EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan’a geçti


Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan’a geçti

31 Ağustos 2019

Emekli Albay Ümit Yalım: Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan’a geçti’

Emekli Albay Ümit Yalım, “Bu iktidar önce Ege’de, Yunanistan’a geçen 17 adanın hesabını versin” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “1923’te Lozan’a razı ettiler. Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar” sözlerine ilişkin emekli Albay Ümit Yalım “Lozan’ın en büyük zaferi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu iktidar önce Ege’de, Yunanistan’a geçen 17 adanın hesabını versin” dedi.

“İşgal 2004’te başladı. 2004’ten itibaren Erdoğan ve AKP hükümetleri, vatan topraklarını Yunan askerine teslim ettiler” diyen Yalım “Bunun o dönemde AB’den müzakere tarihi alabilmek için verilen bir taviz olduğu söyleniyor” ifadelerini kullandı.

Sözcü’den Özlem Gürses’in haberine göre, Osmanlı hayranları ile Cumhuriyetçilerin bitmeyen tartışması “Lozan Antlaşması” bir kez daha gündemde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtarlarla yaptığı toplantıda söylediği “Lozan Antlaşması bir zafer değildir” cümlesi günlerdir konuşuluyor.

“Lozan Antlaşması zafer midir, hezimet mi?” Sorusuna Yalım şu yanıtları verdi:
Lozan’ın en büyük zaferi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu iktidar önce Cumhuriyet tarihinin en büyük toprak kaybına nasıl izin verdiğinin hesabını versin! AKP döneminde Ege’de 17 ada, Yunanistan’a geçti. Bu adalarda Yunan belediyeleri var. İzmir, Aydın ve Muğla sınırlarındaki 17 ada ve bir kayalığımızda artık sadece Yunan varlığı var.

2004’ten itibaren Erdoğan ve AKP hükümetleri, vatan topraklarını Yunan askerine teslim ettiler. İşgal 2004’te başladı. Bunun o dönemde AB’den müzakere tarihi alabilmek için verilen bir taviz olduğu söyleniyor. Diğer bir iddia da 6-7 Eylül olaylarından sonra Türkiye’den göç eden Rumların mallarına karşılık olarak bu adaların verildiği…

Ümit Yalım, Kuleli Askeri Lisesi mezunu. Bosna’da NATO subaylığı, Irak Savaşı sırasında Ürdün’de Askeri Ataşelik, Genelkurmay Karargahı’nda Harbe Hazırlık Şubesi ve Harekat Komuta Merkezi Amirlikleri, son olarak da Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.

Gizli mutabakat yapıldı

Bu gizli bir mutabakat. Kayıtları var mı bilmem. 2006’dan itibaren Türkiye ile Yunanistan arasında istikşafi görüşmeler başladı. Bu görüşmeler maalesef gizli olarak, Türkiye’den üç diplomat, Yunanistan’dan da iki diplomat ve bir amiral tarafından yürütüldü. Kamuoyuna bilgi verilmedi.

Sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir personeli olarak benim de haberim yoktu, ta ki 2008’deki bir hava sahası ihlaline kadar.

Genelkurmay Başkanlığı’nda Komuta ve Harekât Merkezi’nin amiriydim. Bir gün, bir hava sahası ihlali oldu. Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı hava ihlali yaparak Bulamaç Adası’na indiler. Bulamaç Adası, Didim açıklarında, Türkiye toprağı. Tabii şaşırdım, elimde harita var, dedim ki “Bu adamların bizim adada ne işi var?” Bir araştırdık ki ada işgal edilmiş!

Yunan Belediyesi, Yunan askerleri var o adada. Sadece onda değil, başka adalarımızda da. Zaten Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı da askerlerinin Noel’ini kutlamak için gitmişler adaya.

Bunun üzerine olay büyüdü. 4-5 gün sonra, Ocak 2009’da, bu kez Yunan Cumhurbaşkanı yine bizim olan Eşek Adası’na indi ve oradaki Yunan sancağını selamladı! Bir de baktık ki, dehşet bir durum var, Yunan Cumhurbaşkanı, adadaki belediyeyi ziyaret ediyor.

Belediyenin levhasının önünde poz veriyorlar, ve o levhada şöyle yazıyor: Yunanistan Belediyesi, 12 Ada Bölgesi, Eşek Adası nahiyesi ! Bakın, artık fiilen işgal olduğu gibi Yunanistan bu adaları hukuken de kendi ülke sınırları içine almış.

Ben 18 Mayıs 2011’de muhabirlerle adaya gitmek istedim. Kendi vatan toprağıma pasaportla girdim! O belgeler ve resimler de Türk medyasında yayınlandı. O adalar boştu. Ama bu toprakları bizim hükümetin alenen vermesi üzerine, Yunanistan’dan önce askerler, sonra da Yunan vatandaşları getirilip buraya yerleştirildi.

En büyük toprak kaybımız
Bu Cumhuriyet tarihimizin en büyük toprak kaybıdır! Ayrıca, bu adaların karasuları var, bitişik bölgesi, kıta sahanlığı var. AKP hükümeti Ege Denizi’nin kontrolünü Yunanistan’a vermiş oldu böylece.

Bulamaç ve Eşek adaları, ismen belirtilerek herhangi bir anlaşma ile hiçbir ülkeye devredilmemiş, Osmanlı Adası kimliğini korumaktaydı. İddia edildiği gibi Yunan adaları değiller. Her iki adanın da Lozan Barış Antlaşması Madde 12 gereği silahsızlandırılmış olmaları gerekmektedir. Ama bu adalarda artık Yunan askerleri var.

Bu hükümet Ege’de veriyor, Kıbrıs’ta vermeye çalışıyor, Doğu’da PKK’ya teslim ediyor, Suriye’de Süleyman Şah Türbesi’nin yerini değiştiriyor. Şu anda AKP hükümetinin dış politikası da bu yönde… Anayasaya aykırı hareket ediyorlar. Meclis’te CHP ve MHP’den namuslu ve şerefli milletvekilleri, bu adalar konusunda 100’e yakın soru önergeleri verdiler. Hiçbir sonuç yok.

Hükümet kabul etti

Sözcü manşet yaptı, AKİT gazetesi bile bu haberi manşetten verdi, Yeni Şafak ve TRT haberi aktardı, hükümet işgali kabul etti, ama 5 yıldır CHP ve MHP genel başkanları bu konuda tek kelime söylemediler. CHP ve MHP bunun üzerine gitseydi, AKP baraja bile takılırdı. Çünkü milletimiz vatan topraklarını Yunanistan’a teslim edenlere oy vermez! Bu kadar açık ve net.

O işgal edilen adalara Fener Rum Patrikhanesi tarafından papaz gönderilmiş. Patrikhanenin kendi internet sitesinde bu bilgi var. Patrik, Türk vatandaşı. Bu görevlendirme yasaya aykırı. Ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı buna da sesini çıkarmadı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Erdoğan’ın kaldığı otele saldıran askerlerden ikisinin Keçi Adası’nda saklandığı ortaya çıktı. Keçi Adası bize ait. Burada aramayı bizim yapmamız lazım. Ama ne yazık ki biz Keçi Adası’na asker gönderemedik! Neden? Çünkü pasaportla girmemiz gerek. Orada Yunan askeri var artık. Dolayısı ile aramayı Yunan komandoları yaptı!

Sorumluların yargılanmaları gerekir. Binali Yıldırım, Başbakan olunca gördük ki, kendi seçim bölgesi olan Koyun Adası’na pasaportla girmiş! Koyun Adası, İzmir’e bağlı. Türkiye Başbakanı vatan toprağına pasaportla giriyor, hem de Yunan gümrüğünden geçerek! Daha da vahim bir şey var.

Yıldırım, teknedeki Türk Bayrağı’nı rulo yaparak saklıyor ve tekneye Yunan Bayrağı çekiyor! Bu şekilde 3 kere gitti Koyun Adası’na. Milletin gözüne bakarak “Tek bayrak” diyen Başbakan, Yunan Bayrağı ile vatan toprağına gidiyor. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde savcıların bu işin peşine düşmesi lazım.

YOLSUZLUK DOSYASI : BU KADAR PARA NEREYE GİDİYOR ??? AKP’Lİ BELEDİYE ÇOCUKLARA İMAMLI DERS VERDİ 8 MİLYON HARCADI


BU KADAR PARA NEREYE GİDİYOR ??? AKP’Lİ BELEDİYE ÇOCUKLARA İMAMLI DERS VERDİ 8 MİLYON HARCADI

AKP’li Selçuklu Belediyesi’nin 2012 yılında başlattığı “Değerler Eğitimi Projesi” kapsamında harcanan para 8 milyon TL’ye ulaştı. Öğretmenler yerine imamların ders verdiği proje kapsamındaki etkinlikler için yalnızca 2019 yılında 1 3 milyon TL harcandı.

10 Mart 2020

Bu kadar para nereye gidiyor? AKP’li belediye çocuklara imamlı ders verdi 8 milyon harcadı

Konya Selçuklu Belediyesi’nin 2012 yılında “Öğrencileri ahlaki kararlar ve davranışlar sergilemelerine yardımcı olacak değerler ile donatmak” gerekçesiyle başlattığı ‘Değerler Eğitimi Projesi’ kapsamında bugüne kadar 8 2 milyon TL harcandı.

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre pedagojik açıdan uygun olmayan görseller içeren kitapların öğrencilere dağıtıldığı proje için 2017 yılında 844 bin TL harcanırken 2018 ve 2019 yıllarındaki toplam harcama 3 4 milyon TL’ye ulaştı.

Selçuklu Değerler Eğitimi Projesi’nin (SEDEP) maliyeti 2012 yılından bugüne katlanarak arttı. Selçuklu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde SEDEP Koordinatörlüğü oluşturulduğu burada görev alan okul müdürlerinin okullarına gitmeden maaş aldığı da öne sürüldü. İktidara yakınlığı ve provokatif haberleri ile bilinen Yeni Akit’teki yazılarında kadınları hedef alan Yavuz Bahadıroğlu da “Yazarlar Buluşması” adı altında öğrencilerle bir araya getirildi.

MANEVİ DEĞERLER

Selçuklu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi işbirliğiyle yürütülen SEDEP’in ilk kapsamlı etkinlik düzenlediği yıl 2014 oldu. 2014 yılında SEDEP kapsamında yapılan öykü resim ve kısam film yarışması ve yılsonu şenliği gibi etkinlikler için 419 bin TL harcandı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ayşe Türkmenoğlu AKP Konya Milletvekili olarak görev yaptığı dönemde projeyi “Kitap ve kırtasiye ihtiyaçları karşılanan öğrencilerin manevi değerlere olan ihtiyacı da SEDEP ile karşılanacak” sözleriyle savundu. Projenin organizasyon hizmeti için 2014 yılında harcanan 419 bin TL’nin yanı sıra 1 4 milyon TL de SEDEP kapsamında öğrencilere dağıtılan kitapların temini için tüketildi.

Selçuklu Belediyesi projenin 2015-2016 dönemindeki etkinliklerin organizasyonu için harcadığı para ise 447 bin TL olarak gerçekleşti. 2015 yılındaki teması “Saygı” olan proje doğrultusunda yapılan etkinliklerin tamamına yakını AKP propagandasına dönüştü. 2015-2016 eğitim öğretim yılının açılışı nedeniyle SEDEP kapsamında Oğuz Kağan İlkokulu’nda gerçekleştirilen etkinliğe AKP Konya Milletvekili Hüsniye Erdoğan’ın yanı sıra AKP Selçuklu Teşkilatı yöneticileri de katıldı.

Proje 2016 yılında önceki yılların iki katı üzerinde maliyetle gerçekleştirildi. SEDEP’in “Türkiye değerlerini tanıyor” sloganıyla 2016 yılında yaptığı organizasyonlar için belediyenin kasasından 950 bin TL çıktı. Yoğunlukla öğrenci ve öğretmen seminerlerinin gerçekleştirildiği SEDEP’in 2016 yılı etkinliklerinde yine AKP’li isimler hazır bulundu.

MALİYET KATLANDI

SEDEP etkinliklerinin organizasyon hizmeti alım işinin maliyeti 2018 yılında 2 1 milyon TL’ye fırladı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin 2016 yılında düzenlediği Ramazan etkinliğinde kullandığı “Tecavüz etmeyi anasının yanında kendi evinde izleyen çocuğa ‘Özgecan’a niye dokundun?’ diye soramazsın” sözleriyle kamuoyunun gündemine gelen Nurten Ceceli de SEDEP’in 2018 yılı etkinliklerinden birinde konuşmacı olarak yer aldı.

İKİ YILDA 3 4 MİLYON TL

Selçuklu Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü’nün mali hesaplarına göre projenin 2019 yılındaki maliyeti ise 1 3 milyon TL ile ifade edildi. Böylelikle “Öğrencileri ahlaki değerler kazandırmak” amacıyla başlatılan SEDEP için yalnızca 2018 ve 2019 yıllarında harcanan para 3 4 milyon TL oldu.

LİNK : https://www.gercekgundem.com/egitim/163827/bu-kadar-para-nereye-gidiyor-akpli-belediye-cocuklara-imamli-ders-verdi-8-milyon-harcadi

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI /// BARIŞ PEHLİVAN /// Derin cinayetin üstü kapatılıyor mu : Öldürülen AKP’li yöneticinin telefonu adliyede silindi


BARIŞ PEHLİVAN /// Derin cinayetin üstü kapatılıyor mu : Öldürülen AKP’li yöneticinin telefonu adliyede silindi

Sizi öldürenlerle ölümünüzü araştıranlar arasında bir bağ kurulursa, faili meçhul nedir?

Diyelim ki; öldürüldünüz…

Ardınızda bıraktığınız seveniniz varsa, onlar her gün nasıl ölür?

Sizi öldürenlerle ölümünüzü araştıranlar arasında bir bağ kurulursa, faili meçhul nedir?

Canınıza sahip çıkamayan devlet nasıl can çekişir?

Hazırsanız, yeni yılın ilk günlerinde canınızı sıkacağım.

(Öldürülen Ahmet Kurtuluş, aralarında istihbaratçıların, askerlerin ve yargı mensuplarının da olduğu bir karede…)

ASLINDA NE ÖLDÜRÜLDÜ

30 Mayıs 2019 akşam saatleri…

İzmir’de bir suikast gerçekleşti.

Anadolu Ajansı’nın cinayet haberinde “iş adamı” diye tanıttığı, eski AKP İzmir İl Başkan Yardımcısı olduğunu gizlediği Ahmet Kurtuluş’tu öldürülen.

Ahmet Kurtuluş, aynı soyada sahip olduğu Serkan Kurtuluş’un liderliğindeki suç örgütüne yardım etmekle suçlanıyordu.

İddia o ki; gözaltına alınacak FETÖ şüphelilerinin listesini Serkan Kurtuluş’a sızdırmakta aracıydı. Çete, dönemin İzmir İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’den alındığı belirtilen bu listedeki Fethullahçılara, cezaevi öncesi bir çıkış kapısı sağlıyordu.

Kimi Fethullahçılar da, polis süsü verilerek çete tarafından kaçırılıyor, kamera karşısında çıplak tutuluyor, dövülüyor, para vermek zorunda bırakılıyordu.

İçinde siyasetçinin, istihbaratçının, savcının ve mafyanın olduğu bir organizasyondu. FETÖ Borsası işletiliyordu. Özetle, Susurluk gibiydi.

69 sanıklı bir dava açıldı açılmasına ama, örgüt lideri Serkan Kurtuluş Gürcistan’a kaçtı. Batum’da tutuklanması da, şüpheli bir şekilde serbest bırakılması da aniden oldu.

Çeteye “para kopartılacak” FETÖ’cülerin ismini sızdırmakla suçlanan İstihbaratçı Kudret Dikmen tutuksuzdu, Emniyet’te pasif görevde tutuluyordu.

Ahmet Kurtuluş ise ev hapsindeydi. Duyuldu ki; etkin pişmanlıktan yararlanmış, itirafçı olmuş ve FETÖ Borsası’na dair bildiklerinin çok az bir kısmını anlatmıştı. Gelin görün ki, o “çok az” anlattıkları bile taşları yerinden oynatmaya yetti. 26 Ekim 2018’de anlattıklarının sadece firari Serkan Kurtuluş’a değil, siyasilere ve bazı yargı mensuplarına da uzandığı öne sürülüyordu.

Tek konuşandı İzmir’deki FETÖ Borsası’nda…

Verdiği ifadeler, vereceklerinin teminatıydı.

Ve bir gün…

Tesadüf müdür:

Tıpkı, hakkındaki iddianamede suçlandığı yöntemle…

Kendisine “polis süsü” veren birileri tarafından, evinde, 5 yaşındaki oğlunun gözlerinin önünde öldürüldü.

Kimdi öldüren?

Tetikçi Yener Toğa hemen “Serkan Kurtuluş” adını verdi. Neydi bu acele? Zaten firarda olan Serkan Kurtuluş ismi, topu taca atmak değil miydi? Velev ki, tetikçi Serkan Kurtuluş’tan emir aldı… Kurtuluş’a emir verenler de var mıydı?

Zira; asıl soru şuydu:

Ahmet Kurtuluş’un anlattıkları mı cezalandırıldı, daha anlatacakları mı engellendi? Belki de hiç yanıt bulamayacak bir soruydu bu.

KAYIP GÖRÜŞMELER

Ve işte…

Bu çok şüpheli cinayetin soruşturmasında karanlık bir gelişme yaşandı.

Olması gerektiği gibi; soruşturmayı yürüten İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, hem öldürülen Ahmet Kurtuluş’un hem de cinayet şüphelilerinin telefonlarının kopyalarını bilirkişiye verdi. Adli bilirkişi, cinayetten 5 buçuk ay sonra, 12 Kasım tarihinde raporunu tamamladı.

Gelin görün ki…

Bilirkişi, öldürülen Kurtuluş’un 3 adet cep telefonunu ve 2 adet sim kartını inceleyip şunu yazdı:

“Telefon içerisinde kurulan iletişimi içerir arama, aranma ve mesaj kayıtları ya da ses kaydını içerir herhangi bir bilgi ya da bulgunun bulunmadığı tespit edilmiştir.”

Yani, özetle deniyordu ki:

“Ahmet Kurtuluş’un öldürülmeden önce kiminle neler konuştuğu ve neler yazıştığı telefonunda yok!”

Bu doğru olamazdı.

Bu kadar kritik bir ismin telefonu da toprağın altına gömülmek isteniyordu.

Kaldı ki…

Bilirkişinin bulamadıkları başkalarının telefonunda vardı.

Ahmet Kurtulmuş 2 ayrı hattında, hem WhatsApp hem de Signal iletişim programlarını kullanıyordu.

Bakın…

Cinayetin işlendiği saatlerde, kızı babasına WhatsApp’tan ne yazmıştı:

Bakın…

Cinayetin işlendiği gün ve öncesinde, eşi Ahmet Kurtuluş’la telefonda ne kadar süre görüşmüştü:

Bakın…

Ahmet Kurtuluş ile avukatları WhatsApp’tan ve Signal programı üzerinden nasıl iletişim halindeydi:

Evet…

Bilirkişi raporunda incelenen telefon ve sim kartlarda olması gereken ama, “bulunamayan” iletişim kayıtlarının bir bölümü yukarıdakilerdi.

KİM NEDEN SİLDİ

O halde…

Şu korkunç şüphe çırılçıplak duruyordu:

Ya yeminli bilirkişi yeminine sadık değildi…

Ya öldürülen Ahmet Kurtuluş’un cep telefonu İzmir Adliyesi’nde saklı tutulduğu sırada, birileri telefondaki iletişim kayıtlarını sildi.

Ya da her iki skandal da birlikte yaşandı.

Farzedelim ki; birileri WhatsApp’ı, Signal’i ve telefonların iletişim geçmişini adli emanetteyken sildi…

Peki…

Öldüren Yener Toğa’nın telefonu için “WhatsApp programının silindiği ancak, sistem dosyalarının kalıntılarının mevcut olduğu tespit edilmiştir” diyen bilirkişi, aynı kalıntıları neden öldürülen Kurtuluş’un telefonunda bulamadı?

O zaman sır şuydu: Ahmet Kurtuluş öldürülmeden önce kimlerle görüştü ve telefonundan silinen yazışmalarda neler vardı?

“ÇOK FAİLLİ KONSORSİYUM”

Bakın…

Şu an cezaevlerinde, yıllar yıllar önce telefon kayıtlarını değiştirip kumpaslar kuran Fethullahçı polisler ve savcılar var.

Gelin görün ki…

Çok ağır bedeller ödediğimiz bu örgütle mücadele sadece onların şahsi isimleriyle değil, yarattıkları ve miras bıraktıkları hukuksuzlukla olmalıydı.

Ama kaç kez yazdık ki; maalesef değişen sadece aktörlerdi.

Şu şüpheye bakar mısınız:

“FETÖ’nün Kandil’i” denilen İzmir’de, FETÖ ile mücadelenin Kabe’si olması gereken adliyede, FETÖ ile mücadeleyi ranta dönüştüren ağın öldürülen isminin telefonu, FETÖ yöntemleriyle silindi.

Sahi…

Cinayeti işleyen tetikçinin “emri ondan aldım” dediği Serkan Kurtuluş’un 3 hafta önce sosyal medyadan attığı “Bazı suikastlar çok failli bir konsorsiyum işidir! Tıpkı Ahmet Kurtuluş cinayeti gibi” mesajı ne anlama geliyordu?

Barış Pehlivan

Odatv.com