ABD’nin buradaki duruma reaksiyonu; Türkiye’yi korumak değil, orada oluşturduğu gücü korumak ve herhangi bir olası çatışmaya izin vermemek noktasında olduğu görülüyor. Bu noktada temkinli olmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Her şeye rağmen tablonun bu şekilde seyretmesi de olumlu tabi.

Diğer bir konu da; Doğu Akdeniz’deki gelişmeler Türkiye’nin gündeminde yer alıyor. Sondaj gemimiz Yavuz faaliyetlerine başladı. Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, ABD ve İsrail Enerji Bakanlarının bir araya geldiğini görüyoruz. Türkiye’nin Bölge’deki sondaj ve arama faaliyetlerine karşı tavırları, ABD’nin yaptırım tehdidi vs. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki rolü, etkinliği ve adımları konusunda nasıl bir düşünceniz var?

Türkiye isteyerek ya da istemeyerek Doğu Akdeniz’de çok zemin kaybetti. Bu durumun sonucu olarak yeni bloklaşmalar ortaya çıktı. Sonrasında bu süreç Arap Baharı ve Mısır krizi ile Mısır’la olan ilişkilerimizin bozulmasıyla hızlandı. Türkiye açısından mevcut durumun çok sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Mevcut fiili durumda orada varlık göstermemiz, sondajların yapılması, deniz kuvvetlerimizin o gemileri koruması, Türkiye’nin uluslararası hukuk içerisinde hak iddiasında bulunması gibi kararları çok doğru ve yapılması gereken şeyler olarak görüyorum. Fakat Doğu Akdeniz’deki bölgesel politikamızın hem ikili ülkeler bazında hem de çok taraflı olarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Şu anda “münhasır ekonomik bölge” ilan edebilmek için Türkiye’nin elinde bir tek Libya’yla anlaşma ihtimali var. Fakat Libya’da da durumu biliyorsunuz. İki tane farklı hükümet var. Yüzlerce de milis güç var ve kimin kiminle savaştığı da çok net değil. Suriye gibi her an bir kırılma aşamasında. Bu anlamda bölgesel politikaya ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim. Bunun içerisine Mısır’la olan ilişkileri gözden geçirmek gerektiğini de eklemek gerekiyor.

İsrail ile ilişkilerimiz?

İsrail ile olan ilişkilerimizi de pragmatik bir şekilde gözden geçirmek gerekiyor. Çünkü bu bloklaşma bizim enerjimizi israf ettirir diye düşünüyorum.

Çin ile Türkiye yeni anlaşmalar yapıyor. Olaya sonuç olarak biraz daha ekonomik temelli bakılıyor. Çin ile ilişkilerimizde olduğu gibi İsrail ile yine bu perspektiften yeniden ilişkiler kurulabilir mi?

Reel-politik ilişkilerde diplomasi, savaştayken bile çalışır. Reel-politik ilişkilerin kurulabileceğini, daha da güçlendirilebileceğini düşünüyorum ki bu sadece İsrail için geçerli değil. Özellikle Mısır bu konuda önemli bir aktör. Ayrıca Batılı ülkelerden Mısır’a yönelik askerî kapasitesinin büyültülmesine yönelik bir takım yaklaşımlar da var.

Son zamanlarda Uygurlara yapılanlar konusunda haberleri çok sık görüyoruz. O yüzden İsrail ile olan ilişkiler, Çin ile olan ilişkiler kapsamında benzer bir şekilde mi olmalı?

Büyüklük, özellik ve etki alanları itibarıyla Çin ile İsrail farklı ülkeler. Gücünüz ölçüsünde bazı şeyleri etkileyebilir ya da değiştirebilirsiniz. Reel-politik sınırlar içerisinde kalmak bir psikolojik yenilgi değildir; ülkeleri daha doğru sonuca götüren bir düşünme ve bir davranış biçimidir. Doğu Akdeniz’de, Çin’le olan ilişkilerde veya herhangi bir aktörle olan ilişkilerde o reel-politik sınırlar içerisinde kalmanın her zaman yarar getireceğine inanıyorum.

( TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY, TRT Radyo “Haber Yorum” Röportajı | 08.08.2019 )

ANALİZ /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİNE İHTİYAÇ VAR !!!!


E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİNE İHTİYAÇ VAR !!!!

“Tüm dünya birleşmiş üzerimize üzerimize geliyor. ABD bize karşı AB de! ABD Türkiye’yi bölmeye ve parçalamaya çalışıyor ve Sevr’i tekrar diriltmenin peşinde. AB’nin de niyeti farklı değil. NATO’dan derhal çıkmamız lazım. Yoksa NATO bizi parçalayacak. Başımıza ne felaket geldiyse NATO yüzünden gelmiştir. Doğu Akdeniz’de kuşatıldık. Artık yüzümüzü tamamen doğuya dönmeliyiz Batı ile ilişkilerimizi tamamen koparmalıyız yüzümüzü tamamen Avrasya’ya dönmeliyiz ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üye olmalıyız” sözlerini ve benzerlerini son günlerde çok duyuyoruz.

“Tüm dünyanın bize karşı birleştiği ve husumet içinde olduğu” doğru bir saptama değil. Herkes ve her ülke kendi çıkarlarının ve güvenliğinin peşinde! Bu kapsamda işbirlikleri ve çıkar çatışmaları yaşanıyor ve yaşanacak da. Dünyanın ve yaşamın değişmeyen kuralı bu! Bırakın farklı dillere ve kültürlere sahip toplumları aynı anaya ve babaya sahip kardeşlerin bile miras için yani çıkarları için nasıl birbirilerine girdiklerinin örneklerini yakından biliyoruz. Ortaklıklar da böyledir. Ayağını sağlam basmayan ve güçlü olmayan ortağın işini diğer ortaklar çeşitli yöntemlerle bitirirler. İstisnalar genel kuralı bozmaz!

Haklı Bir İsyan

“Amerika nasıl müttefik böyle? Hem PKK’yı terör örgütü olarak tanıyacak hem de bu terör örgütünün Suriye’deki uzantısı olan PYD’ye yardım edecek ve ayrıca bu terörist yapıyla müttefikim diyecek!”

Bu çok haklı bir serzeniş ve isyan. Ama çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendimize batıralım. Büyük Ortadoğu Projesi ABD’nin bölgemize yönelik bir emperyalist girişimi! Proje ile bölgemiz; etnik dinsel ve mezhepsel olarak daha küçük siyasi parçalara ayrılmak isteniyor. Yani ABD bölgemizin yeni bir siyasi haritasını çizmek istiyor. Daha açık ifade etmek gerekirse; Türkiye’nin de bulunduğu bölgeye tecavüz etmek istiyor. Nasıl olur da aramızdan birisi çıkar ve bu projeye eş başkanlık yapar! Bunu sorguladınız ve hesabını sordunuz mu?

İktidar Hala Yanlış Yolda

İktidar daha düne kadar tüm itirazımıza rağmen “ABD stratejik müttefikimiz” diyordu. Halbuki Türkiye ABD’nin NATO dolayısıyla müttefiki ama stratejik müttefiki değil. Almanya bile ABD’nin stratejik müttefiki değil. Almanya bu durumun farkında ama Türkiye farkında değil.

Bugün için gelecekte yaratacağı tehlikeler de düşünüldüğünde Türkiye’nin bekasına yönelik bir numaralı tehdit Suriyelilerdir. Kim doldurdu bunları ülkemize? İktidar Suriye’deki vekâlet savaşının ateşine odun taşımasaydı sınırlarımızı kevgir etmeseydi Suriyelileri kucağımızda bulmayacaktık ki! Suriye’nin kuzeyinden PKK’nın uzantısı PYD tarafından kuşatılmamızın da nedeni; iktidarın “Siyasal İslamcı” ideolojisi ve “Yeni Osmanlıcı” hayalinden beslenen yanlış Suriye politikasıdır. Suriye’nin kuzeyinde ABD ile birlikte güvenlikli bölge arayışları ve müzakereleri iktidarın hala yanlış yolda olduğunun göstergesidir.

Hamas ve İhvan Aşkıyla Olmaz!

Ya Doğu Akdeniz! Özellikle zengin hidrokarbon kaynakları nedeniyle bölgesel güçlerin yanında küresel güçler de bölgeye gelmiş durumda. Türkiye ise hem bölgesel güçlerle hem de küresel güçlerle çatışıyor. Bu yanlış rotada Türkiye ne yazık ki haklı olduğu halde kaybeden ülke olur. Doğu Akdeniz çanağında bulunan tüm ülkelerle kavgalıyız. Hamas’a ve İhvan’a aşk duyarak Mısır’a İsrail’e düşmanlık yaparak Suriye’nin kuzeyinde egemenlik alanı peşinde koşarak ve Suriye’yi bölmeye çalışarak Doğu Akdeniz’deki yaşamsal menfaatlerimizi elde edemeyiz.

Yoksa iktidar Türkiye’nin çıkarları değil de çatışma çıksın peşinde mi? Çünkü iktidar her geçen gün halkın desteğini kaybediyor. Durumu tersine çevirebilmek için dış tehdide ve itiş kakışa ihtiyacı var gibi gözüküyor ve bu yönde izlenim veriyor. İktidar madem Doğu Akdeniz’de çıkarlarımızın peşindeydi geçmişte neredeydi?

Esas Sorumlu İktidar!

2002’den bu yana; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Yunanistan İsrail Lübnan ve Mısır dersine çalışırken Doğu Akdeniz’i paylaşırken tüm uyarılara rağmen iktidar hiçbir şey yapmadı. O yıllarda Genelkurmay Başkanlığı; “Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarımızda yoğun faaliyet gösterelim petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri icra edelim” tekliflerini Avrupa Birliği (AB) ile aramızı bozar diye hep geri çevirmişti. Hatta 2009 AB raporunda Avrupalılar şikâyet ettiği için Cemaat (FETÖ) ile birlikte ağırlıklı olarak Türk Deniz Kuvvetleri’ne Balyoz kumpası yapılmıştı.

Demem o ki; bugün ülkemizde ekonomik iflastan Suriyeli sığınmacılara işsizlikten Doğu Akdeniz’e Ege’deki adalardan Suriye’nin kuzeyindeki kuşatılmışlığımıza ve dinamitlenen iç barışımıza kadar esas sorumlu 17 yıldır ülkemizi yöneten iktidardır.

II. Abdülhamit de Aynısını Yapmıştı!

Bu felâket tablosunda dış güçlerin etkisi ikincildir. “Amerikalılar kötü Ruslar iyi” “Almanlar kötü Çinliler iyi” diye kategorize edilebilecek bir dünya yok! İyilik kötülük dostluk ve düşmanlık; şarta zamana mekâna çıkarlarınızın çatışmasına veya örtüşmesine göre değişir. Asıl olan; ülkemizin çıkarları ve güvenliğidir. Din kardeşliği diyorsanız İhvan aşkı nedeniyle Sisi’ye ve Beşar’a düşmanlık ediyorsanız; siz ülkemizin çıkarları ve güvenliğinin peşinde değil iktidarınızın ikbali peşindesinizdir. II. Abdülhamit de kurduğu otoriter yönetimle dışarıdan aldığı borçlarla ve dış güçlere verdiği ödünlerle sadece iktidarının ömrünü uzattı ama Osmanlı Devleti’nin çöküşünü ve parçalanmasını hızlandırdı. Aynı şeyleri yapıp farklı netice beklemek; sanırım biraz saflık olur!

Amerika AB ile de çatışıyor. Amerika stratejik müttefiki olan Kanada’ya da yaptırım uyguladı ve 2003’e kadar yıllarca stratejik müttefiki olan İngiltere’de ülkesindeki İrlanda kökenliler vasıtası ile terör örgütü IRA’yı destekledi. Yine Amerika NATO müttefiki Almanya’nın Başbakanı Merkel’in telefon konuşmalarını dinletti. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Artık İki Cepheli Dünya Yok

Artık Soğuk Savaş (1947-1990) döneminin iki cepheli dünyası yok. Şimdi çok cepheli ve çevresel tehdit dünyasındayız. Artık tehdit çok cepheli çok katmanlı ve 360 dereceden çevresel! Soğuk Savaş döneminin iki cepheli paradigması ile günümüzün tehditlerini algılayabilmek önlem alabilmek ve bertaraf edebilmek mümkün değil. İktidarı ve muhalefeti ile değişen bu dünyaya uyum sağlamak ve paradigma değişikliği yapmak zorundayız.

Daha açık anlatmak gerekirse; A ülkesi X probleminde B ülkesi ile çatışırken Y probleminde B ülkesi ile işbirliği yapabilir. Problemde bilinmeyen sayıları ve veriler arttıkça problemin çözümü zorlaşır. Soğuk Savaş döneminin iki cepheli dünyasındaki bilinmeyen sayısı az olan kolay problemleri yok artık.

Ruslar Bile Arkamızda Durmadı!

Tabii ki ABD ile Türkiye’nin çıkarları çatışıyor. Ama bunun çözümü; karşı tarafa savrularak bir tarafa olan bağımlılığın seçeneği olarak öbür tarafa bağlanmak değil! Batı ile bağları koparıp Doğu’ya bağlandığınızda aynı muameleyi oradan görmeyeceğinizin garantisi var mı?

Rusya bile Doğu Akdeniz konusunda arkamızda durmadı! Çünkü onun da bölgede Türkiye’ninkinden farklı çıkarları var. Ayrıca GKRY ve Yunanistan ile ortak menfaatleri ve dayanışması da var. Diğer taraftan PKK’nın uzantısı olan PYD’nin Moskova’daki ofisi hala açık! Çin Uygur Türklerine karşı ağır insan hakları ihlali yapıyor.

İktidarın Görevi

Sonuç olarak; Türkiye’nin kendine göre güvenlik endişeleri ve farklı farklı çıkarları var. İktidarın görevi ise; ulusal güç unsurlarını dengeli kullanarak Türkiye’nin güvenliğini ve bekasını sağlamak ve her alanda çıkarlarını maksimize etmektir. Türkiye’nin sonsuza dek sürecek dostu kardeşi ve düşmanı yoktur olamaz da!

Gazeteci Mert İnan’ın kaleme aldığı Hayykitap’tan çıkan psikiyatrinin yaşayan bilgesi kabul edilen Prof. Dr. Özcan Köknel’in 90 yıllık kişisel yolculuğunun ve toplumsal ruh sağlığımıza ilişkin tespitlerinin anlatıldığı “Bilgenin Aynası” isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/paradigma-degisikligi/

ANALİZ /// METE DURİNGA : BATAN GEMİNİN MALLARI


METE DURİNGA : BATAN GEMİNİN MALLARI

Uzun zamandır yaşanan ekonomik, politik, bölgesel ve ulusal sorunlardan dolayı ülkemiz büyük bir krizin içine düşmüş ve hatta ekonomik olarak kırılma noktasına gelmişti. Kimilerine göre bu krizin sebebi iktidarın izlediği yanlış politikayken kimilerine göre büyüyen Türkiye’yi kıskanan dış güçlerdi. İktidara göreyse böyle bir kriz yoktu, tam tersi yükseliş aynen devam ediyordu.

Ama değişmeyen tek bir gerçek vardı: ‘’ENFLASYON’’

Enflasyon halk ağzında yaşam pahalılığı anlamına gelen ve halkın alım gücüyle ters orantılı olan büyük bir dert.

Gelişmekte olan ülkelerde sürekli olarak azalan enflasyon 17-25 Aralık olaylarında ‘iktidar-cemaat’ ilişkilerinin sendeye uğraması sonrası yükselen döviz ve değerini kaybeden TL ile beraber sürekli artmış ve halkı iflasa sürüklemişti. Bu durum 15 Temmuz sonrası şiddetini arttırarak devam etti.

Herkesin aklına geldiği gibi benim aklıma da aynı soru geliyor. Ortadoğu’nun, Avrupa’nın, Asya’nın gözbebeği Türkiye Cumhuriyeti neden başka ülkelerin politikalarına alet edilip eli kolu bağlı kalıyor.

Ve bir soru daha: Neden donumuza kadar başka ülkelerden ithal ediyoruz?

BATIYORUZ

1995 yılında devlete ait 278 kurum bulunurken AKP İktidarının özelleştirme politikasıyla bu rakam günümüzde 71’e geriledi. Bunların içinde çay, şeker, kağıt, silah fabrikalarından tutunda bir çok otel ve global şirketlerin hisseleri bulunuyor. Santraller, bankalar, elektrik dağıtım şirketleri, tersane ve limanlar… Özelleştirme adı altında kimileri üç beş kuruşa yandaşa kiraya verildi kimileriyse sözde müttefik bildiğimiz ülkelerin zengin iş adamlarına satıldı.

Yok olan ‘207’ kurum da çalışan binlerce işçi işsiz kaldı. Birçoğu da ağır iş şartları nedeniyle hala grev yapıyor.

Geçmişte satın aldığımız ürünlerin, elektriğin, suyun, doğalgazın fiyatını devlet belirlerken özelleştirmeyle beraber bu durumu şahıslar tayin etmeye başladı. Ham maddenin işlenecek fabrikanın olmaması ve olanlarında kapatılması nedeniyle ülkemiz hammadde pazarı haline geldi. Düşük maliyetle Türkiye’den hammadde ithal eden ülkeler aldıkları hammaddeleri işleyip yüksek fiyatlarla Türkiye’ye geri satıyorlar. Bu da ülkemizde üretilen ürünlerin maliyetini arttırıyor ve arttırmakla kalmayıp yabancı yatırımcıyı da kaçırıyor.

Maliyetin yüksek ve yatırımcının az olması nedeniyle fabrikalar ve birçok kurum günümüzde iflasını vermiş durumda.

Bunca şey toplumun gözü önünde yaşanmışken içinde bulunduğumuz duruma yani krize şaşırmak oldukça garip.

Toprağı en verimli toprak olan Türkiye olarak patatesi bile savaş durumunda ki Suriye’den ithal etmiş olmamız ülkemizin düştüğü durumu anlamamızı sağlayacaktır.

AKP İktidarı sağladığı rantlarla arkasında yüz binlerce insanı toplamayı başardı. En büyük ve en iyi politikasıysa Müslümanların büyük değeri olan İslamiyet’i kullanmak oldu.

Yıllarca din elden gidiyor diye kandırılan halk ta ki tenceresini kaynatmaya zorlandığı zaman gözünü açtı. Endüstriyel ve mutfak ürünlerine gelen zamlar, yükselen vergiler, özelleştirilen kurumların elektrik-su-doğalgaz gibi hizmetlerin fiyatlarını arttırması sefil halkı daha da sefilleştirdi.

%10 Olan işsizlik oranı AKP Hükümetiyle beraber günümüzde %25’lere yaklaşmış durumda. İş bulup çalışanlarsa mecburen haline şükretmekle yetiniyor.

Günümüzde halkın uyuduğu uykudan uyandığına inandığımız gibi İktidarında bu düzenin böyle devam etmeyeceğini fark ettiğine inanıyoruz. 2019 Yerel Seçimlerde beklediği sonuçları alamayıp hüsrana uğrayan AKP İktidarı büyük bir sallantıyla karşı karşıya kaldı.

Türkiye’nin gözbebeği olan İstanbul art arda tam 2 kere kaybedilmişti. Seçim sonrası kulaklarımızda Recep Tayyip Erdoğan’ın o muhteşem sözü yankılanıyordu: ‘İstanbul’u kaybedersek Türkiye’de tökezleriz…’

Öyle de oldu.

İstanbul-Ankara gibi önemli kentler başta olmak üzere birçok Büyükşehir’i ve Belediye’yi açık ara farklarla kaybetmişlerdi. Kimilerine göre bunun sebebi ülkemize mülteci olarak göç edip bizden rahat yaşayan Suriyeliler kimilerine göreyse AKP’nin umarsız yöneticileriydi.

AKP’nin seçimleri kaybetmesinin nedenin bir tane değildi, onlarca farklı nedeni vardı…

Bu nedenlerden en önemlisi de içinde bulunduğumuz kriz ve artan enflasyondu.

Eğer böyle devam ederse elindeki gücü kaybedeceğini anlayan AKP İktidarı izlediği politikaları değiştirmeye başladı. Ama bu denli ayrıştırılmış bir millet değişen politikaların gerçekliğine inanır mı bilmiyorlardı.

Çökme noktasına gelen Türkiye’yi toparlamaya çalışıyor gibi yapıp ‘Batan Geminin Mallarını’ rant için yandaşa ve yabancılara peşkeş çekmek AKP’nin yeni politikasıydı.

  • 21 Mart. İstanbul Çekmeköy’de bir fabrika, 13 milyon 596 bin 945 TL bedel ile icrada satışa çıkarıldı.
  • 21 Mart. Adana Yüreğir’de arsası ile bir fabrika, 77 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 21 Mart. İzmir Kemalpaşa’da arsası ile bir fabrika, 10 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 21 Mart. Manisa Turgutlu’da bir fabrika, 11.9 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 21 Mart. Gebze’de bir fabrika, 18.3 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 22 Mart. Kırıkkale Yahşihan’da bir fabrika, 8.1 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 24 Mart. Kırşehir’de bir fabrika 12 milyon 533 bin 593 TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 24 Mart. İstanbul Çekmeköy’de bir fabrika, 14.2 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 24 Mart. Kahramanmaraş Pazarcık’ta bir fabrika, 5.7 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 24 Mart. Kayseri Organize Sanayide bir fabrika, 7.4 milyon TL’ye icrada satışa çıkarıldı.
  • 15 Nisan. Büyükçekmece 2. İcra Dairesi, Esenyurt’ta fabrikayı arsası ile 7.6 milyon milyon TL’ye satışa çıkardı.
  • 8 Mayıs. Lüleburgaz 1. İcra Dairesi, 3 bin 920 parseldeki fabrikayı arsası ile 16.6 milyon TL’ye satışa çıkardı.
  • 10 Mayıs. Manisa 4. İcra Dairesi bir fabrikayı, müştemilatı ile arsası 9.8 milyon TL’ye satışa çıkarıldı.

Geçtiğimiz yıllara nazaran en çok fabrika satışının olduğu 2019 Yılı, gündeme damgasını vuran onlarca üzücü olaya şahitlik etmeye devam ediyor.

Yüzlerce canlının bulunduğu ve doğa güzelliği Kaz Dağı’nda Kanadalı bir maden şirketinin yaptığı çevre katliamına hepimiz şahit oluyoruz. Doğa’nın güzelliği ve ekosistemin en büyük parçası olan bitkiler ve hayvanlar iktidarın gözü önünde siyanürlere yok ediliyor. Bu acı durum hükümetin yaptığı sözleşme neticesinde 15 yıl daha devam edecek.

Her yanan ormanın ardından boşalan arazilere yapılan oteller, doğa güzelliklerinin yok edildiği ve yandaşların yaptığı yatırımlarla turistik alanlara çevrilen yerler ve betonlaşan Türkiye toprakları AKP İktidarının politikasını anlamamıza yetiyor da artıyor.

Gücünün yok olduğunu ve yıkılacağını anlayan AKP iktidarı son bir nefesle ülke değeri olarak görülen ne var ne yoksa elden çıkartıyor. İzledikleri olumsuz politikalar binlerce canlının hayatına ve geri dönülmez sonuçlara yol açıyor. Satılan fabrikalarda üretim duruyor ve bir çoğu toparlanamayacak şekilde yıkılıyor.

Bu yazdıklarımız halkın %51 oyu ile İktidara gelmiş AKP’nin ülkemize verdiği zararın sadece görünen tarafı. Görünmeyen tarafını inanın onlar da bilmiyor…

Mete Duringa

ANALİZ /// Prof. Dr. İbrahim Ortaş : Yaşadıklarımızı Nasıl Okuyalım ki Gerçeğe Ulaşalım ???


Prof. Dr. İbrahim Ortaş : Yaşadıklarımızı Nasıl Okuyalım ki Gerçeğe Ulaşalım ???

Çukurova Üniversitesi, iortas

Türkiye 80 milyon nüfusu ile çoğunluğu da gençlerden oluşan çok canlı ve dinamik bir ülke. Bulunduğu coğrafyası yaşadığı tarihi geçmişi gereği birkaç kültürü bünyesinde barındırıyor. Ayrıca uygarlıklar kavşağı Anadolu ekolojisi ve coğrafi yapısı ile birçok bitki ve hayvana ev sahipliği yapmasından dolayı insanlığın gelişimi için en uygun iklim, ekoloji ve besleneme koşullarına sahip olmasından dolayı birçok kültürün üst üste geliştiği bir yer olarak da kültürel zenginliğe sahiptir. Görebildiğim kadarı ile üzerinde yaşadığımız toprakların tarihi ve ekolojik zenginliğinin farkında olmayan ve gerçeklikliği bilmeyen çok sayıda insanımız da var.

Üstümüzdeki gök kubbeden coğrafyamızı ısıtan ve beslenmemizi sağlayan güneşimiz halen bizlerin gereksinim duyduğu gıdamızın çoğunu kaynağı olan on binlerce bitkinin gelişmesine cömertçe destek sağlamaktadır. Son yılarda uygulanan tarım-toprak-insan yönetimi modellerinden dolayı bazı alanlarda bitkisel ve hayvansal gıdaları uygun koşullarda yetiştirilememesi ve yetiştirilenlerinde gerekli yerlere ulaştırılmasında ciddi sorunlar yaşıyoruz. Patates tarlada 50 kuruş, sofraya 5 TL geliyor olması sinirleri doğal olarak geriyor. Hal böyle olunca her şeyin temelinde gıda temini anlayışı olduğu için belirleyici bir olgu oluşuyor. Gıda güvenliği sorunu olunca doğal olarak da insanalar arasında gıda temini çatışma alanları oluşmaya başlamaktadır. Kendi tarım eğitimi bilgi birikimim ve tarihi okumam, birçok toplumsal olayın altında toprağın verimliliğini kaybolması yatmaktadır. Toprağın fakirleştiği yerde gıda sorunu sosyal sorun ve göç olgusu ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizin bu dinamik ve yönetilemeyen tarım-sosyal ilişkileri sorunu çoğu zaman daha sert siyasi ve ekonomik çatışmalar da dönüşmektedir. Tabii yeni iletişim ve teknoloji çağında birim zamanda daha faaliyetle karşı karşıyayız. Bilgi, mal ve para dolaşımı hızı artı. Son yıllara baktığımızda neredeyse saat başı gündem değişiyor. Flaş haberler içinde ikinci üçüncü flaş haber ve gelişmeler yaşanıyor. Ancak Türkiye bu düzeyde yoğun gündemi altında çoğu zaman ülke boğuluyor ve verimsizleşiyor. Gelenekselcilik ile moderninite arasındaki çalışmanın yaşandığı birçok fay hattı da oluşmaya başlıyor. Her olay ve olgunun etkisi hızla topluma ulaşıyor ve tepkilerde aynı hızla oluşmaktadır. Gün geçtikçe bu tepkiler buna bağlı yaşanan çatışmalar ülkemizde biraz daha yüksek dozda yaşanıyor gibime geliyor.

Bazen baş döndürücü hızla yaşadığımız birçok iç içe geçmiş zincirleme olaylar tam bir uzay macerası gibi geliyor ban. Ancak bu kadar haber bombardımanı ve enformasyonun içinden nasıl sağlıklı bilgi ve enformasyonu çıkaracağız diye de düşünmeden edilmiyor. Hangi bilgi doğru hangi bilgi yanlış. Ayrıca bilgi edinme iletişim kaynakları (basın, sosyal medya) sermaye sahipleri, devlet ve bazı grupların kontrolünde oluğu için çoğu filtreli olarak insanlara yansımaktadır. Gerçi iletişim teknikleri çağında çoğu bilgiye ve habere bir şekilde değişik kanalarla ulaşılmaktadır.

Toplum artık bu hızlı iletişiminden çok yoruldu gibime geliyor. Bir insanın alabileceğinin üzerinde üretilen veya yayılan bilgi bombardımanı karşısında tam bir çıkmaz içindeyiz. Çünkü 24 saat cep telefonunuzdan sosyal medyayı takip etseniz size başka iş yapacak an bile bırakmıyor. Açıkçası doğru bilgi hangisi diye “kafalar çok karışık”.

Türkiye insanın halen ortalama eğitim düzeyi kendi eşdeğeri düzeyindeki gelişmiş ülkelerin gerisinde bulunuyor (ortalama 6-6.5 yıl).Ayrıca insanımız çokta sorgulayıcı ve araştırıcı analitik düşünme becerilerini çok da değerlendiren durumda olmadığı için gelişmelerden çok çabuk etkileniyor. Çoğu zaman şiddet eğilimi, çatışma ve arzu edilmeyen çok sayıda kriminal sorun oluşmaktadır. Türkiye’miz açıkçası bulunduğu coğrafyada iç ve dış etkilerin yaratığı boğucu gündem altında çoğu zaman sosyal ve ekonomik zorluklar yaşamaktadır. Artan ekonomik sorunlar, işsizlik, gelir dağılımındaki dengesi açılım ve diğer sosyal sorunlar karşısında insanımız çoğu zaman en küçük bir olayda bile kutuplaşıyor. Genelde okuma oranımız da düşük olduğu (kişi başına yılda 0.1 kitap ve 50 kişiden bir kişi gazete okuyor) için insanımız ancak duydukları ile karar veriyor ve kimse kimseyi tam dinlemeden ve anlamadan karar veriyor. Her grup kendi medyasını oluşturmuş. Yeni fikirleri analiz etmeden, toptan ya kabulleniyor veya ret ediyoruz.

Bütün bunların üstesinden nasıl geleceğiz? Kafalar karışık, güven ilişkileri zayıflamış ve sorunların çözülmesi konusundaki kaygılar artmıştır. Ahlaki değerlerin hızla erozyona uğradığı görülüyor.

Bu durumda kime güveneceğiz? Kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor? Kim ahlaklı kim ahlaksız? Nasıl ahlaklı olunur? Veya ahlaklı olmak kişiye ne kazandırır? Soruları sorulmadan ve anlamalı cevapları kişi beninde yer edinmedikçe sorunların üstesinden gelmekte kolay değildir. Ancak ahlak kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişeceği için, daha ölçülebilir ve kanıta dayalı kararı hukuk vereceği için hukuka başvurmak evrensel ilkedir ve öylede olmalıdır.

Ahlak, etik, hukuk nedir? Kimiler ahlaki değerleri dikkate alıyor, kimler hukuka başvurur?

Hukuk nedir? Yaşananlardan herkes hukuk diyor, ancak hangi ve kime göre hukuk?

Toplumda ahlak en üst düzeyde konuşuluyor. Ancak insanlar bir birini ahlaksızlıkla, yalancılıkla, hırsızlıkla suçluyor.

Benim şahsi görüşüm ülkemizin ve insanlığın sorunlarını ancak somut veriler ve olgularla hukuk çözebilir. Ancak ahlaki değeri de dikkate almak gerekir. Kişinin kendi öz disiplini ve bilinci ile olay ve olguları analiz edip bir sonuca ve karar vermesi önemli Buda bir bilinç gerektiren durumdur.

Ancak hukuk bugün bağımsız yargı tartışma konusu. Herkes baktığı noktada kendine göre hukuk oluşturmuş. Hukuk ve yargının toplumdaki güveni şimdilerde çok aşağılarda. Adaletin olmadığı yerde insanların kendi yargısına başvurduğu sıkça bilinir. Bunu hele hiç kimsenin istememesi gerekir. Basına yansıdığı kadarı ile çoğu kişi günümüzde yargının hukuki karalarının alınma şeklinden menün görülmüyor. Diğer bir ifade ile hukukun değil kirşlerin hukuku işletilmesinden şikâyetçi görünüyorlar. Hukukun aldığı kararlardan memnun olmayanların kendi hukukuna başvurmaları başak kaoslarda ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılıyor. Bu durum başka bir hukuki durum yaratıyor.

Pekâlâ, neye güveneceğiz, nerde hangi durumda nasıl karar alacağız? Diğer bir ifade ile bu işin referans noktası nedir? Dediğimizde işin içinde yine çıkamıyoruz. Çünkü birçok konuda ölçütümüz yok. Örneğin bir işe bir eleman alınacak. Ölçütümüz ne? Ne tür yetenekler ve eğitim becerileri arıyoruz? Adamına göre iş mi? Maalesef birçok konuda temel yapısal sorunları olan ve üstesinden gelemediğimiz bir durumla karşı karşıyayız.

Bir bütün olarak sorunlar yumağının içende boğuşup duruyoruz. Ancak çözüm üretme konusunda bir o kadarda sorun yaşıyoruz. Maalesef sorunları çözemiyoruz. Birlikte sinerji oluşturulmuyoruz. Birbirimizde yardım istemiyoruz ve yarımda etmiyoruz. Bir zihni kotlama sorunu yaşıyoruz gibi geliyor bana. Kırsalda eskiden köy yerlerinde imece usulü ile yardımlaşılırdı. Şimdilerde herkes bireycileymiş ve güvensizlikler had safhaya ulaşmış görülüyor.

Geçmişte iyi kötü siyasetten ve dış etkilerden az etkilenen bir yargı vardı veya toplum öyle kabul ediyordu ve devletin kuramlarına iyi kötü bir sistem ve güven vardı. Şimdi bu tartışmalı ve toplumun bir bölümüne güven vermeyen yapı beraberinde bir dişi farklılaşmış sorun ve itirazları oluşturuyor. İtirazın olması önemli ancak konuşmayı ve iletişimi de elden bırakmamak gerekir. Sorunları kavga ederek değil konuşarak ve medeni ilişkiler içinde tartışarak ve nihayetinde çözüme kavuşturmak gerekir. Bir birimize güvenir ve karşılıklı görüşlere saygı duyarsak sorunları üstesinden daha rahat geliriz.

Hepinizin bayramı kutlu olsun.

1 Ağustos 2019, Adana

Not: Sayın hocam, birçoğunuzun E-Posta adresi bir şekilde makinemdeki adres defterime yerleşmiştir. Amacım kimsenin zamanını almak ve rahatsız etmek değildir. Hepimizin ortak sorununu bir şekilde dile getirmektir. E-posta bu bakımdan düşüncelerimizi kolay paylaşabildiğimiz bir ortam. Ancak peşinen eğer istenmeden e-posta aldıysanız özür dilerim. Eğer geri bildirimde bulunursanız listeden adresinizi hemen çıkarırım.

ANALİZ /// VİDEO : BİRBİRİNDEN İLGİNÇ 100 ÇEŞİTLİ KONUDA VİDEOYU — VERYANSIN TV — KANALINDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ !!!


1. 2019 ŞURA KARARLARI TASFİYE Mİ? | MUSTAFA ÖNSEL | PANKUŞ – 99

2. HAVA SAHAMIZ NASIL FETÖ’CÜLERE TESLİM EDİLDİ? – BEYAZIT KARATAŞ – PANKUŞ 98

4. EĞER BUNLARI YAPMAZSAK DEVLETİ AYAKTA TUTAMAYIZ – OSMAN BAŞIBÜYÜK – PANKUŞ 97

5. ABD MİLLİ EĞİTİMİMİZİ NASIL DEĞİŞTİRDİ – CENGİZ ÖZAKINCI – PANKUŞ-96

6. MERKEZ BANKASI BAŞKANI DEĞİŞİKLİĞİNİN SONUÇLARI NE OLUR? UĞUR CİVELEK – PANKUŞ – 95

7. UYGUR MESELESİNDE TÜRKİYE’NİN ÇİN POLİTİKASI NASIL OLMALI? – SENCER İMER – PANKUŞ 94

8. ABD-TÜRKİYE KRİZİNİN SONUCU: BÜYÜK KIRILMA GELEBİLİR – HASAN ÜNAL – PANKUŞ – 93

9. F-35 Mİ? SU-57 Mİ? KENDİ UÇAĞIMIZ MI? | OSMAN BAŞIBÜYÜK | PANKUŞ – 92

11. ABD’DEN YUNANİSTAN’A SAVAŞ GEMİSİ | CEM GÜRDENİZ | PANKUŞ – 91

16. TÜRKİYE-YUNANİSTAN SAVAŞI MI GELİYOR? | EGE’DE LOZAN DENGESİ DEĞİŞTİ | DENİZ KUTLUK | PANKUŞ – 90

24. ABD’NİN ERDOĞAN’I DEVİRME PLANI | OSMAN BAŞIBÜYÜK | PANKUŞ – 89

25. ‘KIBRIS’A HAMLE YAPILIRSA 1974’TEN 18 KAT GÜÇLE MÜDAHALE EDERİZ’ | DENİZ KUTLUK | PANKUŞ – 88

27. ALİ BABACAN’A: İKTİDARDAYKEN 10 YIL NEDEN SUSTUN? | HÜSEYİN KAYA | PANKUŞ – 87

28. ‘BAĞIMSIZ KIBRIS TÜRK DEVLETİNİ’ İLAN ETME VE TANITMANIN TAM ZAMANI | A. DENİZ KUTLUK | PANKUŞ – 86

29. LİBYA’DAKİ HAFTER KİMİN VE NEYİN GÖREVİNİ YAPIYOR? | MUSTAFA ÖNSEL | PANKUŞ – 85

30. UNUTULAN VE BİTMEYEN KUMPAS | MURAT EREN | PANKUŞ – 84

32. DERSİM HAKKINDA BİLMEDİKLERİNİZ | ALİ RIZA ÖZDEMİR | PANKUŞ – 83

33. ERGENEKON BİTTİ AMA KUMPAS BİTMEDİ – BURADAYIZ, YIRTAMAYACAKSINIZ – M. ÖNSEL, C. ALTAYLI – PANKUŞ-82

34. S-400&F-35 KRİZLERİNİN ARKASINDAKİ İSRAİL GERÇEĞİ – A. DENİZ KUTLUK – PANKUŞ-81

35. PATATES BİLE ALAMAYACAĞIMIZ GÜNLER GELİYOR – UĞUR CİVELEK – PANKUŞ – 80

36. İNGİLİZLERLE YAPILAN ANLAŞMAYLA EĞİTİM NASIL YUNANLAŞTI | CENGİZ ÖZAKINCI | PANKUŞ – 79

38. BİR KOMUTAN NASIL OLMALI? | TSK YAPISI | HİYERARŞİ VE Ö. HALİSDEMİR – İKRAMİ ÖZTURAN – PANKUŞ-78

39. İŞTE ATATÜRK’ÜN GERÇEK SERVETİ! – SİNAN MEYDAN – PANKUŞ – 77

40. TÜRKİYE İHVANCI DIŞ POLİTİKAYI TERK ETMEZSE KAYBEDER – HASAN ÜNAL – PANKUŞ – 76

42. ABD AMBARGO UYGULARSA, IRAK VE SURİYE’NİN KUZEYİNİ CEHENNEME ÇEVİRİRİZ – BEYAZIT KARATAŞ – PANKUŞ-75

44. İŞGALE EĞİTİMLE BAŞLARLAR | MİLLİ EĞİTİMİN KÖKÜ: TÜRK TARİH TEZİ – CENGİZ ÖZAKINCI – PANKUŞ-74

45. KKTC’NİN İSMİ DEĞİŞMELİ, BAŞKENT TAŞINMALI – HASAN ÜNAL – PANKUŞ – 73

46. İMAMOĞLU CÜBBELİ’Yİ DEĞİL DE NEDEN BARTHOLOMEOS’U ZİYARET ETTİ? – EMİN GÜRSES – PANKUŞ – 72

47. AKP’NİN AMERİKANCI AYAĞI HAREKETE GEÇTİ – EROL MANİSALI – PANKUŞ-71

48. ABD TÜRKİYE’YE EKONOMİ, ASKERİ VE NÜFUS OPERASYONU HAZIRLIYOR – ARSLAN BULUT – PANKUŞ-70

49. TSK’DA SİLAH ARKADAŞLIĞI NASIL YOK EDİLDİ? – 4 ÇEŞİT ASKER GRUBU – İKRAMİ ÖZTURAN – PANKUŞ-69

51. ‘TÜRKÇE BİLİM VE DİN DİLİ DEĞİLDİR’ YALANI – CENGİZ ÖZAKINCI – PANKUŞ – 68

52. F-35’TE BİLİNMEYEN GERÇEK VE AMBARGO – BEYAZIT KARATAŞ – PANKUŞ – 67

53. ABD’NİN KUKLA OLUŞUMUNA OPERASYON NASIL YAPILMALI? – HASAN ÜNAL – PANKUŞ – 66

54. PROFESYONEL ASKERLİKTE CIA VE SOROS PARMAĞI – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-65

55. DERHAL SAVAŞ DAHİL HER TÜRLÜ KARAR İÇİN YETKİ VERİLMELİ – CEM GÜRDENİZ – PANKUŞ – 64

56. DAMAT ALBAYRAK, KAYINPEDER ERDOĞAN’A DARBE TEŞEBBÜSÜNDE BULUNDU – ÜMİT KOCASAKAL – PANKUŞ-63

58. BİR DEVİR BİTİYOR, DÜNYA SAVAŞI GELİYOR – UĞUR CİVELEK – PANKUŞ – 62

59. SARAY’IN DEĞİL HALKIN SANATÇISI OLUR – EGE – PANKUŞ-61

60. CIA’YA 50 BİN DOLARA RAPOR YAZAN KİM? – EMİN GÜRSES – PANKUŞ-60

61. F-35’LER KÜRESEL SERMAYENİN SİLAHI OLACAK – BEYAZIT KARATAŞ – PANKUŞ-59

63. TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE – MUSTAFA ÖNSEL- SERKAN ÖZ – PANKUŞ-58

64. BAHÇELİ’NİN HER DURUŞU AMERİKA’NIN İŞİNE YARADI – EROL MANİSALI – PANKUŞ-57

65. PONTUS SOYKIRIMI MI, YENİ BİR BÜYÜK YALAN MI? / RUM BELGELERİNE GÖRE – ALİ ERDİNÇ-PANKUŞ-56

66. YEREL YÖNETİMLERDE YOLSUZLUK! – BİLİN NEYAPTI – PANKUŞ-55

68. ABD TÜRKİYE’YE FİİLİ BİR SALDIRI YAPABİLİR – SENCER İMER – PANKUŞ-54

69. F-35’TE RÜŞVET – ABD’DEN GİZLİ ADIM DAHİ ATAMAYIZ – OSMAN BAŞIBÜYÜK – PANKUŞ-53

70. KADİR MISIROĞLU’NUN TABUTUNA TÜRK BAYRAĞI ÖRTÜLMESİ – ŞULE NAZLIOĞLU EROL – TÜRKER TOK – PANKUŞ – 52

71. AKDENİZ’DE SAVAŞA ÇOK AZ KALDI, KAYBEDERSEK TÜRKİYE PARÇALANIR – EMETE GÖZÜGÜZELLİ – PANKUŞ-51

72. İMAMOĞLU’NU LİDER YAPTINIZ! – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-50

74. BAHÇELİ NE AMAÇLIYOR? – ERDOĞAN’IN DANIŞMANLARI KIMLER OLMALI? – YUSUF HALAÇOĞLU – PANKUŞ – 49

76. BANKALAR BATIYOR, HÜKÜMET VERİLERİ GİZLİYOR! – BARTU SORAL – PANKUŞ-48

77. BÜYÜK YALANI BİTİRECEK TALİMATI KİM, NEDEN UYGULAMADI? – YUSUF HALAÇOĞLU – PANKUŞ-47

78. HANGİ KENTİ VERİRSEK TÜRKİYE’Yİ VERİRİZ? – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-46

79. İŞTE YENİ PROJE: FEDERASYONA MI GİDİYORUZ? – BİRGÜL AYMAN GÜLER – PANKUŞ – 45

82. DOĞU AKDENİZ BÜYÜK TEHDİT ALTINDA – VOLKAN ÖZDEMİR – PANKUŞ-44

83. KILIÇDAROĞLU’NA LİNÇ GİRİŞİMİ – İLK DEĞERLENDİRME – MUSTAFA ÖNSEL – ERDEM ATAY – PANKUŞ-43

84. EĞER S-400 GELİRSE OYUNUN DENGESİ DEĞİŞECEK – OSMAN BAŞIBÜYÜK – PANKUŞ-42

85. TRT’DE CUMHURİYET DÜŞMANLARI… – GÜLGÛN FEYMAN – PANKUŞ-41

87. TÜRKİYE’YE TEZGAHTA YENİ ADIM – BARTU SORAL – PANKUŞ-40

88. DİNİ SİYASETE ALET ETMENİN CEZASI NE? – SİNAN MEYDAN – PANKUŞ – 39

89. EĞİTİM SİSTEMİ BİZİ KİMLİĞİMİZDEN UZAKLAŞTIRIYOR – ALİ TUFAN KIRAÇ – PANKUŞ TUFAN

90. TÜRKİYE KOLORDUSUNU ÇEKERSE NE OLUR? – EROL MANİSALI – PANKUŞ-38

92. BÜYÜK TEHLİKE: ‘YAŞAYAN ŞEHİTLER’ KİMDİR, NASIL ÖRGÜTLENİYOR? – YAĞIZ AKSAKALOĞLU – PANKUŞ- 37

94. KATLİAMIN ÜSTÜNÜ ÖRTECEKLER – SENCER İMER – PANKUŞ-36

95. DOĞUDAKİ KRİPTO ERMENİLER – ALİ RIZA ÖZDEMİR – PANKUŞ-35

98. GİZLENEN EN BÜYÜK BEKA TEHDİDİ – OSMAN BAŞIBÜYÜK – PANKUŞ – 34

99. İNGİLİZLERE GÖRE KEMALCİ MİLLİYETÇİLER – EMİN GÜRSES – PANKUŞ-33

100. ‘TEK BAŞINA İKTİDAR OLACAĞIMIZI ÖNCEDEN SÖYLEDİLER’ – EMİN ŞİRİN – PANKUŞ-32

101. FENERBAHÇE’YE KUMPAS NEDEN BİTİRİLMİYOR? – AYTUNÇ ERKİN – PANKUŞ-31

103. TRT’DE YASAKLANAN KELİMELER – GÜLGŪN FEYMAN – PANKUŞ-30

104. ATATÜRK’ÜN ŞAM’A OPERASYON FİKRİ – SİNAN MEYDAN – PANKUŞ-29

106. ABD ADINA BİZİ TAŞLAYANLAR ANKARA’DA – EROL MANİSALI – PANKUŞ-28

107. KÜRTLERE FEDERASYON SÖZÜ VERİLDİ Mİ/KONSTANTİNOPOLİS NASIL İSTANBUL OLDU – CENGİZ ÖZAKINCI-PANKUŞ-27

109. MEHMETÇİĞİ YOK ETME PLANI, PROFESYONEL ASKERLİK – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-26

110. BURHAN KUZU FOTOĞRAFLARININ PERDE ARKASI – EMİN GÜRSES – PANKUŞ-25

111. UYARI! KRİPTOLAR ERDOĞAN’A KUMPAS KURUYORLAR – SİNAN MEYDAN – PANKUŞ-24

113. İŞTE TÜRKİYE’NİN 5 KIRILMA NOKTASI VE TEK ÇÖZÜM – ÜMİT KOCASAKAL – PANKUŞ-23

114. VATANIN KURTULUŞU ‘YENİ KUVVACI’ HAREKETTE – BANU AVAR – PANKUŞ-22

115. GLADYO NEDİR, ŞİMDİ NEREDE ÖRGÜTLENİYOR, TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN TEHLİKE – OSMAN BAŞIBÜYÜK – PANKUŞ-21

116. ‘KÜRT ALEVİLİĞİ’ VAR MIDIR? – ALİ RIZA ÖZDEMİR – PANKUŞ-20

118. ‘MELİH GÖKÇEK VE CEM KÜÇÜK’ÜN TÜM PİSLİĞİNİ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ’- B. TERKOĞLU-B. PEHLİVAN-PANKUŞ-19

119. ‘ÜST DÜZEY PARTİLİLER YENİ BİR HAREKET İÇİN BİZİ ARIYORLAR’ – BARTU SORAL – PANKUŞ-18

121. KÜRTLEŞEN TÜRKMEN AŞİRETLERİ – ALİ RIZA ÖZDEMİR – PANKUŞ-17

122. MİLLİ KİMDİR, HEGEMONYAYA KARŞI DEVRİM NASIL YAPILIR? – B. A. GÜLER, N. GENÇ, B. SORAL – PANKUŞ-16

124. EMPERYALİSTLER VE İŞBİRLİKÇİLERİNE: KAÇACAK DELİK BULAMAZSINIZ – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-15

126. ‘BU HAREKET AHLAK VE VİCDAN HAREKETİDİR’ – BİRGÜL A. GÜLER, NİHAT GENÇ, ERDEM ATAY – PANKUŞ-14

127. ‘İŞGALDE ÖRGÜTLENECEK SİVİL GÜCÜ YOK ETTİLER’ – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-13

128. TÜRKİYE’YE ASIL DARBE 24 OCAK’TA YAPILDI – VENEZUELA’DA NE OLUYOR? – VOLKAN ÖZDEMİR – PANKUŞ-12

130. ASIRLIK PLAN: TÜRKLERLE HESAPLAŞMAK – CENGİZ ÖZAKINCI – PANKUŞ-11

131. ‘ALDIKLARI GİBİ VERECEKLER’ – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-10

132. ‘SONUMUZ ÇOK KÖTÜ OLABİLİR’ – ‘TARIMI CANLANDIRMALIYIZ’ – BARTU SORAL – PANKUŞ-9

134. MANEVİ MİKROPLAR VE VERYANSIN TV – CENGİZ ÖZAKINCI – PANKUŞ-8

135. 2019’DA DOLAR NE KADAR OLACAK? – BARTU SORAL – PANKUŞ-7

137. ‘MECLİS’TEKİ PARTİLER LEKELİDİR’, FEDERASYON MU GELİYOR, – BİRGÜL A. GÜLER – PANKUŞ-6

138. BİRLİĞİN ÇÖKÜŞÜ BAŞLADI – VOLKAN ÖZDEMİR – PANKUŞ-5

140. KÜRESELLEŞME BİTTİ, ULUS-DEVLET DİMDİK AYAKTA – BİRGÜL A. GÜLER – PANKUŞ-4

143. ‘BÜYÜK AİLELER SERMAYESİNİ KAÇIRIYOR’ – BARTU SORAL – PANKUŞ-3

145. ‘2019’A VERYANSIN TV DAMGA VURACAK’ – BARTU SORAL – PANKUŞ-2

146. ORG. METİN TEMEL NEDEN TASFİYE EDİLDİ – MUSTAFA ÖNSEL – PANKUŞ-1

VİDEOLARIN LİNKLERİ :

  1. https://www.youtube.com/watch?v=I1gRACaAxCw-99
  2. https://www.youtube.com/watch?v=EI7re-HxwAs–98
  3. https://www.youtube.com/watch?v=lUhyki7zxdE-97
  4. https://www.youtube.com/watch?v=cF8LB7CUX5o–96
  5. https://www.youtube.com/watch?v=D7cAYeSMMgk–95
  6. https://www.youtube.com/watch?v=TMaP7HXUihk–94
  7. https://www.youtube.com/watch?v=BFjKL1nCDNs–93
  8. https://www.youtube.com/watch?v=pS8-QV44VBc—92
  9. https://www.youtube.com/watch?v=yNftBkL9h_M-91
  10. https://www.youtube.com/watch?v=10KdpzvU8Kg-90
  11. https://www.youtube.com/watch?v=eyrAwaLsnzM-89
  12. https://www.youtube.com/watch?v=QXnlp7zguWs-88
  13. https://www.youtube.com/watch?v=wK8dNGDh25E-87
  14. https://www.youtube.com/watch?v=mmtF0wdHmmI-86
  15. https://www.youtube.com/watch?v=KqxZXhQ6X5g-85
  16. https://www.youtube.com/watch?v=SgPR6ty33Lo-84
  17. https://www.youtube.com/watch?v=FyHrLU5ulEI-83
  18. https://www.youtube.com/watch?v=3wQy7srSz8g—-82
  19. https://www.youtube.com/watch?v=HfEK3WIfFM8—-81
  20. https://www.youtube.com/watch?v=37j-cvahEa4—80
  21. https://www.youtube.com/watch?v=boPyK4pQQuM-79
  22. https://www.youtube.com/watch?v=eN51mLjgJ1Q—78
  23. https://www.youtube.com/watch?v=0aUkS7S9dnM—77
  24. https://www.youtube.com/watch?v=g16UuLIsr1M—76
  25. https://www.youtube.com/watch?v=-bfZKsZPzq0—75
  26. https://www.youtube.com/watch?v=iYq7vpQDxwI—74
  27. https://www.youtube.com/watch?v=f5il6M8oc6w-
  28. https://www.youtube.com/watch?v=ridNnfgQ21I—72
  29. https://www.youtube.com/watch?v=rtqEHZzTeIk—71
  30. https://www.youtube.com/watch?v=ITE9JNeXSqg—70
  31. https://www.youtube.com/watch?v=b4m4yuwoFsY—-69
  32. https://www.youtube.com/watch?v=yKRodoYpEM4–68
  33. https://www.youtube.com/watch?v=EjCscydoghE—67
  34. https://www.youtube.com/watch?v=M53PKaMy9Qw—66
  35. https://www.youtube.com/watch?v=yiX82uXy-K8—65
  36. https://www.youtube.com/watch?v=A6hAPx3uf4k–64
  37. https://www.youtube.com/watch?v=d-NjQyknIJY-63
  38. https://www.youtube.com/watch?v=rKGr_VvRYZ0-62
  39. https://www.youtube.com/watch?v=wmsu3Ya54P4—61
  40. https://www.youtube.com/watch?v=1ogv9iSzVGY—60
  41. https://www.youtube.com/watch?v=nRvLe41en1A-59
  42. https://www.youtube.com/watch?v=4TiEBIMKvRw–58
  43. https://www.youtube.com/watch?v=bn3HHcOzysk–57
  44. https://www.youtube.com/watch?v=73L5NYWw3V8-56
  45. https://www.youtube.com/watch?v=qpKDtZNYyb8–55
  46. https://www.youtube.com/watch?v=t2dZ79gO29I-54
  47. https://www.youtube.com/watch?v=F0nz0F8CqZU–53
  48. https://www.youtube.com/watch?v=hUvl90rOnxs–52
  49. https://www.youtube.com/watch?v=9cHSGsry5qY-51
  50. https://www.youtube.com/watch?v=nqdDhUbeqZ4–50
  51. https://www.youtube.com/watch?v=HjEA2KG-ArE–49
  52. https://www.youtube.com/watch?v=qmoVLkpPxFk–48
  53. https://www.youtube.com/watch?v=7TAn58dchHw–47
  54. https://www.youtube.com/watch?v=hwmFB2FHMPY–46
  55. https://www.youtube.com/watch?v=ga8EWZ75vq0-45
  56. https://www.youtube.com/watch?v=SN0FfxfY8Eo-44
  57. https://www.youtube.com/watch?v=Zm2i1lMT-_Q—43
  58. https://www.youtube.com/watch?v=FHf_ZL0wWlI–42
  59. https://www.youtube.com/watch?v=J1qmYcB1gcs-41
  60. https://www.youtube.com/watch?v=-B8Wy02XKhc-40
  61. https://www.youtube.com/watch?v=pjQ6setpO5Q-39
  62. https://www.youtube.com/watch?v=qJtG3An6kJU-
  63. https://www.youtube.com/watch?v=q7KSW1LAXHo-38
  64. https://www.youtube.com/watch?v=0VUjFSSoMWE-37
  65. https://www.youtube.com/watch?v=DkDiwgpm1qo-36
  66. https://www.youtube.com/watch?v=NZhpdWd0blk-35
  67. https://www.youtube.com/watch?v=iGieKfEOMpo-34
  68. https://www.youtube.com/watch?v=6X17gzDMWvY-33
  69. https://www.youtube.com/watch?v=Fqt7_7NwvHY–32
  70. https://www.youtube.com/watch?v=FBWGnpqrgkU-31
  71. https://www.youtube.com/watch?v=TkYjKUomY_Q-30
  72. https://www.youtube.com/watch?v=UBR8C-bBZNo-29
  73. https://www.youtube.com/watch?v=kFEb8SatVqE-28
  74. https://www.youtube.com/watch?v=noZwTCYMTX8-27
  75. https://www.youtube.com/watch?v=rUBhE1ppNU0-26
  76. https://www.youtube.com/watch?v=piGCZfKiJ1Q—25
  77. https://www.youtube.com/watch?v=Hn1IwFlOmTw–24
  78. https://www.youtube.com/watch?v=iAUlSK3z4mw-23
  79. https://www.youtube.com/watch?v=dv0Vo0cnie0–22
  80. https://www.youtube.com/watch?v=HoDE5UNO8g0—21
  81. https://www.youtube.com/watch?v=XVysNnJ62jA—20
  82. https://www.youtube.com/watch?v=BMsSrbmZjKw—19
  83. https://www.youtube.com/watch?v=QGnmhm5TgD0—18
  84. https://www.youtube.com/watch?v=sU8c5PCJQX8—17
  85. https://www.youtube.com/watch?v=lYFHwbyav0k—16
  86. https://www.youtube.com/watch?v=kECLtL5cHIo—15
  87. https://www.youtube.com/watch?v=pQtJqM_qpew—14
  88. https://www.youtube.com/watch?v=BxGa5QjYSUE—13
  89. https://www.youtube.com/watch?v=NY9T8v08ink–-12
  90. https://www.youtube.com/watch?v=I-u60PBF5SE–11
  91. https://www.youtube.com/watch?v=NLbBB7jIZVM–10
  92. https://www.youtube.com/watch?v=XA_YB3n36mk–9
  93. https://www.youtube.com/watch?v=58sAaL5C9-w—8
  94. https://www.youtube.com/watch?v=DJWZnkHw23c—7
  95. https://www.youtube.com/watch?v=A7tw_IGaHr8—6
  96. https://www.youtube.com/watch?v=6DmAWM9Whus—5
  97. https://www.youtube.com/watch?v=2m8rQykLWoM—-4
  98. https://www.youtube.com/watch?v=Unslq-6x0kE—3
  99. https://www.youtube.com/watch?v=Pv8YhtNwJro—2
  100. https://www.youtube.com/watch?v=TGP6yeXqsV0–1