HAVACILIK DOSYASI /// SAYGI ÖZTÜRK : THK’YI AKP’LİLEŞTİRME OPERASYONU


SAYGI ÖZTÜRK : THK’YI AKP’LİLEŞTİRME OPERASYONU

16 Eylül 2020

Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış yorgun ve yoksul Türk Halkı’nın desteğiyle 16 Şubat 1925’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emirleriyle “Türk Tayyare Cemiyeti” kuruldu. Amacı gençlere havacılığı sevdirmek havacılığımızı geliştirmekti. O yüzden Türk Hava Kurumu’nun (THK) merkez binasında Atatürk’ün “İstikbal Göklerdedir” sözü yazılıdır.

Cumhuriyet kurumu artık yolsuzluklara gidip gelen yönetimlere ve şimdi de “Kapatalım” tartışmalarına sahne oluyor. Kurumun 2018 yılındaki Genel Kurulu’nda seçilen yönetim kurulunun bazı üyeleri istifa etti ve olağanüstü genel kurul isteminde bulundu. Hukuki süreç devam ederken Tarım ve Orman Bakanı ile THK yöneticileri arasında “Yangın söndürme uçakları” tartışması çıkmıştı. Bakan THK’nın yangın söndürme uçaklarına görev vermedi. Uçak tartışması devam ederken ormanlar yandı. THK yönetimi görevden uzaklaştırıldı. Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından kuruma Cenap Aşçı H. Abdullah Kaya Adnan Zengin kayyum olarak atandı.

AKP MİLLETVEKİLİ’NİN OĞLUNA

Kayyum sorunları gidermek amacıyla atanıyor. Ancak gelişmeler atamanın sorunu gidermek değil Atatürk’ün emriyle kurulan THK’yı kapatmaya dönük olduğunu ortaya koyuyor. 11 Ocak 2020 tarihinde THK Başkanı Kayyum Cenap Aşçı THK Başkan Vekili Kayyum H. Abdullah Kaya ve beraberindeki heyet Eskişehir Şubesi’ni ve tesislerini ziyaret etti.

İnönü’de bulunan 960 bin metrekarelik doğal çimle kaplı tesiste planör yelken kanat yamaç paraşütü ve model uçak gibi sportif hava araçlarının uçabilmesine olanak sağlanıyor. Bünyesinde uçuş kulesi uçak ve planörlerin bakımlarının yapıldığı hangar bakım onarım ve depolama için paraşüthane öğrenciler için yatakhane yemekhane kantin misafirhane tam teşekküllü bir havacılık eğitim merkezi var. Bu taşınmazları kime verseler?

AKP Eskişehir Milletvekili Harun Karacan’ın 26 yaşındaki oğlu Alihan Karacan’ın da bulunduğu bir grubun şubeye üye kaydı yaptırıldı. Havacılıkla hiç ilgisi olmayan Alihan Karacan bir ay sonra Eskişehir Şube Başkanı olarak atandı. Geliri en yüksek dünyada benzeri olmayan bir merkezin başında milletvekili oğlu bulunacak.

AKP YÖNETİCİLERİ

Eskişehir sancısı devam ederken yine AKP’li yöneticiler bu sefer de Muğla-Köyceğiz Şubesi’ne atandı. AKP’li Köyceğiz Belediye Başkan Yardımcısı AKP’li belediye eski meclis üyesi bir AKP ilçe yöneticisi THK şubesine atandı. Ortak noktaları ise AKP’li olmaları THK’ya ilk kez adım atıyor olmaları havacılıkla uzaktan yakından ilgilerinin bulunmaması.

Hukuk rafa kalkmış ve düzenleyici mevzuatın yerini keyfilik almış. Yasa gereği şubelerin genel kurul yapmaları yöneticilerin bu kurullarda seçilmesi gerekirken THK Kayyum Heyeti 2020 yılında yapılacak olan şube olağan genel kurullarının yapılmamasını şubelere bir yazı ile bildirmiş. Anlaşılan yandaş atamaların devam edeceğidir.

HANGARDA BEKLETİLİYOR

Ülkenin her yanında orman yangınları varken THK’nın yangın söndürme uçakları kullanılmıyor. THK’ya ait faal 5 uçak hangarda bekletilirken Tarım ve Orman Bakanlığı Rusya’dan uçak kiraladı. Kayyumlar iktidara yakın olmalarının avantajını kullanıp uçakları yangın söndürmede kullanabilecekken bunu da yapmıyor.

Kayyum atanmasının bir nedeni de kurumun mali yapısını düzeltmekti. THK’nın borcu 1 milyar 600 milyon TL civarında. Ama önemli de mal varlığına sahip. Otel iş hanı evler dükkânlar tarlaların da olduğu 1.400’e yakın taşınmazı var. Kayseri’de bir dernek THK’ya cami bile bağışlamış. Birilerine peşkeş çekilmezse borçlarını ödeyip kuruluş amacına uygun hareket edilmeli.

VEFAT ETTİ

THK’nın 2011 yılında kurulmuş bir üniversitesi var. Halen Mütevelli Heyet Başkan Vekilliği görevini yürüten Abdullah Kaya YÖK üyesi olmasının dışında YÖK’ün denetlediği üniversitenin Mütevelli Heyet Başkan vekili. Bu sakıncalı duruma karşın aynı kişi ikinci kez YÖK üyesi seçildi. Acaba Cumhurbaşkanı bu konuda bilgilendirildi mi?

Üniversite tercihlerinin yapıldığı günlerde THK Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Erman Akbulut görevden uzaklaştırıldı. Bu durum kuşkusuz öğrencilerin tercihlerini ve üniversitenin mali durumunu etkilemiştir. Kayyum’un bu hareketi öğrencileri akademisyenleri ve dolayısıyla eğitim-öğretim faaliyetini hiç düşünmediğinin bir göstergesidir. Prof. Dr. Akbulut’un Covid-19 testinin pozitif çıkması üzerine tedavi altına alındığını iki gün önce de hayatını kaybettiğini hatırlatalım.

Cumhuriyetin önemli bir kurumuna atanan kayyumlardan beklenti bu kurumun emeklerini heba etmemesidir. Gelen gideni aratmasın yandaş beslenmesin liyakat esas alınsın ve bir vakıf yönetmenin sorumluluğunun ağır olduğu her an akıllarda olsun.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/saygi-ozturk/thkyi-akplilestirme-operasyonu-6039743/

YOLSUZLUK & USULSÜZLÜK DOSYASI “Oruç Reis Araştırma Gemisi‘ni AKP’li Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı işletiyor – Ücret : 4,7 milyon USD


Oruç Reis Araştırma Gemisi‘ni AKP’li Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı işletiyor – Ücret : 4,7 milyon USD

Binali Yıldırım’ın arkadaşına milyon dolarlık kıyak "Oruç Reis Araştırma Gemisi‘nin AKP’li Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı Salih Zeki Çakır’a ait olan Oras Denizcilik Şirketi tarafından 4.7 milyon dolara işletildiği ortaya çıktı." Binali Yıldırım’ın arkadaşına milyon dolarlık kıyak Rafet Yıldırım Rafet Yıldırım 17 Eylül 2020 Perşembe 10:13 0 A + A – Yazdır Türkiye’nin ilk yerli ve milli araştırma gemisi olarak adlandırılan Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı Salih Zeki Çakır’a ait bir şirket tarafından milyonlarca dolar karşılığında işletildiği ortaya çıktı. Kamu İhale Bülteni’nde yer alan bilgilere göre, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), 30 Mayıs 2019 tarihinde Oruç Reis Araştırma Gemisi’nin iki yıl boyunca işletilmesi için bir ihale düzenledi. Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre; ihaleyi, Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı olduğunu bilinen ve uzun yıllardır eski iş ortağı olduğu da iddia edilen Salih Zeki Çakır’ın sahibi olduğu Oras Denizcilik ve Ticaret Limited Şirketi aldı.

İHALE BEDELİ 4.7 MİLYON DOLAR MTA,

18 Haziran 2019 tarihinde, Oras Denizcilik Şirketi’nin Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni 1 Temmuz 2019 ile 1 Temmuz 2021 tarihlerinde arasında iki yıl boyunca işletmesi için bir sözleşme imzaladı. Sözleşmeye göre, Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni işleten Oras Denizcilik Şirketi’ne tam 4 milyon 775 bin dolarlık ödeme yapıldı. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre ise Oras Denizcilik Şirketi’nin iki ortağı bulunuyor. Şirketin yüzde ellilik hissesi Binali Yıldırım yakın arkadaşı Salih Zeki Çakır’a ait iken geriye kalan yüzde ellilik hissesi ise Salih Zeki Çakır’ın oğlu Çağrı Cihan Çakır’a ait görünüyor. MTA, 2019 yılında Oruç Reis Araştırma Gemisi için dört ayrı hizmet alımı ihalesi düzenledi. Ancak ihalelerin ardından imzalanan tüm sözleşmelerde şirketlerin Türkiye merkezli olmasına rağmen ödemeler dolarla yapılıyor. MTA’nın sadece geçen yıl düzenlediği dört ayrı hizmet alımı ihalesinin bedeli yaklaşık 11 milyon dolara ulaştı. Aynı zamanda da İMEAK Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı da olan Salih Zeki Çakır, geçen yıl yakın arkadaşı AKP’li Binali Yıldırım’a Denizcilik Üstün Hizmet Beratı verdi.

MİLYONLARCA DOLAR ÖDENDİ

♦ MTA’nın 2019 yılında Oruç Reis Araştırma Gemisi’nin işletilmesi için yaptığı ihaleyi 4 milyon 775 bin dolara Oras Denizcilik Şirketi, 3 Temmuz 2019 tarihinde Oruç Reis Araştırma Gemisi İçin Koruma Gemisi Hizmet Alımı ihalesini de Aras Romorkör Şirketi 2 milyon 327 bin dolara aldı.

♦ 11 Temmuz 2019 tarihinde ise MAT, “Oruç Reis Araştırma Gemisi 2b/3b Sismik Operasyon Ve İşbaşı Eğitim Hizmet Alımı” adı altında bir ihale daha düzenledi. Bu ihaleyi de 2 milyon 588 bin dolara Horizon Global Enerji ve İleri Teknolojiler Anonim Şirketi kazandı.

♦ MTA 17 Aralık 2019 tarihinde de Oruç Reis Araştırma Gemisi İçin Takip Gemisi Hizmet Alımı için bir ihale düzenledi. Bu ihaleyle de yine dolar üzerinde ödeme yapılırken MTA kasasından Aras Romorkör Şirketi’ne tam 1 milyon 149 bin dolar ödendi.

Gelecek Gündem : http://www.gelecekgundem.com/gundem/binali-yildirim-in-arkadasina-milyon-dolarlik-kiyak-h9000.html

GÜNDEM ANALİZİ /// RİFAT SERDAROĞLU : Gerçek barbar kim ??? AKP üst yönetimi Türkleri- Türk Milletini hiç sevmez !!!


RİFAT SERDAROĞLU : Gerçek barbar kim ??? AKP üst yönetimi Türkleri-Türk Milletini hiç sevmez !!!

Gerçek barbar kim?

AKP üst yönetimi Türkleri-Türk Milletini hiç sevmez! “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü bu sebepten her yerden sildiler, “görüntü kirliliği yapıyor” (!) gerekçesiyle kaldırttılar. Milli andımızı bu nedenden dolayı yasakladılar. Bakmayın şimdi “Milliyetçik” söylemlerine! Referandum geçsin, yine “Biz Türk değiliz, AKP gelinceye kadar hepimiz zorla Türk’tük” demeye başlarlar! “Milliyetçiliği ayaklar altına aldık” diyen bunlar değil […]

AKP üst yönetimi Türkleri-Türk Milletini hiç sevmez!
“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü bu sebepten her yerden sildiler, “görüntü kirliliği yapıyor” (!) gerekçesiyle kaldırttılar.
Milli andımızı bu nedenden dolayı yasakladılar.
Bakmayın şimdi “Milliyetçik” söylemlerine! Referandum geçsin, yine “Biz Türk değiliz, AKP gelinceye kadar hepimiz zorla Türk’tük” demeye başlarlar! “Milliyetçiliği ayaklar altına aldık” diyen bunlar değil mi? Sadece milliyetçiliği değil, milliyetçi geçinen Bahçeli’yi de kendilerine benzettiler!

AKP üst yöneticilerin tamamında “Arap Milliyetçiliği” hakimdir!
İkide bir saçmalamaları bu duygularını gizlemek içindir.
“Biz İslam Milletiyiz” derler, “Biz İbrahim Milletiyiz” derler,
“Biz milletiz” derler ama bir türlü “Türk Milleti” diyemezler.
Aynen Atatürk diyemedikleri gibi!

Kendilerini dünyanın patronu zanneden bazı devletler, uluslararası alanda da bizlere “Barbar Türkler” derler!
Peki, Araplar için “Barbar” derler mi? Demezler, çünkü onlara göre Arabın petrodolarları her türlü ayıbı örter…

Bu çağda Arap âlemi, bin yıl önce sahip olduğu hoşgörüye sahip değil. Bugün Arap âlemindeki çok sayıdaki aşiret-terör örgütleri-gruplar birbirlerinin kafalarını “Allahuekber” diyerek kesmekteler.
Kadınlar hala köle olarak kullanılmakta, kadının kendi başına araba kullanmasına izin verilmesi dahi, büyük bir gelişme olarak gösterilmektedir!

Mısır-Kahire’de 1930 yılında yayımlanan ve çok okunan bazı kitaplar, bugün dine aykırı oldukları gerekçesiyle toplattırılıp yakılıyor, yasaklanıyor!
9. yüzyılda, Bağdat’ta Abbasi Halifesinin huzurunda “Kur’an” üzerine yapılan ilmi tartışmaları, bugün hiçbir Arap ülkesinde ve Arap üniversitelerinde göremezsiniz!
Arap âlemi süratle karanlığa, barbarlığın çılgınlığına sürüklenmektedir. Hem de utanmadan Allah ve İslam’ı kullanarak…

Batıda barbarlık yok mudur? Olmaz mı, hem de katmerlisi vardır!
Batıda barbarlık açgözlülük, hoşgörüsüzlük ve içlerindeki kötülükten beslenir.
Örnek verelim, hem de çok yakın tarihten;
ABD, Irak’ı bir sürü yalan gerekçeler yaratarak işgal etti!
İlk işi Irak’ın, içinde 5 bin yıllık doğal tohumları bulunan
“Tohum Bankasını”, binlerce yıllık orijinal kitapları ve tarihi eserleri ülkesine götürmek oldu.
ABD Irak’ta, çiçek tarlasında yuvarlanan deve gibi Irak’ı mahvetti.
Ağzından, demokrasi-insan hakları-özgürlük gibi sözleri düşürmeden, 1,5 milyon insanın ölümüne, on binlerce Müslüman kadının tecavüze uğramasına, çocukların organları için satılmalarına sebep oldular.
Trilyonlarca dolar harcadılar ve Irak’ın doğal kaynaklarının geleceğine de el koydular. Eşbaşkanları da bunlara yardımcı oldu!
Irak, bu travmayı daha uzun yıllar atlatamayacak ve kışkırtılan mezhep kavgalarından dolayı daha çok ölümler yaşayacak!

Aynı ABD, PKK’nın Suriye kolu olan PYD’ye ağır silah vermeye devam ediyor. Türk Askerlerine karşı kullansınlar diye!

Şimdi biz Türkler “Barbar” oluyoruz ama, Araplar ve ABD gibiler medeni oluyor öyle mi?
Bunu gidin de her fırsatta Arap Kral ve Şeyhlerinin yanına koşan ve ABD’nin Eşbaşkanlığını yapmaktan çekinmeyen yeni “Rabiacı ve Bahçeli Milliyetçilerine” anlatın!
İkisi bir fidanın zehirsaçan dalı gibiler, onların feraseti bunu anlamaya yeter…

03 Mart 2017

FUTBOL DOSYASI /// Celal Eren ÇELİK : AKP’NİN FUTBOL ÜZERİNDEN VERDİĞİ SERMAYE SAVAŞI


Celal Eren ÇELİK : AKP’NİN FUTBOL ÜZERİNDEN VERDİĞİ SERMAYE SAVAŞI

07 Ağustos 2020

Öncelikle bu yazı için en baştan söyleyelim ki başlığa bakıp da bir spor yahut futbol yazısı yazdığımızı düşünmeyin…

Bu yazı futbolun çok ötesinde bir durumu analiz ettiğimiz bir yazıdır.

AKP iktidarı 2002’de iktidara gelişi ile birlikte 2011 yılına kadar geçen süreçte kendi medyasını,kendi STK’larını oluştururken 2011 yılından sonra ise son 100 yılın Avrupa’da görülen en büyük “Sistematik sermaye transferi” operasyonu için düğmeye basarken bir yandan kamu ihaleleri ile zenginleştirdiği yandaş bir sermaye sınıfı yaratmaya başladı.

Operasyonun diğer ve belki de daha önemli boyutu ise özellikle TMSF eli ile AKP’ye göre “Eski” sistemin “Büyük sermayesini” temsil eden kişi ve grupların sermayelerinin yandaş holdinglere transfer edilmesi oldu.

Bu süreçte AKP’nin “Eski” sistemin “Büyük Sermayesini” temsil eden “Büyük sermaye güçlerinden” sermaye transferi ile kendi sermaye sınıfını palazlandırma ve yarattığı kendi sermaye sınıfına siyasi finansmanını sağlatma projesinin en önemli kurbanlarından ikisi UZAN GRUBU ve KARAMEHMET GRUBU oldu…

Ancak AKP “Eski” olarak nitelediği sistemin kendisine direnen “Büyük Sermaye” gruplarının en büyük temsilcisi olan Koç Grubu’nu ne çok istese de tasfiye edemiyordu.

Koç Grubu ile AKP iktidarı arasında süren bu soğuk savaş “Derinlerde” devam etse de AKP Koç’u tasfiye edemeyecekti zira AKP’yi “İktidara taşıyan” “Uluslar arası Kuruluşların” “Protokol Masasına” KOÇ GRUBU “Masanın Sahiplerinden Birisi” olarak oturalı 50 seneyi geçmekteydi.

KOÇ-AKP “Soğuk savaşını” burada neden not ettiğimizi de yazının az sonraki bölümlerinde çok daha net anlayacaksınız.

***

Bu 2 gruptan Mehmet Emin Karamehmet’in sahibi olduğu Çukurova Grubu’na bağlı Pamukbank’a yapılan operasyon ile başlayan süreç,grubun medya kuruluşlarının yandaş “Havfuz müteahhitlerinin” eline geçmesi ile devam ederken sıranın yıllardır lig maçlarının yayıncısı olan DİGİTÜRK’e gelmesi ise kaçınılmazdı.

Ve beklenen gerçekleşti 2015 yılında Karamehmet’e ait DİJİTÜRK, AKP’nin yakın ve “Özel” ilişkileri olan Katar Devleti’nin “VARLIK FONU” olan Qatar Investment Authority yani KATAR YATIRIM OTORİTESİ’nin sahibi olduğu BeIN Sports’a satıldı.

Bu satış gerçekleştiğinde aslında kimse Türk futbolu için hazırlanan “Büyük Plan” için de düğmeye basıldığının farkında dahi değildi…

***

Yazımızın bundan sonrasının çok daha iyi anlaşılması ve anlamlandırılabilmesi açısından şu veriyi burada sizlerle paylaşmamız hayati öneme sahip: Futbol bugün futbolcu satışları,menajerlik ücretleri,tribün gelirleri,yayıncı gelirleri,lisanslı ürün satışı,İDDAA gelirleri ve tabii ki canlı bahis oyunları gelirleri ile artık bir spor olmanın çok ötesine geçerek Türkiye’de yaklaşık 5 milyar dolarlık bir sektör,bir endüstri halini almıştır.

Türkiye’nin en önemli gelir kalemlerinden birisi olan turizm sektörünün 2019 verilerine göre 34 milyar dolar olduğu göz önüne alındığında böylesi devasa ve Türkiye’nin en önemli gelir kalemlerinden birisi olan sektörün 7’de 1’i oranında bir büyüklüğe sahip oluşu futbolun Türkiye’de nasıl bir büyük “Rant endüstrisi” halini aldığını da çok daha net olarak gözler önüne sermektedir.

İşte böylesi devasa bir sektörde AKP’nin sürekli bir “Soğuk Savaş” yaşattığını az önce belirttiğimiz KOÇ GRUBU, Galatasaray’da ailenin damadı İnan Kıraç,Beşiktaş’ta holdingin yıllarca Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapan ve hali hazırda “Onursal Başkan” olan Rahmi Koç ile, Fenerbahçe’de ise önce Mustafa Koç ardından ise bugün başkan Ali Koç vasıtası ile “Belirleyici ve yönlendirici konumdaydı.

Yani bu devasa sektörde kimin şampiyon olup olmadığı çok önemli değildi aslında kazanan her zaman Koç Grubu olmaktaydı.

***

Biz Katarlı BeIn Sports’un 2015’te DİJİTÜRK’ü alması ile başlayan büyük “operasyon” sürecine geri dönelim…

2015 yılında DİJİTÜRK’ü satın alan BeIN Sports 2016 yılında yapılan Süper Lig yayın ihalesine girdi ve tamı tamına 600 milyon Dolarlık teklif ile ihaleyi kazandı.

Oysa bu durumda bir terslik vardı…

Zira Türkiye Süper Lig’i Fransa,Almanya,İspanya,İtalya ve İngiltere gibi “Majör” bir lig değildi. Dünyanın hiçbir ülkesinde izlenmiyordu.

Türkiye Süper Ligi’nin “Marka değeri” ise yerlerde sürünüyordu…

Ama Katar Devleti’ne ait BeIN Sports geliyor ve bu aslında belki de reelde 100-150 milyon dolar edecek lige 600 milyon dolar yayın hakkı veriyordu.

Bu o dönem “Federasyonun ve Kulüpler Birliği’nin büyük başarısı” olarak lanse edilmişti….

Ama aslında “Federasyonun ve Kulüpler Birliği’nin Dizaynı” da bu büyük planın bir parçasıydı.

***

AKP iktidarı bu milyarlarca dolarlık rantın döndüğü ve soğuk savaş içerisinde olduğu KOÇ GRUBU’nun “Dolaylı Kontrolü” altındaki futbol endüstrisinin başına “Emanetçi” aramış ve en sonunda bunun için en uygun emanetçi olarak aynı zamanda enerji piyasasında KOÇ’un rakibi olan Yıldırım Demirören’i Beşiktaş tarihinin en kötü başkanlarından birisi olmasına rağmen TFF’nin başına getirmişti.

Kulüpler Birliği’nin başına ise Erdoğan Ailesi’nin Emine Erdoğan tarafından “Eniştesi” Göksel Gümüşdağ getirilmiş,Gümüşdağ aynı zamanda başlatılan İstanbul Başakşehir “Projesinin” de başına oturtulmuştu.

***

İşte bu şartlar altında amaçlanan şuydu:Öncelikle finansal olarak kritik durumdaki kulüpler yayıncı kulüpten beklemedikleri oranda artan yayın gelirlerine kavuşacak,bununla birlikte harcama sınırlarını zorlayacak ve giderek batağa saplanacaktı…

Aynen “Planlandığı” gibi oldu…

Başta 3 büyük kulüp olmak üzere takımlar yayıncı kuruluştan gelirlerin aniden ciddi miktarlara çıkması ile birlikte milyon Euro’luk transferler yaptılar,açıldıkça açıldılar ve gün geçtikçe batağa saplandılar…

Planın ilk aşaması 4 sene içerisinde tamamlandı.Kulüpler yayıncı kuruluş olmasa “İFLASLARINI” açıklayacak hale geldi,yayıncı kuruluş bu gücünü kullanarak verdiği fiyatta indirime gitti,kulüpler daha da büyük çıkmaza girdi.

***

Bu arada İstanbul Başakşehir “Projesi” devreye sokuldu… Diğer kulüpler borç batağında çırpınırken,oyuncularının maaşlarını dahi ödeyemezken,AKP yönetimindeki İBB’nin takımı olarak yola çıkan başına da “Enişte” Göksel Gümüşdağ’ın getirildiği “Başakşehir Projesi”,İBB’ye ve doğal olarak AKP’ye yakın müteahhitler tarafından sponsorluklara boğuldu.

Üç büyük kulübe transfer yasakları gelirken ve, bu kulüpler futbolcuları tarafından UEFA’ya şikayet edilecek hale gelirken Başakşehir yıldızlarla dolu kadrolar kurdu.(Başakşehir yıllardır iyi futbol oynuyor diyenler;diğer rakipleri maddi zorluklar ile boğuşup futbolcularına maaş ödeyemezken,kurulan alternatifli kadrolar,hakemlerin kendisine karşı “Gayet ılımlı ve olumlu” bakışı güçlü mali yapısı ve sıfır borç ile bir zahmet oynasın zaten…)

Bir diğer destek de Trabzonspor’a verildi.Açılan tek telefonla Trabzonspor’un transfer yasağı engeline takılması engellendi mesela…

AKP,kendi medyasını ve sermayesini kurduğu gibi tasfiye edemediği KOÇ GRUBU kontrolündeki 3 büyük takımı tasfiye edeceği,”KENDİ LİGİNİ,KENDİ FUTBOLUNU” kurmayı planlıyordu.

***

Bu “Büyük planın” son ve öldürücü darbesi olarak borç batağına boğazına kadar batan kulüplere kamu bankaları ile anlaşmaları “ZORUNLU” tutularak ilk 2 yıl ödemesiz,2. Yıldan sonra %5, 3. Yıl %10, sonraki 3. Yıl ise borcun tamamını ödemek zorunda olacakları bir “YAPILANDIRMA” önerildi.

Bu plan “TÜRK FUTBOLUNUN TESLİM ALINMASI” anlaşmasından başka bir şey değildi.

Zira Türkiye’de bu anlaşmayı imzalamasının ardından 3 sene sonra tüm borçlarını ödeyebilecek tek bir kulüp yok.

Bu anlaşmanın çok “Kritik” bir maddesi daha var…

Bankalar ile bu anlaşmayı imzalayan kulüplerin yöneticileri bu alınacak krediye “ŞAHSİ” kefalet vermek zorunda.Yani 3 sene sonra o kulüp borcunu ödeyemezse banka gelecek ve bizzat anlaşmaya imza atan o kulübün başkanından parayı tahsil edecek.

Yani Fenerbahçe bu anlaşmayı imzalasa ve 3 sene sonra bu borçların tamamını ödeyemezse Başkan Ali Koç’a gelecekler ve yaklaşık 2 milyar TL isteyecekler.

Ali Koç kim? AKP’nin “Soğuk Savaş sürdürdüğü”, 3 büyük kulüpte “Belirleyici rol oynayan” KOÇ HOLDİNG Yönetim Kurulu Başkan Vekili.
Peki Ali Koç’un Yönetim Kurulu Başkan Vekili olduğu Koç Holding’in en önemli faaliyet alanlarından birisi hangi “Stratejik” sektör? Savunma Sanayii…

Yani “Damat” Selçuk Bayraktar ve “Yandaş” Ethem Sancak’ın sektöründeki bölüm…

***

Şartlar böyle olunca doğal olarak Fenerbahçe ise bu anlaşmayı imzalamayı reddeden tek kulüp oluyordu.Özel bankalardan daha uygun şartlarda yapılandırma anlaşması yapma imkanı bulan Fenerbahçe “Kulübü ipotek altına alan” bu anlaşmayı reddediyor ve başka kulüpleri de uyarıyordu.

Fenerbahçe bu anlaşmanın ancak 10 yıllık bir vadeye yayılması halinde mantıklı ve imzalanabilir olduğunu savunuyor ve TFF’yi bunu kabul etmesi için zorluyor.

Bu hali ile hayata geçirilen “Yapılandırma” planın 3 maksimum sene- ki bu anlaşmaya imza atan kulüpler 3 seneye kalmadan iflas bayrağını çekeceklerdir- sonraki “ÖLDÜRÜCÜ DARBESİ” ve son aşaması olarak kurgulanıyor.

O aşama ise borçlarını ödeyemeyen tüm kulüplerin iflasını açıklaması ve bu kulüplerin ölü fiyatına başta Katarlı “Özel dostlar” tarafından satın alınarak yeni bir rant alanı oluşturulması ve bu tamamen AKP tarafından kontrol edilecek rant alanından milyarlarca dolarlık gelirin AKP “havuzuna” akması.

Bu arada tüm kulüpler AŞ statüsünde olup borsada işlem gördüklerinden ötürü,borsada da kulüp hissesini satın alan çok sayıda küçük yatırımcının düşeceği durumu,edeceği zararları ise böylesi önemli bir planda önemseyen yok.

***

Peki Fenerbahçe bu “Esir alma anlaşmasını” imzalamayı reddedince ne oldu? TFF “yanlış hesap” sistemleri ile Fenerbahçe’nin elini kolunu bağlayan,transfer yapmasını imkansız hale getirecek “TRANSFER LİMİTLERİNİ” getirdi.

Ali Koç’un karşı hamlesi ise KOÇ HOLDİNG’in en büyük şirketlerinden TÜPRAŞ’ı Fenerbahçe’ye sponsor yapmak oldu..

***

Evet sevgili okuyucularımız günlerdir kamuoyunda çokça tartışılan “Transfer limiti” tartışmalarının arka planındaki mücadele budur.

AKP 3 büyük kulübü tasfiye edeceği ve Başakşehir ve Trabzonspor başta olmak üzere kendi nüfuz alanını geliştireceği,Fedarasyonu kendisi, dizayn edeceği,İDDAA ihalesi gelirlerini kendi “Emanetçisine” bırakacağı bir dizayn ile hem milyarlarca dolarlık futbol endüstrisindeki ranta tek başına sahip olmayı,hem de bu devasa endüstride yıllardır tasfiye demediği büyük sermaye grubu KOÇ’un etkinliğini kırmak istiyor.

AKP aynı zamanda 3 büyük kulüp taraftarının büyük kitlelerin ve tribünlerinin kendisi aleyhinde olmasından,ilerleyen dönemlerde statlarda başlayabilecek protesto dalgasının yayılarak büyük bir ateşin kıvılcımını yakmasından da endişeli.

Kitleleri uyuşturmak için en önemli araçlardan birisi olarak “FUTBOLDA DA MUTLAK HAKİMİYET” bu nedenle AKP için son derece önemli,
AKP plan program yapıyor yapmasına ama unutmamalıdır ki kafasında hayalini kurduğu “ 3 BÜYÜKLERİN TASFİYE EDİLDİĞİ SÜPER LİG” hayali işlemez zira Türk futbolu bu 3 büyük kulüp olmadan yürümez.

Olay Ali Koç-Fenerbahçe olayı değildir,Türk futbolu ve kulüpler yeni, bir dizayn içerisinde “Esir alınmaya” çalışılmaktadır.

Ve dostlar yukarıda yazdıklarımız ışığında bir kez daha söylemek gerekir ki; FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan’a geçti


Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan’a geçti

31 Ağustos 2019

Emekli Albay Ümit Yalım: Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan’a geçti’

Emekli Albay Ümit Yalım, “Bu iktidar önce Ege’de, Yunanistan’a geçen 17 adanın hesabını versin” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “1923’te Lozan’a razı ettiler. Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar” sözlerine ilişkin emekli Albay Ümit Yalım “Lozan’ın en büyük zaferi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu iktidar önce Ege’de, Yunanistan’a geçen 17 adanın hesabını versin” dedi.

“İşgal 2004’te başladı. 2004’ten itibaren Erdoğan ve AKP hükümetleri, vatan topraklarını Yunan askerine teslim ettiler” diyen Yalım “Bunun o dönemde AB’den müzakere tarihi alabilmek için verilen bir taviz olduğu söyleniyor” ifadelerini kullandı.

Sözcü’den Özlem Gürses’in haberine göre, Osmanlı hayranları ile Cumhuriyetçilerin bitmeyen tartışması “Lozan Antlaşması” bir kez daha gündemde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtarlarla yaptığı toplantıda söylediği “Lozan Antlaşması bir zafer değildir” cümlesi günlerdir konuşuluyor.

“Lozan Antlaşması zafer midir, hezimet mi?” Sorusuna Yalım şu yanıtları verdi:
Lozan’ın en büyük zaferi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu iktidar önce Cumhuriyet tarihinin en büyük toprak kaybına nasıl izin verdiğinin hesabını versin! AKP döneminde Ege’de 17 ada, Yunanistan’a geçti. Bu adalarda Yunan belediyeleri var. İzmir, Aydın ve Muğla sınırlarındaki 17 ada ve bir kayalığımızda artık sadece Yunan varlığı var.

2004’ten itibaren Erdoğan ve AKP hükümetleri, vatan topraklarını Yunan askerine teslim ettiler. İşgal 2004’te başladı. Bunun o dönemde AB’den müzakere tarihi alabilmek için verilen bir taviz olduğu söyleniyor. Diğer bir iddia da 6-7 Eylül olaylarından sonra Türkiye’den göç eden Rumların mallarına karşılık olarak bu adaların verildiği…

Ümit Yalım, Kuleli Askeri Lisesi mezunu. Bosna’da NATO subaylığı, Irak Savaşı sırasında Ürdün’de Askeri Ataşelik, Genelkurmay Karargahı’nda Harbe Hazırlık Şubesi ve Harekat Komuta Merkezi Amirlikleri, son olarak da Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.

Gizli mutabakat yapıldı

Bu gizli bir mutabakat. Kayıtları var mı bilmem. 2006’dan itibaren Türkiye ile Yunanistan arasında istikşafi görüşmeler başladı. Bu görüşmeler maalesef gizli olarak, Türkiye’den üç diplomat, Yunanistan’dan da iki diplomat ve bir amiral tarafından yürütüldü. Kamuoyuna bilgi verilmedi.

Sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir personeli olarak benim de haberim yoktu, ta ki 2008’deki bir hava sahası ihlaline kadar.

Genelkurmay Başkanlığı’nda Komuta ve Harekât Merkezi’nin amiriydim. Bir gün, bir hava sahası ihlali oldu. Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı hava ihlali yaparak Bulamaç Adası’na indiler. Bulamaç Adası, Didim açıklarında, Türkiye toprağı. Tabii şaşırdım, elimde harita var, dedim ki “Bu adamların bizim adada ne işi var?” Bir araştırdık ki ada işgal edilmiş!

Yunan Belediyesi, Yunan askerleri var o adada. Sadece onda değil, başka adalarımızda da. Zaten Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı da askerlerinin Noel’ini kutlamak için gitmişler adaya.

Bunun üzerine olay büyüdü. 4-5 gün sonra, Ocak 2009’da, bu kez Yunan Cumhurbaşkanı yine bizim olan Eşek Adası’na indi ve oradaki Yunan sancağını selamladı! Bir de baktık ki, dehşet bir durum var, Yunan Cumhurbaşkanı, adadaki belediyeyi ziyaret ediyor.

Belediyenin levhasının önünde poz veriyorlar, ve o levhada şöyle yazıyor: Yunanistan Belediyesi, 12 Ada Bölgesi, Eşek Adası nahiyesi ! Bakın, artık fiilen işgal olduğu gibi Yunanistan bu adaları hukuken de kendi ülke sınırları içine almış.

Ben 18 Mayıs 2011’de muhabirlerle adaya gitmek istedim. Kendi vatan toprağıma pasaportla girdim! O belgeler ve resimler de Türk medyasında yayınlandı. O adalar boştu. Ama bu toprakları bizim hükümetin alenen vermesi üzerine, Yunanistan’dan önce askerler, sonra da Yunan vatandaşları getirilip buraya yerleştirildi.

En büyük toprak kaybımız
Bu Cumhuriyet tarihimizin en büyük toprak kaybıdır! Ayrıca, bu adaların karasuları var, bitişik bölgesi, kıta sahanlığı var. AKP hükümeti Ege Denizi’nin kontrolünü Yunanistan’a vermiş oldu böylece.

Bulamaç ve Eşek adaları, ismen belirtilerek herhangi bir anlaşma ile hiçbir ülkeye devredilmemiş, Osmanlı Adası kimliğini korumaktaydı. İddia edildiği gibi Yunan adaları değiller. Her iki adanın da Lozan Barış Antlaşması Madde 12 gereği silahsızlandırılmış olmaları gerekmektedir. Ama bu adalarda artık Yunan askerleri var.

Bu hükümet Ege’de veriyor, Kıbrıs’ta vermeye çalışıyor, Doğu’da PKK’ya teslim ediyor, Suriye’de Süleyman Şah Türbesi’nin yerini değiştiriyor. Şu anda AKP hükümetinin dış politikası da bu yönde… Anayasaya aykırı hareket ediyorlar. Meclis’te CHP ve MHP’den namuslu ve şerefli milletvekilleri, bu adalar konusunda 100’e yakın soru önergeleri verdiler. Hiçbir sonuç yok.

Hükümet kabul etti

Sözcü manşet yaptı, AKİT gazetesi bile bu haberi manşetten verdi, Yeni Şafak ve TRT haberi aktardı, hükümet işgali kabul etti, ama 5 yıldır CHP ve MHP genel başkanları bu konuda tek kelime söylemediler. CHP ve MHP bunun üzerine gitseydi, AKP baraja bile takılırdı. Çünkü milletimiz vatan topraklarını Yunanistan’a teslim edenlere oy vermez! Bu kadar açık ve net.

O işgal edilen adalara Fener Rum Patrikhanesi tarafından papaz gönderilmiş. Patrikhanenin kendi internet sitesinde bu bilgi var. Patrik, Türk vatandaşı. Bu görevlendirme yasaya aykırı. Ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı buna da sesini çıkarmadı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Erdoğan’ın kaldığı otele saldıran askerlerden ikisinin Keçi Adası’nda saklandığı ortaya çıktı. Keçi Adası bize ait. Burada aramayı bizim yapmamız lazım. Ama ne yazık ki biz Keçi Adası’na asker gönderemedik! Neden? Çünkü pasaportla girmemiz gerek. Orada Yunan askeri var artık. Dolayısı ile aramayı Yunan komandoları yaptı!

Sorumluların yargılanmaları gerekir. Binali Yıldırım, Başbakan olunca gördük ki, kendi seçim bölgesi olan Koyun Adası’na pasaportla girmiş! Koyun Adası, İzmir’e bağlı. Türkiye Başbakanı vatan toprağına pasaportla giriyor, hem de Yunan gümrüğünden geçerek! Daha da vahim bir şey var.

Yıldırım, teknedeki Türk Bayrağı’nı rulo yaparak saklıyor ve tekneye Yunan Bayrağı çekiyor! Bu şekilde 3 kere gitti Koyun Adası’na. Milletin gözüne bakarak “Tek bayrak” diyen Başbakan, Yunan Bayrağı ile vatan toprağına gidiyor. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde savcıların bu işin peşine düşmesi lazım.