ANALİZ /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : İNSANLAR İÇİN ÖNEMLİ OLAN ÜÇ ŞEY NEDİR ???


E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : İNSANLAR İÇİN ÖNEMLİ OLAN ÜÇ ŞEY NEDİR ???

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/insanlar-icin-onemli-olan/

İnsanların önem verdiği şeyler; insanına ve toplumuna göre değişiklik göstermekle birlikte, genel olarak üçü diğerlerine göre daha çok öne çıkar. Bunlar; varlıkları (parasal, taşınır, taşınmaz), emekleri ve zamanlarıdır. Bu üçü arasındaki hiyerarşi bile insanına göre değişir. Özellikle insan nitelikli oldukça, zamanının ve emeğinin değeri yükselir. Nitelik azaldıkça, bu ikisinin değeri de düşer. Günümüzde ise insanlığın ezici bir çoğunluğu için en değerli şey; maddi varlıklarıdır.

İnsanlar, bu önemli kaynakları kendilerinin ve ailelerinin yaşamlarını sürdürebilmek, refahlarını arttırabilmek ve sosyal pozisyonlarını güçlendirebilmek için kullanırlar. Bunları yaparlarken de azımsanamayacak bir çoğunluk, zorluklarla karşılaştıklarında hedeflerine ulaşmak için ne yazık ki ahlaki kuralları eğip bükmekten ve çiğneyip yok saymaktan geri durmazlar.

Canan And

Ancak az sayıda insan sahip olduğu bu üç önemli kaynağı (varlıkları, zamanı ve emeği) kendisi ve ailesi dışında, içinden çıktığı toplum, yurttaşlığını taşıdığı ülkesi ve insanlık için kullanır ve onlar için katma değer yaratmaya çalışır.

23 Kasım 2019 Cumartesi günü, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zeytinburnu Şubesi’nin Dr. Canan And Etkinlik Merkezi açılışındaydım. Bu etkinlik merkezi, içinden çıktığı toplum için hala çırpınan ve yararlı olmaya çalışan iki erdemli insanımızın bağışları sayesinde satın alındı. Etkinlik merkezinin adından da anlaşılacağı gibi bağışın aslan payını Dr. Canan And, diğer bölümünü de İhsan Kurdoğlu vermiş.

AKP’li Belediye Sokağa Atmış

Etkinlik merkezi; Zeytinburnu’nda yeni bir binanın bir dairesi satın alınarak yapılmış ve içi gerçekten de çok iyi tasarlanarak döşenmiş. Bu bağışı yapanları ve emeği geçenleri kutluyoruz. Ayrıca; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zeytinburnu Şubesi, eski yerlerinden Zeytinburnu’nun AKP’li Belediyesi tarafından atılmış ve yeni bir yer gösterilmemişti. Bu nedenle; bağışla alınan bu yer onlara ilaç gibi geldi. AKP’li belediyelerin hangi tip derneklere ve vakıflara yardım ettiğini ama çağdaş derneklere ve vakıflara düşmanlık ettiğini bildiğimizden, bu öğrendiklerimiz de bizi şaşırtmadı.

Beni bu açılış törenine bağışın aslan payını yapan Canan And davet etmiş ve küçük bir konuşma da yapmamı istemişti. Tabii ki bu isteğini seve seve yerine getirdim. Esasında kendisinin varlığını bu yıl Şubat ayında fark etmiştim. 23 Şubat 2019 Cumartesi günü, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ataşehir Şubesi, burs verdiği gençlere konuşma yapmam için davet etmişti. Konuşmamın sonunda gençlerle ve üyelerle sohbet ederken “Buraya ne kadar kira ödüyorsunuz?” diye sormuştum. Sormamın nedeni; daire büyük ve güzeldi, dolayısıyla kirası da fazla olurdu ve kirayı ödeme sıkıntısı çekebilirlerdi. Ancak yanıtları; “Bu daire bizim, kira ödemiyoruz’’ şeklinde oldu. “Nasıl aldınız?” diye sorduğumda ise duvardaki hanımefendinin fotoğrafını göstererek “O bize aldı ve bağışladı” dediler ve adının da Canan And olduğunu söylediler.

Atatürk’e Borçluyum!

Duvarda fotoğrafı asılı olan bu hanımefendiyi bir yerden anımsıyordum ama bir türlü çıkaramıyordum. Ertesi günü öğrenmiştik ki; bu hanımefendi 3 yıl önce Almanya’da verdiğim bir konferansı dinlemeye gelmiş ve hatta konferans sonunda benimle fotoğraf bile çektirmişti.

Canan And, bir diş hekimi ve Almanya’da yaşıyor. Tüm birikimlerini ve mal varlığını Almanya’da diş hekimi olarak kazanmış ve yapmış. Annesinden, babasından ve Türkiye’den bir kuruş kendisine intikal etmemiş ama kendisini Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı ve borçlu olduğunu hissediyor. “Atatürk ve onun temellerini attığı laik ve çağdaş düzen olmasaydı; ben kadın olarak okuyamaz, Almanya gibi bir ülkede başarılı olamaz ve halen sahip olduğum birikimleri edinemezdim” diyor. Zeytinburnu’nun diğer bağışçısı İhsan Kurdoğlu da Almanya’da yaşıyor ve kendisinin 40 yıl evvel cebinde 50 Alman Mark’ı bile yokmuş.

Haklarını Yemeyelim, Cami Yaptırıyorlar!

Ne yüce bir duygu değil mi? İnsanlığa, içinden çıktığı topluma ve onun geleceğine katma değer yaratmak… Her iki erdemli insanımızla uzun uzun konuştum. Yardımlarında dinsel motivasyon yok, cennet beklentisi yok, daha da önemlisi herhangi bir karşılık beklemek de yok.

Bir bu erdemli insanlara, bir de Türkiye’de, kazancını iktidara olan yakınlığına, hileli ihalelere, karşılığında verilen komisyonlara, hırsızlığa, kamu malının peşkeşine borçlu olanların yaptığına bakın. Bu erdemsiz insanlar; çoğunlukla haksız edinimlerini yurt dışına kaçırıyorlar ve yurt dışında gayrimenkuller alıyorlar. Ama haklarını da yemeyelim; Türkiye’de de cami yaptırıyorlar ve malum vakıflara “hayır” adı altında pay veriyorlar.

Türker Ertürk

ANALİZ /// Arslan TEKİN : Millî Mücadele’yle hesaplaşma !!!!


Arslan TEKİN : Millî Mücadele’yle hesaplaşma !!!!

R. T. Erdoğan’ın 10 Kasım günü, Osmanlı’yı öne çıkardığı konuşmasını kimler hazırlamışsa, Reis’i fena hâlde yanıltmışlar. Reis acaba, metne önceden göz atmadı mı?

10 Kasım’da Osmanlı’yı öne çıkarmak "Cumhuriyet"i tartışmaya açmak anlamına gelmiyor mu?

R. T. Erdoğan, konuşmasında Türk tarihinin uzun evresinde, lütfedip Cumhuriyet’i araya sıkıştırıyor. Elbette "Gazi" diyerek birtakım hizmetlerden bahsediyor ama bu söyledikleri millet üzerimize gelmesin babında. AK Parti Grup Toplantısı’nda yapacağı konuşmayı, 10 Kasım günü, M. Kemal’i anma gününde yapıyor.

Diyor ki: "Sürekli Atatürk denilerek onun mirasına sahip çıkılamaz, sürekli cumhuriyet denilerek cumhuriyet güçlendirilemez. Bu yıl 96’ncı yıl dönümüne ulaştığımız Cumhuriyetimize en büyük katkıyı şahsımın başında bulunduğu hükümetler yapmıştır. Biz bu kavramın lafla istismarını yapmadık sadece icraatımızla hakkını vermeye çalıştık."

Sözün bittiği yerdeyiz diyeceğim ama, daha sözün bittiği yer diyeceğimiz öyle sözler ediyor ki…

"Cumhuriyetimizi, Osmanlı’dan kurtarabildiğimiz miras üzerinde kurduk. O olmasa, kök olmazsa, ağaç olur mu? Olmaz. Onun üzerinde yükseldik. Bu mirasa sadece topraklarımız değil, kurumlarımız da, geleneklerimiz de dâhildir. Gazi Mustafa Kemal, Samsun’a, bir Osmanlı subayı olarak çıkmış, Ankara’daki Meclis’i yine Osmanlı adına faaliyete geçirmiştir. Cumhuriyetin inşası da Osmanlı’dan devralınan mevcut idarî sistem üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu hakikatler, apaçık ortadayken sürekli olarak Osmanlı’ya hakareti ve aşağılamayı bir siyaset tarzı hâline getirmek ya cehalettir ya gaflettir ya da art niyettir."

İstanbul’u İtilaf Devletleri’nin işgal ettiğinden, Padişah/Halife’nin İngilizlerin "emir eri" olduğundan söz etmiyor! (Vahîdedin, sonra, Halifelik kaldırılırken ABD’den yardım isteyecektir. Mektubu bir utanç vesikasının daha ötesindedir. Adını siz koyun!)

Reis, Prof. Dr. Kemal Karpat’ın yazdıklarını örnek göstererek, "Geçen asrın başında Osmanlı’da okuma yazma oranı nüfusun yarısından fazla idi." diyor.

Kemal Karpat’ın "Osmanlı Nüfusu 1830-1914" kitabında verdiği %66 oranının yanlış değerlendirildiği ortaya kondu. Girip okursunuz.

1927’de yapılan araştırmaya göre; okuma-yazma oranı erkeklerde %12.99, kadınlarda ise %3.67’dir.

"Peygamberin kim?" (17 Ağustos 2012) başlıklı yazımda Şevket Süreyya Aydemir’in"Suyu Arayan Adam" kitabından bir not aktarmıştım:

"[Aydemir] Birinci Dünya Savaşı’nda askerdir… Makineli bölüğündedir… Askerlerine ders verirken sormuş, hangi dinden olduklarını, çok azı ‘İslâm dininden’ demişti.

Devam ediyor: / ‘-Peygamberiniz kimdir? / deyince onlar da pusulayı şaşırdılar. Akla gelmez peygamber isimleri ortaya atıldı. Hatta birisi: -Peygamberimiz Enver Paşa’dır! dedi. İçlerinden Peygamberin adını duymuş olan birkaçına da: / -Peygamberimiz sağ mı? Ölümü? / deyince iş gene çatallaştı. Herkes aklına gelen cevabı veriyordu. Bir kısmı sağ, bir kısmı ölüdür tarafını tuttu. Fakat birisinin kuvvetle konuştuğunu, yahut bir tarafın daha ağır bastığını görünce, diğer tarafın da kolayca o tarafa kaydığı görülüyordu…" (Suyu Arayan Adam, İst. 1967, s. 110)"

Ölçüyü buradan koyun. Cehalet içindeydik.

Osmanlı da bizim, Cumhuriyet de. Sürekli Osmanlı’yı öne çıkarma, Cumhuriyet’i geri plana itme, Millî Mücadele’yle hesaplaşmanın bir diğer adıdır.

Bu böyle biline!

ANALİZ /// Esfender KORKMAZ : Dünya neden karıştı ???


Esfender KORKMAZ : Dünya neden karıştı ???

Bolivya’da, ilgili mahkeme, 20 Ekim seçimlerini 14 yıldır başkan olan Evo Morales’in kazandığını ilan etti. Ancak seçimlerde hile yapıldığını söyleyen halk sokağa döküldü ve 3 kişi öldü 383 kişi de yaralandı. Morales asker ve polis baskısı ile istifa etmek zorunda kaldı.

Bu konuda sağ ve sol kendine göre yorum yapıyor… "Morales’in sosyalist yükselişi, ABD müdahalesi ve faşist darbe ile sonlandı” şeklinde dramatik yorumlar yapılıyor.

Gerçekte tartışılması gereken; "Morales, Bolivya’ya ne getirdi?” sorusudur.

Madenler ve doğal imkanlar açısından zengin olmasına rağmen, Bolivya nüfusunun yüzde 53’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Fert başına gelir düşük seviyede, 3.500 dolardır.

Bolivya Anayasasına, Morales’in partisi önerdi ve halk oylaması ile "bir kişi iki defadan fazla başkan adayı olmaz” şeklinde madde konuldu. Ancak kendisinin süresi bitince bu defa Morales yasayı 2016 yılında insan haklarına aykırıdır şekinde mahkeme kararı aldırdı. Kendisi için sürekli başkanlığın önünü açtı. Sık sık ta, kendisi dışında bir yönetim olursa, Bolivya’nın beka sorunu yaşayacağını söylüyordu.

Dünya Özgürlükler Evi-Dünya özgürlük raporu (Freedoom in The World)na göre, Bolivya da, siyasi haklar ve demokratik özgürlükler derecesi 7 üstünden 3’tür. Yarı özgür ülke statüsündedir. (Aşağıdaki Tablo)

Bolivya halkının siyasi geçmişi temiz değildir. İşine geldiği zaman demokrasi talep eden bir toplumdur. Ancak benim dışımda olmaz sendromu yaşayan bir başkanın zaafı daha da fazladır.

Dünya Adalet Projesi, hukukun üstünlüğü endeksine göre de Bolivya, 126 ülke içinde geri sıralarda, 119. sıradadır. Temel haklarda da geridir. (Aşağıdaki tablo)

Özet olarak; 14 yıl başkanlık yapan Morales, Bolivya’ya, demokrasi ve refah getirmedi. Sosyalist olması, ülkesinin demokraside ve ekonomide kaybetmesini önemsiz kılmaz.

Siyasi ve ekonomik sorun yaşayan ülkeler, Lübnan dışında, başkanlık sistemi ile yönetiliyor.

Venezuela artık gerek demokrasi ve gerekse ekonomik endekslerde, endeks dışı kaldı.

Arjantin de başkanlık sitemi var… Demokratik olarak özgür statüdedir. Buna rağmen Dünyada en ağır ekonomik sorunu yaşayan ülkedir.

Şili’de de başkanlık sistemi var… Endekslerde özgür statüde ve demokratik bir ülke olarak görünüyor. Ancak, metro zammı ile başlayan gösteriler. Kargaşaya dönüştü. Şili ateşler içinde.

Hong-Kong ayrı yönetim antlaşmasına rağmen, Çin’deki tek parti Komünist partisinin ağır baskısı altındadır.

Dünyanın kargaşa içinde olmasının bir nedeni, demokrasi talebi olmayan ülkelerde başkanlık yönetiminin otokrasiye dönüşmesidir. Bir diğer neden de küreselleşmenin; hem dünyada hem de aynı ülke içinde, gelir dağılımını bozması, zengin-fakir farkını artırmasıdır.

Ve nihayet dünyada zaman zaman akıl tutulması yaşanıyor. Hitler ve Mussolini seçimle gelmiştir. Bugün de seçimle gelen çok sayıda diktatör var.

ANALİZ : Gazi, nasıl idare etmişti ülkeyi ???


Gazi, nasıl idare etmişti ülkeyi ???

Tayyip Erdoğan, AKP genel başkanı olarak yaptığı konuşmada “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden rahatsız olanlar var, bunu biliyorum. Diyorlar ki ‘Bu geleneğimize ters bir yapı’, yeri geliyor, diyorlar ki ‘Biz Atatürk’ün partisiyiz.’ Acaba Gazi, parlamenter demokrasiyle mi idare etmişti ülkeyi?” diye sordu.

Erdoğan‘ın kendi kurduğu sistemi meşrulaştırmak için de olsa “Gazi, ülkeyi nasıl idare etmişti?” diye bir sorgulamadan faydalanmak istemesi, başlangıç olarak faydalı bir yaklaşımdır.

***

Erdoğan, ayrıca Meclis’teki Anayasa değişikliği oylamasının usulsüz olduğunu, referandumda mühürsüz oyların son dakikalarda geçerli sayıldığını, yani yüzde 52 kabul oyuna şaibe karıştığını herkesin unuttuğu veya artık üstünde durmadığı varsayımıyla, “Bunlarda dürüstlük diye bir şey yok. Milletimiz, Cumhurbaşkanlığı sistemine yaklaşık yüzde 52 ile ‘Evet’ dedi mi? Dedi. Bundan sonra sizin konuşmanız lafügüzaftır.” dedi.

Güzel de Anayasa oylamasında gizli oy kullanılması gerekirken, görevli milletvekillerinin kontrol etmesiyle açık oyama yapılması dürüstlük müdür?

Referandumda sandıklar kapanırken, Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçersiz sayması, dürüstlük müdür? Bu oyların sonucu değiştirecek derecede etkili olduğunu herkes biliyor değil mi?

***

“Gazi ülkeyi nasıl yönetmiştir?”e gelelim…

Sadece Tayyip Erdoğan‘ın değil, siyasetle uğraşan herkesin düşünmesi gereken bir konu bu!

Mesela Gazi, Amerikan projesiyle Libya’ya müdahale eder miydi? Yoksa Libya’ya müdahale edilmesini önlemeye mi çalışırdı?

Gazi, Amerika’nın Büyük İsrail projesini uygulamak için önce Irak’ı sonra Suriye’yi parçalamasına izin verir miydi? Bu kirli saldırıda Türkiye topraklarını ve hava sahasını kullandırır mıydı? Teröristlerin, Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek burada IŞİD diye bir devlet kurmasına seyirci kalır mıydı? Gazi, muhalifleri silahlandırıp, “lojistik destek” ve askeri eğitim vererek Suriye devletini çökertmeye çalışır mıydı?

Dünyada herhangi bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Gazi‘ye “Akıllı ol, benim çizdiğim sınırların dışına çıkarsan ekonomini yerle bir ederim” diyebilmeyi aklından geçirebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin parlamentosu, Gazi‘nin malvarlığının araştırılmasını isteyebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin yargı sistemi, bir Türk bankasının kullandığı kaynaklar ve yöntemler hakkında dava açabilir miydi?

Dünyada hangi ülkenin Dışişleri Bakanı, Ankara’ya kadar gelerek, Gazi‘ye, “Kurduğun şeker fabrikalarını sat ve kapat, benim ülkemin şirketlerinin ürettiği tatlandırıcıyı kullan” diye baskı yapabilirdi?

Dünyada hangi ülkenin Cumhurbaşkanı, Gazi’ye, “Kırıkkale silah fabrikasını ve Kayseri uçak fabrikasını kapat” diyebilirdi?

Gazi, bir Arap emirliğinin 500 milyon dolarlık uçak hediye etmesi karşılığında, ülkenin tank-palet fabrikasını onlara devreder miydi?

***

Polatlı’dan top sesleri gelir ve kendisi de cephede kaburgaları kırık bir durumda orduya başkomutanlık yaparken, Ankara’da milli eğitim şurası toplayan ve sonra da “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” diye hitap ettiği öğretmenleri seferber eden onları halk nazarında en yüksek mertebeye yerleştiren Gazi, üniversitelere çalınmış sorular verilmiş kişilerin girmesine izin verir miydi?

Bir Türk devleti kurduktan sonra Türk çocuklarının, güne, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlamasını isteyen Gazi, “Andımız”ı yasaklayan, “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü dağlardan, taşlardan silmekle, TC tabelalarını kaldırmakla övünen, Cumhuriyet dönemine “reklam arası” diyen hatta “AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk” diye sevinen kadroların, dini kullanarak halkı kandırmasına ve sahte sınavlarla, sahte diplomalarla, sahte seçimlerle, “Atı çalanın Üsküdar’a geçmesiyle” ülke yönetimini ele geçirmesine izin verir miydi

ANALİZ : ULUSLARARASI KİRLİ İLİŞKİLER – Kılıçdaroğlu’nun adını vermediği “skandala karışan bakanın” Mevlüt Çavuşoğlu olduğu iddia edildi.


ULUSLARARASI KİRLİ İLİŞKİLER – Kılıçdaroğlu’nun adını vermediği “skandala karışan bakanın” Mevlüt Çavuşoğlu olduğu iddia edildi.

cumhuriyet.com.tr / 06 Kasım 2019 Çarşamba,

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir bakanın adının bazı uluslarası yasa dışı, ahlak dışı uygulamalara karıştığını öne sürdü. Kılıçdaroğlu’nun işaret ettiği kişinin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu olduğu iddia edildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin dünkü grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, bir bakanın adının bazı uluslarası yasa dışı, ahlak dışı uygulamalara karıştığını öne sürdü.

Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Kılıçdaroğlu’nun işaret ettiği isim Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın eski seçim kampanyası yöneticisi Paul Manafort’un Ukrayna adına yürüttüğü lobi faaliyetinde Türkiye bağlantısı olduğu iddia edildi. Sızdırılan e-mail yazışmalarına göre, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde (AKPM) Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde Ukrayna hükümeti adına para karşılığında lobi faaliyetinde bulunduğu öne sürüldü.

İddiayı dünya çapında araştırmacı gazetecilerden oluşan Organize Suç ve Yolsuzlukların Haberleştirilmesi Projesi (OCCRP) adlı uluslararası girişim haberleştirdi. Sızdırılan e-mail yazışmalarına dayandırılan haberin odağında, Ukrayna’nın Rusya yanlısı eski Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç lehine lobi faaliyetinde bulunan ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Paul Manafort’un bu lobicilik kapsamında Avrupalı liderlere para ödediği iddiası yer alıyor.

“LOBİ FAALİYETİNİN KASASI UKRAYNALI MİLLETVEKİLİ”

Habere göre Paul Manafort, Ukrayna’da muhalefet lideri Yulia Timoşenko’nun hapsedilmesinin ülkenin Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşması imzalamasına engel olmaması gerektiği konusunda diplomatları ve siyasetçileri ikna etmek için lobi yaptı. Bu lobi faaliyetinin arkasındaki para kaynağı ise bugün Ukrayna parlamentosundaki en büyük muhalefet partisine mensup bir milletvekili olan Serhiy Lovoçkin.

2010-2013 yılları arasında dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in genel sekreteri olan ve daha sonra Ukrayna’daki devrim sırasında Rusya’ya kaçan Lovoçkin, 2016 yılında ABD Başkanı Trump’ın başkanlık seçimi kampanyasını yönetecek olan Paul Manafort ile birlikte o dönem Yanukoviç’in seçim kampanyasını yürütmüştü.

2011 yılı Ekim ayında Ukrayna muhalefet lideri Yulia Timoşenko başbakan olduğu dönemde Rusya ile yapılan doğalgaz müzakerelerinde Ukrayna’nın ulusal çıkarlarına zarar verdiği gerekçesiyle suçlu bulunmuş, Avrupalı liderler davanın siyasi olduğunu savunarak kararı kınamıştı. Timoşenko’nun hapis cezasına mahkum edilmesi Ukrayna ve AB arasında Yanukoviç yönetiminin 2013 yılında imzalamayı umduğu serbest ticaret ve ortaklık anlaşmasını tehlikeye atmıştı.

Araştırmacı gazetecilerden oluşan OCCRP’nin eline ulaşan ve Manafort, Lovoçkin ve diğer isimler arasında on yıllık bir dönemi kapsayan binlerce e-mail yazışmasına göre, Manafort’un stratejisinin bir parçası Timoşenko’nun hapse atılmasına rağmen AB ile ortaklık anlaşmasının imzalanması gerektiği görüşünü teşvik etmek üzere Türk bir siyasetçi ve eski Avrupalı liderden oluşan üçlü bir grupla çalışmaktı.

Mueller soruşturmasının bir uzantısı olarak açılan dava kapsamında yargılanan Paul Manafort şu anda vergi dolandırıcılığı suçundan ve Ukrayna adına lobi faaliyetinde bulunduğunu ilgili makamlara bildirmediği gerekçesiyle hapiste. Trump’ın seçim kampanyası ekibinin Rusya bağlantılarını ve Rusya’nın ABD’de 2016 başkanlık seçimine müdahale ettiği iddialarını soruşturan özel yetkili savcı Robert Mueller’ın hazırladığı iddianameye göre Manafort “Hapsburg Grubu” adlı bir grupla çalışmış ve lobicilerden oluşan bu gruba iki milyon Euro’dan fazla para ödemişti. Söz konusu iddianamede Ukraynalı siyasetçi Lovoçkin’in adı geçmiyordu. Ancak sızdırılan email yazışmaları, bu lobicilere ödenen paranın kaynağının Ukraynalı milletvekili Lovoçkin olduğunu ortaya çıkardı.

Habere göre, bu lobiciler arasında şu anda Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olan ve o dönem Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) başkanı olan Mevlüt Çavuşoğlu da vardı. Manafort ile çalışan “Hapsburg Grubu”nun üyeleri de eski Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski, eski Avusturya Başbakanı Alfred Gusenbauer ve eski İtalya Başbakanı Romano Prodi’ydi.

E-mail yazışmalarına göre, Hapsburg Grubu’nun üç üyesi ve Mevlüt Çavuşoğlu Lovoçkin’inden para alıyordu. 2013 ortalarına gelindiğinde ödemelerde gecikmeler yaşanıyordu. Hapsburg Grubu’na 2013 yılının ikinci yarısı için 700 bin Euro borçlanılmıştı. Lovoçkin’e gönderilen bir e-mailde de Çavuşoğlu’na 230 bin Euro’luk bir ödemenin yapılması gerektiği belirtiliyordu.

“ÇIKAR ÇATIŞMALARI”

Haberde Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ukrayna’da 2012 yılındaki seçimleri gözlemleyen AKPM heyeti üyesiyken aynı zamanda gizli bir şekilde lobi faaliyetinde bulunduğu belirtildi. Çavuşoğlu kamuoyu önünde Ukrayna ve AB arasında ortaklık anlaşması imzalanmasını destekliyor, siyasetçileri de Ukrayna hükümetini Timoşenko davası sebebiyle eleştirilmemeleri yönünde teşvik ediyordu.

Habere göre Çavuşoğlu Ukrayna seçimleriyle ilgili olarak, seçimlerde ciddi düzeyde usulsüzlük tespit eden uluslararası seçim gözlem heyetlerinin aksine, medyaya olumlu görüş beyan ediyordu. Örneğin Avrupa Parlamentosu 13 Aralık 2012 yılında AGİT, AKPM, NATO Parlamenterler Meclisi ve Avrupa Parlamentosu gözlemcilerine göre, seçim kampanyası, seçim süreci ve seçim sonrası sürecin uluslararası standartları karşılamadığından üzüntü duyduklarını ifade eden bir karar tasarısı kabul etmişti.

AKPM’nin Ukrayna’daki seçimleri gözlemleyen heyetine başkanlık eden Andreas Gross da seçim sürecini eleştiriyor ve Timoşenko’nun yolsuzluk yaptığına ilişkin yeterli delil olmaksızın siyasi sebeplerle cezaevine konulduğunu dile getiriyordu. Habere göre Çavuşoğlu, bu yorumları kınadı, Ukrayna Interfax’a yaptığı açıklamada Gross’un adil ve nesnel olmadığını savundu.

OCCRP’ye konuşan Andreas Gross, Çavuşoğlu’nun seçimlerle ilgili sıklıkla tartışmalı değerlendirmelerde bulunduğunu ancak Çavuşoğlu’nun Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın lobicileriyle ilişkisinin bulunduğunu bilmediğini söyledi. Gross yaptığı değerlendirmede, “Doğrudan ya da dolaylı olarak hükümet veya danışmanları tarafından size para ödeniyorsa, aynı ülkede asla seçim gözlem misyonuna katılamazsınız. Mevlüt’ün çıkar çatışması olduğu aşikar” ifadelerin kullandı.

Haberde Çavuşoğlu ve Kwasniewski’nin bu faaliyetleri etik olmasa da iki siyasetçinin AKPM ve Avrupa Parlamentosu’ndaki görevlerini yerine getirirken aynı zamanda lobicilik faaliyetinde bulunarak yasaları çiğnemedikleri belirtildi. Habere göre ne Çavuşoğlu ne de eski İtalya Başbakanı Romano Prodi iddialarla ilgili yorumda bulundu.

Lovoçkin ve Manafort’un yürüttüğü lobi faaliyetleri sonucunda Yanukoviç önemli bir siyasi kazanımı hanesine yazdırdı. AB muhalefet lideri Timoşenko tutuklu olmasına rağmen Ukrayna’ya ortaklık anlaşması teklif etti ancak Yanukoviç anlaşmayı imzalamayı reddetti. Rusya’dan AB ile ortaklık anlaşmasının durdurulması yönünde baskı ve ikili ticaretin bozulacağına ilişkin tehditler gelmişti. Yanukoviç’in AB’ye karşı Rusya’yı tercih etmesinin ardından kitlesel protesto gösterileri patlak vermiş, Yanukoviç hükümeti devrilmişti. Yolsuzluk ve hak ihlalleriyle suçlanan Yanukoviç 2014 yılında Rusya’ya kaçtı, parlamento da Timoşenko’yu serbest bıraktı. Ukrayna da AB ile ortaklık anlaşmasını 27 Haziran 2014 yılında imzaladı.

TÜRK HÜKÜMETİNİN TRUMP’IN YAKIN ÇEVRESİNE UZANAN LOBİ FAALİYETLERİ

Türkiye’nin ve Türk siyasetçilerin ABD’deki lobi faaliyetleri de son bir hafta içinde ABD basınında haber konusu oldu. Hem Bloomberg’ün internet sitesi hem de New York’taki Rıza Sarraf davası sürecine ilişkin haberleriyle dikkat çeken haber sitesi Courthouse News, Türk hükümetinin Trump’ın yakın çevresine kadar uzanan lobi faaliyetlerini haberleştirdi.

Courthouse News, 2014-2018 yılları arasında Türk hükümetiyle bağlantılı en fazla paranın ödendiği beş şirketi tespit etmek amacıyla Adalet Bakanlığı’nın yabancı lobi faaliyetlerine ilişkin veri tabanını inceledi. Sarraf ve Halkbank davasını yakından takip eden muhabir Adam Klasfeld’in imzasını taşıyan haberde, Amsterdam & Partners, Ballard Partners, Gephardt Group, Greenberg Traurig ve Mercury Public Affairs bu şirketler arasında listelendi.

Habere göre bu beş şirketin bütçesi dört yıllık zaman zarfında dört katına yükselerek 2014’te 1,7 milyon dolardan 2018 yılında 7,3 milyon dolara yükseldi. Kurucusu olan Demokrat Kongre üyesinin adını taşıyan Gephardt Grubu, habere göre 2016 yılı sonunda Türk hükümetiyle ilişkisini kesti. Onun yerini alan lobicilerin Trump ve ona yakın isimlerle bağlantılı olduğu, hem Erdoğan hem de Trump’la bağlantılı Türkiye yanlısı yardım kuruluşlarının bütçelerinin de bu dönemde artış gösterdiği belirtildi. Yönetim Kurulunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın eşi Esra Albayrak’ın da olduğu Türken Vakfı da bu kuruluşlar arasında sayıldı.

Haberde atıfta bulunulan ProPublica araştırmasına göre 2009 yılında lobicileri Kongre üyeleriyle en sık irtibata geçen ülke Türkiye’ydi. Haberde, “bu araştırmadan bir yıl önce eski Kongre üyesi Richard Gephardt ile ilk sözleşmesini imzalayan Türkiye o dönem Erdoğan’ın siyasal İslam ve liberal demokrasi arasında bir köprü olduğu imajını yansıtmayı başardı. “Ancak Erdoğan’ın yolsuzluk skandalı ve buna verdiği tepki 2013 sonlarından itibaren bu uluslararası iyi niyeti lekeledi” ifadeleri kullanıldı. 2016 yılında Gephardt Group Türk hükümetiyle ilişkisini kesince, Türkiye’nin lobicilik sözleşmesini Greenberg Traurig şirketi devraldı. Aynı yıl Trump’ın yakın çevresinden eski Cumhuriyetçi valilerden Rudy Giuliani İran’a yönelik yaptırımların delinmesi davasında önce sanık sonra da tanık olan İran kökenli işadamı Rıza Sarraf’ın avukatı olmuştu.

“TRUMP’A GÖRE WASHİNGTON’DAKİ EN GÜÇLÜ LOBİCİ”

Habere göre 2017 yılında Sarraf’ın yargılanmasına giden süreçte Türk hükümeti hukuki, diplomatik ve lobi faaliyetini yoğunlaştırdı. Türk hükümeti nüfuzlu Cumhuriyetçilerle bağlantılı iki firmayla sözleşme imzaladı. Onlardan biri Politico adlı haber sitesinin “Trump’ın Washington’undaki En Güçlü Lobici” olarak nitelediği Ballard Partners’dı.

Ballard Partners, 2 milyon doları Türkiye Büyükelçiliği, 2 milyon doları da Halkbank’tan olmak üzere yaklaşık 4 milyon dolar kazandı. Bu para karşılığında firma Trump yönetiminin Dışişleri Bakanlığı’na, Maliye Bakanlığı’na ve Beyaz Saray’a lobi heyeti gönderdi.

“GİULİANİ ANKARA VE BEYAZ SARAY ARASINDA MEKİK DOKUDU”

Habere göre ikinci firmada Greenberg Traurig’in Başkan Trump’la doğrudan irtibatı olan bir ortağı vardı. O ortak da Rudy Giuliani’ydi ve “Giuliani, Erdoğan’ı Halkbank aracılığıyla gerçekleştirilen milyarlarca dolarlık üstü örtülü işlemlerin talimatını vermekle suçlayan Sarraf’ın bu yöndeki ifadesinin önünü kesecek bir mahkum takasını sağlamak üzere Beyaz Saray ve Ankara arasında mekik dokudu.”

Habere göre Giuliani’nin Trump yönetiminde gölge bir dışişleri bakanı olarak hem Türkiye hem de Ukrayna’da gittikçe artan ünü Kongre’deki Demokratları endişelendirdi. Giuliani’nin yabancı hükümetler adına lobicilik kurallarını çiğneyip-çiğnemediği sorgulanmaya başlandı. Greenberg Traurig ve Giuliani, 2018 yılında Giuliani’nin Trump için çalışmalarını yoğunlaştırmasının ardından ilişkileri kesti.

“TÜRKİYE ADINA LOBİ YAPAN ŞİRKET SENATÖR GRAHAM VE KONGRE ÜYESİ ILHAN OMAR’LA GÖRÜŞTÜ”

Haberde Greenberg Traurig’in Türkiye adına lobi faaliyetlerine ilişkin şu bilgi yer aldı: “Şirket Kongre’de her iki partiye de ulaşmaya başladı. Firmanın en son bildiriminde çeşitli e-mail yazışmaları ve Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Demokrat Partili Kongre üyesi Ilhan Omar’ın danışmanıyla iki toplantı vardı. Ilhan Omar Demokrat Parti içinde Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen Ermeni karar tasarısı ve yaptırım yasa tasarısına lehte oy kullanmayan tek Kongre üyesiydi.”

Haberde şirketin Türkiye’den ücretler ve giderler dahil olmak üzere 5 milyon dolardan fazla para aldığı ve bunun 2 milyon dolarını da beraber çalıştıkları alt firmalara ödediği belirtildi.

“GİULİANİ, GÜLEN BAĞLANTILI OKULLARA FEDERAL BÜTÇENİN KESİLMESİ İÇİN ÇALIŞTI”

Courthouse News’un haberinde, Türk hükümetinin 15 Temmuz darbe girişimini planlamakla suçladığı Fethullah Gülen’in iadesi konusundaki çabalarda başı Amsterdam & Partners şirketinin çektiği hatırlatıldı. Trump yönetiminin eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in de para karşılığı “Hill” adlı gazetede Gülen karşıtı makale kaleme aldığı, Wall Street Journal’ın, Flynn’in Türk yetkililerle iade süreci baypas edilerek Gülen’in kaçırılması fikrinin görüşüldüğü yönündeki haberi anımsatıldı. Flynn Gülen’in kaçırılmaya çalışıldığı iddiasını reddetti ancak eski CIA Başkanı James Woolsey gazeteye yaptığı açıklamada bu yöndeki diyaloga şahit olduğunu söylemişti. Bloomberg’ün kısa süre önce yayınladığı bir habere göre, Trump’ın şahsi avukatı Rudy Giuliani de ABD’de Gülen bağlantılı okullara federal bütçeden ayrılan kaynağın kesilmesini sağlamaya çalıştı.

Haberde Obama yönetiminin Gülen konusundaki yaklaşımı ve Ankara’ya verilen mesajlar hatırlatıldı. Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 2016 yılı Ağustos ayında yaptığı Türkiye ziyareti sırasında Gülen’in iadesi konusunda söylediği “Bunu yalnızca federal bir mahkeme yapabilir. Başka kimse yapamaz. Başkan bu duruma müdahale ederse, güçler ayrılığını ihlal ettiği gerekçesiyle azledilir” sözlerine atıfta bulunuldu.

TÜRKİYE-ABD İŞ KONSEYİ TOPLANTISI TRUMP INTERNATİONAL OTEL’İNDE YAPILMIŞTI

Son dönemde Türkiye adına lobi faaliyetinde bulunan bir başka şirket de Mercury Public Affairs idi. Courthouse News’un haberine göre, bu şirket Türkiye-ABD İş Konseyi (TAIK) ve Amerikan Türk Konseyi (ATC) ile çalışmaya başladı. Haberde, bu iki kuruluşun, Türkiye ve ABD’den askeri, siyasi ve iş dünyasından isimleri biraraya getiren ve ikili ilişkilerin geleceğinin tartışıldığı yıllık konferansının Washington’daki Trump International Hotel’de yapıldığına, TAIK’in şu anki başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın Trump’ın kızı Ivanka Trump’ın İstanbul’daki Trump Tower projesinden iş ortağı olduğuna dikkat çekildi.

“HALKBANK’LA ÇALIŞAN LOBİ ŞİRKETİ İDDİANAME AÇIKLANDIKTAN SONRA İLİŞKİYİ KESTİ”

Adam Klasfeld’in 22 Ekim 2019 tarihli bir diğer haberinin odak noktası da Halkbank adına lobi faaliyetinde bulunan Ballard Partners şirketiydi. Şirket Halkbank’ın kara para aklamak ve dolandırıcılık dahil olmak üzere altı ayrı konuda suçlandığı iddianamenin açıklanmasından bir gün sonra Halkbank’la sözleşmesini sonlandırdı. Habere göre, Trump’ın Florida’daki en güçlü bağış toplayıcısı Brian Ballard’ın yönettiği şirket iki yılda 2 milyon dolar kazandı.

Habere göre, şirket Halkbank’la ilişkisini kesmeden önce yürüttüğü lobi faaliyetlerine eski Kongre üyesi Robert Wexler, Clinton dönemi Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Jamie Rubin ve firmadaki yönetici ortaklardan Syl Lukis öncülük ediyordu.

Jamie Rubin, Courthouse News’a telefonla yaptığı açıklamada, firma olarak ABD kurumlarının, Halkbank’a yönelik suçlamaların bir NATO müttefiki ile ilişkileri nasıl etkileyeceğinden haberdar olmalarını sağlamaya çalıştıklarını söyledi. Firma olarak Halkbank’la sözleşmesini neden sonlandırdığı konusunda da “İddianame açıklandığında konu artık yargıya intikal ettiğinden dolayı yapacağımız iş azalmıştı. Yapabileceğimiz pek bir şeyin kalmadığı sonucuna vardık” dedi.

LİNK : http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1700364/